Hokand Hanlığı
Daha fazla eylem
Hokand Hanlığı, 1709 yılında Fergana Vadisi'nde Ming hanedanı tarafından kurulan bir Türkistan hanlığıdır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Orta Asya'nın önemli siyasi güçlerinden biri hâline gelen hanlık; Fergana Vadisi başta olmak üzere Taşkent, Hocend ve çevresindeki bölgelerde hâkimiyet kurdu. Ekonomik hayatında tarım, ticaret ve zanaatlar önemli bir yer tutarken, Hokand, Taşkent ve Margilan gibi şehirler dinî, kültürel ve ticari merkezler olarak gelişti. XIX. yüzyılda iç siyasi mücadeleler ve komşu devletlerle yaşanan çatışmalarla zayıflayan Hokand Hanlığı, Çarlık Rusyası'nın Türkistan'daki genişleme politikaları sonucunda 1876 yılında ortadan kaldırıldı ve toprakları Fergana Vilayeti adıyla Rus idaresine bağlandı.
Kuruluşu
Ming Boyu
Hokand Hanlığı'nı kuran Mingler, Özbek boyları arasında yer alan ve daha önce Cuci Ulusu topraklarında hüküm süren Ebü'l-Hayr Han'ın kurduğu göçebe Özbek Hanlığı'na bağlı bulunan bir topluluktu. Ebü'l-Hayr Han döneminde Özbek Ulusu'nu oluşturan boylardan biri olan Mingler, bu siyasî yapı içinde önemli bir yere sahipti. Özbek Ulusu, yerleşik ve göçer Türk-Moğol topluluklarının birleşmesiyle oluşmuş ve kaynaklarda “doksan iki boy Özbek” şeklinde anılmıştır. Bu boyların bir kısmını Moğol kökenli kabileler oluşturuyordu.
Ebü'l-Hayr Han'ın kurduğu Özbek Hanlığı'nın Kalmuk istilaları sonucunda zayıflaması ve dağılması sonrasında Mingler, bir süre aynı bölgede varlıklarını sürdürdüler. XVI. yüzyılın sonlarına doğru Buhara Hanlığı hükümdarı II. Abdullah Han (1583-1598) döneminde Tobol ve İrtiş çevresinden ayrılarak Maveraünnehir'e geldiler. Bu dönemde Deşt-i Kıpçak'tan gelen çok sayıdaki Türk-Moğol boyu II. Abdullah Han'a bağlılığını bildirdi ve farklı bölgelere yerleştirildi. Mingler de bu iskân siyaseti sonucunda Fergana Vadisi'ne yerleştirildi.
Minglerin Maveraünnehir'e gelişi, bölgenin nüfus yapısında değişikliklere yol açtı. Her ne kadar bölgedeki yerleşik Türkçe konuşan halklara göre sayıca daha az olsalar da farklı bölgelere dağıtılmış olan Özbek boyları, siyasî otoritenin zayıfladığı dönemlerde kendi güçlerini artırma imkânı buldu. Hokand Hanlığı'nın kurucu unsuru olan Mingler; Fergana Vadisi başta olmak üzere Semerkant, Buhara vahası, Surhanderya bölgesindeki Baysun, Şerabad ve Denov çevreleri, Harezm ve Tacikistan'ın Hisar bölgesinde de yaşamaktaydı. Ming boyunun bazı kolları ise Amu Derya'nın güneyindeki Belh bölgesine yerleşmişti.
Farklı bölgelere dağılan Mingler zaman içinde siyasî ve ekonomik şartlara bağlı olarak yer değiştirmeye devam etti. Zeravşan Vadisi'nde yaşayan Mingler üç büyük boya ayrılmıştı. Bunlar Tuğalı, Boğlon ve Uvok Tamgalı boylarıydı. Bu boylar kendi içlerinde çeşitli oymak ve uruğlardan meydana geliyordu. Tuğalı boyu Ahmat, Çağır, Tuyı Namaz ve Akşik gibi; Boğlon boyu Çibli, Kara ve Mirza gibi; Uvok Tamgalı boyu ise Alğol, Çaut, Caylı, Öramas, To'knamaz, Kiyu-Hoca ve Yarat gibi oymaklardan oluşuyordu.
Minglerin Hokand Hanlığı'nı kuracak siyasî güce ulaşmaları, Fergana Vadisi'ndeki gelişmelerle yakından ilişkiliydi. XVIII. yüzyılın başlarında Fergana'da merkezî otoritenin zayıflamasıyla birlikte Mingler bölgedeki hâkimiyetlerini güçlendirdi ve Şahruh Bey önderliğinde bağımsız bir hanlık kuruldu.
Meşruiyet Kaynağı: Altın Beşik Efsanesi
Cengiz Han'ın ölümünden sonra Türkistan'da kurulan devletlerde hükümdarlık meşruiyetinin temel unsurlarından biri Cengiz Han soyundan gelmekti. Cengiz yasalarına dayanan bu anlayış sebebiyle birçok hanedan, siyasî hâkimiyetini meşrulaştırmak amacıyla kendisini Cengiz Han nesline bağlamaya çalıştı. Cengiz soyundan gelmeyen ancak iktidarı ele geçiren hanedanlar ise çeşitli soy anlatıları ve efsaneler aracılığıyla meşruiyet sağlamaya yöneldi.
Hokand Hanlığı'nın kurucu hanedanı olan Mingler de bu anlayış doğrultusunda kendi soylarını Timur ve Cengiz Han'a bağlayan Altın Beşik Efsanesini ortaya çıkardı. Bu anlatıya göre Mingler, Timurlu hükümdarı Zahirüddin Muhammed Babür'ün soyundan gelmekteydi. Böylece Ming hanedanının soyu Babür üzerinden Timur'a, Timur üzerinden de Cengiz Han'a dayandırılıyordu.
Efsaneye göre Timurluların yıkılış sürecinde Semerkant üzerindeki mücadelelerini kaybeden Babür, Hindistan'a gitmek üzere Fergana bölgesinden ayrılırken güneydeki dağ yollarını kullandı. Rivayete göre Hocend ile Kanibadam çevresine ulaştığı sırada eşi Seydafak bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Yolculuğun zorlu şartları ve takip edilme endişesi sebebiyle Babür, yeni doğan oğlunu değerli eşyalarla birlikte altın bir beşiğe koyarak bölgede bıraktı.
Efsaneye göre nehir kenarında bulunan köy halkı altın beşiği fark etti ve beşiği, içindeki çocuğu ve eşyaları aralarında paylaştı. Çocuk Targovalılara verildi, beşik Saraylıların, altın kundak ise Çinkatlıların oldu. Soylu bir aileden geldiğine inanılan çocuğa “Altın Beşik” adı verildi. Bazı anlatımlarda bu çocuk Humayun ve Allahverdi isimleriyle de anılır.
Altın Beşik'in büyüdükten sonra Ming, Kırgız ve Kıpçak boylarıyla ilişki kurduğu, Ming boyunun başına geçirildiği ve Fergana'daki önemli dinî şahsiyetlerden Mahdum-ı Azam'a bağlandığı aktarılır. Kutluk Hanım ile evliliğinden Tanrıyar adlı oğlunun olduğu, Tanrıyar'ın ardından soyunun devam ettiği ve bu soydan gelen Şahruh Bey'in XVIII. yüzyıl başlarında Fergana'da hâkimiyet kurduğu anlatılır.
Altın Beşik Efsanesi, Hokand Hanlığı'nın kurucu unsuru olan Ming Hanedanı'nın siyasî meşruiyetini güçlendirmek amacıyla kullanılan önemli bir anlatıdır. Ancak Babür'ün kendi eserlerinde veya onun yaşadığı döneme ait kaynaklarda bu olaydan bahsedilmemektedir. Bu nedenle anlatının tarihî gerçekliği tartışmalı olmakla birlikte, Hokand saray tarihçileri tarafından hanedanın kökenini ve hükümdarlık hakkını açıklamak amacıyla kullanılmıştır.
Fergana'da Siyasi Otoritenin Tesisi ve Hokand Hanlığı'nın Kuruluşu
Hokand Hanlığı'nın ortaya çıkışı, XVIII. yüzyıl başlarında Buhara Hanlığı'nın siyasî gücünü kaybetmesi ve Fergana Vadisi'nde yerel güçlerin bağımsız hareket etmeye başlamasıyla yakından ilişkiliydi. Buhara Hanlığı'nın merkezi otoritesinin güçlü olduğu dönemlerde Mingler, hanlık yönetimine bağlı olarak önemli görevlerde bulunmuşlardı. Oratepe ve Urgut gibi bölgelerin yöneticileri de zaman zaman Mingler arasından seçilmişti. Ancak XVII. yüzyılın sonları ve XVIII. yüzyılın başlarında Buhara Hanlığı'nın iç karışıklıklarla zayıflaması, Minglerin Fergana'daki nüfuzlarını artırmalarına imkân sağladı.
Buhara Hanlığı hükümdarı Subhan Kulu Han (1681-1702) döneminde Mingler ile Astrahanlı hanedanı arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Yaşanan sorunlar sebebiyle Mingler Safevilerden yardım istedi. Ancak bölgeye gelen Safevi kuvvetleri Minglerin yaşadığı toprakları işgal etti. Subhan Kulu Han'ın ardından tahta çıkan Ubeydullah Han (1702-1711) döneminde ise Ming ileri gelenleri üzerindeki baskılar arttı. Astrahanlıların kendi soydaşları olan bu Özbek boyuna yönelik uyguladığı baskılar, Minglerin bağımsızlık arayışlarını güçlendiren önemli etkenlerden biri oldu.
Ubeydullah Han'dan sonra Buhara tahtına geçen Ebu'l-Feyz Han (1711-1747) döneminde merkezî yönetim daha da zayıfladı. Han, devlet işlerinde etkin bir rol oynayamaz hâle gelirken şehir ve bölge yöneticileri bağımsız hareket etmeye başladı. Bu süreçte Buhara Hanlığı parçalı bir siyasî yapıya dönüştü. Fergana Vadisi'nde yaşayan Hocalar da bu ortamdan yararlanarak Buhara yönetimine karşı harekete geçti. Çust yakınlarındaki Çatlak köyünde yaşayan ve çevrede önemli nüfuza sahip olan Hocaların önderliğindeki isyan sonucunda Fergana Vadisi Buhara Hanlığı'ndan ayrıldı.
Fergana Vadisi'nin Buhara Hanlığı'ndan kopmasının ardından bölgede yaşayan Özbek toplulukları kendi yönetimlerini oluşturmak için bir araya geldi. Çatlak ve çevresindeki yerleşimlerde yaşayan Özbekler, nüfus bakımından güçlü olmalarına rağmen kendilerini yönetecek bir beylerinin bulunmaması sebebiyle toplantılar düzenledi. Bu toplantılar sonucunda Şahruh Bey (1709-1721), yönetici olarak seçildi. Tecrübeli bir lider olması ve farklı gruplar arasında denge kurabilmesi, onun tercih edilmesinde etkili oldu.
Şahruh Bey, hâkimiyetini güçlendirmek amacıyla bölgedeki dinî çevrelerle de yakın ilişkiler kurdu. Çatlak Hocalarından birinin kızıyla evlenerek yönetimini dinî açıdan da meşrulaştırmaya çalıştı. Böylece 1709 yılında Fergana Vadisi'nde yeni bir siyasî oluşumun temelleri atıldı ve Hokand Hanlığı ortaya çıktı.
Şahruh Bey'in iktidara gelişinde Çatlak Hocalarıyla yaşanan mücadele de etkili oldu. Cankend, Pallahan, Tepe-Kurgan, Kaynar ve Tufan-Tepe gibi yerleşimlerde yaşayan Özbekler, Çatlak Hocalarının hâkimiyetinden kurtulmak amacıyla bir plan hazırladı. Buna göre Çatlak hâkimi bir Özbek kızıyla evlendirilerek Minglerle akrabalık kurulması hedeflendi. Ancak düğün için Tirgav'a gelen Hoca ve beraberindekiler Özbekler tarafından öldürüldü. Ardından Çatlak ele geçirilerek hâkimiyet sembolleri olan taht, hazine ve sancak Şahruh Bey'e teslim edildi.
Şahruh Bey, yeni kurulan hanlığın sınırlarını genişletmek amacıyla fetih hareketlerine başladı. Bu dönemde Hokand hâkimiyeti Namangan, Şahidan ve Pansadgazi çevrelerine kadar yayıldı. Namangan'ın itaat altına alınması hanlık açısından önemli bir başarı oldu. Şahruh Bey döneminde Hokand Hanlığı'nın sınırları Namangan, Kanıbadem, İsfara ve Margilan'a kadar genişledi; Namangan, Kasan, Çadak, Aksı ve Canıkorgan çevresindeki Kırgız toplulukları da hanlığa bağlandı.
Şahruh Bey'in 1721 yılında ölümünden sonra yerine oğlu Abdurrahim Bey (1721-1733) geçti. Bazı kaynaklarda Hokand Hanlığı'nın ilk yöneticisi olarak Abdurrahim Bey gösterilmesinin nedeni, onun döneminde hanlığın siyasî ve askerî açıdan daha düzenli bir yapıya kavuşmasıdır. Abdurrahim Bey, devlet teşkilatında ve orduda düzenlemeler yaptı. Hokand ordusunu onluk, yüzlük ve binlik sisteme göre teşkilatlandırdı ve askerlere maaş bağlayarak düzenli bir askerî yapı oluşturmaya çalıştı.
Abdurrahim Bey döneminde Hokand Hanlığı'nın sınırları genişledi. 1725 yılında Hocend ele geçirildi. 1729 yılında Kattakurgan ve Semerkant üzerine seferler düzenlendi. Ancak Semerkant'taki Hokand hâkimiyeti kalıcı olmadı ve şehir yeniden Buhara Hanlığı'nın kontrolüne geçti. Fergana Vadisi'nin önemli şehirlerinden Andican da bu dönemde Hokand yönetimine bağlandı.
Abdurrahim Bey, fethedilen bölgeleri hanedan üyeleri arasında paylaştırarak geleneksel Türk devlet anlayışına uygun bir yönetim sistemi oluşturdu. Kardeşi Abdulkerim Bey'i Hocend'e, kardeşi Şadi Bey'i Margilan'a, Allahkulu Bey'i ise Cizzak'a yönetici olarak tayin etti. Ayrıca Fergana'nın merkezî konumundan yararlanarak Rahim Kalesi'ni inşa ettirdi ve Hokand şehrini kurdu. Bu şehir XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren hanlığın başkenti hâline geldi.
Abdurrahim Bey'in 1733 yılında ölümü üzerine kardeşi Abdulkerim Bey (1733-1750) tahta çıktı. Onun ilk faaliyetlerinden biri Hokand şehrini yeniden düzenlemek oldu. Ancak saltanatı boyunca iç karışıklıklar ve dış tehditlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Özellikle Özbek ve Sart unsurların devlet görevlerinde ağırlık kazanması, Kıpçak ve Kırgız topluluklarının tepkisine yol açtı.
Abdulkerim Bey döneminin en önemli sorunlarından biri Cungar akınlarıydı. Cungarların Fergana Vadisi'ne yönelik seferleri büyük tahribata neden oldu. Andican, Margilan ve Oş şehirleri saldırılara uğradı, Hokand kuşatıldı. Ancak Hokand kuvvetlerinin direnişi sonucunda Cungarlar geri çekilmek zorunda kaldı. Bu mücadelelerin ardından Cungar tehdidi zamanla ortadan kaldırıldı.
Abdulkerim Bey döneminde büyük fetihler gerçekleştirilemese de başkent Hokand'da önemli imar faaliyetleri yapıldı. Saray, medrese ve çeşitli yapılar inşa edildi; şehir surlarla çevrildi. Böylece Hokand, Fergana Vadisi'nin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
1750 yılında Abdulkerim Bey'in ölümünden sonra kısa sürelerle Abdurrahman Bey ve İrdana Bey (1751-1762) tahta çıktı. İrdana Bey döneminde Hokand Hanlığı yeniden güçlenmeye başladı. İç mücadeleleri azaltan İrdana Bey, askerî teşkilata önem verdi ve Kırgızlarla iş birliği kurdu. Buhara Hanlığı ile Oratepe hâkimiyeti için mücadele ederken, Doğu Türkistan'da Çin yayılmasına karşı da faaliyet gösterdi.
