<?xml version="1.0"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="tr">
	<id>https://www.ansiklo.com/api.php?action=feedcontributions&amp;feedformat=atom&amp;user=Admin</id>
	<title>Ansiklo - Kullanıcı katkıları [tr]</title>
	<link rel="self" type="application/atom+xml" href="https://www.ansiklo.com/api.php?action=feedcontributions&amp;feedformat=atom&amp;user=Admin"/>
	<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/%C3%96zel:Katk%C4%B1lar/Admin"/>
	<updated>2026-09-05T11:21:41Z</updated>
	<subtitle>Kullanıcı katkıları</subtitle>
	<generator>MediaWiki 1.43.0</generator>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=469</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=469"/>
		<updated>2026-08-03T10:50:00Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Tumidu&amp;#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Porun Dönemi ==&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=468</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=468"/>
		<updated>2026-08-02T18:33:12Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Tumidu&amp;#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=467</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=467"/>
		<updated>2026-08-02T18:29:22Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Tumidu&amp;#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. Bu düzenlemeler yalnızca idarî teşkilatlanmayı değil, Çin&#039;in bozkır üzerindeki denetimini de güçlendirmeyi amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle bu dönemde kurulan posta istasyonları büyük önem taşıyordu. Bu istasyonlar sayesinde Çin ile bozkır arasındaki haberleşme ve ticaret düzenli hâle gelirken, Çin yönetimi kuzeyde meydana gelen gelişmeleri kısa sürede öğrenebiliyordu. Aynı zamanda elçilerin ve tüccarların konakladığı bu merkezler, bozkır yollarının güvenliğini sağlamaya da hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=466</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=466"/>
		<updated>2026-08-02T18:22:04Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. Bu düzenlemeler yalnızca idarî teşkilatlanmayı değil, Çin&#039;in bozkır üzerindeki denetimini de güçlendirmeyi amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle bu dönemde kurulan posta istasyonları büyük önem taşıyordu. Bu istasyonlar sayesinde Çin ile bozkır arasındaki haberleşme ve ticaret düzenli hâle gelirken, Çin yönetimi kuzeyde meydana gelen gelişmeleri kısa sürede öğrenebiliyordu. Aynı zamanda elçilerin ve tüccarların konakladığı bu merkezler, bozkır yollarının güvenliğini sağlamaya da hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=465</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=465"/>
		<updated>2026-08-02T18:21:05Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Göktürk Kağanlığı&amp;#039;nın Dağılması ve Çin&amp;#039;in Bozkır Siyaseti */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. Bu düzenlemeler yalnızca idarî teşkilatlanmayı değil, Çin&#039;in bozkır üzerindeki denetimini de güçlendirmeyi amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle bu dönemde kurulan posta istasyonları büyük önem taşıyordu. Bu istasyonlar sayesinde Çin ile bozkır arasındaki haberleşme ve ticaret düzenli hâle gelirken, Çin yönetimi kuzeyde meydana gelen gelişmeleri kısa sürede öğrenebiliyordu. Aynı zamanda elçilerin ve tüccarların konakladığı bu merkezler, bozkır yollarının güvenliğini sağlamaya da hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=464</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=464"/>
		<updated>2026-08-02T18:08:53Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Dağılması ve Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. Bu düzenlemeler yalnızca idarî teşkilatlanmayı değil, Çin&#039;in bozkır üzerindeki denetimini de güçlendirmeyi amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle bu dönemde kurulan posta istasyonları büyük önem taşıyordu. Bu istasyonlar sayesinde Çin ile bozkır arasındaki haberleşme ve ticaret düzenli hâle gelirken, Çin yönetimi kuzeyde meydana gelen gelişmeleri kısa sürede öğrenebiliyordu. Aynı zamanda elçilerin ve tüccarların konakladığı bu merkezler, bozkır yollarının güvenliğini sağlamaya da hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=463</id>
		<title>Uygur Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Uygur_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=463"/>
		<updated>2026-08-02T18:04:56Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039;, Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan ve özellikle VIII. yüzyılda kurdukları Uygur Kağanlığı ile siyasî, kültürel ve ekonomik bakımdan önemli bir güç hâline gelen Türk topluluklarından biridir. Kökenleri daha eski bozkır boy birliklerine dayanan Uygurlar, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme, ticaret ve dinî çeşitlilik bakımından diğer bozkır devletlerinden ayrılmış; Maniheizm ve Budizm gibi inançları benimseyerek kendilerine özgü bir kültür geliştirmişlerdir. Bu yönleriyle Uygurlar, Türk tarihinin göçebe gelenekten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarih Sahnesine Çıkışı ve İlk Uygur Birliği ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur Kaganligi Harita.png|küçükresim|Bu harita, Uygur Kağanlığı’nın Bögü Kağan dönemindeki (MS 759–779) siyasi ve idari hakimiyetini göstermektedir.]]&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez V. yüzyıl dolaylarında Çin kaynaklarının &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” adıyla kaydettiği Türk boyları arasında görülür. Göktürklerin tarih sahnesine çıktığı döneme doğru Töles toplulukları içerisinde anılan Uygurların adı Çin kaynaklarında başlangıçta &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wuhu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yazılmış, VI. yüzyılın son çeyreğinde ise &#039;&#039;&#039;Weihe&#039;&#039;&#039; şekli kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler VI. yüzyılın ortalarında kağanlıklarını kurarken Töles boylarını ve bunların arasında yer alan Uygurları da hâkimiyetleri altına aldılar. Uygurlar bir süre Göktürk Kağanlığı’na bağlı olarak yaşadılar. Bununla birlikte kağanlığın merkezî otoritesinin zayıflaması, bağlı boyların bağımsız hareket etmeye başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır devletleri, şehirler veya belirli toprak parçaları etrafında teşkilatlanmış yerleşik devletlerden farklı olarak, askerî güce sahip konargöçer boyların meydana getirdiği siyasi birliklerdi. Devleti kurma ve yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan bir hanedana ait olduğu kabul edilirdi. Göktürklerde bu yetki Aşina ailesinin elindeydi. Ancak merkezî yönetim zayıfladığında ve uzak bölgelerdeki boylar üzerindeki denetim azaldığında, siyasi birliğe bağlı toplulukların isyan etmeleri veya birlikten ayrılmaları mümkün hâle geliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının ve Uygurların Göktürk hâkimiyetinden uzaklaşma süreci, Çin’de hüküm süren Sui Hanedanlığı’nın Göktürklere yönelik faaliyetleri sırasında hızlandı. Sui veliahdı Yang Guang’ın 600 yılında kuzeye düzenlediği seferde Tardu Kağan’ın ağır bir yenilgiye uğramasının ardından Töles boyları Göktürk birliğinden ayrılmaya başladılar. Bu gelişme, Göktürk Kağanlığı’nın çözülme sürecini hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk hükümdarı Çulo Kağan, ayrılan boyları yeniden denetim altına almak amacıyla 605 yılında Töles toplulukları üzerine yürüdü ve onların mallarına el koydu. Çulo Kağan, özellikle giderek güçlenen Sir Tarduşların kağanlığa karşı harekete geçmesinden endişe ediyordu. Ayrıca baskı altına alınan diğer boyların da isyan etmesinden çekiniyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla boy beyleri ve komutanları arasından yüzlerce kişiyi öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sert uygulama üzerine Uygurlar; Pugu, Tongra, Bayırku ve Fuluo boylarıyla birlikte ayaklanarak Göktürk hâkimiyetinden ayrıldılar. Oluşan birliğin başındaki hükümdar &#039;&#039;&#039;erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Kaynaklarda bu dönemde ayrılan toplulukların tamamı Uygur adıyla anılmaktadır. Yağlakar ailesinin yönetimindeki Uygurların başkaldırması, diğer Töles boylarını da cesaretlendirdi ve bölgede peş peşe isyanlar meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar bu dönemde Sir Tarduşların kuzey sınırında, Selenga Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. Yerleşim sahalarıyla Çin’in başkenti Chang’an arasındaki mesafe Çin kaynaklarında yaklaşık 6.900–7.000 &#039;&#039;&#039;li&#039;&#039;&#039;, başka bir ifadeyle yaklaşık 3.500 kilometre olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Erkin Tejian ve Pusa İlteber ==&lt;br /&gt;
Uygur boy birliğinin bilinen ilk yöneticisi, kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Erkin Tejian&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdardır. Yeni Tang Tarihi’nde adı &#039;&#039;&#039;Shijian&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedilen Tejian, Uygur topluluklarını bir araya getirerek siyasi bir birlik oluşturan ve liderlik yeteneğiyle öne çıkan bir kişi olarak tanıtılır. Bununla birlikte hayatı ve faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tejian’ın ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Pusa&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklarda cesur, planlı hareket eden ve yönetim işlerinde yetenekli bir bey olarak tasvir edilen Pusa’nın savaşlarda ordunun önünde yer aldığı belirtilir. Bu özellikleri sayesinde henüz babası hayattayken veliaht olarak kabul edilmiş, Tejian’ın ölümünden sonra da boylar tarafından herhangi bir anlaşmazlık yaşanmadan yönetici seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa’nın annesi, kaynaklarda doğuda yaşayan proto-Moğol topluluklarından biri olarak gösterilen &#039;&#039;&#039;Wuluohun&#039;&#039;&#039; halkına mensuptu. Sert bir mizaca sahip olduğu belirtilen Pusa, buna rağmen boylar arasındaki meselelerde ölçülü ve akılcı davranarak Uygurların siyasi gücünü artırdı. Onun yönetiminde Uygur birliği genişlemeye ve çevredeki topluluklar üzerinde daha etkili hâle gelmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Pusa’nın komutasındaki Uygurlar, Sir Tarduşlarla birlikte Göktürklerin kuzey sınırındaki bölgelere yöneldiler. Bunun üzerine Göktürk Kağanı İl Kağan, oğlu &#039;&#039;&#039;Yugu Şad&#039;&#039;&#039; komutasında yüz bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi. Pusa ise yalnızca beş bin atlıyla bu kuvvetin karşısına çıktı ve Göktürk ordusunu kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Malie Dağı&#039;&#039;&#039;olarak geçen, bugünkü Hangay Dağları çevresiyle ilişkilendirilen bölgede mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından geri çekilen Göktürk kuvvetleri kuzeye doğru takip edildi. Pusa, onları Hangay Dağları’nın yüksek kesimlerinde yeniden sıkıştırarak ikinci kez yenilgiye uğrattı. Bu başarıların ardından Uygurlar, Göktürklere bağlı bazı boyları ve toplulukları kendi hâkimiyetleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler Uygurların bozkırdaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Bununla birlikte Uygurlar bir süre sonra Sir Tarduşlara bağlandılar. Pusa ise kazandığı askerî ve siyasi başarıların ardından &#039;&#039;&#039;Huo İlteber&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur birliğinin başındaki yöneticiler, daha önce kullanılan erkin unvanından daha yüksek bir siyasi makamı ifade eden &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pusa, yönetim merkezini Tula Irmağı kıyısında kurdu. Bu sırada eski Göktürk topraklarında bağımsız bir Sir Tarduş Kağanlığı bulunuyor ve bu siyasi birliğin hükümdarı kağan unvanı taşıyordu. Pusa ise 629 yılında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek bölgesel ürünlerden oluşan hediyeler sundu. Bu ziyaret, Uygurların Çin ile doğrudan kurdukları ilk önemli siyasi ilişkilerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın giderek güç kaybetmesi ve İl Kağan ile önde gelen Göktürk yöneticilerinin Çin’e bağlanmaları veya ele geçirilmeleri sonucunda kuzey bozkırlarında başlıca iki siyasi güç kaldı: Sir Tarduşlar ve Pusa’nın idaresindeki Uygurlar. Bu dönemde Uygurların gücü Çin’in desteğiyle artarken Sir Tarduşlar da geniş bir bozkır sahasında hâkimiyet kuruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Sir Tarduş ülkesinin doğuda Mohe topluluklarına, batıda Batı Göktürklere, güneyde Gobi Çölü’ne ve kuzeyde Kerulen Irmağı’na kadar uzandığı belirtilir. Bazı tarihçiler, 628 yılından sonra Göktürk Kağanlığı’nın bozkırdaki yerini büyük ölçüde Sir Tarduş Kağanlığı’nın aldığını kabul etmektedir. Ancak Çin yönetimi, kuzey sınırlarında güçlenen bu yeni siyasi yapıya karşı kısa süre içinde kendi müdahale siyasetini uygulamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ulu İlteber Tumidu ==&lt;br /&gt;
Pusa İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına &#039;&#039;&#039;Ulu (Hulu) İlteber Tumidu&#039;&#039;&#039; geçti. Onun döneminde Uygurlar, artık Sir Tarduşların hâkimiyeti altında kalmak istemiyor ve bozkırda bağımsız bir güç olarak hareket etmeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu, kendisine bağlı boyların desteğini alarak Sir Tarduş Kağanı &#039;&#039;&#039;Duomi Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Sir Tarduşlara bağlı birçok boy Uygur hâkimiyetini kabul etti. Böylece Uygurlar yalnızca rakiplerinin siyasi üstünlüğünü sona erdirmekle kalmadılar, aynı zamanda onların geniş bozkır sahasını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılında Uygur kuvvetleri güneye yönelerek Alaşan Dağları&#039;nı aştı ve Sarı Irmak kıyılarına ulaştı. Ardından Çin sarayına bir elçilik heyeti gönderilerek bağlılık gösterisi niteliğinde hediyeler sunuldu. Sir Tarduşların mağlup edilmesinden memnuniyet duyan Çin İmparatoru, Uygur elçilerini törenle kabul etti; kendilerine değerli hediyeler verdi ve onurlarına şölenler düzenletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bozkır siyasi geleneğinde güçlü olan boy birliği, zayıflayan rakip toplulukları kendi hâkimiyeti altına alarak büyümek zorundaydı. Bu dengeyi koruyamayan siyasi yapılar ise başka güçlere bağlanıyor veya zamanla tarih sahnesinden çekiliyordu. Çin yönetimi bu sistemi iyi bildiğinden, kuzey bozkırlarındaki güç dengelerini kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor; Türk boyları arasındaki rekabetten yararlanarak hiçbir bozkır devletinin aşırı güçlenmesine izin vermemeye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Uygurlar, bozkırın en güçlü siyasi topluluklarından biri hâline geldi. Ancak Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle oluşan siyasi boşluk, Çin&#039;in bölgeye doğrudan müdahale etmesini de kolaylaştırdı. Çin yönetimi, askerî ve idari düzenlemeler yoluyla Türk boylarını kendi yönetim sistemi içine dâhil etmeye başladı ve bozkır siyasetinde yeni bir dönem açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Dağılması ve Çin&#039;in Bozkır Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülmesiyle birlikte Türk bozkırlarında yeni bir siyasi dönem başladı. Kağanlığa bağlı birçok boy, Çin&#039;in uyguladığı siyaset sonucunda doğrudan imparatorluğun nüfuz alanına girdi. Bu süreçte Çin yönetimi, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde kendi idari teşkilatını kurarak bozkırı askerî ve idari bakımdan denetim altına almaya çalıştı. Bazı Türk beyleri Çin idaresinde resmî görevler üstlenirken, bir kısmı da Çin sarayına giderek imparatorluk hizmetine girdi. Bu gelişmeler, bozkırdaki geleneksel siyasi yapının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Yazıtları&#039;nda Bilge Kağan&#039;ın, Çin hâkimiyeti dönemini anlatırken &amp;quot;Türk beyleri Türk adını bıraktı.&amp;quot; sözleriyle ifade ettiği durum, bu dönemde yaşanan siyasi ve kültürel dönüşümün en dikkat çekici yansımalarından biri olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu süreçte Çin ile ilişkilerini güçlendirmeyi tercih etti. Çok geçmeden Çin İmparatoru Taizong, Uygurların bağlılık teklifini kabul etti ve Uygur boyları Çin&#039;in kuzey sınırına yerleştirildi. Ardından Töles topluluklarının on bir boyu da Çin yönetimine katılmak istediklerini bildirerek, yaşadıkları bölgelerde Çin idari sisteminin kurulmasını talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başvurunun ardından Çin yönetimi kapsamlı bir idari düzenlemeye girişti. İmparator Taizong&#039;un emriyle bozkırda altı askerî valilik (fu) ile yedi idarî bölge (zhou) oluşturuldu. Her askerî valiliğe ve bölgeye Çin idare sistemine uygun görevliler tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme kapsamında Uygurların yaşadığı saha &#039;&#039;&#039;Hanhai Askerî Valiliği&#039;&#039;&#039; hâline getirildi. Uygur hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tumidu&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;Huaihua Büyük Generali&amp;quot; unvanıyla birlikte Hanhai Askerî Valiliği görevine getirildi. Diğer Töles boylarının yaşadığı bölgelerde de Yanran, Jinwei, Youling, Guilin ve Lushan gibi askerî valilikler kuruldu. Hun, Ediz, Kırgız ve diğer bazı Türk topluluklarının yaşadığı sahalar ise Çin idari sistemine göre çeşitli bölgelere ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu askerî valilikler, eski Hun kağanlarının merkezinin bulunduğu bölgede oluşturulan &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039;ne bağlandı. Böylece Çin yönetimi, Türk bozkırlarını doğrudan yönetmek yerine, yerli boy beylerini kendi idari sistemi içine dâhil ederek bölge üzerindeki nüfuzunu artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, düzenlenen törende Türk beyleri ve komutanlarına Çin devlet hiyerarşisine uygun unvanlar verdi; altın mühürler, değerli kaftanlar, silahlar ve çeşitli hediyeler dağıttı. Kaynaklara göre törenin ardından büyük bir şölen düzenlendi ve bozkırdan gelen temsilciler Çin sarayında görkemli biçimde ağırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk boy beyleri de topluca Çin İmparatoru&#039;na bağlılıklarını bildirerek, onun yönetimi altında yaşamayı kabul ettiklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Çin yönetimi, çölün güneyinde çok sayıda posta istasyonu kurulmasını emretti. Bu istasyonlar hem elçilerin ve kervanların güvenliğini sağlıyor hem de Çin&#039;in bozkırdaki gelişmeleri yakından takip etmesine imkân veriyordu. Böylece ticaret yolları güçlendirilirken Çin&#039;in askerî ve siyasi denetimi de önemli ölçüde genişletilmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tumidu&#039;nun Kağanlık Girişimi ve Çin ile İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Çin tarafından resmî olarak Hanhai Askerî Valisi olarak tanınmasına rağmen Tumidu, bozkırdaki siyasi otoritesini güçlendirmek amacıyla bir süre sonra gizlice &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı. Bununla birlikte Göktürk devlet teşkilatını örnek alarak yeni bir idari yapı oluşturdu. Devlet teşkilatında dış işlerinden sorumlu altı, iç işlerinden sorumlu ise üç buyruk başı görevlendirildi. Ayrıca askerî vali, general ve yaver gibi çeşitli idarî ve askerî makamlar ihdas edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin yönetimi de bozkırdaki idari yapılanmasını genişletmeyi sürdürdü. Tejian Erkin&#039;in soyuna bağlı başka bir Uygur topluluğunun yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adlı yeni bir idarî bölge oluşturulurken, Baixi boyunun yerleştiği sahada &#039;&#039;&#039;Juyan&#039;&#039;&#039; bölgesi kuruldu. Bu düzenlemeler yalnızca idarî teşkilatlanmayı değil, Çin&#039;in bozkır üzerindeki denetimini de güçlendirmeyi amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle bu dönemde kurulan posta istasyonları büyük önem taşıyordu. Bu istasyonlar sayesinde Çin ile bozkır arasındaki haberleşme ve ticaret düzenli hâle gelirken, Çin yönetimi kuzeyde meydana gelen gelişmeleri kısa sürede öğrenebiliyordu. Aynı zamanda elçilerin ve tüccarların konakladığı bu merkezler, bozkır yollarının güvenliğini sağlamaya da hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun kağanlık iddiası uzun sürmedi. 648 yılında yeğeni &#039;&#039;&#039;Wuhe&#039;&#039;&#039; tarafından öldürüldü. Kaynaklarda bu olayın arka planında hem hanedan içi rekabetin hem de Tumidu&#039;nun bağımsız bir kağan olarak hareket etme girişiminin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Wuhe&#039;nin, Tumidu&#039;nun eşiyle gizli ilişki kurduğu ve Chebi Kağan çevresiyle bağlantı kurarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmayı planladığı da aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinayetin ardından Çin&#039;in Yanran Genel Valiliği&#039;nde görev yapan Yuan Lichen, Wuhe&#039;yi yeni askerî vali olarak atanacağı vaadiyle yanına çağırdı. Bu davete güvenerek gelen Wuhe yakalanarak idam edildi ve olay derhâl Çin İmparatoru Taizong&#039;a bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Taizong, Tumidu&#039;nun ölümünün Uygurlar arasında huzursuzluk doğurmasından ve bunun Çin&#039;e karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden endişe etti. Bu nedenle aynı yıl saray görevlisi Cui Dunli&#039;yi Uygurları yatıştırmak üzere bozkıra gönderdi. Tumidu&#039;ya ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Sol Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi; ailesine değerli hediyeler gönderildi ve onun adına resmî törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tumidu&#039;nun yerine oğlu &#039;&#039;&#039;Porun&#039;&#039;&#039; getirildi. Çin sarayı tarafından Ön Sol Muhafız Büyük Generali, Sol Komutan Büyük Generali ve &#039;&#039;&#039;Büyük İlteber&#039;&#039;&#039; unvanları verilen Porun, aynı zamanda Hanhai Askerî Valisi olarak görevlendirildi. Böylece Uygur yönetimindeki iktidar değişikliği Çin&#039;in doğrudan desteğiyle gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin yönetimi, Batı Göktürk Kağanlığı üzerinde de etkisini artırmaya çalışıyordu. Batı Göktürk hükümdarı Aşina Helu&#039;nun idaresindeki boylar yeniden düzenlenirken, Uygurların batıdaki Göktürk hâkimiyetine bağlanmasına izin verilmedi. Böylece Çin, hem doğu hem de batı bozkırlarında güç dengesini kendi lehine şekillendirmeyi sürdürdü. Bu gelişmeler sonucunda Uygurlar, Çin&#039;in kuzey siyasetinde en önemli müttefiklerinden biri hâline geldi ve bozkırdaki siyasi dengelerde belirleyici bir rol üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Helu Kağan&#039;a Karşı Mücadele ve Uygurların Çin ile Askerî İş Birliği ==&lt;br /&gt;
Porun döneminde Uygurlar, Çin&#039;in kuzey ve batı siyasetinde önemli bir askerî müttefik hâline geldi. Bu dönemde Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Aşina Helu&#039;&#039;&#039;, dağılmış bulunan Göktürk siyasi birliğini yeniden kurmaya çalışarak Çin hâkimiyetindeki bölgelere karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
651 yılında Helu Kağan, Beşbalık üzerine düzenlediği seferle şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Çin İmparatorluğu, General Liang Jianfang ile Qibi boyunun beyi Heli komutasında yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduya Porun&#039;un idaresindeki elli bin kişilik Uygur süvari birliği de katıldı. Ortak harekât sonucunda Helu Kağan mağlup edildi ve Beşbalık yeniden Çin nüfuzu altına girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları bununla sona ermedi. 656 yılında yeniden akınlar düzenlemesi üzerine Çin, Cheng Zhijie, Su Dingfang, Ren Yaxiang ve Xiao Siye komutasındaki kuvvetleri Uygur birlikleriyle birlikte bozkıra sevk etti. Yapılan seferlerde Helu Kağan önce Çogay Dağı çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ardından Uygur birliklerinin de katıldığı ikinci harekâtta Jinya Dağı civarında bir kez daha mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıların ardından Çin orduları Batı Göktürklerin hâkimiyetindeki geniş sahaları ele geçirerek batıda Yeluochuan&#039;a kadar ilerledi. Helu Kağan ise batıya çekilerek Shiguo Devleti&#039;ne sığındı. Porun, Çin ordusunun takibini sürdürerek Shiguo&#039;nun kuzeybatısındaki Suduo şehrine kadar ilerledi. Burada bulunan Yinie Tarkan, Helu Kağan&#039;ı yakalayarak Çin başkenti Luoyang&#039;a gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helu Kağan&#039;ın yenilgisinden sonra Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesinde de yeni bir idarî düzen kurdu. Mengchi ve Kunling adlarıyla iki askerî valilik oluşturuldu; Aşina Mişe ile Aşina Buzhen bu bölgelerin askerî valileri olarak görevlendirildi. Sağ kanatta Nuşibi, sol kanatta ise Duolu boyları teşkilatlandırılarak Batı Göktürk sahası Çin idari sistemine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sırasında Porun&#039;un Çin sarayındaki itibarı daha da arttı. Kendisine Hanhai Askerî Valiliği görevine ek olarak &#039;&#039;&#039;Sağ Muhafız Büyük Generali&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Uygur kuvvetleri yalnızca batıdaki seferlere değil, Çin&#039;in doğudaki askerî harekâtlarına da katıldı. Nitekim 655 yılında Uygur birlikleri, General Xiao Siye komutasındaki Çin ordusuyla birlikte Koguryo (Kore) üzerine düzenlenen sefere iştirak etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun dönemindeki bu gelişmeler, Uygurların Çin&#039;in askerî ve diplomatik politikalarında önemli bir ortak hâline geldiğini göstermektedir. Ancak Çin ile kurulan bu yakın ilişki, Uygurların bozkırdaki bağımsız hareket alanını zaman zaman sınırlandırırken, diğer Türk topluluklarıyla olan siyasi ilişkilerini de doğrudan etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bisu İlteber Dönemi ==&lt;br /&gt;
Porun&#039;un 661-663 yılları arasında öldüğü kabul edilmektedir. Onun ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Bisu İlteber&#039;&#039;&#039; geçti. Yeni hükümdarın iktidarının ilk yıllarında Uygurlar, Pugu ve Tongra boylarıyla birlikte Çin sınırlarına akınlar düzenleyerek çeşitli yağmalarda bulundular. Bu gelişme, Uygurların önceki dönemde Çin ile kurdukları yakın iş birliğinin zayıflamaya başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi bu saldırılara karşı bozkırdaki idari teşkilatını yeniden düzenledi. Daha önce &#039;&#039;&#039;Yanran Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla anılan teşkilat &#039;&#039;&#039;Hanhai Genel Valiliği&#039;&#039;&#039; adıyla yeniden organize edildi ve kuzey bozkırındaki Türk boylarının tamamı bu idari yapıya bağlandı. Böylece Gobi Çölü, Çin&#039;in kuzey sınırını belirleyen başlıca hat hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru&#039;nun görevlendirdiği &#039;&#039;&#039;Zheng Rentai&#039;&#039;&#039;, Pugu başta olmak üzere Çin&#039;e karşı harekete geçen boylar üzerine sefer düzenledi. Bu gelişmeler sırasında Bisu İlteber Çin kuvvetlerinin baskısından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ardından Çin yönetimi, Töles boylarının yaşadığı bölgede &#039;&#039;&#039;Tanrı Dağı İli&#039;&#039;&#039; adı verilen yeni bir idari birim oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idari düzenlemeler, bozkırın geleneksel siyasi yapısından farklı olarak Çin yönetim sistemine göre teşkil edilmiş sembolik idari birimlerdi. Amaç, Türk boylarını doğrudan Çin eyalet sistemi içine katmaktan ziyade, onların Çin İmparatorluğu&#039;na bağlılığını hukuken ve siyaseten göstermekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin&#039;in bozkırda kurduğu haberleşme ağı ve askerî-idari teşkilat, kuzeydeki gelişmelerin yakından takip edilmesini sağladı. Posta yolları ve valilikler aracılığıyla Türk boyları arasındaki ilişkiler izleniyor, gerektiğinde farklı topluluklar birbirlerine karşı desteklenerek bozkırdaki güç dengesi Çin lehine yönlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte Çin&#039;den unvan ve ayrıcalık alan bazı boy beyleri, zamanla kendi siyasi çıkarlarını Çin yönetimiyle uyumlu hâle getirmeye başladı. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından bozkırda oluşan siyasi parçalanmışlık uzun süre devam etti. Ancak VIII. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazanması ve ardından bu devletin yıkılması, Uygurların bağımsız bir kağanlık kurmalarına zemin hazırlayacak yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı Döneminde Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Bisu İlteber&#039;in ölümünün ardından Uygurların başına oğlu &#039;&#039;&#039;Dujiezhi&#039;&#039;&#039; geçti. Kaynaklara göre Dujiezhi 680-681 yıllarında yönetimde bulundu. Onu sırasıyla &#039;&#039;&#039;Fudifu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Chengzong&#039;&#039;&#039; (713-726) ve &#039;&#039;&#039;Fudinan&#039;&#039;&#039; takip etti. Bu dönemde Uygur hükümdarları, Çin tarafından verilen askerî vali sıfatıyla bozkırdaki boyları idare ediyor; yönetimde sol ve sağ şad teşkilatından yararlanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında İlteriş Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulması, bozkırdaki siyasi dengeleri değiştirdi. Göktürklerin bağımsızlığını yeniden kazanmasıyla birlikte daha önce Çin nüfuzu altına giren birçok Türk boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan döneminde (694-716) II. Göktürk Kağanlığı eski gücüne kavuşarak Töles boylarının yaşadığı sahaların büyük bölümünü yeniden denetimi altına aldı. Bunun üzerine Uygurların önemli bir kısmı, Qibi, Sije ve Hun boylarıyla birlikte Gobi Çölü&#039;nü aşarak bugünkü Gansu bölgesindeki Ganzhou ile Liangzhou arasına göç etti. Çin yönetimi, Uygurların seçkin süvari birliklerini Wuwei&#039;de bulunan Chishui Ordusu&#039;nun hizmetine vererek kuzeybatı sınırlarının savunmasında kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Kapgan Kağan&#039;ın öldürülmesi sırasında Uygurların Çin tarafını desteklediği anlaşılmaktadır. Bu olayın ardından Uygur ileri gelenleri ile Tongra ve Xi boylarının temsilcileri Çin sarayına giderek imparator tarafından Taiwu Ordusu&#039;nun kuzeyindeki bölgelere yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chengzong döneminde Uygurlar askerî bakımdan daha da güçlendiler. Bir süre sonra Çin yönetimiyle de çatışmaya girerek Liangzhou askerî valisi Wang Junshan&#039;ı öldürdüler. Ayrıca Kuça merkezli Anxi Genel Valiliği&#039;ne bağlı şehir devletlerinin Çin ile bağlantısını keserek İpek Yolu üzerindeki ticaret güzergâhları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Uygur hükümdarı Chengzong, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na sığındı ve burada hayatını kaybetti. II. Göktürk Devleti&#039;nin yeniden kurulmasıyla birlikte Çin&#039;in Türk bozkırlarında oluşturduğu idari düzen büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzun yıllar Çin&#039;in kuzey siyasetinde önemli bir müttefik olarak yer alan Uygurların önemli bir kısmı Gansu bölgesine çekilirken, bozkırdaki güç dengeleri yeniden Göktürkler lehine değişti. Ancak II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamasıyla birlikte Uygurlar kısa süre içinde yeniden bağımsız hareket edecek siyasî güce ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra II. Göktürk Kağanlığı, art arda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar nedeniyle eski siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Merkezî otoritenin zayıflaması, bozkırdaki boyların birer birer kağanlıktan ayrılmasına yol açtı. Böylece Göktürk hâkimiyetinin çözülme sürecinden en fazla yararlanan topluluklar &#039;&#039;&#039;Basmıllar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karluklar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygurlar&#039;&#039;&#039; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygurların başında kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Guli Peiluo&#039;&#039;&#039; adıyla geçen hükümdar bulunuyordu. II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın çözülme sürecinde Uygurlar ile Karluklar, 742 yılında sırasıyla &#039;&#039;&#039;Sol Yabguluk&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sağ Yabguluk&#039;&#039;&#039; unvanlarını benimsediler. Böylece daha önce ilteber unvanını taşıyan Guli Peiluo, yabgu seviyesine yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar ve Karluklar, Basmıllarla birlikte hareket ederek II. Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek hâkimiyetini sona erdirdiler. Bu gelişmenin ardından Çin İmparatoru, Guli Peiluo&#039;yu &#039;&#039;&#039;Fengyi Beyi&#039;&#039;&#039;unvanıyla taltif etti. Ancak bu unvan, Uygurların Çin&#039;e bağlılığını ifade etmekten ziyade, Göktürkler karşısında elde ettikleri başarı dolayısıyla verilen sembolik bir payeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
742 yılı itibarıyla bozkırdaki güç dengesi tamamen değişmişti. Uygurlar doğuda, Karluklar batıda etkili olurken Basmıllar kağanlık makamını ellerinde bulunduruyordu. Ancak bu siyasi denge uzun sürmedi. Uygurlar kısa süre içinde rakiplerini geride bırakarak Göktürk mirası üzerinde bağımsız ve güçlü bir devlet kurdular. Böylece VIII. yüzyılın ortalarında &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; tarih sahnesine çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Boy ve Hanedan Yapısı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kurulmasının ardından devletin merkezi, Göktürklerden devralınan kutsal hükümdarlık sahası olan &#039;&#039;&#039;Ötüken&#039;&#039;&#039; çevresine taşındı. Kağanlık merkezi, Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasında yer alıyordu. Bu bölge, Uygurların siyasi hâkimiyetinin merkezi olduğu gibi Dokuz Oğuz birliğinin de temel yerleşim alanını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın yönetici zümresi, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; olarak geçen dokuz hanedan veya uruğa dayanıyordu. Bu hanedanlar şunlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yaglakar (Yaoluoge)&lt;br /&gt;
* Huduoge&lt;br /&gt;
* Duoluowu&lt;br /&gt;
* Mogexiqi&lt;br /&gt;
* Awudi&lt;br /&gt;
* Gesa&lt;br /&gt;
* Huwasu&lt;br /&gt;
* Yaowuge&lt;br /&gt;
* Xiyewu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aileler arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı kağan soyunu meydana getiriyor ve devlet yönetimindeki en üst meşruiyet hakkını elinde bulunduruyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Uygurların öncülüğündeki &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz boy birliği&#039;&#039;&#039;, yalnızca bu hanedanlardan ibaret değildi. Birliğe Uygurlarla birlikte Pugu (Buqut), Hun (Kun), Bayırku, Tongra, Sije, Qibi ve Ediz gibi çeşitli Türk boyları da dâhildi. Bozkırdaki siyasi şartlara bağlı olarak bazı boylar zaman zaman bu birliğe katılıyor veya ayrılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Basmıllar ile Karluklar da mağlup edilerek devlet teşkilatına katıldı. Böylece başlangıçta dokuz boydan oluşan siyasi birlik on bir boya ulaştı ve her boy için bir askerî valilik (tutuq) teşkil edildi. Kaynaklarda bu yapı &#039;&#039;&#039;On Bir Boy&#039;&#039;&#039; teşkilatı olarak da anılmaktadır. Savaşlarda sonradan katılan Basmıl ve Karluk birliklerinin ön saflarda görevlendirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, &#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adlarının farklı yapıları ifade ettiğini göstermektedir. Dokuz Oğuz, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi çatısı altında bulunan boylar birliğini belirtirken; On Uygur, kağanlığın yönetici sınıfını meydana getiren hanedan ve uruğları ifade etmektedir. Bu nedenle &amp;quot;boy&amp;quot; ve &amp;quot;aile&amp;quot; kavramları aynı anlamda kullanılmamalıdır. Boylar, devleti meydana getiren daha geniş siyasi toplulukları; hanedanlar ise yönetici aristokrat zümreyi temsil etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin&#039;in VII. yüzyıl ortalarında bozkırda kurduğu idarî teşkilata ilişkin kayıtlarda da Uygur, Pugu, Bayırku, Tongra, Sije, Hun, Ediz ve Qibi gibi Dokuz Oğuz boylarının ayrı idarî birimler hâlinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bu durum, Uygur Kağanlığı kurulmadan önce de Dokuz Oğuz boylarının bozkır siyasetinde belirgin bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi (744-747) ==&lt;br /&gt;
744 yılında Uygur Yabgusu Guli Peiluo, Basmıllar üzerine düzenlediği seferde Basmıl Kağanı Jiedieyi&#039;yi mağlup ederek öldürdü. Bu zaferin ardından kendisini &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve tahta çıktığını bildirmek üzere Çin sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygur hükümdarını &#039;&#039;&#039;Huairen Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. Kaynaklara göre Uygur elçisi Çin sarayında resmî bir törenle kabul edildi. İmparatorluk Sekreteri tarafından kağanlık unvanını bildiren belge kendisine takdim edildi; ardından elçi, imparatorluk arabasıyla şehir kapısına kadar götürüldü ve sancaklar eşliğinde uğurlandı. Bu tören, Çin ile yeni kurulan Uygur Kağanlığı arasında gerçekleştirilen ilk resmî diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan, hükümdarlığının ilk yıllarında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaya yöneldi. 745 yılında düzenlediği seferde Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Baimei Kağan&#039;&#039;&#039;ı mağlup ederek öldürdü. Ardından komutanı &#039;&#039;&#039;Dun Chuluo Tarkan&#039;&#039;&#039;ı Çin sarayına göndererek kazanılan zaferi resmen bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıyla birlikte Uygur Kağanlığı, eski Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklarda kağanlığın sınırlarının doğuda Shiwei topluluklarına, batıda Altay Dağları&#039;na, güneyde ise Gobi Çölü&#039;ne kadar ulaştığı belirtilmektedir. Böylece daha önce Hunlar ve Göktürkler tarafından yönetilen bozkır coğrafyasının önemli bir kısmı Uygur egemenliği altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan döneminde kurulan devlet, siyasi ve idarî bakımdan Göktürk Kağanlığı&#039;nın devamı niteliğindeydi. Bozkır hâkimiyeti anlayışı, devlet teşkilatı, askerî yapı, gelenekler ve yönetim sistemi büyük ölçüde korunmuş; değişen temel unsur ise hükümdar hanedanı olmuştur. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yöneten Aşina hanedanının yerini bu defa &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039; hanedanı almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur kağanına verilen unvanlar, esasen Türk hükümdarlık unvanlarının Çince karşılıkları ve bunlara eklenen bazı onursal ifadelerden oluşmaktadır. Bunlar, Uygur Kağanlığı&#039;nın Çin&#039;e bağlı olduğunu değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin bir parçasını yansıtmaktadır. Nitekim Uygur Kağanlığı kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmiş, ilerleyen yıllarda Çin&#039;in iç karışıklıklar sırasında askerî destek aldığı başlıca müttefiklerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan (Moyan Çor Kağan) Dönemi (747-759) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünün ardından Uygur tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;&#039;&#039; geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gele Kağan&#039;&#039;&#039;olarak da anılan hükümdarın resmî unvanı, Uygur yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; şeklinde geçmektedir. Bu unvan, &amp;quot;Tanrı&#039;nın lütfuyla kağan olmuş, devleti düzenlemiş bilge kağan&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, Uygur Kağanlığı&#039;nın kuruluş sürecinde henüz babası hayattayken önemli bir rol üstlenmişti. Şine Us ve Taryat yazıtlarına göre genç yaşlardan itibaren askerî seferlere katılmış, Dokuz Oğuz boylarının yeniden teşkilatlanmasında görev almış ve Uygur siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Yazıtlarda, 739 yılından itibaren ordu içerisinde aktif görev aldığı, 741 yılında ise Türk yurduna düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
744 yılına gelindiğinde Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdürdüler. Yazıtlarda Moyan Çor, Ozmış Kağan üzerine düzenlenen seferlere bizzat katıldığını ve Göktürk ordusunun dağıtılmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Çin kaynakları ise Ozmış Kağan&#039;ın Basmıllar ve müttefikleri tarafından mağlup edildiğini kaydeder. Her iki kaynak da II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın bu dönemde fiilen sona erdiği konusunda birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
745 yılında Uygurlar, eski müttefiklerinden Basmılları da saf dışı bırakarak bozkırdaki üstünlüğü tamamen ele geçirdiler. Karluklar ise batıya çekilerek On Ok sahasına yöneldiler. Böylece Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından Orta Asya bozkırlarında tek hâkim güç Uygurlar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın ölümünden sonra taht meselesi kısa süreli bir mücadeleye sahne oldu. Yazıtlardan anlaşıldığına göre hükümdar, yerine &#039;&#039;&#039;Tay Bilge Tutuk&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;u bırakmayı düşünmüş; ancak bu tercih Uygur ileri gelenleri arasında kabul görmemiştir. Moyan Çor, kendisini destekleyen gruplarla birlikte harekete geçerek Tay Bilge Tutuk&#039;u ve onu destekleyen Sekiz Oğuz ile Dokuz Tatar topluluklarını mağlup etmiş, böylece kağanlık makamını ele geçirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taryat ve Şine Us yazıtlarında Moyan Çor&#039;un iktidara gelişi, Tanrı&#039;nın kut vermesi ve halkın kendisini kağan seçmesiyle meşrulaştırılmaktadır. Yazıtlarda, devlet düzeninin yeniden kurulduğu, dört yöndeki toplulukların Uygur hâkimiyetini kabul ettiği ve kağanlığın sınırlarının Selenge, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu ırmaklarını kapsayan geniş bozkır sahasına yayıldığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları ile Uygur yazıtları arasında Moyan Çor&#039;un tahta çıkış tarihi konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. Çin yıllıkları hükümdarın 747 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan&#039;ın yerine geçtiğini bildirirken, Uygur yazıtları iktidar mücadelesinin birkaç yıl sürdüğünü ve kağanlığının kesin olarak 748 yılında pekiştiğini göstermektedir. Bununla birlikte her iki kaynak da Moyan Çor döneminin, Uygur Kağanlığı&#039;nın siyasi bakımdan güçlenerek bozkırın en etkili devleti hâline geldiği bir dönem olduğu konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor devrinde Uygur Kağanlığı yalnızca II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın mirasını devralmakla kalmamış, aynı zamanda Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasi teşkilatlarından biri hâline gelmiştir. Bu dönemde devletin askerî gücü pekiştirilmiş, boylar arasındaki birlik yeniden sağlanmış ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkiler düzenli bir çerçeveye oturtulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor Kağan&#039;ın Devlette Düzeni Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor, kağan olduktan sonra Uygur Kağanlığı üzerinde tam bir hâkimiyet kurabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Tahta çıkmasına rağmen Tay Bilge Tutuk&#039;u destekleyen gruplar ile Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve bazı diğer boylar merkezi otoriteyi tanımadı. Çin kaynakları bu iç mücadelelere değinmezken, olaylar kağanın diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Us yazıtlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlara göre Moyan Çor, farklı bölgelerde art arda düzenlediği seferlerle kendisine karşı çıkan toplulukları mağlup etti. Bazı boyları askerî güç kullanarak itaat altına alırken, teslim olan toplulukları yeniden kağanlığın bünyesine kabul etti. Özellikle Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlara karşı yürütülen mücadeleler sonunda Selenge havzasındaki direniş büyük ölçüde kırıldı ve bozkırdaki siyasî birlik yeniden sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, yalnızca askerî başarılarla yetinmeyerek devlet teşkilatını da yeniden düzenledi. Oğullarından birine &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, diğerine ise &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanı vererek Tarduş ve Tölis boylarının idaresini onlara bıraktı. Böylece eski Türk devlet geleneğinde görülen ikili yönetim anlayışını sürdürdü. Yazıtlarda ayrıca kağanın yaylak ve kışlak merkezlerini belirlediği, otağını çeşitli dönemlerde Tes Başı, Kasar çevresi ile Orhun ve Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgelerde kurduğu belirtilmektedir. Devletin damgası ile yazıtlarını da bu merkezlerde diktirerek hâkimiyetini sembolik olarak pekiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezî idarenin güçlenmesinin ardından Uygur Kağanlığı, dış tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yazıtlara göre Dokuz Oğuz ileri gelenleri Kırgızları ve Çikleri Uygurlara karşı harekete geçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Moyan Çor, Kırgızlar, Çikler, Basmıllar ve Karluklar üzerine ardı ardına askerî seferler düzenledi. Bolçu Irmağı çevresinde Karluk kuvvetlerini mağlup etti; Çikler üzerinde yeniden hâkimiyet kurarak bölgeye kendi adına görev yapacak bir tutuk tayin etti ve geleneksel Türk unvanları olan İşbara ile Tarkan rütbelerini dağıttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Basmıllar da bu dönemde Uygur hâkimiyetine karşı yeniden ayaklandı. Moyan Çor, çeşitli askerî harekâtlar sonucunda onların direnişini kırarak bozkırdaki üstünlüğünü korudu. Yazıtlarda ayrıca Çin sınırlarında yaşayan bazı Oğuz ve Türk topluluklarının da Uygurlara karşı hareket ettiği belirtilmekte, buna rağmen kağanın devlet merkezini Orhun ile Balıklı ırmaklarının birleştiği bölgede yeniden düzenlediği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor&#039;un yürüttüğü bu askerî ve idarî faaliyetler sonucunda Uygur Kağanlığı, kuruluş yıllarındaki iç mücadeleleri büyük ölçüde geride bıraktı. Boylar yeniden merkezî otorite etrafında toplandı, idarî yapı güçlendirildi ve devlet kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam bu dönemde Çin&#039;de patlak veren &#039;&#039;&#039;An Luşan İsyanı&#039;&#039;&#039;, Uygur Kağanlığı&#039;nın dış politikasında yeni bir safhanın başlamasına yol açtı. Tang Hanedanı&#039;nın yardım talebi üzerine Uygurlar, Çin siyasetinde belirleyici bir askerî güç olarak öne çıkacak ve iki devlet arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır.Bu uzun kısmı tek başlık altında vermek yerine, Moyan Çor döneminin Çin siyasetine müdahalesini birkaç alt başlığa ayırmak daha okunaklı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== An Luşan İsyanı ve Uygurların Çin&#039;e Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;de 755 yılında başlayan An Luşan İsyanı, Tang Hanedanı&#039;nı ağır bir siyasi ve askerî krize sürükledi. Türk ve Soğd kökenli bir general olan An Luşan, isyanın ardından Yan Devleti&#039;ni kurduğunu ilan etmiş; Tang başkentlerinden Luoyang ile Chang&#039;an isyancıların eline geçmişti. İmparator Suzong, 756 yılının Ağustos ayında Lingwu&#039;da tahta çıktıktan sonra isyanı bastırabilmek için Uygur Kağanlığı&#039;ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan bu talebe olumlu karşılık verdi. Uygurların müdahalesi yalnızca Tang Hanedanı&#039;na yardım amacı taşımıyor, aynı zamanda Çin üzerindeki Uygur nüfuzunu artırma fırsatı sunuyordu. Görüşmeler sırasında Çin sarayı ile Uygur Kağanlığı arasında elçiler gönderildi ve askerî iş birliği evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Cheng Cai ile General Shi Dingfan, Uygur ülkesine gönderildi. Türk kökenli Çinli komutan Pugu Huai&#039;en de heyetin çalışmalarını desteklemekle görevlendirildi. Moyan Çor, katununun kız kardeşini kendi kızı olarak kabul ederek Cheng Cai ile evlendirdi. Çin İmparatoru bu Uygur prensesine &#039;&#039;&#039;Bilge Prenses&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. Böylece iki devlet arasındaki askerî ittifak, sembolik bir evlilik bağıyla da pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor daha sonra ordusuyla güneye ilerledi. Uygur kuvvetleri, Çin&#039;in Shuofang askerî birliklerinin komutanı Guo Ziyi ile birleşerek Sarı Irmak çevresindeki Tongra ve bazı diğer toplulukları mağlup etti. Huyan Vadisi&#039;nde düzenlenen askerî geçit sırasında Guo Ziyi&#039;nin Uygurların kurt başlı sancağını selamlaması, Uygur Kağanlığı&#039;nın bu dönemde ulaştığı askerî ve diplomatik üstünlüğün sembolik bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetiminin içinde bulunduğu zor durum, Uygur elçilerine gösterilen olağanüstü ilgide de açıkça görülüyordu. Düşük rütbeli bir Uygur elçisi olan Geluozhi bile İmparator Suzong tarafından doğrudan kabul edilerek ağırlandı. Bu davranış, başkentlerini kaybeden Tang yönetiminin Uygur yardımına verdiği önemi ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Chang&#039;an ve Luoyang&#039;ın Geri Alınması ==&lt;br /&gt;
757 yılında Uygur Kağanlığı, isyanın bastırılması için Çin&#039;e yeni birlikler gönderdi. Kağanın veliahtı olan Yabgu, General Dide ve diğer komutanlarla birlikte dört veya beş bin kişilik bir süvari kuvvetinin başında Çin&#039;e ulaştı. Bu Yabgu&#039;nun, Taryat Yazıtı&#039;nda adı geçen &#039;&#039;&#039;Ulug Bilge Yabgu&#039;&#039;&#039; olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, gelen Uygur heyetlerini törenlerle karşıladı ve şereflerine ziyafetler verdi. Başkomutan Guangping Beyi ile Uygur Yabgusu arasında kardeşlik antlaşması yapıldı. Çinli elçi Cheng Cai&#039;ya da Moyan Çor tarafından Yabgu unvanı verilerek Uygur veliahtıyla birlikte hareket etmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur birlikleri, Çin ordusuyla birleşerek isyancılara karşı harekete geçti. Çin kuvvetlerinin Xiangji Manastırı yakınlarında isyancı süvarilerin arkadan saldırısına uğraması üzerine Uygur atlıları müdahale etti ve saldırıyı etkisiz hâle getirdi. Bu başarı, Çin birliklerinin ilerlemesini sağlayarak Chang&#039;an&#039;ın isyancıların elinden geri alınmasında belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chang&#039;an&#039;ın kaybedilmesinin ardından isyancı kuvvetler Luoyang&#039;ı boşaltarak kuzeye çekildi. Uygur Yabgusu, Guangping Beyi ve Guo Ziyi ile birlikte şehre girdi. Uygur askerleri Luoyang&#039;ı ve çevresindeki yerleşimleri üç gün boyunca yağmaladı. Çin yönetimi, yağmayı durdurabilmek için Uygur ileri gelenlerine büyük miktarda ipek, değerli eşya ve mücevher dağıtmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları zaferde Çinli generalleri ön plana çıkarmakla birlikte, Uygur kuvvetlerinin özellikle süvari harekâtındaki etkisi ve iki başkentin geri alınmasındaki rolü açıkça görülmektedir. İmparator Suzong&#039;un Uygur Yabgusu için yayımladığı övgü dolu buyruk da Tang yönetiminin Uygurların askerî yardımına ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Yabgusunun Çin Sarayında Karşılanması ==&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, 14 Aralık 757&#039;de yeniden Chang&#039;an&#039;a döndü. Uygur Yabgusu da Luoyang&#039;dan başkente gelerek devlet görevlileri tarafından Changle&#039;da karşılandı. İmparator, Yabgu&#039;yu Xuanzheng Salonu&#039;nda bizzat kabul etti ve şerefine büyük bir ziyafet düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında Yabgu salonun üst bölümüne çıkarılırken Uygur beyleri ve komutanları merdivenlerde sıralandı. Kendisine ve maiyetine işlemeli ipekler, altın ve gümüş eşyalar ile çeşitli hediyeler sunuldu. İmparator, Uygur desteği olmadan devletinin bu başarıyı elde edemeyeceğini açıkça dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Aralık 757 tarihinde yayımlanan imparatorluk buyruğunda Uygur Yabgusunun cesareti, askerî yeteneği ve sadakati uzun ifadelerle övüldü. Yabguya sembolik Çin unvanları verilmesinin yanı sıra her yıl yirmi bin top ipek ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında Uygur Kağanlığı&#039;na ticari ayrıcalıklar ve başka maddi imkânlar da tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kabul törenleri sırasında Uygur Yabgusu, Çin İmparatoru&#039;na yakın bir protokol seviyesine yükseltildi. Çin&#039;in askerî felaketten kurtulmasında oynadığı rol, ona yalnızca maddi kazanç değil, Çin sarayı karşısında son derece yüksek bir siyasi itibar da kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Moyan Çor&#039;un Ningguo Prenses ile Evlenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ile Uygur Kağanlığı arasındaki ittifak, 758 yılında hanedan evliliğiyle daha da güçlendirildi. Çin İmparatoru, Uygur Kağanı ile evlendirilmek üzere öz kızlarından birini göndermeyi kabul etti. Prensese &#039;&#039;&#039;Ningguo Prenses&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorun kardeşi Yu, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek ve Moyan Çor&#039;a &#039;&#039;&#039;Yingwu Weiyuan Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını bildiren mektubu ulaştırmakla görevlendirildi. Prenses, 1 Eylül 758&#039;de Çin sarayından ayrıldı. Kaynaklarda onun devletin geleceği uğruna bu evliliği kabul ettiği ve ayrılışı sırasında hem kendisinin hem de babasının gözyaşı döktüğü anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Uygur merkezine ulaştığında Moyan Çor, tahtında koyu sarı bir kaftan ve Türkistan tarzında bir başlıkla oturuyordu. Otağındaki ihtişam ve muhafızların düzeni, Uygur hükümdarlığının gücünü yansıtıyordu. Çin elçileri başlangıçta otağın dışında bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor, İmparatorun kardeşi Yu ile beraberindeki haremağasının protokoldeki yerini sorguladı. Bir köle durumundaki haremağasının hanedan mensubundan daha yüksek bir yerde duramayacağını söyleyerek Çin heyetinin kendi saray kurallarına göre davranmasını sağladı. Yu&#039;nun kağan karşısında eğilmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasında hükümdarlık protokolü konusunda tartışma yaşandı. Sonunda Moyan Çor ayağa kalkarak imparatorluk mektubunu kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün Ningguo Prenses&#039;e &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin heyetinin getirdiği ipek, giysi, altın ve gümüş eşyalar Moyan Çor tarafından Uygur beyleriyle görevlileri arasında paylaştırıldı. Çin heyeti ülkesine dönerken kağan tarafından beş yüz at, samur kürkleri ve yünlü giysilerle ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Tang Hanedanı&#039;nın Uygur Kağanlığı&#039;na duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesiydi. Uygur Kağanı, Çin İmparatoru&#039;nun damadı hâline gelirken iki devlet arasındaki güç dengesi büyük ölçüde Uygurların lehine gelişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin&#039;e İkinci Askerî Yardımı ==&lt;br /&gt;
Çin&#039;deki karışıklıkların sona ermemesi üzerine Tang yönetimi bir kez daha Uygurlardan askerî yardım istedi. 758 yılının sonbaharında Moyan Çor&#039;un oğlu &#039;&#039;&#039;Gu Çor Tegin&#039;&#039;&#039; ile Buyruk Başı Dide komutasındaki üç bin Uygur süvarisi Çin&#039;e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Suzong, Uygur birliklerini övgü ve hediyelerle karşıladı. Birlikler Shuofang ordusuna katıldı ve Pugu Huai&#039;en onlara eşlik etmekle görevlendirildi. Aynı dönemde Çin sarayına gelen Uygur heyeti, Ningguo Prenses için teşekkürlerini sunarken Uygurların elli bin kişilik bir Kırgız ordusunu mağlup ettiği haberini de imparatora bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kuvvetleri daha sonra Guo Ziyi&#039;nin öncülüğündeki Çin ordularıyla birlikte Xiangzhou çevresindeki isyancılara karşı savaştı. Ancak Çin ordularının başarısız olması üzerine Gu Çor Tegin ve beraberindeki bazı Uygur ileri gelenleri Chang&#039;an&#039;a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, geri dönen Uygur komutanlarını yeniden sarayda kabul ederek kendilerine ziyafet ve hediyeler verdi. Gu Çor Tegin&#039;e Çin ordusuna ait yüksek askerî rütbeler ve onursal unvanlar verildi. Böylece Uygurlar, yalnızca Tang Hanedanı&#039;nın dış müttefiki değil, Çin&#039;deki askerî mücadelelerin sonucunu belirleyen başlıca kuvvetlerden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümden sonra &#039;&#039;&#039;Moyan Çor&#039;un son yılları, Uygur Yabgusunun akıbeti ve 759&#039;da Moyan Çor&#039;un ölümü&#039;&#039;&#039; ele alınırsa hükümdarın dönemi tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) (759–779) ==&lt;br /&gt;
Moyan Çor Kağan, Uygur Kağanlığı’nı askerî ve diplomatik bakımdan güçlü bir konuma getirdikten sonra Mayıs 759’da öldü. Onun hükümdarlığı sırasında Uygurlar, Tang Hanedanı’nı An Luşan İsyanı’nın yol açtığı yıkımdan kurtarmış ve Çin üzerinde geniş bir nüfuz kurmuşlardı. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Moyan Çor’un kahramanlığı, kararlılığı ve siyasî yeteneği övgüyle anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un büyük oğlu ve daha önce Çin seferlerine katılan Yabgu, babasından önce hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine küçük oğlu tahta çıktı. Çin kaynaklarında Dengli veya Jidijian adlarıyla kaydedilen yeni hükümdar, Bögü Kağan unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı’nda yer alan unvanı Türkçe olarak &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;biçiminde karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan’ın eşi, Tang hizmetindeki Türk kökenli komutan Pugu Huai’en’in kızıydı. Daha önce Uygur hanedanıyla evlendirilmek üzere gönderilen bu kadın, Bögü Kağan’ın tahta çıkmasından sonra katun oldu. Böylece Uygur hanedanı ile Çin’in önde gelen askerî ailelerinden biri arasındaki akrabalık devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moyan Çor’un ölümünden sonra Çinli Ningguo Prenses’in durumu da gündeme geldi. Çin kaynaklarında Uygur ileri gelenlerinin prensesi ölen kağanla birlikte gömmek istedikleri ileri sürülmektedir. Ancak Türk devlet geleneğinde insan kurban edildiğini gösteren güvenilir bir uygulama bulunmadığından bu kayıt ihtiyatla değerlendirilmelidir. Prensesin yüzünü keserek yas tuttuğu, çocuğu olmadığı için de 760 yılında Çin’e dönmesine izin verildiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ningguo Prenses’in dönüşünden sonra Uygur elçileri Çin sarayına giderek iki devlet arasındaki ilişkilerin geleceğini görüştüler. 760 ve 761 yıllarında arka arkaya gönderilen heyetler imparator tarafından kabul edilip hediyelerle ağırlandı. Bununla birlikte bazı Uygur taleplerinin karşılanmadığı ve iki devlet arasındaki ilişkilerde geçici bir gerginlik meydana geldiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
762 yılında Tang tahtına İmparator Daizong çıktı. Bu sırada An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan Devleti henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştı. Yan hükümdarı Shi Chaoyi, Uygurlara Çin’in başsız kaldığını ve Tang hazinelerinin kolaylıkla ele geçirilebileceğini bildirerek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi ise Uygurlarla eski ittifakı yenilemek amacıyla Liu Qingtan’ı elçi olarak gönderdi. Uygur merkezine ulaşan elçi, Bögü Kağan’a yeni imparatorun mektubunu sundu. Ancak kağan, Tang hükümdarının öldüğü ve Çin’in siyasî otoritesini kaybettiği yönündeki haberlerden etkilenmişti. Bu nedenle imparatorluk mektubunun geçerliliğini sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, yeni hükümdarın daha önce Uygurlarla birlikte savaşmış olan Guangping Beyi olduğunu, Tang Hanedanı’nın devam ettiğini ve Uygurlara yapılan yıllık ipek ödemelerinin sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen Uygur ordusu güneye ilerledi. Çin sınırındaki bazı kalelerin boşaltılmış ve bölgelerin savunmasız bırakılmış olması, Tang Devleti’nin içine düştüğü zayıflığı açıkça gösteriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur ordusunun kağanın komutasında, çok sayıda savaşçı, at, koyun ve sığırla birlikte Çin’e yöneldiği belirtilmektedir. Başlangıçta Tang ülkesini ele geçirmeyi düşünen Bögü Kağan’ın ilerleyişi Çin sarayında büyük bir korkuya yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı ile Yeni İttifak ==&lt;br /&gt;
Çin İmparatoru, Uygurların ilerleyişini durdurmak amacıyla Bögü Kağan’ın kayınpederi Pugu Huai’en’i arabulucu olarak görevlendirdi. Pugu Huai’en, Uygur hükümdarına Tang Hanedanı’yla daha önce yapılan ittifakı ve Çin’in Uygurlara sağladığı imkânları hatırlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmelerin ayrıntıları kaynaklarda açıklanmamakla birlikte, Bögü Kağan’ın Çin’i işgal etmekten vazgeçerek Tang yönetimiyle anlaşmaya vardığı anlaşılmaktadır. Uygurların daha sonraki yıllarda elde ettiği yüksek miktardaki ipek ödemeleri ve ticari ayrıcalıklar, yapılan antlaşmanın Uygurlar lehine ağır şartlar içerdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlaşmanın ardından Uygur ordusu, Yan kuvvetlerine karşı yeniden Tang Hanedanı’nın yanında savaşa katıldı. Çinli görevliler Uygur ordusunun izleyeceği güzergâh konusunda çeşitli önerilerde bulundu. Bunun temel nedenlerinden biri, Uygurların Çin’in merkezî bölgelerine yaklaşmasını engelleme isteğiydi. Sonunda Bögü Kağan, ordusunu Shanzhou üzerinden isyancıların bulunduğu bölgelere yöneltmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kuvvetleri, Uygur ordusuyla Sarı Irmak’ın kuzeyinde birleşti. Bu harekât, Tang Hanedanı’nın isyancılara karşı gerçekleştirdiği son büyük askerî girişimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çinli Komutanlarla Yaşanan Protokol Krizi ==&lt;br /&gt;
Sefer hazırlıkları sırasında Bögü Kağan ile Çinli komutanlar arasında ciddi bir protokol anlaşmazlığı yaşandı. Çin ordularının başkomutanı ve tahtın veliahdı olan Yong Beyi, kağanın otağı önünde yapılması gereken törensel dansı yerine getirmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenleri, Tang İmparatoru ile Bögü Kağan arasında kardeşlik bağı bulunduğunu ve bu nedenle veliahdın kağana karşı yeğen konumunda olduğunu savundular. Çinli görevliler ise devletin yas içinde bulunduğunu ve bir Çin veliahdının yabancı bir hükümdarın önünde dans etmesinin uygun olmadığını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmanın sonunda Çinli görevliler Yao Ziang, Li Jin, Wei Shaohua ve Wei Ju’ya yüz kırbaç vuruldu. Wei Shaohua ile Wei Ju aldıkları darbeler nedeniyle ertesi gün öldüler. Veliaht ise güvenli bir bölgeye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olay, Uygurların Tang Hanedanı karşısında ulaştığı siyasî üstünlüğü açık biçimde göstermektedir. Çin yönetimi, isyan sona ermeden Uygurlarla çatışmayı göze alamadığı için yaşananlara karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yan İsyanı’nın Bastırılması ==&lt;br /&gt;
Protokol krizine rağmen Uygur ve Çin orduları ortak harekâtı sürdürdü. Pugu Huai’en ile Uygurların Sağ Şadı öncü kuvvetleri oluşturdu. Heng Irmağı çevresinde yapılan savaşta Uygur-Çin ittifakı üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan daha sonra Luoyang’a ilerledi ve Heyang bölgesinde uzun süre kaldı. Uygur ordusunun kurduğu karargâhın çevresindeki geniş alan tamamen Uygur denetimine girdi. Tang yönetimi bu durumdan rahatsız olsa da Uygur desteğine olan ihtiyacı nedeniyle doğrudan müdahalede bulunamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri isyancı kuvvetleri uzun bir mesafe boyunca takip etti. Yan hükümdarı Shi Chaoyi mağlup edilerek öldürüldü ve başı Tang sarayına gönderildi. Böylece An Luşan İsyanı’nın devamı niteliğindeki Yan hâkimiyeti sona erdi ve Hebei bölgesi büyük ölçüde yeniden Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda Bögü Kağan’ın Çin ordusuyla birleşerek Luoyang’ı geri aldığı ve bunun sonucunda Tang İmparatoru’nun Uygurları ebedî müttefik ve akraba olarak tanıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Luoyang’ın Yağmalanması ==&lt;br /&gt;
Luoyang’ın geri alınmasının ardından Uygur kuvvetleri şehirde geniş çaplı yağma faaliyetlerinde bulundu. Şehir halkının bir bölümü tapınaklara sığındı; ancak bazı tapınaklar ve yerleşim alanları ateşe verildi. Kaynaklarda şehirde büyük can ve mal kaybı meydana geldiği ve yangınların uzun süre devam ettiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancılar, Çin birlikleri ve Uygur askerlerinin neden olduğu karışıklık sonucunda Luoyang ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Tang yönetimi şehirde düzeni sağlamakta güçlük çekti. Buna rağmen isyanın bastırılmasında belirleyici rol oynayan Uygurlara karşı ciddi bir yaptırım uygulanmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları özellikle yağma olaylarını öne çıkarmakla birlikte, Uygur ordusunun Tang Hanedanı’nın yeniden ayakta kalmasındaki askerî rolünü bütünüyle göz ardı edememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurlara Verilen İmtiyazlar ==&lt;br /&gt;
