Halaçlar
Daha fazla eylem
Halaçlar, günümüzde büyük ölçüde İran'da yaşayan bir Türk halkıdır. İran'daki Halaçların bir bölümü Halaççayı konuşmayı sürdürürken, önemli bir kısmı zamanla Farslaşmıştır.
Afganistan'da yaşayan Halaçların önemli bir bölümü ise Peştunlaşmıştır. Bu nedenle Afganistan'dan Hindistan'a göç ederek Delhi'de hüküm süren Halacî Hanedanı'nın mensupları, diğer Türk soyluları tarafından çoğunlukla Peştun kabul edilmiştir. Günümüzde en büyük Peştun kabilelerinden biri olan Gılzayların (Ghilji) adının Halaçlardan geldiği ve bu kabilenin ilk çekirdeğini Halaçların oluşturduğu kabul edilmektedir.
Etimoloji
Halaç adının kökeni konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Halaçlardan ilk söz eden yazar olarak genellikle XI. yüzyılda yaşayan Kaşgarlı Mahmud gösterilmektedir. Kaşgarlı, Dîvânu Lugâti't-Türk'te topluluğun adını Kal Açbiçiminde kaydetmiş, bunun zamanla Halaç (Xalaj) şekline dönüştüğünü belirtmiştir. Ayrıca Oğuzlar ve Kıpçakların h (x) sesini k olarak telaffuz ettiklerini ifade ederek Halaçların konuşma özelliklerine örnekler vermiştir.
Türkolog Yury Zuev ise adın aslının Halaç olduğunu, birçok Orta Çağ Türk lehçesinde görülen ses değişmesi sonucunda ön seste bulunan h- sesinin q- sesine dönüşmesiyle Qalaç biçiminin ortaya çıktığını ileri sürmüş; kelimenin kökenini ala, alaç, alaça ("alaca, benekli, renkli") sözcükleriyle ilişkilendirmiştir.
Buna karşılık Vladimir Minorsky, en eski Türkçe biçimin Qalaj (Qalaç) olduğunu, Arapça kaynaklarda Türkçedeki qsesinin h/x sesine dönüşmesi sonucunda adın Halaç (Xalaj) şeklinde kaydedildiğini savunmuştur.
Köken
Halaçların kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Josef Markwart, Hârizmî'nin verdiği bilgilere dayanarak Halaçların Ak Hun (Eftalit) konfederasyonunun kalıntıları olduğunu savunmuştur. Bu görüşü benimseyen bazı araştırmacılar, Halaçları zamanla Türkleşen Hint-Avrupa veya İranî kökenli topluluklarla ilişkilendirirken, David Bivar onların başlangıçtan itibaren Türkçe konuşan bir topluluk olduğunu, Orta Çağ'da İranî topluluklarla aynı siyasi birlik içinde yer aldıklarını ileri sürmüştür.
Buna karşılık Nicholas Sims-Williams, arkeolojik verilerin Halaçların Ak Hunların doğrudan devamı olduğu görüşünü desteklemediğini belirtmiştir. Vladimir Minorsky ise Halaçların Ak Hunlarla etnik bakımdan değil, muhtemelen siyasi bakımdan ilişkili olduklarını savunmuştur.
Bazı araştırmacılara göre Halaçlar daha sonra Batı Göktürk Kağanlığı bünyesine katılmış, Batı Göktürk ve Türgiş kağanlıklarının yıkılmasının ardından yeniden bağımsız hareket etmeye başlamıştır. XI. yüzyıldan itibaren Selçuklu fetihleri sırasında Halaç grupları İran'a göç etmiş, bunların bir bölümü daha sonra Azerbaycan'a, bir bölümü ise Timur devrinden kısa süre önce Save'nin güneybatısına yerleşmiştir. Günümüzde Halaçların en önemli yerleşim alanlarından biri İran'ın Merkez (Markazi) eyaletidir. Buna karşılık, Farslaşma süreci sonucunda topluluğun önemli bir bölümü kendisini Fars olarak tanımlamakta, ancak Halaççayı konuşmayı sürdürmektedir.
Orta Çağ İslam kaynaklarında Halaçlar ile Karluklar zaman zaman birbirine karıştırılmıştır. Bunun başlıca nedeni iki adın Arap harfleriyle benzer biçimde yazılmasıdır. Bununla birlikte İbn Hurdâzbih, Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-Memâlik adlı eserinde Halaçları Karluklardan ayrı bir topluluk olarak göstermiştir. Muhammed b. Necîb Bekrân da Cihânnâme'sinde Karluk adının yanlışlıkla Halaç şeklinde yazıldığını belirtmiştir.
Reşîdüddin Fazlullah Hemedânî ise XIV. yüzyılda kaleme aldığı Câmiʿu't-Tevârîh'te Halaçları, Oğuzlar (Türkmenler) bünyesinde yer alan boylardan biri olarak zikretmiştir.