Çin'in Doğu Türkistan'ı ele geçirmesi üzerine İrdana Bey, Çin ile doğrudan çatışmadan kaçınarak diplomatik bir siyaset izledi. Çin'e bağlılığını bildiren elçilik heyetleri göndererek zaman kazanmaya çalıştı ve bölgedeki diğer yöneticilerle ittifak arayışına girdi. Onun döneminde Hokand Hanlığı, Fergana Vadisi'nde ekonomik ve siyasî açıdan güçlenen bir devlet hâline geldi. Başkent Hokand'da medrese ve kervansaraylar inşa edildi, şehir gelişti.
İrdana Bey'in 1762 yılında ölümünden sonra kısa süreli bir iktidar değişikliği yaşandı. Süleyman Bey'in öldürülmesinin ardından 1763 yılında Narbuta Bey (1763-1799) Hokand tahtına çıktı. Henüz genç yaşta tahta geçen Narbuta Bey, öncelikle iç isyanları bastırmaya çalıştı. Hocend, Oratepe ve Cizzak üzerine düzenlediği seferlerle otoritesini güçlendirdi.
Narbuta Bey döneminde Kırgız ve Kıpçak boyları büyük ölçüde Hokand hâkimiyetini kabul etti. Ticaret yollarının güvenliğini sağlamak amacıyla Taş Kurgan, Sopu Kurgan, Daroot Kurgan ve Kızıl Kurgan gibi kaleler inşa edildi. Bu tedbirler ekonomik faaliyetlerin gelişmesine ve vergi gelirlerinin düzenli hâle gelmesine katkı sağladı.
Narbuta Bey ayrıca devlet yönetimini güçlendirmek amacıyla hanedan üyelerini önemli bölgelere yönetici olarak atadı. Üvey kardeşleri Şahruh ve Hacı Bey'i Namangan ve Oratepe'ye, oğullarını ise Margilan ve Tura-Kurgan'a gönderdi. Ancak Hacı Bey'in taht mücadelesi hanlık içinde sorunlara yol açtı. Narbuta Bey bu isyanı bastırarak merkezî otoritesini korudu.
Narbuta Bey döneminde Hokand Hanlığı, Buhara Emirliği ile rekabet edecek seviyeye ulaştı. Fergana Vadisi'nin büyük bölümü hanlık sınırları içine alındı. Tarım alanları genişletildi, sulama kanalları yapıldı ve şehirlerde imar faaliyetleri hız kazandı. 1799 yılında ölümünde Narbuta Bey, kuruluşundan itibaren yaklaşık bir asır içinde Orta Asya'nın önemli siyasî güçlerinden biri hâline gelen güçlü bir devlet bırakmıştı.
Hokand Hanlığı'nın Yükselişi
Alim Han Dönemi (1800-1810)
Taht Mücadelesi ve Merkezî Otoritenin Yeniden Tesisi
Narbuta Bey'in 1799 yılında ölümüyle Hokand Hanlığı'nda yeni bir taht mücadelesi başladı. Türk devlet geleneğine bağlı olarak hanedan üyeleri arasında ortaya çıkan bu mücadele, henüz merkezî yapısını güçlendirmiş olan hanlık için önemli bir tehdit oluşturuyordu. Narbuta Bey'in ardından amcası Hacı Bey, kardeşleri Ömer ve Rüstem Bey ile diğer hanedan mensupları arasında başlayan mücadele, sonunda Alim Han'ın üstünlüğüyle sonuçlandı. Böylece Alim Han 1800 yılında Hokand Hanlığı tahtına çıktı.
Alim Han'ın ilk amacı, taht mücadelesi sırasında zayıflayan merkezî otoriteyi yeniden sağlamaktı. Bu nedenle saltanatının ilk yıllarında yeni fetihlerden çok iç düzenlemelere yöneldi. Babası Narbuta Bey döneminin ileri gelenlerinden olup kendisine muhalefet eden bazı devlet adamlarını ortadan kaldırdı. Bu uygulamalar sonucunda Hokand bürokrasisindeki bazı önemli kişiler Buhara'ya sığındı.
Alim Han döneminde hanlığın karşılaştığı temel sorunlardan biri, güçlenen kabile beyleri, dinî çevreler ve askerî grupların merkezî yönetime karşı zaman zaman direnmesiydi. Bunun yanında Taşkent hâkimi Yunus Hoca da Fergana üzerindeki etkisini artırmaya çalışan önemli bir rakip olarak ortaya çıkmıştı.
Çust İsyanı ve Taşkent Rekabeti
Alim Han'ın merkezî otoriteyi güçlendirme çabaları bazı çevrelerde tepkiye yol açtı. Çust bölgesi hâkimi Buzruk Hoca, 1803 yılında Alim Han'a karşı isyan etti. Hokand ordusu ilk müdahalede isyanı bastıramadı ve yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Alim Han doğrudan harekete geçti.
Buzruk Hoca, Hokand kuvvetlerine karşı tek başına direnemeyeceğini düşünerek Taşkent hâkimi Yunus Hoca'dan yardım istedi. Yunus Hoca, Fergana üzerindeki nüfuzunu artırmak amacıyla bu talebi kabul etti ve gönderdiği kuvvetlerle Çust'un isyancıların eline geçmesini sağladı. Ancak Alim Han'ın büyük bir orduyla bölgeye gelmesi üzerine Çust halkı Buzruk Hoca'ya verdiği desteği çekti ve onu Alim Han'a teslim etti. Buzruk Hoca'nın öldürülmesiyle isyan sona erdi.
Aynı yıl Yunus Hoca Fergana Vadisi'ni ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Ancak Hokand kuvvetleri karşısında ağır bir yenilgi aldı. Bu gelişmenin ardından Alim Han taarruza geçerek 1805 yılında Hocend'i yeniden Hokand hâkimiyetine kattı.
Hocend'in alınması Hokand Hanlığı açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Alim Han bu gelişmenin ardından devletin adını resmî olarak Hokand Hanlığı şeklinde kullanmaya başladı ve "han" unvanını benimsedi.
Hokand Ordusunun Güçlendirilmesi ve Buhara Mücadelesi
Alim Han, fetih politikasını sürdürebilmek amacıyla askerî düzenlemelere önem verdi. Saltanatının ilk yıllarında tecrübeli askerlerden oluşan Kale Bahadur adlı bir birlik oluşturdu. 1805 yılında ise Beçagan-i Mir ve Beçagan-i Beyadı verilen, toplam 6000 kişiden oluşan iki yeni askerî birlik kuruldu.
Bu askerî düzenlemelerin ardından Alim Han 1806 yılında Oratepe üzerine sefer düzenledi ve bölgeyi ele geçirdi. Ancak Buhara Emirliği hükümdarı Emir Haydar (1800-1826), Oratepe'nin kaybını kabul etmeyerek bölgeyi kuşattı. Hokand kuvvetlerinin direnişi ve Alim Han'ın bölgeye yaklaşması üzerine Emir Haydar kuşatmayı kaldırarak Cizzak ve ardından Semerkant'a çekildi.
Alim Han, Buhara Emirliği'nin zor durumda kalmasından yararlanarak Cizzak üzerine yürüdü. Ancak kuşatma sırasında ordusundaki bazı askerlerin ayrılması sebebiyle sefer başarısızlıkla sonuçlandı.
Oratepe, iki devlet arasındaki rekabetin merkezinde bulunuyordu. Bölgenin verimli topraklara sahip olması ve stratejik konumu, hem Buhara Emirliği hem de Hokand Hanlığı açısından büyük önem taşıyordu. Alim Han Oratepe'yi ele geçirmek için birçok sefer düzenledi ancak uzun vadeli hâkimiyet kurmayı başaramadı.
Taşkent'in Ele Geçirilmesi
Oratepe'deki başarısızlıkların ardından Alim Han dikkatini Kurama ve Kereuçi bölgelerine çevirdi. Bu bölgelerin ele geçirilmesiyle birlikte Taşkent üzerine harekete geçti. 12 bin kişilik bir orduyla düzenlediği sefer sonucunda önemli başarı elde etti.
1808 yılında Taşkent üzerine yeniden yürüyen Alim Han, şehrin hâkimi Yunus Hoca'nın direnişini kırdı. Yunus Hoca'nın Buhara Emirliği'ne sığınmasının ardından Taşkent'teki siyasî dengeler değişti. Yunus Hoca'nın öldürülmesiyle yerine oğlu Sultan Hoca geçti.
Sultan Hoca döneminde ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan Alim Han, kardeşi Ömer Bey'i Taşkent üzerine gönderdi. Ömer Bey Tuy-Tepe yakınlarında Sultan Hoca'yı esir aldı. Ardından Niyazbek Kalesi'ni ele geçirerek Taşkent'in su yollarını kontrol altına aldı. Bu baskı sonucunda Taşkent yönetimi Hokand Hanlığı'na bağlanmayı kabul etti.
Bu sırada Alim Han'a yönelik bir suikast girişimi gerçekleşti. Ancak hayatta kalan Alim Han, Buhara Emirliği'nin saldırılarına karşılık vermek yerine Taşkent'in doğrudan Hokand yönetimine bağlanmasını sağladı.
Kaşgar Seferi ve Çin ile İlişkiler
Taşkent'in alınmasından sonra Alim Han, Çin hâkimiyetindeki Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türk topluluklarının yardım taleplerine karşılık verdi. Kaşgar üzerine düzenlediği sefer sonucunda bölgeyi Çin etkisinden çıkararak Hokand hâkimiyetine bağladı.
Bu gelişmenin ardından Çin ile Hokand Hanlığı arasında bir anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre Kaşgar'daki Hocalar üzerinde Hokand etkisine karşı çıkılmayacak, Çin Hokand'a gümüş ve çay sağlayacak, Hokand ticaret malları ise vergiden muaf tutulacaktı.
Bu anlaşma Hokand Hanlığı'nın bölgedeki siyasî etkisini artırırken Çin'in temel amacı, Hokand'ı çeşitli tavizlerle kontrol altında tutmaya devam etmekti.
Alim Han'ın Sonu
Alim Han döneminde Hokand Hanlığı askerî ve siyasî açıdan önemli bir güç hâline geldi. Ancak sert yönetim anlayışı ve uyguladığı baskıcı politikalar nedeniyle toplumun farklı kesimlerinde tepki oluştu. Bu sebeple kendisine "Zalim Han" lakabı verildi.
1809 yılında Taşkent çevresindeki Kazak toplulukları Hokand yönetimine karşı ayaklandı. Vergi uygulamaları ve yöneticilerin sert tutumlarından rahatsız olan Kazaklar Hokand'a karşı direnişe geçti. Alim Han bu isyanı bastırmak için ağır askerî tedbirlere başvurdu.
Sefer sırasında askerî çevrelerde Alim Han'a karşı hoşnutsuzluk arttı. Bazı komutanlar kardeşi Ömer Bey'i han ilan etmek için harekete geçti. Durumu öğrenen Alim Han Hokand'a dönmeye çalıştı ancak askerlerinin önemli bir kısmı kendisini terk etti.
Tahtı kaybettiğini kabul eden Alim Han, Hokand'a dönerek daha sakin bir hayat sürmek istediğini bildirdi. Ancak varlığı yeni hükümdar Ömer Han için tehdit oluşturduğundan Altıkuş mevkiinde öldürüldü.
Alim Han'ın on yıllık saltanatı, Hokand Hanlığı'nın yükseliş döneminin başlangıcı kabul edilir. Sert ve acımasız yöntemlerine rağmen onun döneminde hanlık askerî, ekonomik ve siyasî açıdan güçlendi; Fergana Vadisi önemli bir kültür, ticaret ve din merkezi hâline geldi.
Ömer Han Dönemi (1810-1822)
Tahta Çıkışı ve Merkezî Otoritenin Sağlanması
Alim Han'ın 1810 yılında bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından Hokand tahtına kardeşi Ömer Han (1810-1822) geçti. Ömer Han, Alim Han hayattayken başlayan taht mücadelesinde etkili olmuş ve iktidarı ele geçirmek için uygun zamanı beklemişti.
Tahta çıktıktan sonra ilk amacı, kendi hâkimiyetini sağlamlaştırmak oldu. Öncelikle Alim Han'ın oğlu Şahruh'u ortadan kaldırarak hanedan içindeki muhtemel rakiplerini etkisiz hâle getirdi. Ayrıca tahta çıkışında önemli rol oynayan İriskulu Bey, Cumabay ve Mömin Bey'in devlet yönetimindeki aşırı nüfuzundan rahatsızdı. Bu kişilerin kendisini hükümdar olarak değil, yönetimde etkili bir araç olarak görmelerini kabul etmeyen Ömer Han, onları da ortadan kaldırarak iktidarı tamamen kendi elinde topladı.
Bu gelişmelerin ardından Hokand Hanlığı'nın çeşitli bölgelerindeki yöneticiler başkente gelerek kurultayda toplandı. Geleneksel Türk hükümdarlık törenlerinden biri olan beyaz keçe üzerine oturtulma merasimiyle Ömer Han'ın hükümdarlığı ilan edildi. Böylece yeni han, hem siyasî hem de geleneksel açıdan hâkimiyetini güçlendirdi.
Kazak ve Kırgız Seferleri
Ömer Han, iç siyasette otoritesini sağladıktan sonra fetih hareketlerine yöneldi. Onun döneminde Hokand Hanlığı toprak bakımından genişlemeye devam etti. Buhara Emirliği, özellikle Oratepe ve Cizzak üzerindeki rekabet sebebiyle Hokand'ın en önemli rakibi olmaya devam etti. Bu bölgeler iki devlet arasında sık sık el değiştirdi.
Ömer Han döneminde Kazak bozkırlarına yönelik seferler sürdürüldü. Bu seferler sonucunda Güney Kazakistan, Büyük Cüz ve kısmen Orta Cüz bölgeleri Hokand hâkimiyetine girdi. Hoca Ahmed Yesevî'nin türbesinin bulunduğu Türkistan (Yesi) şehrinin ele geçirilmesi Hokand Hanlığı açısından önemli bir gelişme oldu.
Ancak göçebe Kazak toplulukları, yerleşik Özbek yönetimi altında kalmaktan hoşnut değildi. Bölgede İslamiyet'in yayılması amacıyla yapılan idarî düzenlemeler ve yeni görevlendirmeler Kazaklar arasındaki hoşnutsuzluğu artırdı. Bu sorunları kontrol altına almak isteyen Ömer Han, 1817 yılında Akmescit Kalesi'ni inşa ettirdi. Bunun ardından Evliya Ata, Bişkek ve Tokmak kaleleri yapılarak bölgedeki Hokand hâkimiyeti güçlendirilmeye çalışıldı.
Kazak bölgelerinin kontrol altına alınmasının ardından Ömer Han dikkatini Kırgız topluluklarına çevirdi. Kırgız bölgelerine yönelik seferler düzenlendi. Hokand kuvvetlerinin baskılarına karşılık Kırgızlar da ticaret yollarına saldırılar düzenleyerek hanlığı zor durumda bırakmaya çalıştı. Ticaret güvenliğini sağlamak isteyen Ömer Han daha geniş kapsamlı bir sefer düzenledi ve Fergana Vadisi çevresindeki Kırgız toplulukları Hokand hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı.
Rusya ile Diplomatik İlişkiler
Ömer Han, Hokand Hanlığı'nın yalnızca askerî güçle değil, uluslararası ilişkiler yoluyla da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle Çarlık Rusyası ile diplomatik ve ticari ilişkiler kurmaya önem verdi.
Rusya'ya gönderilen ilk elçilik heyetleri çeşitli sebeplerle başarılı sonuçlar elde edemedi. Elçilerden biri Petersburg dönüşünde hayatını kaybetti, bir diğeri Omsk'ta öldürüldü, başka bir elçi ise Rus makamları tarafından sürgüne gönderildi. Bu olaylar iki devlet arasındaki ilişkilerin başlangıcını olumsuz etkiledi.
Ancak Rusya da Hokand Hanlığı'nın bölgedeki önemini fark etti. Bu nedenle 1813 yılında Filipp Nazarov adlı elçiyi Hokand'a gönderdi. Rusya tarafından doğrudan bir elçinin gönderilmesi, Hokand Hanlığı'nın siyasî bir güç olarak tanındığını gösteren önemli bir gelişme oldu. Nazarov'un ardından iki devlet arasındaki ilişkiler devam ettirildi.
Osmanlı Devleti ile İlişkiler
Ömer Han döneminde ilişkilerin geliştirildiği önemli devletlerden biri Osmanlı Devleti idi. Osmanlı Devleti'nin Sünni İslam dünyasındaki konumu ve halifelik makamı, Hokand Hanlığı açısından siyasî meşruiyet bakımından önem taşıyordu.