Yan İsyanı’nın sona ermesinden sonra İmparator Daizong, Bögü Kağan’ın ve katunun unvanlarını yükseltti. Kağan, katun, sağ ve sol şadlar, askerî valiler ve yüksek dereceli Uygur görevlilerine Çin tarafından çeşitli unvanlar ve gelirler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ileri gelenlerine Çin soyluluk unvanlarının verilmesi, Tang yönetiminin Uygurlarla ilişkileri sürdürme isteğinin bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Uygurların aldığı yıllık ipek ödemeleri artırıldı ve ticarette geniş imtiyazlar tanındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurlar, Çin’e gönderdikleri atlar karşılığında çok miktarda ipek elde ettiler. At ticareti, iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak Çin kaynaklarına göre Uygurların getirdiği atların bir bölümü düşük nitelikliydi ve karşılığında ödenen ipek miktarı Tang hazinesine ağır bir yük oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur elçilik heyetlerinin barınma, yiyecek ve diğer masrafları da Çin yönetimi tarafından karşılanıyordu. Zamanla bu ödemeler o kadar arttı ki saray görevlilerinin maaşlarından kesinti yapılarak Uygurlara sunulacak hediyeler için kaynak oluşturuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Maniheizmin Kabulü ==&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, Çin seferleri sırasında Maniheist din adamlarıyla karşılaştı. Luoyang’da bulunduğu dönemde bu rahiplerin düşüncelerinden etkilendi ve onları Uygur ülkesine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur ülkesine gelen Maniheist rahipler, dinî öğretilerini saray çevresinde ve halk arasında yaymaya başladılar. Yazıtta bu rahiplerin dinî bilgileri ve hitabet yetenekleri övülmekte, Bögü Kağan’ın yeni dinin yayılması yönünde buyruk verdiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maniheizm; hayvansal gıdaların tüketilmemesi, içkiden uzak durulması ve eski inançlara ait bazı uygulamaların terk edilmesi gibi kurallar içeriyordu. Kağan, eski dinî tasvirlerin ortadan kaldırılmasını ve “ışık dini” olarak adlandırılan Maniheizmin benimsenmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Maniheizm, Bögü Kağan döneminde Uygur sarayının desteklediği bir din hâline geldi. Bu gelişme, Uygur Kağanlığı’nın kültürel ve siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Maniheist rahipler zamanla devlet yönetimi ve dış ticaret üzerinde de etkili olmaya başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Pugu Huai’en İsyanı ve Uygur-Çin İttifakının Yenilenmesi ==&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın isyanlardan kurtulmasında önemli rol oynayan Pugu Huai’en, Çin sarayındaki rakiplerinin kendisi hakkında oluşturduğu şüpheler sonucunda 764 yılında ayaklandı. Oğlunun Çinli görevliler tarafından öldürülmesi, onu açık isyana yönelten gelişmelerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Tuyuhunlar, Tangutlar ve bazı başka topluluklardan destek aldı. Kurduğu büyük orduyla Tang topraklarına yöneldi. Ancak 765 yılında onun beklenmedik biçimde ölmesi üzerine isyan dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pugu Huai’en’in ölümünden sonra Uygurlar Çin tarafına geçerek Tang komutanı Guo Ziyi ile yeni bir ittifak kurdular. Taraflar karşılıklı olarak silahlarını bırakarak görüştüler ve iki devletin dostluğunu sürdüreceklerine dair yemin ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Pugu Huai’en tarafından Tang İmparatoru’nun ülkeyi terk ettiği ve Guo Ziyi’nin artık ordunun başında bulunmadığı söylenerek yanıltıldıklarını ifade ettiler. Daha sonra Tibetlilere karşı Çin kuvvetleriyle birlikte savaşmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur ve Çin birlikleri Tibet ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaynaklarda çok sayıda Tibet askerinin öldürüldüğü, esir alındığı ve büyük miktarda hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği belirtilmektedir. Ayrıca Tibetlilerin elindeki binlerce esir kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarıdan sonra Uygur heyetleri Çin sarayında büyük törenlerle ağırlandı. Tang yönetimi Uygurlara yüz bin top ipek verdi. Ancak bu ödemeler Çin hazinesini ciddi biçimde zorladı ve devlet memurlarının maaşlarının aksamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Evlilik Bağlarının Sürdürülmesi ==&lt;br /&gt;
768 yılında Bögü Kağan’ın Çinli eşi Guangqin Katun öldü. Bunun üzerine Tang sarayı yas törenlerini yürütmek amacıyla Uygur ülkesine bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
769 yılında Pugu Huai’en’in küçük kızı Chonghui Prenses, Bögü Kağan’la evlendirilmek üzere gönderildi. Çin yönetimi prensese yirmi bin top ipekten oluşan büyük bir çeyiz hazırladı. Böylece Uygur hanedanıyla Tang yönetimi arasındaki akrabalık ilişkisi devam ettirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilikler, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yalnızca askerî ittifaka değil, hanedanlar arası akrabalığa da dayandırıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’deki Uygurların Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların Çin’de elde ettiği geniş ayrıcalıklar zamanla çeşitli sorunlara yol açtı. Çin başkentinde yaşayan Uygur tüccarları ve askerleri yerel yöneticilerin müdahalesinden büyük ölçüde muaftı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
771 ve 772 yıllarında Uygur grupları Chang’an sokaklarında olaylar çıkardı, halkın mallarını aldı ve kendilerine müdahale eden görevlilere saldırdı. Bazı şehir kapıları tahrip edildi ve bir Çin valisinin atına el konuldu. Çin makamları bu olaylara karşı etkili bir karşılık veremedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
775 yılında bir Uygur’un Chang’an’da bir kişiyi öldürmesine rağmen imparatorluk buyruğuyla serbest bırakılması, Uygurların sahip olduğu dokunulmazlığı açık biçimde göstermektedir. Başka bir olayda Uygur ileri geleni Chixin, tutuklanan bir kişiyi hapishaneden zorla çıkararak görevlileri yaraladı. Buna rağmen cezalandırılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Bögü Kağan döneminde Uygurların Çin merkezinde dahi önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük kurduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 778 Yılındaki Uygur Saldırısı ==&lt;br /&gt;
778 yılında Uygurlar beklenmedik biçimde Çin sınırlarına saldırdı. Zhenwu ve Dongxing üzerinden ilerleyen Uygur birlikleri Taiyuan çevresini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangqu’da yapılan savaşta Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti. Daha sonra Çinli komutan Zhang Guangsheng’in karşı saldırısı üzerine Uygurlar geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sefer, Uygur-Çin ilişkilerinin yalnızca ittifak ve ticaretten ibaret olmadığını, iki devlet arasında zaman zaman açık askerî çatışmaların da yaşandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bögü Kağan’ın Öldürülmesi ==&lt;br /&gt;
779 yılında Çin’de İmparator Dezong’un tahta çıkması, Uygur sarayında yeni bir Çin seferi fikrini gündeme getirdi. Bögü Kağan’ın çevresindeki Soğd tüccarları ve Maniheist din adamları, Çin’in siyasî bakımdan zayıf olduğunu ileri sürerek kağanı sefere teşvik ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Dun Baga Tarkan ise Çin’in büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, önceki seferlerde Uygurların önemli kayıplar verdiğini ve yeni bir seferin başarısız olabileceğini belirterek kağanı uyardı. Ancak Bögü Kağan bu uyarıları dikkate almadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın Soğd ve Maniheist çevrelerin etkisi altında Çin’e saldırmaya hazırlanması, Uygur devlet adamları ile hükümdar arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdi. Dun Baga Tarkan, devlet ileri gelenleri ve halkın desteğini alarak darbe yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan, yakınları ve onu destekleyen bazı Soğdlar öldürüldü. Böylece yirmi yıl süren hükümdarlığı 779 yılında sona erdi. Dun Baga Tarkan tahta çıkarak &#039;&#039;&#039;Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Panguan Tegin / Duoluosi Kağan) (789–790) ==&lt;br /&gt;
Alp Kutluk Bilge Kağan&#039;ın (Dun Baga Tarkan) Aralık 789&#039;da ölümü üzerine yerine oğlu geçti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Duoluosi&#039;&#039;&#039;, Uygur kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Panguan Tegin&#039;&#039;&#039; olarak anılan yeni hükümdar, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda da bu unvanla anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, hükümdar değişikliğini öğrenince üç gün süreyle yas tuttu ve Uygur elçilerine taziyelerini bildirdi. Ardından Devlet Töreni İdaresi Başkanı Guo Feng&#039;i yeni kağana hükümdarlığını tanıyan imparatorluk fermanını ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece Tang Hanedanı, yeni Uygur hükümdarını resmen tanımış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığı oldukça kısa sürdü. Kaynaklarda bu döneme ilişkin siyasî gelişmeler sınırlı olmakla birlikte, Çin ile ticari ilişkilerin devam ettiği anlaşılmaktadır. 790 yılında Uygur elçisi Yizhijia Tarkan&#039;ın ülkesine dönüşü sırasında getirdiği atların karşılığı olarak Tang sarayı tarafından otuz dört bin top ipek verilmesi, iki devlet arasındaki at ticaretinin önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan (Achuo Kağan) (790–795) ==&lt;br /&gt;
790 yılının ilk yarısında Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan kardeşi tarafından öldürüldü. Karabalgasun Yazıtı, onun ülke düzenini sağlamaya çalışan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir. Ancak ani ölümü, Uygur Kağanlığı&#039;nda yeni bir taht mücadelesini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Uygur ordusunun başındaki Büyük General İl Ögesi, Tibet&#039;e karşı yürütülen sefer nedeniyle batıda bulunuyordu. Onun yokluğundan yararlanan Buyruk Başı yardımcısı, darbeciyi ortadan kaldırarak ölen kağanın henüz on altı-on yedi yaşlarındaki küçük oğlunu &#039;&#039;&#039;Achuo Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla tahta çıkardı. Karabalgasun Yazıtı&#039;nda bu hükümdar &#039;&#039;&#039;Kutluk Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi batı seferinden döndüğünde yeni yönetim büyük bir endişe yaşadı. Tahta çıkarılan genç hükümdar ve devlet ileri gelenleri, yaşanan gelişmeleri generale ayrıntılı biçimde anlatarak bağlılıklarını bildirdiler. Kağan, yaşının küçüklüğünü ve istemeden tahta çıktığını dile getirirken İl Ögesi de ülke içindeki karışıklığın büyümemesi için mevcut yönetimi destekledi. Kendisine sunulan hediyeleri kabul etmeyerek bunları sefere katılan komutanlar arasında dağıttı. Böylece Uygur Kağanlığı&#039;nda yeniden istikrar sağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar daha sonra Çin&#039;e elçi göndererek önceki kağanın ölümünü resmen bildirdi. Tang İmparatoru yine üç gün yas ilan etti ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur heyetine taziyede bulunmasını emretti. Aynı dönemde Tibetlilerin Beşbalık bölgesini ele geçirmesi, Doğu Türkistan&#039;daki güç dengesini Uygurlar aleyhine değiştiren önemli bir gelişme oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Batı Bölgeleriyle Uygurlar Üzerinden Bağlantı Kurması ==&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılın ikinci yarısında Tibet&#039;in Doğu Türkistan&#039;da ilerlemesi, Tang Hanedanı&#039;nın batı eyaletleriyle doğrudan bağlantısını büyük ölçüde kesti. Kuça ve Beşbalık&#039;taki Çinli yöneticilerin gönderdikleri haberler uzun süre başkente ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
781 yılından itibaren Çin elçileri ancak Uygur topraklarından geçerek Chang&#039;an&#039;a ulaşabildi. Bunun sonucunda Uygur Kağanlığı, Çin ile Batı Türkistan arasındaki ulaşım ve haberleşme yollarını denetleyen başlıca güç hâline geldi. Tang yönetimi batıdaki valilikleriyle irtibat kurabilmek için Uygurların iznine ve desteğine ihtiyaç duyarken, Uygurlar da bu durumdan önemli siyasi ve ekonomik kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet ve Karluk Baskısı ==&lt;br /&gt;
Tibet İmparatorluğu, Karluklar ve bazı Türk topluluklarını kendi tarafına çekerek Beşbalık üzerine harekete geçti. Uygur ordusunun başındaki İl Ögesi bölgeyi savunmak amacıyla sefere çıktıysa da art arda yenilgiler aldı. Tibet kuvvetleri Beşbalık&#039;ı ele geçirirken, bölgedeki bazı yerleşimler de Tibet egemenliğini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Ögesi daha sonra elli bin kişilik yeni bir orduyla karşı saldırıya geçti. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı ve ordusunun önemli bir bölümü savaşta kaybedildi. Geri çekilen Uygur kuvvetleri merkez bölgelere dönerken Turfan&#039;daki Çinli komutan Yang Xigu da Uygur merkezine götürülerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;in Kuça ile doğrudan bağlantısı tamamen kesildi. Tibet&#039;in batıda güç kazanması hem Uygur Kağanlığı hem de Tang Hanedanı açısından ciddi bir tehdit oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutluk Bilge Kağan&#039;ın Çin Tarafından Tanınması ==&lt;br /&gt;
791 yılında Tang sarayı Kutluk Bilge Kağan&#039;ı resmen tanıdı. Devlet görevlisi Yu Chan, yeni hükümdara imparatorluk fermanını ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Uygurlar da Çin&#039;e elçiler göndererek Moyan Çor ve Bögü Kağan dönemlerinde katunluk yapan Küçük Ningguo Prenses&#039;in ölümünü bildirdiler. Bunun üzerine Tang İmparatoru üç günlük yas ilan etti. Böylece iki devlet arasındaki hanedan bağlarının sembolik önemi bir kez daha vurgulanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibet&#039;e Karşı Başarılar ==&lt;br /&gt;
791 yılında Uygurlar, Tibet ve Karluk kuvvetlerine karşı Beşbalık çevresinde yeniden harekete geçerek önemli başarılar kazandılar. Esir alınan Tibetli ve Karluk savaşçılar ile ele geçirilen ganimetlerin bir bölümü Çin sarayına gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Tibet başkomutanlarından Jiexin de esir edilerek Tang İmparatoru&#039;na teslim edildi. Bu gelişme, Uygur-Çin ittifakının Tibet&#039;e karşı yeniden güç kazandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yaglakar Ling ve Çin-Uygur Ticareti ==&lt;br /&gt;
792 yılında Çin sarayına gelen Yaglakar Ling dikkat çekici bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır. Aslen Çinli olmasına rağmen Uygur Kağanı tarafından evlat edinilmiş, Yaglakar soyadını almış ve Uygur devlet hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında büyük ilgi gören Yaglakar Ling&#039;e yüksek bir görev verildi. Getirdiği atlar karşılığında yetmiş bin top ipek alması, Uygurların Çin ile yürüttüğü at ticaretinin bu dönemde de büyük ekonomik önem taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
793 yılında da Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına giderek diplomatik ilişkileri ve ticari alışverişi sürdürdüler. Böylece Tibet tehdidinin devam ettiği yıllarda Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki ittifak korunmuş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan (795–805) ==&lt;br /&gt;
Kutluk Bilge Kağan’ın 795 yılında, yaklaşık yirmi bir veya yirmi iki yaşındayken ölmesi üzerine Uygur Kağanlığı’nda hanedan değişikliği yaşandı. Genç yaşta tahta çıkan önceki hükümdarın beş yıllık saltanatı boyunca yönetimde belirleyici bir güç hâline gelemediği anlaşılmaktadır. Ölüm nedeni ise kaynaklarda açıklanmamaktadır. Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Kutluk Bilge Kağan, cömert ve neşeli yaradılışa sahip bir hükümdar olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölen kağanın oğlunun bulunmaması üzerine devlet ileri gelenleri, Buyruk Başı Kutluk’u hükümdar seçtiler. Yeni kağan, Uygurların Yaglakar hanedanından değil, Töles toplulukları içindeki Ediz boyundandı. Küçük yaşta yetim kalmış ve başkomutan tarafından evlat edinilmişti. Kaynaklarda hızlı karar veren, savaşta yetenekli ve tecrübeli bir komutan olarak tanıtılmaktadır. Dun Baga Tarkan döneminde birçok kez orduya komuta etmiş, beyler ve askerî yöneticiler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı’nda kuruluşundan beri hüküm süren Yaglakar hanedanının yerini Ediz boyundan gelen yeni bir hükümdar ailesi aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nda yeni kağanın, henüz hükümdar olmadan önce devlet adamlarının en tecrübelilerinden biri olduğu belirtilmektedir. Askerî planlama yeteneği, halkı koruması ve devlet düzenini sağlamaya yönelik çalışmaları övülmektedir. Yazıta göre kağan, devletin iç ve dış meseleleri için kanunlar ve uzun vadeli planlar hazırlayan güçlü bir yönetici olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kırgız, Karluk ve Tibetlilerle Mücadele ===&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 795–805 yılları arasındaki faaliyetleri kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenememektedir. Bununla birlikte Çin ile iyi ilişkileri koruduğu, Tibetlilerle savaştığı ve kuzey ile batıdaki toplulukları denetim altında tutmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, kağanın Kırgızlara karşı büyük bir sefer düzenlediğini ve Kırgız hükümdarını mağlup ettiğini bildirmektedir. Savaş sonunda çok sayıda hayvan ve silah ele geçirildiği, Kırgız siyasî gücünün ağır bir yenilgiye uğratıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Karluklar ve Tibetliler de Uygur hâkimiyetine karşı harekete geçti. Beşbalık çevresinde meydana gelen mücadelelerde bazı bölgeler kuşatıldı veya el değiştirdi. Yazıta göre Uygur kağanı ordunun başına geçerek karşı saldırı düzenledi, düşman kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve ele geçirilen şehirleri geri aldı. Teslim olan topluluklar bağışlanırken direnişi sürdürenler cezalandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler, Uygur Kağanlığı’nın VIII. yüzyılın sonu ile IX. yüzyılın başında kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve güneybatıda Tibetlilerle aynı anda rekabet etmek zorunda kaldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan (805–808) ==&lt;br /&gt;
Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan’ın 805 yılında ölmesinden sonra yerine &#039;&#039;&#039;Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, Devlet Töreni İdaresi Başkan Yardımcısı Sun Gao’yu Uygur ülkesine göndererek önceki hükümdarın ölümü dolayısıyla taziyelerini bildirdi ve yeni kağanın hükümdarlığını resmen tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygur elçilik heyetleri Çin sarayına gitmeye devam etti. 806 yılından sonra gönderilen heyetlerde Maniheist din adamlarının da yer aldığı görülmektedir. Bu rahipler için düzenlenen yemeklerde Maniheist kurallara uygun biçimde yalnızca su ve sebze sunulmuş, kımız verilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, kağanın Maniheist din adamlarını devlet işlerine dâhil ettiğini belirtmektedir. Çin başkentine gelen Maniheistlerin Chang’an’daki Batı Pazarı’nda tüccarlarla ticari faaliyetlerde bulundukları da kaydedilmektedir. Bu durum, Maniheist çevrelerin Uygur sarayındaki dinî etkilerinin yanında diplomasi ve ticarette de rol üstlendiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuça Seferi ===&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminin başlıca askerî gelişmesi, Tibetlilerin Kuça’yı kuşatması üzerine düzenlenen seferdi. Karabalgasun Yazıtı’na göre kağan bir orduyla bölgeye ilerledi ve Tibet kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Uygurların Doğu Türkistan’daki nüfuzlarını korumaları ve Tibet ilerleyişini sınırlamaları bakımından önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
808 yılında Uygur elçileri Çin’e giderek Xian’an Prenses’in öldüğünü bildirdiler. Prenses, Uygur ülkesinde yirmi bir yıl yaşamış ve dört kağanın saltanatına tanıklık etmişti. Kısa süre sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (808–821) ==&lt;br /&gt;
Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan’ın 808 yılında ölmesinin ardından &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Tang İmparatoru Xianzong, Li Xiaocheng’i Uygur ülkesine göndererek yeni hükümdarı resmen tanıdı. Çin kaynaklarında kağanın unvanına ayrıca “Baoyi”, yani erdemi koruyan anlamındaki bir sıfat eklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Shatuolarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Yeni kağanın tahta çıkmasının ardından Uygur kuvvetleri Gansu’daki Liangzhou şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Tibetliler, sınır bölgelerinde kullandıkları Shatuo Türklerini başka bir bölgeye nakletmek istedi. Shatuoların bir bölümü Tibetlilere karşı ayaklanarak kuzeye kaçarken bir kısmı da Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı, bu dönemde bazı toplulukların çöl bölgelerindeki gruplarla birleşerek vergi vermeyi reddettiklerini bildirmektedir. Kağan ordusunun başına geçerek bu kuvvetlere karşı sefere çıktı ve onları Seyhun Irmağı’na kadar takip etti. Yazıtta çok sayıda esir, hayvan ve ganimet ele geçirildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilgiye uğrayan toplulukların daha sonra teslim olup bağışlanma talebinde bulunduğu, kağanın da bağlılıklarını kabul ederek onların yurtlarına dönmelerine izin verdiği kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’den Evlilik Antlaşması Talebi ==&lt;br /&gt;
810 yılında Uygur elçisi Inançu Çin sarayına gönderildi. Kağan, Tang hanedanından bir prensesle evlenmek ve bu yolla iki devlet arasındaki barışı güçlendirmek istedi. Ancak Çin yönetimi bu teklifi başlangıçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kağanın üç bin atlıyla Çin sınırındaki Piti Bulak’a gelmesi, Tang yönetiminde endişeye yol açtı. Çin kuvvetleri sınır şehirlerinde savunma tedbirleri aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Li Jiang, imparatora sunduğu raporda Uygurların askerî gücüne ve kuzey sınırlarının savunmasızlığına dikkat çekti. Uygurların Çin savunma sistemi, yolları ve sınır kaleleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtti. Ayrıca Uygurların Tibetlilerle anlaşması hâlinde Çin’in iki yönden tehdit altında kalabileceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Jiang’a göre evlilik antlaşmasının kabul edilmesi üç temel yarar sağlayacaktı: kuzey sınırında barış sağlanacak, Çin ordusu ve kaleleri yeniden düzenlenebilecek, Uygurların Çin’e bağlanmasıyla Tibet üzerindeki baskı artırılabilecekti. Bununla birlikte İmparator Xianzong bu öneriyi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Evlilik Girişimlerini Sürdürmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 813 yılında evlilik yoluyla barış kurulması yönündeki taleplerini yeniden ilettiler. Çin yönetimi kesin bir cevap vermemekle birlikte Uygur elçisi Inançu’yu ülkesine dönmeden önce ağırladı ve ona gümüş eşyalar ile ipek kumaşlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonunda Çin sarayında sekiz Uygur Maniheisti için de bir ziyafet düzenlendi. Çin yönetiminin Maniheist din adamları aracılığıyla Uygur sarayıyla temas kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı evlilik antlaşmasının maliyetini hesapladığında masrafların yaklaşık beş milyon guana ulaşacağı sonucuna vardı. Çin’in bu sırada iç isyanlarla mücadele etmesi ve mali güçlük yaşaması, Uygur teklifinin uzun süre ertelenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Uygurlar, Xian’an Prenses’in ölümünden sonra iki devlet arasındaki hanedan bağının yenilenmesini defalarca talep ettiler. Uygur elçileri ve Maniheist din adamları Çin sarayı nezdinde girişimlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
820 yılında Çin tahtında meydana gelen hükümdar değişikliğinin ardından Uygurlar taleplerini yeniden gündeme getirdi. Uygur elçisi Alp Tarkan’ın teklifi üzerine Tang İmparatoru, Uygurların geçmişte Çin’e yaptığı askerî yardımları ve Tibet tehdidini dikkate alarak bir prenses göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in bu kararı almasında, ülkedeki iç karışıklıkların yanı sıra Tibet baskısı da etkili oldu. Böylece Uygurların uzun süren diplomatik girişimleri sonuç verdi ve yeni bir evlilik antlaşmasının yolu açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan (821–824) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan’ın 821 yılında ölmesinin ardından yerine &#039;&#039;&#039;Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Tang İmparatoru, önceki hükümdarın ölümü üzerine üç gün süreyle yas tuttu ve yüksek dereceli devlet görevlilerinin Uygur elçilerine taziyelerini bildirmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, 821 yılının Mayıs veya Haziran ayında yayımlanan bir fermanla yeni hükümdarı resmen tanıdı. İmparatorluk görevlisi Pei Tong, hükümdarlık belgesini Uygur kağanına ulaştırmak, yas törenlerini yürütmek ve kurban merasimlerine katılmak üzere görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses ile Evlilik ===&lt;br /&gt;
Yeni kağan tahta çıktıktan kısa süre sonra, Çin ile daha önce kararlaştırılan evlilik antlaşmasının uygulanması için harekete geçti. Inançu, Külüg Tutuq ve bazı Maniheist din adamlarının da bulunduğu kalabalık bir heyet, Taihe Prenses’i karşılamak üzere Çin’e gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık iki bin kişiden oluşan elçilik heyetinin yanında atlar ve çok sayıda deve bulunuyordu. Tang yönetimi bu kadar büyük bir topluluğun başkente girmesine izin vermedi; heyetin yalnızca beş yüz kişilik bölümü Chang’an’a kabul edilirken diğerleri Taiyuan’da bekletildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, önceki Tang İmparatoru Xianzong’un kızıydı. İmparatorluk buyruğuyla Uygur kağanıyla evlendirilerek katun olması kararlaştırıldı. Prensese yeni bir unvan verildi ve onu Uygur ülkesine götürmek üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinden oluşan bir heyet hazırlandı. Tang İmparatoru, prensesi Chang’an’daki Tonghua Kapısı’ndan bizzat uğurladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu evlilik, Uygur Kağanlığı ile Tang Hanedanı arasındaki hanedan bağını yeniden kurarken Tibetlilerin tepkisini de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet ve Karluklara Karşı Seferler ===&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın Uygurlarla evlilik antlaşması yapması üzerine Tibet kuvvetleri Qingsai Kalesi’ne saldırdı. Kale tahrip edilmekle birlikte Tibetliler, Çin ordusunun karşı harekâtı sonucunda geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar, Taihe Prenses’in güvenli biçimde Uygur ülkesine ulaşmasını sağlamak amacıyla Beşbalık ve Kuça yönlerine onar bin kişilik süvari birlikleri gönderdiklerini Çin sarayına bildirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın ilk askerî faaliyetleri de Tibetliler ve Karluklar üzerine yöneldi. Karabalgasun Yazıtı’na göre Uygur kuvvetleri düşman birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve kaçanları Fergana’ya kadar takip etti. Karlukların bir bölümünün Uygur hâkimiyetini kabul etmesi üzerine bunların başına bir yabgu tayin edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
821, 822 ve 823 yıllarında Tibet, Çin ve Uygur güçleri arasında yapılan anlaşmalar sonucunda bölgedeki çatışmalar geçici olarak sona erdi. Bununla birlikte Tibet tehdidinin zayıflaması, Uygurların Çin karşısında kullandığı başlıca siyasî baskı araçlarından birini kaybetmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Uygur Yardımını Reddetmesi ===&lt;br /&gt;
822 yılında Tang sarayı, Uygurların getirdiği atların karşılığında iki ayrı ödeme yaptı. İlkinde elli bin, ikincisinde yetmiş bin top ipek verildi. Bu ödemeler, at ticaretinin iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde önemini koruduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Çin’deki iç isyanlara karşı harekete geçen Tang komutanı Pei Du’ya yardım etmek isteyen Uygurlar, ordularıyla Çin topraklarına yöneldi. Tang devlet adamları ise 762’deki ortak seferler sırasında Uygur kuvvetlerinin Çin başkentlerinde gerçekleştirdiği yağmaları hatırlatarak bu yardıma karşı çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator, Uygurların ilerleyişini durdurmak için bir görevli gönderdiyse de Uygur birlikleri kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Bunun üzerine Tang yönetimi, sefer masraflarının karşılığı olarak Uygurlara yetmiş bin top ipek verdi. Hediyeleri alan Uygur kuvvetleri ülkelerine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı daha sonra yeni bir belge yayımlayarak Uygur kağanını farklı bir şeref unvanıyla yeniden tanıdı. Kağan ile Taihe Prenses’e on iki araba dolusu hediye gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taihe Prenses’in Katunluk Töreni ===&lt;br /&gt;
Taihe Prenses, 822 yılının sonlarında Uygur elçileri eşliğinde kağanın merkezine ulaştı. Prensesin Uygur otağına girişi ve katun ilan edilmesi için özel bir tören düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tören sırasında kağan yüksek bir yapıya çıkarak doğuya dönük biçimde oturdu. Prenses için yapının önüne keçe bir çadır kuruldu. Uygur hanedanına mensup kadınlar, prensese Uygur tören kurallarını öğrettiler. Prenses önce Çin kıyafetlerini çıkararak Uygur elbiseleri giydi ve kağanın huzurunda eğilerek selam verdi. Ardından koyu kırmızı renkli, altın işlemeli başlık ve büyük bir ceketten oluşan katun kıyafetini giydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses daha sonra perdeli büyük bir tahta oturtuldu. Dokuz Oğuz ileri gelenleri tahtı omuzlayarak otağın çevresinde dokuz kez dolaştırdı. Törenin sonunda prenses kağanın yanına çıktı ve onunla birlikte doğuya dönük biçimde oturdu. Huzura kabul edilenler hem kağanı hem de yeni katunu selamladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyetinin dönüşünden önce Taihe Prenses’in otağında bir ziyafet verildi. Kaynakta prensesin gün boyunca ağladığı ve kağanın Çinli elçilere çeşitli hediyeler sunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan (824–832) ==&lt;br /&gt;
Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan’ın 824 yılında ölmesi üzerine kardeşi Hesa Tegin tahta çıktı. Yeni hükümdar &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, 825 yılında gönderdiği bir elçi aracılığıyla yeni hükümdarı resmen tanıdı ve ona on iki araba dolusu ipek hediye etti. 827 yılında ise Uygurların Çin’e getirdiği atların karşılığı olarak beş yüz bin top ipek ödenmesi emredildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Taihe Prenses ile yapılan evlilik sayesinde Uygur-Çin ilişkileri barışçı bir çizgide ilerledi. Uygurların ve Tang Hanedanı’nın Tibet ile anlaşmaya varması, bölgedeki askerî baskıyı azaltırken ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağladı. Kervanların iki ülke arasında düzenli biçimde hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Uygur Kağanlığı’nın iç siyasetinde kaynaklara ayrıntılı biçimde yansımayan sorunların devam ettiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan (832–839) ==&lt;br /&gt;
Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan, 832 yılında kendi devlet adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine yeğeni Hu Tegin, &#039;&#039;&#039;Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
833 yılında Uygur elçileri Çin sarayına giderek önceki kağanın öldüğünü ve Hu Tegin’in hükümdar olduğunu bildirdiler. Tang İmparatoru üç gün süreyle yas tuttu ve saray görevlilerine Uygur heyetine taziyelerini sunmalarını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk görevlisi Tang Hongshi, yas ve kurban törenlerini yürütmek ve yeni hükümdarın tanındığını bildiren belgeyi ulaştırmak üzere Uygur ülkesine gönderildi. Çin sarayı, yeni kağana ayrıca “itibarı aydınlatan” anlamına gelen bir şeref unvanı verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
835 yılında Uygur elçileri yeniden Çin sarayına geldi. Taihe Prenses adına, at üzerinde ok atabilen yedi kız çocuğu ile Shatuo Türklerinden iki erkek çocuk hediye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hesa Tegin Kağan (839–840) ==&lt;br /&gt;
IX. yüzyılın ilk yarısında Uygur Kağanlığı’nda meydana gelen darbeler, devlet yönetimindeki istikrarı giderek ortadan kaldırdı. 839 yılına doğru Buyruk Başı An Yunhe ile Tegin Chaicao, Hu Tegin Kağan’ı tahttan indirmeyi planladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hu Tegin, bu girişimi öğrenerek iki devlet adamını öldürttü. Ancak ordunun denetimini elinde bulunduran Buyruk Başı Jueluowu, öldürülen yöneticilerin intikamını almak amacıyla ayaklandı ve 839 yılında Hu Tegin Kağan’ı öldürdü. Onun yerine Hesa Tegin kağan ilan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyasî karışıklık döneminde ülke ağır doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Kıtlığı salgın hastalıklar ve düzensiz kar yağışları izledi. Çok sayıda koyun ve atın ölmesi, hayvancılığa dayalı ekonomiyi ciddi biçimde sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı, Uygur ülkesindeki hızlı hükümdar değişiklikleri hakkında başlangıçta yeterli bilgiye sahip değildi. 840 yılında Tang tahtına çıkan İmparator Wuzong, gönderdiği elçiler aracılığıyla Uygur Kağanlığı’ndaki karışıklığı öğrendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Yıkılması ==&lt;br /&gt;
Uygur komutanı Külüg Baga, Hesa Tegin Kağan ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından Kırgızlara sığındı. Uygur Kağanlığı’nın iç siyasî ve ekonomik bakımdan zayıfladığını gören Külüg Baga, Kırgızlarla birleşerek Uygur merkezine karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık yüz bin süvariden oluşan Kırgız ordusu Uygur başkentine saldırdı. Hesa Tegin Kağan öldürüldü; Buyruk Başı Jueluowu da ele geçirilerek öldürüldü. Kağan otağı ve başkentin büyük bölümü yakılıp yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu saldırının ardından merkezî yönetim tamamen çöktü ve Uygur toplulukları farklı yönlere dağıldı. Buyruk Başı Sazhi, Pang Tegin ve diğer bazı hanedan mensupları on beş boyla birlikte batıya, Karlukların bulunduğu bölgeye kaçtı. Uygurların bir bölümü Tibet topraklarına, başka bir bölümü ise Kuça çevresine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinden ayrılan on üç boy veya urug, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni hükümdar otağını güneye taşıyarak İç Moğolistan’daki Cuozi Dağı çevresine kurdu. Bununla birlikte bu oluşum, eski Uygur Kağanlığı’nın siyasî ve askerî gücünü yeniden kuramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızlar, Uygur merkezini ele geçirdikleri sırada Taihe Prenses’i de esir aldılar. Ardından prensesi Çin’e geri göndermek üzere bir heyet görevlendirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kırgızların Çinli komutan Li Ling’in soyundan geldiklerini ileri sürdükleri ve bu nedenle Tang Hanedanı’yla akrabalık bağı kurmaya çalıştıkları aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağılan Uygurların Toparlanma Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üge Kağan (841–846) ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasının ardından dağılan toplulukların bir bölümü, Wujie adıyla da bilinen &#039;&#039;&#039;Üge Tegin’i kağan seçti&#039;&#039;&#039;. Ötüken’in kaybedilmesi ve merkezî yönetimin ortadan kalkmasına rağmen bozkırda kalan Uygurlar siyasî varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Taihe Prenses’i Çin’e götürmekte olan Kırgız heyetiyle karşılaşınca elçilere saldırarak onları öldürttü. Prensesi kendi yanına almak istedi; ancak Taihe Prenses bunu kabul etmedi. Bunun üzerine prenses Uygurlar tarafından alıkonuldu. Üge Kağan ve beraberindeki topluluklar Gobi Çölü’nü aşarak güneye, Tiande sınırlarına ilerlediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan, Tang İmparatoru’na gönderdiği mektupta Taihe Prenses ile birlikte Tiande’de yerleşmek istediğini bildirdi. Ancak dağılmış Uygur toplulukları arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uygur Beyleri Arasındaki Mücadele ===&lt;br /&gt;
Buyruk Başı Chixin ve onunla birlikte hareket eden Pugu boyuna mensup devlet adamları, Üge Kağan’ın izlediği siyasete karşı çıkıyordu. Chixin, Uygurların Çin sınırlarına saldırmasını savunurken kağan başlangıçta Tang yönetimiyle uzlaşmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, Tiande’deki Çinli komutan Tian Mou ile temas kurmak üzere Wamosi’yi gönderdi. Ardından Chixin’in yakınındaki bir görevliyi kendi tarafına çekerek Buyruk Başı’nı ve iki Pugu beyini otağının yakınında öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tegin Najie Çor, Chixin’e bağlı yaklaşık yedi bin çadırlık topluluğu kendi yönetimi altında topladı. Bu grup doğuya ilerleyerek Zhenwu ve Datong çevresine yöneldi; Shiwei, Heisha ve Yulin bölgelerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu’nun gönderdiği Çin ordusu, Najie Çor’un kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Yedi bin çadırlık halk dağıtıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Najie Çor savaş alanından kurtulsa da daha sonra Üge Kağan tarafından yakalanarak öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç mücadelelerin ardından Üge Kağan, Tang yönetimiyle uzlaşma siyasetinden uzaklaşarak Çin sınırlarına saldırmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sınırlarına Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresinde yeniden toplanan Uygurların sayısı yaklaşık yüz bine ulaştı. Kağan otağını Datong’un kuzeyindeki Lümen Dağı çevresine kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
842 yılının sonbaharından itibaren Uygur kuvvetleri Xia, Tiande, Zhenwu, Yun ve Shuo bölgelerine akınlar düzenlediler. Sınır yerleşimleri yağmalandı, bölge halkının bir bölümü öldürüldü veya esir edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Uygur saldırılarının genişlemesi üzerine kuzey ordularını harekete geçirdi. Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygurlara karşı güney cephesinin; Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu ise doğu cephesinin idaresiyle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Boylarının Çin’e Sığınması ==&lt;br /&gt;
842 yılının sonu ile 843 yılının ilk aylarında Uygur hanedanına, devlet yönetimine ve orduya mensup çok sayıda kişi Tang topraklarına sığınmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tegin Pangjuzhe ve Adunning’e bağlı iki boy, Prenses Mijie’ye bağlı bir boy, Dış Buyruk Başı Zhuluogu’nun Ediz boyu ve Kağan Otağı Generali Caomoni’ye bağlı yedi boydan oluşan yaklaşık otuz bin kişi Youzhou’da Çin yönetimine teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir grup ise Wamosi, Alizhi, Xiwuchuai, Buyruk Başı Aiyewu ve Devlet Sekreteri Lüheng’in idaresinde Zhenwu ordusuna sığındı. Tang İmparatoru, teslim olan Uygur beylerini Çin yönetimine bağlamak amacıyla onlara unvanlar, makamlar ve Çin adları verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi’ye Çin hanedanının “Li” soyadı ile &#039;&#039;&#039;Sizhong&#039;&#039;&#039; adı verildi. Diğer yöneticiler de Çin unvanları ve soyluluk dereceleriyle ödüllendirildiler. Wamosi, Sağ İmparatorluk Nişanı Büyük Generali ve Huaihua İli Beyi yapıldı. Diğer Uygur beylerine de askerî görevler ve bölgesel unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tiande Ordusu’nun adı &#039;&#039;&#039;Guiyi&#039;&#039;&#039;, yani “doğruluğa dönen ordu” olarak değiştirildi. Wamosi’ye otağ sancağı, silah, resmî kıyafet ve çeşitli hediyeler sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wamosi, halkıyla birlikte Taiyuan çevresine yerleşerek Tang sınırlarını korumayı teklif etti. İmparator ise bu topluluğun Yunzhou ile Shuozhou arasına yerleştirilmesini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan diğer Uygur grupları farklı yönlere göç etti. Yebeihuxiongli iki boyla Tibetlilere, Kezhili iki boyla Shiweilara sığındı. Hewuchuai ise Kıtanlara saldırdığı sırada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
843 yılında Pugu boyundan Uygur Devlet Sekreteri Yi, Youzhou’ya ulaştı. Yapılan görüşmeler sonucunda Taihe Prenses Tang yönetimine teslim edildi. Üge Kağan ise Youzhou sınırına yakın bir bölgede kışlak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Üge Kağan’ın Gücünü Kaybetmesi ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın çevresindeki devlet adamları ve boylar birbiri ardınca Tang yönetimine sığındı. Kağanın en yakınındaki dört yöneticinin de taraf değiştirmesinden sonra Hedong Askerî Valisi Liu Mian, Uygur kışlağını kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, kuşatmadan kurtularak Çin sınırının yaklaşık iki yüz kilometre kuzeydoğusuna çekildi. Halkının büyük bölümü daha sonra Youzhou’ya giderek Tang yönetimine teslim oldu. Geriye kalanlar ise açlık ve ağır kış şartlarıyla karşılaştı. Önceleri yaklaşık yüz bin kişiden oluşan topluluğun sayısı üç binin altına düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üge Kağan, siyasî destek sağlamak amacıyla Shiwei beyinin kardeşiyle evlendi ve Shiweilara bağlandı. Bununla birlikte artık bağımsız bir askerî güç olmaktan büyük ölçüde çıkmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Enian Tegin Kağan (846–848) ==&lt;br /&gt;
Üge Kağan’ın siyaseti, hem Tang yönetimi hem de bazı Uygur ileri gelenleri tarafından kabul edilmiyordu. Buyruk Başı Yiyin Çor’un girişimiyle Üge Kağan Altay Dağları çevresinde öldürüldü. Yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Enian Tegin&#039;&#039;&#039; kağan seçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni hükümdar kısa sürede beş binden fazla kişiyi etrafında topladı. Enian Kağan ve beraberindekilerin temel ihtiyaçları, Kumoxi beyi Shuoshelang tarafından karşılanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bozkırda bir Uygur kağanının varlığını gelecekte yeniden ortaya çıkabilecek bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle 847 yılının ilkbaharında Çin ordusu Kumoxilere saldırarak onları mağlup etti. Böylece Uygurların destek ve ikmal kaynakları kesildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakların azalması üzerine Enian Kağan’ın çevresindeki topluluk giderek küçüldü. 848 yılının ilkbaharında kağan ailesi, soylular, devlet adamları ve halktan oluşan grubun toplam sayısı beş yüzün altına düşmüştü. Bu topluluk sonunda Shiweilara sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Uygurların yeniden güçlenmesini engellemek amacıyla Shiwei beyleriyle temas kurdu. Youzhou Askerî Valisi Zhang Zhongwu, Shiweilara hediyeler vererek başka Uygurların bu topluluğa katılmasını önlemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enian Kağan, Tang yönetiminin baskısını fark ederek eşi Gelu ve oğlu Tegin Dusi ile batıya kaçtı. Kağanın ayrılmasından sonra Shiweilar, geride kalan Uygurları kendi aralarında paylaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Kırgız Buyruk Başı Abo, yaklaşık yetmiş bin kişilik bir kuvveti güneybatıya gönderdi. Kırgız ordusu, Shiweiları ağır bir yenilgiye uğrattı ve onların arasına sığınmış Uygurları ele geçirerek çölün kuzeyine götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu olaylardan sonra bozkırda kalan Uygurların bir bölümü dağlara ve ormanlara sığındı. Başka gruplar ise batıya yönelerek Kuça’daki Uygur hükümdarı Panglei’ye katıldı. Panglei, kendisini kağan ilan etmiş ve çölün batısındaki bazı şehirlere hâkim olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bozkır Uygurlarının Siyasî Varlığının Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
848 yılına gelindiğinde Ötüken merkezli Uygur siyasî varlığını yeniden kurma girişimleri tamamen başarısız olmuştu. Kağanlık ailesi ve ona bağlı gruplar dağılmış; hayatta kalan Uygurlar Kırgız, Shiwei, Tibet, Karluk ve diğer bölgesel güçlerin topraklarına sığınmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gansu’ya yerleşen Uygurlar eski askerî ve siyasî güçlerini yeniden kazanamadılar. Bununla birlikte X. yüzyılda Çin sarayına elçiler göndererek at ve yeşim taşı gibi ürünlerle ticaret yapmayı sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağılan Uygur toplulukları daha sonraki dönemlerde Dunhuang, Turfan, Kuça ve Doğu Türkistan’ın batı bölgelerinde yeniden siyasî ve kültürel oluşumlar meydana getirdiler. Ancak bu topluluklar artık Ötüken merkezli Uygur Kağanlığı’nın bütün bozkır toplulukları üzerinde hâkimiyet iddiasında bulunan siyasî yapısını devam ettiremiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin en açık bilgiler, Uygur döneminde kaleme alınan kaynaklarda yer almaktadır. Bu metinlerde Uygurların atalarının Hunlar olduğu belirtilir. Bununla birlikte Hunların tarih sahnesinden çekilmesiyle Uygurların belirgin bir siyasî topluluk olarak ortaya çıkması arasında birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu dönemde Uygurların, farklı adlarla anılan geniş Türk boy birlikleri içinde geliştiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yüksek Arabalılar ve Töles Boyları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar, kendi adlarıyla ilk kez Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Gaoche&#039;&#039;&#039;, yani “Yüksek Arabalılar” olarak adlandırılan topluluklar arasında görülür. Bu adlandırmanın, söz konusu boyların yüksek tekerlekli arabalar kullanmalarıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asya Hun Devleti’nin dağılmasından sonra onun bünyesindeki boylar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Çin kaynakları, MS V. yüzyıldan itibaren İdil Irmağı çevresinden Çin sınırlarına kadar uzanan sahada yaşayan bu toplulukları önce Gaoche, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;Tiele&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Chele&#039;&#039;&#039; adıyla kaydetti. Bazı görüşlere göre Tiele adı, Türk adının Çincedeki bir karşılığıydı. Bununla birlikte kaynaklarda bu ad, tek bir boydan çok geniş bir topluluklar birliğini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Tiele olarak geçen boyların Türkçe adlarının Töles, Tölis veya Tegrek biçimlerinde karşılanabileceği düşünülmektedir. Göktürk Kağanlığı kurulurken bu toplulukların önemli bir bölümü yeni devlete bağlandı. Kaynaklara göre yaklaşık elli bin aile, Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu Bumın Kağan’ın hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra başka boyların da katılmasıyla Göktürklerin askerî ve siyasî gücü arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar da bu Töles toplulukları arasında yer alıyordu. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren askerî ve ekonomik kaynaklarını merkezî yönetime sunarak kağanlığın bünyesine katıldılar. Böylece daha önce birbirinden bağımsız yaşayan bozkır boyları, tek bir kağanın idaresi altında toplanmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Uygur Boyları ve Yaşadıkları Bölgeler ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Uygur adı ilk dönemlerde &#039;&#039;&#039;Yuanhe&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydedildi. Bunun yanında Wuhu, Wuhe ve VI. yüzyılın sonlarına doğru ağırlıklı olarak Weihe adları da kullanıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar; Sir Tarduş, Qibiyu, Dubo, Kurıkan, Duolange, Pugu, Bayırku, Tongra, Hun, Sijie, Huxue, Ediz ve Baixi gibi çeşitli Töles boylarıyla birlikte Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların yerleşim sahası büyük ölçüde bugünkü Moğolistan ve Güney Sibirya topraklarını kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boyları tek bir hükümdarın idaresinde birleşmiş değildi. Her boy kendi bölgesinde ve kendi yöneticilerinin denetiminde yaşıyordu. Uygurlar da diğer bozkır toplulukları gibi su ve otlaklara bağlı olarak hareket eden konargöçer bir hayat sürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda Uygurların dayanıklı, savaşçı ve hareketli bir topluluk oldukları belirtilmektedir. At binme ve ok kullanma konusundaki becerileri, bozkır hayatının temel unsurları arasındaydı. Gerektiğinde askerî seferlere katılıyor, insan ve hayvan gücüyle bağlı bulundukları siyasî yapıya katkıda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgiler, Uygurların tarih sahnesine başlangıçta bağımsız bir devlet olarak değil, Töles adı altında toplanan Türk boylarından biri olarak çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Türk Yazıtlarında Uygurların Kökeni ==&lt;br /&gt;
Uygurların geçmişine ilişkin bilgiler Türkçe yazıtlarda da bulunmaktadır. Tes Yazıtı’nda, dünyanın yaratılmasının ardından bir Uygur kağanının tahta oturduğu, onun devletinin üç yüz yıl devam ettiği ve sonraki bir dönemde Uygur kağanlarının yetmiş yıl boyunca Çin’e bağlı kaldığı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtta verilen üç yüz ve yetmiş yıllık sürelerin kesin tarihî olaylarla eşleştirilmesi güçtür. Bununla birlikte Uygurların VII. yüzyılın ilk yarısında güçlenmeleri ve Çin ile doğrudan ilişki kurmaları, anlatının belirli tarihî gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur yöneticisi Pusa, 629 yılında Çin sarayına bir elçi göndererek yöresel ürünler sundu. Bu olay, Uygurların Çin ile doğrudan diplomatik ilişki kurmalarının ilk önemli örneklerinden biriydi. Daha sonra Uygurlar, Göktürk Kağanlığı’na karşı Çin tarafında yer aldılar ve 648 yılında Tang yönetimine bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı’nda sözü edilen yetmiş yıllık Çin’e bağlılık döneminin 629 yılından başlatılması hâlinde bu sürenin sonu yaklaşık 699 yılına denk gelmektedir. Kutluk Kağan’ın 682 yılında İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurmasının ardından Uygurların hangi tarihte yeniden Göktürk hâkimiyetine girdikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Kapgan Kağan döneminde Töles boylarının Göktürklere bağlandığı dikkate alındığında, yazıttaki sürenin genel tarihî çerçeveyle yaklaşık olarak örtüştüğü ileri sürülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı hesaplama yöntemiyle 629 yılından üç yüz yıl geriye gidildiğinde IV. yüzyılın ilk yarısına ulaşılmaktadır. Bu dönem, Uygurların Gaoche toplulukları içinde görülmeye başladığı tarihlere yakındır. Bununla birlikte Tes Yazıtı’ndaki “dünyanın yaratılması” ve “kağanın tahta oturması” ifadeleri gerçek bir devletin kuruluş tarihinden çok, hükümdarlığı kutsal bir başlangıca bağlayan yazıt geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tes Yazıtı, Moyan Çor Kağan döneminde hazırlanmıştır. Yazıttaki anlatımın Orhun Yazıtları’nın hükümdarlık ve yaratılış üslubundan etkilenmiş olması mümkündür. Çünkü IV. yüzyılda Uygur veya Töles adıyla teşkilatlanmış bağımsız bir kağanlığın varlığını gösteren açık bir kayıt bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Uygur ve Dokuz Oğuz Birliği ===&lt;br /&gt;
Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan kendisini Uygurların ve yeryüzünün dört yönünün hükümdarı olarak tanıtır. Bunun yanında Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; adı, Uygur boylarının oluşturduğu bir siyasî birliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda On Uygur ve Dokuz Oğuzların yüz yıl boyunca yönetildiği belirtilir. Yazıtın Moyan Çor Kağan döneminde dikildiği dikkate alındığında, bu birlikteliğin VII. yüzyılın ortalarına kadar uzandığı düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz anlamında kullanılan &#039;&#039;&#039;Jiu Xing&#039;&#039;&#039; adı da aynı dönemlerde görülmeye başlamaktadır. 629 yılında Göktürk Kağanı İlig’in yenilmesi sırasında, kuzeye çekilmesi hâlinde Dokuz Oğuzlar arasına sığınabileceğinin belirtilmesi, bu toplulukların o tarihte siyasî ve askerî bir güç oluşturduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On Uygur ve Dokuz Oğuz adları, birbirinden farklı fakat yakın ilişki içindeki boy birliklerini ifade etmektedir. Bu oluşumlar, ilerleyen dönemde Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunda etkili olan toplumsal ve siyasî yapının temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İslam Kaynaklarında Uygurlar ==&lt;br /&gt;
Uygurların Töles boyları arasında ortaya çıktığına ilişkin anlayış, erken dönem İslam kaynaklarında da görülmektedir. Mervezî, Türklerin çok sayıda boy ve urugdan meydana gelen geniş bir topluluk olduğunu belirtir. Bu toplulukların bir bölümünün şehir ve köylerde, bir bölümünün ise bozkırlarda ve çöllerde yaşadığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mervezî’nin eserinde Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar, Uygurlar ve Üç Oğuzlar veya Üç Oklar, Türk toplulukları arasında sayılmaktadır. Bu kayıt, Uygurların geniş Türk boylar topluluğunun bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtların yanında çeşitli türeyiş efsaneleri de bulunmaktadır. Bu anlatıların en ayrıntılı örneklerinden biri, Cüveynî’nin 1260 yılında tamamladığı &#039;&#039;&#039;Tarih-i Cihan Güşa&#039;&#039;&#039; adlı Farsça eserinde yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cüveynî’nin aktardığı rivayete göre Uygurların ana yurdu, Karakurum Dağı’ndan doğan Orhun Irmağı çevresiydi. Karakurum’dan çıkan çok sayıdaki ırmağın her birinin kıyısında farklı boylar yaşıyordu. Orhun kıyısında yaşayan iki Uygur boyu zamanla çoğalmış, ardından kendilerine bir yönetici seçerek onun idaresi altında birleşmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin Buku Han’ın ortaya çıkışına kadar beş yüz yıl devam ettiği anlatılır. Halkın Buku Han’ı, İran destan geleneğinde Afrasiyab olarak tanınan hükümdarla özdeşleştirdiği belirtilir. Ordu Balık ve buradaki kağan otağı çevresinde bulunan yazılı taşlarla ilgili hatıralar da bu rivayetler arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işıktan Doğan Beş Çocuk ===&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Tula ve Selenge ırmakları Kamlancu adı verilen yerde birleşiyordu. İki ırmağın arasında birbirine yakın iki ağaç bulunuyordu. Bunlardan biri kışın yapraklarını dökmeyen fesuk, diğeri ise tur ağacıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra iki ağacın arasında bir yükselti meydana geldi ve gökten bu tepenin üzerine ışık inmeye başladı. Işığın şiddeti ve tepenin büyüklüğü zamanla arttı. Uygurlar buraya yaklaştıklarında içeriden güzel sesler geldiğini duydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra yükseltide bir kapı açıldı. İçeride çadır biçiminde düzenlenmiş beş ayrı bölüm ve her bölümde birer erkek çocuk bulunuyordu. Çocukların yanında sütle beslenmelerini sağlayan emzikler, yapıların üzerinde ise gümüş renkli bir örtü vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beyleri çocukları gördüklerinde onlara saygı gösterdiler. Çocuklar büyüyüp konuşmaya başladıklarında anne ve babalarını sordular. Kendilerine iki ağaç gösterildi. Bunun üzerine çocuklar ağaçların önünde, evlatların anne ve babalarına gösterdiği biçimde saygıyla eğildiler. Ağaçların da çocuklara hayır duasında bulunduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur boyları bundan sonra bu çocuklara hükümdar ailesinin üyeleri gibi davrandılar. Beş çocuktan birinin daha sonra Buku Han olduğu kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur boylarının farklı ırmaklar çevresinde dağınık hâlde yaşarken, Tanrı tarafından kut verildiğine inanılan olağanüstü bir hükümdarın çevresinde birleşmesi öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ağaçtan Türeme Motifi ===&lt;br /&gt;
Uygur türeyiş efsanesinin merkezinde yer alan ağaçtan doğma motifi, Türk toplulukları arasında görülen eski köken anlatılarından biridir. Uygur hükümdarlarının kutsal bir ışığın ulaştığı ağaçtan doğması, onların yönetme yetkisinin ilahî bir kaynağa dayandığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir anlatı, Yuan Hanedanı’nın resmî tarihi olan &#039;&#039;&#039;Yuan Shi&#039;&#039;&#039; içindeki Barçuk Art Tegin biyografisinde de yer almaktadır. Burada Uygurların atalarının Karakurum bölgesinde, Tula ve Selenge ırmakları arasında yaşadığı belirtilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre bir gece kutsal bir ışık iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine düştü. Ağaç hamile bir kadın gibi şişmeye başladı ve ışık uzun süre görünmeye devam etti. Dokuz ay on gün sonra ağaç yarıldı ve içinden beş çocuk doğdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağaçtan türeme motifi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda da görülür. Destanda Oğuz Kağan’ın eşlerinden biri, gölün ortasında bulunan bir ağacın kovuğunda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kurtla İlgili Türeyiş Efsanesi ==&lt;br /&gt;
Uygurların mensup olduğu kabul edilen Töles veya Gaoche topluluklarıyla ilgili başka bir köken efsanesi de kurt motifi üzerine kuruludur. Çin kaynağı &#039;&#039;&#039;Tong Dian&#039;&#039;&#039;’da, Yüksek Arabalıların Kızıl Di halkından geldiği ve Gaoche ile Dingling adlarıyla da anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplulukların dili, kaynakta Hunların diliyle temelde aynı kabul edilmekte, zamanla aralarında küçük farklılıkların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Gaoche boylarının Hunların akrabaları olduğu ve bu boylardan birinin Yuanhe, yani Uygurlar olduğu aktarılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efsaneye göre Hun hükümdarının çok güzel iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının sıradan insanlarla evlenmeye uygun olmadığını düşünerek onları Gök Tanrı’ya sunmak istedi. Bu amaçla ülkenin kuzeyindeki ıssız bir yerde yüksek bir kule yaptırdı ve kızlarını buraya yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süre sonra yaşlı bir erkek kurt kulenin çevresinde görünmeye başladı. Kurt gece gündüz kulenin dibinde uluyor ve buradan ayrılmıyordu. Küçük kız, kurdun Gök tarafından gönderildiğine inandı. Kuleden inerek kurtla evlendi ve bu birliktelikten doğan çocukların zamanla çoğalıp bir topluluk meydana getirdiği anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu efsane, Gaoche ve Uygur boylarının soyunu kurtla ilişkilendirmektedir. Göktürk türeyiş anlatılarından farklı olarak burada kurt erkek olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda da gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol gösteren kutsal bir varlık olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Köken Anlatılarının Genel Özellikleri ==&lt;br /&gt;
Uygurların kökenine ilişkin tarihî kayıtlar ve efsaneler birkaç ortak unsur etrafında şekillenmektedir. Tarihî kaynaklar, Uygurları Hunlarla ilişkilendirmekte ve onların Gaoche-Töles boyları arasından çıktığını göstermektedir. Uygurlar, başlangıçta bağımsız bir devlet değil, geniş Türk boy birliklerinden biri olarak tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türeyiş anlatılarında ise ağaç, kutsal ışık, kurt ve ilahî kut gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Bu motifler, hükümdar soyunun olağanüstü bir kaynağa dayandığını ve yönetme hakkının Tanrı tarafından verildiğini açıklamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte efsaneler doğrudan tarihî olayların kaydı olarak değil, Uygurların kendi kökenlerini, siyasî birliklerini ve hükümdarlık anlayışlarını açıklayan kültürel anlatılar olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı, Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez VIII. yüzyılın başlarında görülür. Adın geçtiği en erken örneklerden biri, Bilge Kağan’ın 716 yılında çeşitli Türk boylarına karşı düzenlediği seferlerle ilgili kayıtlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan’daki Uygur Kağanlığı yazıtlarında da bu ada farklı biçimlerde rastlanır. Tes, Tariat ve Şine Us yazıtlarında &#039;&#039;&#039;Uygur&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;On Uygur&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Uygur bodunu&#039;&#039;&#039; gibi ifadeler yer almaktadır. Hemçik Irmağı kıyısında bulunan İyme Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Uygur Han&#039;&#039;&#039; sözü geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı yalnızca taş yazıtlarda değil, kâğıda yazılmış metinlerde de kullanılmıştır. Turfan bölgesinde bulunan ve X. yüzyıla tarihlenen Maniheist bir metindeki &#039;&#039;&#039;“İduk On Uygur İlinde”&#039;&#039;&#039; ifadesi, adın daha sonraki dönemlerde de siyasî ve coğrafi bir anlam taşıdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur adı ilerleyen yüzyıllarda özellikle İslam kaynaklarında yaygınlaşmış ve çoğu zaman Oğuzlarla birlikte anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı Çin kaynaklarında çeşitli işaretlerle yazılmıştır. 788 ve 809 yıllarında Uygur kağanları, Çin sarayına elçiler göndererek adlarının Çince yazılışının &#039;&#039;&#039;Huihe&#039;&#039;&#039; biçiminden &#039;&#039;&#039;Huigu&#039;&#039;&#039; biçimine çevrilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Huigu yazılışına “şahin gibi çevik ve hareketli” anlamı verilmektedir. Ancak bu açıklama, Uygur kelimesinin Türkçedeki yapısından değil, kullanılan Çince işaretlerin sözlük anlamlarından hareketle yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu anlam, Uygur adının gerçek etimolojisini açıklayan kesin bir kanıt olarak kabul edilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur kelimesinin Türkçede doğrudan “şahin gibi çevik” anlamına geldiğini gösterecek başka bir belge bulunmadıkça, Çin kaynaklarındaki bu açıklamaya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Uygur ==&lt;br /&gt;
Kâşgarlı Mahmud’un &#039;&#039;&#039;Dîvânu Lugâti’t-Türk&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Uygur, beş şehirden oluşan bir ülkenin veya vilayetin adı olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserde Uygur adının kökeni, İskender’le ilişkilendirilen bir rivayet aracılığıyla açıklanır. Buna göre İskender, Uygur ülkesine yaklaştığında Türk hükümdarı ona dört bin savaşçı gönderir. Bu askerlerin miğferlerindeki kanatlar şahin kanadına benzemekte ve savaşçılar oklarını hem ileriye hem de geriye atabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre İskender, onların savaşçılıklarını görünce Farsça bir söz söylemiş ve ülke bu sözden hareketle adlandırılmıştır. Zamanla bu adın ses değişmesine uğrayarak Uygur biçimine dönüştüğü ileri sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlatıdaki Farsça ifade ile Uygur adı arasında düzenli bir dil bilgisi ve ses ilişkisi kurulamadığından, bu açıklama tarihî bir etimolojiden çok sonradan oluşturulmuş bir yakıştırma niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuz Anlatılarında Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Uygur adının anlamına ilişkin başka bir açıklama, &#039;&#039;&#039;Câmiü’t-Tevârîh&#039;&#039;&#039; içinde yer alan Oğuz anlatısında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Oğuz, babası ve amcalarıyla mücadele ederken bazı akrabaları onun yanında yer aldı. Oğuz da kendisine katılan ve yardım eden bu topluluğa Uygur adını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatıda Uygur adına şu anlamlar yüklenmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* yardım eden,&lt;br /&gt;
* destek veren,&lt;br /&gt;
* izinden giden,&lt;br /&gt;
* uyan veya itaat eden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Câmiü’t-Tevârîh’in farklı bölümlerinde adın anlamı hem “birlik olup yardım eden” hem de “izinden giden ve uyan” biçiminde açıklanmıştır. Bu yorumlarda Uygur adı, Oğuz’un çevresinde oluşan bir siyasî ittifakı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir açıklama &#039;&#039;&#039;Şecere-i Türk&#039;&#039;&#039;’te de yer alır. Burada Oğuz Han’a bağlılığını bildiren toplulukların onun eteğine sıkıca yapıştıkları ve bu nedenle Uygur adıyla anıldıkları anlatılır. Adın anlamı “yapışan” veya “uyan” şeklinde verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rivayetlerin ortak noktası, Uygur adını bir hükümdara katılma, onunla birleşme ve ona bağlılık gösterme düşüncesiyle açıklamalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tibetçe Metinlerde Uygur Adı ==&lt;br /&gt;
Bir Uygur kağanı tarafından kuzeydeki toplulukları incelemek amacıyla gönderilen beş kişilik bir heyetin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur adına rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1283 numaralı Tibetçe Pelliot yazmasında ad şu biçimlerde kaydedilmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-hor-če,&lt;br /&gt;
* Ho-yo-’or,&lt;br /&gt;
* ’U-yi-kor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılışlar, Uygur adının farklı dillerde o dilin ses ve yazı sistemine göre değişik biçimlerde aktarıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== On Uygur ve On Ogur Görüşü ==&lt;br /&gt;
J. R. Hamilton, Bizans kaynaklarında Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan On-Ogur toplulukları arasında anılan Uturgurlarla, Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar arasında gösterilen Huduoge grubunun bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşe göre Huduoge adı Uturkar biçimiyle ilişkilendirilebilir. Aynı yaklaşımla batıdaki On-Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında da ad ve teşkilat bakımından bir bağlantı kurulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu eşleştirmeler, farklı kaynaklardaki adların ses benzerliğine ve boy birliklerinin sayılarına dayanan bir görüştür. Bu nedenle kesinleşmiş bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Adının Etimolojisi ==&lt;br /&gt;