Tarih
Halaçlar, IX ve X. yüzyıl Müslüman coğrafyacıları İbn Hurdâzbih ve İstahrî'nin eserlerinde Ceyhun'u aşarak Orta Asya'dan Afganistan'a yerleşen ilk Türk topluluklarından biri olarak gösterilmektedir. İstahrî, Halaçların eski dönemlerde Hind ile Sicistan arasındaki, Gūr'un gerisinde kalan bölgeye yerleştiklerini kaydetmiştir. X. yüzyılda kaleme alınan Hudûdü'l-Âlem'de ise Gazne ve çevresinde yaşayan, koyun yetiştiriciliğiyle uğraşan ve mevsimlik yaylak-kışlak hareketi yapan konargöçer bir topluluk olarak tanıtılmışlardır.
XI. yüzyılda Utbî'nin Târîḫ-i Yemînî adlı eserine göre Gazneli Sebük Tegin'in 988 yılında Hindu Şahî hükümdarı Cayapala'yı yenmesinin ardından Laghman ile Peşâver arasındaki Halaçlar ve Afganlar Gazneli hâkimiyetini kabul etmiştir. Gazneli Mahmud döneminde çok sayıda Halaç Gazneli ordusunda görev almış, ancak daha sonra Sultan I. Mesud devrinde Gaznelilere karşı ayaklanmış ve üzerlerine bir cezalandırma seferi düzenlenmiştir.
1197 yılında Gurlu hükümdarı Muizzüddin Muhammed'in kumandanlarından Muhammed Bahtiyar Halaç Bihar'ı ele geçirmiş, ardından Bengal'e hâkim olarak Bengal Halacî Hanedanı'nı (1204-1227) kurmuştur.
Hârizmşah Devleti'nin Moğollar tarafından istilası sırasında çok sayıda Halaç ve Türkmen Peşâver'de toplanarak Seyfeddin İğrak'ın kuvvetlerine katıldı. 1221 yılında Celâleddin Hârizmşah'ın ordusunda yer alan Halaçlar, Parvan Savaşı'nda Moğolların yenilgiye uğratılmasında önemli rol oynadı. Ancak ganimet paylaşımı yüzünden çıkan anlaşmazlık üzerine Halaçlar ve müttefikleri ordudan ayrıldı. Kısa süre sonra Celâleddin İndus Savaşı'nda Cengiz Han'a yenildi. Daha sonra Moğollar, Celâleddin'den ayrılan Halaç, Türkmen ve Gurlu kuvvetlerini de ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalanların bir bölümü Multan'a giderek Delhi Sultanlığı hizmetine girdi.
Halaç boyuna mensup Celâleddin Halacî, 1290 yılında Memlük Hanedanı'na son vererek Delhi Sultanlığı'nda Halacî Hanedanı'nı kurdu. XIII. yüzyılda Atâ Melik Cüveynî de Târîḫ-i Cihângüşâ adlı eserinde, Moğolların Merv'e gönderdiği bir seferde Gazneli Halaçlar ile Afganlardan oluşturulan askerî birliklerden söz etmektedir.
Afganistan Halaçlarının Peştunlaşması
Gazneliler döneminden itibaren Halaçlar, çeşitli kaynaklarda sıkça Peştun topluluklarıyla birlikte anılmaktadır. Gazne ve Kalât-ı Gılzay çevresinde yaşayan Halaçların önemli bir bölümü zamanla Peştuca konuşan yerli halk arasında asimile olmuş ve Peştunlaşmıştır. Araştırmacıların bir kısmına göre bu topluluk, daha sonra ortaya çıkan Gılzay (Ghilji) kabilesinin çekirdeğini oluşturmuştur.
Halaçlar, yerli Peştunlarla evlilikler yaparak onların dilini, geleneklerini ve toplumsal hayatını benimsemiş; buna karşılık kendi kültürel unsurlarını da Hindistan'a taşımıştır. Bengal Halacî Hanedanı (1204-1227) ile Delhi Halacî Hanedanı'nın (1290-1320) kurucuları bu Halaç toplulukları arasından çıkmıştır. Dil değişimi ve Peştunlaşma süreci nedeniyle Delhi Sultanlığı döneminde Türk kökenli devlet adamları tarafından çoğu zaman Peştun (Afgan) olarak değerlendirilmişlerdir.
Yaklaşık 1200-1220 yıllarında Muhammed b. Necîb Bekrân'ın kaleme aldığı Cihânnâme'de, Halaçların Karluk ülkesi sınırlarından Zâbülistan'a göç ettikleri, Gazne çevresindeki bozkırlarda yaşadıkları, bölgenin iklimi sebebiyle fizikî görünümlerinin değiştiği ve dillerinin de farklılaştığı belirtilmektedir.