Ömer Han, tahta çıkmasının ardından Hacı Mir Kurban adlı elçiyi İstanbul'a göndererek Osmanlı padişahı II. Mahmud'a bağlılığını bildirdi. Elçi aracılığıyla gönderilen mektupta, Hokand Hanlığı'nın Çin hâkimiyetindeki Müslüman toplulukları kurtardığı ve İslam adına mücadele ettiği ifade edildi. Ayrıca padişahtan name, tuğ ve kılıç talep edildi.
Ancak Osmanlı Devleti, bu taleplerin diğer Türkistan hanlıkları arasındaki dengeleri bozabileceği düşüncesiyle istekleri kabul etmedi. Daha sonra gönderilen Elhac Seyid Kurban Efendi'nin elçiliği de beklenen sonucu vermedi.
Ömer Han, Osmanlı Devleti ve Rusya dışında Buhara Emirliği, Çin ve Hive Hanlığı ile de diplomatik ilişkiler kurdu. Bu faaliyetler Hokand Hanlığı'nın bölgesel bir güç olarak tanınmasını sağladı.
Kültür, İmar ve Ekonomik Gelişmeler
Ömer Han dönemi, Hokand Hanlığı'nın siyasî yükselişinin yanı sıra kültürel gelişmeler açısından da önemli bir dönem oldu. Sulama faaliyetlerinin artırılmasıyla tarımsal üretim gelişti, ekonomik refah yükseldi.
Şair kimliğiyle de tanınan Ömer Han, edebiyat ve sanat faaliyetlerini destekledi. Sarayında dönemin âlim ve şairlerinin katıldığı ilmî toplantılar düzenledi. Bu dönemde Hokand tarihçiliğinin ilk önemli eserleri kaleme alındı.
Başta başkent Hokand olmak üzere şehirlerde mimarî faaliyetler hız kazandı. Hokand'daki Cuma Camii onun döneminde inşa edildi. Şehirlerin gelişmesi ve kültürel faaliyetlerin artması, Hokand'ı Türkistan'ın önemli merkezlerinden biri hâline getirdi.
Muhammed Ali Han Dönemi (1822-1842)
Doğu Türkistan Mücadelesi ve Çin ile İlişkiler
Ömer Han'ın 1822 yılında ölümü üzerine Hokand tahtına oğlu Muhammed Ali Han (Madali Han) geçti. Kaynaklarda yaşı bazılarına göre 12, bazılarına göre ise 16 olarak verilen Muhammed Ali Han, genç yaşta hükümdar olmasına rağmen Hokand Hanlığı'nın en genişleme dönemlerinden birini yaşattı.
Muhammed Ali Han döneminde Hokand Hanlığı, Çin hâkimiyetindeki Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman toplulukların mücadelesinde önemli bir merkez hâline geldi. Bu durumun temel sebeplerinden biri, Doğu Türkistan'daki Hocalar hanedanına mensup Cihangir Hoca'nın Hokand'ta bulunmasıydı. Cihangir Hoca, bölgedeki etkisini kullanarak Çin'e karşı mücadele başlatılması yönünde destek toplamaya çalıştı.
Hokand yönetiminin Çin ile daha önce yaptığı anlaşmaya rağmen Cihangir Hoca'nın faaliyetleri sonucunda Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için yeni bir mücadele dönemi başladı. Cihangir Hoca, ilmiye sınıfı ve bölgedeki beyler üzerinde etkili olarak Çin'e karşı cihat kararı alınmasını sağladı. Andican hâkimi İsa Datha ile birlikte Kaşgar'a hareket eden Cihangir Hoca, Müslüman Özbek, Kırgız, Kazak ve Tacik topluluklarının desteğini aldı.
Yaklaşık 9 bin kişilik bir kuvvetle Çin birliklerine karşı mücadele eden Cihangir Hoca, ilk aşamada önemli başarılar kazandı. Bu gelişmeler üzerine Doğu Türkistan halkı onu Çin hâkimiyetinden kurtarıcı bir lider olarak görmeye başladı.
Muhammed Ali Han, âlimlerin isteği üzerine 1826 yılında ordusuyla Kaşgar'a hareket etti. Yaklaşık 10 bin kişilik bir kuvvetle bölgeye gelen Muhammed Ali Han'ın amacı Doğu Türkistan'daki gelişmeler üzerinde etkili olmaktı. Ancak Cihangir Hoca, Hokand Hanlığı'nın güç kazanarak bölgeyi doğrudan hâkimiyeti altına almasından endişe ettiği için Muhammed Ali Han'ın askerî faaliyetlerine destek vermedi. Bunun üzerine Muhammed Ali Han ordusuyla Hokand'a geri döndü.
Hokand kuvvetlerinin bölgeden çekilmesinden yararlanan Çin, büyük bir orduyla Cihangir Hoca üzerine yürüdü. Çin kuvvetleri Kaşgar'daki hâkimiyete son vererek Doğu Türkistan'ı yeniden kontrol altına aldı. Kırgız topraklarına kaçan Cihangir Hoca, Çin tarafından yakalanarak idam edildi.
Bu gelişmeler Muhammed Ali Han'ı derinden etkiledi. Doğu Türkistan'ın yeniden Çin hâkimiyetine girmesi, Hokand ile Çin arasındaki ilişkilerin bozulmasına ve ticaretin zarar görmesine neden oldu. Bunun üzerine Muhammed Ali Han 1830 yılında Çin hâkimiyetindeki Türk topluluklarının kurtarılması amacıyla yeni bir sefer çağrısında bulundu.
Bu çağrı üzerine yaklaşık 40 bin kişilik bir ordu oluşturuldu. Cihangir Hoca'nın kardeşi Med Yusuf Hoca ve Hak Kulu Bey önderliğindeki Hokand kuvvetleri Kaşgar üzerine yürüdü. Hokand ordusu Çin kuvvetlerini yenerek kısa sürede Kaşgar, Yarkent, Aksu ve Hoten'i ele geçirdi.
Ancak Hokand ordusunun Doğu Türkistan'daki ilerleyişi Buhara Emirliği'nin Hokand topraklarına saldırması sebebiyle durduruldu. Böylece Çin, bölgedeki hâkimiyetini koruma fırsatı buldu.
Muhammed Ali Han 1831 yılında yeniden Doğu Türkistan'a sefer düzenledi ve İli bölgesini ele geçirdi. Hokand kuvvetlerinin bölgede güçlenmesi üzerine Çin, barış görüşmeleri başlatmak zorunda kaldı. Aynı yıl iki devlet arasında yapılan anlaşmaya göre Hokand Hanlığı önemli ekonomik ve siyasî kazanımlar elde etti.
Anlaşma hükümlerine göre Yarkent, Kaşgar, Aksu, Üç-Turfan, Yeni-Hisar ve Hoten'deki gümrük vergileri Hokand tarafından toplanacaktı. Bu bölgelerde görev yapacak Aksakal adı verilen Hokand temsilcileri ticaret ve gümrük işlerini yönetecekti. Ayrıca şehirlerde bulunan yabancı tüccarlar Hokand görevlilerinin denetimi altında olacaktı.
Buna karşılık Hokand Hanlığı, Çin yönetimine karşı faaliyet gösteren Hocaların Hokand topraklarından Doğu Türkistan'a geçmesine izin vermemeyi kabul etti. Doğu Türkistan'daki mücadeleleri sebebiyle Muhammed Ali Han'a Gazi unvanı verildi.
Rusya ile İlişkiler
Muhammed Ali Han döneminde Rusya ile ilişkiler özellikle Kazak bozkırları üzerindeki rekabet sebebiyle önem kazandı. Hokand Hanlığı'nın Kazak bölgelerinde ilerlemesi, Rusya'nın da bölgede askerî varlığını artırmasına neden oldu. Ruslar Kazak bozkırlarında kaleler inşa etmeye başladı.
Bu gelişmeler üzerine Muhammed Ali Han, 1825 yılında Saatbek Sultanbekov başkanlığında bir elçilik heyetini Sibirya'ya gönderdi. Elçi, Rusya'dan Hokand'ın bilgisi dışında yapılan kalelerin kaldırılmasını ve iki devlet arasındaki ticaretin geliştirilmesini talep etti.
Rus makamları ise Hokand'ın Kazak bozkırları üzerindeki hâkimiyet iddialarını kabul etmedi. Bunun üzerine Muhammed Ali Han, 1828 yılında Tursunhoca ve Mirkurban başkanlığında yeni bir heyeti Petersburg'a gönderdi. Bu heyet de Rusya'nın Kazak bölgelerindeki faaliyetlerine son vermesini istedi.
Görüşmeler sonucunda iki devlet arasında İrtiş Nehri sınır kabul edildi. Ruslar, elçilik heyetinin güvenliği için N. İ. Potanin'i görevlendirdi. Potanin daha sonra 1830 yılında Hokand'a gelerek Muhammed Ali Han ile görüştü.
1831 yılında Hokand tarafından Rusya'ya yeni bir elçilik heyeti gönderildi. Bu heyetin amacı Doğu Türkistan seferlerinde kullanılmak üzere askerî malzeme talep etmekti. Ancak Rusya, Hokand'ın Kazak bozkırlarındaki faaliyetlerinden rahatsız olduğu için bu taleplere olumlu yaklaşmadı.
1834 yılında Rusya ile ilişkiler yeniden gerildi. Hokand Hanlığı, Rus yönetiminin Kazak halkından aldığı ağır vergilere karşı çıktı ve Rus makamlarına bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Rus kuvvetleri Ulutav'daki Hokand kalesini yıktı. Bu olaydan sonra Muhammed Ali Han, ticari ilişkilerin zarar görmemesi amacıyla Rusya karşısındaki siyasetini değiştirdi.
Osmanlı Devleti ile İlişkiler
Muhammed Ali Han döneminde Osmanlı Devleti ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verildi. Rusya'nın Orta Asya'daki ilerleyişi karşısında Osmanlı Devleti'nin desteğini almak isteyen Muhammed Ali Han, İstanbul'a çeşitli elçilik heyetleri gönderdi.
1834 yılında Seyid Bahadur İstanbul'a gönderildi. Elçi, Muhammed Ali Han'ın Osmanlı padişahı II. Mahmud'a bağlılığını bildirdi ve hac görevini yerine getirdi.
1836 yılında gönderilen Mehmed Şerif adlı elçi ise Osmanlı padişahından Muhammed Ali Han'a "Hanlar Hanı"unvanının verilmesini ve Rusya'ya karşı kullanılmak üzere askerî destek sağlanmasını istedi. Ayrıca top, topçu subayı ve askerî eğitim desteği talep edildi.
Osmanlı Devleti, Hokand Hanlığı'nın taleplerini tamamen karşılayamadı. Bununla birlikte bazı siyasî dengeleri gözetmek zorundaydı. Rusya ile devam eden mücadeleler, Osmanlı Devleti'nin uzak bir bölgedeki gelişmelere doğrudan müdahale etmesini zorlaştırıyordu. Ayrıca Buhara Emirliği'nin Türkistan'daki öncelikli konumu da Osmanlı siyasetinde etkiliydi.
1837 yılında Zahid Hoca başkanlığındaki yeni bir elçilik heyeti İstanbul'a gönderildi. Bu heyet de Rusya'ya karşı askerî yardım, Avrupa tarzı bir ordunun kurulması için eğitim desteği ve askerî kitaplar talep etti. Osmanlı Devleti, mevcut şartlar sebebiyle bu talepleri karşılayamayacağını bildirdi.
Bununla birlikte Osmanlı Devleti'nin verdiği bazı hediyeler Hokand'ta büyük yankı uyandırdı. II. Mahmud tarafından gönderilen kılıç ve gömlek, Muhammed Ali Han'ın siyasî itibarını artıran semboller olarak görüldü.
Hokand Hanlığı'nın Zirvesi ve Buhara ile Çatışma
Muhammed Ali Han döneminde Hokand Hanlığı askerî açıdan en geniş sınırlarına ulaştı. Tacik nüfusun yoğun olduğu Karategin, Darvaz ve Kulab bölgeleri hanlık topraklarına katıldı.
Ancak devletin yükselişiyle birlikte iç sorunlar da artmaya başladı. Muhammed Ali Han, babası Ömer Han döneminde etkili olan bazı devlet adamlarını görevlerinden uzaklaştırdı. Bu durum yönetici çevrelerin tepkisini çekti.
Han'ın özel hayatı ve yönetim tarzı da eleştirilere neden oldu. Bazı kaynaklarda onun ahlaki açıdan eleştirilen davranışlarda bulunduğu, hatta babasının ölümünden sonra onun eşlerinden biriyle evlendiği ileri sürülür. Bu iddiaların düşmanları tarafından ortaya atıldığı belirtilse de toplumun bazı kesimlerinde Muhammed Ali Han'a karşı hoşnutsuzluk oluştu.
Ulema, hanı şeriat kurallarına uyması konusunda uyardı. Ancak Muhammed Ali Han'ın bu uyarılara olumlu karşılık vermemesi üzerine din adamları Buhara Emiri Nasrullah'tan yardım istedi.
Muhammed Ali Han ile Buhara Emiri Nasrullah arasındaki ilişkiler daha önce başlayan siyasî rekabet nedeniyle zaten gergindi. Nasrullah'ın kardeşi Ömer Han'ın Hokand'a sığınması ve Muhammed Ali Han tarafından korunması, iki hükümdar arasındaki düşmanlığı artırmıştı.
Bu ortamda Buhara Emirliği ile Hokand Hanlığı arasındaki Oratepe ve Cizzak mücadelesi yeniden şiddetlendi. Sonunda Nasrullah Hokand kuvvetlerini yenerek Oratepe ve Cizzak'ı ele geçirdi, ardından Hocend üzerine yürüdü.
Muhammed Ali Han, Hokand'ı koruyabilmek amacıyla Nasrullah'ın üstünlüğünü kabul ettiğini bildirdi. Ancak Buhara ordusunun geri çekilmesinden sonra Hokand içinde yeni karışıklıklar başladı. Nasrullah bu gelişmeleri fırsat bilerek yeniden sefere çıktı.
1842 yılında Buhara ordusu Hokand'a girdi. Muhammed Ali Han Oş'a kaçtı ancak kendi adamları tarafından yakalanarak Nasrullah'a teslim edildi. Buhara emiri daha sonra Muhammed Ali Han'ı, oğlu Muhammed Emin'i, kardeşi Mahmud Han'ı ve annesi Maylar Ayım'ı (Nadire Hanım) idam ettirdi.
Böylece Hokand Hanlığı'nın yükseliş dönemi sona erdi ve hanlık Buhara Emirliği'nin doğrudan müdahalesine açık hâle geldi.
Hokand Hanlığı'nın Yıkılışı
Buhara-Hokand Mücadelesi ve Boylar Arası Çatışmalar (1842-1858)
Şir Ali Han Dönemi (1842-1844)
Buhara Emiri Nasrullah'ın 1842 yılında düzenlediği sefer sonucunda Hokand Hanlığı ağır bir darbe aldı. Buhara ordusu Hokand'ı ele geçirerek hanlığı doğrudan Buhara Emirliği'ne bağladı. Nasrullah, bölgeyi kendi adına yönetmesi için İbrahim Hayal adlı bir yöneticiyi görevlendirerek Buhara'ya döndü.
İbrahim Hayal döneminde halk üzerindeki baskılar arttı. Ağır vergiler uygulanırken halkın mallarına el konulmasına ve çeşitli baskılara göz yumuldu. Buhara desteğine güvenen İbrahim Hayal'in yönetimi, kısa sürede geniş bir hoşnutsuzluğa yol açtı.
Hokand ileri gelenleri, Buhara hâkimiyetine son vermek amacıyla Ming hanedanından gelen bir şehzadeyi tahta çıkarmaya karar verdi. Bu amaçla Alim Han ve Ömer Han'ın amcası Hacı Bey'in oğlu Şir Ali'ye başvuruldu. Talas bölgesinde yaşayan Şir Ali, Kıpçak, Kırgız ve Kazaklardan oluşan yaklaşık 3-4 bin kişilik bir kuvvetle Hokand'a hareket etti.
Buhara kuvvetleriyle yapılan mücadele sonucunda İbrahim Hayal Buhara'ya kaçmak zorunda kaldı. Bunun üzerine Şir Ali Han (1842-1844) Hokand tahtına çıkarıldı ve Ming hanedanı yeniden yönetimi ele aldı.
Şir Ali Han, Buhara Emirliği ile Hive Hanlığı arasında devam eden mücadeleden yararlanarak Hokand hâkimiyetini yeniden genişletmeye başladı. Taşkent, Hocend ve Güney Kazakistan'daki bazı bölgeler tekrar hanlık sınırlarına katıldı.