Uygur adının kökeni konusunda modern dil bilimi çalışmalarında farklı görüşler ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yaygın ve güçlü kabul gören açıklamalardan birine göre Uygur adı, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiştir. Bu fiile “birleşmek”, “birbirine uymak” veya “ittifak kurmak” anlamları verilmektedir. Fiile geniş zaman veya isim yapma işlevi taşıdığı düşünülen &#039;&#039;&#039;-gur&#039;&#039;&#039; ekinin eklenmesiyle Uygur adı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu açıklamaya göre kelimenin ilk anlamı şu biçimlerde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* birleşen,&lt;br /&gt;
* bağlaşan,&lt;br /&gt;
* ittifak kuran,&lt;br /&gt;
* müttefik,&lt;br /&gt;
* bağlı topluluk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu etimoloji, Câmiü’t-Tevârîh ve Şecere-i Türk’teki “birleşen”, “yardım eden” ve “uyan” biçimindeki geleneksel açıklamalarla da anlam bakımından benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık bazı araştırmacılar Uygur adının bir fiilden türemiş olamayacağını savunmuşlardır. Bu görüşe göre adın kökü, “çukur” veya “orman” anlamlarıyla ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;oy&#039;&#039;&#039; sözü olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak gönderilen kaynakta bu ikinci görüşü destekleyen ayrıntılı bir dil bilgisi açıklaması verilmemektedir. Bu nedenle Uygur adının kökeni konusunda kesin bir sonuca varılamamakla birlikte, adın &#039;&#039;&#039;uy-&#039;&#039;&#039;, yani “birleşmek ve bağlaşmak” fiiliyle ilişkilendirilmesi daha makul bir açıklama olarak öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adın Tarih İçindeki Kullanımı ==&lt;br /&gt;
Uygur adı tarih boyunca farklı anlam düzeylerinde kullanılmıştır. İlk dönemlerde Töles boyları içindeki belirli bir topluluğu ifade ederken, zamanla On Uygur birliğinin ve ardından Uygur Kağanlığı’nın siyasî adı hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra da ad ortadan kalkmamış; Turfan, Gansu ve Doğu Türkistan’daki Uygur topluluklarının kimliğini ifade etmeyi sürdürmüştür. İslam kaynaklarında ise Uygurlar, Türk dünyasının başlıca boy ve topluluklarından biri olarak kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısıyla Uygur adı, başlangıçta bir boy veya boy birliğinin adı iken zamanla siyasî, coğrafi ve etnik bir kimlik bildiren daha geniş bir kavrama dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Urukları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın kurulmasından sonra devletin siyasî ve toplumsal temelini Dokuz Oğuz birliği oluşturdu. Çin kaynaklarında bu birliğe mensup dokuz aile veya uruk şu adlarla kaydedilmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar, Huduoge, Duoluowu, Mogexiqi, Awudi, Gesa, Huwasu, Yaowuge ve Xiyewu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu uruklar arasında &#039;&#039;&#039;Yaglakar&#039;&#039;&#039;, Uygur kağanlarının mensup olduğu hanedan ailesiydi. Bunun yanında Uygurların öncülük ettiği Dokuz Oğuz birliği içinde Pugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Qibi ve Ediz gibi boylar da bulunuyordu. Basmıllar ile Karluklar ise yenilgiye uğratılmalarının ardından bu siyasî yapıya katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uruk, belirli bir aile veya soy topluluğunu; boy ise birden fazla uruk ve aileyi kapsayan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade ediyordu. Boyların Ötüken’deki merkezî otoriteye bağlanması, Uygur Kağanlığı’nın siyasî teşkilatını meydana getirdi. Dokuz Oğuz urukları da kağanlığın yönetiminde ve askerî yapısında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında kaydedilen uruk adlarının Türkçe karşılıklarını belirlemek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak bazı adların Türkçe biçimleri doğrudan yazıtlarda bulunurken bazıları yalnızca Çince yazılışların ses bakımından yeniden kurulmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1. Yaglakar ===&lt;br /&gt;
Yaglakar, Uygur Kağanlığı’nın hükümdar ailesiydi. Ad, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Yaoluoge&#039;&#039;&#039; ve daha geç bir kaynakta &#039;&#039;&#039;Yeluohe&#039;&#039;&#039;biçimlerinde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adına Türkçe yazıtlarda da rastlanmaktadır. Tariat Yazıtı’nda Yaglakar ailesine mensup bir askerî yöneticiden söz edilir. Suci Yazıtı’nda ise “Yaglakar Hanı” ve Yaglakar soyuna mensubiyeti bildiren ifadeler yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Uygur heyetinin hazırladığı raporun Tibetçe özetinde de Uygur kağanının ailesinin Yaglakar olduğu belirtilmiştir. Çin kaynaklarından Jiu Tang Shu’da ise Yaoluoge’nin kağan ailesi olduğu açıkça kaydedilir. Song Shu’da Ganzhou ve Shazhou Uygurlarının hükümdarlarından Yeluohe Mili’e’nin adı geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar adının Türkçe yazıtlarda doğrudan bulunması, Çin kaynaklarındaki farklı yazılışların bu adla eşleştirilmesini mümkün kılmıştır. Suci Yazıtı bulunmadan önce Çince işaretlerden hareketle Yarakar, Yarkar veya benzeri farklı okuyuşlar önerilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 2. Huduoge ===&lt;br /&gt;
Huduoge adı Türkçe yazıtlarda doğrudan görülmez. Bu nedenle adın Türkçe biçimi, Çin kaynaklarındaki işaretlerin ses değerlerinden hareketle yeniden kurulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar tarafından Ututkat, Ututkot, Uturkar ve &#039;&#039;&#039;Uturkar&#039;&#039;&#039; gibi çeşitli biçimler önerilmiştir. Hamilton, adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;ut-&#039;&#039;&#039;, yani “kazanmak” ve “yenmek” fiilinden türemiş olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre ad, “kazanan” veya “yenen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huduoge adının, Reşidüddin’in On Uygurlara bağladığı ırmak adlarından biriyle ilişkili olabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca VI. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde görülen Uturgur, Utrigur, Utigur veya Utiger topluluklarıyla aynı adın farklı biçimleri olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu görüşten hareketle batıdaki On Ogurlar ile doğudaki On Uygurlar arasında bağlantı kurulmuştur. Ancak bu eşleştirme ses benzerliği ve adların yeniden kurulmasına dayandığından kesin kabul edilmemelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 3. Duoluowu ===&lt;br /&gt;
Duoluowu adının Türkçe karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk araştırmacılar adı Kulmukar veya Hutlomat gibi farklı biçimlerde okumaya çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, adı &#039;&#039;&#039;Külabır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuş ve Türk yazıtlarında geçen Küräbir veya Kürävir adıyla ilişkilendirmiştir. Bu görüşe göre ad, “kaçmak” veya “tüymek” anlamındaki &#039;&#039;&#039;kürä-&#039;&#039;&#039; fiilinden türemiş olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte söz konusu eşleştirme, doğrudan bir Türkçe yazılışla değil, Çince ses değerlerinin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 4. Mogexiqi ===&lt;br /&gt;
Mogexiqi adının Türkçe karşılığı belirlenememiştir. Çin kaynaklarındaki işaretler Mak-kosik-kat veya Mak-kasit-git gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı &#039;&#039;&#039;Buğasıgır&#039;&#039;&#039; olarak yeniden kurmuştur. Bu yorumda adın ilk bölümünün Türkçedeki “boğa”, ikinci bölümünün ise “sığır” kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise adı önce farklı bir ses yapısıyla değerlendirmiş, daha sonra &#039;&#039;&#039;Bakasıkır&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurmuştur. Bu nedenle adın asıl Türkçe biçimi ve anlamı kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 5. Awudi ===&lt;br /&gt;
Awudi adı da farklı araştırmacılar tarafından çeşitli biçimlerde okunmuştur. Çince işaretlerden hareketle Amatçak, Abutik veya Amutik gibi şekiller önerilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müller, adı Amurtsak veya Aburçık biçimlerinde yeniden kurmuş ve kelimenin Abur ile -çık unsurlarından oluşabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton ise Avirçag veya Ävüçäk gibi biçimler önermiş, ancak adın anlamı konusunda kesin bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle Awudi uruk adının Türkçe karşılığı belirsizliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 6. Gesa ===&lt;br /&gt;
Gesa adı, araştırmacılar tarafından Karsar, Khazar, Kazar veya Kasar gibi biçimlerle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamilton, Çin kaynaklarının farklı dönemlerde kullandığı Gesa, Hesa ve Kesa yazılışlarından hareketle adın &#039;&#039;&#039;Kazar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hazar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Kasar&#039;&#039;&#039; biçimlerinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hesa biçiminin, Maniheist bir metinde Hasar Tegin olarak geçen Uygur hükümdarının adıyla aynı olabileceği düşünülmüştür. Gesa adının VI ve VII. yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinde On Ogurlarla birlikte anılan Hazar adıyla bağlantılı olduğu da öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adın Türkçedeki &#039;&#039;&#039;kaz-&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;kazı-&#039;&#039;&#039;, yani “kazmak” ve “eşmek” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaya göre ad, “yerinde duramayan” veya “atılgan” gibi anlamlarla da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gesa, Kasar ve Hazar biçimleri arasındaki bağlantı, farklı dönemlere ait ses karşılıklarının yorumlanmasına dayanan bir görüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 7. Huwasu ===&lt;br /&gt;
Huwasu adı, Çin kaynaklarındaki ses değerlerine göre Hukutsu, Hakutsu ve benzeri biçimlerde okunmuştur. Bazı araştırmacılar bu adın &#039;&#039;&#039;Huğuzu&#039;&#039;&#039; şeklinde yeniden kurulabileceğini ileri sürmüşlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte adı Türkçe bir kelime veya bilinen bir boy adıyla kesin biçimde eşleştirecek yeterli bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 8. Yaowuge ===&lt;br /&gt;
Yaowuge adı ilk araştırmacılar tarafından Yéukmatkot, Yakbutkat veya Yamukar gibi farklı biçimlerde okunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki çalışmalarda adın &#039;&#039;&#039;Yağmurkar&#039;&#039;&#039; biçiminde yeniden kurulabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca 925 yılına tarihlenen Hotence bir belgede, boy adları arasında yer alan Yabuttakara ile aynı ad olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eşleştirme de ses benzerliğine ve farklı dillerdeki yazılışların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 9. Xiyewu ===&lt;br /&gt;
Xiyewu adı ilk çalışmalarda Haisemat veya Heyabut gibi biçimlerde okunmuştur. Hamilton, adın IX ve X. yüzyıl Hotence belgelerinde görülen &#039;&#039;&#039;Ayavira&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ayabira&#039;&#039;&#039; adıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu adın, yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Aymur veya Eymür ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir. Ayamur, Ayabır ve Ayavır biçimlerinde de görülen adın, Türkçedeki &#039;&#039;&#039;aya-&#039;&#039;&#039;, yani “saygı göstermek”, “ululamak” ve “onurlandırmak” fiilinden türemiş olabileceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dokuz Oğuz Birliğinin Yapısı ==&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz, yalnızca dokuz bağımsız boydan oluşan basit bir topluluk değildi. Bu adlandırma, Uygur hanedan ailesiyle birlikte çeşitli uruk ve boyların bir merkez etrafında birleştiği siyasî ve askerî bir teşkilatı ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaglakar ailesi hükümdarlığı elinde tutarken diğer uruklar ve boylar devlet yönetimi, ordu ve bölgesel idare içinde görev alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın genişlemesiyle Basmıl ve Karluk gibi başlangıçta rakip olan topluluklar da bu yapının içine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Dokuz Oğuz birliği, sabit ve değişmez bir soy listesi olmaktan çok, Uygur Kağanlığı’nın gelişmesine paralel biçimde genişleyen siyasî bir birlik olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Coğrafyası ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fizikî Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı, bugünkü Moğolistan topraklarında kurulmuştur. Moğolistan; doğuda Kingan Dağları ve Mançurya’dan, batıda ise Altay Dağları aracılığıyla Cungarya ve Orta Asya’dan ayrılan yüksek bir platodur. Doğudan batıya yaklaşık 2.575, kuzeyden güneye yaklaşık 1.287 kilometre uzanan ülkenin yüzölçümü 1.560.000 kilometrekare civarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.463 metredir. En alçak noktası, Moğolistan, Sibirya ve Mançurya’nın birleştiği kuzeydoğu kesiminde 513 metre; en yüksek noktası ise Altay Dağları’nda 4.322 metredir. Arazi genel olarak batıdan doğuya doğru alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan, yüzey şekilleri bakımından üç bölüme ayrılabilir: yüksek bir plato görünümündeki Kuzey Moğolistan, Gobi kuşağının bulunduğu Orta Moğolistan ve yine yüksek sahalardan oluşan Güney Moğolistan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Moğolistan’ın batısında Altay ve Hangay sıradağları kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Doğuda bulunan Hentiy Dağları ise güneybatıdan kuzeydoğuya yönelir. Bölgede çam ve karaçam ormanlarıyla çok sayıda göl, dere ve ırmak bulunur. Akarsu kıyılarındaki zengin otlaklar, sürülerin beslenmesi için elverişli alanlar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye doğru gidildikçe ormanlar yoğunlaşır ve Güney Sibirya’nın orman kuşağı başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun ve Tula Havzaları ===&lt;br /&gt;
Orhun ve Tula ırmaklarının çevresi, eski dönemlerden itibaren Hun, Göktürk, Uygur ve Moğol devletlerinin merkez sahalarından biri olmuştur. Bu devletlerin hükümdarları otağlarını çoğunlukla söz konusu ırmakların yakınlarında kurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1639 yılında kurulan ve geçmişte Urga ile İh Küre adlarıyla anılan Ulan Batur da Tula Irmağı vadisinde yer almaktadır. Moğolistan’ın doğusundaki Onon, Kerülen ve Tula ırmaklarının çevresi ise Moğolların tarihî yerleşim bölgeleri arasında gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yayılma Sahaları ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın hâkimiyet ve yayılma alanları Türk yazıtları ile Çin kaynaklarından takip edilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tariat Yazıtı’nda Kağanlık Merkezi ===&lt;br /&gt;
Tariat Yazıtı’nda Moyan Çor Kağan, ülkesinin ve konargöçer olarak dolaştığı alanların başlıca akarsularını Selenge, Orhun, Tula, Sebin, Teledü, Karaga ve Burgu olarak sıralar. Yaylağının Ötüken’in kuzeybatısı ile Tes Irmağı’nın kaynakları arasında bulunduğunu; doğuda Hanuy ve Hünüy ırmaklarına, güneyde Altay Dağları’na, batıda ise Kögmen Dağları’na kadar uzandığını belirtir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, kağanlığın merkez sahasının Orhun, Selenge ve Ötüken çevresinde bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şine Us Yazıtı’nda Yaylak ===&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’nda kağanın tahtını Tes Irmağı’nın kaynakları ile Kasar’ın batısında kurdurduğu ve yaz mevsimini burada geçirdiği belirtilmektedir. Bu bölge, Moğolistan’ın kuzeybatısında, Tannu-Ola Dağları’nın güneyinde bulunan ve Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı çevresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orhun Ovası ve Başkent ===&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde, kağanlık merkezinin dağlar ve ırmaklar arasında kurulduğu anlatılır. Kutluğ Boyla’nın babası döneminde askerî kuvvetlerin kuzeye taşındığı ve başkentin Orhun Ovası’nda kurulduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Orhun Ovası’nın Uygur Kağanlığı’nın başlıca siyasî ve idarî merkezi olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yazıtlarda Geçen Sefer Alanları ==&lt;br /&gt;
Türkçe yazıtlarda Orhun-Selenge havzasındaki çok sayıda akarsu kolu ve yer adı zikredilmektedir. Burgu, Bükgük ve Yılun Kol bunlar arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazıtlarda geçen en uzak sefer sahaları güneyde Cungarya ve Gobi Çölü’ne, kuzeyde Yenisey ile İrtiş arasındaki bölgelere ve Kırgız ülkesine, batıda ise Hangay Dağları ile Altayların batısındaki Karluk ve Basmıl topraklarına kadar uzanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı’ndaki İçüy Irmağı ile Yogra Yarış adları Cungarya çevresiyle; Tariat Yazıtı’ndaki Kara Kum, Kügür, Kömür Dağı ve Yar Irmağı ise Gobi sahasıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey yönündeki seferlerle bağlantılı olarak Kem, Kargu ve İrtiş ırmaklarının adları geçmektedir. Batıda ise Çıgıltır Göl ve Taygan Gölü gibi yer adları zikredilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karabalgasun Yazıtı’nın Çince bölümünde Uygurların Sır Derya ve Fergana’ya kadar sefer düzenledikleri de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Kaynaklarına Göre İlk Yerleşim Alanları ==&lt;br /&gt;
Xin Tang Shu’ya göre Birinci Göktürk Kağanlığı’na bağlı Uygurlar, Gobi Çölü’nün kuzeyinde ve Sir Tarduşların kuzeyindeki Selenge Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Bu bölgenin Tang başkenti Chang’an’dan yaklaşık 3.500 kilometre uzakta olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Uygurların başında Erkin Tejian bulunuyordu. Onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Pusa, yaklaşık 630 yılında Sir Tarduşlarla birleşerek Göktürkleri Malie Dağı’nda mağlup etti ve kuzeydeki Hangay Dağları’na sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmenin ardından Uygurların Selenge ile Orhun arasındaki düzlüklere hâkim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra İlteber unvanını kullanmaya başlayan Uygur yöneticileri otağlarını Tula Irmağı kıyısına taşıdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar güçlendikten sonra Sir Tarduşları güneye, Alaşan Dağları ile Gansu çevresine sürdüler ve onların topraklarını ele geçirdiler. Böylece yayılma alanları Gansu sınırlarına kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Yönetimine Bağlanmaları ===&lt;br /&gt;
Uygurlar 646 yılında Alaşan Dağı’nı aşarak Sarı Irmak kıyılarına indiler ve Tang sarayına elçi gönderdiler. Sir Tarduşları mağlup etmelerinin ardından Uygur elçileri Çin sarayında kabul edildi. Böylece Uygurlar ve diğer Töles boyları Tang yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı, 647-648 yıllarında bozkırdaki bağlı toplulukları Yanran Valiliği adı altında kendi idarî sistemine dâhil etmeye çalıştı. Bu düzenlemede Uygurlar Hanhai, Duolangelar Yanran, Pugular Jinwei, Bayırkular Youling, Tongralar Guilin ve Sijieler Lushan adı verilen birimlerle ilişkilendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun, Huxue, Ediz, Qibiyu, Xijie, Baixi, Kırgız, Kurıkan ve başka topluluklara da farklı Çince idarî adlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu birimlerin bozkırda sınırları belirlenmiş gerçek idarî bölgeler olduğu söylenemez. Kaynakta bunların çoğunun büyük aile ve boy beylerine verilen Çin unvanları veya imtiyazları niteliğinde olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı’nın Hâkimiyet Alanı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı kurulduktan sonra ülkenin doğuda Shiwei topraklarına, batıda Altay Dağları’na ve güneyde Gobi Çölü’ne kadar uzandığı kaydedilmektedir. Kaynaklarda Uygurların Hunların eski topraklarının tamamını ele geçirdikleri de ifade edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın merkezî sahası Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasında bulunuyordu. Bununla birlikte Uygur askerî hareketleri Gansu, Doğu Türkistan, Cungarya, Yenisey, İrtiş, Sır Derya ve Fergana’ya kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Döneminde Uygurların Yer Değiştirmesi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar 646-648 yıllarında Gansu ve Doğu Türkistan yönünde seferler düzenlediler. Göktürk hanedanından Aşina Helu Beşbalık’ı yağmaladığında Porun, Tang kuvvetlerine yardım ederek şehrin geri alınmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Porun’dan sonra yönetimi devralan Bisu döneminde Uygurlar, kaynaklarda Yanran Valiliği olarak adlandırılan sahayı ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu sırada Gobi Çölü Çin ile bozkır arasında sınır kabul ediliyor ve çölün kuzeyindeki boyların çoğu Uygurlara bağlı bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı kurulduktan sonra Kapgan Kağan, Töleslerin eski topraklarını yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Qibi, Sijie ve Hun boyları Gobi’nin güneyine geçerek Ganzhou ile Liangzhou arasındaki Gansu bölgesine yerleştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Uygurlar, Kapgan Kağan’a karşı Çin tarafında yer aldılar. Daha sonra Bilge Kağan tarafından mağlup edilen Uygur İlteberi ile Tongra ve Xi boylarına mensup topluluklar doğuya kaçtı. Bilge Kağan Yazıtı’nda Uygur İlteberi’nin yaklaşık yüz askerle doğuya gittiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ötüken Merkezli Kağanlık ==&lt;br /&gt;
742 yılından sonra Uygur lideri kağan unvanını aldı. Uygurlar, Göktürklerin güneydeki topraklarına yerleşerek otağlarını Ötüken Dağı ile Orhun Irmağı arasına taşıdılar. Böylece Dokuz Oğuzların topraklarını da denetimleri altına aldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Uygur Kağanı, Shuofang komutanıyla birlikte hareket ederek Tongra ve diğer bazı boyları Sarı Irmak kıyılarında mağlup etti. Kağan, Çinli komutanla Huyan Vadisi’nde buluştu ve yenilen boyların topraklarını ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlığın Yıkılmasından Sonraki Dağılma ==&lt;br /&gt;
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine saldırması ve kağanın öldürülmesi üzerine Uygur toplulukları dağıldı. On beş boy Karluklara sığındı. Diğer gruplar Tibet topraklarına ve Kuça’ya yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlık merkezinde kalan on üç aile, Wujie Tegin’i kağan seçti. Yeni otağ, güneye taşınarak İç Moğolistan’daki Orta Urad Sancağı’nın kuzeyinde bulunan Cuozi Dağı çevresine kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygurların Tarihî Yayılma Alanları ==&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar Uygurların yerleşim ve hâkimiyet sahaları siyasî gelişmelere bağlı olarak değişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Göktürk Kağanlığı döneminde Baykal Gölü’nün güneyi ile Selenge Irmağı çevresinde yaşadılar. Göktürk hâkimiyetinden ayrıldıklarında Selenge ile Orhun arasına ve Tula Irmağı kıyılarına yayıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde Selenge çevresinin yanı sıra Gansu ve Shanxi bölgelerinde de Uygur toplulukları bulunuyordu. Uygur Kağanlığı döneminde siyasî merkez Orhun Irmağı ile Ötüken Dağı arasına taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanlığın yıkılmasından sonra Uygurlar Doğu Türkistan’a, Karluk topraklarına, İç Moğolistan’a ve Gansu’ya dağıldılar. Böylece eski bozkır merkezlerinden ayrılarak batı ve güney yönünde ilerlediler. Bu coğrafi değişim, Uygur tarihinin sonraki dönemlerde farklı bir gelişme çizgisine girmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplum ve Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Uygurlar, diğer Türk boyları gibi başlangıçta konargöçer bir toplumsal ve ekonomik düzene sahipti. Halk, sürülerini su ve ot kaynaklarının durumuna göre mevsimlik olarak farklı bölgelere götürüyordu. Çin kaynaklarına göre Göktürk Kağanlığı’nın kurulduğu dönemde Uygurlar yaklaşık elli bin asker çıkarabilecek güçteydi ve nüfusları yüz bin civarındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hayvancılık ===&lt;br /&gt;
Uygurların yaşadığı toprakların önemli bir bölümü kumlu, taşlı ve tuzlu arazilerden oluşuyordu. Bu şartlar nedeniyle ekonominin temelini hayvancılık meydana getiriyordu. En çok yetiştirilen hayvanlardan biri iri ayaklı koyundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koyun, Uygur hayatında çok yönlü bir işleve sahipti. Eti tüketiliyor, sütü içiliyor, derisinden giysi ve eşya hazırlanıyor, yününden ise keçe yapılıyordu. Et başlıca yiyecek, kımız ise temel içecekler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların iyi atlar yetiştirdiği ve özellikle Çin’le yapılan at ticaretinden gelir sağladığı bilinmektedir. At, yalnızca ekonomik bakımdan değil, ulaşım ve askerî hayat açısından da büyük önem taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sığır da bozkır ekonomisinin temel hayvanlarından biriydi. Uygurların erken dönemlerinde öküzlerin çektiği yüksek tekerlekli arabalar kullandıkları ve bu nedenle Çin kaynaklarında “Yüksek Arabalılar” adıyla anıldıkları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurlar deve de besliyorlardı. 821 yılında Çin sarayına giden Uygur heyetinin yanında develerin bulunması, bu hayvanın ulaşım ve ticarette kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Beslenme ve Maniheist Etkiler ===&lt;br /&gt;
Geleneksel Uygur beslenmesi et ve süt ürünlerine dayanıyordu. Kımız, yaygın içeceklerden biriydi. Buna karşılık Uygurlar arasına yerleşen Maniheist din adamları, kendi yaşayışlarını anlatırken et yemediklerini ve kımız içmediklerini özellikle belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Maniheist din adamlarının beslenme alışkanlıklarıyla geleneksel Uygur yaşayışı arasında belirgin bir fark bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çadır Hayatı ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nda yalnızca halk değil, bürokratlar, boy beyleri, üst düzey yöneticiler ve kağan da çadırlarda yaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, 821 yılında Karabalgasun’u ziyaret ettiğinde Uygur kağanına ait altın bir çadır gördüğünü belirtir. Bu çadırın yaklaşık yüz kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bilgi, çadırın Uygur toplumunda yalnızca barınma aracı olmadığını, aynı zamanda hükümdarlığın ve siyasî otoritenin de bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Üretim ve Ticaret Ürünleri ===&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı döneminde üretilen mallar ve yetiştirilen hayvanlar hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı kayıtlar dönemin üretim faaliyetleri hakkında fikir vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hui Yao’ya göre 821 yılında Çin sarayına gelen Uygur heyetinin sunduğu hediyeler arasında şunlar bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* deve yününden yapılmış kaba kumaş,&lt;br /&gt;
* samur kürkü,&lt;br /&gt;
* “ördek kafası” olarak adlandırılan ürün,&lt;br /&gt;
* yeşim taşından yapılmış bel kemerleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ürünler, Uygurların hayvansal ham maddeleri işlediklerini, kürk ticareti yaptıklarını ve süs eşyaları ürettiklerini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygurların daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan’da yaşadıkları sahalara ilişkin kayıtlar da ekonomik hayatın anlaşılmasına katkı sağlar. Hudûdü’l-Âlem’de Uygur bölgelerinden misk, çizgili tilki, gri sincap, samur, kakım, fenek ve başka kürklerin; ayrıca boynuz ve yak derilerinin geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarım ===&lt;br /&gt;
Bozkır iklimi ve coğrafi şartlar tarımın yaygınlaşmasını sınırlandırmış olmakla birlikte Uygurların tarımla da uğraştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr, Uygur ülkesinde yaklaşık yirmi gün boyunca birbirine yakın köyler ve ekili tarlalar arasından geçtiğini belirtir. Ayrıca Uygur başkentinin çevresinde geniş ölçüde tarım yapıldığını kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlatım, hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olmasına rağmen başkent ve yerleşim merkezlerinin çevresinde tarımsal üretimin de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köyler ve Şehirler ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda konargöçer hayat baskın olmakla birlikte köyler ve şehirler de bulunuyordu. Bunların en tanınmışları başkent Ordu Balık, diğer adıyla Karabalgasun ile Bay Balık’tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tamîm bin Bahr’ın anlatımına göre Ordu Balık’ın on iki büyük demir kapısı vardı. Şehir kalabalık bir nüfusa, pazarlara ve çeşitli ticarethanelere sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıtlar, Uygur Kağanlığı döneminde konargöçer hayatın yanında gelişmiş şehir merkezlerinin ve canlı bir ticaret ortamının da bulunduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Toplumsal Yapı ===&lt;br /&gt;
Uygur toplumu, genel özellikleri bakımından bir Türk bozkır toplumu görünümündeydi. Toplumda ataerkil aile düzeni ve çekirdek aile yapısı korunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uygur toplumunda keskin sınıf ayrımları bulunmuyordu. Ayrı bir köle sınıfından veya belirli bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde kalıcı üstünlüğünden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konargöçer ekonomik düzende kişilerin kendilerine ait malları ve yararlandıkları otlakları vardı. Bireylerin özgürlüğü ve mülkiyeti, töre çerçevesinde devletin koruması altında kabul ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yapı içinde ekonomik hayat hayvancılık, sınırlı tarım, şehir ticareti, kürk ve hayvan ürünleri üretimi ile Çin başta olmak üzere çevre bölgelerle yürütülen alışverişe dayanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı’nın devlet teşkilatı, Hunlardan itibaren gelişen klasik Türk bozkır devlet geleneğinin devamı niteliğindeydi. Devlet, çeşitli boyların bir araya gelmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonu yapısına sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilat, doğu (sol) ve batı (sağ) olmak üzere iki ana kanattan meydana geliyordu. Geleneksel Türk devlet anlayışında olduğu gibi doğu kanadı daha üstün kabul ediliyordu. Her iki kanadın üzerinde ise devletin en yüksek yöneticisi olan kağan bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın hâkimiyet hakkı, Tanrı tarafından verildiğine inanılan &#039;&#039;&#039;kut&#039;&#039;&#039; anlayışına dayanıyordu. Bu kut belirli bir hanedana aitti. Uygur Kağanlığı’nda hükümdar ailesini Yaglakar hanedanı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hükümdar ve Hanedan ==&lt;br /&gt;
Kağan, devletin en yüksek otoritesiydi. Devletin ve boyların yönetimi onun adına yürütülüyor, siyasî meşruiyeti ise kut anlayışıyla açıklanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağandan sonra gelen başlıca idarî unvanlar hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanmaktaydı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Yabgu&lt;br /&gt;
* İlteber&lt;br /&gt;
* Erkin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Uygurların başındaki hükümdar, başlangıçta &#039;&#039;&#039;Erkin&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyordu. Daha sonra &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039;, kağanlığın kurulmasından hemen önce ise &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanına yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedan Mensupları ==&lt;br /&gt;
Kağanın oğulları ve yeğenleri &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Şad&#039;&#039;&#039; unvanlarını alıyordu. Veliaht durumundaki hanedan mensupları genellikle Yabguluk veya Şadlık görevine getiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şadlar, Sol Şad ve Sağ Şad olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Türk devlet geleneğinde olduğu gibi Sol Şad, yani doğu kanadının yöneticisi daha yüksek bir konuma sahipti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şine Us Yazıtı&#039;nda Moyan Çor Kağan, iki oğluna Yabgu ve Şad unvanlarını verdiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu ve Şadlar, merkez dışında bulunan boyların idaresinden sorumluydu ve kağan adına taşra yönetimini yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Katun ==&lt;br /&gt;
Kağanın eşi &#039;&#039;&#039;Katun&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşırdı. Katun, yalnızca hükümdarın eşi değil, devlet protokolünün de önemli bir unsuruydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre devlet adamları kağanın huzuruna çıktıklarında yalnızca kağanı değil, katunu da eğilerek selamlıyorlardı. Bu durum, katunun devlet teşkilatı içindeki yüksek konumunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağanlıktan Önceki İdarî Yapılanma ==&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Uygurların kağanlık kurulmadan önce de teşkilatlı bir devlet yapısı oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
646 yılından sonra Çin&#039;e bağlı bulunan Tumidu gizlice kağanlığını ilan etmiş; altı Dış Buyruk Başı, üç İç Buyruk Başı ile birlikte tutuk, general ve yaverler tayin etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk yazıtlarında geçen &#039;&#039;&#039;Buyruk Başı&#039;&#039;&#039; unvanı, devlet teşkilatının en üst idarî görevlerinden biridir. Kaynakta bu makamın günümüzdeki başbakanlık görevine karşılık geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy beylerinin ise &#039;&#039;&#039;Tutuq&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Merkez Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
821 yılında Uygur ülkesini ziyaret eden Tamîm bin Bahr, Uygur Kağanlığı&#039;nda on yedi askerî valinin bulunduğunu kaydetmektedir. Bu valiliklerin, Dokuz Oğuz boyları ile bunlara bağlı urukların idarî düzenlenmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatında bakanlar bulunuyor ve bunlara &#039;&#039;&#039;Buyruk&#039;&#039;&#039; adı veriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlık ve askerî unvanlar Türk aristokrasısına ait olmakla birlikte bakanlık görevlerine zaman zaman yabancı kökenli kişiler de getirilebiliyordu. Özellikle Uygur başkentinde ekonomik bakımdan güç kazanan Soğd tüccarlarının bakanlık görevlerine yükseldikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katunların önemli bir kısmının ise Çin kökenli olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Hiyerarşisi ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir hediye listesi, Uygur devlet teşkilatındaki resmî sıralamayı göstermesi bakımından önemlidir. Kaynakta bu görevlilerin tamamının belirli miktarda hane gelirine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu gelirlerin, ikta benzeri bir tahsis sistemiyle sağlandığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayda göre devlet hiyerarşisi şu sırayla düzenlenmiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur_devlet_teskilati.svg|450x450pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Devlet Görevlileri ===&lt;br /&gt;
Merkez teşkilatının dışında çeşitli idarî ve askerî unvanlar da bulunuyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur devlet gorevlileri.svg|500x500pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ordu Teşkilatı ==&lt;br /&gt;
Uygur ordusunda belirli sayıda askerî birlikleri yöneten rütbeler bulunuyordu. Tariat Yazıtı&#039;nda şu askerî rütbeler yer almaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Uygur-kaganligi-ordu-teskilati.svg|400x400pik]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mani Dini Meselesi ==&lt;br /&gt;
Uygur Kağanlığı tarihinin en çok tartışılan konularından biri, Bögü Kağan&#039;ın Mani dinini kabul ettiği meselesidir. Kaynakların sınırlı olması ve farklı dönemlere ait belgelerin değişik biçimlerde yorumlanması nedeniyle konu hakkında kesin sonuçlara ulaşmak güçtür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kaynakların Durumu ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul ettiğini açık biçimde bildiren bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin değerlendirmelerin önemli bir bölümü, Uygur Kağanlığı döneminden daha sonraya ait Turfan Uygurları devrinde kaleme alınan Maniheist metinlere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu metinlerden birinde Bögü Kağan&#039;ın halkı teşkilatlandırdığı ve her on kişinin başına bir sorumlu tayin ederek onları iyi davranışlara yönlendirdiği anlatılmaktadır. Ancak Uygur Kağanlığı&#039;nın idarî yapısında böyle bir teşkilatlanmayı doğrulayacak tarihî veriler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bögü Kağan&#039;ın şahsî etkisi dışında Mani dininin devlet teşkilatı veya toplum yapısında köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterecek yeterli bilgi sunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Maniheizmin Yaygınlığı ===&lt;br /&gt;
Uygurların Çin sarayına sürekli Mani rahipleriyle birlikte gittikleri yönündeki görüş de kaynaklarla tam olarak doğrulanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kayıtlarına göre Uygurlar, Maniheist din adamlarıyla birlikte ilk defa 806 yılından sonra Çin sarayına gitmeye başlamışlardır. Bu durum, Mani dininin etkisinin özellikle Doğu Türkistan döneminde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında, Uygur Kağanlığı döneminde toplumun geniş kesimlerinin Mani dinini benimsediğini kesin biçimde gösteren tarihî belgeler bulunmamaktadır. Bu konuda başlıca delil olarak gösterilen metin, Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince yüzündeki yoğun dinî unsurlar taşıyan bölümdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Ay&amp;quot; Unvanı Tartışması ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;dan sonraki hükümdarların unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini eklemeleri de Mani diniyle ilişkilendirilen konular arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahaeddin Ögel&#039;e göre Mani dininde ay önemli bir semboldür. Bu nedenle Uygur kağanlarının Mani dinini kabul ettikten sonra meşruiyetlerini gökten değil, aydan aldıklarını göstermek amacıyla unvanlarının başına &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesini ekledikleri ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kaynakta bu görüşe ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Buna göre &amp;quot;Ay&amp;quot; ibaresi kağanların kendi kullandıkları resmî unvanlarda değil, Çin imparatoru tarafından gönderilen unvan belgelerinde görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca Maniheist özellikler taşıdığı kabul edilen Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince bölümünde yer alan kağan unvanlarında da &amp;quot;Ay&amp;quot; kelimesi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağın verdiği bilgilere göre Bögü Kağan&#039;dan 848 yılına kadar tahta çıkan on üç hükümdardan yalnızca dördünün Çin tarafından verilen unvanlarında &amp;quot;Ay&amp;quot; yer almaktadır. Buna karşılık yazıtlarda ve Çin kaynaklarında kağanların kendi kullandıkları unvanlarda bu ibareye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mani Dininin Benimsenmesi ===&lt;br /&gt;
Mani dinini benimseyenlerin başında özellikle Çin ile ticaret yapan Uygurlar gelmektedir. Bununla birlikte Uygur toplumunun tamamının veya büyük çoğunluğunun bu dine geçtiğini söylemek mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın Maniheizmi kabul etme sebepleri konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, bunun Çin&#039;e karşı siyasî bağımsızlığı koruma düşüncesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Çin yönetiminin Mani dinine olumsuz yaklaşması, bu yorumun dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre ise Bögü Kağan&#039;ın kararında, dönemin güçlü tüccar topluluğu olan Soğdların ekonomik etkisi belirleyici olmuştur. Nitekim Bögü Kağan&#039;ın Çin&#039;de Mani dinini desteklediği ve iki başkentte Mani tapınaklarının kurulmasına katkı sağladığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet ve Toplum Üzerindeki Etkisi ===&lt;br /&gt;
Bögü Kağan&#039;ın çabalarına rağmen Uygurlar eski dinî geleneklerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta Bögü&#039;nün en güçlü olduğu dönemde bile devlet adamlarının Mani dinini benimsemedikleri ifade edilmektedir. Bu durumun Maniheist metinlerde dahi yer aldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
805 yılından sonra Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan döneminde Maniheistlerin devlet işlerine karıştıkları açık biçimde kaydedilmiştir. Kaynak, bu gelişmenin Soğd tüccarlarının etkisiyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte bu tarihten sonraki dönemde Mani dininin devlet ve toplum üzerindeki gerçek etkisi tartışmalıdır. Meselenin dinî yönünden çok Soğdlarla bağlantılı siyasî ve ekonomik boyutu ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Eski İnançların Devamı ===&lt;br /&gt;
Kaynakta, Maniheizmin toplumun tamamına yayıldığı yönündeki görüşü destekleyecek yeterli delil bulunmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Mani dini devlet ve toplum hayatında hâkim konuma gelmiş olsaydı, devlet törenlerinde Mani rahiplerinin yer alması ve Mani ibadetlerinin uygulanması beklenirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 822 yılında Çin&#039;den gönderilen prensesin Uygur kağanının katunu olması dolayısıyla gerçekleştirilen töreni ayrıntılarıyla anlatan Çin kaynaklarında, eski Türk dinine ait uygulamalar yer almakta; buna karşılık Mani rahiplerinden veya Mani ayinlerinden söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer şekilde Bögü Kağan&#039;dan sonraki dönemde şamanların toplum üzerindeki etkisini sürdürdüğü ve geleceğe ilişkin kehanetlerine itibar edildiği belirtilmektedir. Oysa Mani dini şamanlığı kabul etmemektedir. Ayrıca geniş bir Mani cemaati bulunduğunu gösterecek tarihî izlere de rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir başka görüşe göre Bögü Kağan, Mani dininin bireysel eğitim ve disiplin anlayışından yararlanarak Uygur devletinin gücünü korumayı amaçlamış olabilir. Sonuç olarak, Bögü Kağan&#039;ın ve muhtemelen bazı devlet adamlarının Mani dinine ilgi göstermesinde, Çin ile yürütülen ticarette önemli bir rol oynayan Soğd tüccarlarının etkisinin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Buna karşılık mevcut tarihî veriler, Uygur toplumunun bütünüyle Maniheizmi benimsediğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanları ==&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&lt;br /&gt;
!Hükümdar&lt;br /&gt;
!Saltanat&lt;br /&gt;
!Kağanlık Unvanı&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|1&lt;br /&gt;
|Gül Peilo&lt;br /&gt;
|744–747&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kül Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|2&lt;br /&gt;
|Moyan Çor&lt;br /&gt;
|747–759&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|3&lt;br /&gt;
|Bögü Kağan&lt;br /&gt;
|759–779&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş El Etmiş Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|4&lt;br /&gt;
|Dun Baga Tarkan&lt;br /&gt;
|779–789&lt;br /&gt;
|Alp Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|5&lt;br /&gt;
|Panguan Tegin&lt;br /&gt;
|789–790&lt;br /&gt;
|Tengride Bolmuş Külüg Bilge Kağan (Duoluosi Kağan)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|6&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan (Achuo)&lt;br /&gt;
|790–795&lt;br /&gt;
|Kutluk Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|7&lt;br /&gt;
|Kutluk Kağan&lt;br /&gt;
|795–805&lt;br /&gt;
|Tengride Ülüg Bulmuş Alp Kutluk Uluğ Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|8&lt;br /&gt;
|Tengriye Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|805–808&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|9&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|808–821&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|10&lt;br /&gt;
|Tengride Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|821–824&lt;br /&gt;
|—&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|11&lt;br /&gt;
|Hesa Tegin&lt;br /&gt;
|824–832&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|12&lt;br /&gt;
|Hu Tegin&lt;br /&gt;
|832–839&lt;br /&gt;
|Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Külüg Bilge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|13&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin&lt;br /&gt;
|839–840&lt;br /&gt;
|Hesa (Kasar) Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|14&lt;br /&gt;
|Üge (Wujie) Kağan&lt;br /&gt;
|841–846&lt;br /&gt;
|Üge Kağan&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|15&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin&lt;br /&gt;
|846–848&lt;br /&gt;
|E&#039;nian Tegin Kağan&lt;br /&gt;
|}&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=462</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=462"/>
		<updated>2026-08-02T18:00:21Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Ch&amp;#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İstemi Yabgu ve Batı Siyaseti (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;[[yabgu]]&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ===&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti (582–630) ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Baga Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ===&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, artan Göktürk nüfusunu kontrol altında tutmak amacıyla yeni iskân tedbirleri aldı. Bu kapsamda Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi Ch’ang Sun-sheng, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının giderek artması Çin yönetiminde endişe yarattı. Bunun üzerine Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Shou eyaletinde Ta-li Kalesi’ni yaptırdı. Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar önce bu kaleye yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-i Prenses’in ölümü üzerine Çin, akrabalık bağını sürdürmek amacıyla I-ch’eng Prensesi’ni Ch’i-min Kağan’a eş olarak gönderdi. Bu görevi de Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi. Kağanın yanında kalmayı sürdüren Ch’ang Sun-sheng, Çin sarayına gönderdiği raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarının yetersiz kaldığını ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra İl (İlig) Kağan unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki hükümdarlar döneminden kalan askerî üstünlüğü koruyarak Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesine sığınan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar onu Sui Hanedanı’nı yeniden canlandırmaya teşvik etseler de, İl Kağan bu kişilere mesafeli davranarak kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Gök-Türk kuvvetleri Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi, ardından Çin Seddi’ni aşarak Yen-men’e kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı bölgelerde karşı koymayı başarsa da akınları durduramadı. Bu sırada Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklanırken, Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında T’ang İmparatoru Kao-tsu, ilişkileri yumuşatmak amacıyla İl Kağan’a hediyeler göndererek evlilik yoluyla ittifak kurmayı teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul edip bazı Çinli esirleri serbest bıraktıysa da askerî faaliyetlerini durdurmadı. Aynı yıl yaklaşık yüz elli bin kişilik Gök-Türk ordusu yeniden Yen-men bölgesine girerek Çin içlerine kadar ilerledi. Bunun üzerine T’ang yönetimi barış görüşmelerine razı oldu. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, savaşın iki taraf için de uzun vadede zarar doğuracağını ileri sürerek İl Kağan’ı ikna etmeye çalıştı. Yapılan görüşmeler sonunda Gök-Türk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında varılan anlaşmayla dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticaretin devam ettirilmesi kararlaştırıldı. Bu anlaşma, Gök-Türklerin askerî üstünlüklerini korudukları bir dönemde T’ang Hanedanı ile eşit siyasî statüde ilişki kurduklarını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında yapılan anlaşma uzun süre yürürlükte kalmadı. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. Bunun üzerine İl Kağan, 623 yılından itibaren Çin’e yönelik akınlarını yeniden başlattı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok bölgeye seferler düzenlerken, T’ang yönetimine muhalif Çinli gruplar da bu harekâtlara destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadelelerde Ma-i şehri stratejik bir üs hâline geldi. Gök-Türkler burayı askerî harekâtlarının merkezi olarak kullanırken, Çin kuvvetleri karşı saldırılarla bölgedeki hâkimiyetlerini yeniden tesis etmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları kuzey Çin’de etkisini sürdürdü. Saldırıların yoğunluğu karşısında T’ang yönetimi başkenti güneye taşımayı dahi değerlendirdi. Ancak daha sonra imparator olacak Li Shih-min, savunmanın güçlendirilmesiyle Gök-Türk tehdidinin bertaraf edilebileceğini savunarak bu öneriye karşı çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
625 yılında İl Kağan son büyük seferlerinden birini gerçekleştirdi. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Bununla birlikte bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenmeye başlamış, Çinli kumandanlar da Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili savunma yöntemleri geliştirmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu sırada Doğu Gök-Türk Devleti’nde uzun yıllardır devam eden savaşların, boylar arasındaki anlaşmazlıkların ve Çin’in diplomatik girişimlerinin etkisiyle iç sorunlar belirginleşmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl İl Kağan ile T’ang İmparatoru T’ai-tsung, Wei Irmağı yakınlarında bir araya geldi. Görüşmede Çin imparatoru, Gök-Türk ordularının Çin topraklarında fazla ilerlediğini ve daha önce yapılan anlaşmaların ihlal edildiğini ileri sürdü. Yapılan müzakereler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması imzalandı. Anlaşmayla dostane ilişkilerin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi, ticaretin devam ettirilmesi ve tarafların birbirlerine saldırmaması kararlaştırıldı. İl Kağan da anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü dönemlerinden biri olmasının yanında, devletin zayıflama sürecinin de başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede önemli kazanımlar sağlarken, uzun süren savaşlar, boylar arasındaki sorunlar ve T’ang Hanedanı’nın giderek etkili hâle gelen siyaseti devletin gücünü zamanla aşındırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ===&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ===&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ===&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=461</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=461"/>
		<updated>2026-08-02T17:58:28Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Işbara Kağan Dönemi (582-587) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İstemi Yabgu ve Batı Siyaseti (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;[[yabgu]]&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ===&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti (582–630) ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Baga Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ===&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, artan Göktürk nüfusunu kontrol altında tutmak amacıyla yeni iskân tedbirleri aldı. Bu kapsamda Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi Ch’ang Sun-sheng, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının giderek artması Çin yönetiminde endişe yarattı. Bunun üzerine Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Shou eyaletinde Ta-li Kalesi’ni yaptırdı. Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar önce bu kaleye yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-i Prenses’in ölümü üzerine Çin, akrabalık bağını sürdürmek amacıyla I-ch’eng Prensesi’ni Ch’i-min Kağan’a eş olarak gönderdi. Bu görevi de Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi. Kağanın yanında kalmayı sürdüren Ch’ang Sun-sheng, Çin sarayına gönderdiği raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarının yetersiz kaldığını ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra İl (İlig) Kağan unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki hükümdarlar döneminden kalan askerî üstünlüğü koruyarak Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesine sığınan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar onu Sui Hanedanı’nı yeniden canlandırmaya teşvik etseler de, İl Kağan bu kişilere mesafeli davranarak kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Gök-Türk kuvvetleri Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi, ardından Çin Seddi’ni aşarak Yen-men’e kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı bölgelerde karşı koymayı başarsa da akınları durduramadı. Bu sırada Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklanırken, Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında T’ang İmparatoru Kao-tsu, ilişkileri yumuşatmak amacıyla İl Kağan’a hediyeler göndererek evlilik yoluyla ittifak kurmayı teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul edip bazı Çinli esirleri serbest bıraktıysa da askerî faaliyetlerini durdurmadı. Aynı yıl yaklaşık yüz elli bin kişilik Gök-Türk ordusu yeniden Yen-men bölgesine girerek Çin içlerine kadar ilerledi. Bunun üzerine T’ang yönetimi barış görüşmelerine razı oldu. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, savaşın iki taraf için de uzun vadede zarar doğuracağını ileri sürerek İl Kağan’ı ikna etmeye çalıştı. Yapılan görüşmeler sonunda Gök-Türk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında varılan anlaşmayla dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticaretin devam ettirilmesi kararlaştırıldı. Bu anlaşma, Gök-Türklerin askerî üstünlüklerini korudukları bir dönemde T’ang Hanedanı ile eşit siyasî statüde ilişki kurduklarını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında yapılan anlaşma uzun süre yürürlükte kalmadı. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. Bunun üzerine İl Kağan, 623 yılından itibaren Çin’e yönelik akınlarını yeniden başlattı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok bölgeye seferler düzenlerken, T’ang yönetimine muhalif Çinli gruplar da bu harekâtlara destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadelelerde Ma-i şehri stratejik bir üs hâline geldi. Gök-Türkler burayı askerî harekâtlarının merkezi olarak kullanırken, Çin kuvvetleri karşı saldırılarla bölgedeki hâkimiyetlerini yeniden tesis etmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları kuzey Çin’de etkisini sürdürdü. Saldırıların yoğunluğu karşısında T’ang yönetimi başkenti güneye taşımayı dahi değerlendirdi. Ancak daha sonra imparator olacak Li Shih-min, savunmanın güçlendirilmesiyle Gök-Türk tehdidinin bertaraf edilebileceğini savunarak bu öneriye karşı çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
625 yılında İl Kağan son büyük seferlerinden birini gerçekleştirdi. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Bununla birlikte bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenmeye başlamış, Çinli kumandanlar da Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili savunma yöntemleri geliştirmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu sırada Doğu Gök-Türk Devleti’nde uzun yıllardır devam eden savaşların, boylar arasındaki anlaşmazlıkların ve Çin’in diplomatik girişimlerinin etkisiyle iç sorunlar belirginleşmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl İl Kağan ile T’ang İmparatoru T’ai-tsung, Wei Irmağı yakınlarında bir araya geldi. Görüşmede Çin imparatoru, Gök-Türk ordularının Çin topraklarında fazla ilerlediğini ve daha önce yapılan anlaşmaların ihlal edildiğini ileri sürdü. Yapılan müzakereler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması imzalandı. Anlaşmayla dostane ilişkilerin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi, ticaretin devam ettirilmesi ve tarafların birbirlerine saldırmaması kararlaştırıldı. İl Kağan da anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü dönemlerinden biri olmasının yanında, devletin zayıflama sürecinin de başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede önemli kazanımlar sağlarken, uzun süren savaşlar, boylar arasındaki sorunlar ve T’ang Hanedanı’nın giderek etkili hâle gelen siyaseti devletin gücünü zamanla aşındırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ===&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ===&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=460</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=460"/>
		<updated>2026-08-02T17:55:17Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Taspar Kağan Dönemi (572-581) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İstemi Yabgu ve Batı Siyaseti (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;[[yabgu]]&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ===&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Işbara Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Baga Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ===&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, artan Göktürk nüfusunu kontrol altında tutmak amacıyla yeni iskân tedbirleri aldı. Bu kapsamda Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi Ch’ang Sun-sheng, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının giderek artması Çin yönetiminde endişe yarattı. Bunun üzerine Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Shou eyaletinde Ta-li Kalesi’ni yaptırdı. Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar önce bu kaleye yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-i Prenses’in ölümü üzerine Çin, akrabalık bağını sürdürmek amacıyla I-ch’eng Prensesi’ni Ch’i-min Kağan’a eş olarak gönderdi. Bu görevi de Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi. Kağanın yanında kalmayı sürdüren Ch’ang Sun-sheng, Çin sarayına gönderdiği raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarının yetersiz kaldığını ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra İl (İlig) Kağan unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki hükümdarlar döneminden kalan askerî üstünlüğü koruyarak Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesine sığınan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar onu Sui Hanedanı’nı yeniden canlandırmaya teşvik etseler de, İl Kağan bu kişilere mesafeli davranarak kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Gök-Türk kuvvetleri Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi, ardından Çin Seddi’ni aşarak Yen-men’e kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı bölgelerde karşı koymayı başarsa da akınları durduramadı. Bu sırada Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklanırken, Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında T’ang İmparatoru Kao-tsu, ilişkileri yumuşatmak amacıyla İl Kağan’a hediyeler göndererek evlilik yoluyla ittifak kurmayı teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul edip bazı Çinli esirleri serbest bıraktıysa da askerî faaliyetlerini durdurmadı. Aynı yıl yaklaşık yüz elli bin kişilik Gök-Türk ordusu yeniden Yen-men bölgesine girerek Çin içlerine kadar ilerledi. Bunun üzerine T’ang yönetimi barış görüşmelerine razı oldu. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, savaşın iki taraf için de uzun vadede zarar doğuracağını ileri sürerek İl Kağan’ı ikna etmeye çalıştı. Yapılan görüşmeler sonunda Gök-Türk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında varılan anlaşmayla dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticaretin devam ettirilmesi kararlaştırıldı. Bu anlaşma, Gök-Türklerin askerî üstünlüklerini korudukları bir dönemde T’ang Hanedanı ile eşit siyasî statüde ilişki kurduklarını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında yapılan anlaşma uzun süre yürürlükte kalmadı. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. Bunun üzerine İl Kağan, 623 yılından itibaren Çin’e yönelik akınlarını yeniden başlattı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok bölgeye seferler düzenlerken, T’ang yönetimine muhalif Çinli gruplar da bu harekâtlara destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadelelerde Ma-i şehri stratejik bir üs hâline geldi. Gök-Türkler burayı askerî harekâtlarının merkezi olarak kullanırken, Çin kuvvetleri karşı saldırılarla bölgedeki hâkimiyetlerini yeniden tesis etmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları kuzey Çin’de etkisini sürdürdü. Saldırıların yoğunluğu karşısında T’ang yönetimi başkenti güneye taşımayı dahi değerlendirdi. Ancak daha sonra imparator olacak Li Shih-min, savunmanın güçlendirilmesiyle Gök-Türk tehdidinin bertaraf edilebileceğini savunarak bu öneriye karşı çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
625 yılında İl Kağan son büyük seferlerinden birini gerçekleştirdi. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Bununla birlikte bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenmeye başlamış, Çinli kumandanlar da Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili savunma yöntemleri geliştirmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu sırada Doğu Gök-Türk Devleti’nde uzun yıllardır devam eden savaşların, boylar arasındaki anlaşmazlıkların ve Çin’in diplomatik girişimlerinin etkisiyle iç sorunlar belirginleşmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl İl Kağan ile T’ang İmparatoru T’ai-tsung, Wei Irmağı yakınlarında bir araya geldi. Görüşmede Çin imparatoru, Gök-Türk ordularının Çin topraklarında fazla ilerlediğini ve daha önce yapılan anlaşmaların ihlal edildiğini ileri sürdü. Yapılan müzakereler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması imzalandı. Anlaşmayla dostane ilişkilerin sürdürülmesi, esirlerin karşılıklı iadesi, ticaretin devam ettirilmesi ve tarafların birbirlerine saldırmaması kararlaştırıldı. İl Kağan da anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü dönemlerinden biri olmasının yanında, devletin zayıflama sürecinin de başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede önemli kazanımlar sağlarken, uzun süren savaşlar, boylar arasındaki sorunlar ve T’ang Hanedanı’nın giderek etkili hâle gelen siyaseti devletin gücünü zamanla aşındırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ===&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ===&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=459</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=459"/>
		<updated>2026-08-02T17:35:12Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;[[yabgu]]&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=458</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=458"/>
		<updated>2026-08-02T17:32:31Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Çin&amp;#039;in Baskı Altına Alınması */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın 630 yılında yıkılmasının ardından Türk boyları yaklaşık elli yıl Tang Hanedanı&#039;nın hâkimiyeti altında yaşadı. Çin yönetimi, Göktürkleri askerî valiliklere ayırarak boy reislerini kendi idaresine bağladı ve ortak hareket etmelerini önlemeye çalıştı. Buna rağmen bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılında A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih önderliğinde başladı. Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edildi. Kısa sürede genişleyen isyan, Çin ordusuna ağır kayıplar verdirdiyse de P&#039;ei Hsing-chien kumandasındaki kuvvetler tarafından bastırıldı. Ni-shu-fu öldürüldü, isyancılar dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından A-shih-te Wen-fu, bu defa A-shih-na Fu-nien&#039;i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Başlangıçta bazı başarılar elde edilmesine rağmen Çin&#039;in uyguladığı siyasî tedbirler, iç anlaşmazlıklar ve kıtlık nedeniyle bu girişim de başarısız oldu. Teslim olmaları hâlinde bağışlanacakları vaat edilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch&#039;ang-an&#039;da idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
Fu-nien&#039;in 681 yılındaki yenilgisinden sonra Çin kuvvetlerinden kurtulabilen Göktürk toplulukları Çogay-kuzı bölgesine çekildi. Göktürk hanedanına mensup Kutlug da burada etrafında kuvvet toplamaya başladı. Dokuz Oğuzlara düzenlediği akınlarla askerî gücünü artıran Kutlug, uygun şartlar oluşunca 682 yılında bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, hükümdarlığında &#039;&#039;&#039;İlteriş Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullandı. Devlet teşkilatını yeniden düzenleyerek kardeşi Mo-ch&#039;o&#039;yu (Kapgan) şad, Tuo-hsi-fu&#039;yu ise yabgu tayin etti. Böylece yaklaşık yarım asır süren Tang hâkimiyeti sona ermiş ve Göktürk Devleti yeniden tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ===&lt;br /&gt;