Ancak Şir Ali Han'ın iktidara gelmesinde önemli rol oynayan Kırgız ve Kıpçak toplulukları, zamanla devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak istedi. Şir Ali Han bu gruplara önemli görevler verdi. Kırgızlardan Yusuf Bey'i kuşbeyi, Muhammed Nazar Bey'i kuşbeyi naibi olarak tayin etti. Oğlu Abdurrahman Han'ı Fergana yöneticisi, Malla Bey'i Margilan, Hudayar Han'ı ise Namangan yöneticisi yaptı.
Bu atamalarda Kıpçakların yeterince temsil edilmemesi, iki grup arasında rekabetin başlamasına neden oldu. Şir Ali Han döneminde ortaya çıkan Kırgız-Kıpçak mücadelesi, ilerleyen yıllarda Hokand Hanlığı'nın siyasî istikrarsızlığının temel sebeplerinden biri hâline geldi.
Musulmankul'un Yükselişi
Şir Ali Han, Buhara Emirliği'nden gelebilecek yeni saldırılara karşı hazırlık yaptı. Hokand şehrinin surları güçlendirildi, halk sur içine taşındı ve savaş giderlerini karşılamak amacıyla çeşitli vergiler toplandı. Kazak, Kırgız ve Kıpçaklardan oluşan yaklaşık 12 bin kişilik bir ordu oluşturuldu.
Buhara Emiri Nasrullah, Hokand'daki gelişmeleri öğrenince bölgeyi yeniden ele geçirmek amacıyla sefere çıktı. Ancak Şir Ali Han'ın hazırlıklı olduğunu görünce Hokand'ı ele geçiremeden geri çekildi. Bazı kaynaklara göre Buhara ordusu, beklediği halk desteğini bulamadığı için başarısız oldu; ayrıca Hokand kuvvetlerinin komutanlarından Musulmankul'un etkili faaliyetleri de bu sonuçta rol oynadı.
Buhara tehlikesinin ortadan kalkmasının ardından Hokand içinde bu kez boylar arası iktidar mücadelesi başladı. Kırgız ve Kıpçak grupları arasındaki rekabet giderek arttı. Şir Ali Han, Kırgız Yusuf Bey'i görevden alarak Kıpçak Musulmankul'u önemli bir göreve getirdi.
Ancak Musulmankul'un yükselişi yeni çatışmalara yol açtı. Şadi Dadha'nın Yusuf Bey'i öldürmesinin ardından Musulmankul'a karşı harekete geçmesi üzerine siyasî dengeler yeniden değişti. Musulmankul, Şadi Dadha'yı yenerek Hokand üzerine yürüdü ve yönetimde daha güçlü bir konuma geldi.
Musulmankul'un etkisinin artması, diğer boylar arasında rahatsızlık oluşturdu. Taşkent ve Oş'taki halk hareketleri onun yönetim anlayışına karşı tepkinin göstergesi oldu. Musulmankul'un bu isyanları bastırmak amacıyla başkentten ayrılmasını fırsat bilen Mingler ve Kırgızlar, Şir Ali Han'ın yerine Alim Han'ın oğlu Murad Han'ı tahta çıkardı.
Şir Ali Han saraydan kaçtı ancak kısa süre sonra yakalanarak 1844 yılında öldürüldü.
Murad Han ve Hudayar Han'ın İlk Saltanatı
Murad Han'ın tahta çıkışıyla Musulmankul'un devlet içindeki etkisi daha da arttı. Murad Han, Şir Ali Han'ın oğullarını etkisiz hâle getirdi ve Buhara Emirliği ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Ancak halk, Buhara Emirliği'ne yakın bir siyaseti kabul etmedi.
Hokand halkının Buhara hâkimiyetine karşı duyduğu tepki sonucunda Murad Han'a karşı ayaklanma başladı. Musulmankul, Hokand üzerine yürüyerek Murad Han'ı ve yakın çevresini ortadan kaldırdı.
Bunun ardından Musulmankul, Şir Ali Han'ın oğlu Hudayar Han'ı 1845 yılında tahta çıkardı. Henüz genç yaşta olan Hudayar Han, Musulmankul'un etkisi altında kaldı. Musulmankul, kendi nüfuzunu artırmak amacıyla Hudayar Han'ı kızıyla evlendirdi ve Atalık unvanıyla devlet yönetimini fiilen ele aldı.
Musulmankul'un yönetimde belirleyici hâle gelmesiyle Hokand Hanlığı'nda istikrarsızlık daha da arttı. Boylar arasındaki mücadeleler devam etti ve siyasî otorite zayıfladı.
Hudayar Han Dönemi ve İç Karışıklıklar (1845-1858)
Hudayar Han'ın İlk Saltanatı
Hudayar Han'ın ilk saltanatı (1845-1858), Musulmankul'un güçlü etkisi altında başladı. Küçük yaşta tahta çıkan Hudayar Han, devlet yönetiminde yeterli tecrübeye sahip değildi. Bu nedenle hanlığın siyasî işleri büyük ölçüde Kıpçak lider Musulmankul tarafından yürütüldü.
Musulmankul'un yönetimde belirleyici hâle gelmesi, Hokand Hanlığı'ndaki diğer toplulukların tepkisine yol açtı. Kıpçakların devlet kademelerinde ağırlık kazanması, Kırgız, Özbek ve Kazak grupları arasında rahatsızlık oluşturdu. Zamanla halkın ve bazı devlet adamlarının desteğini kaybeden Musulmankul'a karşı muhalefet güçlendi.
Hudayar Han da başlangıçta kendisini tahta çıkaran Musulmankul'un etkisinden kurtulmak istiyordu. Halkın saray çevresinde toplanarak Musulmankul'a karşı tepki göstermesi üzerine harekete geçen Hudayar Han, Taşkent yöneticisinden destek aldı. Taşkent'ten gelen kuvvetlerin yardımıyla Musulmankul'un yetkilerini kaldırdı.
Musulmankul, bu gelişmeler üzerine Ruslardan yardım istemeye çalıştı. Ancak onun Ruslarla ilişki kurması, diğer grupların daha fazla tepki göstermesine neden oldu. Hudayar Han'ın da destek verdiği hareket sonucunda Kıpçaklara karşı büyük bir saldırı gerçekleştirildi. 1853 yılında Musulmankul dahil olmak üzere yaklaşık 20 bin Kıpçak öldürüldü. Böylece Hudayar Han, ilk kez devlet yönetiminde tek başına söz sahibi hâle geldi.
Hudayar Han'ın yönetimi ele geçirmesinin ardından Kıpçaklara yönelik sert politikalar devam etti. Hokand'dan Oş'a kadar uzanan bölgelerde yaşayan Kıpçaklar cezalandırıldı. Bunun yanında kuzey bölgelerinin yönetiminin Kuşbeyi Mirza Ahmed gibi sert uygulamalarıyla tanınan yöneticilere bırakılması ve vergilerin artırılması halk arasında hoşnutsuzluğu artırdı.
1858 yılında vergi toplamak amacıyla gönderilen Hokand memurlarının öldürülmesi üzerine Hudayar Han isyanı bastırmak için kardeşi Malla Bey komutasında bir ordu gönderdi. Malla Bey isyanı bastırmayı başardı ancak bölgede kaldığı süre boyunca halkın şikâyetlerini dinleyerek büyük bir destek kazandı.
Malla Bey, halkın Hudayar Han yönetiminden duyduğu rahatsızlığı fark ederek hanın politikalarını eleştirmeye başladı. Bu tutumu onun toplumdaki itibarını artırdı. Hudayar Han ise kardeşinin güçlenmesinden endişelenerek onu kontrol altında tutmak amacıyla Taşkent yöneticiliğine gönderdi.
Malla Bey'in Yükselişi ve Hudayar Han'ın Tahttan İndirilmesi
Hudayar Han ile Malla Bey arasındaki mücadele, Hokand Hanlığı'nın dış tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde başladı. Çarlık Rusya'nın Akmescit üzerine ilerlediği ve Oratepe'de isyanların yaşandığı sırada Malla Bey, kardeşi Hudayar Han'dan tahtı kendisine bırakmasını istedi.
Hudayar Han bu talebi reddederek elçiyi öldürttü. Bunun üzerine Malla Bey kardeşine karşı açık bir mücadeleye girişti. Ancak Hudayar Han, Malla Bey'in isyanını bastırmak için Taşkent üzerine yürüdü ve onu yenilgiye uğrattı.
Bu sırada Hudayar Han'ın Malla Bey ile mücadelesine odaklanması, Hokand Hanlığı açısından önemli kayıplara yol açtı. Buhara Emirliği Oratepe'yi, Çarlık Rusya ise Akmescit'i ele geçirdi. Hanlık içindeki taht mücadeleleri, dış tehditlere karşı ortak bir savunma oluşturulmasını engelledi.
Malla Bey yenilgisinin ardından Buhara Emirliği'ne sığındı. İki yıl sonra Hudayar Han tarafından affedilerek Hokand'a çağrıldı ancak kardeşine karşı muhalif tavrını sürdürdü.
Buhara Emirliği'nin Hocend'i kuşatması, Malla Bey için yeni bir fırsat oluşturdu. Halkın Hudayar Han yönetiminden duyduğu rahatsızlığı da arkasına alan Malla Bey, hem Hocend'i Buhara hâkimiyetinden kurtarmak hem de Hokand tahtına geçmek amacıyla harekete geçti.
Hudayar Han, Malla Bey'in üzerine yürüdü ancak başarılı olamadı. Kırgızlardan destek alan Malla Bey, 1858 yılında kardeşini yenilgiye uğrattı. Ardından Hokand'ı kuşattı. Yirmi bir gün süren kuşatma sırasında Hudayar Han'ın ordusundaki birçok asker Malla Bey'in tarafına geçti.
Yenilgiyi kabul eden Hudayar Han önce Hocend'e, ardından Buhara Emirliği'ne sığındı. Böylece Malla Bey, 1858 yılında Hokand tahtına çıktı.
Malla Han Dönemi (1858-1862)
Malla Han'ın tahta çıkışı, Hokand Hanlığı'nın yeniden güç kazanma çabalarının başlangıcı olarak görüldü. Ancak yeni han, bir yandan dış tehditlerle diğer yandan iç mücadelelerle karşı karşıya kaldı.
Bu dönemde Çin, Buhara Emirliği ve Çarlık Rusya hanlık üzerinde baskı oluşturmaktaydı. Özellikle Rusya'nın Türkistan yönündeki ilerleyişi Hokand için büyük bir tehdit hâline gelmişti.
Malla Han, Hudayar Han döneminde kaybedilen bölgeleri yeniden kazanmayı hedefledi. Bu amaçla 1859 yılında Cizzak üzerine sefer düzenledi ve şehri ele geçirdi. Ancak Rusların Orta Asya'daki ilerleyişi Hokand'ın toparlanmasını engelledi.
Çarlık Rusya, önce Tokmak ardından Bişkek'i ele geçirdi. Malla Han bu gelişmelere karşı askerî harekâtlar düzenlese de başarılı olamadı. Bu başarısızlıkların önemli sebeplerinden biri, hanlığın ileri gelenlerinden Alim Bey ve Kanat Şah arasındaki rekabetti. Bu iki devlet adamı Ruslara karşı ortak mücadele etmek yerine kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyordu.
Ruslarla yaşanan başarısızlıklar Malla Han'ın iç siyasette de zayıflamasına neden oldu. Han, yönetimde din adamlarının etkisini artırmaya başladı ancak bu durum bazı devlet ileri gelenlerinin tepkisini çekti.
1862 yılında Alim Bey önderliğinde Kırgızlar tarafından yeni bir isyan başlatıldı. Sürekli savaşlar ve artan vergiler nedeniyle halkın da destek verdiği bu hareket kısa sürede büyüdü. İsyancılar Mart 1862'de Malla Han'ı öldürdü.
Malla Han'ın ölümünden sonra yeğeni Şah Murad han ilan edildi. Ancak bu dönem Hokand Hanlığı'nın siyasî istikrarsızlığının daha da derinleştiği bir süreç oldu.
Şah Murad ve Hudayar Han'ın Son Saltanatları (1862-1865)
Şah Murad'ın tahta çıktığı dönemde Hokand Hanlığı büyük bir bunalım içindeydi. Hanlık dört taraftan tehdit altındaydı; halk uzun süren savaşlardan ve ağır vergilerden dolayı büyük bir sıkıntı yaşıyor, boylar arasındaki mücadele ise devam ediyordu. Hanların kısa sürelerle değişmesi, devletin uzun vadeli bir siyaset takip etmesini engelliyordu.
Şah Murad, tahta çıkar çıkmaz Malla Han'a yakın olan devlet adamlarını ortadan kaldırarak kendi konumunu sağlamlaştırmaya çalıştı. Ancak Malla Han döneminde nüfuz kazanan Alim Bey ve Taşkent yöneticisi Kanat Şah arasındaki rekabet devam etti. Şah Murad'ın tahta çıkmasında önemli rol oynayan Alim Bey kısa sürede devletin en güçlü kişisi hâline geldi. Bu durum Kanat Şah'ın rahatsız olmasına yol açtı.
Kanat Şah, Hokand tahtında hak iddia eden Hudayar Han'ı Taşkent'e davet etti. Tahtı yeniden ele geçirmek isteyen Hudayar Han bu fırsatı değerlendirerek bölgeye geldi. Bunun üzerine Şah Murad ordusuyla Taşkent üzerine yürüdü ancak şehri ele geçiremedi. Kanat Şah'ın daha önce güçlendirdiği Taşkent surları kuşatmanın başarısız olmasına neden oldu.
Şah Murad'ın Taşkent kuşatmasıyla meşgul olduğu sırada Buhara Emiri Muzafferüddin Hokand'a girdi. Bu gelişme üzerine Şah Murad Alatau Dağları'na çekildi. Böylece Hudayar Han, 1862 yılında ikinci kez Hokand tahtına çıktı.
Hudayar Han ikinci saltanatını kısa süre devam ettirebildi. Tahta geçtikten sonra kendisine karşı olan grupları ortadan kaldırmak amacıyla Margilan yöneticisi Alimkul'un desteğini aldı. Alimkul, Hudayar Han'a muhalif olan Alim Bey başta olmak üzere birçok rakibini etkisiz hâle getirdi.
Ancak Alimkul'un güçlenmesi kısa süre sonra Hudayar Han için yeni bir tehdit oluşturdu. Kırgız ve Kıpçakların desteğini alan Alimkul, Hudayar Han'a karşı isyan başlattı. Hudayar Han Buhara Emirliği'nin desteğini almaya çalışsa da başarılı olamadı ve Buhara'ya kaçmak zorunda kaldı.
Böylece Hudayar Han'ın ikinci saltanatı sona erdi. Alimkul'un desteğiyle Malla Han'ın oğlu Sultan Seyid 1863 yılında Hokand tahtına çıkarıldı. Alimkul ise devlet yönetiminde en etkili kişi hâline gelerek Atalık ve Emir-i Leşker unvanlarını aldı.
Sultan Seyid Han Dönemi ve Rus Tehdidinin Yaklaşması (1863-1865)
Sultan Seyid Han döneminde Hokand Hanlığı, iç sorunların yanı sıra Çarlık Rusya'nın Türkistan'daki ilerleyişiyle karşı karşıya kaldı. Alimkul, Rus tehlikesinin farkında olarak özellikle Taşkent ve çevresinin savunmasını güçlendirmeye çalıştı.
Savunma hazırlıkları için gerekli kaynaklar halktan alınan vergilerle karşılanmaya çalışıldı. Ancak artan vergiler halk arasında hoşnutsuzluk oluşturdu. Buna rağmen Alimkul, Rus ilerleyişine karşı güçlü bir savunma hattı oluşturmak istiyordu.
Bu sırada Buhara Emirliği ile Çarlık Rusya arasında yapılan anlaşmalar Hokand Hanlığı'nın durumunu daha da zorlaştırdı. Buhara Emiri Muzafferüddin, Rusların bölgedeki ilerleyişine karşı çıkmamayı kabul etti. Bunun ardından Rus birlikleri 1864 yılında Yeni Kurgan ve Bişkek'i ele geçirdi.
Aynı yıl General Mihail Çernyaev komutasındaki Rus kuvvetleri Çimkent üzerine yürüdü. Alimkul, Taşkent'te savunma hazırlıklarını tamamlamıştı. Ancak Buhara Emirliği'nin Hokand'a bağlı Hocend üzerine harekete geçtiği haberi gelince ordusunu ikiye bölmek zorunda kaldı.
Hokand kuvvetlerinin hem Buhara Emirliği hem de Rusya karşısında iki ayrı cephede mücadele etmek zorunda kalması, Rusların Çimkent'i ele geçirmesini kolaylaştırdı. Çarlık Rusya bundan sonra Türkistan'ın en önemli şehirlerinden biri olan Taşkent'i hedef aldı.
Taşkent Savunması ve Hokand Hanlığı'nın Zayıflaması
Alimkul, Rusların Taşkent üzerine ilerlemesi karşısında şehrin savunmasına yöneldi. Taşkent halkı da onun liderliği altında Ruslara karşı birleşti. Çernyaev'in ilk saldırıları 1864 yılında başarısız oldu.
Ancak 1865 yılında Ruslar yeniden Taşkent üzerine yürüdü. Önce Niyazbek Kalesi ele geçirildi ve şehrin su kaynakları kontrol altına alındı. Rusların su yollarını kesmesiyle Taşkent halkı büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldı.
Alimkul komutasındaki Hokand kuvvetleri ve Taşkent halkı uzun süre direndi. Buhara Emirliği'nden yardım talep edilmesine rağmen beklenen destek gelmedi. Böylece Hokand Hanlığı, askerî güç ve teknoloji bakımından çok daha üstün olan Çarlık Rusya karşısında yalnız kaldı.
Çernyaev'in 9 Mayıs 1865'te gerçekleştirdiği saldırı sırasında Alimkul yaralandı. Onun yaralanması Hokand ordusunda büyük bir moral kaybına neden oldu. Kısa süre sonra Alimkul'un ölümü direnişi daha da zayıflattı.
Taşkent halkı mücadeleye devam etse de Rusların 14 Haziran 1865 tarihinde gerçekleştirdiği son saldırı sonucunda şehir ele geçirildi. 15 Haziran 1865'te Çarlık Rusya, Türkistan'ın en önemli merkezlerinden biri olan Taşkent'i işgal etti.
Taşkent'in kaybı Hokand Hanlığı için büyük bir dönüm noktası oldu. Çünkü şehir, 1867 yılında kurulacak Türkistan Genel Valiliği'nin merkezi hâline gelecek ve Rusya'nın bölgedeki yayılmasının temel üssü olacaktı.
Taşkent savunmasında görev alan komutanlardan Yakup Bey, şehrin düşmesinden sonra Doğu Türkistan'a geçti. Burada Çin'e karşı mücadele ederek Kaşgar merkezli bir devlet kuracak ve kısa süreliğine bölgenin önemli siyasi aktörlerinden biri hâline gelecekti.
Hudayar Han'ın Üçüncü Saltanatı ve Rus Hakimiyetine Giriş (1865-1875)
Taşkent'in kaybedilmesinden sonra Sultan Seyid Han, Buhara Emirliği'nden yardım almak amacıyla Buhara'ya gitti. Ancak Buhara Emiri Muzafferüddin'in amacı Hokand tahtına kendi desteklediği Hudayar Han'ı geçirmekti.
Bu nedenle Sultan Seyid Han Buhara'dan ayrılmasına izin verilmeden tutuldu ve 1868 yılında Hokand'a dönüş yolunda öldürüldü. Ardından Kırgız ve Kıpçaklar kısa süreliğine Şadi Bey soyundan Hüdaykulu'yu tahta çıkardı.
Ancak Buhara Emiri Muzafferüddin, Hokand tahtında kendi etkisini sürdürebilmek amacıyla Hudayar Han'ı yeniden destekledi. Böylece Hudayar Han 1865 yılında üçüncü ve son kez Hokand hanı oldu.
Hudayar Han'ın son saltanatı Hokand Hanlığı'nın bağımsızlığını büyük ölçüde kaybettiği dönemdi. Halkın sorunlarına karşı ilgisiz kalan han, öncelikle tahtını korumaya çalıştı. Bu sırada Çarlık Rusya'nın Türkistan'daki ilerleyişi hız kazandı.
Rusların Taşkent'i ele geçirmesiyle sıranın Buhara Emirliği'ne geleceğini anlayan Emir Muzafferüddin, Hudayar Han'dan Ruslara karşı mücadele etmesini istedi. Ancak Hudayar Han tahtını kaybetme korkusuyla bu çağrıya olumlu cevap vermedi.
Böylece daha önce Hokand Hanlığı'nı Rus tehdidi karşısında yalnız bırakan Buhara Emirliği'nin yaşadığı tehlike, kısa süre sonra Hokand'ın da karşısına çıktı. Hudayar Han döneminde Hokand Hanlığı, giderek Çarlık Rusya'nın etkisi altına girmeye başladı.
Hokand Hanlığı'nın Rus Hakimiyetine Girişi ve Yıkılışı (1875-1876)
Hudayar Han'ın üçüncü saltanatı döneminde Hokand Hanlığı, siyasî bağımsızlığını büyük ölçüde kaybetmiş durumdaydı. Çarlık Rusya'nın Türkistan'daki ilerleyişi karşısında güçlü bir politika izleyemeyen Hudayar Han, Ruslarla imzaladığı anlaşmalar sonucunda onların etkisine açık hâle geldi. Rus tacirlerin serbestçe ticaret yapabilmesi ve hanlık topraklarının yalnızca Fergana Vadisi ile sınırlandırılması, Hokand'ın eski siyasi gücünü kaybettiğini gösteriyordu.
Rusya'nın Buhara Emirliği üzerine düzenlediği seferler sonucunda Oratepe, Hocend ve Cizzak'ın ele geçirilmesi, Türkistan'daki güç dengesini tamamen değiştirdi. 1868 yılında Semerkant'ın Rusların eline geçmesinin ardından Buhara Emirliği Rusya'ya bağımlı bir duruma geldi. Aynı dönemde Hudayar Han da Rusların desteğine ihtiyaç duyan bir yönetici hâline geldi.
Çarlık Rusya ile kurulan bu ilişki, Hokand Hanlığı'nın dış politikada hareket alanını daralttı. Hudayar Han, artık önemli kararlarını Rusların tepkisini hesaba katarak almak zorundaydı. Bu durum, halk ve devlet ileri gelenleri arasında hanın meşruiyetinin daha fazla sorgulanmasına yol açtı.
Hudayar Han'ın yönetim anlayışı da halkın desteğini kazanmasını engelledi. Ağır vergiler, devlet görevlilerinin keyfi uygulamaları ve hanın Rusya'ya yakın politikası toplumdaki hoşnutsuzluğu artırdı. Özellikle Fergana Vadisi'nde yaşayan Kırgız, Kıpçak ve diğer gruplar arasında yönetime karşı tepkiler yükseldi.
1875 yılında Hokand Hanlığı'nda büyük bir isyan başladı. İsyanın temel nedenleri arasında Hudayar Han'ın uyguladığı ağır vergiler, Rusya ile yakın ilişkileri ve halkın yönetimden duyduğu rahatsızlık bulunuyordu. İsyan kısa sürede geniş bir alana yayıldı ve hanlığın siyasi dengelerini değiştirdi.
İsyancılar arasında Hokand ileri gelenleri, din adamları ve bazı boy liderleri yer aldı. Hudayar Han isyanı bastırmak için harekete geçmeye çalışsa da artık toplum üzerindeki otoritesini büyük ölçüde kaybetmişti. Rusların desteğine güvenen han, halkın tepkisini daha da artırdı.
Gelişmeler karşısında Hudayar Han tahtını koruyamadı ve 1875 yılında Hokand'dan ayrılarak Ruslara sığındı. Böylece yaklaşık on yıl süren üçüncü saltanatı sona erdi.
Nasreddin Han Dönemi ve Rusya'nın Doğrudan Müdahalesi
Hudayar Han'ın kaçışından sonra Hokand tahtına oğlu Nasreddin Han geçti. Ancak yeni han, zayıflayan devlet otoritesi ve genişleyen isyan hareketleriyle karşı karşıya kaldı.
Nasreddin Han başlangıçta halkın desteğini kazanmak ve hanlığı yeniden düzenlemek istese de siyasi şartlar buna izin vermedi. Hokand içindeki farklı gruplar arasındaki mücadele devam ediyor, Rusya ise bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyordu.
Çarlık Rusya, Hokand Hanlığı'ndaki karışıklıkları kendi yayılma politikası açısından bir fırsat olarak değerlendirdi. Rus yönetimi, hanlığın iç işlerine daha fazla müdahale etmeye başladı ve askerî varlığını artırdı.
Bu süreçte Hokand ordusu ve devlet teşkilatı eski gücünden çok uzaktaydı. Uzun süren taht mücadeleleri, boylar arasındaki rekabet ve ekonomik sıkıntılar hanlığın savunma kapasitesini zayıflatmıştı.
Rusya'nın baskısı karşısında Nasreddin Han bağımsız bir siyaset izleyemedi. Hokand Hanlığı artık fiilen Rus etkisi altına girmişti. Bu durum, hanlığın tamamen ortadan kaldırılması için gerekli zemini hazırladı.
Hokand Hanlığı'nın Ortadan Kaldırılması (1876)
1875 yılındaki isyanların ardından Çarlık Rusya, Hokand Hanlığı'na doğrudan müdahale kararı aldı. Rus yönetimi, bölgede devam eden karışıklıkları gerekçe göstererek askerî harekât başlattı.
Rus kuvvetleri kısa sürede Hokand topraklarına ilerledi. Hanlık ordusunun dağınık olması ve merkezi otoritenin zayıflaması nedeniyle etkili bir direniş gösterilemedi.
1876 yılında Çarlık Rusya Hokand Hanlığı'nı tamamen ortadan kaldırdı. Hanlık toprakları Rus İmparatorluğu'na bağlandı ve Fergana bölgesinde yeni bir idari yapı oluşturuldu.
Hokand Hanlığı'nın sona ermesiyle birlikte Fergana Vadisi'nde yaklaşık bir buçuk asır süren Ming hanedanı yönetimi de sona erdi. Bölge, bundan sonra Rus Türkistanı'nın önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
Değerlendirme
Hokand Hanlığı, XVIII. yüzyılın başlarında Buhara Hanlığı'nın zayıflaması sonucu Fergana Vadisi'nde ortaya çıkan yeni bir siyasi güç olarak kuruldu. Şahruh Bey döneminde temelleri atılan hanlık, Abdurrahim Bey ve özellikle Narbuta Bey dönemlerinde merkezi otoritesini güçlendirdi.
Alim Han, Ömer Han ve Muhammed Ali Han dönemlerinde Hokand, Türkistan'ın önemli siyasi aktörlerinden biri hâline geldi. Bu dönemde Doğu Türkistan, Kazak bozkırları ve komşu hanlıklarla ilişkiler geliştirilerek genişleme politikası izlendi.
Ancak hanlık içinde devam eden taht mücadeleleri, boylar arasındaki rekabet ve Buhara Emirliği ile yaşanan çatışmalar devlet yapısını zayıflattı. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Çarlık Rusya'nın Türkistan'a yönelik genişleme politikası karşısında Hokand Hanlığı gerekli siyasi ve askerî birlikteliği sağlayamadı.
1876 yılında hanlığın ortadan kaldırılmasıyla Fergana Vadisi, Rus İmparatorluğu'nun hâkimiyetine girdi. Böylece Orta Asya'daki geleneksel Türk hanlıkları döneminin önemli siyasi yapılarından biri olan Hokand Hanlığı tarih sahnesinden çekildi.
Rus İşgali ve Hanlığın Sonu
Polat Han Ayaklanması ve Hudayar Han'ın Devrilmesi (1873–1875)
Çarlık Rusya'nın Türkistan'daki ilerleyişinin hız kazandığı dönemde Hokand Hanlığı içinde siyasî ve ekonomik sorunlar giderek derinleşmişti. Hudayar Han'ın üçüncü saltanatı sırasında Rusya'ya bağımlı bir siyaset izlemesi, devlet gelirlerinin azalmasına ve halk üzerindeki vergi yükünün artmasına yol açtı. Hanın sert yönetimi ve ülkedeki siyasî istikrarsızlık, halkın tepkisini artırdı. Bu durum 1873 yılında Hudayar Han'a karşı bir ayaklanmanın başlamasına neden oldu.
İsyancılar başlangıçta Semerkant'ta bulunan Alim Han'ın torunu Polat Han'ı lider olarak davet ettiler. Ancak Polat Han bu teklifi kabul etmeyince, hareketin başına Molla İshak Hasanoğlu geçti ve Polat Han adını aldı. 1873 yılında başlayan bu isyan, kısa sürede Hokand Hanlığı'ndaki en önemli muhalif hareketlerden biri hâline geldi.
Türkistan Genel Valisi Konstantin Kaufman, Hokand'daki gelişmeleri yakından takip ediyor ve Rus çıkarlarını tehdit edebilecek bir durumun ortaya çıkmasını istemiyordu. Hudayar Han'ı isyan karşısında daha dikkatli davranması konusunda uyarmasına rağmen han bu uyarıları dikkate almadı ve vergileri artırmaya devam etti. Bunun üzerine isyan daha geniş bir alana yayıldı.
1875 yılında ayaklanmanın başına Hudayar Han'ın yeğeni Abdülkerim geçti. Ancak ilk mücadelesinde başarısız olarak Ruslara sığındı. Kaufman, Hudayar Han ile ilişkilerini korumak amacıyla Abdülkerim'i tekrar hana teslim etti. Buna rağmen isyan hareketi sona ermedi.
Kaufman, bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla Veynberg başkanlığında bir elçilik heyetini Hokand'a gönderdi. Heyette Mihail Dmitriyeviç Skobelev de bulunuyordu. 13 Temmuz 1875'te Hokand'a ulaşan heyet, Hudayar Han tarafından kabul edildi. Kaufman'ın isteği üzerine han, Abdülkerim'i affetmeyi kabul etti. Ancak Rus elçilerinin Hokand'a gelişi halk arasında büyük tepkiye neden oldu ve isyan hareketleri daha da güçlendi.
Hudayar Han, Polat Han önderliğindeki isyanı bastırmak için Abdurrahman Aftabacı komutasında bir ordu gönderdi. Ancak Aftabacı, halkın şikâyetlerini bildiği için Hudayar Han'ın yanında kalmayı reddetti ve kuvvetleriyle birlikte isyancıların tarafına geçti. Bu gelişme Hudayar Han'ın durumunu daha da zorlaştırdı.
Bu sırada hanın büyük oğlu Nasreddin de babasına karşı harekete geçerek kendisini han ilan etti. Margilan yöneticisinin de isyancılara katılmasıyla Hudayar Han tamamen yalnız kaldı. Andican, Eseke, Oş ve Namangan gibi önemli şehirler isyancıların eline geçti. Tahtını ve devletini koruyamayacağını anlayan Hudayar Han, Kaufman'dan yardım istedi.
Rusların desteğini almak isteyen Hudayar Han, Skobelev'in yardımıyla Hokand'dan çıkarıldı. Zorlu bir yolculuğun ardından önce Mahram'a, ardından Hocend ve Taşkent'e ulaştı. Böylece Hokand Hanlığı tahtı oğlu Nasreddin'e kaldı.
Nasreddin Han Dönemi ve Rusya'nın Müdahalesi
Nasreddin Han tahta çıktıktan sonra iki yönlü bir siyaset izlemeye çalıştı. Bir taraftan Rusya ile ilişkileri sürdürmek isterken diğer taraftan Rus hâkimiyetine karşı mücadele hazırlıkları yaptı. Abdurrahman Aftabacı'nın desteğiyle Ruslara karşı harekete geçen Hokand kuvvetleri, sınır bölgelerindeki Rus birliklerine, posta merkezlerine ve ticaret kervanlarına saldırılar düzenledi.
Çarlık Rusya yöneticileri Hokand'daki karışıklığın devam etmesinin kendi çıkarları açısından tehlikeli olduğunu düşünüyordu. Ayrıca Hokand'ın yeniden güçlenmesine fırsat verilmemesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu nedenle Çar II. Aleksandr'ın emriyle General Kaufman komutasında bir Rus ordusu bölgeye gönderildi.
Rus kuvvetleri 1875 yılında Mahram üzerine yürüdü. Skobelev'in de yer aldığı Rus ordusu, sayı bakımından üstün olan Hokand kuvvetlerine karşı önemli bir zafer kazandı. Mahram Savaşı'nın ardından Rusların Hokand üzerindeki askerî üstünlüğü kesinleşti. Rus ordusu Hokand şehrine kadar ilerledi ve kısa süreliğine başkenti ele geçirdi.
Mahram Savaşı ve Rus İşgalinin Yayılması
Mahram zaferinden sonra Ruslar isyanın önemli liderlerinden Abdurrahman Aftabacı'yı etkisiz hâle getirmek amacıyla harekete geçti. Kaufman ve Skobelev komutasındaki birlikler Margilan, Oş ve çevresinde operasyonlar düzenledi. Uzun süren takiplerin ardından Aftabacı teslim olmak zorunda kaldı.