Ch&#039;an-yü askerî valiliğinde Tang yönetimi adına görev yapan A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklandı. Kutlug&#039;un Çin topraklarına akınlar düzenlemeye başlaması üzerine affedilerek eski görevine iade edildi. Serbest kaldıktan sonra önce kendi boyuna dönen Yüan-chen, daha sonra Kutlug&#039;un yanına katıldı. Çin kaynaklarında A-shih-te Yüan-chen&#039;in, Orhun Yazıtları&#039;nda adı geçen Tonyukuk ile aynı kişi olduğu kabul edilmektedir. Zekâsı, askerî tecrübesi ve devlet idaresindeki kabiliyeti sebebiyle Kutlug tarafından &#039;&#039;&#039;Apa Tarkan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilen Tonyukuk, ordunun teşkilatlanması ve askerî işlerin yürütülmesinde başlıca danışmanı oldu. Böylece 679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık hareketlerinde de önemli rol oynayan A-shih-te ailesi, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşunda bir kez daha belirleyici bir konuma yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Oğuzlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti yeniden teşkilatlanırken Oğuz ülkesinden gelen bir kişi, Tonyukuk&#039;a Dokuz Oğuzların bir kağan seçtiğini, Çin&#039;e General Ku&#039;yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim&#039;i elçi olarak gönderdiklerini bildirdi. Dokuz Oğuz kağanı, Kutlug&#039;un cesareti ve Tonyukuk&#039;un devlet idaresindeki yeteneği sayesinde Göktürklerin kısa sürede güç kazandığını, bu nedenle Çin, Kıtan ve Oğuzların birlikte harekete geçmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Hazırlanan plana göre Kıtanlar doğudan, Çin orduları güneyden, Oğuzlar ise kuzeyden saldırarak Göktürkleri ortadan kaldıracaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Tonyukuk, düşman ittifakı kurulmadan önce harekete geçmenin zorunlu olduğunu belirtti. Kutlug&#039;un görevlendirmesiyle ordunun başına geçen Tonyukuk, Kök Öng Irmağı&#039;nı aşarak Ötüken yönünde ilerledi. Dokuz Oğuz kuvvetleri İnekler Gölü ile Tola Irmağı arasında Göktürk ordusunu karşıladı. Yaklaşık altı bin kişilik Oğuz ordusuna karşı iki bin kişilik Göktürk kuvveti kesin bir zafer kazandı. Savaşın ardından Dokuz Oğuzlara bağlı diğer topluluklar da Kutlug Kağan&#039;ın hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’e Düzenlenen Akınlar ===&lt;br /&gt;
Kutlug ile Tonyukuk, aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch&#039;an-yü askerî valiliğine bağlı bölgelere akınlar düzenledi. Bu sırada Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü. Ardından Ting eyaletine yönelen Göktürk kuvvetleri şehri yağmaladı. Bölgenin savunmasıyla görevlendirilen askerî vali Yüan-kui, Kutlug&#039;un ordusuyla savaşmayı göze alamadı. Şehrin kapılarını açtırıp surlara sancak astırmasına rağmen Göktürkler bunun bir tuzak olduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu olaydan sonra Çin adına çalışan Li Chia-yün ve taraftarları Yüan-kui tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınları daha sonra Kui eyaleti ile Ch&#039;an-yü askerî valiliği üzerine yoğunlaştı. Ch&#039;an-yü kuşatılarak askerî vali Chang Hsing-shih öldürüldü; ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan sefer sırasında ise askerî vali Ts&#039;ui Chih-pien, Chiao-na Dağı&#039;nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk&#039;un kumandasındaki Göktürk kuvvetlerini durdurmak amacıyla Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui&#039;yi görevlendirdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı Hsie Jen-kui&#039;nin gerçekten ordunun başında bulunduğuna inanmayarak bunun bir Çin hilesi olduğunu düşündü. Ancak Hsie Jen-kui miğferini çıkarıp kendisini gösterince Çin ordusu ani bir saldırı başlattı. Göktürkler ağır bir yenilgiye uğradı; savaşta on bin kişi öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü, otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Bu zaferin ardından Çin ordusunun Göktürklere karşı kayda değer başka bir askerî başarısı görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &#039;&#039;&#039;Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar&#039;&#039;&#039; ===&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının Tang İmparatorluğu&#039;nun kuzey sınırlarında yoğunlaşması ve birçok Çinli kumandanın öldürülmesi veya esir alınması sarayda endişeye yol açtı. Yapılan görüşmelerde Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması önerildi. Ancak devlet adamı Tang Hsiu-ching, bölgenin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin sakıncalı sonuçlar doğuracağını savununca bu düşünceden vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch&#039;eng Wu-t&#039;ing&#039;i Ch&#039;an-yü Genel Askerî Valiliği&#039;ni yeniden denetim altına almakla görevlendirerek kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını hızlandırdı. Buna rağmen Kutlug&#039;un kuvvetleri 684&#039;te Shuo, 685&#039;in başlarında ise Tai eyaletlerine akınlar düzenleyerek Çin&#039;in iç kesimlerine kadar ilerledi. Göktürkleri durdurmakla görevlendirilen General Shun-yü Ch&#039;u-p&#039;ing, Hsin eyaletinde ağır bir yenilgiye uğradı ve savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yıl Yen-jan başkumandanlığına getirilen Wei Shih-chia da herhangi bir başarı elde edemeden bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınları 686 yılında da sürdü. Bunun üzerine İmparatoriçe Wu, Büyük General Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih&#039;yı bölgeye gönderdi. Liang-chih&#039;de yapılan ilk çarpışmada Göktürkler geri çekildi; ancak gece yeniden ortaya çıkınca Çin kuvvetleri sayıca üstün düşmanla açık savaşa girmekten kaçındı. Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih karargâhta büyük ateşler yaktırarak takviye kuvvetlerinin geldiği izlenimini oluşturdu. Bu hileye kanan Göktürkler geri çekilince Çin ordusu çatışmaya girmeden tehlikeyi bertaraf etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Karşı Tedbirleri ===&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch&#039;ang-p&#039;ing bölgesine akın düzenledi ve burada Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih kumandasındaki Çin ordusuyla karşılaştı. Kısa süre sonra Kutlug ile Tonyukuk&#039;un Shuo eyaletine yaptıkları yeni akın sırasında Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih, Li To-cha ve Wang Chiu-yen&#039;in de katıldığı Çin kuvvetleri, Shuo çevresindeki savaşta Göktürkleri geri çekilmek zorunda bıraktı. Ancak Çin ordusu bu başarıdan yararlanamadı. Kuzeye düzenlenen takip harekâtında öncü birliklerin kumandanı Ts&#039;uan Pao-pi, destek kuvvetlerini beklemeden saldırıya geçince Göktürklerin baskınına uğradı ve ordusu imha edildi. Kendisi güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından İmparatoriçe Wu, Ts&#039;uan Pao-pi&#039;yi cezalandırıp Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih&#039;ı görevden aldı. Ayrıca Kutlug&#039;a duyduğu tepki sebebiyle Çin kaynaklarında onun adının &#039;&#039;&#039;&amp;quot;kısa ömürlü Kutlug&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Pu-tsu-lu&#039;&#039;&#039; şeklinde yazılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug&#039;un faaliyetlerine dair 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689&#039;da ise Göktürklere karşı yeni bir sefer hazırlandı ve Hsin-p&#039;ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi. Ts&#039;u Irmağı&#039;na kadar ilerleyen bu ordu Göktürklerle karşılaşamadı. Aynı yıl düzenlenen ikinci seferin sonucu ise kaynaklarda belirtilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un 689 yılında Türgişlere karşı yürüttüğü seferden yaklaşık iki yıl sonra Kutlug Kağan hastalanarak öldü. Kaynaklara göre hükümdarlığı sırasında Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi, Oğuzlarla ise beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yeniden kurarak Ötüken merkezli Göktürk hâkimiyetini ihya etti. Tonyukuk&#039;un desteğiyle Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifakı etkisiz bıraktı; Ötüken ve Altaylar arasındaki Türk boylarını yeniden kağanlık bünyesinde topladı. Hükümdarlığı boyunca Tang İmparatorluğu&#039;nun kuzey sınırlarına düzenlenen akınlarla devletin askerî ve siyasî gücü sağlamlaştırıldı. Kutlug Kağan 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan&#039;ın 692 yılında ölümü üzerine II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug&#039;un oğulları Bilge ile Kül Tegin&#039;in yaşlarının küçük olması nedeniyle hükümdarlığı Kapgan üstlendi. Çin kaynaklarının bir kısmında Kapgan&#039;ın tahtı zorla ele geçirdiği ileri sürülürken, &#039;&#039;Tzu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği belirtilir. Orhun Yazıtları ise onun töre gereğince tahta çıktığını kaydeder. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman babadan oğula geçmemesi ve hanedanın en güçlü üyesinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan&#039;ın tahta çıkışı bozkır veraset geleneğine uygundur. Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan&#039;ın balbalını diktirdi. Çin kaynaklarında hükümdarlık unvanı olarak geçen &#039;&#039;&#039;Kapgan&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;fatih&amp;quot; anlamına gelir; Tonyukuk Yazıtı&#039;nda ise &#039;&#039;&#039;Bögü&#039;&#039;&#039; adıyla anılır. Yirmi dört yıl süren hükümdarlığı sırasında II. Göktürk Kağanlığı en geniş sınırlarına ulaşmış ve çok sayıda Türk topluluğu yeniden Göktürk hâkimiyeti altına girmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra Kutlug döneminde izlenen siyaseti sürdürerek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü artırmaya yöneldi. Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirirken Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle iş birliği yapan A-shih-na Suei-tsu ile Tokmak (Sui-ye) kumandanı Ni-shu Erkin&#039;in girişimleri de Çin kuvvetleri tarafından başarısızlığa uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın akınları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi büyük bir ordunun başında Göktürklere karşı sefere gönderdi. Ancak Çin ordusu Göktürklerin ana kuvvetleriyle karşılaşamayınca harekât sonuçsuz kaldı. Bunun ardından kuzey sınırındaki savunma güçlendirildi ve Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak kendisine &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generali&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi, ayrıca beş bin top ipek gönderdi. Buna rağmen iki devlet arasındaki siyasî ve askerî rekabet devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin isyanı bastırmakta zorlanmasını fırsata çeviren Kapgan Kağan, Çin sarayına gönderdiği haberle Kitanları itaat altına alabileceğini, bunun karşılığında ise Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk topluluklarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesini istedi. İmparatoriçe Wu bu talebi kabul ederek elçisi Yen Chih-wei&#039;yi &#039;&#039;&#039;&amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot;&#039;&#039;&#039; unvanını vermek ve anlaşmayı bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonbaharında Göktürkler Liang eyaletine akın düzenleyerek askerî vali Hsü Ch&#039;in-ming&#039;i esir aldı. Ardından Tonyukuk kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla yenilgiye uğrattı. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine sefer hazırlıklarına başladıysa da hatununun ölümü nedeniyle düzenlenen yas töreni sebebiyle geri döndü. Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri gönderilmesinin ardından İmparatoriçe Wu, kendisine &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak elçilik heyeti Göktürk ülkesine ulaşmadan önce Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı, çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı; Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi. Bu sırada Çin&#039;deki siyasî gelişmeleri yakından izleyen Kapgan, Tang Hanedanı&#039;nın iç durumunu Çin&#039;e karşı izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ===&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızıyla bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Ch&#039;an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının iadesini, Göktürk ülkesindeki Soğdlarla Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ve Tai eyaletlerinde yaşayan Türk topluluklarının kendisine bağlanmasını, ayrıca darı, demir ve tarım aletleri gönderilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı bu talepleri reddederek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdi. Kapgan, elçiyi öldürmeyi düşündüyse de Tonyukuk&#039;un uyarısıyla bundan vazgeçti. Ardından Çin yönetimi tutumunu değiştirerek talep edilen Türk ve Soğd ailelerini kuzeye gönderdi; tarım aletleri, demir ve tohumluk darıyı da Göktürklere ulaştırdı. Bunun üzerine T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi yeniden gündeme gelince İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere kendi ailesinden Wu Yen-hsiou&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdi. Heyet Karakum&#039;a ulaştığında Kapgan, damat adayının Tang hanedanından değil Wu ailesinden seçilmesini reddederek Çin tahtının meşru sahiplerinin Li hanedanı olduğunu belirtti ve gerekirse onların haklarını savunmak için Çin üzerine yürüyeceğini bildirdi. Ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı, Yen Chih-wei ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan edildi. Bu olay, Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik döneminin başlamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ===&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan edilmesinin ardından Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk olarak Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki askerî birliklere saldırdı. Ching-nan ordusu kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte teslim oldu. Ardından Göktürk kuvvetleri Kuei ve Tan eyaletlerini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine İmparatoriçe Wu, Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung kumandasında büyük bir ordu hazırlattı. Ancak Çin kuvvetleri Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramayınca Göktürkler Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı, Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine kadar ilerledi. Bu sırada vali Sun Yen-kao öldürüldü, yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akınların devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca Çin kaynaklarında kullanılan &#039;&#039;&#039;Mo-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adını değiştirerek onun &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini ele geçirerek vali yardımcısı Kao Juei&#039;yi öldürdü ve T&#039;ang Po-jo&#039;yu teslim olmaya mecbur bıraktı. Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Tang yönetimini meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla beraberindeki Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerindeki üstünlüğünü vurgulamayı amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvan ve kıyafetleri geçersiz ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önceki anlaşmalara uyulmadığını ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişirilmiş olması, altın ve gümüşün düşük ayarlı çıkması, Çinli memurlara verdiği resmî kıyafetlere el konulması ve kızının Tang hanedanından bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesi sebebiyle anlaşmanın bozulduğunu belirterek Ho-pei bölgesine yeniden sefer düzenleyeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin heyetinde bulunan General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. Teklifi reddeden general tutuklandıysa da daha sonra kaçarak Çin&#039;e dönebildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ===&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu&#039;nun devrilmesiyle Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Bu gelişme, Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izleyerek tutuklu veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılmasını sağladı ve diplomatik temasları yeniden başlattı. Kapgan da Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını, daha önce savunduğu Tang hanedanının meşruiyetinin yeniden kabul edilmesi olarak değerlendirdi. Buna rağmen Çin üzerindeki askerî baskısını sürdürerek gerektiğinde sınır akınlarına devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler, askerî mücadele ile diplomatik temasların birlikte yürütüldüğü yeni bir safhaya girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kitan ve Tatabı Seferleri ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang Hanedanı ile iş birliği yapıyor, zaman zaman ise bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu önce Kitanları ağır bir yenilgiye uğratarak hâkimiyet altına aldı, ardından Tatabılar üzerine yürüyerek onları da itaat altına soktu. Bu seferlerle II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de büyük ölçüde etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’de Veliaht Değişikliği ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanı mensubu Chung-tsung&#039;u Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirdi. Ancak bu değişiklik Göktürk ilerleyişini durduramadı. Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerini yağmalayarak yaklaşık 80-90 bin kişiyi esir aldı, ardından Wu-huei-tao üzerinden ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları bu seferi kesin bir başarı olarak değerlendirmese de Göktürkler kuzey Çin&#039;in geniş bir bölümüne ulaşarak önemli miktarda ganimet elde etti. Kapgan&#039;ı durdurmakla görevlendirilen Sha-to Chung-i ile Li To-su çatışmaya girmeye cesaret edemezken, Ti Jen-chie&#039;nin yüz bin kişilik takip harekâtı da sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu seferlerin ardından II. Göktürk Kağanlığı yeniden en güçlü dönemlerinden birine ulaştı. Çin kaynaklarında ülkenin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu, Kapgan&#039;ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu ve çevredeki toplulukların büyük bölümünün Göktürk hâkimiyetini tanıdığı kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk ülkesinden ayrılarak Çin&#039;e dönen Yen Chih-wei, daha önce &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan edilmiş olması sebebiyle İmparatoriçe Wu&#039;nun emriyle ailesiyle birlikte idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yeni İdarî Düzen ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine idarî teşkilatı yeniden düzenledi. Kutlug Kağan&#039;ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra II. Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olduğundan ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesi gerekli hâle gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kapsamda kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu doğu kanadının şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi batı kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kendi oğlu İnel&#039;i ise iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tayin etti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Bögü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Fu-chü&#039;&#039;&#039; adlarıyla da anılan İnel, Ch&#039;u-mi-k&#039;un&#039;un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi ve kendisine ayrıca &#039;&#039;&#039;T&#039;o-hsi&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Yönündeki Seferler ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın Çin&#039;e karşı doğuda yürüttüğü mücadele sürerken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk kumandasındaki Göktürk ordusu Altay Dağları&#039;nı aşarak Cungarya&#039;daki Yarış Ovası üzerinden Bolçu&#039;ya ulaştı ve Türgişleri ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Göktürk hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Issık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları yeniden II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlandı. Göktürk ordusu daha sonra Mâverâünnehir yönünde ilerleyerek Kengü Tarban, Otrar ve Arıs Irmağı çevresine kadar akınlar düzenledi. Aynı dönemde Bilge Şad, Tangutlar üzerine bir sefer gerçekleştirerek çok sayıda esir ve ganimet ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirerek ülkesine döndü. Bunun üzerine Tang yönetimi kuzey sınırındaki askerî teşkilatı yeniden düzenledi. Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun; Hsiang Wan-tan ise T&#039;ien-ping bölgesi kuvvetlerinin başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin&#039;in de katıldığı sonraki seferde Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;u esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Başarı sağlayamayan Çin kuvvetleri geri çekilirken, Göktürk ordusu da akınlarını tamamlayarak 701 yılında ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tonyukuk’un Batı Seferi ===&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı devam ederken Tonyukuk, İnel ve Bilge&#039;nin kumandasındaki ordu Seyhun&#039;u geçerek Mâverâünnehir&#039;deki Kızılkum Çölü&#039;ne ulaştı. İnel Kağan kuvvetlerin bir kısmıyla burada kalırken, Tonyukuk güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke&#039;nin idaresindeki Soğdları hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ&#039;ı aşan Göktürk ordusu, 701 yılında Demir Kapı&#039;ya kadar ilerledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 702 Yılı Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
702 yılının ilkbaharında Kapgan Kağan, Yen ve Hsia eyaletlerine akın düzenleyerek yüz bin at ve koyun ele geçirdi. Ardından Shih-ling üzerinden Ping eyaletini kuşattı. İmparatoriçe Wu&#039;nun aldığı savunma tedbirlerine rağmen Çin orduları Göktürklerle çatışmaya cesaret edemedi. Bunun üzerine Göktürk kuvvetleri Tai ve Hsin bölgelerine girerek buraları da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ===&lt;br /&gt;
703 yılında Kapgan Kağan, Çin&#039;e yönelik akınlarını durdurarak diplomatik girişimlere yöneldi. Baga Tarkan&#039;ı elçi olarak Çin sarayına gönderip yeni bir evlilik ittifakı teklif etti. Bu kez damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması değil, aynı zamanda veliahtın oğlu olması şartını ileri sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu&#039;nun teklifi kabul etmesinin ardından Kapgan, ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t&#039;an-kan&#039;ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına göndererek teşekkürlerini iletti. Göktürk elçisi onuruna Su-yü-t&#039;ing&#039;de bir kabul töreni düzenlendi; kendisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi. Kapgan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou&#039;yu serbest bıraktı. Aynı dönemde Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ===&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ===&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Boy İsyanları ===&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Boyların Çin’e Yönelmesi ===&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, amcası Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra tahta çıkan İnel&#039;in devlet yönetiminde başarısız olması üzerine Kül Tegin&#039;in müdahalesiyle 716 yılında kağan oldu. Ancak devlet hizmetine çok daha önce, on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan&#039;ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile yetim kaldı. Kutlug&#039;un ölümünün ardından töre gereğince kağan olan amcası Kapgan döneminde &#039;&#039;&#039;Tegin&#039;&#039;&#039;unvanını taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduşların şadı oldu. Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşayan Tarduşları yönetirken, Kapgan&#039;ın ölümüne kadar devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı. Bu dönemde Göktürk orduları doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası&#039;na, batıda Demir Kapı&#039;ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge&#039;nin ifadesine göre bu yıllarda yirmi beş sefer düzenlenmiş ve üç büyük savaş yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un idaresinde Bilge ile İnel batı ordularını yönetti. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine alındı; Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu öldürüldü. Bilge, Batı Göktürklerinin devamı olarak gördüğü Türgişlerle savaşmaktan duyduğu üzüntüyü dile getirirken, ardından Azlar ve Kırgızlar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
700 yılında Tangutlar üzerine düzenlenen seferde Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan&#039;ın Ordos seferine Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından esir alınarak Kapgan&#039;ın huzuruna çıkarıldı. Bilge, bu savaşta Çin ordusunun dağıtıldığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, vergisini ödemeyen ve akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüyerek onları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;nin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Kırgızlar ile Çiklerin ayaklanması üzerine Kem Irmağı&#039;nı geçerek Orpen&#039;de Çiklerle savaştı; ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kögmen Dağlarını aşan Göktürk ordusu Kırgızlara ani bir baskın düzenledi. Songa Dağları&#039;ndaki savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi. Aynı yıl Altay Dağları ile İrtiş Irmağı&#039;nı aşarak Türgişler üzerine yürüyen Bilge, Bolçu Savaşı&#039;nda Türgiş kağanı, yabgusu ve şadını öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaşarak şehri kuşatan kuvvetleri yenilgiye uğrattı ve yardım isteyen Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ===&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş&#039;ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldıysa da kısa süre sonra yeniden toparlandı. Bu sırada Basmıllar harekete geçerken Dokuz Oğuzlar da Göktürk Devleti&#039;ne karşı düşmanca bir tutum aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaştı. İlk çarpışma Togu Balık&#039;ta gerçekleşti; Göktürk ordusu Tola Irmağı&#039;nı yüzerek geçip düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu&#039;da, üçüncüsü Çuş Irmağı&#039;nın kaynağında yapıldı. Bu son savaşta Göktürk safları başlangıçta dağıldıysa da toparlanarak düşmanı geri püskürttü; Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız&#039;da yapıldı ve Oğuzlar burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi&#039;nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. İlkbaharda Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlenirken Göktürk ordusunun bir bölümü harekâta çıktı, diğer bölümü ise merkezde kaldı. Bundan yararlanan üç Oğuz ordusu karargâha ani bir baskın düzenledi. Oğuzların bir kısmı Bilge ile Kül Tegin&#039;in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya çalışırken diğerleri Göktürk kuvvetlerine saldırdı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin saldırıyı püskürterek büyük bir felaketi önledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadelede kendisi ile Kül Tegin&#039;in çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu&#039;da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin&#039;e sığındı. Son yıllarda art arda yaşanan boy ayaklanmaları II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda merkezî otoritenin önemli ölçüde zayıfladığını gösterirken, bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda adı ilk defa 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında öne çıkmakla birlikte, daha önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta öne çıktı. Atını kaybetmesine rağmen yaya olarak çarpışmayı sürdürdü, kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı ve Çin ordusunun yenilgiye uğratılmasında önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çarpışma sırasında art arda üç ata bindi; bindiği atların tamamı öldürülmesine ve zırhı ile kaftanına çok sayıda ok isabet etmesine rağmen savaşmayı sürdürdü. Muharebe Çin ordusunun ağır yenilgisiyle sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta başarı kazandı; yenilen Uluğ Erkin az sayıdaki adamıyla kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine katılan Kül Tegin, Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirilerek Tabar bölgesine yerleştirildi. Demir Kapı seferinden sonra yeniden ayaklanan Türgişler üzerine az sayıdaki kuvvetle gönderilen Kül Tegin, Alp Salçı Kır adlı atına binerek sayıca üstün düşmanı bir kez daha yenilgiye uğrattı. Daha sonra Koşu Tutuk&#039;a karşı yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında Karluk isyanının bastırılmasında başlıca rolü üstlenen Kül Tegin, Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karlukları yenilgiye uğrattı. Ardından Azlar üzerine yürüyerek Kara Göl yakınındaki savaşta İlteber unvanlı yöneticilerini sağ ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Dokuz Oğuzların ayaklanması üzerine önce İzgiller mağlup edildi; ardından Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda yapılan savaşlarda Oğuz kuvvetleri yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskında Kül Tegin savunmayı üstlenerek saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binip hücuma geçerek dokuz düşman savaşçısını mızrakladı ve karargâhın ele geçirilmesini, hükümdar ailesinin ise esir düşmesini önledi. Bilge Kağan, bu müdahale olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla örtüşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı; biri bastırılmadan yenisinin başlaması merkezî otoriteyi giderek sarstı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferden zaferle dönen Kapgan Kağan, Söğüt Ormanı civarında maiyetiyle birlikte ilerlerken Bayırkuların ani baskınına uğrayarak öldürüldü. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu İnel geçti. 699 yılından beri &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan İnel, geleceğin hükümdarı olarak yetiştirilmiş; Kapgan tarafından kardeşi Tu-hsi-fu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge ise Batı Kanadı Şadı yapılırken, her ikisinin üzerinde &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; makamına yükseltilmiş ve On Okların idaresi de kendisine verilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekâtta Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boy isyanları karşısında etkili bir yönetim sergileyemeyen İnel, Kül Tegin&#039;in müdahalesiyle tahttan indirildi. Kül Tegin, ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i kağan ilan etti; o da hükümdar olduktan sonra &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039;, kağan olmadan önceki unvanı ise &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilir. Aynı kaynaklar onu yumuşak huylu ve halka yakın bir hükümdar olarak tanıtırken, tahta çıkışını Kül Tegin&#039;in müdahalesine bağlamaktadır. Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını alarak ordunun başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarına göre yalnızca Tonyukuk görevini korudu. Bunun, Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olmasının yanı sıra uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan beri üstlendiği rol sayesinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde yeniden başlıca isimlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısındaki Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan etti. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerleyen Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk seferlerinden birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık çeken halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu durumdan duyduğu üzüntüyü dile getirirken geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder. Çin kaynakları da Bilge&#039;nin tahta çıkışının ardından Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezî yönetime bağlılıklarını kaybettiklerini bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve boy isyanları II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî bütünlüğünü zayıflatmıştı. Bu şartlarda Bilge Kağan, yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen askerî ve siyasî tecrübesinden yararlanmak amacıyla Tonyukuk&#039;u yeniden devlet yönetiminin başlıca isimlerinden biri yaptı. Kaynaklarda Tonyukuk, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti yönlendiren kişi olarak tanıtılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine yürüdü. Yapılan savaşta Tatabılar yenilgiye uğratıldı; at sürüleri ve diğer malları ele geçirilirken, kendileri Kadırkan Dağları çevresine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi bu toplulukları Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Valiliğin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı, yay ve ok taşımalarını yasakladı, avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye şikâyette bulunan Göktürklerin silahları geri verildiyse de, onun ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları ayaklanarak Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdi ve Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde dağıtılan isyancılar Hu-yen Vadisi&#039;ne sığınırken Chang Chih-lien kurtarıldı; ancak görevini yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine dönen Göktürk toplulukları II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözülmesinin ardından Bilge Kağan Karluklar üzerine yürümek üzere kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların &#039;&#039;&#039;İlteber&#039;&#039;&#039; unvanlı hükümdarı öldürüldü, kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçtı. Ardından düzenlenen ikinci harekâtta kaleyi savunanların büyük bölümü kaçınca Karluklar teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında onların kendisini &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot;&#039;&#039;&#039; diyerek karşıladıklarını belirtir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar verilerek yeniden devlet teşkilatına dâhil edildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Bilge Kağan, doğuda Kök Öng Irmağı çevresine bir sefer düzenledi. Yazıtlarda ayrıntıları tam olarak korunmayan bu harekâtta Göktürk ordusunun zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlediği, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri sürerek Keçen&#039;e kadar ulaştığı anlaşılmaktadır. Kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları kesin olarak bilinmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den dönerek Göktürk hâkimiyetine giren topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yorgun çıkmıştı; askerlerin dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması için birkaç yıllık hazırlık dönemine ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirerek daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı düşündü. Tonyukuk ise Göktürklerin Çin karşısındaki üstünlüğünü konargöçer yaşam tarzına bağlayarak bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre sürekli hareket eden, hayvancılık ve avcılıkla geçinen Göktürkler savaş kabiliyetlerini bu sayede koruyor, gerektiğinde bozkır ve dağlık arazinin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyordu. Surlarla çevrili şehirlere yerleşmenin bu üstünlüğü ortadan kaldıracağını, Budizmin ise savaşçı karakteri zayıflatarak devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un görüşlerini benimseyerek Çin&#039;e karşı planladığı büyük saldırılardan, surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesinden vazgeçti. Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu; ancak İmparator Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı amaçlayan kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün başkomutan olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ile Kitanlar doğudan saldıracak, böylece Göktürk merkezi aynı anda farklı yönlerden kuşatılacaktı. Bu amaçla Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı; Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de ittifaka katıldı. Çin kaynaklarına göre müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Bilge Kağan endişelense de Tonyukuk, müttefik kuvvetlerin aynı anda harekete geçmesinin güç olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabılar ile Kitanların ise doğuda bulunması nedeniyle eş zamanlı harekâtın zor olduğunu, ayrıca Çinli kumandanlar arasındaki görüş ayrılıklarının da planı zayıflattığını ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefikleri beklemeden tek başlarına saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetlerinin harekete geçmemesi üzerine geri çekilmek zorunda kaldılar. Bilge Kağan düşmanı takip etmek istediyse de Tonyukuk, uzun mesafeli takibin orduyu yıpratacağını söyleyerek buna karşı çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz &#039;&#039;&#039;li&#039;&#039;&#039; yol aldıktan sonra birlikler kollara ayrılarak gizlendi; önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığındı, kalenin de ele geçirilmesiyle çok sayıda esir alınarak ordu merkeze döndü. Böylece Çin&#039;in kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi; çok sayıda at ve koyun ele geçirildi, ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi. Bunun üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali tayin ederek Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetleri Göktürklere karşı gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da surlarla korunan şehirlere saldırmak yerine önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Çin ordusunun açık arazide savaşa çıkması üzerine şiddetli soğuk ve kar, Çin kuvvetlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili kullanamayan Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğrarken kumandan Yüan Ch&#039;eng güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin ile Dostluk Siyaseti ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti gönderdi. Orhun Yazıtlarında da bu dönemde Çin&#039;e karşı kazanılan başarılar anlatılmakta; iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askerinin etkisiz hâle getirildiği ve Tang ordularının ilerleyemediği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, barış girişimlerini sürdürürken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ile Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar, ertesi yılın ilkbaharında ise Tatabılar üzerine sefer düzenledi. Her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleriyle kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılanıp çeşitli hediyelerle ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ===&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal sayılan Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanırken bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirerek sınır savunmasının güçlendirilmesini önerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki görüşmelerde devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın barışçı bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir kumandan, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlü birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin önemli bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti. Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul ederek yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verildiği hâlde Göktürklere aynı şekilde davranılmamasını eleştirdi. Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevî oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmeyerek daha önce önerilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini söyledi. Bunun üzerine elçi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmenin ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında beraberindeki kişilerden bazılarının hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından heyete büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini kabul etmedi. Bilge Kağan ise uzun savaş yıllarının ardından Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durdu ve iki devlet arasındaki barışçı ilişkileri sürdürmeye öncelik verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu girişim iki devlet arasındaki dostane ilişkileri pekiştirirken, bu dönemde Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklif etti. Ancak Bilge Kağan bunu kabul etmeyerek Tibet hükümdarının mektubunu Tang imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tutum Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi, kendisine değerli hediyeler verildi ve yüksek ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de gelişti. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kuruldu. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kül Tegin&#039;in Ölümü ===&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan&#039;ı derinden sarstı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yas ve duyduğu büyük üzüntü ayrıntılı biçimde dile getirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken, Tang İmparatoru çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile özel temsilcilerini yolladı. Batıdan ise Soğdlar, İranlılar ve Buhara temsilcileri törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu. Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in Orta Asya siyasetindeki yüksek itibarını ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar yaptırıldı. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı; türbenin yapımı ve süslenmesi için Tang İmparatoru&#039;nun gönderdiği Çinli ustalar görev aldı. Yapı resimlerle ve heykellerle süslendi, anıt taşları dikildi. Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden sahneleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ===&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;den sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de devletin en etkili simalarından biri oldu. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşi Kül Tegin ile en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;un art arda ölümü üzerine devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu süreçte başta Yollug Tegin olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarında ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar yer almakta; bazılarına göre saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı açısından önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilerek Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenaze törenine çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung da Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Metni Yollug Tegin tarafından kaleme alınan yazıtta, Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar hükümdarın ağzından anlatıldı. Bilge Kağan Yazıtı, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına öğütlerini yansıtan en önemli kaynaklardan biri kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve önceki dönemin güçlü devlet adamlarının artık hayatta bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ===&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılışına kadar geçen döneme ilişkin bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtları Bilge Kağan&#039;ın ölümüyle sona ererken, Çin kaynakları da önceki yıllara göre daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehditlerini kaybetmeleri ve iki devlet arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
734 yılında on sekiz yıllık hükümdarlığının ardından Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri idam ettirdi. 25 Kasım 734&#039;te hayatını kaybeden Bilge Kağan&#039;ın cenaze töreni 22 Haziran 735 tarihinde gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri oğullarından İ-jan&#039;ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan&#039;ın hükümdarlık süresi kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü, bir başka kayıtta ise sekiz yıl hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan&#039;ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan, Tengri Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih&#039;yı elçi olarak göndererek yeni hükümdarı tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan&#039;ın küçük yaşta olması devlet yönetiminde yeterli otorite kurmasını engelledi. Bunun üzerine annesi, Tonyukuk&#039;un kızı Po-fu Hatun, vezir Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak yönetimde belirleyici hâle geldi. Ancak bu ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenlerinin desteğini sağlayamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Ülkenin doğu ve batı kanatları, sırasıyla Sol Şad ile Sağ Şad unvanını taşıyan iki amcasının idaresindeydi. Başarılı yönetimleri sayesinde her iki şad da kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında büyük saygınlık kazanmıştı. Kağanın küçük yaşta olması ve Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimde nüfuzlarını artırma girişimleri ise merkezî otoriteyi giderek zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Aynı dönemde Tengri Kağan ile annesi, nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladı. Bu nedenle önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Düzenlenen bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü, ona bağlı kuvvetler de merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi öğrenen doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşünerek harekete geçti. Tengri Kağan&#039;ı öldürdü ve Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini tahta çıkardı. Ancak devlet ileri gelenleri ile boyların önemli bir kısmının desteğini sağlayamadı. Bundan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;i yenilgiye uğrattı; kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ===&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisinin ardından II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu, Bilge Kağan&#039;ın diğer oğullarından birini kağan ilan ettiyse de kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini hükümdar ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı bu karışıklıkları yakından izliyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu&#039;yu Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına elçi olarak göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti. Bunun sonucunda Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygurlar, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar önce Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdü, ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdu. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durumu bildirdi. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı kurulan ittifak ile Tang Hanedanı arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ===&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen Wang Chung-ssu, önce Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdikten sonra geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesinin ardından yaşanan karışıklıklardan yararlanan Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerindeki baskısını artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;e Sığınmalar ===&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, Basmıl, Karluk ve Uygur boylarını ortak hareket etmeye ikna ederek Ozmış Kağan&#039;a karşı müşterek bir saldırı planı oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürerek Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan savaşta Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu, doğrudan savaşa girmeden müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendiren Wang Chung-ssu, Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayan tahkimat çalışmaları yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırılara karşı sınır savunmasını güçlendirmeyi hedefledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmak amacıyla Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi. Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresinde Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyu yenilgiye uğrattı; ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek harekâtını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında anlaşmazlık çıktı. Daha önce kağan ilan edilen Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, Uygurlar ile Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini Kutlug Boyla Kül Kağan ilan ederek durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulurken, yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ===&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini pekiştiren Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan savaşta Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Kesilen başı, babası Ozmış Kağan&#039;ın başında olduğu gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ile hayatta kalan son Göktürk toplulukları Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıllık hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli bozkır hâkimiyeti ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Hanedanının Sonraki İzleri ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Tang başkentine gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdu. Böylece Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen ortadan kalkmadı. Çin kaynaklarında hanedan mensupları ile çeşitli Göktürk topluluklarına dair kayıtlara rastlanmaktadır. Bunların ilki, Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse ile ilgilidir. A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev vererek Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü. 752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenleyip çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi; bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. 764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırarak bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk adına IX. yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklanarak tarım alanlarını ve çiftçileri yağmaladı. Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılan bu topluluk etkisiz hâle getirildi. 847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırdı. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmektedir. 925 yılının ilkbaharında Hun-chie-lou başkanlığındaki bir elçilik heyeti Çin sarayına kendi ülkelerine ait hediyeler sundu. Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler. Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o&#039;da Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine düzenlenen cenaze töreni de Çin yönetimince onaylandı. Bu sırada Göktürklerin başında bulunan Chang Mu-chin de Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürdü. 931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi İmparator Ming-tsung&#039;u ziyaret etti. Tang Hanedanı&#039;nın ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti ve 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiğinin kaydedildiği son tarihtir. Pai-mei Kağan&#039;ın 745 yılındaki ölümünden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korumuş, zaman zaman ayaklanmalar düzenlemiş ve Beş Hanedan döneminde Çin devletleriyle diplomatik ilişkilerini sürdürmüştür. Ancak askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarına göre askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış, böylece tarih sahnesindeki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=457</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=457"/>
		<updated>2026-08-02T15:05:27Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Göktürk Kağanlığı&amp;#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın 630 yılında yıkılmasının ardından Türk boyları yaklaşık elli yıl Tang Hanedanı&#039;nın hâkimiyeti altında yaşadı. Çin yönetimi, Göktürkleri askerî valiliklere ayırarak boy reislerini kendi idaresine bağladı ve ortak hareket etmelerini önlemeye çalıştı. Buna rağmen bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılında A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih önderliğinde başladı. Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edildi. Kısa sürede genişleyen isyan, Çin ordusuna ağır kayıplar verdirdiyse de P&#039;ei Hsing-chien kumandasındaki kuvvetler tarafından bastırıldı. Ni-shu-fu öldürüldü, isyancılar dağıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından A-shih-te Wen-fu, bu defa A-shih-na Fu-nien&#039;i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Başlangıçta bazı başarılar elde edilmesine rağmen Çin&#039;in uyguladığı siyasî tedbirler, iç anlaşmazlıklar ve kıtlık nedeniyle bu girişim de başarısız oldu. Teslim olmaları hâlinde bağışlanacakları vaat edilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch&#039;ang-an&#039;da idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
Fu-nien&#039;in 681 yılındaki yenilgisinden sonra Çin kuvvetlerinden kurtulabilen Göktürk toplulukları Çogay-kuzı bölgesine çekildi. Göktürk hanedanına mensup Kutlug da burada etrafında kuvvet toplamaya başladı. Dokuz Oğuzlara düzenlediği akınlarla askerî gücünü artıran Kutlug, uygun şartlar oluşunca 682 yılında bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, hükümdarlığında &#039;&#039;&#039;İlteriş Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullandı. Devlet teşkilatını yeniden düzenleyerek kardeşi Mo-ch&#039;o&#039;yu (Kapgan) şad, Tuo-hsi-fu&#039;yu ise yabgu tayin etti. Böylece yaklaşık yarım asır süren Tang hâkimiyeti sona ermiş ve Göktürk Devleti yeniden tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ===&lt;br /&gt;
Ch&#039;an-yü askerî valiliğinde Tang yönetimi adına görev yapan A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklandı. Kutlug&#039;un Çin topraklarına akınlar düzenlemeye başlaması üzerine affedilerek eski görevine iade edildi. Serbest kaldıktan sonra önce kendi boyuna dönen Yüan-chen, daha sonra Kutlug&#039;un yanına katıldı. Çin kaynaklarında A-shih-te Yüan-chen&#039;in, Orhun Yazıtları&#039;nda adı geçen Tonyukuk ile aynı kişi olduğu kabul edilmektedir. Zekâsı, askerî tecrübesi ve devlet idaresindeki kabiliyeti sebebiyle Kutlug tarafından &#039;&#039;&#039;Apa Tarkan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilen Tonyukuk, ordunun teşkilatlanması ve askerî işlerin yürütülmesinde başlıca danışmanı oldu. Böylece 679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık hareketlerinde de önemli rol oynayan A-shih-te ailesi, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşunda bir kez daha belirleyici bir konuma yükseldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Oğuzlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti yeniden teşkilatlanırken Oğuz ülkesinden gelen bir kişi, Tonyukuk&#039;a Dokuz Oğuzların bir kağan seçtiğini, Çin&#039;e General Ku&#039;yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim&#039;i elçi olarak gönderdiklerini bildirdi. Dokuz Oğuz kağanı, Kutlug&#039;un cesareti ve Tonyukuk&#039;un devlet idaresindeki yeteneği sayesinde Göktürklerin kısa sürede güç kazandığını, bu nedenle Çin, Kıtan ve Oğuzların birlikte harekete geçmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Hazırlanan plana göre Kıtanlar doğudan, Çin orduları güneyden, Oğuzlar ise kuzeyden saldırarak Göktürkleri ortadan kaldıracaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Tonyukuk, düşman ittifakı kurulmadan önce harekete geçmenin zorunlu olduğunu belirtti. Kutlug&#039;un görevlendirmesiyle ordunun başına geçen Tonyukuk, Kök Öng Irmağı&#039;nı aşarak Ötüken yönünde ilerledi. Dokuz Oğuz kuvvetleri İnekler Gölü ile Tola Irmağı arasında Göktürk ordusunu karşıladı. Yaklaşık altı bin kişilik Oğuz ordusuna karşı iki bin kişilik Göktürk kuvveti kesin bir zafer kazandı. Savaşın ardından Dokuz Oğuzlara bağlı diğer topluluklar da Kutlug Kağan&#039;ın hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’e Düzenlenen Akınlar ===&lt;br /&gt;