Rusların bölgedeki ilerleyişi devam ederken Hokand halkının direnişi tamamen sona ermemişti. Namangan ve çevresinde Rus hâkimiyetine karşı yeni hareketler ortaya çıktı. Skobelev, bu ayaklanmaları bastırmak amacıyla sert askerî operasyonlar gerçekleştirdi.
Rus ordusu 1875 yılının sonlarında Namangan'ı işgal etti. Ardından Hokand kuvvetlerinin önemli merkezlerinden biri olan Andican üzerine yöneldi. Şehir hakkında ayrıntılı keşifler yapan Rus birlikleri, Ocak 1876'da Andican'a saldırdı. Şehrin ele geçirilmesinden sonra Rus birlikleri bölgede büyük bir katliam gerçekleştirdi ve Hokand direnişinin en önemli merkezlerinden biri ortadan kaldırıldı.
Hokand Hanlığı'nın Ortadan Kaldırılması ve Fergana Valiliği'nin Kuruluşu (1876)
Andican'ın düşmesi ve Aftabacı'nın teslim olmasıyla Hokand Hanlığı'nın askerî direnişi büyük ölçüde sona erdi. Skobelev, bölgede devam eden karışıklıkları sona erdirmek amacıyla Hokand üzerine yürüdü. Polat Han'ın Margilan çevresindeki mücadelesi de Rus harekâtları sonucunda etkisiz hâle getirildi.
Rus birliklerinin başkenti ele geçirmesinin ardından Hokand Hanlığı lağvedildi. 1876 yılında hanlığın toprakları Çarlık Rusya'ya bağlandı ve bölgede Fergana Valiliği kuruldu. Skobelev, gösterdiği askerî başarıların ardından yeni oluşturulan Fergana bölgesinin ilk valisi olarak görevlendirildi.
Böylece XVIII. yüzyılın sonlarında Fergana Vadisi'nde ortaya çıkan ve XIX. yüzyıl boyunca Orta Asya'nın önemli siyasî güçlerinden biri hâline gelen Hokand Hanlığı, Rusya'nın Türkistan'daki sömürge genişlemesi sonucunda tarih sahnesinden çekildi.
Çarlık İdaresinde Hokand'dan Kırgız Seferi
Hokand Hanlığı'nın ortadan kaldırılmasının ardından Çarlık Rusya için bölgedeki hâkimiyetin tamamen sağlanması önündeki en önemli sorunlardan biri Kırgızların direnişiydi. Tanrı Dağları, Pamir ve Alay bölgelerinde yaşayan Kırgız-Kazak toplulukları, Rus işgaline karşı mücadele etmeye devam ediyordu. Hokand Hanlığı'nın yıkılacağını gören bazı Kırgız boyları, bağımsız bir siyasî yapı oluşturmak amacıyla harekete geçmişti.
Rusya'nın Hokand topraklarını doğrudan yönetimi altına almasının ardından Güney Kırgızistan'ın dağlık bölgeleri ile Alay-Pamir sahalarında yaşayan göçebe Kırgızlar Rus hâkimiyetini kabul etmedi. Bölgenin coğrafi şartlarını iyi bilmeleri sayesinde Rus birliklerinden uzak durmayı başaran Kırgızlar, dağlık alanlarda hareket ederek direnişlerini sürdürdüler. Rusların bölgeye düzenlediği birçok askerî harekât da Kırgızların karşı koyması nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Kurmancan Datha ve Alay Kırgızlarının Direnişi
1820–1906 yılları arasında Kırgızların Ak Bargı soyundan gelen yöneticiler tarafından idare edildiği kabul edilir. Bu dönemin önemli isimlerinden Alim Bey Datha (1799–1862), Hokand Hanlığı'nın önemli askerî ve siyasî şahsiyetlerinden biriydi. Onun amacı yalnızca Kırgız boylarını değil, daha geniş anlamda Türk topluluklarını bir araya getirmekti. Alim Bey'in eşi Kurmancan da siyasî faaliyetlerinde ona destek verdi.
Alim Bey Datha'nın 1862 yılında ölümünden sonra yönetimin başına Kurmancan geçti. Rus kaynaklarında "Alay Çariçesi" olarak anılan Kurmancan, Kırgız toplulukları üzerindeki etkisi sayesinde bölgenin en önemli liderlerinden biri hâline geldi. Hokand hanı ve Buhara emiri de onun yönetici konumunu kabul ederek kendisine "Datha" unvanı verdi.
Hokand Hanlığı'nın Ruslar tarafından işgal edilmesi, sadece Özbekleri değil Kırgızları da doğrudan etkiledi. Fergana Vadisi'nin Rus kontrolüne girmesiyle Alay bölgesindeki Kırgızlar daha büyük bir tehdit altında kaldı. Fergana Valisi Mihail Skobelev, bölgenin tamamen kontrol altına alınabilmesi için Kırgız direnişinin sona erdirilmesi gerektiğini düşünüyordu.
Skobelev'in ilk hedefi Kurmancan Datha'nın oğlu Abdullah Bey'in yönettiği gruptu. Kırgızlar, dağlık araziyi iyi kullanarak Rus birliklerine karşı ani baskınlar düzenliyor ve hareketli savaş yöntemleriyle üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Bu nedenle Rus kuvvetleri Alay Dağları'nın iç bölgelerine ilerlemekte zorlanıyordu.
Bunun üzerine Skobelev, bölgeyi iyi bilen bir kişinin yardımıyla gizli geçitleri kullanarak Abdullah Bey'e ani bir saldırı düzenledi. Baskın sonucunda Kırgız birlikleri dağıldı. Abdullah Bey, kuvvetlerinin bir kısmıyla Afganistan'a kaçtı ve burada öldü. Oğlunun yenilgisinden sonra Kurmancan Datha Çin sınırındaki geçitlere çekildi.
Rusya ile Kurmancan Datha Arasında Anlaşma
Abdullah Bey'in yenilgisinin ardından Rus birlikleri Kırgız topraklarında ilerlemeye başladı. İşgal edilen bölgelerde yaşanan şiddet olayları ve halkın mallarına el konulması, birçok Kırgız grubunun Kurmancan Datha'nın çevresinde toplanmasına neden oldu. Halk, onu Ruslara karşı kendilerini koruyabilecek bir lider olarak görüyordu.
Kurmancan Datha ise Rusya'nın askerî üstünlüğünün farkındaydı. Uzun süreli bir savaşın Kırgız halkına daha büyük zarar vereceğini düşünerek Ruslarla mücadeleyi sürdürmenin sonuçlarını değerlendirdi. Bu nedenle bölgenin geleceğini koruyabilmek amacıyla görüşme yolunu tercih etti.
Skobelev, Kırgız direnişini sona erdirebilmek için Kurmancan Datha ile görüşmek istedi. İlk başta bu teklifi kabul etmeyen Kurmancan, Rus generaliyle eşit şartlarda görüşme yapılması koşuluyla bunu kabul etti. Görüşmede Skobelev, Kurmancan'ın liderliğini ve halk üzerindeki etkisini övdü. Direnişin ancak onun desteğiyle sona erebileceğini belirterek Kırgızların Rus hâkimiyetini kabul etmesi konusunda yardım istedi.
Kurmancan Datha, Kırgızların Ruslara karşı uzun süre direnemeyeceğini bildiği için anlaşmayı kabul etti. Ancak Ruslardan bazı şartlar talep etti. Buna göre isyana katılan Kırgızlara ceza verilmeyecek, savaş esirleri serbest bırakılacak, halkın mallarına el konulmayacak, ağır vergiler uygulanmayacak ve Kırgızların dinî hayatı ile geleneklerine müdahale edilmeyecekti.
Skobelev, Kurmancan Datha'nın şartlarını kabul etti. Böylece Alay bölgesindeki Kırgız direnişi sona erdi. Kurmancan Datha, Ruslar tarafından "Alay Dağları'nın Gerçek Çariçesi" unvanıyla anıldı.
Bazı anlatımlarda ise Kurmancan Datha'nın görüşmeye gönüllü olarak değil, Ruslar tarafından yakalanarak getirildiği aktarılır. Buna göre Çin sınırında saklandığı yer tespit edilen Kurmancan, Skobelev'in huzuruna çıkarılmış ve yapılan görüşmenin ardından Alay bölgesinde barışı koruma sözü vermiştir.
Fergana Vadisi'nde Rus Hâkimiyetinin Kesinleşmesi
Kurmancan Datha ile yapılan anlaşmanın ardından Kırgızların yönetimi büyük ölçüde onun ve ailesinin kontrolünde bırakıldı. Böylece Çarlık Rusya, Hokand Hanlığı'nın eski topraklarında karşılaştığı en önemli yerel direnişlerden birini sona erdirmiş oldu.
XVIII. yüzyılın başlarında Fergana Vadisi'nde kurulan ve yaklaşık bir buçuk asır boyunca bölgenin önemli siyasî güçlerinden biri olan Hokand Hanlığı'nın toprakları artık tamamen Rus idaresine girdi. Fergana Vadisi, Türk soylu hanedanlar tarafından yönetilen bağımsız bir siyasî yapı olmaktan çıkarak Çarlık Rusya'nın Türkistan hâkimiyet sistemi içinde yer alan bir bölge hâline geldi.
İdarî, Kültürel, Ekonomik ve Sosyal Yapı
Hanların Meşruiyet Kaynakları
Hokand Hanlığı'nda devlet yönetiminin merkezinde han bulunuyordu. Han, siyasî ve askerî yetkilerin en üst sahibi olarak kabul edilir, hâkimiyet hakkını kutsal bir soydan gelmesine dayandırırdı. Türk-Moğol devlet geleneğinde hâkimiyetin Cengiz Han soyuna ait olduğu anlayışı, Hokand hanlarının meşruiyet anlayışının temel unsurlarından biriydi.
Ming kabilesinden gelen Hokand yöneticileri, kuruluş döneminden itibaren bey unvanını kullanmış, 1805 yılında Alim Han'ın hükümdarlığı sırasında han unvanını almaya başlamışlardı. Bu tarihten sonra Hokand hükümdarları devletin yıkılışına kadar han unvanını kullandılar. Ming hanedanı, diğer Türkistan hanlıklarında olduğu gibi kendi hâkimiyetini güçlendirmek amacıyla soyunu Cengiz Han'a dayandırdı.
Hokand Hanlığı'nda yönetim, kuruluşundan yıkılışına kadar Şahruh Bey ve onun soyundan gelenlerin elinde kaldı. Hanedan mensupları siyasî meşruiyetlerini yalnızca Cengiz Han'a değil, aynı zamanda Timur soyundan gelen Babür'e de dayandırıyordu. Babür'ün baba tarafından Timur'a, anne tarafından ise Çağatay Han'a bağlı olması, Hokand hanlarının hem Cengizli hem Timurlu mirasla ilişki kurmasını sağladı.
Hokand hanları siyasî meşruiyetlerini artırmak amacıyla seyid aileleriyle evlilikler gerçekleştirerek dinî bir prestij de elde etmeye çalışıyordu. Bunun yanında bazı hükümdarlar "Emirü'l-Mü'minin" ve "Sultan" gibi unvanları da kullandılar.
Yönetici Sınıf ve Devlet Teşkilatı
Hokand Hanlığı'nda devlet yönetimi hanın sarayında şekillenirdi. Hanın ölümünden sonra belirlenmiş bir veliaht sisteminin bulunmaması, diğer Türkistan hanlıklarında olduğu gibi sık sık taht mücadelelerinin yaşanmasına neden oluyordu. Hanedan üyeleri arasında çıkan mücadeleler merkezi otoriteyi zayıflatıyor ve devletin siyasî gücünü azaltıyordu.
Han çocuklarına emirzade, hanzade, mirzade, şehzade ve töre gibi unvanlar verilirdi. Hanın oğulları genellikle merkeze yakın bölgelerde yönetici olarak görev yapar, ancak han hayattayken kesin bir halef belirlenmezdi. Geleneksel olarak en büyük oğlun tahta geçmesi beklenmesine rağmen uygulamada bu kurala çoğu zaman uyulmazdı.
Devlet işleri, hanın başkanlık ettiği meclislerde görüşülürdü. Hanın altında askerî, idarî, malî ve dinî görevleri yerine getiren çok sayıda makam bulunuyordu.
Mingbaşı
Mingbaşı, Hokand Hanlığı'nda hanın ardından gelen en önemli idarî ve askerî makamlarından biriydi. Ömer Han dönemindeki düzenlemeler sonucunda önem kazanan bu görev, Osmanlı Devleti'ndeki sadrazamlık ve Buhara Emirliği'ndeki kuşbeyilik makamına benzer bir konuma sahipti.
Mingbaşı, devletin merkezî kurumlarını ve askerî teşkilatını denetler, hanlığın idarî işlerinde önemli rol oynardı.
Atalık
Atalık, Türk-İslam devletlerinde başlangıçta şehzadelerin eğitiminden sorumlu kişilere verilen bir unvandı. Hokand Hanlığı'nda ise zamanla yüksek dereceli devlet makamlarından biri hâline geldi.
Eyaletlerde görev yapan şehzadelerin yanında bulunan kumandanlar, zamanla onların eğitiminden ve yönetiminden sorumlu hâle geldi. Bu kişilerden biri han olduğunda, atalık unvanını taşıyan devlet adamları büyük nüfuz kazandı.
Atalıklar özellikle hanların zayıf olduğu dönemlerde devlet yönetiminde belirleyici bir rol oynadı ve bazı dönemlerde hanın ardından gelen en güçlü makam olarak kabul edildi.
Kuşbeyi
Kuşbeyi, Türkistan hanlıklarında yaygın olarak görülen önemli idarî görevlerden biriydi. Hokand Hanlığı'nda hanın danışmanı olarak görev yapan kuşbeyiler, çeşitli vilayetlerin yönetiminden sorumluydu.
Mingbaşı makamının güç kazanmasından sonra kuşbeyinin devlet içindeki etkisi azaldı.
Pervaneçi
Pervaneçiler, han tarafından hazırlanan ferman, berat ve diğer resmî belgelerden sorumluydu. Belgelerin ilgili yerlere ulaştırılması ve uygulanmasının takip edilmesi görevleri arasındaydı.
Bazı pervaneçiler vilayet yöneticiliği görevlerinde de bulunmuş, halkın şikâyetlerini doğrudan hana ulaştıran görevliler olarak hizmet vermiştir.
Şigavul
Şigavullar saray teşrifatından sorumlu görevlilerdi. Yabancı elçilerin karşılanması, devlet törenlerinin düzenlenmesi ve saraya gelen önemli kişilerin ağırlanması onların görevleri arasındaydı.
Divanbeyi
Hokand Hanlığı'nda divanbeyi makamı özellikle malî işlerle ilgiliydi. Devlet hazinesinin gelir ve giderlerinin düzenlenmesi, vergilerin toplanması ve bazı diplomatik görevlerin yürütülmesi divanbeyilerin sorumluluğundaydı.
Zekât, gümrük vergileri, vakıf gelirleri ve çeşitli devlet gelirlerinin kaydı da bu makamın görevleri arasındaydı.
Şeyhülislam
Hokand Hanlığı'nda şeyhülislam makamı, dinî teşkilatın en üst kademesini oluşturuyordu. Şeyhülislamlar devlet meclisinin sürekli üyeleri arasında yer alır ve dinî meselelerde önemli bir otorite kabul edilirdi.
Şeyhülislam makamında bulunan kişiler kolaylıkla görevden alınamaz, kadıkelan ve diğer kadıların tayininde söz sahibi olurlardı. Bu yönüyle dinî ve hukukî teşkilatın yönetiminde belirleyici bir konuma sahiptiler.
Hoca Kelan
Hoca kelan, şeyhülislamdan sonra gelen önemli dinî makamlardan biriydi. Hoca kelanlar, hanın dinî konulardaki danışmanlığını yapar ve devlet kararlarının şeriat hükümlerine uygunluğunu denetlerdi.
Han ve devlet yöneticileri tarafından hazırlanan fermanların ve idarî kararların İslam hukukuna uygun şekilde düzenlenmesinde görev alırlardı.
Kadıkelan
Kadıların kadısı veya başkadı anlamına gelen kadıkelan makamı, Hokand Hanlığı'ndaki en yüksek hukukî görevlerden biriydi. Kadıkelan, yalnızca han ve şeyhülislam tarafından tayin edilirdi.