Kutlug ile Tonyukuk, aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch&#039;an-yü askerî valiliğine bağlı bölgelere akınlar düzenledi. Bu sırada Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü. Ardından Ting eyaletine yönelen Göktürk kuvvetleri şehri yağmaladı. Bölgenin savunmasıyla görevlendirilen askerî vali Yüan-kui, Kutlug&#039;un ordusuyla savaşmayı göze alamadı. Şehrin kapılarını açtırıp surlara sancak astırmasına rağmen Göktürkler bunun bir tuzak olduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu olaydan sonra Çin adına çalışan Li Chia-yün ve taraftarları Yüan-kui tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınları daha sonra Kui eyaleti ile Ch&#039;an-yü askerî valiliği üzerine yoğunlaştı. Ch&#039;an-yü kuşatılarak askerî vali Chang Hsing-shih öldürüldü; ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan sefer sırasında ise askerî vali Ts&#039;ui Chih-pien, Chiao-na Dağı&#039;nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk&#039;un kumandasındaki Göktürk kuvvetlerini durdurmak amacıyla Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui&#039;yi görevlendirdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı Hsie Jen-kui&#039;nin gerçekten ordunun başında bulunduğuna inanmayarak bunun bir Çin hilesi olduğunu düşündü. Ancak Hsie Jen-kui miğferini çıkarıp kendisini gösterince Çin ordusu ani bir saldırı başlattı. Göktürkler ağır bir yenilgiye uğradı; savaşta on bin kişi öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü, otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Bu zaferin ardından Çin ordusunun Göktürklere karşı kayda değer başka bir askerî başarısı görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &#039;&#039;&#039;Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar&#039;&#039;&#039; ===&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının Tang İmparatorluğu&#039;nun kuzey sınırlarında yoğunlaşması ve birçok Çinli kumandanın öldürülmesi veya esir alınması sarayda endişeye yol açtı. Yapılan görüşmelerde Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması önerildi. Ancak devlet adamı Tang Hsiu-ching, bölgenin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin sakıncalı sonuçlar doğuracağını savununca bu düşünceden vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch&#039;eng Wu-t&#039;ing&#039;i Ch&#039;an-yü Genel Askerî Valiliği&#039;ni yeniden denetim altına almakla görevlendirerek kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını hızlandırdı. Buna rağmen Kutlug&#039;un kuvvetleri 684&#039;te Shuo, 685&#039;in başlarında ise Tai eyaletlerine akınlar düzenleyerek Çin&#039;in iç kesimlerine kadar ilerledi. Göktürkleri durdurmakla görevlendirilen General Shun-yü Ch&#039;u-p&#039;ing, Hsin eyaletinde ağır bir yenilgiye uğradı ve savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yıl Yen-jan başkumandanlığına getirilen Wei Shih-chia da herhangi bir başarı elde edemeden bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınları 686 yılında da sürdü. Bunun üzerine İmparatoriçe Wu, Büyük General Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih&#039;yı bölgeye gönderdi. Liang-chih&#039;de yapılan ilk çarpışmada Göktürkler geri çekildi; ancak gece yeniden ortaya çıkınca Çin kuvvetleri sayıca üstün düşmanla açık savaşa girmekten kaçındı. Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih karargâhta büyük ateşler yaktırarak takviye kuvvetlerinin geldiği izlenimini oluşturdu. Bu hileye kanan Göktürkler geri çekilince Çin ordusu çatışmaya girmeden tehlikeyi bertaraf etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Karşı Tedbirleri ===&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch&#039;ang-p&#039;ing bölgesine akın düzenledi ve burada Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih kumandasındaki Çin ordusuyla karşılaştı. Kısa süre sonra Kutlug ile Tonyukuk&#039;un Shuo eyaletine yaptıkları yeni akın sırasında Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih, Li To-cha ve Wang Chiu-yen&#039;in de katıldığı Çin kuvvetleri, Shuo çevresindeki savaşta Göktürkleri geri çekilmek zorunda bıraktı. Ancak Çin ordusu bu başarıdan yararlanamadı. Kuzeye düzenlenen takip harekâtında öncü birliklerin kumandanı Ts&#039;uan Pao-pi, destek kuvvetlerini beklemeden saldırıya geçince Göktürklerin baskınına uğradı ve ordusu imha edildi. Kendisi güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından İmparatoriçe Wu, Ts&#039;uan Pao-pi&#039;yi cezalandırıp Hei-ch&#039;ih Ch&#039;ang-chih&#039;ı görevden aldı. Ayrıca Kutlug&#039;a duyduğu tepki sebebiyle Çin kaynaklarında onun adının &#039;&#039;&#039;&amp;quot;kısa ömürlü Kutlug&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Pu-tsu-lu&#039;&#039;&#039; şeklinde yazılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug&#039;un faaliyetlerine dair 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689&#039;da ise Göktürklere karşı yeni bir sefer hazırlandı ve Hsin-p&#039;ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi. Ts&#039;u Irmağı&#039;na kadar ilerleyen bu ordu Göktürklerle karşılaşamadı. Aynı yıl düzenlenen ikinci seferin sonucu ise kaynaklarda belirtilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un 689 yılında Türgişlere karşı yürüttüğü seferden yaklaşık iki yıl sonra Kutlug Kağan hastalanarak öldü. Kaynaklara göre hükümdarlığı sırasında Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi, Oğuzlarla ise beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nı yeniden kurarak Ötüken merkezli Göktürk hâkimiyetini ihya etti. Tonyukuk&#039;un desteğiyle Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifakı etkisiz bıraktı; Ötüken ve Altaylar arasındaki Türk boylarını yeniden kağanlık bünyesinde topladı. Hükümdarlığı boyunca Tang İmparatorluğu&#039;nun kuzey sınırlarına düzenlenen akınlarla devletin askerî ve siyasî gücü sağlamlaştırıldı. Kutlug Kağan 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan Dönemi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan&#039;ın 692 yılında ölümü üzerine II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug&#039;un oğulları Bilge ile Kül Tegin&#039;in yaşlarının küçük olması nedeniyle hükümdarlığı Kapgan üstlendi. Çin kaynaklarının bir kısmında Kapgan&#039;ın tahtı zorla ele geçirdiği ileri sürülürken, &#039;&#039;Tzu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği belirtilir. Orhun Yazıtları ise onun töre gereğince tahta çıktığını kaydeder. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman babadan oğula geçmemesi ve hanedanın en güçlü üyesinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan&#039;ın tahta çıkışı bozkır veraset geleneğine uygundur. Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan&#039;ın balbalını diktirdi. Çin kaynaklarında hükümdarlık unvanı olarak geçen &#039;&#039;&#039;Kapgan&#039;&#039;&#039;, &amp;quot;fatih&amp;quot; anlamına gelir; Tonyukuk Yazıtı&#039;nda ise &#039;&#039;&#039;Bögü&#039;&#039;&#039; adıyla anılır. Yirmi dört yıl süren hükümdarlığı sırasında II. Göktürk Kağanlığı en geniş sınırlarına ulaşmış ve çok sayıda Türk topluluğu yeniden Göktürk hâkimiyeti altına girmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra Kutlug döneminde izlenen siyaseti sürdürerek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü artırmaya yöneldi. Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirirken Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle iş birliği yapan A-shih-na Suei-tsu ile Tokmak (Sui-ye) kumandanı Ni-shu Erkin&#039;in girişimleri de Çin kuvvetleri tarafından başarısızlığa uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın akınları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi büyük bir ordunun başında Göktürklere karşı sefere gönderdi. Ancak Çin ordusu Göktürklerin ana kuvvetleriyle karşılaşamayınca harekât sonuçsuz kaldı. Bunun ardından kuzey sınırındaki savunma güçlendirildi ve Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak kendisine &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generali&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi, ayrıca beş bin top ipek gönderdi. Buna rağmen iki devlet arasındaki siyasî ve askerî rekabet devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin isyanı bastırmakta zorlanmasını fırsata çeviren Kapgan Kağan, Çin sarayına gönderdiği haberle Kitanları itaat altına alabileceğini, bunun karşılığında ise Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk topluluklarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesini istedi. İmparatoriçe Wu bu talebi kabul ederek elçisi Yen Chih-wei&#039;yi &#039;&#039;&#039;&amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot;&#039;&#039;&#039; unvanını vermek ve anlaşmayı bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın sonbaharında Göktürkler Liang eyaletine akın düzenleyerek askerî vali Hsü Ch&#039;in-ming&#039;i esir aldı. Ardından Kapgan, Tonyukuk&#039;un idaresindeki orduyu Kırgızlar üzerine sevk etti. Tonyukuk Yazıtı&#039;na göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla yenilgiye uğrattı; Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine sefer hazırlıklarına başladıysa da hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas töreni nedeniyle geri döndü. Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından İmparatoriçe Wu, kendisine &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak elçilik heyeti Göktürk ülkesine ulaşmadan önce Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı, çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı; Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi. Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun hanedan siyasetiyle ortaya çıkan gelişmeler de Kapgan tarafından yakından takip ediliyor ve Göktürklerin Çin&#039;e karşı izleyeceği siyaseti etkiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ===&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızıyla bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Ch&#039;an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının iadesini, Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdlarla Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ve Tai eyaletlerindeki Türk topluluklarının kendisine bağlanmasını, ayrıca darı, demir ve tarım aletleri gönderilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı bu talepleri reddederek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdi. Kapgan, elçiyi tutuklatıp öldürmeyi düşündüyse de Tonyukuk&#039;un uyarısı üzerine bundan vazgeçti. Ardından Çin yönetimi tutumunu değiştirerek talep edilen Türk ve Soğd ailelerini kuzeye gönderdi; tarım aletleri, demir ve tohumluk darıyı da Göktürklere ulaştırdı. Bunun üzerine T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesinin yeniden gündeme gelmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere kendi ailesinden Wu Yen-hsiou&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdi. Heyet Karakum&#039;a ulaştığında Kapgan, damat adayının Tang hanedanından değil, Wu ailesinden seçilmesini sert biçimde eleştirdi; Çin tahtının meşru sahiplerinin Li hanedanı olduğunu belirterek bu evliliği reddetti ve gerekirse Tang hanedanının gerçek varislerini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyeceğini bildirdi. Ardından Wu Yen-hsiou ile beraberindekiler tutuklandı, Yen Chih-wei ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039;ilan edildi. Bu gelişmeler Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik döneminin başlamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ===&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan edilmesinin ardından Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk olarak Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki askerî birliklere saldırdı. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu. Ardından Göktürk kuvvetleri Kuei ve Tan eyaletlerini yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu, Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung kumandasında büyük bir ordu hazırlattı. Ancak Çin kuvvetleri sayıca üstün olmalarına rağmen Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı. Göktürkler Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı, Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine kadar ilerledi. Bu sırada vali Sun Yen-kao öldürüldü, yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akınların sürmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca Çin kaynaklarında kullanılan &#039;&#039;&#039;Mo-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adını değiştirerek onun &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini ele geçirerek vali yardımcısı Kao Juei&#039;yi öldürdü ve T&#039;ang Po-jo&#039;yu teslim olmaya mecbur bıraktı. Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Tang yönetimini meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla beraberindeki Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerindeki üstünlüğünü vurgulamayı amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvan ve kıyafetleri geçersiz ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önceki anlaşmalara uyulmadığını ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişirilmiş olması, altın ve gümüşün düşük ayarlı çıkması, Çinli memurlara verdiği resmî kıyafetlere el konulması ve kızının Tang hanedanından bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesi sebebiyle anlaşmanın bozulduğunu belirterek Ho-pei bölgesine yeniden sefer düzenleyeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin heyetinde bulunan General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. Teklifi reddeden general tutuklandıysa da daha sonra kaçarak Çin&#039;e dönebildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ===&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu&#039;nun devrilmesiyle Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Bu gelişme, Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izleyerek tutuklu veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılmasını sağladı ve diplomatik temasları yeniden başlattı. Kapgan da Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını, daha önce savunduğu Tang hanedanının meşruiyetinin yeniden kabul edilmesi olarak değerlendirdi. Buna rağmen Çin üzerindeki askerî baskısını sürdürerek gerektiğinde sınır akınlarına devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler, askerî mücadele ile diplomatik temasların birlikte yürütüldüğü yeni bir safhaya girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kitan ve Tatabı Seferleri ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang Hanedanı ile iş birliği yapıyor, zaman zaman ise bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu önce Kitanları ağır bir yenilgiye uğratarak hâkimiyet altına aldı, ardından Tatabılar üzerine yürüyerek onları da itaat altına soktu. Bu seferlerle II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de büyük ölçüde etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’de Veliaht Değişikliği ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanı mensubu Chung-tsung&#039;u Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirdi. Ancak bu değişiklik Göktürk ilerleyişini durduramadı. Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerini yağmalayarak yaklaşık 80-90 bin kişiyi esir aldı, ardından Wu-huei-tao üzerinden ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları bu seferi kesin bir başarı olarak değerlendirmese de Göktürkler kuzey Çin&#039;in geniş bir bölümüne ulaşarak önemli miktarda ganimet elde etti. Kapgan&#039;ı durdurmakla görevlendirilen Sha-to Chung-i ile Li To-su çatışmaya girmeye cesaret edemezken, Ti Jen-chie&#039;nin yüz bin kişilik takip harekâtı da sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu seferlerin ardından II. Göktürk Kağanlığı yeniden en güçlü dönemlerinden birine ulaştı. Çin kaynaklarında ülkenin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu, Kapgan&#039;ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu ve çevredeki toplulukların büyük bölümünün Göktürk hâkimiyetini tanıdığı kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk ülkesinden ayrılarak Çin&#039;e dönen Yen Chih-wei, daha önce &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan edilmiş olması sebebiyle İmparatoriçe Wu&#039;nun emriyle ailesiyle birlikte idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yeni İdarî Düzen ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine idarî teşkilatı yeniden düzenledi. Kutlug Kağan&#039;ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra II. Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olduğundan ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesi gerekli hâle gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kapsamda kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu doğu kanadının şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi batı kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kendi oğlu İnel&#039;i ise iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tayin etti. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Bögü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Fu-chü&#039;&#039;&#039; adlarıyla da anılan İnel, Ch&#039;u-mi-k&#039;un&#039;un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi ve kendisine ayrıca &#039;&#039;&#039;T&#039;o-hsi&#039;&#039;&#039; unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Yönündeki Seferler ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın Çin&#039;e karşı doğuda yürüttüğü mücadele sürerken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk kumandasındaki Göktürk ordusu Altay Dağları&#039;nı aşarak Cungarya&#039;daki Yarış Ovası üzerinden Bolçu&#039;ya ulaştı ve Türgişleri ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Göktürk hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Issık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları yeniden II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlandı. Göktürk ordusu daha sonra Mâverâünnehir yönünde ilerleyerek Kengü Tarban, Otrar ve Arıs Irmağı çevresine kadar akınlar düzenledi. Aynı dönemde Bilge Şad, Tangutlar üzerine bir sefer gerçekleştirerek çok sayıda esir ve ganimet ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ===&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirerek ülkesine döndü. Bunun üzerine Tang yönetimi kuzey sınırındaki askerî teşkilatı yeniden düzenledi. Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun; Hsiang Wan-tan ise T&#039;ien-ping bölgesi kuvvetlerinin başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin&#039;in de katıldığı sonraki seferde Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;u esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Başarı sağlayamayan Çin kuvvetleri geri çekilirken, Göktürk ordusu da akınlarını tamamlayarak 701 yılında ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tonyukuk’un Batı Seferi ===&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı devam ederken Tonyukuk, İnel ve Bilge&#039;nin kumandasındaki ordu Seyhun&#039;u geçerek Mâverâünnehir&#039;deki Kızılkum Çölü&#039;ne ulaştı. İnel Kağan kuvvetlerin bir kısmıyla burada kalırken, Tonyukuk güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke&#039;nin idaresindeki Soğdları hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ&#039;ı aşan Göktürk ordusu, 701 yılında Demir Kapı&#039;ya kadar ilerledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 702 Yılı Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
702 yılının ilkbaharında Kapgan Kağan, Yen ve Hsia eyaletlerine akın düzenleyerek yüz bin at ve koyun ele geçirdi. Ardından Shih-ling üzerinden Ping eyaletini kuşattı. İmparatoriçe Wu&#039;nun aldığı savunma tedbirlerine rağmen Çin orduları Göktürklerle çatışmaya cesaret edemedi. Bunun üzerine Göktürk kuvvetleri Tai ve Hsin bölgelerine girerek buraları da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ===&lt;br /&gt;
703 yılında Kapgan Kağan, Çin&#039;e yönelik akınlarını durdurarak diplomatik girişimlere yöneldi. Baga Tarkan&#039;ı elçi olarak Çin sarayına gönderip yeni bir evlilik ittifakı teklif etti. Bu kez damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması değil, aynı zamanda veliahtın oğlu olması şartını ileri sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu&#039;nun teklifi kabul etmesinin ardından Kapgan, ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t&#039;an-kan&#039;ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına göndererek teşekkürlerini iletti. Göktürk elçisi onuruna Su-yü-t&#039;ing&#039;de bir kabul töreni düzenlendi; kendisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi. Kapgan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou&#039;yu serbest bıraktı. Aynı dönemde Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ===&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Dokuz_O%C4%9Fuz&amp;diff=456</id>
		<title>Dokuz Oğuz</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Dokuz_O%C4%9Fuz&amp;diff=456"/>
		<updated>2026-08-02T13:58:10Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Dokuz Oğuz&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;, İlk Çağ&amp;#039;ın sonları ile Orta Çağ&amp;#039;ın başlarında İç Asya&amp;#039;da yaşayan dokuz Tiele boyunun oluşturduğu siyasî bir boylar birliğidir. &amp;quot;Oğuz&amp;quot; kelimesi Eski Türkçede &amp;quot;boy&amp;quot; veya &amp;quot;boylar birliği&amp;quot;, &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;tokuz&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; ise &amp;quot;dokuz&amp;quot; anlamına gelmektedir. Benzer biçimde Karlukların da kaynaklarda zaman zaman &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Üç Oğuz&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; adıyla anıldığı görülmektedir. Başlangıçta &amp;quot;oğuz&amp;quot; sözcüğü belirli bir etnik topluluğu değil, ç...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Dokuz Oğuz&#039;&#039;&#039;, İlk Çağ&#039;ın sonları ile Orta Çağ&#039;ın başlarında İç Asya&#039;da yaşayan dokuz Tiele boyunun oluşturduğu siyasî bir boylar birliğidir. &amp;quot;Oğuz&amp;quot; kelimesi Eski Türkçede &amp;quot;boy&amp;quot; veya &amp;quot;boylar birliği&amp;quot;, &#039;&#039;&#039;tokuz&#039;&#039;&#039; ise &amp;quot;dokuz&amp;quot; anlamına gelmektedir. Benzer biçimde Karlukların da kaynaklarda zaman zaman &#039;&#039;&#039;Üç Oğuz&#039;&#039;&#039; adıyla anıldığı görülmektedir. Başlangıçta &amp;quot;oğuz&amp;quot; sözcüğü belirli bir etnik topluluğu değil, çeşitli boyların meydana getirdiği siyasî birlikleri ifade ederken, zamanla etnik bir ad olarak da kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuzlar, VI. yüzyılda I. Göktürk Kağanlığı&#039;nın hâkimiyetine girmiş ve kağanlığın 603 yılında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra da birliklerini korumuşlardır. Orhun Yazıtları, Dokuz Oğuzların II. Göktürk Kağanlığı döneminde bozkır siyasetinin en önemli unsurlarından biri olduğunu göstermektedir. Bilge Kağan, yazıtlarda Dokuz Oğuzları &amp;quot;kendi halkım&amp;quot; olarak nitelendirmekte, ancak daha sonra çeşitli sebeplerle Göktürklerle karşı karşıya geldiklerini ifade etmektedir. Kül Tigin Yazıtı&#039;nda da iki taraf arasında bir yıl içinde beş defa savaş yapıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuz birliğini oluşturan boylar &#039;&#039;&#039;Uygur (Huihe), Bugu, Hun, Bayırku, Tongra, Sijie, Çi-pi, A-pu-sse&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ku-lun-wu-ku&#039;&#039;&#039; olarak sıralanmaktadır. İlk yedi boyun Gobi Çölü&#039;nün kuzeyinde yaşadığı, A-pu-sse ile Ku-lun-wu-ku&#039;nun ise daha sonraki dönemde birliğe katıldığı anlaşılmaktadır. Araştırmacılar, A-pu-sse boyunun Sijie boyundan ayrılan bir kol, Ku-lun-wu-ku&#039;nun ise iki farklı topluluğun birleşmesiyle ortaya çıktığı görüşündedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang devri kaynaklarında yer alan başka bir listede ise aynı toplulukların boy adları yerine yönetici aileleri gösterilmektedir. Bu listede &#039;&#039;&#039;Yaglakar, Kuturgar, Kürebir, Bakasıkır, Ebirçeg, Kasar, Oğuz, Yağmurkar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Aymur&#039;&#039;&#039;adları geçmektedir. Karabalgasun Yazıtı&#039;nın Çince metni de Uygurların dokuz aileden meydana geldiğini belirtmekte, ancak bu ailelerin adlarını tek tek vermemektedir. Çin kaynaklarıyla birlikte değerlendirildiğinde söz konusu ailelerin, Dokuz Oğuz birliğini oluşturan boyların önder sülaleleri olduğu kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VIII. yüzyılda Yaglakar boyunun önderliğinde kurulan Uygur Kağanlığı ile birlikte Dokuz Oğuz birliği yeni bir siyasî kimlik kazanmıştır. Bu tarihten sonra &amp;quot;Uygur&amp;quot; adı zaman zaman Dokuz Oğuz topluluğunu da ifade edecek biçimde kullanılmış, İslam coğrafyacıları da Tokuz Oğuzlarla Uygurları büyük ölçüde aynı siyasî topluluk olarak değerlendirmişlerdir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Fetret_Devri&amp;diff=455</id>
		<title>Göktürk Fetret Devri</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Fetret_Devri&amp;diff=455"/>
		<updated>2026-08-02T13:53:10Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot; == Göktürk Kağanlığı&amp;#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması == Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&amp;#039;u-li Kağan&amp;#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütü...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk Çin&#039;in kuzey sınırlarına geldi. Bu büyük göçebe nüfusun nasıl iskân edileceği ve yönetileceği, Tang sarayında kapsamlı tartışmalara yol açtı. Temel kaygı, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasî ve askerî bir güç hâline gelmelerini önlemekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda öne sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak&#039;ın güneyindeki Çin şehir ve kasabalarına dağıtılarak yerleşik hayata geçirilmesi ve zamanla Çin toplumuna kaynaştırılmasıydı. Buna karşılık Yen Shih-ku, Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak&#039;ın kuzeyine yerleştirilmesini ve her boyun ayrı bir yönetici tarafından idare edilmesini önerdi. Li Pai-yao da benzer şekilde boyların kendi reisleri tarafından yönetilmesini, ancak doğrudan Tang imparatoruna bağlı kalmasını savundu. Ayrıca A-shih-na hanedanının yalnızca kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması ve Ting-hsiang&#039;da bir askerî valilik kurulması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkarak, ileride yeniden tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bunun yerine Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski yurtlarının çeşitli boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Wen Yen-po ise Göktürklerin gelenekleri ve boy teşkilatı korunarak kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini, böylece Tang sınırlarını koruyan askerî bir unsur olarak kullanılmalarını savundu. Wei Cheng ise onların güç kazandıklarında yeniden isyan edeceklerini belirterek Çin içlerine yerleştirilmelerine karşı çıktı ve mümkünse eski yurtlarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator T&#039;ai-tsung, sonunda Wen Yen-po&#039;nun görüşünü benimsedi. Bunun üzerine sayıları yüz bini aşan Göktürkler Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki sınır bölgelerine yerleştirildi; boy teşkilatları korunarak Tang yönetimine bağlı askerî-idarî birlikler hâlinde örgütlendirildi. Eski Göktürk toprakları askerî valiliklere ayrılırken, boy beyleri ve ileri gelenleri Tang hizmetine alınarak çeşitli idarî ve askerî görevlere getirildi. Bir kısmı aileleriyle birlikte Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşerek Tang yönetiminde görev yapmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo&#039;nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
639 yılında Chie-shih-shuai&#039;ın ayaklanma girişiminin ardından Tang yönetimi, Çin&#039;de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye yerleştirmeye karar verdi ve bu topluluğun başına A-shih-na hanedanından &#039;&#039;&#039;Ssu-mo&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;yu getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmış, bir süre Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş; ancak Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın dönüşü üzerine makamını ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch&#039;u-lo kağanlar döneminde hanedan mensubiyeti konusundaki kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu süreçte Tang sarayıyla yakın ilişkiler kurarak Çin&#039;e birçok kez elçi gönderdi. Göktürk Kağanlığı&#039;nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin hizmetine giren Ssu-mo&#039;ya askerî ve idarî görevler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, 639 yılında Ssu-mo&#039;yu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin&#039;deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti ve kendisine Li soyadını verdi. Ssu-mo, Ötüken&#039;e hâkim olan Sir Tarduşlardan çekindiği için başlangıçta kuzeye gitmek istemedi. Bunun üzerine İmparator T&#039;ai-tsung, Gobi Çölü&#039;nün kuzeyinin Sir Tarduşlara, güneyinin ise Ssu-mo idaresindeki Göktürklere bırakıldığını bildirerek iki taraf arasındaki dengenin Tang tarafından korunacağını açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo&#039;nun yönetimini güçlendirmek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens tayin edildi. Göktürkler ve onlarla birlikte yaşayan Soğdlar eski yurtlarına gönderildi. 641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürüleriyle birlikte Sarı Irmak&#039;ı geçerek kuzeye yerleşti; yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo da Tang sarayına bağlılığını bildirerek kuzey sınırlarını koruyacağını ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu teşkilat kısa sürede çöktü. Ssu-mo, bağlı boylar üzerinde otoritesini kuramadı ve aynı yıl Sir Tarduşlar karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak önce Shuo-chou&#039;ya, ardından 643 yılında yeniden Çin&#039;e sığındı. Daha sonra Tang ordusunda görev yaptı; Liao-tung seferinde yaralandı ve kısa süre sonra öldü. Böylece Tang Hanedanı&#039;nın Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde kendisine bağlı bir siyasî yapı olarak yaşatma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar bozkırın en güçlü topluluklarından biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle oluşan bu topluluk, Sirlerin Tarduşları hâkimiyetleri altına almasından sonra iki boyun ortak adıyla anılmaya başladı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle aynı siyasî ve kültürel çevreye mensuptular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılından önce Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyet altına aldığı Töles boyları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. 603 yılında Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda meydana gelen karışıklıklar sırasında Ch&#039;u-lo Kağan&#039;ın ağır vergiler koyması ve çok sayıda boy beyini idam ettirmesi üzerine Töles boyları ayaklandı. Bu süreçte Ch&#039;i-pi ve Sir Tarduşlar öne çıktı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po&#039;ya &#039;&#039;&#039;Ye-shih Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vererek siyasî teşkilatlanmalarını güçlendirdiler. Daha sonra Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden toparlanmasıyla She-kui ve ardından T&#039;ung Yabgu Kağan&#039;a bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda başlayan iç mücadeleler sırasında İ-shih-po&#039;nun torunu &#039;&#039;&#039;İ-nan&#039;&#039;&#039;, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya giderek İl Kağan&#039;ın hâkimiyetini kabul etti. Ancak Doğu Göktürk Devleti&#039;nin zayıflamasını fırsat bilerek ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu zaferden sonra çok sayıda boy Sir Tarduşlara katıldı; Ötüken bölgesi de İ-nan&#039;ın denetimine geçti. Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti&#039;ni zayıflatmak amacıyla İ-nan&#039;ı &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı ve iki taraf arasında diplomatik ilişkiler kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılında Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasıyla Sir Tarduşlar bozkırın en güçlü siyasî teşekkülü hâline geldi. Merkezlerini Tola Irmağı&#039;nın güneyine taşıyan İ-nan, hâkimiyetini Baykal Gölü&#039;nden Tanrı Dağları&#039;nın kuzeyine kadar genişletti. Gobi Çölü&#039;nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların kontrolüne girdi. Kaynaklar bu dönemde ordularının yaklaşık iki yüz bin askere ulaştığını bildirir. Devlet, kuzey ve güney olmak üzere iki idarî kanada ayrılmış; İ-nan merkezde kalırken oğulları &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;T&#039;u-li-shih&#039;&#039;&#039; bu kanatların idaresini üstlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların güçlenmesi Tang Hanedanı&#039;nı tedirgin etti. İmparator T&#039;ai-tsung bir taraftan İ-nan&#039;ın iki oğlunu ayrı hükümdarlar gibi tanıyarak Sir Tarduş birliğini zayıflatmaya çalışırken, diğer taraftan Çin&#039;de bulunan Göktürkleri yeniden bozkıra yerleştirme siyaseti izledi. Bunun üzerine Sir Tarduşlar, Ssu-mo idaresindeki Göktürklerin yeniden güç kazanmasını engellemek amacıyla 641 yılında Tardu Şad komutasında büyük bir sefer düzenlediler. İlk başarılarına rağmen Tang ordusunun müdahalesi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar ve ağır kayıplar verdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Sir Tarduşlar Tang ile yeniden uzlaşma arayışına girdi. İ-nan, hanedanlar arasında evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Tang sarayına çok sayıda at ve hayvan sürüsü göndererek Çinli bir prensesle evlenmek istedi. Ancak vaat edilen vergilerin gönderilememesi ve Sir Tarduşların giderek güçlenmesinden duyulan endişe nedeniyle İmparator T&#039;ai-tsung bu evlilikten vazgeçti. Bunun üzerine iki devlet arasındaki ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar zaman zaman Çin sınırlarına akınlar düzenleseler de İ-nan, Tang&#039;ın Kore seferine askerî destek teklif ederek ilişkileri tamamen koparmamaya çalıştı. Kore&#039;nin ittifak teklifini reddeden İ-nan, 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan&#039;ın ölümünden sonra Sir Tarduş Kağanlığı hızla iç mücadelelere sürüklendi. Ülke önce doğu ve batı olmak üzere iki idarî bölgeye ayrıldı; ardından &#039;&#039;&#039;Po-chuo (Lü Yabgu Kağan)&#039;&#039;&#039; bütün ülkenin hâkimi oldu. Ancak sert yönetimi ve ileri gelen devlet adamlarını tasfiye etmesi boylar arasında büyük huzursuzluk doğurdu. Çin&#039;in muhalif grupları desteklemesiyle iç karışıklıklar daha da arttı. Yanındaki kuvvetleri giderek azalan Po-chuo, kaçmaya çalışırken Uygurlar tarafından öldürüldü; ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik topluluk Doğu Türkistan&#039;daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo&#039;nun ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Tuo-mo-chih&#039;&#039;&#039; hükümdar seçilerek Sir Tarduşları yeniden toparlamaya çalıştı. Başlangıçta Tang yönetimi buna izin verdiyse de, Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boylarının yeniden Sir Tarduş hâkimiyeti altında birleşmeye başlaması Çin&#039;i harekete geçirdi. Düzenlenen sefer sonucunda Sir Tarduş kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı; binlerce kişi öldürüldü, on binlercesi esir alındı. Tuo-mo-chih teslim olarak Tang hizmetine girdi. Ardından Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang hâkimiyetini kabul ederken, Sir Tarduşlardan geriye kalan topluluklar Çin&#039;in çeşitli bölgelerine iskân edildi. Böylece 647 yılında Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasî hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=454</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=454"/>
		<updated>2026-08-01T11:59:22Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Sir Tarduşların Dağılması */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk Çin&#039;in kuzey sınırlarına geldi. Bu büyük göçebe nüfusun nasıl iskân edileceği ve yönetileceği, Tang sarayında kapsamlı tartışmalara yol açtı. Temel kaygı, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasî ve askerî bir güç hâline gelmelerini önlemekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda öne sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak&#039;ın güneyindeki Çin şehir ve kasabalarına dağıtılarak yerleşik hayata geçirilmesi ve zamanla Çin toplumuna kaynaştırılmasıydı. Buna karşılık Yen Shih-ku, Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak&#039;ın kuzeyine yerleştirilmesini ve her boyun ayrı bir yönetici tarafından idare edilmesini önerdi. Li Pai-yao da benzer şekilde boyların kendi reisleri tarafından yönetilmesini, ancak doğrudan Tang imparatoruna bağlı kalmasını savundu. Ayrıca A-shih-na hanedanının yalnızca kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması ve Ting-hsiang&#039;da bir askerî valilik kurulması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkarak, ileride yeniden tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bunun yerine Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski yurtlarının çeşitli boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Wen Yen-po ise Göktürklerin gelenekleri ve boy teşkilatı korunarak kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini, böylece Tang sınırlarını koruyan askerî bir unsur olarak kullanılmalarını savundu. Wei Cheng ise onların güç kazandıklarında yeniden isyan edeceklerini belirterek Çin içlerine yerleştirilmelerine karşı çıktı ve mümkünse eski yurtlarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator T&#039;ai-tsung, sonunda Wen Yen-po&#039;nun görüşünü benimsedi. Bunun üzerine sayıları yüz bini aşan Göktürkler Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki sınır bölgelerine yerleştirildi; boy teşkilatları korunarak Tang yönetimine bağlı askerî-idarî birlikler hâlinde örgütlendirildi. Eski Göktürk toprakları askerî valiliklere ayrılırken, boy beyleri ve ileri gelenleri Tang hizmetine alınarak çeşitli idarî ve askerî görevlere getirildi. Bir kısmı aileleriyle birlikte Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşerek Tang yönetiminde görev yapmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo&#039;nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
639 yılında Chie-shih-shuai&#039;ın ayaklanma girişiminin ardından Tang yönetimi, Çin&#039;de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye yerleştirmeye karar verdi ve bu topluluğun başına A-shih-na hanedanından &#039;&#039;&#039;Ssu-mo&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;yu getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmış, bir süre Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş; ancak Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın dönüşü üzerine makamını ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch&#039;u-lo kağanlar döneminde hanedan mensubiyeti konusundaki kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu süreçte Tang sarayıyla yakın ilişkiler kurarak Çin&#039;e birçok kez elçi gönderdi. Göktürk Kağanlığı&#039;nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin hizmetine giren Ssu-mo&#039;ya askerî ve idarî görevler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, 639 yılında Ssu-mo&#039;yu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin&#039;deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti ve kendisine Li soyadını verdi. Ssu-mo, Ötüken&#039;e hâkim olan Sir Tarduşlardan çekindiği için başlangıçta kuzeye gitmek istemedi. Bunun üzerine İmparator T&#039;ai-tsung, Gobi Çölü&#039;nün kuzeyinin Sir Tarduşlara, güneyinin ise Ssu-mo idaresindeki Göktürklere bırakıldığını bildirerek iki taraf arasındaki dengenin Tang tarafından korunacağını açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo&#039;nun yönetimini güçlendirmek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens tayin edildi. Göktürkler ve onlarla birlikte yaşayan Soğdlar eski yurtlarına gönderildi. 641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürüleriyle birlikte Sarı Irmak&#039;ı geçerek kuzeye yerleşti; yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo da Tang sarayına bağlılığını bildirerek kuzey sınırlarını koruyacağını ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu teşkilat kısa sürede çöktü. Ssu-mo, bağlı boylar üzerinde otoritesini kuramadı ve aynı yıl Sir Tarduşlar karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak önce Shuo-chou&#039;ya, ardından 643 yılında yeniden Çin&#039;e sığındı. Daha sonra Tang ordusunda görev yaptı; Liao-tung seferinde yaralandı ve kısa süre sonra öldü. Böylece Tang Hanedanı&#039;nın Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde kendisine bağlı bir siyasî yapı olarak yaşatma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar bozkırın en güçlü topluluklarından biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle oluşan bu topluluk, Sirlerin Tarduşları hâkimiyetleri altına almasından sonra iki boyun ortak adıyla anılmaya başladı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle aynı siyasî ve kültürel çevreye mensuptular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılından önce Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyet altına aldığı Töles boyları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. 603 yılında Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda meydana gelen karışıklıklar sırasında Ch&#039;u-lo Kağan&#039;ın ağır vergiler koyması ve çok sayıda boy beyini idam ettirmesi üzerine Töles boyları ayaklandı. Bu süreçte Ch&#039;i-pi ve Sir Tarduşlar öne çıktı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po&#039;ya &#039;&#039;&#039;Ye-shih Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vererek siyasî teşkilatlanmalarını güçlendirdiler. Daha sonra Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden toparlanmasıyla She-kui ve ardından T&#039;ung Yabgu Kağan&#039;a bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda başlayan iç mücadeleler sırasında İ-shih-po&#039;nun torunu &#039;&#039;&#039;İ-nan&#039;&#039;&#039;, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya giderek İl Kağan&#039;ın hâkimiyetini kabul etti. Ancak Doğu Göktürk Devleti&#039;nin zayıflamasını fırsat bilerek ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu zaferden sonra çok sayıda boy Sir Tarduşlara katıldı; Ötüken bölgesi de İ-nan&#039;ın denetimine geçti. Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti&#039;ni zayıflatmak amacıyla İ-nan&#039;ı &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı ve iki taraf arasında diplomatik ilişkiler kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılında Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasıyla Sir Tarduşlar bozkırın en güçlü siyasî teşekkülü hâline geldi. Merkezlerini Tola Irmağı&#039;nın güneyine taşıyan İ-nan, hâkimiyetini Baykal Gölü&#039;nden Tanrı Dağları&#039;nın kuzeyine kadar genişletti. Gobi Çölü&#039;nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların kontrolüne girdi. Kaynaklar bu dönemde ordularının yaklaşık iki yüz bin askere ulaştığını bildirir. Devlet, kuzey ve güney olmak üzere iki idarî kanada ayrılmış; İ-nan merkezde kalırken oğulları &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;T&#039;u-li-shih&#039;&#039;&#039; bu kanatların idaresini üstlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların güçlenmesi Tang Hanedanı&#039;nı tedirgin etti. İmparator T&#039;ai-tsung bir taraftan İ-nan&#039;ın iki oğlunu ayrı hükümdarlar gibi tanıyarak Sir Tarduş birliğini zayıflatmaya çalışırken, diğer taraftan Çin&#039;de bulunan Göktürkleri yeniden bozkıra yerleştirme siyaseti izledi. Bunun üzerine Sir Tarduşlar, Ssu-mo idaresindeki Göktürklerin yeniden güç kazanmasını engellemek amacıyla 641 yılında Tardu Şad komutasında büyük bir sefer düzenlediler. İlk başarılarına rağmen Tang ordusunun müdahalesi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar ve ağır kayıplar verdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Sir Tarduşlar Tang ile yeniden uzlaşma arayışına girdi. İ-nan, hanedanlar arasında evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Tang sarayına çok sayıda at ve hayvan sürüsü göndererek Çinli bir prensesle evlenmek istedi. Ancak vaat edilen vergilerin gönderilememesi ve Sir Tarduşların giderek güçlenmesinden duyulan endişe nedeniyle İmparator T&#039;ai-tsung bu evlilikten vazgeçti. Bunun üzerine iki devlet arasındaki ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar zaman zaman Çin sınırlarına akınlar düzenleseler de İ-nan, Tang&#039;ın Kore seferine askerî destek teklif ederek ilişkileri tamamen koparmamaya çalıştı. Kore&#039;nin ittifak teklifini reddeden İ-nan, 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan&#039;ın ölümünden sonra Sir Tarduş Kağanlığı hızla iç mücadelelere sürüklendi. Ülke önce doğu ve batı olmak üzere iki idarî bölgeye ayrıldı; ardından &#039;&#039;&#039;Po-chuo (Lü Yabgu Kağan)&#039;&#039;&#039; bütün ülkenin hâkimi oldu. Ancak sert yönetimi ve ileri gelen devlet adamlarını tasfiye etmesi boylar arasında büyük huzursuzluk doğurdu. Çin&#039;in muhalif grupları desteklemesiyle iç karışıklıklar daha da arttı. Yanındaki kuvvetleri giderek azalan Po-chuo, kaçmaya çalışırken Uygurlar tarafından öldürüldü; ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik topluluk Doğu Türkistan&#039;daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo&#039;nun ölümünden sonra &#039;&#039;&#039;Tuo-mo-chih&#039;&#039;&#039; hükümdar seçilerek Sir Tarduşları yeniden toparlamaya çalıştı. Başlangıçta Tang yönetimi buna izin verdiyse de, Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boylarının yeniden Sir Tarduş hâkimiyeti altında birleşmeye başlaması Çin&#039;i harekete geçirdi. Düzenlenen sefer sonucunda Sir Tarduş kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı; binlerce kişi öldürüldü, on binlercesi esir alındı. Tuo-mo-chih teslim olarak Tang hizmetine girdi. Ardından Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang hâkimiyetini kabul ederken, Sir Tarduşlardan geriye kalan topluluklar Çin&#039;in çeşitli bölgelerine iskân edildi. Böylece 647 yılında Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasî hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sir_Tardu%C5%9Flar&amp;diff=453</id>
		<title>Sir Tarduşlar</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sir_Tardu%C5%9Flar&amp;diff=453"/>
		<updated>2026-08-01T11:56:56Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Sir Tarduşlar&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;, Töles boylar birliği içinde yer alan ve VII. yüzyılın ilk yarısında Orta Asya&amp;#039;nın en güçlü Türk topluluklarından biri hâline gelen bir boylar konfederasyonudur. Çin kaynaklarında &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Hsie-yen-t&amp;#039;o (Xueyantuo)&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; adıyla geçen bu topluluk, Sir (Hsie) ve Tarduş (Yen-t&amp;#039;o) boylarının birleşmesiyle ortaya çıkmış, zamanla çok sayıda Türk boyunu bünyesinde toplayarak siyasî bir güç kazanmıştır. Özellikle...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Sir Tarduşlar&#039;&#039;&#039;, Töles boylar birliği içinde yer alan ve VII. yüzyılın ilk yarısında Orta Asya&#039;nın en güçlü Türk topluluklarından biri hâline gelen bir boylar konfederasyonudur. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-yen-t&#039;o (Xueyantuo)&#039;&#039;&#039; adıyla geçen bu topluluk, Sir (Hsie) ve Tarduş (Yen-t&#039;o) boylarının birleşmesiyle ortaya çıkmış, zamanla çok sayıda Türk boyunu bünyesinde toplayarak siyasî bir güç kazanmıştır. Özellikle Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıfladığı 627 yılı sonrasında bağımsız hareket etmeye başlamış, 630 yılında Göktürk Kağanlığı&#039;nın yıkılmasının ardından ise bozkırın en etkili siyasî gücü hâline gelerek 647 yılına kadar Göktürk mirası üzerinde hâkimiyet kurmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Göktürk Hâkimiyetinde Sir Tarduşlar ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, I. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşuyla birlikte Göktürk hâkimiyeti altına girdiler. Kaynaklarda bir kısmının Ötüken&#039;in doğusunda, diğer bir kısmının ise Tanrı Dağları&#039;nın doğu ucundaki &#039;&#039;&#039;Tafgan (T&#039;an-han)&#039;&#039;&#039; Dağı çevresinde yaşadığı belirtilmektedir. Bu durum, 603 yılına kadar Altaylar ile Tanrı Dağları&#039;nın doğu kesimlerinde Göktürk idaresi altında bulunduklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılından önce Bumin Kağan, Töles boylarını hâkimiyeti altına alarak siyasî ve askerî gücünü artırmış, ardından Juan-juanları mağlup ederek Göktürk Kağanlığı&#039;nı kurmuştur. Sir Tarduşlar da Töles birliği içinde bu hâkimiyete katılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Batı Göktürk Kağanı Tardu&#039;nun mağlup olmasının ardından Töles boyları Batı Göktürk idaresinden ayrıldı. Ancak yerine geçen Ch&#039;u-lo Kağan&#039;ın ağır vergiler koyması ve yüzlerce boy beyini idam ettirmesi üzerine geniş çaplı bir isyan başladı. Töles toplulukları bu süreçte iki siyasî merkez etrafında toplandı. Tanrı Dağları&#039;nın doğusundaki boylar &#039;&#039;&#039;Ch&#039;i-pi&#039;&#039;&#039; önderliğinde birleşerek reisleri Ko-leng&#039;i &#039;&#039;&#039;İ-wu-chen Baga Kağan&#039;&#039;&#039; ilan ederken, Sir Tarduşlar da kendi liderleri &#039;&#039;&#039;İ-hsi-po (Işbara)&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya &#039;&#039;&#039;Ye-hsi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo&#039;nun 611 yılından sonra Sui Hanedanı hizmetine girmesiyle Batı Göktürk ülkesinde &#039;&#039;&#039;She-kui Kağan&#039;&#039;&#039; hâkimiyeti yeniden kurdu ve hem Ch&#039;i-pi hem de Sir Tarduşlar ona bağlandı. Doğudaki Uygur, Bayırku, Ediz, Tongra ve Bugut gibi Töles boyları ise Doğu Göktürk Kağanı Shih-pi&#039;nin idaresine girdi. She-kui&#039;nin ölümünden sonra Sir Tarduşların, Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Yabgu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya bağlılıklarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduş Kağanlığı&#039;nın Yükselişi ===&lt;br /&gt;
628 yılında Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan karışıklıklar sırasında İ-shih-po&#039;nun torunu &#039;&#039;&#039;İ-nan&#039;&#039;&#039;, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla Doğu Göktürk Kağanı İl Kağan&#039;a bağlandı. Ancak Doğu Göktürk Devleti&#039;nin kısa sürede zayıflaması üzerine bağımsızlığını ilan ederek Göktürk kuvvetlerini mağlup etti. Bu zaferden sonra çok sayıda boy ve kabile Sir Tarduş hâkimiyetini kabul etti; Ötüken bölgesi de onların denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Doğu Göktürklere karşı denge unsuru oluşturmak amacıyla İ-nan ile ittifak kurdu ve onu &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tanıdı. İ-nan da Çin&#039;e elçiler göndererek iki devlet arasında diplomatik ilişkiler başlattı. Başlangıçta merkezi Ötüken&#039;de bulunan Sir Tarduş Kağanlığı&#039;nın sınırları doğuda Mo-ho kabilelerinden batıda Batı Göktürk ülkesine, kuzeyde Kerulen Nehri&#039;ne kadar uzanıyor, güneyde ise Gobi Çölü doğal sınırı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılında Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından İ-nan, merkezini Tola Irmağı&#039;nın güneyindeki &#039;&#039;&#039;Togu Balık&#039;&#039;&#039;bölgesine taşıdı. Böylece Sir Tarduşlar, Gobi Çölü&#039;nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümünü hâkimiyetleri altına aldılar. Yaklaşık iki yüz bin kişilik askerî güce ulaşan devlet, kuzey ve güney olmak üzere iki idarî bölgeye ayrıldı; İ-nan merkezde kalırken oğulları &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;T&#039;u-li-shih&#039;&#039;&#039; bu bölgelerin yönetimini üstlendi. Bu dönemde Tang sarayına düzenli olarak elçiler gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların giderek güçlenmesi Tang yönetimini tedirgin ederken, onların en büyük endişesi Çin&#039;de bulunan Göktürklerin yeniden bozkıra dönerek eski hâkimiyetlerini kurmalarıydı. Bu nedenle 641 yılında Ssu-mo idaresindeki Göktürklerin kuzeye gönderilmesi üzerine Sir Tarduşlar harekete geçti. İ-nan&#039;ın oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu Şad&#039;&#039;&#039;, büyük bir kuvvetle Ssu-mo üzerine yürüdü; ancak Tang ordusunun müdahalesi sonucu geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilginin ardından Sir Tarduşlar, Tang sarayıyla yeniden iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. İ-nan, çok sayıda at ve hayvan sürüsü göndererek bir Tang prensesiyle evlenme talebinde bulundu. İmparator T&#039;ai-tsung başlangıçta bu isteğe mesafeli yaklaşsa da, devlet adamlarının tavsiyesi üzerine Sir Tarduşlarla barışçı ilişkilerin sürdürülmesini tercih etti. Böylece iki devlet arasındaki diplomatik temaslar bir süre daha devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Yıkılışı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların kuraklık ve hayvan kayıpları nedeniyle Tang sarayına göndermeleri gereken vergiyi sunamamaları, iki devlet arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açtı. Tang sarayındaki devlet adamlarının tavsiyesi üzerine İmparator T&#039;ai-tsung, daha önce gündeme gelen hanedan evliliğinden vazgeçti. Bunun üzerine Sir Tarduşlar Tang&#039;a karşı daha sert bir siyaset izlemeye başladı. T&#039;u-li Şad&#039;ın Ting-hsiang&#039;a düzenlediği saldırı, ilişkilerdeki gerginliğin ilk işareti oldu. Buna rağmen Bilge Kağan, Kore seferinde Tang&#039;a askerî yardım teklif ederek dostane ilişkileri sürdürmeye çalıştı. Aynı dönemde Korelilerin ittifak teklifini de reddetti. Ancak Bilge Kağan&#039;ın 645 yılında ölmesi, Sir Tarduş Kağanlığı&#039;nda yeni bir mücadele dönemini başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünden sonra ülke doğu ve batı olmak üzere iki idare bölgesine ayrıldı. Doğu kanadı T&#039;u-li-shih unvanını alan Ye-mang&#039;a, batı kanadı ise Lü Yabgu Kağan unvanını taşıyan Pa-chuo&#039;ya bırakıldı. Kısa süre sonra Ye-mang öldürüldü ve Lü Yabgu Kağan devletin tek hâkimi oldu. Çin ordusunun Kore cephesinde bulunmasını fırsat bilerek Tang sınırlarına saldırmak istediyse de, Çin&#039;in geniş çaplı askerî hazırlıkları karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lü Yabgu Kağan&#039;ın sert yönetimi ve devlet adamlarını tasfiye etmesi ülkede huzursuzluğu artırdı. Hanedan mensupları arasındaki mücadeleler ve Çin&#039;in muhalif grupları desteklemesi iç karışıklıkları derinleştirdi. Giderek zayıflayan Lü Yabgu, az sayıdaki adamıyla kaçmaya çalışırken Uygurlar tarafından öldürüldü. Hanedan üyelerinin büyük bölümü ortadan kaldırılırken halkın önemli bir kısmı Doğu Türkistan&#039;daki küçük devletlere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lü Yabgu&#039;nun ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın yeğeni &#039;&#039;&#039;Tuo-mo-chih&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İ-t&#039;e-wu-shih Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan edildi. Kısa sürede birçok Töles boyu yeniden onun etrafında toplandıysa da, bu durum Tang yönetimini yeniden endişelendirdi. Çin ordusunun düzenlediği sefer sırasında Tuo-mo-chih teslim olmak zorunda kaldı; çok sayıda Sir Tarduş öldürüldü veya esir alındı. Tuo-mo-chih ise Tang hizmetine alınarak Çin&#039;de yaşamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş Kağanlığı&#039;nın ortadan kalkmasının ardından Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang hâkimiyetini tanıdı. Sir Tarduşlardan geriye kalan toplulukların bir bölümü 650 yılında Çin&#039;in kuzey sınır bölgelerine yerleştirildi. 669 yılında kalan Sir Tarduş grupları yeniden ayaklansalar da isyan, Tang Hanedanı&#039;nın Göktürk kuvvetlerinden de yararlanmasıyla kısa sürede bastırıldı. Böylece VII. yüzyılın ilk yarısında bozkırın en güçlü siyasî teşekküllerinden biri olan Sir Tarduş Kağanlığı tarih sahnesinden çekildi.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=452</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=452"/>
		<updated>2026-08-01T11:36:13Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk Çin&#039;in kuzey sınırlarına geldi. Bu büyük göçebe nüfusun nasıl iskân edileceği ve yönetileceği, Tang sarayında kapsamlı tartışmalara yol açtı. Temel kaygı, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasî ve askerî bir güç hâline gelmelerini önlemekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda öne sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak&#039;ın güneyindeki Çin şehir ve kasabalarına dağıtılarak yerleşik hayata geçirilmesi ve zamanla Çin toplumuna kaynaştırılmasıydı. Buna karşılık Yen Shih-ku, Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak&#039;ın kuzeyine yerleştirilmesini ve her boyun ayrı bir yönetici tarafından idare edilmesini önerdi. Li Pai-yao da benzer şekilde boyların kendi reisleri tarafından yönetilmesini, ancak doğrudan Tang imparatoruna bağlı kalmasını savundu. Ayrıca A-shih-na hanedanının yalnızca kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması ve Ting-hsiang&#039;da bir askerî valilik kurulması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkarak, ileride yeniden tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bunun yerine Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski yurtlarının çeşitli boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Wen Yen-po ise Göktürklerin gelenekleri ve boy teşkilatı korunarak kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini, böylece Tang sınırlarını koruyan askerî bir unsur olarak kullanılmalarını savundu. Wei Cheng ise onların güç kazandıklarında yeniden isyan edeceklerini belirterek Çin içlerine yerleştirilmelerine karşı çıktı ve mümkünse eski yurtlarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator T&#039;ai-tsung, sonunda Wen Yen-po&#039;nun görüşünü benimsedi. Bunun üzerine sayıları yüz bini aşan Göktürkler Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki sınır bölgelerine yerleştirildi; boy teşkilatları korunarak Tang yönetimine bağlı askerî-idarî birlikler hâlinde örgütlendirildi. Eski Göktürk toprakları askerî valiliklere ayrılırken, boy beyleri ve ileri gelenleri Tang hizmetine alınarak çeşitli idarî ve askerî görevlere getirildi. Bir kısmı aileleriyle birlikte Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşerek Tang yönetiminde görev yapmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo&#039;nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
639 yılında Chie-shih-shuai&#039;ın ayaklanma girişiminin ardından Tang yönetimi, Çin&#039;de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye yerleştirmeye karar verdi ve bu topluluğun başına A-shih-na hanedanından &#039;&#039;&#039;Ssu-mo&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;yu getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmış, bir süre Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş; ancak Ch&#039;i-min Kağan&#039;ın dönüşü üzerine makamını ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch&#039;u-lo kağanlar döneminde hanedan mensubiyeti konusundaki kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu süreçte Tang sarayıyla yakın ilişkiler kurarak Çin&#039;e birçok kez elçi gönderdi. Göktürk Kağanlığı&#039;nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin hizmetine giren Ssu-mo&#039;ya askerî ve idarî görevler verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, 639 yılında Ssu-mo&#039;yu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin&#039;deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti ve kendisine Li soyadını verdi. Ssu-mo, Ötüken&#039;e hâkim olan Sir Tarduşlardan çekindiği için başlangıçta kuzeye gitmek istemedi. Bunun üzerine İmparator T&#039;ai-tsung, Gobi Çölü&#039;nün kuzeyinin Sir Tarduşlara, güneyinin ise Ssu-mo idaresindeki Göktürklere bırakıldığını bildirerek iki taraf arasındaki dengenin Tang tarafından korunacağını açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo&#039;nun yönetimini güçlendirmek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens tayin edildi. Göktürkler ve onlarla birlikte yaşayan Soğdlar eski yurtlarına gönderildi. 641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürüleriyle birlikte Sarı Irmak&#039;ı geçerek kuzeye yerleşti; yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo da Tang sarayına bağlılığını bildirerek kuzey sınırlarını koruyacağını ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu teşkilat kısa sürede çöktü. Ssu-mo, bağlı boylar üzerinde otoritesini kuramadı ve aynı yıl Sir Tarduşlar karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak önce Shuo-chou&#039;ya, ardından 643 yılında yeniden Çin&#039;e sığındı. Daha sonra Tang ordusunda görev yaptı; Liao-tung seferinde yaralandı ve kısa süre sonra öldü. Böylece Tang Hanedanı&#039;nın Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde kendisine bağlı bir siyasî yapı olarak yaşatma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=451</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=451"/>
		<updated>2026-08-01T10:21:38Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk Çin&#039;in kuzey sınırlarına geldi. Bu büyük göçebe nüfusun nasıl iskân edileceği ve yönetileceği, Tang sarayında kapsamlı tartışmalara yol açtı. Temel kaygı, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasî ve askerî bir güç hâline gelmelerini önlemekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda öne sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak&#039;ın güneyindeki Çin şehir ve kasabalarına dağıtılarak yerleşik hayata geçirilmesi ve zamanla Çin toplumuna kaynaştırılmasıydı. Buna karşılık Yen Shih-ku, Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak&#039;ın kuzeyine yerleştirilmesini ve her boyun ayrı bir yönetici tarafından idare edilmesini önerdi. Li Pai-yao da benzer şekilde boyların kendi reisleri tarafından yönetilmesini, ancak doğrudan Tang imparatoruna bağlı kalmasını savundu. Ayrıca A-shih-na hanedanının yalnızca kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması ve Ting-hsiang&#039;da bir askerî valilik kurulması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkarak, ileride yeniden tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bunun yerine Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski yurtlarının çeşitli boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Wen Yen-po ise Göktürklerin gelenekleri ve boy teşkilatı korunarak kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini, böylece Tang sınırlarını koruyan askerî bir unsur olarak kullanılmalarını savundu. Wei Cheng ise onların güç kazandıklarında yeniden isyan edeceklerini belirterek Çin içlerine yerleştirilmelerine karşı çıktı ve mümkünse eski yurtlarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator T&#039;ai-tsung, sonunda Wen Yen-po&#039;nun görüşünü benimsedi. Bunun üzerine sayıları yüz bini aşan Göktürkler Sarı Irmak&#039;ın kuzeyindeki sınır bölgelerine yerleştirildi; boy teşkilatları korunarak Tang yönetimine bağlı askerî-idarî birlikler hâlinde örgütlendirildi. Eski Göktürk toprakları askerî valiliklere ayrılırken, boy beyleri ve ileri gelenleri Tang hizmetine alınarak çeşitli idarî ve askerî görevlere getirildi. Bir kısmı aileleriyle birlikte Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşerek Tang yönetiminde görev yapmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise [[Çin Seddi|Çin Seddi’]]&amp;lt;nowiki/&amp;gt;ne sığınmak istediğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=450</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=450"/>
		<updated>2026-08-01T09:22:36Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk, Çin’in kuzey sınırlarına geldi. Göçebe hayat tarzına sahip bu toplulukların nereye yerleştirileceği ve nasıl idare edileceği, Tang sarayında ciddi tartışmalara yol açtı. Çinli devlet adamları, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasi ve askerî bir güç hâline gelmesinden endişe ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda ileri sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin [[Sarı Irmak]]’ın güneyine dağıtılarak Çin şehir ve kasabalarına yerleştirilmesiydi. Bu görüşü savunanlar, Göktürklerin dokumacılık ve tarımla uğraşmalarını sağlayarak zamanla yerleşik hayata geçmelerini ve Çin kültürü içinde erimelerini amaçlıyordu. Böylece hem Çin’in nüfusu artacak hem de Göktürklerin eski yurdu olan [[Gobi Çölü]]’nün kuzeyi boş bırakılarak yeni saldırıların önüne geçilecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yen Shih-ku ise Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak’ın kuzeyine yerleştirilmesini, her topluluğun başına ayrı bir yönetici tayin edilmesini önerdi. Bu düzenlemenin, Göktürklerin tek bir siyasi yapı altında birleşmesini engelleyeceğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Pai-yao da Göktürklerin birbirinden bağımsız boylar hâlinde tutulmasını savundu. Ona göre boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeli, ancak bu reisler yalnızca Tang imparatoruna bağlı olmalıydı. Göktürk hanedanına mensup A-shih-na ailesinin de sadece kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması yeterli görülüyordu. Böylece Göktürk boyları arasında birlik kurulamayacak ve birbirlerine üstünlük sağlayamayacaklardı. Sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ting-hsiang’da bir askerî valilik kurulması da teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesini tehlikeli buluyordu. Çin’e teslim olmuş olsalar bile eski yurtlarını unutmayacaklarını ve güçlendikleri takdirde başkent Ch’ang-an için tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bu nedenle Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski topraklarının boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Böylece Göktürklerin Tang İmparatorluğu’na bağlı küçük siyasi birlikler hâlinde yaşamaları sağlanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wen Yen-po ise daha farklı bir politika öne sürdü. Göktürklerin gelenekleri bozulmadan, boy ve kabile yapıları korunarak Çin’in kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini savundu. Bu toplulukların sınır bölgelerini Çin adına koruyabileceğini ve Tang yönetiminin askerî gücüne katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Ayrıca Göktürklerin Çin geleneklerini, tarımı ve dokumacılığı öğrenmeleri, cesur savaşçılarının ise saray muhafızı olarak görevlendirilmeleri gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Cheng bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Göktürklerin geçmişte Çin’e defalarca saldırdığını, güçlendikleri zaman yeniden isyan edeceklerini ve Çin nüfusu içinde hızla çoğalarak büyük bir tehdit oluşturacaklarını ileri sürdü. Bu nedenle onların Sarı Irmak’ın güneyine yerleştirilmemesini, mümkünse eski topraklarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmaların sonunda İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun görüşünü kabul etti. Böylece Çin’e gelen Göktürklerin kuzey sınırlarına yerleştirilmesine, boy düzenlerinin korunmasına ve Tang yönetimine bağlı askerî ve idarî topluluklar hâlinde teşkilatlandırılmasına karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi ===&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan değerlendirmelerin ardından İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun önerisini kabul ederek Çin’e sığınan Göktürklerin kuzey sınır bölgelerine yerleştirilmesine karar verdi. Kaynaklarda sayılarının yüz bini aştığı belirtilen Göktürkler, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki çeşitli bölgelere dağıtıldı ve bu yerleşim alanları yeni askerî-idarî teşkilatlar hâline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin eski yurtları da yeniden düzenlenerek Tang yönetimine bağlı askerî valiliklere ayrıldı. Böylece hem sınır güvenliğinin sağlanması hem de Göktürk boylarının yeniden tek bir siyasi otorite altında birleşmelerinin önlenmesi amaçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin başkentine gelen Göktürk boy beyleri ve ileri gelenleri çeşitli askerî ve idarî unvanlarla ödüllendirildi. Bir kısmı Tang sarayında resmî görevlere getirildi; aileleri de daha sonra başkent Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşti. Kısa süre içinde şehirde yaşayan Göktürk ailelerinin sayısı önemli ölçüde arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise [[Çin Seddi|Çin Seddi’]]&amp;lt;nowiki/&amp;gt;ne sığınmak istediğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=449</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=449"/>
		<updated>2026-08-01T09:05:44Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk, Çin’in kuzey sınırlarına geldi. Göçebe hayat tarzına sahip bu toplulukların nereye yerleştirileceği ve nasıl idare edileceği, Tang sarayında ciddi tartışmalara yol açtı. Çinli devlet adamları, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasi ve askerî bir güç hâline gelmesinden endişe ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda ileri sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin [[Sarı Irmak]]’ın güneyine dağıtılarak Çin şehir ve kasabalarına yerleştirilmesiydi. Bu görüşü savunanlar, Göktürklerin dokumacılık ve tarımla uğraşmalarını sağlayarak zamanla yerleşik hayata geçmelerini ve Çin kültürü içinde erimelerini amaçlıyordu. Böylece hem Çin’in nüfusu artacak hem de Göktürklerin eski yurdu olan [[Gobi Çölü]]’nün kuzeyi boş bırakılarak yeni saldırıların önüne geçilecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yen Shih-ku ise Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak’ın kuzeyine yerleştirilmesini, her topluluğun başına ayrı bir yönetici tayin edilmesini önerdi. Bu düzenlemenin, Göktürklerin tek bir siyasi yapı altında birleşmesini engelleyeceğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Pai-yao da Göktürklerin birbirinden bağımsız boylar hâlinde tutulmasını savundu. Ona göre boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeli, ancak bu reisler yalnızca Tang imparatoruna bağlı olmalıydı. Göktürk hanedanına mensup A-shih-na ailesinin de sadece kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması yeterli görülüyordu. Böylece Göktürk boyları arasında birlik kurulamayacak ve birbirlerine üstünlük sağlayamayacaklardı. Sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ting-hsiang’da bir askerî valilik kurulması da teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesini tehlikeli buluyordu. Çin’e teslim olmuş olsalar bile eski yurtlarını unutmayacaklarını ve güçlendikleri takdirde başkent Ch’ang-an için tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bu nedenle Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski topraklarının boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Böylece Göktürklerin Tang İmparatorluğu’na bağlı küçük siyasi birlikler hâlinde yaşamaları sağlanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wen Yen-po ise daha farklı bir politika öne sürdü. Göktürklerin gelenekleri bozulmadan, boy ve kabile yapıları korunarak Çin’in kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini savundu. Bu toplulukların sınır bölgelerini Çin adına koruyabileceğini ve Tang yönetiminin askerî gücüne katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Ayrıca Göktürklerin Çin geleneklerini, tarımı ve dokumacılığı öğrenmeleri, cesur savaşçılarının ise saray muhafızı olarak görevlendirilmeleri gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Cheng bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Göktürklerin geçmişte Çin’e defalarca saldırdığını, güçlendikleri zaman yeniden isyan edeceklerini ve Çin nüfusu içinde hızla çoğalarak büyük bir tehdit oluşturacaklarını ileri sürdü. Bu nedenle onların Sarı Irmak’ın güneyine yerleştirilmemesini, mümkünse eski topraklarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmaların sonunda İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun görüşünü kabul etti. Böylece Çin’e gelen Göktürklerin kuzey sınırlarına yerleştirilmesine, boy düzenlerinin korunmasına ve Tang yönetimine bağlı askerî ve idarî topluluklar hâlinde teşkilatlandırılmasına karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi ===&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan değerlendirmelerin ardından İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun önerisini kabul ederek Çin’e sığınan Göktürklerin kuzey sınır bölgelerine yerleştirilmesine karar verdi. Kaynaklarda sayılarının yüz bini aştığı belirtilen Göktürkler, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki çeşitli bölgelere dağıtıldı ve bu yerleşim alanları yeni askerî-idarî teşkilatlar hâline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin eski yurtları da yeniden düzenlenerek Tang yönetimine bağlı askerî valiliklere ayrıldı. Böylece hem sınır güvenliğinin sağlanması hem de Göktürk boylarının yeniden tek bir siyasi otorite altında birleşmelerinin önlenmesi amaçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin başkentine gelen Göktürk boy beyleri ve ileri gelenleri çeşitli askerî ve idarî unvanlarla ödüllendirildi. Bir kısmı Tang sarayında resmî görevlere getirildi; aileleri de daha sonra başkent Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşti. Kısa süre içinde şehirde yaşayan Göktürk ailelerinin sayısı önemli ölçüde arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise Çin Seddi’ne sığınmak istediğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=448</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=448"/>
		<updated>2026-08-01T08:54:25Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Göktürklerin Dağılması */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T&#039;u-li Kağan&#039;ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı&#039;na çekilip Tang&#039;a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch&#039;ang-an&#039;a götürüldü, idam edilmeyip Çin&#039;de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;u-li Kağan, Shih-pi Kağan&#039;ın oğlu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T&#039;u-li Kağan 631 yılında Çin&#039;de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi [[Türkistan]] şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk, Çin’in kuzey sınırlarına geldi. Göçebe hayat tarzına sahip bu toplulukların nereye yerleştirileceği ve nasıl idare edileceği, Tang sarayında ciddi tartışmalara yol açtı. Çinli devlet adamları, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasi ve askerî bir güç hâline gelmesinden endişe ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda ileri sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin [[Sarı Irmak]]’ın güneyine dağıtılarak Çin şehir ve kasabalarına yerleştirilmesiydi. Bu görüşü savunanlar, Göktürklerin dokumacılık ve tarımla uğraşmalarını sağlayarak zamanla yerleşik hayata geçmelerini ve Çin kültürü içinde erimelerini amaçlıyordu. Böylece hem Çin’in nüfusu artacak hem de Göktürklerin eski yurdu olan [[Gobi Çölü]]’nün kuzeyi boş bırakılarak yeni saldırıların önüne geçilecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yen Shih-ku ise Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak’ın kuzeyine yerleştirilmesini, her topluluğun başına ayrı bir yönetici tayin edilmesini önerdi. Bu düzenlemenin, Göktürklerin tek bir siyasi yapı altında birleşmesini engelleyeceğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Pai-yao da Göktürklerin birbirinden bağımsız boylar hâlinde tutulmasını savundu. Ona göre boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeli, ancak bu reisler yalnızca Tang imparatoruna bağlı olmalıydı. Göktürk hanedanına mensup A-shih-na ailesinin de sadece kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması yeterli görülüyordu. Böylece Göktürk boyları arasında birlik kurulamayacak ve birbirlerine üstünlük sağlayamayacaklardı. Sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ting-hsiang’da bir askerî valilik kurulması da teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesini tehlikeli buluyordu. Çin’e teslim olmuş olsalar bile eski yurtlarını unutmayacaklarını ve güçlendikleri takdirde başkent Ch’ang-an için tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bu nedenle Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski topraklarının boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Böylece Göktürklerin Tang İmparatorluğu’na bağlı küçük siyasi birlikler hâlinde yaşamaları sağlanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wen Yen-po ise daha farklı bir politika benimsedi. Göktürklerin gelenekleri bozulmadan, boy ve kabile yapıları korunarak Çin’in kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini savundu. Bu toplulukların sınır bölgelerini Çin adına koruyabileceğini ve Tang yönetiminin askerî gücüne katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Ayrıca Göktürklerin Çin geleneklerini, tarımı ve dokumacılığı öğrenmeleri, cesur savaşçılarının ise saray muhafızı olarak görevlendirilmeleri gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Cheng bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Göktürklerin geçmişte Çin’e defalarca saldırdığını, güçlendikleri zaman yeniden isyan edeceklerini ve Çin nüfusu içinde hızla çoğalarak büyük bir tehdit oluşturacaklarını ileri sürdü. Bu nedenle onların Sarı Irmak’ın güneyine yerleştirilmemesini, mümkünse eski topraklarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmaların sonunda İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun görüşünü kabul etti. Böylece Çin’e gelen Göktürklerin kuzey sınırlarına yerleştirilmesine, boy düzenlerinin korunmasına ve Tang yönetimine bağlı askerî ve idarî topluluklar hâlinde teşkilatlandırılmasına karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi ===&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan değerlendirmelerin ardından İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun önerisini kabul ederek Çin’e sığınan Göktürklerin kuzey sınır bölgelerine yerleştirilmesine karar verdi. Kaynaklarda sayılarının yüz bini aştığı belirtilen Göktürkler, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki çeşitli bölgelere dağıtıldı ve bu yerleşim alanları yeni askerî-idarî teşkilatlar hâline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin eski yurtları da yeniden düzenlenerek Tang yönetimine bağlı askerî valiliklere ayrıldı. Böylece hem sınır güvenliğinin sağlanması hem de Göktürk boylarının yeniden tek bir siyasi otorite altında birleşmelerinin önlenmesi amaçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin başkentine gelen Göktürk boy beyleri ve ileri gelenleri çeşitli askerî ve idarî unvanlarla ödüllendirildi. Bir kısmı Tang sarayında resmî görevlere getirildi; aileleri de daha sonra başkent Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşti. Kısa süre içinde şehirde yaşayan Göktürk ailelerinin sayısı önemli ölçüde arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise Çin Seddi’ne sığınmak istediğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sar%C4%B1_Irmak&amp;diff=447</id>
		<title>Sarı Irmak</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sar%C4%B1_Irmak&amp;diff=447"/>
		<updated>2026-08-01T08:53:06Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;Sarı Irmak (Huang He), yaklaşık &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;5.464 km&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; uzunluğuyla Çin&amp;#039;in en uzun ikinci, dünyanın ise en uzun altıncı nehir sistemidir. Yaklaşık &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;795.000 km²&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; genişliğindeki havzasıyla ülkenin kuzeyindeki en önemli akarsu havzalarından birini oluşturur. Kaynağını Tibet Platosu&amp;#039;ndaki &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Bayan Har Dağları&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;ndan alan nehir doğuya doğru akar, &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Ordos Dirseği&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; olarak adlandırılan geniş yay çizdikten sonra Şansi ile Şensi eyal...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Sarı Irmak (Huang He), yaklaşık &#039;&#039;&#039;5.464 km&#039;&#039;&#039; uzunluğuyla Çin&#039;in en uzun ikinci, dünyanın ise en uzun altıncı nehir sistemidir. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;795.000 km²&#039;&#039;&#039; genişliğindeki havzasıyla ülkenin kuzeyindeki en önemli akarsu havzalarından birini oluşturur. Kaynağını Tibet Platosu&#039;ndaki &#039;&#039;&#039;Bayan Har Dağları&#039;&#039;&#039;ndan alan nehir doğuya doğru akar, &#039;&#039;&#039;Ordos Dirseği&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılan geniş yay çizdikten sonra Şansi ile Şensi eyaletleri arasında doğal sınır oluşturur. Wei Irmağı ile birleştikten sonra Kuzey Çin Ovası&#039;nı geçerek &#039;&#039;&#039;Bohai Denizi&#039;&#039;&#039;ne dökülür. Adını, &#039;&#039;&#039;Lös Platosu&#039;&#039;&#039;ndan taşıdığı yoğun sarı renkli ince tortulardan alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak Havzası, Çin uygarlığının ortaya çıktığı başlıca merkezlerden biri kabul edilir. Geleneksel Çin tarih anlayışına göre Xia Hanedanı bu havzada kurulmuş, bölgedeki topluluklar sık sık meydana gelen taşkınlara karşı ortak hareket ederek siyasî birlik oluşturmuştur. Nehir, taşıdığı verimli alüvyonlarla tarımsal üretimin gelişmesini sağlarken, sık sık yatağını değiştirmesi ve büyük taşkınlara yol açması nedeniyle tarih boyunca hem hayat veren hem de yıkıma neden olan bir unsur olmuştur. MÖ 595 ile MS 1946 yılları arasında yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.593 taşkın&#039;&#039;&#039; meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu sebeple Çin kültüründe &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin&#039;in Gururu&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin&#039;in Kederi&amp;quot;&#039;&#039;&#039; gibi birbirine zıt unvanlarla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde havzada yaklaşık &#039;&#039;&#039;120 milyon&#039;&#039;&#039; kişi yaşamaktadır. Sarı Irmak&#039;ın sularından yararlanan eyaletlerin toplam nüfusu ise &#039;&#039;&#039;420 milyonu&#039;&#039;&#039; aşmaktadır. Havza, Çin&#039;in işlenen tarım arazilerinin yaklaşık &#039;&#039;&#039;%13&#039;ünü&#039;&#039;&#039; barındırmasına rağmen ülkenin toplam yüzey akışının yalnızca &#039;&#039;&#039;%2&#039;sini&#039;&#039;&#039; almaktadır. Yağışların düzensizliği ve artan su tüketimi nedeniyle 1970&#039;li yıllardan itibaren nehrin debisi ile taşıdığı sediment miktarı önemli ölçüde azalmış, bazı dönemlerde Bohai Denizi&#039;ne ulaşamaz hâle gelmiştir. Bu sorunu hafifletmek amacıyla Çin, &#039;&#039;&#039;2003 yılında Güney-Kuzey Su Aktarma Projesi&#039;&#039;&#039;ni başlatmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Etimoloji ===&lt;br /&gt;
İlk dönemlerde Sarı Irmak, sularının bugünküne göre daha berrak olması nedeniyle Çincede yalnızca &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Nehir&amp;quot; (He)&#039;&#039;&#039;adıyla anılıyordu. Tarihî kayıtlara göre nehir, MÖ 367 ile MS 165 yılları arasında &#039;&#039;&#039;Lös Platosu&#039;&#039;&#039;ndan taşınan yoğun alüvyonların etkisiyle belirgin biçimde bulanıklaşmıştır. Bunun ardından kaynaklarda önce &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Bulanık Nehir&amp;quot;&#039;&#039;&#039;, daha sonra ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Sarı Irmak&amp;quot; (Huang He)&#039;&#039;&#039; adı kullanılmaya başlanmıştır. &amp;quot;Sarı Irmak&amp;quot; adına MÖ 145 yılına ait kayıtlarda rastlanırken, &amp;quot;Bulanık Nehir&amp;quot; adı MS 429 yılına kadar kullanılmaya devam etmiş, Tang Hanedanı&#039;nın sonlarına doğru ise tamamen terk edilmiştir. Ad değişikliğinin kesin nedeni bilinmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nehir, farklı halklar tarafından çeşitli adlarla da anılmıştır. Şensi&#039;deki Lös Platosu&#039;nda konuşulan Cin (Jin) lehçesinde &#039;&#039;&#039;Laoye He&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;Efendi Nehir&amp;quot;), Moğolcada &#039;&#039;&#039;Şar Mörön&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;Sarı Nehir&amp;quot;) ve &#039;&#039;&#039;Hatan Gol&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;Kraliçe Nehir&amp;quot;) adları kullanılmaktadır. VIII. yüzyıla ait Kül Tigin Yazıtı&#039;nda Eski Türkçe &#039;&#039;&#039;Yaşıl Ügüz&#039;&#039;&#039; adıyla geçen nehir, Tibetçede ise &#039;&#039;&#039;Ma Chu&#039;&#039;&#039;(&amp;quot;Tavus Kuşu Irmağı&amp;quot;) olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarihî Önemi ve Taşkınlar ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, tarih boyunca Kuzey Çin&#039;in gelişiminde belirleyici rol oynamış ve Çin uygarlığının doğduğu başlıca merkezlerden biri olarak kabul edilmiştir. Verimli alüvyonları sayesinde tarımsal üretimi desteklemiş, çevresinde ilk yerleşimlerin ve erken devletlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte, sık sık meydana gelen taşkınlar nedeniyle Çin tarihinin en yıkıcı doğal afetlerinin de başlıca kaynağı olmuştur. Özellikle &#039;&#039;&#039;1344&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;1887&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;1931&#039;&#039;&#039; yıllarında yaşanan büyük taşkınlar yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş ve geniş bölgelerde ağır yıkım yaratmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taşkınların temel nedeni, Sarı Irmak&#039;ın &#039;&#039;&#039;Lös Platosu&#039;&#039;&#039;ndan taşıdığı büyük miktardaki ince alüvyonun nehir yatağında sürekli birikmesidir. Bu birikim zamanla doğal setler oluşturarak nehir yatağını yükseltmiş, suyun önüne çıkan engeller ise akışın yön değiştirmesine yol açmıştır. Taşkınlar sırasında nehir, Kuzey Çin Ovası&#039;nda yeni yataklar açmış; tarım arazileri, kasabalar ve şehirler sular altında kalmıştır. Çin&#039;de taşkınları önlemek amacıyla inşa edilen bentlerin zamanla yükseltilmesi de sorunu tamamen çözememiş, aksine nehir yatağının çevresindeki araziden daha yüksekte kalmasına neden olarak setlerin yıkıldığı dönemlerde felaketlerin etkisini artırmıştır. Bu süreçte nehrin denize döküldüğü nokta zaman zaman &#039;&#039;&#039;480 km&#039;&#039;&#039; kadar yer değiştirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak&#039;ta taşkınlara yol açan bir diğer etken, İç Moğolistan&#039;da oluşan buz setlerinin ani biçimde parçalanmasıdır. Biriken suların kısa sürede aşağı havzaya ulaşması büyük can ve mal kayıplarına neden olmuş, modern dönemde ise bu buz setleri uçaklardan bırakılan patlayıcılarla kontrollü biçimde kırılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern barajların inşasından önce Sarı Irmak dünyanın taşkınlara en açık nehirlerinden biriydi. MÖ &#039;&#039;&#039;595&#039;&#039;&#039; ile MS &#039;&#039;&#039;1946&#039;&#039;&#039;yılları arasında &#039;&#039;&#039;1.593&#039;&#039;&#039; kez taştığı, bu süreçte yatağını &#039;&#039;&#039;26&#039;&#039;&#039; kez önemli ölçüde, &#039;&#039;&#039;9&#039;&#039;&#039; kez ise tamamen değiştirdiği hesaplanmaktadır. Taşkınlar yalnızca boğulmalara değil, ardından yaşanan kıtlıklar ve salgın hastalıklar nedeniyle de çok büyük nüfus kayıplarına yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Uygarlığının Beşiği ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak Havzası, Çin uygarlığının doğduğu bölge olarak kabul edilmektedir. Nehir boyunca uzanan verimli alüvyon ovaları, erken tarım topluluklarının yerleşmesine ve zamanla ilk siyasî teşekküllerin ortaya çıkmasına imkân sağlamıştır. Batı Zhou döneminde Çin devletlerinin büyük bölümü Sarı Irmak&#039;ın orta ve aşağı havzalarında yoğunlaşmış, bölge uzun süre Çin&#039;in siyasî, ekonomik ve kültürel merkezi olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin mitolojisinde Sarı Irmak önemli bir yere sahiptir. Dev Kua Fu&#039;nun Güneş&#039;i takip ederken susuzluğunu gidermek amacıyla Sarı Irmak ile Wei Irmağı&#039;nın sularını içtiği anlatılır. Bir başka efsaneye göre ise sık sık taşan Sarı Irmak&#039;ın kontrol altına alınması görevi &#039;&#039;&#039;Büyük Yu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya verilmiş, onun yürüttüğü su düzenleme çalışmaları Çin geleneğinde devlet düzeninin kurulmasının simgelerinden biri kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk tarihî kaynaklar, Sarı Irmak&#039;ın günümüzdeki yatağından farklı bir güzergâh izlediğini göstermektedir. İlkbahar ve Sonbahar Dönemi ile Qin Hanedanı&#039;na ait kayıtlara göre nehir, Luoyang&#039;dan sonra daha kuzeyde akarak Şansi, Henan, Hebei ve Şantung sınırları boyunca ilerliyor, bugünkü Tianjin yakınlarında Bohai Körfezi&#039;ne ulaşıyordu. Ayrıca bugünkü yatağına yakın ikinci bir kolun da bulunduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eski Çin coğrafyasını anlatan &#039;&#039;&#039;Yu Gong&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da Sarı Irmak&#039;ın kaynağından denize kadar izlediği güzergâh ayrıntılı biçimde tasvir edilmiştir. Bu metne göre nehir, Longmen&#039;den sonra güneye yönelmiş, Huayin, Sanmen ve Mengjin üzerinden ilerledikten sonra Luo Irmağı ile birleşmiş, daha aşağı kesimlerde kuzeye dönerek çok sayıda kola ayrılmış ve Bohai Denizi&#039;ne dökülmüştür. Metinde anlatılan bu tarihî yatak, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Yu Irmağı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yatağının Değişmesi ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, tarih boyunca yatağını sık sık değiştiren nehirlerden biri olmuştur. İlk büyük yatak değişikliği &#039;&#039;&#039;MÖ 602 yılında&#039;&#039;&#039; Zhou Kralı Ding döneminde meydana geldi. Nehir, Henan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Suxu&#039;&#039;&#039; ağzından taşarak eski &#039;&#039;&#039;Yu Irmağı&#039;&#039;&#039; yatağını terk etmiş ve yüzlerce kilometre doğuya kaymıştır. Yeni yatağı Hebei üzerinden Bohai Denizi&#039;ne ulaşırken, eski yatak bir süre daha su taşımış, ancak Savaşan Devletler Dönemi&#039;nin ortalarında tamamen kurumuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XI. yüzyılda meydana gelen taşkınlar Sarı Irmak&#039;ın yatağını yeniden değiştirdi. Song yönetimi eski yatağı geri kazandırmak için uzun yıllar büyük çaba göstermesine rağmen başarılı olamadı. &#039;&#039;&#039;1048 yılındaki&#039;&#039;&#039; taşkından sonra nehrin ana kolu daha kuzeye yönelerek Tianjin çevresinden Bohai Denizi&#039;ne dökülmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;1128-1855 yılları&#039;&#039;&#039; arasında ise Sarı Irmak bugünkü güzergâhını terk ederek Şantung Yarımadası&#039;nın güneyinden akmış, &#039;&#039;&#039;Huai Irmağı&#039;&#039;&#039; ile birleşip &#039;&#039;&#039;Sarı Deniz&#039;&#039;&#039;e dökülmüştür. Bu değişim, Song ordusunun ilerleyen Cin kuvvetlerini durdurmak amacıyla bentleri yıkmasının ardından gerçekleşmiştir. Taşıdığı yoğun alüvyon nedeniyle Huai Irmağı&#039;nın ağzı dolmuş ve Sarı Irmak eski yatağına döndükten sonra bile Huai Irmağı tarihî güzergâhını yeniden kullanamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İmparatorluk Döneminde Sarı Irmak ===&lt;br /&gt;
Savaşan Devletler Dönemi&#039;nde bentlerin yıkılması ve nehir sularının rakip devletlerin topraklarına yönlendirilmesi yaygın bir askerî yöntem hâline geldi. Sarı Irmak vadisi, Kuzey Çin Ovası&#039;ndan Guanzhong&#039;a ulaşan en önemli güzergâh olduğundan &#039;&#039;&#039;Hangu Geçidi&#039;&#039;&#039; güçlü biçimde tahkim edildi. MS &#039;&#039;&#039;11 yılındaki&#039;&#039;&#039; büyük taşkın kısa ömürlü &#039;&#039;&#039;Xin Hanedanı&#039;&#039;&#039;nın yıkılışını hızlandırırken, &#039;&#039;&#039;70 yılındaki&#039;&#039;&#039; taşkın nehrin yeniden Şantung&#039;un kuzeyindeki yatağına dönmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
III. yüzyıldan itibaren Hangu Geçidi&#039;nin askerî önemi azalırken savunma hatları &#039;&#039;&#039;Tongguan&#039;&#039;&#039; çevresine kaydırıldı. Buna rağmen nehir savaşlarda kullanılmaya devam etti. &#039;&#039;&#039;923 yılında&#039;&#039;&#039; Sonraki Liang kumandanı &#039;&#039;&#039;Duan Ning&#039;&#039;&#039;, Sonraki Tang ordusunu durdurmak amacıyla bentleri yıktırarak geniş bir bölgeyi sular altında bıraktı. &#039;&#039;&#039;1020 yılında&#039;&#039;&#039; Song mühendisi &#039;&#039;&#039;Li Chun&#039;&#039;&#039; da benzer bir öneri ortaya koymuş, ancak iki devlet arasındaki antlaşma nedeniyle bu plan uygulanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarihî Taşkınlar ve Taşkın Kontrolü ===&lt;br /&gt;
Yuan ve Ming dönemlerinde Sarı Irmak sık sık taşarak yeni yataklar oluşturdu. &#039;&#039;&#039;1344&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;1391&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;1526&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;1534&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;1558&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;1587&#039;&#039;&#039;yıllarındaki büyük taşkınlar özellikle aşağı havzada ağır yıkıma yol açtı. &#039;&#039;&#039;1642 yılında&#039;&#039;&#039; Kaifeng Valisi, şehri kuşatan isyancıları durdurmak amacıyla bentleri yıktırdı. Ancak taşkın Kaifeng&#039;i harap etti; ardından gelen kıtlık ve salgınlarla birlikte yaklaşık &#039;&#039;&#039;300 bin&#039;&#039;&#039; kişi hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk döneminde Sarı Irmak&#039;ın nasıl denetim altına alınacağı sürekli tartışma konusu oldu. Bir görüş yüksek bentlerle nehrin dar bir yatakta tutulmasını savunurken, diğer görüş taşkın alanlarının geniş bırakılmasının daha güvenli olduğunu ileri sürüyordu. Bentler, taş tahkimatlar, taşkın havzaları ve tahliye kanalları gibi yöntemler uygulanmasına rağmen taşkınlar tamamen önlenemedi. &#039;&#039;&#039;1680 yılındaki&#039;&#039;&#039; büyük taşkın, &#039;&#039;&#039;Sizhou&#039;&#039;&#039; şehrini ve Ming Hanedanı hükümdarlarına ait türbeleri &#039;&#039;&#039;Hongze Gölü&#039;&#039;&#039; suları altında bıraktı. Bu yapılar ancak XX. yüzyılda su seviyesinin düşürülmesiyle yeniden ortaya çıkarılabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== XIX. Yüzyıldan Günümüze ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;1851-1855&#039;&#039;&#039; yılları arasında meydana gelen büyük taşkınlar sırasında Sarı Irmak yeniden kuzeye yönelmiş, bu süreç &#039;&#039;&#039;Nien&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Taiping İsyanları&#039;&#039;&#039; ile aynı döneme rastlamıştır. &#039;&#039;&#039;1887 yılındaki&#039;&#039;&#039; büyük taşkın, tahminlere göre &#039;&#039;&#039;900 bin ila 2 milyon&#039;&#039;&#039; kişinin ölümüne yol açarak tarihin en yıkıcı doğal afetlerinden biri olmuştur. Nehir, &#039;&#039;&#039;1897 taşkınından&#039;&#039;&#039; sonra büyük ölçüde günümüzdeki yatağına kavuşmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;1898 taşkını&#039;&#039;&#039;, Şantung&#039;da çok sayıda yerleşimi yoksullaştırmış; ardından gelen kuraklık ve yabancı misyoner faaliyetlerinin yol açtığı toplumsal gerilimlerle birlikte &#039;&#039;&#039;Boksör Hareketi&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Boksör Ayaklanması&#039;&#039;&#039;nın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan etkenlerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;1931 yılında&#039;&#039;&#039; meydana gelen taşkın ise tahminen &#039;&#039;&#039;1 ila 4 milyon&#039;&#039;&#039; kişinin hayatını kaybetmesine neden olarak kayıtlara geçen en ölümcül nehir taşkını kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında, &#039;&#039;&#039;9 Haziran 1938&#039;de&#039;&#039;&#039; Çan Kay Şek yönetimindeki Milliyetçi Hükûmet, Japon ordusunun ilerleyişini durdurmak amacıyla Henan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Huayuankou&#039;&#039;&#039; bentlerini bilinçli olarak yıktırdı. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;54.000 km²&#039;&#039;&#039; genişliğindeki alanı sular altında bırakan bu taşkında &#039;&#039;&#039;500 bin ile 900 bin&#039;&#039;&#039; arasında Çinli yaşamını yitirirken, sayısı bilinmeyen Japon askeri de hayatını kaybetti. Taşkın Japonların Zhengzhou&#039;yu ele geçirmesini geciktirse de Wuhan&#039;ın işgalini engelleyemedi. Milliyetçi yönetim uzun süre felaketin sorumluluğunu kabul etmeyerek bentlerin Japon bombardımanı sonucu yıkıldığını ileri sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Savaşın ardından Sarı Irmak&#039;ın eski yatağına döndürülmesi gündeme geldi. Çalışmalar &#039;&#039;&#039;1946 yılında&#039;&#039;&#039; hız kazanmış, &#039;&#039;&#039;15 Mart 1947&#039;de&#039;&#039;&#039; Huayuankou&#039;daki gedik kapatılarak nehir ertesi gün yeniden eski yatağına akmaya başlamıştır. Ancak bu süreçte binlerce kişi yer değiştirmek zorunda kalmış, bentlerin onarımı hem Milliyetçiler hem de Çin Komünist Partisi tarafından yürütülen geniş çaplı çalışmalarla sürdürülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin Halk Cumhuriyeti&#039;nin kurulmasının ardından &#039;&#039;&#039;1954 yılında&#039;&#039;&#039; Sarı Irmak&#039;ın taşkınlarını denetim altına almak ve su kaynaklarını geliştirmek amacıyla kapsamlı bir plan hazırlanmış, &#039;&#039;&#039;1957&#039;den&#039;&#039;&#039; itibaren baraj, bent, sulama ve taşkın kontrol projeleri hız kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen &#039;&#039;&#039;1970&#039;li yıllardan&#039;&#039;&#039; itibaren artan su tüketimi ve kuraklık nedeniyle nehrin debisi önemli ölçüde azalmıştır. &#039;&#039;&#039;1990&#039;lı yıllarda&#039;&#039;&#039; Sarı Irmak ortalama yılda yaklaşık &#039;&#039;&#039;180 gün&#039;&#039;&#039; denize ulaşamaz hâle gelmiş, &#039;&#039;&#039;1997 yılında&#039;&#039;&#039; ise &#039;&#039;&#039;226 gün&#039;&#039;&#039;boyunca Bohai Denizi&#039;ne ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin&#039;de &#039;&#039;&#039;1999 yılında&#039;&#039;&#039; başlatılan bütünleşik su yönetimi uygulamalarıyla nehrin akışı yeniden düzenlenmiştir. Yetkililerin açıkladığı verilere göre Sarı Irmak, &#039;&#039;&#039;2024 yılına kadar 25 yıl boyunca&#039;&#039;&#039; kesintisiz olarak denize ulaşmış; bu süreçte yüz milyarlarca metreküp su sağlanmış, deltadaki sulak alanlar iyileşmiş ve kuş türlerinin sayısı belirgin biçimde artmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafî Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak Havzası doğu-batı doğrultusunda yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.900 km&#039;&#039;&#039;, kuzey-güney doğrultusunda ise yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.100 km&#039;&#039;&#039;genişliğe sahiptir. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;795.000 km²&#039;&#039;&#039; yüzölçümündeki havza, Çin&#039;in en büyük akarsu sistemlerinden biri olup milyonlarca insanın içme suyu ve sulama ihtiyacını karşılamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nehir, Tibet Platosu&#039;nun kuzeydoğusunda, &#039;&#039;&#039;Çinghay&#039;&#039;&#039; eyaletindeki &#039;&#039;&#039;Bayan Har Dağları&#039;&#039;&#039;ndan doğar. Kaynak kolları &#039;&#039;&#039;Gyaring Gölü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ngoring Gölü&#039;&#039;&#039;ne ulaşan sularla beslenir. Buradan kuzeybatıya yönelen nehir, daha sonra güneye dönerek geniş &#039;&#039;&#039;Ordos Dirseği&#039;&#039;&#039;ni oluşturur. Ardından doğuya akarak &#039;&#039;&#039;Kuzey Çin Ovası&#039;&#039;&#039;nı geçer ve &#039;&#039;&#039;Bohai Denizi&#039;&#039;&#039;ne dökülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, batıdan doğuya doğru &#039;&#039;&#039;Çinghay, Siçuan, Gansu, Ningşia Hui Özerk Bölgesi, İç Moğolistan Özerk Bölgesi, Şensi, Şansi, Henan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Şantung&#039;&#039;&#039; olmak üzere yedi eyalet ile iki özerk bölgeden geçmektedir. Güzergâhı üzerinde bulunan başlıca şehirler &#039;&#039;&#039;Lanzhou, Yinchuan, Wuhai, Baotou, Luoyang, Zhengzhou, Kaifeng&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Jinan&#039;&#039;&#039;dır. Günümüzde nehrin ağzı Şantung eyaletindeki &#039;&#039;&#039;Kenli&#039;&#039;&#039; ilçesinde yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Coğrafî bakımdan Sarı Irmak genel olarak üç kesimde incelenmektedir. Yukarı çığır, Tibet Platosu&#039;nun dağlık alanlarını; orta çığır, &#039;&#039;&#039;Ordos Dirseği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Lös Platosu&#039;&#039;&#039;nu; aşağı çığır ise &#039;&#039;&#039;Kuzey Çin Ovası&#039;&#039;&#039;nı kapsamaktadır. Nehrin Lös Platosu&#039;ndan taşıdığı büyük miktardaki ince alüvyon yalnızca aşağı havzayı değil, &#039;&#039;&#039;Bohai Denizi&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kuzey Sarı Deniz&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Güney Sarı Deniz&#039;&#039;&#039; tabanını da etkileyerek özellikle Şantung Yarımadası açıklarında geniş tortul birikim alanlarının oluşmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Jeolojik Oluşumu ===&lt;br /&gt;
Jeolojik araştırmalara göre Sarı Irmak, &#039;&#039;&#039;Geç Miyosen, Pliyosen veya Pleistosen&#039;&#039;&#039; dönemlerinden birinde, Tibet Platosu&#039;nun yükselmesine bağlı olarak oluşmuştur. Platonun tektonik hareketlerle yükselmesi, bölgedeki akarsu ağının yeniden şekillenmesine ve Sarı Irmak&#039;ın bugünkü havzasının meydana gelmesine zemin hazırlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yukarı Çığır ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak&#039;ın yukarı çığırı, &#039;&#039;&#039;Bayan Har Dağları&#039;&#039;&#039;ndaki kaynağından başlayarak &#039;&#039;&#039;İç Moğolistan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;daki &#039;&#039;&#039;Hekou&#039;&#039;&#039; kasabasına kadar uzanır. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;3.472 km&#039;&#039;&#039; uzunluğundaki bu kesim, &#039;&#039;&#039;386.000 km²&#039;&#039;&#039; büyüklüğündeki havzasıyla nehir havzasının yaklaşık &#039;&#039;&#039;%51,4&#039;ünü&#039;&#039;&#039; oluşturur. Bu bölümde nehir yaklaşık &#039;&#039;&#039;3.496 metre&#039;&#039;&#039; yükselti kaybederek yüksek dağlık alanlardan alçak ovalara doğru ilerler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak kesimi, Bayan Har ve &#039;&#039;&#039;Amne Machin&#039;&#039;&#039; dağları arasında uzanan çayırlar, bataklıklar ve yüksek plato düzlüklerinden oluşur. Nehir burada berrak ve düzenli bir akış gösterir. Bölgenin en önemli su kütleleri olan &#039;&#039;&#039;Gyaring (Zhaling) Gölü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ngoring (Eling) Gölü&#039;&#039;&#039;, deniz seviyesinden &#039;&#039;&#039;4.290 metrenin&#039;&#039;&#039; üzerindeki yükseltilerde yer almakta olup Çin&#039;in en büyük plato tatlı su gölleri arasında bulunmaktadır. Sarı Irmak, Yangtze ve Mekong nehirlerinin kaynak alanlarını kapsayan geniş saha, doğal ekosistemi korumak amacıyla &#039;&#039;&#039;Sanjiangyuan Millî Doğa Koruma Alanı&#039;&#039;&#039;içerisinde yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğuya doğru akan nehir, Gansu&#039;daki &#039;&#039;&#039;Maqu&#039;&#039;&#039; bölgesine ulaştıktan sonra yüksek rakımlı &#039;&#039;&#039;Zoigê Sulak Alanları&#039;&#039;&#039;nı takip eder, kuzeybatıya yönelerek Siçuan sınırına ulaşır ve daha sonra yeniden Çinghay&#039;a girerek &#039;&#039;&#039;Longyang Boğazı&#039;&#039;&#039;na doğru kuzeye döner.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Longyang Boğazı ile Gansu&#039;daki &#039;&#039;&#039;Qingtong Boğazı&#039;&#039;&#039; arasındaki kesim, Sarı Irmak&#039;ın engebeli vadilerini oluşturur. Dar yatak, dik yamaçlar ve yüksek eğim nedeniyle akıntı son derece hızlıdır. Bu bölümde &#039;&#039;&#039;Longyang, Jishi, Liujia, Bapan&#039;&#039;&#039;ve &#039;&#039;&#039;Qingtong&#039;&#039;&#039; gibi önemli boğazlar yer almakta olup, güçlü akış sayesinde Çin&#039;in başlıca hidroelektrik üretim alanlarından biri hâline gelmiştir. Nehir bu kesimde Gansu eyaletine ulaşır ve eyalet merkezi &#039;&#039;&#039;Lanzhou&#039;&#039;&#039; içinden geçerek kuzeydoğu yönünde &#039;&#039;&#039;Ningşia&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya ilerler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Qingtong Boğazı&#039;nın ardından Sarı Irmak, &#039;&#039;&#039;Yinchuan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Hetao&#039;&#039;&#039; alüvyal ovalarına ulaşır. Çöl ve bozkırlarla çevrili bu kesimde yan kolların sayısı azaldığından akış hızı belirgin biçimde düşer. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;900 km&#039;&#039;&#039; uzunluğa ve &#039;&#039;&#039;30-50 km&#039;&#039;&#039;genişliğe sahip Hetao Ovası ise tarih boyunca Sarı Irmak üzerindeki en önemli sulama ve tarım bölgelerinden biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Çığır ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak&#039;ın orta çığırı, resmî sınıflandırmaya göre &#039;&#039;&#039;İç Moğolistan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;daki &#039;&#039;&#039;Hekou&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Henan&#039;&#039;&#039; eyaletindeki &#039;&#039;&#039;Zhengzhou&#039;&#039;&#039;arasında uzanır. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.206 km&#039;&#039;&#039; uzunluğundaki bu kesimin havzası &#039;&#039;&#039;344.000 km²&#039;&#039;&#039; olup, nehir havzasının yaklaşık &#039;&#039;&#039;%45,7&#039;sini&#039;&#039;&#039; oluşturur. Bu bölüm boyunca nehre katılan yaklaşık &#039;&#039;&#039;30 büyük kol&#039;&#039;&#039;, su miktarını önemli ölçüde artırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta çığırın büyük bölümü &#039;&#039;&#039;Lös Platosu&#039;&#039;&#039;ndan geçtiği için yoğun erozyon meydana gelir. Nehrin taşıdığı ince lös tabakaları Sarı Irmak&#039;ı dünyanın en fazla sediment taşıyan akarsularından biri hâline getirmiştir. &#039;&#039;&#039;1933 yılında&#039;&#039;&#039; taşınan sediment miktarı yaklaşık &#039;&#039;&#039;3,91 milyar ton&#039;&#039;&#039; ile en yüksek seviyeye ulaşırken, &#039;&#039;&#039;1977 yılında&#039;&#039;&#039; metreküp başına &#039;&#039;&#039;920 kg&#039;&#039;&#039; ile rekor tortu yoğunluğu ölçülmüştür. Bu alüvyonlar aşağı çığırda birikerek nehir yatağını çevresindeki araziden daha yükseğe çıkarmış ve Sarı Irmak&#039;ın &amp;quot;yer üstündeki nehir&amp;quot; olarak anılmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hekou ile &#039;&#039;&#039;Yumenkou&#039;&#039;&#039; arasındaki kesimde yer alan &#039;&#039;&#039;Jinshan Vadisi&#039;&#039;&#039;, nehrin ana yatağındaki en uzun kesintisiz vadi sistemini oluşturur. Güçlü akıntısı ve yüksek eğimi sayesinde bu bölüm Çin&#039;in hidroelektrik enerji üretimi açısından en elverişli bölgelerinden biridir. Şansi ile Şensi eyaletleri arasındaki &#039;&#039;&#039;Hukou Şelalesi&#039;&#039;&#039;, Sarı Irmak&#039;ın en tanınmış doğal oluşumlarından biri olarak bu kesimde yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Aşağı Çığır ===&lt;br /&gt;
Aşağı çığır, &#039;&#039;&#039;Zhengzhou&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dan başlayarak yaklaşık &#039;&#039;&#039;786 km&#039;&#039;&#039; boyunca &#039;&#039;&#039;Kuzey Çin Ovası&#039;&#039;&#039;nı geçtikten sonra &#039;&#039;&#039;Bohai Denizi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde son bulur. Bu bölümün havzası yalnızca &#039;&#039;&#039;23.000 km²&#039;&#039;&#039; olup toplam havzanın yaklaşık &#039;&#039;&#039;%3&#039;ünü&#039;&#039;&#039; oluşturur. Bunun başlıca nedeni, bu kesimde nehre önemli bir kolun katılmaması; güneydeki akarsuların &#039;&#039;&#039;Huai Irmağı&#039;&#039;&#039;, kuzeydekilerin ise &#039;&#039;&#039;Hai Irmağı&#039;&#039;&#039; havzasına yönelmesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta çığırdan taşınan büyük miktardaki alüvyon, aşağı kesimde birikerek nehir yatağını sürekli yükseltmiştir. Zamanla yatak çevredeki ovalardan birkaç metre daha yükseğe çıktığı için Sarı Irmak bu bölümde &#039;&#039;&#039;&amp;quot;yer üstündeki nehir&amp;quot;&#039;&#039;&#039;olarak adlandırılmaktadır. &#039;&#039;&#039;Kaifeng&#039;&#039;&#039; çevresinde nehir yatağı yer yer çevresindeki araziden yaklaşık &#039;&#039;&#039;10 metre&#039;&#039;&#039; daha yüksekte bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşağı çığırın en önemli doğal oluşumu, Bohai Denizi kıyısında yer alan &#039;&#039;&#039;Sarı Irmak Deltası&#039;&#039;&#039;dır. Nehrin taşıdığı yoğun alüvyonların birikmesiyle oluşan delta, Çin&#039;in en genç ve en hızlı gelişen deltalarından biri olup geniş sulak alanları ve zengin ekosistemiyle dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kolları ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak&#039;ın başlıca kolları, kaynaktan denize doğru sırasıyla &#039;&#039;&#039;White (Beyaz) Irmak, Daxia Irmağı, Tao Irmağı, Huang Shui, Datong Irmağı, Zhuanglang Irmağı, Zuli Irmağı, Qingshui Irmağı, Dahei Irmağı, Kuye Irmağı, Wuding Irmağı, Fen Irmağı, Wei Irmağı, Luo Irmağı, Qin Irmağı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Dawen Irmağı&#039;&#039;&#039;dır. Bunlar arasında &#039;&#039;&#039;Wei Irmağı&#039;&#039;&#039;, Sarı Irmak&#039;ın en büyük kolu olup tarih boyunca stratejik ve ekonomik bakımdan büyük önem taşımıştır. Wei ile Sarı Irmak&#039;ın birleştiği noktada bulunan &#039;&#039;&#039;Tong Geçidi&#039;&#039;&#039;, Çin tarihinin en önemli askerî geçitlerinden biri olarak uzun süre Kuzey Çin ile Guanzhong bölgesini birbirine bağlayan ana ulaşım güzergâhını kontrol etmiştir. Sarı Irmak&#039;ın aşağı çığırına ise önemli bir yan kol katılmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, taşıdığı alüvyon miktarı bakımından dünyanın en dikkat çekici nehirlerinden biridir. Lös Platosu&#039;ndan her yıl yaklaşık &#039;&#039;&#039;1,6 milyar ton&#039;&#039;&#039; sediment taşımakta, su debisinin yeterli olduğu dönemlerde bunun yaklaşık &#039;&#039;&#039;1,4 milyar tonu&#039;&#039;&#039; Bohai Denizi&#039;ne ulaşmaktadır. Metreküp başına ortalama &#039;&#039;&#039;34 kg&#039;&#039;&#039; tortu taşıması, onu Colorado ve Nil gibi büyük nehirlerden çok daha yüksek sediment yüküne sahip bir akarsu hâline getirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nehrin ortalama debisi saniyede yaklaşık &#039;&#039;&#039;2.110 m³&#039;&#039;&#039; olup, yağışlı dönemlerde &#039;&#039;&#039;25.000 m³&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;e kadar çıkabilmekte, kurak dönemlerde ise &#039;&#039;&#039;245 m³&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;e kadar düşebilmektedir. &#039;&#039;&#039;1972 yılından&#039;&#039;&#039; itibaren artan sulama faaliyetleri ve su tüketimi nedeniyle Sarı Irmak bazı yıllarda denize ulaşamamıştır. Nehirden sağlanan su, yaklaşık &#039;&#039;&#039;140 milyon&#039;&#039;&#039; kişinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamakta, ayrıca yaklaşık &#039;&#039;&#039;74.000 km²&#039;&#039;&#039; tarım arazisinin sulanmasında kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık &#039;&#039;&#039;8.000 km²&#039;&#039;&#039; büyüklüğündeki &#039;&#039;&#039;Sarı Irmak Deltası&#039;&#039;&#039;, nehrin taşıdığı alüvyonlarla oluşmuştur. Ancak 1996&#039;dan itibaren denize ulaşan sediment miktarının azalması nedeniyle delta bazı kesimlerde kıyı erozyonuna uğrayarak küçülme eğilimi göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nehirde su miktarı en fazla &#039;&#039;&#039;Temmuz-Ekim&#039;&#039;&#039; ayları arasındaki yağış döneminde artarken, sulama ihtiyacının en yüksek olduğu dönem &#039;&#039;&#039;Mart-Haziran&#039;&#039;&#039; aylarıdır. Bu nedenle taşkınları kontrol etmek, elektrik üretmek ve kurak dönemlerde kullanılmak üzere su depolamak amacıyla çok sayıda baraj inşa edilmiştir. Bununla birlikte, yüksek sediment yükü baraj rezervuarlarının hızla dolmasına ve ekonomik ömürlerinin kısalmasına yol açmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak&#039;ın taşıdığı alüvyonun yavaş akan aşağı çığırda birikmesi, nehir yatağını sürekli yükseltmektedir. Bu nedenle taşkın dönemlerinde bentlerin aşılması hâlinde nehir yeni bir yatak açarak çevredeki geniş ovalara yayılabilmektedir. Tarih boyunca yaklaşık her yüzyılda bir görülen bu büyük yatak değişimlerini önlemek amacıyla modern dönemde bentler güçlendirilmiş ve kapsamlı taşkın kontrol sistemleri kurulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hidroelektrik Santralleri ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, yüksek debisi ve özellikle yukarı ile orta çığırdaki dik eğimli vadileri sayesinde Çin&#039;in en önemli hidroelektrik enerji kaynaklarından biridir. Nehir üzerinde 1960&#039;lardan itibaren çok sayıda baraj ve hidroelektrik santrali inşa edilmiştir. Başlıca tesisler arasında &#039;&#039;&#039;Sanmenxia Barajı (1960)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Sanshenggong Barajı (1966)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Qingtongxia Hidroelektrik Santrali (1968)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Liujiaxia Barajı (1974)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Yanguoxia Barajı (1975)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Tianqiao Barajı (1977)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bapanxia Barajı (1980)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Longyangxia Barajı (1992)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Lijiaxia Barajı (1997)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Daxia Hidroelektrik Santrali (1998)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Li Gorge Hidroelektrik Santrali (1999)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Wanjiazhai Barajı (1999)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Xiaolangdi Barajı (2001)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Laxiwa Barajı (2010)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Yangqu Barajı (2016)&#039;&#039;&#039;ve &#039;&#039;&#039;Maerdang Barajı (2018)&#039;&#039;&#039; yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2000 yılı verilerine göre &#039;&#039;&#039;Longyangxia, Lijiaxia, Liujiaxia, Yanguoxia, Bapanxia, Daxia&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Qinglongxia&#039;&#039;&#039; hidroelektrik santrallerinin toplam kurulu gücü yaklaşık &#039;&#039;&#039;5.618 MW&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;a ulaşmıştır. Bu tesisler elektrik üretiminin yanı sıra taşkın kontrolü, sulama ve su yönetiminde de önemli işlevler üstlenmektedir. Bununla birlikte, Sarı Irmak&#039;ın taşıdığı yüksek miktardaki alüvyon baraj rezervuarlarında hızlı sediment birikimine neden olduğundan, tesislerin işletilmesi ve bakımında önemli mühendislik sorunları ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Köprüler ve Geçişler ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, Çin&#039;in kuzeyindeki ulaşım ağının ana eksenlerinden biri olduğundan tarih boyunca çok sayıda köprü ve feribot hattıyla geçilmiştir. Günümüzde nehir üzerinde karayolu ve demiryolu taşımacılığına hizmet veren yüzlerce köprü bulunmaktadır. Bunların başlıcaları &#039;&#039;&#039;Dongying Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Binzhou Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Jinan Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Luokou Demiryolu Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kaifeng Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Zhengzhou Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Sanmen Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Hancheng-Yumenkou Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Yinchuan Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Baotou Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Lanzhou Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Zhongshan Köprüsü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Dari Sarı Irmak Köprüsü&#039;&#039;&#039;dür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle &#039;&#039;&#039;Lanzhou&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Jinan&#039;&#039;&#039;, Sarı Irmak üzerindeki köprüleriyle öne çıkan şehirlerdir. Bunlar arasında &#039;&#039;&#039;Zhongshan Köprüsü&#039;&#039;&#039;, Çin&#039;in Sarı Irmak üzerindeki en eski modern çelik köprülerinden biri olarak tarihî önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Faunası ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak Havzası, zengin bir tatlı su ekosistemine sahiptir. Havzada &#039;&#039;&#039;28 familya&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;92 cinse&#039;&#039;&#039; ait &#039;&#039;&#039;160&#039;tan fazla&#039;&#039;&#039; yerli balık türü yaşamaktadır. Bunların &#039;&#039;&#039;19&#039;u&#039;&#039;&#039; yalnızca bu havzada görülen endemik türlerdir. Ancak habitat kaybı, su kirliliği, aşırı avlanma, yabancı türlerin bölgeye girmesi ve baraj inşaatları nedeniyle yerli balık türlerinin önemli bir bölümü azalmış veya yok olmuştur. XXI. yüzyılın başlarında havzada yalnızca yaklaşık &#039;&#039;&#039;80 yerli tür&#039;&#039;&#039; tespit edilebilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Havzanın en zengin balık grubu &#039;&#039;&#039;Sazangiller (Cyprinidae)&#039;&#039;&#039; familyasıdır. Bunun yanında taş çöpçü balıkları, kaya balıkları, çöpçü balıkları ve yayın balıkları da önemli yer tutmaktadır. Yukarı çığırdaki Tibet Platosu&#039;nda daha çok soğuk su türleri görülürken, aşağı çığır ve deltada acı suya uyum sağlayabilen türler de yaşamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Balıkçılık tarih boyunca bölge ekonomisinin önemli faaliyetlerinden biri olmasına rağmen av miktarı giderek azalmıştır. Amur yayın balığı, Lanzhou yayın balığı ve çeşitli sazan türleri ekonomik önemini korurken, &#039;&#039;&#039;Çin kürek balığı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kaluga mersin balığı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Yangtze mersin balığı&#039;&#039;&#039; gibi büyük türler uzun yıllardır Sarı Irmak&#039;ta gözlenmemektedir. Balık stoklarını korumak amacıyla &#039;&#039;&#039;2018 yılından&#039;&#039;&#039; itibaren her yıl av yasağı uygulanmakta, yukarı çığırda ise &#039;&#039;&#039;2022-2025&#039;&#039;&#039; yılları arasında doğal balıkların avlanması tamamen yasaklanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak Havzası, &#039;&#039;&#039;Çin havuz kaplumbağası&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Çin yumuşak kabuklu kaplumbağası&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Çin dev semenderi&#039;&#039;&#039; gibi önemli tatlı su türlerinin doğal yaşam alanları arasında yer almaktadır. Özellikle Çin dev semenderinin doğal popülasyonu aşırı avlanma ve yaşam alanlarının tahribi nedeniyle ciddi ölçüde azalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Florası ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, Tibet Platosu&#039;ndan Bohai Denizi&#039;ne kadar uzandığı için farklı iklim ve bitki örtüsü kuşaklarından geçmektedir. Havza boyunca alp çalılıkları, bozkırlar, ormanlar, çöller, çayırlar ve tuzlu bataklıklar görülmektedir. Aşağı çığır ve deltada ise deniz börülcesi, kamış, tilki kuyruğu otu ve ılgın gibi sulak alan bitkileri yaygındır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan faaliyetleri nedeniyle özellikle aşağı havzada doğal bitki örtüsü önemli ölçüde değişmiştir. Terk edilen delta alanlarında odunsu bitkilerin yayılması otsu bitki çeşitliliğini azaltmış, toprak yapısı ile sulak alan ekosistemlerini etkilemiştir. Bölgedeki biyolojik çeşitliliği artırmak amacıyla oluşturulan &#039;&#039;&#039;Shangqiu Sarı Irmak Eski Yatağı Millî Orman Parkı&#039;&#039;&#039;, yapay ağaçlandırma çalışmalarıyla doğal yaşamın yeniden canlandırılmasını hedefleyen önemli koruma alanlarından biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kirlilik ===&lt;br /&gt;
Hızlı sanayileşme, kentleşme ve tarımsal faaliyetler, Sarı Irmak&#039;ın su kalitesini olumsuz etkilemiştir. Fabrika atıkları ile evsel atık suların nehre boşaltılması özellikle orta ve aşağı çığırda ciddi kirlilik sorunlarına yol açmaktadır. Büyük yerleşim merkezlerinden biri olan &#039;&#039;&#039;Xining&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;den itibaren su kalitesinde belirgin bozulma görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli yetkililerin 2007 yılında yaptığı incelemelerde nehir sisteminin yaklaşık &#039;&#039;&#039;%33,8&#039;inin&#039;&#039;&#039; en düşük su kalitesi sınıfında yer aldığı belirlenmiştir. Bu düzeydeki sular içme suyu, sulama, sanayi ve su ürünleri yetiştiriciliği için uygun kabul edilmemektedir. Aynı yıl nehir sistemine yaklaşık &#039;&#039;&#039;4,29 milyar ton&#039;&#039;&#039; atık su deşarj edilmiş; bunun yaklaşık &#039;&#039;&#039;%70&#039;i&#039;&#039;&#039; sanayi kuruluşlarından, &#039;&#039;&#039;%23&#039;ü&#039;&#039;&#039; evsel kaynaklardan, geri kalan kısmı ise diğer faaliyetlerden kaynaklanmıştır. Günümüzde su kalitesinin iyileştirilmesi amacıyla atık su arıtma tesisleri, çevre denetimleri ve havza yönetimi projeleri yürütülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kültürdeki Yeri ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, Çin kültüründe yalnızca bir akarsu değil, aynı zamanda ulusal kimliğin ve tarihî hafızanın en önemli sembollerinden biri olarak kabul edilir. Çinliler onu geleneksel olarak &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Ana Nehir&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin uygarlığının beşiği&amp;quot;&#039;&#039;&#039;olarak adlandırmaktadır. Yüzyıllar boyunca bir yandan bereket ve refahın, diğer yandan ise yıkıcı taşkınların simgesi olmuş; bu nedenle &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin&#039;in Gururu&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin&#039;in Kederi&amp;quot;&#039;&#039;&#039; gibi birbirine zıt unvanlarla anılmıştır. XX. yüzyılda ise Batılı devletlere ve Japonya&#039;ya karşı verilen millî mücadelede Çin halkının direncini temsil eden güçlü bir sembole dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin mitolojisinde Sarı Irmak&#039;ın gökyüzündeki &#039;&#039;&#039;Samanyolu&#039;nun&#039;&#039;&#039; yeryüzündeki devamı olduğuna inanılmıştır. Efsanelerden birinde, kâşif &#039;&#039;&#039;Zhang Qian&#039;&#039;&#039; nehrin kaynağını ararken göksel Dokumacı Kız ile Çoban Yıldızı&#039;na ilişkin sembolik bir karşılaşma yaşar. Bu anlatı, Sarı Irmak&#039;ın gök ile yeryüzü arasında kutsal bir bağ kurduğu inancını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin&#039;in &#039;&#039;&#039;Hebei&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Henan&#039;&#039;&#039; eyaletlerinin adları da Sarı Irmak&#039;tan türemiştir. Bu adlar sırasıyla &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Irmağın kuzeyi&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Irmağın güneyi&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamına gelmekte olup, tarih boyunca nehir yatağının sık sık değişmesi nedeniyle idarî sınırlar her zaman nehirle örtüşmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Irmak, Çin edebiyatı, halk anlatıları ve şiirlerinde en çok işlenen doğal unsurlardan biridir. Özellikle &#039;&#039;&#039;1939 yılında&#039;&#039;&#039;Guang Weiran&#039;ın sözlerini yazdığı ve Xian Xinghai&#039;nin bestelediği &#039;&#039;&#039;Sarı Irmak Kantatı (Yellow River Cantata)&#039;&#039;&#039;, Japon işgaline karşı direnişi simgeleyen en önemli eserlerden biri olmuş ve nehrin Çin milletinin bağımsızlık mücadelesindeki sembolik konumunu güçlendirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Afet Nehri ===&lt;br /&gt;
Kuzey Çin Ovası&#039;nın gelişmesinde belirleyici rol oynayan Sarı Irmak, sık sık yatağını değiştirmesi ve büyük taşkınlara yol açması nedeniyle tarih boyunca &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Afet Nehri&amp;quot;&#039;&#039;&#039; olarak da anılmıştır. Meydana gelen taşkınlar milyonlarca insanı etkilemiş, şehirlerin ve tarım alanlarının tahrip olmasına neden olmuş, bu nedenle nehrin kontrol altına alınması Çin hanedanlarının karşılaştığı en önemli idarî ve mühendislik sorunlarından biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== &amp;quot;Sarı Irmak&#039;ın Berrak Akması&amp;quot; ===&lt;br /&gt;
Çin kültüründe Sarı Irmak&#039;ın berrak akması son derece ender görülen bir olay olarak kabul edilir. Bu nedenle &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Sarı Irmak&#039;ın berrak akması&amp;quot;&#039;&#039;&#039; deyimi, gerçekleşmesi neredeyse imkânsız olayları ifade etmek için kullanılmaktadır. Bununla birlikte tarihî kayıtlarda nehrin zaman zaman berrak akmasının hükümdarlar için hayırlı bir alamet sayıldığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Turizm ===&lt;br /&gt;
Sarı Irmak boyunca çok sayıda doğal ve tarihî turizm merkezi bulunmaktadır. Bunlar arasında &#039;&#039;&#039;Kanbula Küresel Jeoparkı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bingling Mağaraları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Sarı Irmak Taş Ormanı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Hukou Şelalesi&#039;&#039;&#039; en önemli turistik alanlardır. Nehir aynı zamanda doğa sporları açısından da ilgi çekmektedir. &#039;&#039;&#039;1986 yılında&#039;&#039;&#039; Çinli rafting ekipleri Sarı Irmak boyunca ilk kez nehrin tamamını geçmeyi başarmış; sonraki yıllarda nehir boyunca yürüyüş ve bisiklet geçişleri de gerçekleştirilmiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=446</id>
		<title>II. Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=II._G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=446"/>
		<updated>2026-07-31T08:17:36Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Göktürk Kağanlığı’nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürk Kağanlığı’nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında ortaya çıkan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T’u-li Kağan’ın ağır vergi uygulamaları, Töles ve Moğol kökenli boyların merkezî yönetime karşı ayaklanmasına yol açtı. Sir Tarduşların güç kazanması ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması, devletin siyasi bütünlüğünü daha da sarstı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Göktürk ülkesindeki bu durumdan yararlanarak Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında ağır bir yenilgiye uğrayan İl Kağan, önce Demir Dağı’na çekildi, ardından Tang yönetimine bağlanacağını bildirdi. Buna rağmen Çin kuvvetlerinin ani saldırısı sonucunda Göktürk ordusu dağıldı; İl Kağan’ın oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaçmayı başaran İl Kağan daha sonra yakalanarak Ch’ang-an’a götürüldü. İdam edilmeyen İl Kağan, hayatının kalan kısmını Çin’de geçirdi ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti sona erdi ve Göktürklerin önemli bir bölümü Tang hâkimiyeti altına girdi. T&#039;u-li Kağan (Shen-po-pi), Shih-pi Kağan&#039;ın oğluydu ve İl Kağan&#039;ın yeğeniydi. Henüz genç yaşta devletin doğu kanadının idaresiyle görevlendirilmiş, çok sayıda Moğol boyunun yönetimini üstlenmişti. Ancak uyguladığı ağır vergi politikası nedeniyle yönetimi altındaki boyların desteğini kaybetti. Başta Sir Tarduşlar olmak üzere birçok topluluk ayaklanırken, bazı Moğol boyları da Tang Hanedanı&#039;nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan tarafından isyanları bastırmakla görevlendirilen T&#039;u-li başarılı olamadı. Ağır bir yenilgiye uğramasının ardından cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozuldu. Devlet içindeki mücadelelerin şiddetlenmesi üzerine 629 yılında Tang İmparatoru T&#039;ai-tsung&#039;a elçi göndererek Çin&#039;e sığınmak istedi. Tang sarayında törenle karşılanan T&#039;u-li Kağan&#039;a askerî ve idarî unvanlar verildi. Beraberindeki Göktürk toplulukları Çin&#039;in kuzeyindeki çeşitli bölgelere yerleştirilirken, kabile reisleri merkezden uzak bölgelere gönderildi. Tang yönetimi, T&#039;u-li&#039;yi yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasi gücünü yeniden kazanmasını önlemeyi amaçladı. T&#039;u-li Kağan, 631 yılında Çin topraklarında öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Dağılması ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti&#039;nin yıkılışı sırasında ülkede siyasi ve ekonomik düzen büyük ölçüde çökmüştü. 627 yılında yaşanan ağır kıtlık, Töles boylarının ayaklanmaları ve devlet yönetimindeki otorite kaybı halkın yaşamını olumsuz etkiledi. Ayrıca Soğd kökenli bazı devlet adamlarının geleneksel Göktürk idare anlayışında yaptıkları değişiklikler de merkezî yönetime duyulan güveni zayıflattı. 630 yılında İl Kağan&#039;ın Tang kuvvetlerine esir düşmesiyle Göktürkler ortak bir siyasi otoriteden mahrum kaldı. Bunun ardından halk farklı bölgelere dağıldı. Bir kısmı Ötüken&#039;de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul etti. Başka bir grup Tanrı Dağları&#039;nın güneyindeki Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi Türkistan şehirlerine yerleşerek bölgedeki Türk nüfusunun artmasına katkıda bulundu.Göktürklerin en büyük kitlesi ise Tang İmparatorluğu&#039;na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu topluluğun Çin sınırlarına yerleşmesi, Tang yönetiminde önemli güvenlik tartışmalarına yol açtı. Göktürklerin nasıl idare edileceği ve gelecekte yeniden güçlenmelerinin nasıl önleneceği, Çin sarayının öncelikli meselelerinden biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk, Çin’in kuzey sınırlarına geldi. Göçebe hayat tarzına sahip bu toplulukların nereye yerleştirileceği ve nasıl idare edileceği, Tang sarayında ciddi tartışmalara yol açtı. Çinli devlet adamları, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasi ve askerî bir güç hâline gelmesinden endişe ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarayda ileri sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak’ın güneyine dağıtılarak Çin şehir ve kasabalarına yerleştirilmesiydi. Bu görüşü savunanlar, Göktürklerin dokumacılık ve tarımla uğraşmalarını sağlayarak zamanla yerleşik hayata geçmelerini ve Çin kültürü içinde erimelerini amaçlıyordu. Böylece hem Çin’in nüfusu artacak hem de Göktürklerin eski yurdu olan Gobi Çölü’nün kuzeyi boş bırakılarak yeni saldırıların önüne geçilecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yen Shih-ku ise Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak’ın kuzeyine yerleştirilmesini, her topluluğun başına ayrı bir yönetici tayin edilmesini önerdi. Bu düzenlemenin, Göktürklerin tek bir siyasi yapı altında birleşmesini engelleyeceğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Pai-yao da Göktürklerin birbirinden bağımsız boylar hâlinde tutulmasını savundu. Ona göre boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeli, ancak bu reisler yalnızca Tang imparatoruna bağlı olmalıydı. Göktürk hanedanına mensup A-shih-na ailesinin de sadece kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması yeterli görülüyordu. Böylece Göktürk boyları arasında birlik kurulamayacak ve birbirlerine üstünlük sağlayamayacaklardı. Sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ting-hsiang’da bir askerî valilik kurulması da teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesini tehlikeli buluyordu. Çin’e teslim olmuş olsalar bile eski yurtlarını unutmayacaklarını ve güçlendikleri takdirde başkent Ch’ang-an için tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bu nedenle Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski topraklarının boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Böylece Göktürklerin Tang İmparatorluğu’na bağlı küçük siyasi birlikler hâlinde yaşamaları sağlanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wen Yen-po ise daha farklı bir politika benimsedi. Göktürklerin gelenekleri bozulmadan, boy ve kabile yapıları korunarak Çin’in kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini savundu. Bu toplulukların sınır bölgelerini Çin adına koruyabileceğini ve Tang yönetiminin askerî gücüne katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Ayrıca Göktürklerin Çin geleneklerini, tarımı ve dokumacılığı öğrenmeleri, cesur savaşçılarının ise saray muhafızı olarak görevlendirilmeleri gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Cheng bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Göktürklerin geçmişte Çin’e defalarca saldırdığını, güçlendikleri zaman yeniden isyan edeceklerini ve Çin nüfusu içinde hızla çoğalarak büyük bir tehdit oluşturacaklarını ileri sürdü. Bu nedenle onların Sarı Irmak’ın güneyine yerleştirilmemesini, mümkünse eski topraklarına gönderilmelerini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tartışmaların sonunda İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun görüşünü kabul etti. Böylece Çin’e gelen Göktürklerin kuzey sınırlarına yerleştirilmesine, boy düzenlerinin korunmasına ve Tang yönetimine bağlı askerî ve idarî topluluklar hâlinde teşkilatlandırılmasına karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi ===&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan değerlendirmelerin ardından İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun önerisini kabul ederek Çin’e sığınan Göktürklerin kuzey sınır bölgelerine yerleştirilmesine karar verdi. Kaynaklarda sayılarının yüz bini aştığı belirtilen Göktürkler, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki çeşitli bölgelere dağıtıldı ve bu yerleşim alanları yeni askerî-idarî teşkilatlar hâline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin eski yurtları da yeniden düzenlenerek Tang yönetimine bağlı askerî valiliklere ayrıldı. Böylece hem sınır güvenliğinin sağlanması hem de Göktürk boylarının yeniden tek bir siyasi otorite altında birleşmelerinin önlenmesi amaçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin başkentine gelen Göktürk boy beyleri ve ileri gelenleri çeşitli askerî ve idarî unvanlarla ödüllendirildi. Bir kısmı Tang sarayında resmî görevlere getirildi; aileleri de daha sonra başkent Ch&#039;ang-an&#039;a yerleşti. Kısa süre içinde şehirde yaşayan Göktürk ailelerinin sayısı önemli ölçüde arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması ===&lt;br /&gt;
639 yılında, Çin&#039;e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T&#039;u-li Kağan&#039;ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin&#039;e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin&#039;de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre İmparator T&#039;ai-tsung&#039;un ele geçirilmesi ve yerine T&#039;u-li Kağan&#039;ın oğlu Ho-lo-hu&#039;nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin&#039;in iç bölgelerine sürgün edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin&#039;in kuzeyinde ve başkent Ch&#039;ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu &#039;&#039;&#039;İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise Çin Seddi’ne sığınmak istediğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü ==&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşlarda İç Mücadele ===&lt;br /&gt;
İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sir Tarduşların Dağılması ===&lt;br /&gt;
Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini &#039;&#039;&#039;İ-chu Ch’e-pi Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri ===&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Tang Hanedanı&#039;nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı&#039;na bağlı olmakla birlikte, Çin&#039;in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan&#039;ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin İdari Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri ==&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi ===&lt;br /&gt;
İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ayaklanmanın Genişlemesi ===&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket ===&lt;br /&gt;
681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması ===&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması ==&lt;br /&gt;
T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== On Ok Teşkilatının Kurulması ===&lt;br /&gt;
Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması ===&lt;br /&gt;
Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tang Hanedanının Müdahalesi ===&lt;br /&gt;
Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri ==&lt;br /&gt;
Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi ===&lt;br /&gt;
Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi ===&lt;br /&gt;
656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması ===&lt;br /&gt;
Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması ==&lt;br /&gt;
Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Hâkimiyeti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 679 Ayaklanması ===&lt;br /&gt;
679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug’un Ortaya Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması ==&lt;br /&gt;
Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Oğuzlarla Mücadele ==&lt;br /&gt;
Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Düzenlenen Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş ===&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 686 Yılındaki Çarpışmalar ===&lt;br /&gt;
Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’in Karşı Tedbirleri ==&lt;br /&gt;
687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kutlug Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi ==&lt;br /&gt;
Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug&#039;un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin&#039;e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya&#039;nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
693 yılının sonlarında Çin&#039;in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu&#039;yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin&#039;e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin&#039;i mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i&#039;yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan&#039;a &#039;&#039;&#039;Sol Muhafızları Büyük Generalliği&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Ülkeye Dönen Dük&#039;&#039;&#039; unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Baskı Altına Alınması ==&lt;br /&gt;