Kadıların verdiği kararları inceleme ve gerektiğinde bozma yetkisine sahip olan kadıkelan, önemli davaların yeniden görülmesini sağlayabilirdi. Devlete karşı işlenen suçlar ve ağır cinayetler, kadıkelanın başkanlığındaki kadılar heyeti tarafından değerlendirilirdi.
Ağır cezalar ve ölüm hükümleri, hanın onayı alındıktan sonra uygulanırdı.
Kadı
Hokand Hanlığı'nda adalet işlerinin yürütülmesinden kadılar sorumluydu. Halk arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, suç davaları ve hukukî meseleler şer'i hükümlere göre kadılar tarafından karara bağlanırdı.
Kadıların görev alanı yalnızca yargı işleriyle sınırlı değildi. Aynı zamanda toplum düzeninin korunması ve devletin hukukî yapısının devam ettirilmesinde de önemli rol oynuyorlardı.
Kadıasker
Kadıasker, askerî teşkilat içerisinde ortaya çıkan hukukî meselelerle ilgilenen görevliydi. Ordu içerisinde meydana gelen anlaşmazlıklar, askerlerin işlediği suçlar ve savaş dönemlerinde ortaya çıkan hukukî sorunlar kadıasker tarafından incelenirdi.
Reis (Muhtesib)
Reisler, dinî hayatın ve toplum düzeninin denetlenmesinden sorumlu görevlilerdi. Dini bilgisi, ahlakı ve toplumdaki itibarıyla öne çıkan kişiler arasından seçilirlerdi.
Reislerin görevleri arasında halkın ibadetlerini yerine getirip getirmediğini denetlemek, dinî yasaklara uyulmasını sağlamak ve ahlaki düzeni korumak bulunuyordu. Bunun yanında şehir temizliği, pazarların düzeni ve kamu güvenliği gibi konularla da ilgilenirlerdi.
Evler, sokaklar ve özellikle ticaret merkezleri reislerin denetimi altındaydı.
Dadhah
Dadhahlar, halktan gelen şikâyet ve dilekçeleri doğrudan hana ulaştırmakla görevliydi. Han tarafından verilen görevlerle bazı önemli davaların çözümünde de rol alırlardı.
Hokand hanları, siyasî, askerî veya ekonomik açıdan faydalı gördükleri boy ileri gelenlerini dadhah unvanıyla onurlandırarak kendilerine bağlı hâle getirmeye çalışırlardı.
Beylerbeyi
Beylerbeyi makamı, özellikle 1835 yılında Taşkent yöneticisinin bu unvanı almasıyla önem kazandı. Beylerbeyiler Taşkent ve Deşt-i Kıpçak bölgesindeki geniş sahaların yönetiminden sorumluydu.
Askerî ve idarî yetkilere sahip olan beylerbeyi, savaş zamanlarında bağlı bulunduğu bölgelerden asker toplar ve orduya katılırdı. Ayrıca vergilerin düzenli toplanması ve hanın emirlerinin uygulanması da görevleri arasındaydı.
Beylerbeyinin yanında vezir, şeyhülislam ve yardımcı görevliler bulunurdu.
Hakim
Hakimler, Hokand Hanlığı'nda vilayet ve şehirleri yöneten idarî görevlilerdi. Bu makam çoğunlukla hanedan üyelerine verilirdi. Hanlar, önemli bölgelerin yönetimini genellikle oğullarına veya yakın akrabalarına bırakarak merkezî otoriteyi korumaya çalışırlardı.
Hanedan dışından atanan hakimler ise genellikle askerî veya siyasî başarı göstermiş kişiler arasından seçilirdi.
Hakimlerin başlıca görevleri arasında vergi toplamak, kamu düzenini sağlamak, halkın hak ve sorumluluklarını gözetmek ve devlet ile halk arasındaki ilişkileri düzenlemek bulunuyordu.
Aksakal (Emin)
Aksakal, Türk toplumlarında tecrübesine ve saygınlığına güvenilen yaşlı kişilere verilen geleneksel bir unvandı. Hokand Hanlığı'nda aksakallar özellikle yerel yönetimde önemli görevler üstlenirdi.
Kırsal bölgelerde köylerin, şehirlerde ise mahallelerin düzeninden sorumlu olan aksakallar, toplumsal meselelerin çözümünde aracılık ederdi.
Saray Teşkilatı ve Özel Görevliler
Hokand Hanlığı sarayında hanın günlük hayatı, güvenliği ve devlet törenlerinin düzenlenmesi için çeşitli özel görevler bulunuyordu.
Mirahur, hanın atlarından sorumlu görevliydi.
Aftabacı, hanın temizliği ve kişisel hizmetleriyle ilgilenirdi.
Dasturhancı, saray yemeklerinin düzenlenmesinden sorumluydu.
İnak, hanın güvenilir adamlarından biri olarak çeşitli idarî görevleri yerine getirirdi.
Eşikağası, saray muhafızlarının başında bulunurdu.
Hüdaycı, hanın huzuruna çıkmak isteyenleri kontrol ederdi.
Saray Karavulbeyi, sarayın güvenliğini sağlardı.
Tünkatarlar, hanın gece güvenliğinden sorumluydu.
Mehtar, zekât ve gümrük vergilerinin toplanması ile denetimini yürütürdü.
Urakçi, vakıf arazilerinden alınan gelirlerle ilgilenirdi.
Sudur, vakıf mülklerinin gelirleri ve yönetimini takip ederdi.
Bu makamların tamamı Hokand Hanlığı'nın geleneksel Türk-İslam devlet yapısını yansıtan idarî ve saray teşkilatının temel unsurlarını oluşturuyordu. Hanın merkezî otoritesi ile yerel yöneticiler, askerî unsurlar ve dinî kurumlar arasındaki ilişki bu görevler aracılığıyla düzenleniyordu.
Hokand Hanlığı'nda Ordu ve Askerî Teşkilat
Diğer Türkistan hanlıklarında olduğu gibi Hokand Hanlığı'nda da ordu-millet anlayışı hâkimdi. Bu anlayış doğrultusunda toplum düzeni büyük ölçüde askerî esaslara dayanıyordu. Savaş zamanlarında halk, hanın çağrısı üzerine silah altına alınır ve mevcut askerî teşkilat içinde görev alırdı. Zaman içerisinde bazı değişikliklere uğrasa da bu yapı, hanlığın askerî gücünün temelini oluşturdu. Hokand Hanlığı'nın askerî teşkilatı, kendisinden önceki Timurlu mirasının etkisiyle Türk-Moğol askerî geleneği esas alınarak düzenlenmişti.
Hanlığın kuruluş döneminde ordunun önemli bir kısmını gönüllü birlikler oluşturuyordu. Kara-Kazan veya Kara-Çayan (Akrep) adı verilen bu birlikler, savaş zamanlarında hanın fermanıyla halk arasından toplanan askerlerden meydana gelirdi. Hanın çağrısı üzerine orduya katılan gençler arasından seçim yapılır ve sefer için gerekli birlikler oluşturulurdu.
Alim Han döneminde gerçekleştirilen askerî düzenlemelerle orduda yeni birlikler meydana getirildi. Bey ve soylu ailelerin çocuklarından oluşturulan Beçagan-i Bey ve Beçagan-i Mir birlikleri sarayın güvenliğinden sorumluydu. Sayıları sınırlı olan bu birliklerin yanında, Bedahşan, Kula Bey, Karategin, Dervaz, Kuhistan ve Hisar bölgelerinde yaşayan avcı Taciklerden oluşturulan yaklaşık 10 bin kişilik Kala-Bahadur adlı askerî birlik kuruldu. Ayrıca uzak bölgelere düzenlenen seferlerde halk arasından oluşturulan Kıl-Kuyruk ve Alaman birlikleri de görev alıyordu.
Düzenli hâle getirilen Hokand ordusunun başında seferlere göre mingbaşı, atalık veya hanın oğullarından seçilen sembolik bir komutan olarak emir-i leşker bulunurdu. Askerî hiyerarşide emir-i leşkerden sonra mingbaşı (binbaşı), pansadbaşı (beşyüzbaşı), yüzbaşı, pançbaşı (ellibaşı) ve dahbaşı (onbaşı) gibi rütbeler yer alıyordu.
Hokand ordusunda belirli bir askerî üniforma bulunmazdı. Ordu genel olarak süvari (sipah), piyade (sarbaz) ve topçu (tupçi) birliklerinden oluşurdu. Ordunun temel gücünü süvariler meydana getirirdi. Süvari birlikleri çoğunlukla gönüllülerden oluşurken piyade ve topçu birliklerinde farklı toplumsal gruplardan gelen askerler görev yapardı. Sefer öncesinde askerlere belirli miktarda barut ve mühimmat dağıtılırdı.
Hokand Hanlığı'nda askerî sefer hazırlıkları hanın emriyle başlardı. Han tarafından görevlendirilen memurlar vilayetlere gönderilerek askerlerin toplanmasını sağlardı. Seferin büyüklüğüne ve çağrılan birliklerin sayısına göre hazırlık süresi değişirdi. Merkezi ordunun yanında hanlığa bağlı 15 vilayetin her birinde askerî birliklerbulunuyordu. Savaş zamanında bu birliklerin belirlenen bölgelerde hazır bulunması gerekiyordu.
Vilayet birliklerinin merkezi orduya katılmasıyla Hokand ordusunun mevcudu yaklaşık 60 bin kişiye ulaşabiliyordu. Ancak vilayet yöneticilerinin zaman zaman asker göndermemesi veya askerî desteği geciktirmesi, hanlığın savaş gücünü olumsuz etkileyen sorunlardan biriydi. Sefer sırasında başkentin güvenliği için piyade ve topçu birliklerinin bir kısmı Hokand şehrinde bırakılırdı.
Barış dönemlerinde askerler sürekli kışlalarda bulunmaz, bağlı oldukları vilayetlerin yöneticileri altında görev yaparlardı. Bu dönemde askerler tarım, zanaatkârlık ve benzeri ekonomik faaliyetlerle uğraşarak günlük hayatlarını sürdürürlerdi. Böylece Hokand Hanlığı'nda askerî yapı, toplum hayatıyla iç içe geçmiş bir özellik taşımaktaydı.
Din ve Dini Kurumlar
Türk, Fars, Çin, Hint ve İslam uygarlıklarının kesiştiği bir coğrafyada kurulan Hokand Hanlığı'nda halkın büyük çoğunluğu Müslümandı. Hanlar yönetimlerinde İslami esaslara önem vermiş, dinî kurallar devlet ve toplum hayatının önemli unsurlarından biri olmuştur. Bu nedenle İslam dini yalnızca başkent Hokand'da değil, hanlığa bağlı şehir ve yerleşim merkezlerinin tamamında etkiliydi.
Hokand Hanlığı'nda devlet yönetimi büyük ölçüde İslam hukuku olan şeriat esaslarına dayanıyordu. Özellikle Emirü'l-Mü'minin unvanını kullanan Ömer Han, din ile devleti birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmüş ve yönetimde ulemanın etkisini artırmıştır. Hanlar, devlet işlerinde dinî otoriteyi sağlamak amacıyla ulema sınıfından gelen kişileri yüksek makamlara getirmiştir.
Hanlıkta dinî teşkilatın en üst makamı şeyhülislamlık idi. Bunun yanında hoca kelan, reis (muhtesib), kadı-kelan, kadı-asker ve kadılar İslam hukukunun uygulanmasında görev yapan başlıca dinî görevlilerdi. Hokand, Buhara ve diğer önemli merkezlerde çok sayıda medresenin bulunması, ulemanın toplum üzerindeki etkisini artırmıştır.
Türkistan hanlıklarında olduğu gibi Hokand Hanlığı'nda da seyyidlik önemli bir makam olarak kabul edilirdi. Hz. Muhammed'in soyundan geldiğine inanılan seyyidler, toplum içinde büyük bir saygınlığa sahipti. Ancak yüksek dinî görevlere atanmak için yalnızca seyyid olmak yeterli değildi. Bu makamlara getirilecek kişilerin Buhara ve Hokand gibi önemli ilim merkezlerindeki medreselerde eğitim görmeleri ve hac ibadetini yerine getirmiş olmaları beklenirdi.
XIX. yüzyılın başlarında Alim Han döneminde devlet yönetiminde etkili olan dinî otoriteyi dengelemek amacıyla bazı düzenlemeler yapılmaya çalışıldı. Ancak bu girişimlerden istenilen sonuç alınamadı. Bunun sonucunda din adamlarının devlet yönetimindeki etkisi daha da arttı. Özellikle Hudayar Han döneminde ulema, hükümet kademelerinde ve siyasi hayatta daha güçlü bir konuma ulaştı.
Eğitim Kurumları
Türkistan, İslamî ilimlerde önemli eserler veren ve birçok âlim yetiştiren önemli bir kültür merkeziydi. Buhara başta olmak üzere bölgedeki şehirler, sahip oldukları medreseler sayesinde İslam dünyasının önemli ilim merkezleri arasında yer alıyordu. Hokand Hanlığı sınırları içerisinde bulunan Hokand, Taşkent ve Margilan şehirleri de bu ilmî geleneğin devam ettiği merkezler arasındaydı.
Hokand Hanlığı, özellikle devlet kademelerinde görev yapacak memur ve diplomatların yetiştirilmesine önem veriyordu. Tahta geçen hanlar, yönetim kadrolarının yeterli bilgi ve donanıma sahip olması amacıyla eğitim faaliyetlerini destekledi. Hanlığın eğitim sistemi, diğer Türkistan hanlıklarında olduğu gibi İslamî esaslara dayanan yerli bir eğitim düzenine sahipti. Eğitim kurumları temel olarak mektep, delailhane, karihane ve medreselerdenoluşuyordu.
Mektepler
Hokand Hanlığı'nda temel eğitim veren kurumlar mekteplerdi. Okuma-yazma öğretiminin yapıldığı bu kurumlar hanlığa bağlı şehirlerin mahallelerinde ve köylerinde bulunuyordu.
Mekteplerde eğitim iki şekilde yürütülüyordu. Birinci yöntemde imamlar ve müezzinler görev yaptıkları cami ve medreselerde öğrencilere eğitim veriyordu. İkinci yöntemde ise herhangi bir resmî kuruma bağlı olmayan mollalar kendi evlerinde ders okutuyordu. Cami ve medreselere bağlı mekteplerin giderleri ile öğreticilerin maaşları vakıflar tarafından karşılanıyordu.
Mektep eğitimi genellikle dört, beş, altı veya yedi yaşlarında başlardı. Öğrenciler eğitim karşılığında yıllık yaklaşık 1-2 tenge ücret öderdi. Öğrenci sayısı bölgelere göre değişiklik gösterirdi. Şehirlerdeki mekteplerde öğrenci sayısı 30-50 kişiye ulaşırken, köy mekteplerinde bu sayı yaklaşık 10 kişi civarında kalırdı.
Okuma-yazma eğitiminin ardından İslamî bilgiler ve dinî esaslar öğretilirdi. Eğitim süresi genellikle yedi veya sekiz yıl sürerdi. Derslerde Kur'an-ı Kerim, Elifba, Ebced, Farz-ı Ayn ve Çehar Kitap gibi eserler okutulurdu. Bunun yanında ahlak, tasavvuf ve fıkıh konularını içeren Sebatü'l-Acizin, Muradü'l-Arifin, Meslekü'l-Muttakin ve Mahzenü'l-Müftin gibi eserlerden de yararlanılırdı.
Öğrencilere ayrıca Bedil, Hoca Hafız, Nevai ve Fuzuli gibi önemli şairlerin divanları ezberletilirdi.
Hokand Hanlığı'nda erkek çocukların eğitim gördüğü mekteplerin yanı sıra sınırlı da olsa kız öğrenciler için eğitim kurumları bulunuyordu. Bilgili ve eğitimli kadınlara Türkistan'da Atın Ayim veya Atın Bibi adı verilirdi. Bu kadınlar sosyal ve kültürel hayatta önemli roller üstlenirdi.
Kadın eğitimciler tarafından yürütülen Atın Bibi Kız Mektepleri, genellikle öğreticilerin kendi evlerinde faaliyet gösterirdi. Bu okullarda kızlara okuma-yazmanın yanında ev işleri, aile hayatı ve evlilikle ilgili bilgiler de verilirdi. Erkek ve kız mekteplerindeki temel eğitim programları büyük ölçüde birbirine benziyordu.
Karihaneler ve Delailhaneler
Hokand Hanlığı'ndaki diğer eğitim kurumlarından biri karihanelerdi. Bu kurumlarda Kur'an eğitimi verilerek hafızlar yetiştirilirdi. Genellikle cami ve medreselere bağlı olan karihanelerin giderleri vakıflar tarafından karşılanırdı.