695 yılından sonra Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı&#039;na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch&#039;eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei&#039;yi öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin&#039;in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin&#039;in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan&#039;a &amp;quot;İyi Reform Yapan Kağan&amp;quot; unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin&#039;in bu şartları kabul etmesi, Kapgan&#039;ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı&#039;nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch&#039;in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı&#039;nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları&#039;nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitan isyanının bastırılması ve Çin&#039;deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan&#039;ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona &#039;&#039;&#039;İlteriş Büyük Ch&#039;an-yü&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Millî Davasında Başarılı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;de İmparatoriçe Wu&#039;nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler ==&lt;br /&gt;
698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Göktürk Devleti&#039;nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu Göktürk ülkesine gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T&#039;ien Kuei-tao&#039;yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan&#039;ı bu kararından vazgeçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T&#039;ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan&#039;ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P&#039;ei Huai-ku da katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin heyeti Karakum&#039;daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei&#039;i ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Wu Yen-hsiou&#039;nun &amp;quot;Çin Kağanı&amp;quot; ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P&#039;ing-ti ve Ch&#039;ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung&#039;un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan&#039;ın ilerleyişini durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan&#039;ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch&#039;o adını değiştirerek onu &amp;quot;Başı Kesik Kurt&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Chan-ch&#039;o&#039;&#039;&#039; adıyla anılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T&#039;ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T&#039;ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Gönderilen Mesaj ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin&#039;i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu&#039;nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerekçelerle Çin&#039;e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P&#039;ei Huai-ku&#039;ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin&#039;e dönmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tang Hanedanı&#039;nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin&#039;deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Çin&#039;deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin&#039;e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kitan ve Tatabı Seferleri ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin&#039;in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin&#039;in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Veliaht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni İdarî Düzen ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Yönündeki Seferler ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’e Yönelik Yeni Akınlar ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk’un Batı Seferi ==&lt;br /&gt;
Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 702 Yılı Çin Seferi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yeni Evlilik İttifakı Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi ==&lt;br /&gt;
705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung&#039;a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t&#039;o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t&#039;o Chung-i görevinden alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan&#039;ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts&#039;ang Ssu-yen&#039;i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin&#039;in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi ==&lt;br /&gt;
707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan&#039;ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi yıl Sarı Irmak&#039;ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T&#039;ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yanında Çin&#039;in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanları ==&lt;br /&gt;
709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad&#039;ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl&#039;ün batısındaki Azları mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Çin&#039;de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung&#039;un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin&#039;e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch&#039;eng-ch&#039;i&#039;nin kızına &#039;&#039;&#039;Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi&#039;&#039;&#039; unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin&#039;i Çin sarayına gönderdi. Çin&#039;e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti&#039;ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 714–715 Yıllarındaki Gelişmeler ==&lt;br /&gt;
714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine &#039;&#039;&#039;Altay Dağı (Chin-shan) Prensesi&#039;&#039;&#039;unvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boyların Çin’e Yönelmesi ==&lt;br /&gt;
715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kapgan Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan&#039;ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan&#039;a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin&#039;in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe&#039;nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch&#039;üan adlı Çinli görevli Kapgan&#039;ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin&#039;e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya&#039;daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan&#039;ın ölümünden sonra daha önce &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel&#039;i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge&#039;yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeni bir dönem başlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele ==&lt;br /&gt;
714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Faaliyetleri ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin&#039;e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung&#039;un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan&#039;ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i&#039;ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin&#039;i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş&#039;ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız&#039;da art arda savaşlar yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin&#039;in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Kül Tegin&#039;i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin&#039;in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch&#039;üan, Kapgan Kağan&#039;ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri &amp;quot;Küçük Kağan&amp;quot; unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu&#039;yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan&#039;ın oğlu Bilge&#039;yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel&#039;i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel&#039;e bırakılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna rağmen kaynaklarda İnel&#039;in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık&#039;ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel&#039;in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel&#039;i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien&#039;i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, &#039;&#039;&#039;Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Bilge Kağan&#039;ın adı &#039;&#039;&#039;Mo-chü-lien&#039;&#039;&#039; olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok &#039;&#039;&#039;Hsiao-sha (Küçük Şad)&#039;&#039;&#039; unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin&#039;in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, &#039;&#039;&#039;Sol Bilge Prensi&#039;&#039;&#039; unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk&#039;un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan&#039;ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk&#039;un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk&#039;un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu&#039;nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce &#039;&#039;&#039;çor&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı&#039;nın kuzeybatısındaki Balasagun&#039;a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir&#039;e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi&#039;nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti&#039;ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin&#039;e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları da Bilge Kağan&#039;ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk&#039;u yeniden göreve çağırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti&#039;ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch&#039;an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ch&#039;an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği&#039;nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei&#039;ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chiang Huei&#039;nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien&#039;i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan&#039;a götürmek üzere yola çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p&#039;in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi&#039;ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin&#039;den ayrılarak yeniden Bilge Kağan&#039;ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar&#039;ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini &amp;quot;Kağanımız geldi.&amp;quot; diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin&#039;e sığınmayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen&#039;e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk&#039;un Stratejik Yaklaşımı ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin&#039;e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin&#039;den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin&#039;e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin&#039;e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Tonyukuk&#039;un değerlendirmelerini kabul etti. Çin&#039;e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun yerine Tang Hanedanı&#039;na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in II. Göktürk Kağanlığı&#039;na Karşı Hazırlıkları ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung&#039;u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti&#039;ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan&#039;ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk&#039;un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferle Çin&#039;in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch&#039;ih-t&#039;ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu&#039;yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch&#039;eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan&#039;ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan&#039;ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Dostluk Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti&#039;ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan&#039;ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler ==&lt;br /&gt;
725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı&#039;nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan&#039;ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin&#039;in üstün bir asker, Tonyukuk&#039;un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen&#039;i Bilge Kağan&#039;a elçi olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi, Bilge Kağan&#039;ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti&#039;nin itibarını zedelediğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber&#039;i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk heyeti Çin&#039;e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti&#039;ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan&#039;ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk&#039;un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin&#039;e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin ile Barışın Pekiştirilmesi ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor&#039;u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tibet, Tang Devleti&#039;ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan&#039;a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin&#039;e saldırması öneriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı&#039;nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch&#039;eng&#039;de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kül Tegin&#039;in Ölümü ==&lt;br /&gt;
731 yılında II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in cenaze törenine Göktürk Devleti&#039;nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara&#039;dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu geniş katılım, Kül Tegin&#039;in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya&#039;nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin&#039;den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan&#039;ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tonyukuk&#039;un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim ==&lt;br /&gt;
Kül Tegin&#039;in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin&#039;in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin&#039;i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk&#039;u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin&#039;in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı&#039;nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan&#039;ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği ==&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan&#039;ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan&#039;ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad&#039;a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P&#039;an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan&#039;a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan&#039;ın oğullarından birini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak P&#039;an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P&#039;an Kül Tegin&#039;e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P&#039;an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi ==&lt;br /&gt;
P&#039;an Kül Tegin&#039;in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı&#039;ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan&#039;ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti&#039;nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı&#039;ndan ayrılmaya ve Çin&#039;e yaklaşmaya teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin&#039;in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı ayaklandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu&#039;yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti&#039;ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması ==&lt;br /&gt;
II. Göktürk Kağanlığı&#039;nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı&#039;nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu&#039;yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü&#039;nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Tahta Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Kutlug Yabgu&#039;nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P&#039;an Kül Tegin&#039;in oğlunu &#039;&#039;&#039;Ozmış Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Wang Chung-ssu&#039;nun Gobi Çölü&#039;ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan&#039;ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Sığınmalar ==&lt;br /&gt;
Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin&#039;e sığınmaları hızlandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan&#039;ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan&#039;ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan&#039;ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan&#039;ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti&#039;ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü&#039;nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tang Hanedanı&#039;nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ozmış Kağan&#039;ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Tang yönetimi, Ozmış Kağan&#039;ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan&#039;a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K&#039;un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan&#039;ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t&#039;ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın kesilen başı Tang başkenti Ch&#039;ang-an&#039;a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Göktürk Kağanı ==&lt;br /&gt;
Ozmış Kağan&#039;ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan&#039;ın oğlu Pai-mei&#039;i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı&#039;nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu&#039;yu yeniden görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan&#039;ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan&#039;a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Uygur Kağanlığı&#039;nın Kuruluşu ==&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Kağanlığı&#039;na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini &#039;&#039;&#039;Kutlug Boyla Kül Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
745 yılının başlarında Ötüken&#039;deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan&#039;ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pai-mei Kağan&#039;ın ölümünün ardından Bilge Kağan&#039;ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti&#039;ne sığındılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı&#039;na geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın Yıkılışından Sonra Göktürkler ==&lt;br /&gt;
Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan&#039;ın öldürülmesi ve kesik başının Çin&#039;e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti&#039;ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı&#039;nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-pu-sse&#039;nin Girişimi ==&lt;br /&gt;
Kapgan Kağan&#039;ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan&#039;ın kızıyla birlikte Tang Devleti&#039;ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Devleti&#039;ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü&#039;nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch&#039;eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse&#039;yi ele geçirerek Çin&#039;e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch&#039;iou Caddesi&#039;nde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin&#039;e Karşı Yeni Ayaklanmalar ==&lt;br /&gt;
756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch&#039;eng-ch&#039;ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch&#039;uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P&#039;ang Chien&#039;i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang&#039;ı öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları ==&lt;br /&gt;
Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou&#039;nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p&#039;o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou&#039;nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung&#039;u ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı&#039;nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T&#039;ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Son Kayıtlar ==&lt;br /&gt;
941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei&#039;nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin&#039;e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=445</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=445"/>
		<updated>2026-07-29T15:04:29Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;[[yabgu]]&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Yabgu&amp;diff=444</id>
		<title>Yabgu</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Yabgu&amp;diff=444"/>
		<updated>2026-07-29T15:00:08Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Yabgu&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;, Türk devlet teşkilatında kullanılan en eski idarî ve siyasî unvanlardan biridir. Orhon Yazıtları ile X. ve XI. yüzyıla ait İslâmî Türk kaynaklarında sıkça zikredilmekle birlikte, unvanın tarihi bu dönemlerden daha eskiye uzanmaktadır. Mevcut veriler, yabgu unvanının en geç Milâdî I. yüzyıldan itibaren Orta Asya&amp;#039;nın batısında ve Kuzey Hindistan&amp;#039;da hüküm süren Kuşanlar tarafından da kullanıldığını göste...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039;, Türk devlet teşkilatında kullanılan en eski idarî ve siyasî unvanlardan biridir. Orhon Yazıtları ile X. ve XI. yüzyıla ait İslâmî Türk kaynaklarında sıkça zikredilmekle birlikte, unvanın tarihi bu dönemlerden daha eskiye uzanmaktadır. Mevcut veriler, yabgu unvanının en geç Milâdî I. yüzyıldan itibaren Orta Asya&#039;nın batısında ve Kuzey Hindistan&#039;da hüküm süren Kuşanlar tarafından da kullanıldığını göstermektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Göktürkler başta olmak üzere birçok Türk devletinde devlet teşkilatının önemli unsurlarından biri hâline gelen yabgu, Türk siyasî geleneğinde uzun süre varlığını koruyan temel unvanlardan biri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== &#039;&#039;&#039;Yabgu Unvanının İlk Kullanımları&#039;&#039;&#039; ==&lt;br /&gt;
Yabgu unvanının bilinen en eski örnekleri Büyük Yüeçiler dönemine kadar uzanmaktadır. Çin kaynaklarına göre, Büyük Yüeçiler MÖ II. yüzyılın ikinci yarısında Baktriya&#039;yı ele geçirdikten sonra ülkeyi &#039;&#039;&#039;beş xihou (yabguluk)&#039;&#039;&#039; şeklinde idarî bölgelere ayırmış ve her bölgenin başına bir yabgu tayin etmişlerdir. Bu yabguluklar kendi iç işlerinde serbest olmakla birlikte Büyük Yüeçi hâkimiyetini tanımaktaydı. Yaklaşık bir asır devam eden bu idarî yapı, yabguluklardan Kuşan (Guishuang) kolunun diğerlerini hâkimiyeti altına alarak MS I. yüzyılda Kuşan Devleti&#039;ni kurmasına kadar varlığını sürdürmüştür. Bu bilgiler, yabgu unvanının Göktürklerden önce de Orta Asya&#039;da kullanılan köklü bir idarî ve siyasî unvan olduğunu göstermektedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında, Kuşan Devleti&#039;nin kuruluşundan önceki yaklaşık bir asırlık dönem &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Beş Yüeçi Yabguluğu&amp;quot;&#039;&#039;&#039; olarak anılmaktadır. Bu dönemde Büyük Yüeçiler, Amu Derya&#039;nın kuzeyinde yerleşmiş ve beş ayrı &#039;&#039;&#039;xihou (yabguluk)&#039;&#039;&#039; hâlinde teşkilatlanmıştır. Her yabguluk kendi bölgesini yönetmekle birlikte gevşek bir siyasî birlik içinde Büyük Yüeçi otoritesine bağlı bulunuyordu. Bu yabguluklardan biri olan Kuşanlar, MS I. yüzyılın ilk yarısında &#039;&#039;&#039;Kujula Kadphises&#039;&#039;&#039; önderliğinde diğer dört yabguluğu hâkimiyet altına alarak bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Kuşan Devleti&#039;ni kurmuştur. Kuşanların yabguluk dönemine ait sikkeler, ilk yabgulardan &#039;&#039;&#039;Heraus&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;un para tipleri ve unvanlarının Baktriya Grek hükümdarlarının örneklerini takip ettiğini göstermekte, bu durum ise yabguluk kurumunun ilk dönemlerinde Helenistik etkilerin de görüldüğüne işaret etmektedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;xihou (翖侯)&#039;&#039;&#039; unvanı, özellikle Büyük Yüeçilerin Baktriya&#039;da kurduğu beş yabguluk ile ilişkilendirilmekte, daha sonra ise Wusunlar ve Batı Hunları arasında da görülmektedir. Araştırmacıların büyük çoğunluğu, xihou ile daha sonraki Türk kaynaklarında görülen &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanının aynı idarî makamı ifade ettiği ve Çince yazılışın bu unvanın fonetik bir aktarımı olduğu görüşündedir. Tang dönemi kaynaklarında aynı unvanın &#039;&#039;&#039;shehu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;shihou&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yehu&#039;&#039;&#039; gibi farklı biçimlerde kaydedilmesi de bu değerlendirmeyi desteklemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Xihou unvanının kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar unvanın Çin kökenli olduğunu savunurken, diğerleri bunun Çinli olmayan halklara ait bir unvanın Çince transkripsiyonu olduğunu kabul etmektedir. Kuşan hükümdarı Kujula Kadphises&#039;in sikkelerinde yer alan &#039;&#039;&#039;yavuga&#039;&#039;&#039; unvanı ile isimsiz bir Kuşan hükümdarının sikkesindeki &#039;&#039;&#039;ΙΑΠΓΥ (Iapgu)&#039;&#039;&#039; yazısı, xihou ile yabgu arasında doğrudan bir bağlantı kuran en önemli deliller arasında gösterilmektedir. Bu bulgular, yabgu unvanının Göktürklerden önce Kuşanlar döneminde de kullanıldığını ve daha sonra Türk devlet teşkilatının temel unvanlarından biri hâline geldiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu unvanının kökeni konusunda ileri sürülen görüşlerden biri, unvanın Sakalar aracılığıyla kullanıma girdiğidir. Bazı araştırmacılara göre &#039;&#039;&#039;xihou (yabgu)&#039;&#039;&#039; unvanı Büyük Yüeçiler tarafından Baktriya&#039;ya taşınmış olabileceği gibi, bölgede daha önce hüküm süren Saka ve İskit topluluklarından da devralınmış olabilir. Sakalara ait sikkeler ve kitabelerde yabgu unvanı açık biçimde görülmemekle birlikte, Pencap&#039;ta hüküm süren Saka satrabı &#039;&#039;&#039;Patika&#039;&#039;&#039;, yabgu ile ilişkilendirilen &#039;&#039;&#039;yauva (veya zauva)&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmıştır. Ayrıca MS I. yüzyılın başlarında Taksila bölgesinde hüküm süren &#039;&#039;&#039;Kharaosta&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın kitabelerindeki &#039;&#039;&#039;yaguramna&#039;&#039;&#039; unvanı da araştırmacılar tarafından &amp;quot;yabgu-kral&amp;quot; şeklinde yorumlanmaktadır. Bu veriler, yabgu unvanının Göktürklerden önce Saka ve Kuşan çevresinde de kullanılmış veya en azından bu kültür çevresiyle yakın ilişki içinde bulunmuş olabileceğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu unvanının en erken maddi delillerinden biri, Kuşanların ilk yabgularından biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Heraus&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;a atfedilen sikkelerdir. Tacikistan başta olmak üzere çeşitli bölgelerde ele geçen bu gümüş ve bakır sikkelerde, Grek harfleriyle yazılmış &#039;&#039;&#039;HPAOY (HIAOY)&#039;&#039;&#039; unvanı yer almaktadır. Araştırmacıların büyük çoğunluğu bu ibarenin &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanının Grek alfabesiyle yazılmış biçimi olduğu görüşündedir. Sikkelerde ayrıca Grekçe &#039;&#039;&#039;TYRANNOUNTOS&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;hüküm süren&amp;quot;) ifadesinin bulunması, yabgunun siyasî otoriteyi temsil eden bir hükümdarlık unvanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Bazı araştırmacılar Heraus&#039;u bağımsız bir yabgu olarak değerlendirirken, bazıları ise onu Kuşan Devleti&#039;nin kurucusu &#039;&#039;&#039;Kujula Kadphises&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;in yabguluk dönemine ait bir unvan veya lakap olarak yorumlamaktadır. Her iki görüşte de ortak nokta, yabgu unvanının Kuşan Devleti&#039;nin kuruluşundan önce ve kuruluş sürecinde resmî bir hükümdarlık unvanı olarak kullanılmış olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuşan Devleti&#039;nin kurucusu &#039;&#039;&#039;Kujula Kadphises&#039;&#039;&#039;, hükümdarlığının ilk dönemine ait sikke ve kitabelerinde &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmıştır. Grek harfli sikkelerde &#039;&#039;&#039;ZAOOY&#039;&#039;&#039;, Kharosthi yazılı kitabelerde ise &#039;&#039;&#039;YAVUGA&#039;&#039;&#039; biçiminde geçen bu unvan, &amp;quot;Kuşan yabgusu&amp;quot; anlamını taşımaktadır. Araştırmacılar, bu ifadelerin yabgu unvanının Grek ve Hint yazı sistemlerine uyarlanmış biçimleri olduğu konusunda genel olarak görüş birliği içindedir. Kujula Kadphises, Kuşan Devleti&#039;ni kurup fetihlerle hâkimiyet alanını genişlettikten sonra ise &#039;&#039;&#039;Maharaja&#039;&#039;&#039; (Büyük Kral), &#039;&#039;&#039;Rajatiraja&#039;&#039;&#039; (Krallar Kralı) ve &#039;&#039;&#039;Devaputra&#039;&#039;&#039;(Tanrının Oğlu) gibi daha yüksek hükümdarlık unvanlarını kullanmaya başlamıştır. Bu durum, yabgu unvanının başlangıçta bölgesel veya hanedan içi bir yönetim makamını ifade ederken, devletin imparatorluk hâline gelmesiyle yerini daha kapsamlı hükümdarlık unvanlarına bıraktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu unvanı, Kuşanlardan sonra onların siyasî ve kültürel mirasını büyük ölçüde sürdüren Eftalitler tarafından da kullanılmaya devam etmiştir. V. yüzyılın ortalarından itibaren Baktriya, Soğdiana ve Kuzey Hindistan&#039;a hâkim olan Eftalitler, sikkelerinde ve çeşitli yazılı belgelerinde tegin ve yabgu gibi unvanlara yer vermiştir. Belh&#039;e ait bazı sikkelerde Pehlevi yazısıyla &amp;quot;Belh yabgusu&amp;quot; ifadesi okunurken, Çaganiyan hükümdarlarına ait VIII. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlenen sikkelerde de yabgu unvanı görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonraki araştırmalar, Eftalit sikkelerinde yabgu unvanının &#039;&#039;&#039;javukha&#039;&#039;&#039; biçiminde kullanıldığını ortaya koymuştur. Hükümdar Khingila&#039;ya atfedilen bazı sikkelerde &#039;&#039;&#039;mahārāja javukha&#039;&#039;&#039; (Büyük Yabgu) ve &#039;&#039;&#039;ṣāhi javūkha&#039;&#039;&#039; (Yabgu Şah) unvanları yer almaktadır. Ayrıca Baktriya dilindeki &#039;&#039;&#039;zaboho&#039;&#039;&#039; unvanının da Brahmi yazısındaki &#039;&#039;&#039;javukha&#039;&#039;&#039; ile aynı unvanı ifade ettiği kabul edilmektedir. Bunun yanında VI. yüzyıla tarihlenen bazı Baktriya belgelerinde &amp;quot;Eftalit yabgusu&amp;quot; unvanı açıkça kayıtlıdır. Bu veriler, yabgu unvanının Eftalitler döneminde de yüksek siyasî otoriteyi ifade eden temel hükümdarlık unvanlarından biri olarak kullanılmaya devam ettiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler döneminde yabgu unvanı, devlet teşkilatının en yüksek makamlarından biri olarak özellikle batı kanadının yönetiminde kullanılmıştır. Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;shehu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yehu&#039;&#039;&#039; biçimlerinde kaydedilen bu unvan, Batı Göktürk hükümdarları tarafından yaygın biçimde taşınmıştır. Tong Yabgu Kağan, Sır Yabgu ve Işbara Yabgu bu unvanı kullanan hükümdarlar arasında yer almaktadır. Çin kaynakları, yabgunun kağanın kardeşi, oğlu veya hanedan mensuplarından biri olduğunu; şad, erkin, ilteber ve tudun gibi diğer yüksek unvanlarla birlikte devlet teşkilatının temel unsurlarından birini oluşturduğunu belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Göktürk dönemine ait sikkeler de yabgu unvanının kullanımını doğrulamaktadır. Soğd harfli paralarda &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Cabgu Kağan&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Tong Cabgu Kağan&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ifadeleri yer almakta, eski Türkçedeki &#039;&#039;yabgu&#039;&#039; unvanı Soğd yazısında &#039;&#039;&#039;cbγw&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;cβγw&#039;&#039;&#039;biçimlerinde yazılmaktadır. İslam kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Cabguket (Yabgu Kenti)&#039;&#039;&#039; adı da yabgu unvanının bölgedeki siyasî önemini yansıtan örneklerden biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın Toharistan&#039;ı ele geçirmesinden sonra bölgede &#039;&#039;&#039;Toharistan Yabguluğu&#039;&#039;&#039; kurulmuştur. Tong Yabgu Kağan, yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu Şad&#039;&#039;&#039; aracılığıyla yürütmüş ve Toharistan Yabguları Ashina hanedanına mensup yöneticiler olarak yaklaşık 630-758 yılları arasında bölgeyi idare etmiştir. Merkezleri Belh ve Kunduz olan bu yabgular, Çin, Soğd ve İslam kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Toharistan Yabgusu&#039;&#039;&#039; unvanıyla anılmaktadır. Xuanzang da VII. yüzyılda bölgeyi ziyaret ettiğinde Tardu Şad&#039;ın kendisini &amp;quot;Toharistan Yabgusu&amp;quot; olarak tanıttığını kaydetmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toharistan Yabguları kendi adlarına sikke bastırmış ve bu paralarda yabgu unvanını açıkça kullanmışlardır. Işbara Yabgu&#039;ya ait sikkelerde &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Işbara Yabgu Melik&amp;quot;&#039;&#039;&#039;, VIII. yüzyıla tarihlenen örneklerde ise &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Belh Yabgusu&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ibareleri yer almaktadır. İslam fetihleri sırasında uzun süre direnen Toharistan Yabguları, VIII. yüzyılın ortalarında bölgedeki hâkimiyetlerini kaybetmiş, ardından Toharistan&#039;da siyasî üstünlük Karluk Yabgularının eline geçmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zhaowu adı, VI ve VII. yüzyıllarda Soğdiana&#039;da hüküm süren bazı yönetici ailelerle ilişkilendirilmiştir. İlk araştırmalarda bu adın, Kuşan sikkelerinde görülen &#039;&#039;&#039;ZAOOY&#039;&#039;&#039;, Kharosthi kitabelerindeki &#039;&#039;&#039;yavuga&#039;&#039;&#039; ve Eftalit belgelerindeki &#039;&#039;&#039;yauvla&#039;&#039;&#039;biçimleriyle bağlantılı olduğu, dolayısıyla yabgu unvanının Çinceye aktarılmış şekli olabileceği ileri sürülmüştür. Bu nedenle Zhaowu ile yabgu arasında uzun süre doğrudan bir ilişki kurulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonraki araştırmalar ise Zhaowu&#039;nun yabgu unvanından ziyade Soğd aristokrasisinde kullanılan &#039;&#039;&#039;Jamūk (Camûk)&#039;&#039;&#039;adının veya unvanının Çince karşılığı olduğu görüşünü öne çıkarmıştır. Bununla birlikte, Orta Asya kaynaklarında görülen &#039;&#039;&#039;biyâgû&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;yabâgû&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;beygû&#039;&#039;&#039; gibi biçimlerin yabgu unvanının farklı telaffuz ve yazım şekilleri olduğu kabul edilmektedir. Bu durum, yabgu unvanının Soğd ve Türk kültür çevrelerinde farklı biçimlerde kullanılmaya devam ettiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu unvanının kökeni uzun süredir tartışma konusu olmakla birlikte, günümüzde ağırlık kazanan görüş, unvanın Türklerden önce Orta Asya&#039;nın batısında, özellikle Kuşanlar döneminde kullanılmaya başladığı ve İran kültür çevresiyle ilişkili olduğu yönündedir. Kuşan kitabeleri ve sikkelerinde &#039;&#039;&#039;yavuga&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;yaüa&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;zaoou&#039;&#039;&#039; biçimlerinde görülen unvanın, Çince kaynaklarda &#039;&#039;&#039;xihou&#039;&#039;&#039; olarak kaydedildiği, daha sonra ise Göktürkler başta olmak üzere çeşitli Türk devletlerinde &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039;şekliyle benimsendiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kelimenin etimolojisi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar yabguyu Orta İran dillerindeki &amp;quot;yönetmek, idare etmek, hüküm sürmek&amp;quot; anlamlarıyla ilişkilendirirken, bazıları Türkçe veya Altay dilleri kökenli olduğunu savunmuştur. Bununla birlikte mevcut dilbilimsel ve tarihî veriler, unvanın Kuşanlardan Eftalitlere, oradan da Türk devlet teşkilatına geçen ortak bir siyasî unvan olarak uzun süre yaşadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk kaynaklarında yabgu unvanı ilk defa Orhun Yazıtları&#039;nda görülmektedir. Yazıtlarda yabgu, kağandan sonra gelen en yüksek yöneticiler arasında sayılmakta; Tölis, Tarduş ve Türgiş gibi büyük boyların idaresiyle ilişkilendirilmektedir. Uygur dönemine ait Maniheist metinlerde de &#039;&#039;&#039;žabgū&#039;&#039;&#039; biçiminde geçmesi, unvanın Türk devlet geleneğinde yüzyıllar boyunca kullanılmaya devam ettiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak yabgu unvanı, kökeni kesin biçimde açıklığa kavuşmamış olmakla birlikte, en geç Kuşanlar döneminden itibaren Orta Asya&#039;da kullanılan, Göktürkler ve sonraki Türk devletlerinde de varlığını sürdüren eski ve köklü bir hükümdarlık unvanıdır. Tarihî süreç içinde bazen merkeze bağlı bir hükümdarı, bazen de geniş yetkilere sahip yarı bağımsız bir yönetici veya hanedan mensubunu ifade edecek şekilde farklı idarî anlamlar kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yabgunun İdarî Konumu ===&lt;br /&gt;
Yabgu, Türk devlet teşkilatının en yüksek idarî unvanlarından biri olmakla birlikte, hiyerarşideki yeri devletin yapısına ve döneme göre değişiklik göstermiştir. Çin kaynaklarında Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Bumın Kağan&#039;ın büyükbabasının &#039;&#039;&#039;Büyük Yabgu&#039;&#039;&#039;, atalarının ise &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; unvanını taşıdığı belirtilmektedir. Bu durum, erken dönemde yabgunun şaddan daha yüksek bir makam olarak değerlendirildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhun Yazıtları&#039;nda yabgu unvanı çoğunlukla şad ile birlikte anılmaktadır. Yazıtlarda kağanın çeşitli boy ve bölgelere yabgu ve şad tayin ettiği belirtilmekle birlikte, bu iki unvan arasındaki hiyerarşik ilişki açık biçimde ortaya konulmamıştır. Bununla birlikte Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda on boyun tamamı tek bir yabgunun yönetimi altında bulunduğundan, yabgu batı kanadının en yüksek yöneticisi konumundaydı. Buna karşılık II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın merkez teşkilatında kağandan sonra hanedan mensubu şadlar gelmekte, yabgular ise daha çok merkeze bağlı veya yarı bağımsız bölgelerin idaresini üstlenmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yabgu unvanı özellikle Batı Türkleri, Toharistan, Hazar, Karluk ve Oğuz gibi siyasî teşekküllerde devlet veya ülke yöneticisi sıfatıyla kullanılmıştır. Bu yöneticiler çoğu zaman kendi bölgelerinde geniş yetkilere sahip olmakla birlikte daha üst bir kağanın hâkimiyetini tanımaktaydılar. Bu nedenle yabgu, birçok durumda yarı bağımsız hükümdar veya bağlı devlet hükümdarı niteliği taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XI. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud, &#039;&#039;&#039;yafgu&#039;&#039;&#039; biçiminde kaydettiği bu unvanı, &amp;quot;hakandan iki derece aşağıda bulunan ve hanedan mensubu olmayan kimselere verilen unvan&amp;quot; olarak tanımlamaktadır. Şadlık makamının zamanla önemini kaybetmesiyle birlikte yabgunun idarî konumu da değişmiş, özellikle İslâmî dönem Türk devletlerinde Karluklar, Kimekler ve Oğuzlar gibi topluluklarda doğrudan devlet başkanını ifade eden bir hükümdarlık unvanı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Böylece yabgu unvanı, tarihî süreç boyunca bazen kağanın en yakın temsilcisini, bazen de ona bağlı veya yarı bağımsız bir siyasî teşekkülün hükümdarını ifade eden esnek bir idarî ve siyasî makam niteliği kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İkili İdare Sistemi ve Yabgu ===&lt;br /&gt;
Yabgu unvanı, özellikle Göktürk Devleti&#039;nin doğu ve batı kanatları arasındaki idarî yapılanmayla yakından ilişkilidir. Devletin kuruluşundan itibaren doğuda kağan merkezî otoriteyi temsil ederken, batı kanadı çoğu zaman &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanını taşıyan hanedan mensubu bir yönetici tarafından idare edilmiştir. Bu nedenle bazı araştırmacılar Göktürk Devleti&#039;nde bir &#039;&#039;&#039;ikili idare sistemi&#039;&#039;&#039; bulunduğunu ve yabgunun kağana bağlı olarak imparatorluğun batı bölümünü yönettiğini ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, bu yapı klasik anlamda bir &amp;quot;çifte krallık&amp;quot; olarak değerlendirilmemektedir. Yabgu, bağımsız bir hükümdardan ziyade kağana bağlı, ancak geniş idarî ve askerî yetkilere sahip bir yönetici konumundaydı. Özellikle Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nda bu makam belirginleşmiş, daha sonra Türgişler, Karluklar ve Hazarlar gibi devletlerde de benzer idarî uygulamalar görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuşan Devleti&#039;nde de eyaletlerin farklı görevliler tarafından yönetildiği ikili bir idarî teşkilat bulunmakla birlikte, bunun Göktürklerdeki yabguluk sistemiyle doğrudan aynı olduğu söylenemez. Ancak Kuşanlarda yabgu unvanının başlangıçta bölgesel hükümdarlığı ifade ederken, devletin güçlenmesiyle yerini &#039;&#039;&#039;Maharaja&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Krallar Kralı&#039;&#039;&#039; gibi daha yüksek hükümdarlık unvanlarına bırakması, yabguluğun imparatorluk öncesi siyasî teşkilatlanmanın önemli bir unsuru olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Genel olarak yabgu, Türk devlet geleneğinde bağımsız bir hükümdardan çok, büyük bir siyasî birliğin batı kanadını veya bağlı bir ülkeyi yöneten yüksek dereceli idareciyi ifade etmiş; zamanla farklı Türk devletlerinde idarî ihtiyaçlara göre değişen görev ve yetkiler kazanmıştır.&amp;lt;blockquote&amp;gt;&amp;lt;/blockquote&amp;gt;&amp;lt;blockquote&amp;gt;&amp;lt;/blockquote&amp;gt;&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=443</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=443"/>
		<updated>2026-07-29T12:22:13Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Kökeni */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak [[Altay Dağları]]&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=442</id>
		<title>Tanrı Dağları</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=442"/>
		<updated>2026-07-29T11:52:59Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* İnanç */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tanrı Dağları (Çince: &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039;, Türkçe kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039;), Orta Asya&#039;nın en büyük dağ sistemlerinden biridir. Kırgızistan, Çin, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan topraklarına yayılan bu dağ kuşağı, bölgenin fiziki coğrafyasını belirleyen başlıca doğal oluşumlardan biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sisteminin en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırında yer alan &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğe ulaşır. En alçak noktası ise deniz seviyesinin &#039;&#039;&#039;154 metre altında&#039;&#039;&#039; bulunan &#039;&#039;&#039;Turfan Çöküntüsü&#039;&#039;&#039;&#039;dür. Böylece Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın en yüksek zirveleri ile en alçak karasal alanlarından birini aynı coğrafi sistem içinde barındırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; adı, Çince &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039; (天山) ifadesinden gelmektedir. Türk toplulukları arasında yaygın olarak kullanılan &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039; adları da aynı anlamı taşır. Dağlar, eski Türk inanç sistemi olan &#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039;te kutsal kabul edilmiştir. Sistemin ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç geleneğinden almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın Çin&#039;in Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;nde yer alan doğu kesimi &#039;&#039;&#039;2013&#039;&#039;&#039;, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan sınırları içindeki batı kesimi ise &#039;&#039;&#039;2016&#039;&#039;&#039; yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne alınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Adı ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın adına ilişkin en eski tarihî kayıtlar, Hunlara ait &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adıyla ilişkilendirilmektedir. Qilian (Çi-liyen) Çinli tarihçi Sima Qian, &#039;&#039;&#039;Tarihçinin Kayıtları (Shiji)&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Yüe-çilerin yurdundan söz ederken bu adı kullanmıştır. Tang dönemi bilgini Yan Shigu&#039;ya göre &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039;, Hun dilinde &amp;quot;gök&amp;quot; veya &amp;quot;cennet&amp;quot; anlamına gelmektedir. Bu adın, günümüzde aynı adı taşıyan ve daha doğuda bulunan Çilien (Qilian) Dağları&#039;ndan ziyade Tanrı Dağları&#039;nı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağların Çince adı olan &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; (天山) da &amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot; veya &amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamını taşır. Moğolistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Otgontenger&#039;&#039;&#039; adının da aynı anlamı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın iç kesimlerinde batıda &#039;&#039;&#039;Taşkent&#039;&#039;&#039; çevresinden başlayarak doğuda Çin&#039;in kuzeybatısına kadar yaklaşık &#039;&#039;&#039;2.900 kilometre&#039;&#039;&#039; boyunca uzanır. Dağ sistemi; &#039;&#039;&#039;Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan&#039;&#039;&#039; ve Çin&#039;in &#039;&#039;&#039;Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;&#039;&#039; topraklarına yayılır. Güneyde &#039;&#039;&#039;Taklamakan Çölü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; boyunca uzanarak &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039; ile birleşir, kuzeydoğuda ise &#039;&#039;&#039;Altay Dağları&#039;&#039;&#039;na bağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, &#039;&#039;&#039;Senozoyik Dönem&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de Hindistan ve Avrasya levhalarının çarpışması sonucunda oluşan Himalaya orojenik kuşağının bir parçasıdır. Dağ sisteminin doğu uzantısını &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039; oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sıradağın en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırındaki &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039;yüksekliğe ulaşır. Bu zirve aynı zamanda Kırgızistan&#039;ın en yüksek noktasıdır. İkinci yüksek zirve olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; ise Kazakistan, Kırgızistan ve Çin sınırlarının kesiştiği noktada yer alır ve &#039;&#039;&#039;7.010 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Kazakistan&#039;ın en yüksek dağıdır. Bu iki zirve, dünyanın kuzey enlemlerindeki &#039;&#039;&#039;7.000 metreyi aşan&#039;&#039;&#039; en kuzeydeki dağlar arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan ile Çin arasındaki &#039;&#039;&#039;Torugart Geçidi&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;3.752 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Tanrı Dağları&#039;nın başlıca geçitlerinden biridir. Kuzey kesimlerde uzanan &#039;&#039;&#039;Alatau&#039;&#039;&#039; sıraları geniş ormanlarla kaplı olup tarih boyunca Türk dilli konargöçer toplulukların yaşadığı sahalar arasında yer almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölge, Orta Asya&#039;nın en önemli akarsu sistemlerinin kaynak alanını oluşturur. &#039;&#039;&#039;Seyhun (Sır Derya)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İli&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tarım&#039;&#039;&#039;nehirleri Tanrı Dağları&#039;ndan doğmaktadır. Dağ sisteminin kuzeybatısındaki &#039;&#039;&#039;Aksu Kanyonu&#039;&#039;&#039; ise bölgenin dikkat çeken jeomorfolojik oluşumlarından biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın yüksek kesimlerinde &#039;&#039;&#039;3.500-3.700 metre&#039;&#039;&#039; üzerindeki alanlarda sürekli donmuş toprak (&#039;&#039;&#039;permafrost&#039;&#039;&#039;) görülür. Yerel topoğrafya ve iklim koşullarına bağlı olarak kesintili permafrost alanları &#039;&#039;&#039;2.000 metre&#039;&#039;&#039; yükseltiye kadar inebilmekle birlikte, yaygın olarak &#039;&#039;&#039;2.700-3.300 metre&#039;&#039;&#039; kuşağında bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemindeki buzullar son yıllarda hızla küçülmektedir. Araştırmalar, &#039;&#039;&#039;1961&#039;&#039;&#039; yılından bu yana buzul kütlesinin yaklaşık &#039;&#039;&#039;%27&#039;&#039;&#039; oranında azaldığını göstermektedir. Mevcut eğilimin sürmesi hâlinde, &#039;&#039;&#039;2050&#039;&#039;&#039; yılına kadar Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların yaklaşık yarısının yok olacağı öngörülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, XIX. yüzyılın ortalarında Rus coğrafyacı &#039;&#039;&#039;Pyotr Semyonov&#039;&#039;&#039; tarafından ayrıntılı biçimde araştırılmıştır. Semyonov, bu çalışmaları nedeniyle daha sonra soyadına &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Tyan-Şanski&amp;quot;&#039;&#039;&#039; unvanını eklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dağ Sıraları ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birbirine bağlı çok sayıda dağ sırasından oluşan geniş bir dağ sistemidir. Başlıca sıralar arasında &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bei Şan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İrenhabirga&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karlık Dağları (Qarlıq Tağ)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kakşaal Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kuruk Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;İli (Trans-İli) Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemi Çin&#039;de Hami&#039;nin kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Karlık&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039; ile başlar. Buradan batıya uzanan &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, Urumçi&#039;nin doğusuna kadar devam eder. Urumçi ile Turfan Çöküntüsü arasında nispeten alçak bir kuşak bulunur. Bunun batısında yükselen &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, Cungarya Havzası ile İli Havzası&#039;nı birbirinden ayırır. Borohoro&#039;nun kuzey ucunda Çin-Kazakistan sınırı boyunca uzanan &#039;&#039;&#039;Cungar Aladağları&#039;&#039;&#039; yer alırken, güneyde &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039; bulunur. Bu üç dağ sırası birlikte Cungarya ile Yukarı İli Havzası&#039;nı çevreleyen geniş bir dağ kuşağı meydana getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan&#039;da ana dağ silsilesi &#039;&#039;&#039;Narın Dağları&#039;&#039;&#039; boyunca batıya yönelir ve Çin, Kazakistan ile Kırgızistan sınırlarının birleştiği kesimde Tanrı Dağları&#039;nın en yüksek bölgesini oluşturur. &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; bu merkezî kesimde yükselir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu noktadan sonra dağ sistemi iki ana kola ayrılarak &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039; çevresinde geniş bir havza oluşturur. Gölün güneyinde &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, kuzeyinde ise &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039; uzanır. Küngey Ala-Too&#039;nun kuzeyinde, Kazakistan&#039;ın Almatı şehrinin güneyine kadar devam eden &#039;&#039;&#039;İli Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıya doğru uzanan ana silsile &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039; adıyla yaklaşık 400 kilometre boyunca devam eder ve Çüy ile Narın bölgelerini birbirinden ayırır. Bu sıradağın güneybatısında &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, doğu kesiminde ise &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039; uzanarak Suusamır Vadisi&#039;ni çevreler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Fergana Vadisi&#039;&#039;&#039;nin güneyinde yaklaşık 800 kilometre uzunluğundaki dağ kuşağı, Issık Göl&#039;ün güneyinden başlayarak güneybatıya yönelir. Bu kesim, &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; ile Fergana Vadisi arasında doğal bir sınır oluşturur. Bölgenin önemli sıralarından &#039;&#039;&#039;Fergana Dağları&#039;&#039;&#039;, Narın Havzası&#039;nı Fergana Vadisi&#039;nden ayırırken, daha güneydeki sıralar Tacikistan&#039;da &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039; ile birleşir. Bu kuşağın batı uzantısını oluşturan &#039;&#039;&#039;Türkistan Dağları&#039;&#039;&#039; ise Semerkant çevresine kadar devam eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buzullaşma ===&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;nın büyük bölümü geniş buzul örtüleriyle kaplıydı. &#039;&#039;&#039;Kokşaal-Too&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;arasında uzanan yaklaşık &#039;&#039;&#039;100-120 kilometre&#039;&#039;&#039; genişliğindeki Tanrı Dağları platosu, birbirine bağlı buzul akıntıları ve geniş bir plato buzulu tarafından örtülmekteydi. Günümüzde bu eski buzullaşmanın en önemli kalıntısı, yaklaşık &#039;&#039;&#039;61 kilometre&#039;&#039;&#039; uzunluğundaki &#039;&#039;&#039;Güney İnilçek Buzulu&#039;&#039;&#039;dur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buzul dilleri kuzeye doğru ilerleyerek &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;e ulaşmış ve göle dökülmüştür. Benzer biçimde, Issık Göl&#039;ün kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da gelişen vadı buzulları da göle kadar uzanmış, &#039;&#039;&#039;Ak-Say Buzulu&#039;&#039;&#039; ise dağ eteği buzulu niteliği kazanmıştır. &#039;&#039;&#039;Çon-Kemin Vadisi&#039;&#039;&#039; de Çüy Vadisi&#039;ne kadar etkili olan yoğun buzullaşmaya sahne olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların kapladığı alanın yaklaşık &#039;&#039;&#039;118.000 km²&#039;&#039;&#039; olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde kalıcı kar sınırı günümüzden yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.200 metre&#039;&#039;&#039; daha aşağıda bulunuyordu. Araştırmalar, bu durumun Son Buzul Maksimumu sırasında bölgenin ortalama yıllık sıcaklığının günümüze göre yaklaşık &#039;&#039;&#039;7,2-8,4 °C&#039;&#039;&#039; daha düşük olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Flora ve Fauna ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, özellikle &#039;&#039;&#039;Schrenk ladini&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Picea schrenkiana&#039;&#039;) ormanlarıyla tanınır. Bu iğne yapraklı ormanlar genellikle &#039;&#039;&#039;2.000 metrenin&#039;&#039;&#039; üzerindeki yükseltilerde yayılış gösterir. Daha alçak kesimlerde ise yabani &#039;&#039;&#039;ceviz&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; ağaçlarından oluşan doğal ormanlar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin jeolojik geçmişi ve uzun süre korunan ekolojik dengesi, zengin bir bitki örtüsünün gelişmesine elverişli ortam hazırlamıştır. Tektonik hareketlerle değişen akarsu ağları ve oluşan verimli topraklar, yeni bitki topluluklarının yayılmasını desteklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Botanik araştırmalarına göre &#039;&#039;&#039;lalenin&#039;&#039;&#039; doğal yayılış merkezlerinden biri Tanrı Dağları&#039;dır. Bu bitki, tarih boyunca İpek Yolu aracılığıyla Anadolu&#039;ya ulaşmış ve Osmanlı döneminde önemli bir kültür simgesi hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birçok kültür bitkisinin yabani atalarına da ev sahipliği yapmaktadır. &#039;&#039;&#039;Kayısı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;armut&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;nar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;incir&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;kiraz&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;dut&#039;&#039;&#039;ve özellikle &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; bu türler arasında yer alır. Günümüzde yetiştirilen tatlı elmanın yabani atalarının Tanrı Dağları çevresindeki ormanlarda doğal seçilim süreciyle geliştiği kabul edilmektedir. Bu süreçte &#039;&#039;&#039;ayı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;geyik&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yaban domuzu&#039;&#039;&#039; gibi memeliler ile çeşitli kuş türleri, tohumların taşınması ve bitkilerin yayılmasında önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyocoğrafya araştırmaları, XIV. yüzyılda Avrupa&#039;da büyük salgına yol açan &#039;&#039;&#039;Kara Veba&#039;&#039;&#039; etkeni &#039;&#039;Yersinia pestis&#039;&#039; bakterisinin bazı soylarının da Tanrı Dağları çevresinde ortaya çıkmış olabileceğini göstermektedir. Bu bakterinin daha sonra &#039;&#039;&#039;İpek Yolu&#039;&#039;&#039; üzerinden batıya yayıldığı değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İnanç ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, tarih boyunca farklı din ve inanç sistemleri açısından önemli bir merkez olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039; inancında dağlar kutsal kabul edilir. Tanrı Dağları&#039;nın ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç sisteminin en yüce varlığı olan Gök Tanrı (Tengri)&#039;dan alır. Zirve, eski Türk toplulukları tarafından kutsal bir dağ olarak görülmüş ve ruhlar âlemiyle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgede &#039;&#039;&#039;İslamiyet&#039;&#039;&#039;in yayılışı ise X. yüzyılda hız kazanmıştır. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;950&#039;&#039;&#039; yılında &#039;&#039;&#039;Satuk Buğra Han&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın Müslüman olması, Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Türk toplulukları arasında İslam&#039;ın yayılmasında dönüm noktası kabul edilir. Bu gelişme, İslam&#039;ın Orta Asya&#039;da kalıcı biçimde yerleşmesinde önemli rol oynamıştır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=441</id>
		<title>Tanrı Dağları</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=441"/>