XIX. yüzyıl sonlarında Fergana bölgesinde 252 karihane bulunuyordu. Bu kurumların her birinde ortalama 10 hafız adayı eğitim görmekteydi.
Bunun yanında hanlıkta sayıları az olmakla birlikte delailhaneler de bulunuyordu. Bu kurumlarda Hz. Muhammed'in hayatı, dinî hikâyeler ve kıssalar öğretiliyordu. Delailhanelerin ihtiyaçları da vakıflar aracılığıyla karşılanıyordu.
Medreseler
Mektep eğitimini tamamlayan ve devlet hizmetinde görev almak isteyen öğrenciler medreselere devam ederdi. Hokand Hanlığı'nda devlet kadrolarında görev yapacak kişilerin yetiştirilmesinde medreseler önemli bir yere sahipti.
Hokand medreseleri mimari özellikleri bakımından Buhara medreselerine benziyordu. Genellikle dörtgen planlı, avlulu ve minareli olarak inşa edilen bu yapılarda öğrenciler için hücreler ve dershaneler bulunuyordu. Büyük medreselerde ayrıca mescit ve kütüphaneler yer alıyordu.
Medrese eğitimi genellikle 13-15 yaşlarında başlar ve 15-20 yıl kadar devam ederdi. Ancak her öğrenci eğitimini tamamlayamaz, başarısız olanlar medreseden ayrılırdı.
Medrese eğitimi üç aşamadan oluşuyordu:
- Edna (başlangıç): Yaklaşık yedi yıl süren temel eğitim dönemi,
- Evsat (orta): Yaklaşık yedi yıl süren orta seviye eğitim dönemi,
- Âlâ (yüksek): Öğrencinin eğitimini tamamladığı ileri seviye dönem.
Medreselerde başlıca İslamî ilimler okutulurdu. Müfredatta tefsir, fıkıh, hadis, tecvid, kelam, siyer, Arap dili ve grameri, farayiz ve akaid dersleri yer alıyordu. Bunun yanında tarih, coğrafya, felsefe, mantık, astronomi, matematik ve diksiyon gibi aklî ilimlere ait dersler de bazı medreselerde okutuluyordu.
Derslerin yalnızca ezbere dayalı olmaması, müzakere ve tartışma yoluyla öğrencilerin düşünme ve yorumlama yeteneklerinin geliştirilmesi amaçlanıyordu. Bu yönüyle Hokand Hanlığı'ndaki medreseler, devlet yönetimi ve ilmî hayat için gerekli insan kaynağının yetiştirildiği temel kurumlar arasında yer alıyordu.
Ticaret
Türkistan coğrafyasının önemli ticaret yolları üzerinde bulunması, Hokand Hanlığı'nın ekonomik gelişiminde etkili olmuştur. Moğol istilası sonrasında büyük ölçüde gerileyen bölge ticareti, Timurlular döneminde yeniden canlanmış; ancak Timur'un ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri ve siyasi karışıklıklar ekonomik hayatı olumsuz etkilemiştir. XVI. yüzyılda Özbeklerin Buhara Hanlığı çatısı altında birleşmesi ve Harezm bölgesinde Hive Hanlığı'nın kurulmasıyla birlikte bölgedeki ticari hareketlilik yeniden artmıştır.
XVIII. yüzyılda kurulan Hokand Hanlığı'nın ticaret yollarının kesiştiği bir bölgede bulunması, ekonomik gelişiminin temel unsurlarından biri olmuştur. Bu nedenle hanlar, siyasi güçlerini koruyabilmek ve bölgedeki etkinliklerini artırabilmek için ticari hayatın canlı tutulmasına önem vermiştir. Hanlık döneminde şehirler önemli ticaret merkezlerine dönüşmüş, ekonomik faaliyetlerin başında ticaret gelmiştir.
Hokand Hanlığı'nın başlıca ticaret ilişkileri Buhara Emirliği, Hive Hanlığı, Kaşgar, Afganistan, Hindistan ve Çarlık Rusyası ile yürütülüyordu. Hayvancılıkla uğraşan göçebeler, tarımla ilgilenen köylüler ve şehirlerde faaliyet gösteren zanaatkârlar bu ticari hareketliliğin gelişmesinde önemli rol oynuyordu.
XIX. yüzyılda Hokand Hanlığı'nda ticaret daha düzenli bir yapıya kavuştu. Hanlığın büyük şehirlerinde pazarlar kuruluyor ve bu pazarlara hem çevre bölgelerden hem de uzak ülkelerden tüccarlar geliyordu. Hanlıkta altı büyük pazar bulunuyor, bunlar haftanın belirli günlerinde faaliyet gösteriyordu. Bu pazarların ikisinde yerli halk, dördünde ise yabancı tüccarlar alışveriş yapıyordu. Özellikle Hokand ve Taşkent pazarları, diğer merkezlere göre daha büyük ekonomik öneme sahipti.
Hokand Hanlığı'nın en yoğun ticari ilişkilerinden biri Kaşgar ve çevresiyle gerçekleşiyordu. Bölgeye ulaşan yolların zorlu şartlarına rağmen Hokand ile Kaşgar arasında düzenli kervan seferleri yapılmaktaydı. Kaşgar'dan Hokand'a halı, çay, beyaz keçe, amonyak, kuvars ve çeşitli ürünler getirilirken; Hokand'dan Kaşgar'a gazlı bez, pamuklu kumaş, kızıl deri, Rus demiri, afyon, ipek kumaş, kök boya ve altın gönderiliyordu. Bu ticari faaliyetlerin yıllık hacminin 30-40 bin tilla civarında olduğu belirtilmektedir.
Buhara Emirliği ile Hokand Hanlığı arasında da sürekli bir ticaret ilişkisi bulunuyordu. Hokand'dan Buhara'ya özellikle Çin mallarının bulunduğu kervanlar gönderilirken, Hokandlı tüccarlar Buhara pazarlarına ipek kumaş, Rus yapımı demir ve çelik ürünleri, porselen eşyalar ve çay götürüyordu. Hive Hanlığı ile yapılan ticaret ise Buhara topraklarından geçiş zorunluluğu ve alınan gümrük vergileri sebebiyle daha sınırlı kalmıştır. Buna rağmen Hive'den Hokand'a elbiseler, patiska ve İngiliz kumaşları getirilmeye devam edilmiştir.
Hindistan ile yapılan ticaret genellikle Kabil üzerinden yürütülüyordu. Hindistan'dan Hokand'a kaşmir şalları, pamuklu kumaşlar, sarık yapımında kullanılan muslin kumaşları ve şeker getirilirken; Hokand'dan Hindistan'a ipek kumaş, keçi yünü ve at gönderiliyordu.
Çarlık Rusyası ile yapılan ticaret de Hokand ekonomisinde önemli bir yere sahipti. Rusya'dan hanlığa çelik, basma ve çuha kumaşları, bakır, ham demir, şeker, dökme demir, çini eşyalar, kadife ve işlenmiş deri ürünleri getiriliyordu. Buna karşılık Hokand Hanlığı'ndan Rusya'ya pamuk ürünleri, ham pamuk, kuru meyve, pirinç, halı ve paspas ihraç ediliyordu.
Hokand Hanlığı'nda ticaretin yanı sıra tarım ve hayvancılık da ekonominin temel unsurları arasındaydı. Özellikle Fergana Vadisi'nin verimli toprakları ve sulama imkânları, tarımsal üretimin gelişmesini sağlamıştır. Hanlar, ekilebilir alanları artırmak ve devlet gelirlerini yükseltmek amacıyla sulama kanalları yaptırmıştır. Nehirlerden çıkarılan arklar sayesinde tarım arazileri genişletilmiş, üretimde önemli artış sağlanmıştır.
Fergana Vadisi'nde buğday, arpa, darı, mısır, pirinç, fasulye, susam, keten, kenevir, pamuk ve yonca yetiştiriliyordu. Bahçecilik de gelişmiş olup kavun, karpuz, şeftali, armut, erik, elma, üzüm, kiraz, kayısı ve ayva gibi meyveler ile çeşitli sebzeler üretiliyordu. Hanlıkta özellikle pamuk ve ipek üretimi önemliydi. Namangan, Andican ve Hokand pamuk üretiminin; Margilan, Namangan, Taşkent ve Çimkent ise ipek böcekçiliğinin önemli merkezleri arasındaydı.
Hayvancılık ise özellikle göçebe toplulukların temel geçim kaynaklarından biriydi. Hayvancılıkla uğraşanlar yerleşik nüfusun et, yağ, yün ve deri ihtiyacını karşılıyordu. Koyun postundan yapılan giysiler, halılar, kilimler ve çeşitli deri ürünleri de ekonomik faaliyetler arasında yer alıyordu. Ancak sulama kanallarının yaygınlaşmasıyla mera alanlarının azalması, hayvancılığın gelişimini olumsuz etkiledi.
XIX. yüzyılda Hokand Hanlığı'nda çeşitli zanaatlar da gelişmişti. Çiftçilik, dokumacılık, dericilik, çömlekçilik, terzilik, boyacılık, bakırcılık, demircilik, madencilik ve marangozluk başlıca zanaat alanları arasındaydı. Bu alanlarda üretilen ürünler hem iç piyasada kullanılıyor hem de farklı bölgelere ihraç edilerek hanlık ekonomisine katkı sağlıyordu.
Mimari Eserler
Hokand şehri, hanlığın siyasi merkezi olması sebebiyle en önemli mimari eserlerin inşa edildiği yerdi. Özellikle XIX. yüzyılda Hokand ve Taşkent başta olmak üzere hanlık şehirlerinde saraylar, camiler, medreseler, kervansaraylar, hamamlar, yollar, köprüler, bahçeler ve sulama yapıları inşa edildi. Türkistan mimarisinin önemli unsurlarından olan parlak renkli kubbeler ve süslemeler Hokand mimarisinde de kendini göstermekteydi.
Türkistan hanlıklarında hükümdarın ikamet ettiği ve devlet işlerinin yürütüldüğü yapılar farklı isimlerle anılırdı. Buhara Emirliği'nde Ark, Hive Hanlığı'nda İçan Kale olarak bilinen bu yapı, Hokand Hanlığı'nda Orda adıyla ifade edilirdi. Türk-Moğol devlet geleneğinde hükümdarın ülkeyi yönettiği merkez anlamına gelen Orda, hanın sarayını ve yönetim merkezini ifade ediyordu.
Hokand Hanlığı'nın 1709 yılında kuruluşundan 1876 yılında yıkılışına kadar hükümdarlar tarafından toplam yedi saray yaptırıldı. Ancak hanlığın sürekli savaşlara sahne olması ve özellikle Rus işgali sırasında birçok yapının zarar görmesi nedeniyle bu sarayların büyük bölümü günümüze ulaşmadı. Günümüze ulaşabilen saraylardan en önemlisi Hudayar Han Sarayıdır. Halk isyanları ve Rus işgali nedeniyle 119 odalı sarayın yalnızca 19 odası korunabilmiştir.
Hudayar Han tarafından yaptırılan yeni saray, eski Orda adı verilen sarayın bulunduğu yerde inşa edildi. Yapı üç ana bölümden meydana geliyordu. İlk bölüm olan dış saray, askerlerin talim yaptığı alandı. İkinci bölüm olan iç saray, yapının esas kısmını oluşturuyordu. Uzunluğu 143 metre, genişliği 68 metre olan bu bölümde divan, darü's-selam, selamhane, mihmanhane, hazine, darphane, şahnişin, özel odalar, hanzadeler avlusu ve harem bulunuyordu. Üçüncü bölüm ise bahçelerden oluşuyordu.
1872 yılında tamamlanan Hudayar Han Sarayı, Hokand şehrinin merkezinde yer alıyordu. Sarayın çevresi yüksek duvarlar, süslü yapılar ve meyve ağaçlarının bulunduğu bahçelerle çevriliydi. Kuzey tarafında ise Ömer Han Camii'nin çevresinde büyük bir cadde ve bu cadde üzerinde dükkânlar bulunuyordu.
Hokand Hanlığı, Buhara ve Hive kadar olmasa da önemli bir medrese merkezine sahipti. XIX. yüzyılın sonlarında Hokand şehrinde 40, Taşkent'te 23, Andican'da 6, Namangan'da 5 ve Margilan'da 10 medrese bulunuyordu. Bu medreseler arasında Ark-i Ali Medresesi ve Hudayar Han tarafından yaptırılan Medrese-i Ali önemli bir yere sahipti.
1855-1856 yıllarında inşa edilen Medrese-i Ali, 73 odalı ve yaklaşık 150 öğrencinin eğitim görebileceği bir yapıydı. Hokand Hanlığı, medresenin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 240 dükkân, çeşitli tarım arazileri ve 125 altın vakfetmişti. Bunun yanında Hudayar Han'ın annesi Carkınay'ın vasiyeti üzerine 1868-1869 yıllarında yapılan Hakim Ayim Medresesi de önemli eğitim yapılarından biriydi.
Başkent Hokand'da ayrıca Hiştin Medresesi, Mir Medresesi, Cami Medresesi, Ming Ayım Medresesi, Sultan Muratbek Medresesi ve Tunkatar Medresesi gibi birçok eğitim kurumu bulunuyordu.
Hokand Hanlığı'nın önemli şehirlerinden biri olan Taşkent de eski dönemlerden itibaren bir ilim merkezi olarak kabul edilmekteydi. Bu nedenle şehirde çok sayıda medrese bulunuyordu. Hoca Ahrar Medresesi, Kukeldaş Medresesi, Muhammed Ali Medresesi, Eşenkulu Datha Medresesi, Barakhan Medresesi ve Beylerbeyi Medresesi bunların başlıcaları arasındaydı.
Dinî ve ilmî merkezlerden biri olan Margilan'da ise çok sayıda medrese faaliyet gösteriyordu. Uzun Havuz Medresesi, Damılla Tursun Muhammed Ahund Medresesi, Namazgah Medresesi, Müşteri Ayım Medresesi, Şeyhülislam Babahan Medresesi ve Kadı Kelan Medresesi gibi kurumlar şehrin önemli eğitim merkezleri arasında yer alıyordu.
Hokand Hanlığı şehirlerinin mimari dokusunda camiler de önemli bir yer tutuyordu. XIX. yüzyılın sonlarına ait verilere göre Hokand'da 300, Andican'da 200, Namangan'da 250 ve Margilan'da 300 cami bulunuyordu.
Bu camiler arasında Taşkent'te bulunan Hoca Ahrar Camii önemli bir yere sahipti. Türkistan'da büyük bir şöhrete sahip olan bu yapı, zaman içerisinde depremler nedeniyle zarar görmüş ve III. Aleksandr'ın tahta çıkışı sonrasında gönderilen yardımlarla restore edilmiştir. Taşkent'in eski şehir bölgesinde bulunan Hazreti İmam Camii ise İslam dünyasının önemli bilginlerinden Ebu Bekir Kaffal eş-Şaşi adına inşa edilmişti. Hokand şehrindeki Cuma Camii de Ömer Han döneminde yaptırılan önemli mimari eserlerden biriydi.
Hokand Hanlığı'nda cami ve medreselerin yanında hamamlar, kervansaraylar ve karhaneler de şehir hayatının önemli unsurları arasındaydı. Karhaneler, insanların sevap kazanmak amacıyla kurduğu ve halka yardım faaliyetlerinin yürütüldüğü sosyal yapılar olarak kullanılıyordu.
Hanlık döneminde gerçekleştirilen en önemli imar faaliyetlerinden biri de sulama kanallarıydı. Siyasi istikrarsızlıklar, taht mücadeleleri ve iç çatışmalara rağmen tarım alanlarını genişletmek amacıyla sulama çalışmalarına devam edildi. Alim Han ve Ömer Han dönemlerinde birçok sulama kanalı açıldı. Hudayar Han ise Çinabad Arkını yaptırmış ve bunun aşağı kısmında Bahrabad köyünü kurdurmuştur.
Hokand Hanlığı'nda hükümdarlar tarafından yaptırılan büyük mimari eserlerin aksine halkın yaşadığı konutlar oldukça sadeydi. Evler genellikle kil harç kullanılarak yapılır, damları düz ve yüksekliği az olurdu. Bazı evlerde biri giriş, diğeri pencere görevi gören yalnızca iki açıklık bulunurdu. Çamurdan yapılmış kafeslerle kapatılan pencereler çoğunlukla tavan seviyesine yakın yerleştirilirdi. Evlerin birbirine bitişik şekilde yapılması sebebiyle bazı yerleşimlerde nüfus belirli alanlarda yoğunlaşmıştı.