		<updated>2026-07-29T11:52:04Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tanrı Dağları (Çince: &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039;, Türkçe kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039;), Orta Asya&#039;nın en büyük dağ sistemlerinden biridir. Kırgızistan, Çin, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan topraklarına yayılan bu dağ kuşağı, bölgenin fiziki coğrafyasını belirleyen başlıca doğal oluşumlardan biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sisteminin en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırında yer alan &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğe ulaşır. En alçak noktası ise deniz seviyesinin &#039;&#039;&#039;154 metre altında&#039;&#039;&#039; bulunan &#039;&#039;&#039;Turfan Çöküntüsü&#039;&#039;&#039;&#039;dür. Böylece Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın en yüksek zirveleri ile en alçak karasal alanlarından birini aynı coğrafi sistem içinde barındırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; adı, Çince &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039; (天山) ifadesinden gelmektedir. Türk toplulukları arasında yaygın olarak kullanılan &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039; adları da aynı anlamı taşır. Dağlar, eski Türk inanç sistemi olan &#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039;te kutsal kabul edilmiştir. Sistemin ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç geleneğinden almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın Çin&#039;in Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;nde yer alan doğu kesimi &#039;&#039;&#039;2013&#039;&#039;&#039;, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan sınırları içindeki batı kesimi ise &#039;&#039;&#039;2016&#039;&#039;&#039; yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne alınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Adı ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın adına ilişkin en eski tarihî kayıtlar, Hunlara ait &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adıyla ilişkilendirilmektedir. Qilian (Çi-liyen) Çinli tarihçi Sima Qian, &#039;&#039;&#039;Tarihçinin Kayıtları (Shiji)&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Yüe-çilerin yurdundan söz ederken bu adı kullanmıştır. Tang dönemi bilgini Yan Shigu&#039;ya göre &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039;, Hun dilinde &amp;quot;gök&amp;quot; veya &amp;quot;cennet&amp;quot; anlamına gelmektedir. Bu adın, günümüzde aynı adı taşıyan ve daha doğuda bulunan Çilien (Qilian) Dağları&#039;ndan ziyade Tanrı Dağları&#039;nı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağların Çince adı olan &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; (天山) da &amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot; veya &amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamını taşır. Moğolistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Otgontenger&#039;&#039;&#039; adının da aynı anlamı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın iç kesimlerinde batıda &#039;&#039;&#039;Taşkent&#039;&#039;&#039; çevresinden başlayarak doğuda Çin&#039;in kuzeybatısına kadar yaklaşık &#039;&#039;&#039;2.900 kilometre&#039;&#039;&#039; boyunca uzanır. Dağ sistemi; &#039;&#039;&#039;Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan&#039;&#039;&#039; ve Çin&#039;in &#039;&#039;&#039;Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;&#039;&#039; topraklarına yayılır. Güneyde &#039;&#039;&#039;Taklamakan Çölü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; boyunca uzanarak &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039; ile birleşir, kuzeydoğuda ise &#039;&#039;&#039;Altay Dağları&#039;&#039;&#039;na bağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, &#039;&#039;&#039;Senozoyik Dönem&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de Hindistan ve Avrasya levhalarının çarpışması sonucunda oluşan Himalaya orojenik kuşağının bir parçasıdır. Dağ sisteminin doğu uzantısını &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039; oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sıradağın en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırındaki &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039;yüksekliğe ulaşır. Bu zirve aynı zamanda Kırgızistan&#039;ın en yüksek noktasıdır. İkinci yüksek zirve olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; ise Kazakistan, Kırgızistan ve Çin sınırlarının kesiştiği noktada yer alır ve &#039;&#039;&#039;7.010 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Kazakistan&#039;ın en yüksek dağıdır. Bu iki zirve, dünyanın kuzey enlemlerindeki &#039;&#039;&#039;7.000 metreyi aşan&#039;&#039;&#039; en kuzeydeki dağlar arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan ile Çin arasındaki &#039;&#039;&#039;Torugart Geçidi&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;3.752 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Tanrı Dağları&#039;nın başlıca geçitlerinden biridir. Kuzey kesimlerde uzanan &#039;&#039;&#039;Alatau&#039;&#039;&#039; sıraları geniş ormanlarla kaplı olup tarih boyunca Türk dilli konargöçer toplulukların yaşadığı sahalar arasında yer almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölge, Orta Asya&#039;nın en önemli akarsu sistemlerinin kaynak alanını oluşturur. &#039;&#039;&#039;Seyhun (Sır Derya)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İli&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tarım&#039;&#039;&#039;nehirleri Tanrı Dağları&#039;ndan doğmaktadır. Dağ sisteminin kuzeybatısındaki &#039;&#039;&#039;Aksu Kanyonu&#039;&#039;&#039; ise bölgenin dikkat çeken jeomorfolojik oluşumlarından biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın yüksek kesimlerinde &#039;&#039;&#039;3.500-3.700 metre&#039;&#039;&#039; üzerindeki alanlarda sürekli donmuş toprak (&#039;&#039;&#039;permafrost&#039;&#039;&#039;) görülür. Yerel topoğrafya ve iklim koşullarına bağlı olarak kesintili permafrost alanları &#039;&#039;&#039;2.000 metre&#039;&#039;&#039; yükseltiye kadar inebilmekle birlikte, yaygın olarak &#039;&#039;&#039;2.700-3.300 metre&#039;&#039;&#039; kuşağında bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemindeki buzullar son yıllarda hızla küçülmektedir. Araştırmalar, &#039;&#039;&#039;1961&#039;&#039;&#039; yılından bu yana buzul kütlesinin yaklaşık &#039;&#039;&#039;%27&#039;&#039;&#039; oranında azaldığını göstermektedir. Mevcut eğilimin sürmesi hâlinde, &#039;&#039;&#039;2050&#039;&#039;&#039; yılına kadar Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların yaklaşık yarısının yok olacağı öngörülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, XIX. yüzyılın ortalarında Rus coğrafyacı &#039;&#039;&#039;Pyotr Semyonov&#039;&#039;&#039; tarafından ayrıntılı biçimde araştırılmıştır. Semyonov, bu çalışmaları nedeniyle daha sonra soyadına &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Tyan-Şanski&amp;quot;&#039;&#039;&#039; unvanını eklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dağ Sıraları ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birbirine bağlı çok sayıda dağ sırasından oluşan geniş bir dağ sistemidir. Başlıca sıralar arasında &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bei Şan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İrenhabirga&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karlık Dağları (Qarlıq Tağ)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kakşaal Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kuruk Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;İli (Trans-İli) Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemi Çin&#039;de Hami&#039;nin kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Karlık&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039; ile başlar. Buradan batıya uzanan &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, Urumçi&#039;nin doğusuna kadar devam eder. Urumçi ile Turfan Çöküntüsü arasında nispeten alçak bir kuşak bulunur. Bunun batısında yükselen &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, Cungarya Havzası ile İli Havzası&#039;nı birbirinden ayırır. Borohoro&#039;nun kuzey ucunda Çin-Kazakistan sınırı boyunca uzanan &#039;&#039;&#039;Cungar Aladağları&#039;&#039;&#039; yer alırken, güneyde &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039; bulunur. Bu üç dağ sırası birlikte Cungarya ile Yukarı İli Havzası&#039;nı çevreleyen geniş bir dağ kuşağı meydana getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan&#039;da ana dağ silsilesi &#039;&#039;&#039;Narın Dağları&#039;&#039;&#039; boyunca batıya yönelir ve Çin, Kazakistan ile Kırgızistan sınırlarının birleştiği kesimde Tanrı Dağları&#039;nın en yüksek bölgesini oluşturur. &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; bu merkezî kesimde yükselir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu noktadan sonra dağ sistemi iki ana kola ayrılarak &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039; çevresinde geniş bir havza oluşturur. Gölün güneyinde &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, kuzeyinde ise &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039; uzanır. Küngey Ala-Too&#039;nun kuzeyinde, Kazakistan&#039;ın Almatı şehrinin güneyine kadar devam eden &#039;&#039;&#039;İli Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıya doğru uzanan ana silsile &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039; adıyla yaklaşık 400 kilometre boyunca devam eder ve Çüy ile Narın bölgelerini birbirinden ayırır. Bu sıradağın güneybatısında &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, doğu kesiminde ise &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039; uzanarak Suusamır Vadisi&#039;ni çevreler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Fergana Vadisi&#039;&#039;&#039;nin güneyinde yaklaşık 800 kilometre uzunluğundaki dağ kuşağı, Issık Göl&#039;ün güneyinden başlayarak güneybatıya yönelir. Bu kesim, &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; ile Fergana Vadisi arasında doğal bir sınır oluşturur. Bölgenin önemli sıralarından &#039;&#039;&#039;Fergana Dağları&#039;&#039;&#039;, Narın Havzası&#039;nı Fergana Vadisi&#039;nden ayırırken, daha güneydeki sıralar Tacikistan&#039;da &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039; ile birleşir. Bu kuşağın batı uzantısını oluşturan &#039;&#039;&#039;Türkistan Dağları&#039;&#039;&#039; ise Semerkant çevresine kadar devam eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buzullaşma ===&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;nın büyük bölümü geniş buzul örtüleriyle kaplıydı. &#039;&#039;&#039;Kokşaal-Too&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;arasında uzanan yaklaşık &#039;&#039;&#039;100-120 kilometre&#039;&#039;&#039; genişliğindeki Tanrı Dağları platosu, birbirine bağlı buzul akıntıları ve geniş bir plato buzulu tarafından örtülmekteydi. Günümüzde bu eski buzullaşmanın en önemli kalıntısı, yaklaşık &#039;&#039;&#039;61 kilometre&#039;&#039;&#039;uzunluğundaki &#039;&#039;&#039;Güney İnilçek Buzulu&#039;&#039;&#039;dur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buzul dilleri kuzeye doğru ilerleyerek &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;e ulaşmış ve göle dökülmüştür. Benzer biçimde, Issık Göl&#039;ün kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da gelişen vadı buzulları da göle kadar uzanmış, &#039;&#039;&#039;Ak-Say Buzulu&#039;&#039;&#039; ise dağ eteği buzulu niteliği kazanmıştır. &#039;&#039;&#039;Çon-Kemin Vadisi&#039;&#039;&#039; de Çüy Vadisi&#039;ne kadar etkili olan yoğun buzullaşmaya sahne olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların kapladığı alanın yaklaşık &#039;&#039;&#039;118.000 km²&#039;&#039;&#039; olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde kalıcı kar sınırı günümüzden yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.200 metre&#039;&#039;&#039; daha aşağıda bulunuyordu. Araştırmalar, bu durumun Son Buzul Maksimumu sırasında bölgenin ortalama yıllık sıcaklığının günümüze göre yaklaşık &#039;&#039;&#039;7,2-8,4 °C&#039;&#039;&#039; daha düşük olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Flora ve Fauna ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, özellikle &#039;&#039;&#039;Schrenk ladini&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Picea schrenkiana&#039;&#039;) ormanlarıyla tanınır. Bu iğne yapraklı ormanlar genellikle &#039;&#039;&#039;2.000 metrenin&#039;&#039;&#039; üzerindeki yükseltilerde yayılış gösterir. Daha alçak kesimlerde ise yabani &#039;&#039;&#039;ceviz&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; ağaçlarından oluşan doğal ormanlar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin jeolojik geçmişi ve uzun süre korunan ekolojik dengesi, zengin bir bitki örtüsünün gelişmesine elverişli ortam hazırlamıştır. Tektonik hareketlerle değişen akarsu ağları ve oluşan verimli topraklar, yeni bitki topluluklarının yayılmasını desteklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Botanik araştırmalarına göre &#039;&#039;&#039;lalenin&#039;&#039;&#039; doğal yayılış merkezlerinden biri Tanrı Dağları&#039;dır. Bu bitki, tarih boyunca İpek Yolu aracılığıyla Anadolu&#039;ya ulaşmış ve Osmanlı döneminde önemli bir kültür simgesi hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birçok kültür bitkisinin yabani atalarına da ev sahipliği yapmaktadır. &#039;&#039;&#039;Kayısı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;armut&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;nar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;incir&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;kiraz&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;dut&#039;&#039;&#039;ve özellikle &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; bu türler arasında yer alır. Günümüzde yetiştirilen tatlı elmanın yabani atalarının Tanrı Dağları çevresindeki ormanlarda doğal seçilim süreciyle geliştiği kabul edilmektedir. Bu süreçte &#039;&#039;&#039;ayı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;geyik&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yaban domuzu&#039;&#039;&#039;gibi memeliler ile çeşitli kuş türleri, tohumların taşınması ve bitkilerin yayılmasında önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyocoğrafya araştırmaları, XIV. yüzyılda Avrupa&#039;da büyük salgına yol açan &#039;&#039;&#039;Kara Veba&#039;&#039;&#039; etkeni &#039;&#039;Yersinia pestis&#039;&#039;bakterisinin bazı soylarının da Tanrı Dağları çevresinde ortaya çıkmış olabileceğini göstermektedir. Bu bakterinin daha sonra &#039;&#039;&#039;İpek Yolu&#039;&#039;&#039; üzerinden batıya yayıldığı değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İnanç ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, tarih boyunca farklı din ve inanç sistemleri açısından önemli bir merkez olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039; inancında dağlar kutsal kabul edilir. Tanrı Dağları&#039;nın ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç sisteminin en yüce varlığı olan **Gök Tanrı (Tengri)**dan alır. Zirve, eski Türk toplulukları tarafından kutsal bir dağ olarak görülmüş ve ruhlar âlemiyle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgede &#039;&#039;&#039;İslamiyet&#039;&#039;&#039;in yayılışı ise X. yüzyılda hız kazanmıştır. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;950&#039;&#039;&#039; yılında &#039;&#039;&#039;Satuk Buğra Han&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın Müslüman olması, Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Türk toplulukları arasında İslam&#039;ın yayılmasında dönüm noktası kabul edilir. Bu gelişme, İslam&#039;ın Orta Asya&#039;da kalıcı biçimde yerleşmesinde önemli rol oynamıştır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=440</id>
		<title>Tanrı Dağları</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=440"/>
		<updated>2026-07-29T11:50:40Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;Tanrı Dağları (Çince: &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Tian Shan&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;, Türkçe kaynaklarda &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Tengri Tağ&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; veya &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Tengir Too&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;), Orta Asya&amp;#039;nın en büyük dağ sistemlerinden biridir. Kırgızistan, Çin, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan topraklarına yayılan bu dağ kuşağı, bölgenin fiziki coğrafyasını belirleyen başlıca doğal oluşumlardan biridir.  Dağ sisteminin en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırında yer alan &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zir...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tanrı Dağları (Çince: &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039;, Türkçe kaynaklarda &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039;), Orta Asya&#039;nın en büyük dağ sistemlerinden biridir. Kırgızistan, Çin, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan topraklarına yayılan bu dağ kuşağı, bölgenin fiziki coğrafyasını belirleyen başlıca doğal oluşumlardan biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sisteminin en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırında yer alan &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039;yüksekliğe ulaşır. En alçak noktası ise deniz seviyesinin &#039;&#039;&#039;154 metre altında&#039;&#039;&#039; bulunan &#039;&#039;&#039;Turfan Çöküntüsü&#039;&#039;&#039;dür. Böylece Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın en yüksek zirveleri ile en alçak karasal alanlarından birini aynı coğrafi sistem içinde barındırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; adı, Çince &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlamındaki &#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039; (天山) ifadesinden gelmektedir. Türk toplulukları arasında yaygın olarak kullanılan &#039;&#039;&#039;Tengri Tağ&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tengir Too&#039;&#039;&#039; adları da aynı anlamı taşır. Dağlar, eski Türk inanç sistemi olan &#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039;te kutsal kabul edilmiştir. Sistemin ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç geleneğinden almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın Çin&#039;in Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;nde yer alan doğu kesimi &#039;&#039;&#039;2013&#039;&#039;&#039;, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan sınırları içindeki batı kesimi ise &#039;&#039;&#039;2016&#039;&#039;&#039; yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne alınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Adı ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın adına ilişkin en eski tarihî kayıtlar, Hunlara ait &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039; adıyla ilişkilendirilmektedir. Qilian (Çi-liyen) Çinli tarihçi Sima Qian, &#039;&#039;&#039;Tarihçinin Kayıtları (Shiji)&#039;&#039;&#039; adlı eserinde Yüe-çilerin yurdundan söz ederken bu adı kullanmıştır. Tang dönemi bilgini Yan Shigu&#039;ya göre &#039;&#039;&#039;Qilian&#039;&#039;&#039;, Hun dilinde &amp;quot;gök&amp;quot; veya &amp;quot;cennet&amp;quot; anlamına gelmektedir. Bu adın, günümüzde aynı adı taşıyan ve daha doğuda bulunan Çilien (Qilian) Dağları&#039;ndan ziyade Tanrı Dağları&#039;nı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağların Çince adı olan &#039;&#039;&#039;Tian Shan&#039;&#039;&#039; (天山) da &amp;quot;Göksel Dağlar&amp;quot; veya &amp;quot;Tanrı Dağları&amp;quot; anlamını taşır. Moğolistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Otgontenger&#039;&#039;&#039; adının da aynı anlamı ifade ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, Orta Asya&#039;nın iç kesimlerinde batıda &#039;&#039;&#039;Taşkent&#039;&#039;&#039; çevresinden başlayarak doğuda Çin&#039;in kuzeybatısına kadar yaklaşık &#039;&#039;&#039;2.900 kilometre&#039;&#039;&#039; boyunca uzanır. Dağ sistemi; &#039;&#039;&#039;Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan&#039;&#039;&#039; ve Çin&#039;in &#039;&#039;&#039;Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#039;&#039;&#039; topraklarına yayılır. Güneyde &#039;&#039;&#039;Taklamakan Çölü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; boyunca uzanarak &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039;ile birleşir, kuzeydoğuda ise &#039;&#039;&#039;Altay Dağları&#039;&#039;&#039;na bağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, &#039;&#039;&#039;Senozoyik Dönem&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de Hindistan ve Avrasya levhalarının çarpışması sonucunda oluşan Himalaya orojenik kuşağının bir parçasıdır. Dağ sisteminin doğu uzantısını &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039; oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sıradağın en yüksek noktası, Kırgızistan ile Çin sınırındaki &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu (Zafer Zirvesi)&#039;&#039;&#039; olup &#039;&#039;&#039;7.439 metre&#039;&#039;&#039;yüksekliğe ulaşır. Bu zirve aynı zamanda Kırgızistan&#039;ın en yüksek noktasıdır. İkinci yüksek zirve olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; ise Kazakistan, Kırgızistan ve Çin sınırlarının kesiştiği noktada yer alır ve &#039;&#039;&#039;7.010 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Kazakistan&#039;ın en yüksek dağıdır. Bu iki zirve, dünyanın kuzey enlemlerindeki &#039;&#039;&#039;7.000 metreyi aşan&#039;&#039;&#039; en kuzeydeki dağlar arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan ile Çin arasındaki &#039;&#039;&#039;Torugart Geçidi&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;3.752 metre&#039;&#039;&#039; yüksekliğiyle Tanrı Dağları&#039;nın başlıca geçitlerinden biridir. Kuzey kesimlerde uzanan &#039;&#039;&#039;Alatau&#039;&#039;&#039; sıraları geniş ormanlarla kaplı olup tarih boyunca Türk dilli konargöçer toplulukların yaşadığı sahalar arasında yer almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölge, Orta Asya&#039;nın en önemli akarsu sistemlerinin kaynak alanını oluşturur. &#039;&#039;&#039;Seyhun (Sır Derya)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İli&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Tarım&#039;&#039;&#039;nehirleri Tanrı Dağları&#039;ndan doğmaktadır. Dağ sisteminin kuzeybatısındaki &#039;&#039;&#039;Aksu Kanyonu&#039;&#039;&#039; ise bölgenin dikkat çeken jeomorfolojik oluşumlarından biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları&#039;nın yüksek kesimlerinde &#039;&#039;&#039;3.500-3.700 metre&#039;&#039;&#039; üzerindeki alanlarda sürekli donmuş toprak (&#039;&#039;&#039;permafrost&#039;&#039;&#039;) görülür. Yerel topoğrafya ve iklim koşullarına bağlı olarak kesintili permafrost alanları &#039;&#039;&#039;2.000 metre&#039;&#039;&#039; yükseltiye kadar inebilmekle birlikte, yaygın olarak &#039;&#039;&#039;2.700-3.300 metre&#039;&#039;&#039; kuşağında bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemindeki buzullar son yıllarda hızla küçülmektedir. Araştırmalar, &#039;&#039;&#039;1961&#039;&#039;&#039; yılından bu yana buzul kütlesinin yaklaşık &#039;&#039;&#039;%27&#039;&#039;&#039; oranında azaldığını göstermektedir. Mevcut eğilimin sürmesi hâlinde, &#039;&#039;&#039;2050&#039;&#039;&#039; yılına kadar Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların yaklaşık yarısının yok olacağı öngörülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, XIX. yüzyılın ortalarında Rus coğrafyacı &#039;&#039;&#039;Pyotr Semyonov&#039;&#039;&#039; tarafından ayrıntılı biçimde araştırılmıştır. Semyonov, bu çalışmaları nedeniyle daha sonra soyadına &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Tyan-Şanski&amp;quot;&#039;&#039;&#039; unvanını eklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dağ Sıraları ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birbirine bağlı çok sayıda dağ sırasından oluşan geniş bir dağ sistemidir. Başlıca sıralar arasında &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bei Şan&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İrenhabirga&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Karlık Dağları (Qarlıq Tağ)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kakşaal Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kuruk Dağları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;İli (Trans-İli) Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sistemi Çin&#039;de Hami&#039;nin kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Karlık&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Barköl Dağları&#039;&#039;&#039; ile başlar. Buradan batıya uzanan &#039;&#039;&#039;Bogda Dağları&#039;&#039;&#039;, Urumçi&#039;nin doğusuna kadar devam eder. Urumçi ile Turfan Çöküntüsü arasında nispeten alçak bir kuşak bulunur. Bunun batısında yükselen &#039;&#039;&#039;Borohoro Dağları&#039;&#039;&#039;, Cungarya Havzası ile İli Havzası&#039;nı birbirinden ayırır. Borohoro&#039;nun kuzey ucunda Çin-Kazakistan sınırı boyunca uzanan &#039;&#039;&#039;Cungar Aladağları&#039;&#039;&#039; yer alırken, güneyde &#039;&#039;&#039;Ketmen Sıradağı&#039;&#039;&#039; bulunur. Bu üç dağ sırası birlikte Cungarya ile Yukarı İli Havzası&#039;nı çevreleyen geniş bir dağ kuşağı meydana getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kırgızistan&#039;da ana dağ silsilesi &#039;&#039;&#039;Narın Dağları&#039;&#039;&#039; boyunca batıya yönelir ve Çin, Kazakistan ile Kırgızistan sınırlarının birleştiği kesimde Tanrı Dağları&#039;nın en yüksek bölgesini oluşturur. &#039;&#039;&#039;Cengiş Çokusu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039; bu merkezî kesimde yükselir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu noktadan sonra dağ sistemi iki ana kola ayrılarak &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039; çevresinde geniş bir havza oluşturur. Gölün güneyinde &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;, kuzeyinde ise &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039; uzanır. Küngey Ala-Too&#039;nun kuzeyinde, Kazakistan&#039;ın Almatı şehrinin güneyine kadar devam eden &#039;&#039;&#039;İli Ala-Too&#039;&#039;&#039; yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıya doğru uzanan ana silsile &#039;&#039;&#039;Kırgız Ala-Too&#039;&#039;&#039; adıyla yaklaşık 400 kilometre boyunca devam eder ve Çüy ile Narın bölgelerini birbirinden ayırır. Bu sıradağın güneybatısında &#039;&#039;&#039;Talas Ala-Too&#039;&#039;&#039;, doğu kesiminde ise &#039;&#039;&#039;Suusamır Too&#039;&#039;&#039; uzanarak Suusamır Vadisi&#039;ni çevreler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Fergana Vadisi&#039;&#039;&#039;nin güneyinde yaklaşık 800 kilometre uzunluğundaki dağ kuşağı, Issık Göl&#039;ün güneyinden başlayarak güneybatıya yönelir. Bu kesim, &#039;&#039;&#039;Tarım Havzası&#039;&#039;&#039; ile Fergana Vadisi arasında doğal bir sınır oluşturur. Bölgenin önemli sıralarından &#039;&#039;&#039;Fergana Dağları&#039;&#039;&#039;, Narın Havzası&#039;nı Fergana Vadisi&#039;nden ayırırken, daha güneydeki sıralar Tacikistan&#039;da &#039;&#039;&#039;Pamir Dağları&#039;&#039;&#039; ile birleşir. Bu kuşağın batı uzantısını oluşturan &#039;&#039;&#039;Türkistan Dağları&#039;&#039;&#039; ise Semerkant çevresine kadar devam eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buzullaşma ===&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;nın büyük bölümü geniş buzul örtüleriyle kaplıydı. &#039;&#039;&#039;Kokşaal-Too&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Terskey Ala-Too&#039;&#039;&#039;arasında uzanan yaklaşık &#039;&#039;&#039;100-120 kilometre&#039;&#039;&#039; genişliğindeki Tanrı Dağları platosu, birbirine bağlı buzul akıntıları ve geniş bir plato buzulu tarafından örtülmekteydi. Günümüzde bu eski buzullaşmanın en önemli kalıntısı, yaklaşık &#039;&#039;&#039;61 kilometre&#039;&#039;&#039;uzunluğundaki &#039;&#039;&#039;Güney İnilçek Buzulu&#039;&#039;&#039;dur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buzul dilleri kuzeye doğru ilerleyerek &#039;&#039;&#039;Issık Göl&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;e ulaşmış ve göle dökülmüştür. Benzer biçimde, Issık Göl&#039;ün kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Küngey Ala-Too&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da gelişen vadı buzulları da göle kadar uzanmış, &#039;&#039;&#039;Ak-Say Buzulu&#039;&#039;&#039; ise dağ eteği buzulu niteliği kazanmıştır. &#039;&#039;&#039;Çon-Kemin Vadisi&#039;&#039;&#039; de Çüy Vadisi&#039;ne kadar etkili olan yoğun buzullaşmaya sahne olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son Buzul Çağı&#039;nda Tanrı Dağları&#039;ndaki buzulların kapladığı alanın yaklaşık &#039;&#039;&#039;118.000 km²&#039;&#039;&#039; olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde kalıcı kar sınırı günümüzden yaklaşık &#039;&#039;&#039;1.200 metre&#039;&#039;&#039; daha aşağıda bulunuyordu. Araştırmalar, bu durumun Son Buzul Maksimumu sırasında bölgenin ortalama yıllık sıcaklığının günümüze göre yaklaşık &#039;&#039;&#039;7,2-8,4 °C&#039;&#039;&#039; daha düşük olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Flora ve Fauna ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, özellikle &#039;&#039;&#039;Schrenk ladini&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Picea schrenkiana&#039;&#039;) ormanlarıyla tanınır. Bu iğne yapraklı ormanlar genellikle &#039;&#039;&#039;2.000 metrenin&#039;&#039;&#039; üzerindeki yükseltilerde yayılış gösterir. Daha alçak kesimlerde ise yabani &#039;&#039;&#039;ceviz&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; ağaçlarından oluşan doğal ormanlar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin jeolojik geçmişi ve uzun süre korunan ekolojik dengesi, zengin bir bitki örtüsünün gelişmesine elverişli ortam hazırlamıştır. Tektonik hareketlerle değişen akarsu ağları ve oluşan verimli topraklar, yeni bitki topluluklarının yayılmasını desteklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Botanik araştırmalarına göre &#039;&#039;&#039;lalenin&#039;&#039;&#039; doğal yayılış merkezlerinden biri Tanrı Dağları&#039;dır. Bu bitki, tarih boyunca İpek Yolu aracılığıyla Anadolu&#039;ya ulaşmış ve Osmanlı döneminde önemli bir kültür simgesi hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, birçok kültür bitkisinin yabani atalarına da ev sahipliği yapmaktadır. &#039;&#039;&#039;Kayısı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;armut&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;nar&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;incir&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;kiraz&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;dut&#039;&#039;&#039;ve özellikle &#039;&#039;&#039;elma&#039;&#039;&#039; bu türler arasında yer alır. Günümüzde yetiştirilen tatlı elmanın yabani atalarının Tanrı Dağları çevresindeki ormanlarda doğal seçilim süreciyle geliştiği kabul edilmektedir. Bu süreçte &#039;&#039;&#039;ayı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;geyik&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yaban domuzu&#039;&#039;&#039;gibi memeliler ile çeşitli kuş türleri, tohumların taşınması ve bitkilerin yayılmasında önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyocoğrafya araştırmaları, XIV. yüzyılda Avrupa&#039;da büyük salgına yol açan &#039;&#039;&#039;Kara Veba&#039;&#039;&#039; etkeni &#039;&#039;Yersinia pestis&#039;&#039;bakterisinin bazı soylarının da Tanrı Dağları çevresinde ortaya çıkmış olabileceğini göstermektedir. Bu bakterinin daha sonra &#039;&#039;&#039;İpek Yolu&#039;&#039;&#039; üzerinden batıya yayıldığı değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İnanç ===&lt;br /&gt;
Tanrı Dağları, tarih boyunca farklı din ve inanç sistemleri açısından önemli bir merkez olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Tengricilik&#039;&#039;&#039; inancında dağlar kutsal kabul edilir. Tanrı Dağları&#039;nın ikinci yüksek zirvesi olan &#039;&#039;&#039;Han Tengri&#039;&#039;&#039;, adını bu inanç sisteminin en yüce varlığı olan **Gök Tanrı (Tengri)**dan alır. Zirve, eski Türk toplulukları tarafından kutsal bir dağ olarak görülmüş ve ruhlar âlemiyle ilişkilendirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgede &#039;&#039;&#039;İslamiyet&#039;&#039;&#039;in yayılışı ise X. yüzyılda hız kazanmıştır. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;950&#039;&#039;&#039; yılında &#039;&#039;&#039;Satuk Buğra Han&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın Müslüman olması, Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Türk toplulukları arasında İslam&#039;ın yayılmasında dönüm noktası kabul edilir. Bu gelişme, İslam&#039;ın Orta Asya&#039;da kalıcı biçimde yerleşmesinde önemli rol oynamıştır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Altay_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=439</id>
		<title>Altay Dağları</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Altay_Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;diff=439"/>
		<updated>2026-07-29T11:45:45Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;Altay Dağları, Orta Asya&amp;#039;da Rusya, Çin, Moğolistan ve Kazakistan sınırlarının kesiştiği bölgede uzanan büyük bir dağ sistemidir. İrtiş ve Ob nehirlerinin kaynak sahasını oluşturan bu dağlar, Avrasya&amp;#039;nın önemli su toplama havzalarından biridir. Sıradağın en yüksek noktası deniz seviyesinden 4.506 metre yükselen Beluha Dağı&amp;#039;dır.  Altay Dağları kuzeydoğuda Sayan Dağları ile birleşirken, güneydoğuya doğru alçalarak G...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Altay Dağları, Orta Asya&#039;da Rusya, Çin, Moğolistan ve Kazakistan sınırlarının kesiştiği bölgede uzanan büyük bir dağ sistemidir. İrtiş ve Ob nehirlerinin kaynak sahasını oluşturan bu dağlar, Avrasya&#039;nın önemli su toplama havzalarından biridir. Sıradağın en yüksek noktası deniz seviyesinden 4.506 metre yükselen Beluha Dağı&#039;dır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları kuzeydoğuda Sayan Dağları ile birleşirken, güneydoğuya doğru alçalarak Gobi Çölü&#039;nün yüksek platolarına ulaşır. Güneybatıda ise Cungarya Havzası tarafından Tanrı Dağları&#039;ndan ayrılır. Yaklaşık 45°-52° kuzey enlemleri ile 84°-99° doğu boylamları arasında uzanan dağ sistemi, Orta Asya&#039;nın başlıca doğal sınırlarından birini meydana getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin nüfusu seyrektir ve başta Türk toplulukları ile Moğollar olmak üzere çeşitli etnik gruplardan oluşur. Ayrıca Volga Almanları da bölgede yaşamaktadır. Yerli nüfusun önemli bir bölümü yarı konargöçer hayat tarzını sürdürmektedir. Ekonomik faaliyetler büyük ölçüde sığır, koyun ve at yetiştiriciliği, avcılık, tarım, ormancılık ve madenciliğe dayanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dil biliminde bir dönem kullanılan ve günümüzde geçerliliğini yitirmiş kabul edilen Altay dil ailesi görüşü de adını bu dağlardan almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Adı ===&lt;br /&gt;
Altay adı, Eski Türkçedeki &#039;&#039;&#039;altun&#039;&#039;&#039; ve Eski Moğolcadaki &#039;&#039;&#039;altan&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;altın, altın renkli&#039;&#039;) kelimeleriyle aynı kökten türemiştir. Bu ad, dağların zengin maden kaynakları ve görkemli görünümüyle ilişkilendirilmektedir. Dil biliminde Türk dilleri ile Moğolca arasında görülen ses değişimleri nedeniyle kelimenin farklı biçimleri ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları, bölgede konuşulan çeşitli dillerde farklı adlarla anılmaktadır. Moğolcada &#039;&#039;&#039;Altain Nuruu&#039;&#039;&#039;, Altay Türkçesinde &#039;&#039;&#039;Altay Tuular&#039;&#039;&#039;, Kazakçada &#039;&#039;&#039;Altay Tauları&#039;&#039;&#039;, Rusçada &#039;&#039;&#039;Altayskiye Gory&#039;&#039;&#039;, Uygurcada &#039;&#039;&#039;Altay Tağliri&#039;&#039;&#039;, Çince &#039;&#039;&#039;A&#039;ertai Şanmai&#039;&#039;&#039;(阿尔泰山脉) ve Dungancada &#039;&#039;&#039;Arte Şanme&#039;&#039;&#039; adları kullanılmaktadır. Bu adların tamamı &amp;quot;Altay Dağları&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafya ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları, yaklaşık &#039;&#039;&#039;845.000 km²&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;lik bir alanı kaplayan ve kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda &#039;&#039;&#039;2.525 km&#039;&#039;&#039; boyunca uzanan geniş bir dağ sistemidir. Dağ silsilesi, Orta Asya&#039;nın iç kesimlerinde farklı yükselti kuşakları, platolar, vadiler ve göllerden oluşan karmaşık bir topoğrafya meydana getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sıradağın kuzey kesimini, &#039;&#039;&#039;Saylugem (Kolyvan Altayı)&#039;&#039;&#039; adı verilen dağ kuşağı oluşturur. Ortalama yüksekliği 1.500-1.750 metre arasında değişen bu kesimde kar örtüsü kuzey yamaçlarda yaklaşık 2.000, güney yamaçlarda ise 2.400 metrelerden itibaren başlar. Saylugem Dağları&#039;nın doğu ve güneydoğusu, Ukok, Çuya ve Kendikti gibi yüksek platolar aracılığıyla Moğolistan platosuna bağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altaylar, Uvs, Hırgas, Dorgon ve Har gibi büyük göllerin yer aldığı geniş bir havzayı çevreler. Bölgeyi Tannu-Ola ve Han Höhii gibi dağ sıraları kuşatır. Dağ sisteminin kuzeybatı yamaçları oldukça dik olup ulaşımı güçleştirir. Bu kesimde yer alan &#039;&#039;&#039;Beluha Dağı (4.506 m)&#039;&#039;&#039;, Altayların en yüksek zirvesidir. Zirvenin çevresinde çok sayıda buzul ve buzul kökenli yer şekli bulunur. Moğolistan sınırındaki &#039;&#039;&#039;Hüiten Zirvesi (4.374 m)&#039;&#039;&#039; ise dağ sisteminin ikinci yüksek noktasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ana sıradağdan ayrılan çok sayıda yan kol, Altayların geniş bir alana yayılmasını sağlamıştır. Çuya, Katun, Kholzun, Korgon ve Tigirek sıraları bunların başlıcalarıdır. Bu dağların önemli bölümü yılın büyük kısmında karla kaplıdır ve kuzey yamaçlarında çok sayıda buzul yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları, derin vadileriyle de dikkat çeker. &#039;&#039;&#039;Katun Nehri&#039;&#039;&#039;, Beluha Dağı&#039;nın güneybatı yamaçlarından doğarak dar bir boğazdan geçer ve daha geniş bir vadiye ulaşır. Yaklaşık 600 kilometre boyunca ilerledikten sonra &#039;&#039;&#039;Biya Nehri&#039;&#039;&#039; ile birleşerek &#039;&#039;&#039;Ob Nehri&#039;&#039;&#039;ni meydana getirir. Çarış, Uba, Ulba ve Buhtarma vadileri de dağ sisteminin başlıca akarsu koridorlarıdır. Buhtarma Vadisi&#039;nin yukarı kesimlerinde Berel ve Katun buzulları gibi önemli buzullar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Altay&#039;da yer alan &#039;&#039;&#039;Teletskoye Gölü&#039;&#039;&#039;, yaklaşık 80 kilometre uzunluğu ve 310 metreyi bulan derinliğiyle bölgenin en büyük tektonik göllerinden biridir. Gölün çevresi dik yamaçlarla çevrilidir ve buradan doğan Biya Nehri kuzeye doğru akarak Katun ile birleşir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları&#039;nın kuzeyinde Kuznetsk Ala-Too sırası ve çevresindeki dağlık alanlar bu sistemin devamını oluşturur. Güneyde uzanan &#039;&#039;&#039;Moğol Altayı&#039;&#039;&#039; ise Hovd Havzası ile İrtiş Havzası arasında doğal bir sınır meydana getirir. Bu kesimde dağlar Cungarya Çöküntüsü&#039;nden dik yamaçlarla yükselirken, kuzeye doğru Moğolistan platosuna daha yumuşak eğimlerle bağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları&#039;nın başlıca zirveleri Beluha (4.506 m), Hüiten (4.374 m), Sutay (4.220 m), Mönhhayrhan (4.204 m) ve Tsambagarav&#039;dır (4.195 m). Batı Moğolistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Har Us Nuur Millî Parkı&#039;&#039;&#039;, Altay sisteminin güney kesiminde yer alan önemli koruma alanlarından biridir. Har Us, Har ve Dörgön göllerini kapsayan park, iki yüzden fazla kuş türüne ev sahipliği yapan sulak alanlarıyla öne çıkar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Flora ve Fauna ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları, Orta Asya ile Sibirya faunistik bölgelerinin kesişme alanında yer aldığından zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Bozkır, tayga, dağ ormanları ve alpin çayırlar gibi farklı yaşam ortamları, çok sayıda bitki ve hayvan türünün yaşamasına elverişli koşullar oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağların sarp yamaçlarında &#039;&#039;&#039;Sibirya dağ keçisi&#039;&#039;&#039;, daha yumuşak eğimli kesimlerde ise &#039;&#039;&#039;argali yaban koyunu&#039;&#039;&#039; görülür. Geyikgiller arasında &#039;&#039;&#039;Altay kızıl geyiği&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;sığın&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;orman ren geyiği&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Sibirya misk geyiği&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sibirya karacası&#039;&#039;&#039; bulunur. Sığın ile ren geyiği daha çok dağ sisteminin kuzey kesimlerinde yaşarken, &#039;&#039;&#039;yaban domuzu&#039;&#039;&#039; eteklerde ve çevredeki alçak sahalarda yayılış gösterir. Geçmişte &#039;&#039;&#039;Moğol ceylanı&#039;&#039;&#039; da Rusya Altayları&#039;nın Moğolistan sınırına yakın bozkırlarında görülmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölgenin başlıca yırtıcıları arasında &#039;&#039;&#039;kar leoparı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;boz kurt&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Avrasya vaşağı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;boz ayı&#039;&#039;&#039; yer alır. Kuzey kesimlerde &#039;&#039;&#039;sansargil (wolverine)&#039;&#039;&#039; de yaşamaktadır. Tarihî kayıtlarda &#039;&#039;&#039;Asya yaban köpeğinin&#039;&#039;&#039; (dhole) Tanrı Dağları alt türünün Altaylarda yaşadığı belirtilmektedir. Kuş türleri bakımından da zengin olan bölgede, &#039;&#039;&#039;Batı Sibirya kartal baykuşu&#039;&#039;&#039; da yayılış gösterir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde soyu tükenmiş olan &#039;&#039;&#039;Hazar kaplanı&#039;&#039;&#039;, XX. yüzyılın başlarına kadar Altay Dağları&#039;nın güney kesimlerinde, Zaysan Gölü ve Kara İrtiş çevresine kadar uzanan sahada yaşamıştır. Orta Çağ&#039;da bölgede bulunan &#039;&#039;&#039;Avrupa bizonu&#039;&#039;&#039; ise zamanla ortadan kalkmış, günümüzde Altay Cumhuriyeti&#039;ndeki bir yetiştirme merkezinde küçük bir sürü hâlinde korunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları&#039;nın yüksek kesimlerindeki göl ve akarsu çevrelerinde, yaklaşık &#039;&#039;&#039;2.000 metre&#039;&#039;&#039; yükseltiye kadar &#039;&#039;&#039;bataklık kurbağası&#039;&#039;&#039; da yaşamını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları, son buzul çağından bu yana ikliminde büyük değişiklikler yaşamayan bölgelerden biridir. Bu istikrarlı doğal çevre, tarih öncesi dönemlere ait birçok canlı türünün ve arkeolojik kalıntının korunmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölge, insanlık tarihinin en eski yerleşim alanlarından biri olarak kabul edilir. Güney Sibirya&#039;daki &#039;&#039;&#039;Denisova Mağarası&#039;&#039;&#039;nda bulunan yaklaşık &#039;&#039;&#039;40.000 yıllık&#039;&#039;&#039; kalıntılar, modern insan (&#039;&#039;Homo sapiens&#039;&#039;), Neandertal ve Denisova insanının aynı bölgede yaşadığını göstermektedir. Mağarada ele geçirilen fosiller ile taş aletler, insan evriminin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Düşük sıcaklıklar sayesinde korunan DNA örnekleri, Denisova insanının genetik yapısının ayrıntılı biçimde incelenmesine imkân vermiştir. Bölgede ayrıca yaklaşık &#039;&#039;&#039;33.000 yıl&#039;&#039;&#039; öncesine tarihlenen ve modern köpeklerle yakın akrabalık gösteren bir köpekgile ait kalıntılar da ortaya çıkarılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tunç Çağı&#039;nda Altaylar, Avrasya bozkırlarının önemli kültür merkezlerinden biri hâline geldi. Bölgenin en eski hayvancı toplulukları arasında yer alan &#039;&#039;&#039;Afanasevo Kültürü&#039;&#039;&#039;, MÖ IV. binyılın sonlarında Altaylara ulaşarak göçebe hayvancılık geleneğinin gelişmesinde etkili olmuştur. Daha sonra &#039;&#039;&#039;Çemurçek&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Andronovo kültürleri&#039;&#039;&#039; bölgede hâkimiyet kurmuştur. Altaylar, yumuşak dokuların dahi korunduğu çok sayıdaki &#039;&#039;&#039;İskit (Saka)&#039;&#039;&#039; kurganıyla da tanınır. Pazırık Kurganları&#039;nda bulunan mumyalar, dokumalar, ahşap eserler ve at koşum takımları, bozkır kültürünün en iyi korunmuş örnekleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar, MÖ II. binyılın başlarında ortaya çıkan &#039;&#039;&#039;Seima-Turbino Fenomeni&#039;&#039;&#039;nin de Altaylar çevresinde şekillendiğini kabul etmektedir. Bu kültürel hareket, metal işleme teknikleri ile bazı toplulukların Avrasya&#039;nın geniş kesimlerine yayılmasında etkili olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarihî çağlarda Altay Dağları, birçok bozkır devletinin hâkimiyet sahasında kaldı. Bölge sırasıyla &#039;&#039;&#039;Asya Hun İmparatorluğu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;I. Türk Kağanlığı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Uygur Kağanlığı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Kırgız Kağanlığı&#039;&#039;&#039; sınırları içinde yer aldı. Bu dönemlerde yerli topluluklar dil ve kültür bakımından büyük ölçüde Türkleşti. Arkeolojik ve tarihî veriler, Doğu İskit toplulukları ile Altay&#039;daki erken Türk toplulukları arasında belirli bir kültürel sürekliliğe işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
I. yüzyıldan itibaren Altaylar, &#039;&#039;&#039;Sienpi Konfederasyonu&#039;&#039;&#039; ve ardından &#039;&#039;&#039;Juan-juan Kağanlığı&#039;&#039;&#039;nın egemenliğine girdi. Daha sonra &#039;&#039;&#039;Kitanların&#039;&#039;&#039; kurduğu &#039;&#039;&#039;Liao Hanedanı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Moğol İmparatorluğu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Çağatay Hanlığı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kuzey Yuan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Cungar Hanlığı&#039;&#039;&#039; bölgeyi kontrol etti. Bu uzun süreç boyunca Altaylar, Orta Asya ile Sibirya arasında siyasî ve kültürel geçiş alanı olma özelliğini korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altay Dağları, kayak tarihine ilişkin tartışmalarda da önemli bir yere sahiptir. Çin sınırları içindeki kaya resimlerinde kayak kullanan avcı tasvirleri bulunmuştur. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;4.000-5.250 yıl&#039;&#039;&#039; öncesine tarihlenen bu petroglifler, kayakçılığın ilk ortaya çıktığı bölgelerden birinin Altaylar olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca Batı Han Hanedanı dönemine ait Çin kaynaklarında Altay Dağları&#039;nda kayak kullanan topluluklardan söz edilmektedir. Bununla birlikte, kayak sporunun kesin olarak bu bölgede ortaya çıktığı görüşü bilim dünyasında henüz ortak kabul görmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== UNESCO Dünya Mirası ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları&#039;nın çeşitli kesimleri, sahip oldukları doğal ve kültürel değerler nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne alınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moğolistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Altay Tavan Bogd Millî Parkı&#039;&#039;&#039; içinde yer alan &#039;&#039;&#039;Moğol Altayları Petroglif Kompleksleri&#039;&#039;&#039;, binlerce kaya resmi ve taş anıttan oluşur. Dünya Mirası alanı kapsamındaki &#039;&#039;&#039;Tsagaan Salaa&#039;&#039;&#039; Vadisi&#039;nde yaklaşık 15 kilometrelik bir hat boyunca &#039;&#039;&#039;10.000&#039;i aşkın&#039;&#039;&#039; kaya resmi tespit edilmiştir. Bu petroglifler, tarih öncesi dönemlerden Orta Çağ&#039;a kadar uzanan kültürel gelişimi belgeleyen önemli arkeolojik eserlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altayların güneydoğusundaki &#039;&#039;&#039;İh Bogd Uul Millî Parkı&#039;&#039;&#039;, Gobi Altayı&#039;nın en yüksek zirvesi olan İh Bogd Dağı&#039;nı çevrelemektedir. Alpin çayırlar, dağ bozkırları ve yarı kurak çöl ekosistemlerini bir arada barındıran park, &#039;&#039;&#039;argali yaban koyunu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Pallas kedisi&#039;&#039;&#039; gibi nadir türlerin yaşam alanları arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rusya sınırları içindeki &#039;&#039;&#039;Altay&#039;ın Altın Dağları&#039;&#039;&#039; ise 1998 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne dâhil edilmiştir. Yaklaşık &#039;&#039;&#039;16.178 km²&#039;&#039;&#039; büyüklüğündeki bu koruma alanı; &#039;&#039;&#039;Altay ve Katun Tabiatı Koruma Alanları&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Teletskoye Gölü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Beluha Dağı&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ukok Platosu&#039;&#039;&#039;nu kapsamaktadır. Alan, Orta Sibirya&#039;da bozkırdan alpin kuşağa kadar uzanan bitki örtüsü zonlarının eksiksiz biçimde görülebildiği ender bölgelerden biridir. Ayrıca &#039;&#039;&#039;kar leoparı&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Altay argalisi&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sibirya dağ keçisi&#039;&#039;&#039; gibi küresel ölçekte tehdit altındaki türlerin korunması bakımından da uluslararası önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altaylar çevresindeki &#039;&#039;&#039;Uvs Nuur Havzası&#039;&#039;&#039; da UNESCO tarafından koruma altına alınan doğal alanlar arasında yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Jeoloji ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları, Hindistan levhasının Avrasya levhasıyla çarpışması sonucunda şekillenen geniş tektonik kuşağın kuzey ucunda yer alır. Bölge, başta &#039;&#039;&#039;Kuray Fay Zonu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Taşanta Fay Zonu&#039;&#039;&#039; olmak üzere çok sayıda fay sistemi tarafından kesilmektedir. Bu fayların büyük bölümü bindirme ve sağ yanal doğrultu atımlı fay karakteri taşır; bazıları günümüzde de tektonik bakımdan aktiftir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dağ sisteminin jeolojik yapısı ağırlıklı olarak &#039;&#039;&#039;granitler&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;metamorfik şistlerden&#039;&#039;&#039; oluşur. Fay zonlarının çevresindeki kayaçlar ise tektonik hareketlerin etkisiyle yoğun biçimde deformasyona uğramıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jeolojik araştırmalar, Altaylar&#039;da buzul çağlarında büyük buzul göllerinin oluştuğunu göstermektedir. Bu göllerin setlerinin yıkılmasıyla meydana gelen taşkınlar, bölgenin vadileri ve akarsu sistemlerinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bazı araştırmalar, bu taşkınların Kuzey Amerika&#039;daki Missoula Buzul Gölü taşkınlarından bile daha büyük ölçekli olduğunu ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Depremsellik ===&lt;br /&gt;
Altay Dağları genel olarak düşük ve orta düzeyde sismik etkinliğe sahip olmakla birlikte, zaman zaman yıkıcı depremler meydana gelmektedir. Bunların en önemlilerinden biri, &#039;&#039;&#039;27 Eylül 2003&#039;&#039;&#039; tarihinde Çuya Havzası&#039;nın güneyinde meydana gelen &#039;&#039;&#039;7,3 büyüklüğündeki depremdir&#039;&#039;&#039;. Deprem ve ardından yaşanan artçı sarsıntılar geniş bir alanda hasara yol açmış, Beltir köyü büyük ölçüde yıkılmış ve milyonlarca ABD doları tutarında ekonomik kayıp meydana gelmiştir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=438</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=438"/>
		<updated>2026-07-29T10:10:52Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından [[İpek Yolu]]&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 682 yılında kurulan [[II. Göktürk Kağanlığı]], bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=437</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=437"/>
		<updated>2026-07-29T10:06:56Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* DEVLETİN KURULUŞU */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Zayıflaması ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Doğu Göktürk Devleti&#039;nin Yıkılması ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Göktürk Devleti ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti&#039;nin Sona Ermesi ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=436</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=436"/>
		<updated>2026-07-29T10:02:54Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== DEVLETİN KURULUŞU ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Yükseliş Dönemi =&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 2 - Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. GÖKTÜRK DEVLETİ&#039;NİN SONA ERMESİ ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Budizm&amp;diff=435</id>
		<title>Budizm</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Budizm&amp;diff=435"/>
		<updated>2026-07-29T08:38:25Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot; === Buda Öncesi Hindistan === Buda&amp;#039;nın yaşadığı dönemde Kuzey Hindistan&amp;#039;ın hâkim dinî geleneği, Arî topluluklarının inancı olan Brahmanizm&amp;#039;di. Vedalara dayanan bu din, kurban törenleri ve dinî ritüellere büyük önem veriyor, toplumsal düzeni ise rahip sınıfının otoritesi altında şekillendiriyordu. Budizm, bu dinî anlayışın biçimsel ve ritüel yönlerine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bazı araştırmacılar Buda&amp;#039;nın...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
=== Buda Öncesi Hindistan ===&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın yaşadığı dönemde Kuzey Hindistan&#039;ın hâkim dinî geleneği, Arî topluluklarının inancı olan Brahmanizm&#039;di. Vedalara dayanan bu din, kurban törenleri ve dinî ritüellere büyük önem veriyor, toplumsal düzeni ise rahip sınıfının otoritesi altında şekillendiriyordu. Budizm, bu dinî anlayışın biçimsel ve ritüel yönlerine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bazı araştırmacılar Buda&#039;nın Türk kökenli bir prens olduğunu ileri sürmekle birlikte, onun Kuzey Hindistan&#039;da doğduğu konusunda görüş birliği bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hint uygarlığının en eski merkezlerinden biri İndus (Sind) Havzası&#039;dır. Günümüzde Pakistan sınırları içinde yer alan Harappa ve Mohenco-daro şehirlerinde gelişen İndus uygarlığının başlangıcı MÖ IV. binyıla kadar uzanmaktadır. En parlak dönemini MÖ 3000-2000 yılları arasında yaşayan bu uygarlık, gelişmiş şehir planlaması, su dağıtım sistemleri, genel hamamları ve düzenli yerleşim yapısıyla dönemin en ileri medeniyetleri arasında yer almıştır. MÖ II. binyılda tarımsal üretimin gelişmesiyle birlikte uygarlık Gang Havzası&#039;na ve Hindistan&#039;ın güney kesimlerine doğru yayılmış, aynı dönemde Tunç Çağı&#039;nın yerini Demir Çağı almaya başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar, İndus uygarlığının büyük ölçüde günümüz Güney Hindistan&#039;ında yaşayan Dravid topluluklarının ataları tarafından kurulduğunu kabul etmektedir. Hinduizm&#039;in bazı inanç ve uygulamalarının kökeni de bu uygarlığa dayandırılmaktadır. Şehirlerde bulunan havuzların sonraki Hindu tapınaklarındaki su yapılarıyla benzerlik göstermesi, tanrı ve tanrıçaları tasvir eden kabartma ve heykellerin daha sonraki dönem sanatını andırması bu görüşü destekleyen unsurlar arasında gösterilmektedir. Bereket kültü, Tanrıça Kali ve Tanrı Şiva ile ilişkilendirilen bazı dinî unsurların da bu uygarlıkta izlerinin bulunduğu ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İndus uygarlığının MÖ 1500 yılları dolaylarında sona ermesi, kuzeybatıdan Hindistan&#039;a gelen Arî topluluklarının istilası veya doğal afetlerle açıklanmaktadır. Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki Kafkasya bölgesinden geldikleri kabul edilen Arîler, Farsça, Grekçe, Latince, Germen ve Slav dilleriyle aynı dil ailesine mensup bir dil konuşuyorlardı. Kutsal metinlerin dili olan Sanskritçenin de bu dil geleneğinden türediği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arî toplumunda sosyal yapı &#039;&#039;&#039;varna&#039;&#039;&#039; adı verilen kast sistemine dayanıyordu. Ritüel saflık esasına göre belirlenen bu hiyerarşide en üstte Brahmanlar (rahipler ve din adamları), ardından Kşatriyalar (hükümdarlar, savaşçılar ve soylular), Vaişyalar (ticaret ve zanaatla uğraşanlar) ile Şudralar (köylüler, işçiler ve hizmetkârlar) yer alıyordu. Bu dört sınıfın dışında kalan paryalar ise kast sistemine dâhil edilmiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hintçede hem &amp;quot;kast&amp;quot; hem de &amp;quot;renk&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;varna&#039;&#039;&#039; kavramı, toplumsal sınıfların ten rengiyle de ilişkilendirilmiştir. Mahabharata&#039;da Brahmanların beyaz, Kşatriyaların kırmızımsı, Vaişyaların sarımsı ve Şudraların koyu esmer tenli olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arîler ayrıca &#039;&#039;&#039;soma&#039;&#039;&#039; adı verilen keyif verici bir maddeyi, kurban ve diğer dinî törenlerde yüksek bilinç hâline ulaşmak amacıyla kullanıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Arîler&#039;in Dini ===&lt;br /&gt;
Göçebe bir hayat süren ve geçimlerini büyük ölçüde hayvancılıkla sağlayan Arîler, Hindistan&#039;a göç ettiklerinde kendi dillerini, kültürlerini ve dinî inançlarını da beraberlerinde getirdiler. İnanç sistemlerinin temelini, tanrılar tarafından vahyedildiğine inanılan Vedalar oluşturuyordu. İlâhiler, dualar ve dinî metinlerden meydana gelen bu eserler uzun süre sözlü gelenek yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldı; daha sonra Rigveda, Yacurveda, Samaveda ve Atharvaveda adıyla dört kutsal kitap hâlinde derlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk Arî yerleşimcilerle birlikte Brahman inancı da Kuzey Hindistan&#039;da yaygınlık kazandı. Bu inançta Brahman, evrenin özünü oluşturan, kişisel nitelikler taşımayan, mutlak ve değişmez bir gerçeklik olarak kabul ediliyordu. Her şeyi kuşatan bu ilke, evrenden ayrı düşünülemeyen ve bütün varlıkların temelini oluşturan kozmik bir güç niteliğindeydi. Brahman&#039;ın sayısız biçimde tezahür ettiği anlayışı ise, bütün varlığın tek bir mutlak hakikatin farklı görünümlerinden meydana geldiğini savunan birlikçi (monist) düşüncenin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Upanişadlar&#039;ın Öğretisi ===&lt;br /&gt;
Arîler ile Hindistan&#039;ın yerli toplulukları arasındaki kültürel etkileşim sonucunda MÖ I. binyılın başlarında yeni bir düşünce geleneği ortaya çıktı. Bu geleneğin en önemli ürünleri, Vedalar üzerine geliştirilen mistik yorumları içeren Upanişadlar&#039;dır. Bilgeler tarafından kaleme alınan bu eserlerin MÖ VIII. yüzyılda büyük ölçüde tamamlandığı kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Upanişad&amp;quot; kelimesi &amp;quot;gizli öğreti&amp;quot; anlamına gelir. Dönemin dinî bilgisi, dışa kapalı ezoterik topluluklar tarafından korunuyor ve ancak yeterliliği ile güvenilirliği kanıtlanan kişilere inisiyasyon yoluyla aktarılıyordu. Upanişadlar&#039;ın bir bölümü Vedik geleneğin devamı niteliğinde kabul edilirken, sonraki dönemlerde kaleme alınan metinler aynı değerde görülmemektedir. Buda&#039;nın öğretisinde yer alan birçok düşüncenin temelinin de Upanişadlar&#039;da bulunduğu kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Upanişad öğretisinde insanın öz varlığı &#039;&#039;&#039;Atman&#039;&#039;&#039;, evrenin mutlak hakikati ise &#039;&#039;&#039;Brahman&#039;&#039;&#039; olarak tanımlanır. Atman, insandaki Brahman&#039;ın tezahürü olup ölümden sonra yeniden doğuşlar yoluyla varlığını sürdürür. Daha sonraki Hindu düşüncesinde Atman ile Brahman&#039;ın özdeş olduğu, bireysellik duygusunun ise bir yanılgıdan ibaret bulunduğu görüşü benimsenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Upanişadlar&#039;ın temel öğretisine göre varlık âlemindeki bütün farklılıklar görünüşten ibarettir. Gerçekte bütün varlıklar değişmeyen tek bir özü paylaşmaktadır. Bu nedenle evrende gözlenen çokluk ve çeşitlilik, hakikatin değil insan algısının meydana getirdiği bir yanılsamadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vedik dönemde dinî bilgi büyük ölçüde Brahman kastının tekelindeyken, Upanişadlar&#039;ın önemli bilginlerinin çoğu Kşatriya sınıfından çıkmıştır. Ayrıca kadınlar da bu dönemde dinî bilgiye ulaşma bakımından erkeklerle aynı haklara sahip kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Vedalar&#039;a Karşı Gelişen Akımlar ===&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın yaşadığı Kuzeydoğu Hindistan, Arî hâkimiyetine ve Brahmanizme yönelik eleştirilerin yoğunlaştığı bir bölgeydi. Caynizm ve Budizm gibi Vedik geleneğe karşı gelişen dinî akımlar bu coğrafyada ortaya çıkmış, her iki dinin kurucusu da Kşatriya sınıfına mensup olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÖ VI. yüzyılda bölge, dervişler, orman bilgeleri, filozoflar ve guruların faaliyet gösterdiği önemli bir düşünce merkezi hâline gelmişti. Himalayaların eteklerinde gelişen bu ortamda farklı dinî ve felsefî görüşler bir arada bulunuyor; ritüelciler ile mistikler, materyalistler ile idealistler, akılcılar ile kuşkucular, Brahmanlar ile Kşatriyalar ve Arîlerle Arî olmayan topluluklar arasında yoğun tartışmalar yaşanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde ortaya çıkan başlıca dinî hareketlerden biri Caynizm&#039;dir. Günümüzde de özellikle Hindistan&#039;ın batı kıyılarındaki tüccar toplulukları arasında varlığını sürdüren bu dinin kurucusu, Mahavira unvanıyla tanınan Vardhamana&#039;dır. Buda&#039;nın çağdaşı olan Mahavira, MÖ 599 yılında Kuzey Bihar&#039;da doğmuş, otuz yaşına kadar aile hayatını sürdürdükten sonra dünyadan uzaklaşarak on üç yıl boyunca meditasyon yapmıştır. Bu dönemin sonunda &amp;quot;ruhsal dünyayı fetheden&amp;quot; anlamındaki Mahavira unvanını almış, daha sonraki yaşamını öğretisini yaymaya adamış ve MÖ 527 yılında yetmiş iki yaşında ölmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Caynizm, yaratıcı bir tanrının varlığını kabul etmez. Öğretinin temel amacı, sıkı bir disiplin aracılığıyla ruhu maddî varlığın ve karmanın etkisinden kurtararak ebedî bilgeliğe ulaştırmaktır. Bu anlayışta özgürlük, dünyevî varlığa bağımlılığın aşılmasıyla mümkündür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mahavira, Vedalar&#039;ın otoritesini, hayvan kurbanını ve kast sistemini reddetmiştir. Ona göre evren canlı (&#039;&#039;&#039;civa&#039;&#039;&#039;) ve cansız (&#039;&#039;&#039;aciva&#039;&#039;&#039;) varlıklardan oluşmaktadır. Her bireyin kendine özgü bir ruhu vardır; ancak bu ruhların üzerinde bulunan evrensel bir ruh veya yaratıcı tanrı kabul edilmez. Yeniden doğuş öğretisi benimsenmekle birlikte, kişinin sonraki hayatını belirleyen unsur ilahî bir yargı değil, neden-sonuç ilişkisine dayanan &#039;&#039;&#039;karma&#039;&#039;&#039; yasasıdır. Nihai amaç, ruhu maddenin etkisinden kurtararak asli saflığına yeniden kavuşturmaktır. Caynizm&#039;in temel ilkeleri ise doğru iman, doğru bilgi ve doğru davranış olarak özetlenmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Buda ==&lt;br /&gt;
Buda, Budizm&#039;in kurucusu kabul edilen Hint filozofudur. &amp;quot;Buda&amp;quot; kelimesi, &amp;quot;uyanmış&amp;quot; ve &amp;quot;aydınlanmış&amp;quot; anlamına gelen bir unvandır. Bazı araştırmacılar onun Saka Türklerinden geldiğini ileri sürerken, bu görüş bütün araştırmacılar tarafından kabul edilmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Buda, MÖ 563 yılında Benares&#039;in kuzeyindeki Kapilavastu&#039;da, Sakya kabilesinin hükümdarının oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Asıl adı Siddhartha olup, ailesine nispetle Gotama adıyla da tanınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğinde Buda&#039;nın takipçileri, uyanıklık ve sürekli farkındalık içinde yaşamayı amaçlayan kimseler olarak tanımlanmaktadır. Dhammapada&#039;da onların gece gündüz tefekkür ve derin düşünceden sevinç duydukları ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın babası, onu geleceğin hükümdarı olarak yetiştirmeye çalışmış ve hayatın acı yönlerini kendisinden uzak tutmuştur. Sarayda refah içinde büyüyen Siddhartha, genç yaşta evlenmiş ve uzun süre ayrıcalıklı bir yaşam sürmüştür. Ancak bir gezisi sırasında yaşlı bir adam, hasta bir kişi ve bir cenaze ile karşılaşması, hayatın geçiciliği ve insanın karşı karşıya bulunduğu acılar üzerine düşünmesine yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Otuz yaşlarına geldiğinde saray hayatını, ailesini ve sahip olduğu bütün dünyevî imkânları geride bırakarak zahit bir yaşamı tercih etti. Uzun yıllar süren sade hayatın ardından, Bo ağacının altında meditasyon ve tefekkür sırasında aydınlanmaya ulaştığına inanıldı. Bundan sonra yaklaşık kırk yıl boyunca ulaştığı hakikati insanlara anlattı ve çok sayıda öğrenci yetiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda, MÖ 483 yılında Kuşinagara&#039;da öldü. Öğrencilerinin onun sözlerini ve öğretilerini kayda geçirmesiyle Budizm&#039;in temel öğretisi şekillenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Siddhartha Gotama&#039;nın Hayatı ===&lt;br /&gt;
Budist kaynaklara göre Siddhartha Gotama, Nepal yaylalarının eteklerinde, Rapti Irmağı çevresinde yaşayan Sakya topluluğunun hükümdarı Raja Śuddhodana ile Mahāmāyā&#039;nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Sakya topluluğu Kapilavastu merkezli bir yönetim yapısına sahipti ve tarıma dayalı bir yaşam sürdürüyordu. Kaynaklarda Sakyaların, İskit kökenli Saka Türkleriyle akraba olduklarına inanıldığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğine göre Mahāmāyā, doğumdan önce beyaz bir filin rahmine girdiğini gördüğü kutsal bir rüya görmüş, bu rüya Brahmanlar tarafından doğacak çocuğun ya cihan hâkimi bir hükümdar ya da insanlığı cehalet ve acıdan kurtaracak bir Buda olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Doğum zamanı geldiğinde Devadaha&#039;ya giderken Lumbinî Koruluğu&#039;nda doğum yapmış, doğumun ardından çeşitli olağanüstü olayların meydana geldiği rivayet edilmiştir. Aynı geleneğe göre Mahāmāyā doğumdan yedi gün sonra ölmüş, Siddhartha&#039;nın bakımı teyzesi Mahāpajāpatī tarafından üstlenilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocuğun ünü kısa sürede yayılmış ve münzevi Asita onu görmek üzere saraya gelmiştir. Budist kaynaklarda Asita&#039;nın Siddhartha&#039;nın bedenindeki otuz iki kutlu işareti gördüğü, onun ileride ya bütün dünyaya hükmedecek bir hükümdar ya da en yüksek aydınlanmaya ulaşmış bir Buda olacağını söylediği aktarılır. Bunun üzerine çocuğa &amp;quot;amacına ulaşan&amp;quot; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Siddhartha&#039;&#039;&#039; adı verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğinde Siddhartha&#039;nın çocukluğunun olağanüstü olaylarla geçtiği anlatılır. Küçük yaşlardan itibaren meditasyona ilgi gösterdiği, öğrenim hayatında üstün başarı sergilediği ve babası tarafından her mevsim için yaptırılan saraylarda yetiştirildiği belirtilmektedir. On altı yaşında düzenlenen savaş sanatları yarışmalarında bütün rakiplerini geride bırakarak Yaśodharā ile evlenmeye hak kazanmış, bu evlilikten Rāhula adında bir oğlu olmuştur. Yaklaşık on üç yıl boyunca saray hayatını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yirmi dokuz yaşında yaptığı geziler sırasında sırasıyla yaşlı bir adam, hasta bir kişi, bir cenaze ve gezgin bir dervişle karşılaşması hayatını değiştiren dönüm noktası olmuştur. İnsan hayatındaki yaşlılık, hastalık ve ölüm gerçeğiyle yüzleşen Siddhartha, dervişin anlattığı sade ve erdemli yaşamdan etkilenerek saray hayatını terk etmiş, saçlarını kesip keşiş giysisi giyerek hakikati aramaya başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu süreçte çeşitli bilgelerden eğitim görmüş, özellikle Alara Kalama&#039;dan meditasyon yöntemlerini ve Atman öğretisini öğrenmiştir. Ancak bunların aradığı kesin kurtuluşu sağlamadığı kanaatine vararak öğretmeninden ayrılmıştır. Budist geleneğine göre Mara&#039;nın dünyevî iktidar teklifini de reddeden Siddhartha, altı yıl boyunca ağır çile ve meditasyon uygulamalarıyla meşgul olmuş, sonunda aşırı çileciliğin aydınlanmaya ulaştırmadığını anlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Bilgelik Ağacı olarak kabul edilen büyük bir incir ağacının altına oturarak tam aydınlanmaya erişmeden bulunduğu yerden kalkmayacağına dair kendisine söz vermiştir. Aynı gece Mara&#039;nın bütün engellemelerine rağmen meditasyonunu sürdürmüş; önceki hayatlarını, varlıkların yeniden doğuşunu, acının mahiyetini ve kurtuluş yolunu kavrayarak tam aydınlanmaya ulaştığına inanılmıştır. Böylece &amp;quot;Buda&amp;quot; unvanını almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist kaynaklara göre aydınlanmanın ardından kırk dokuz gün boyunca çeşitli ağaçların altında tefekkür etmiş, daha sonra öğretisini açıklamak üzere Benares&#039;e gitmiştir. İlk takipçilerinin etrafında toplanmasıyla Budist dinî topluluğu oluşmaya başlamış, zamanla manastırlar kurulmuş ve öğretileri yayılmıştır. Buda, yaklaşık kırk yıl boyunca Hindistan&#039;ın çeşitli bölgelerini dolaşarak öğretisini yaymış ve seksen yaşında ölmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buda İmgesi ===&lt;br /&gt;
Budizmin ilk dönemlerinde Buda, insan biçiminde tasvir edilmemiştir. Bu dönemde ibadet ve saygının odağını, Buda&#039;nın küllerinin ve diğer kutsal emanetlerinin muhafaza edildiği &#039;&#039;&#039;stupalar&#039;&#039;&#039; ile aydınlanmaya ulaştığı &#039;&#039;&#039;Aydınlanma Ağacı&#039;&#039;&#039;oluşturuyordu. Ayrıca Buda&#039;nın öğretisini ve manevî otoritesini simgeleyen &#039;&#039;&#039;Dharma Çarkı&#039;&#039;&#039; başta olmak üzere çeşitli semboller de erken Budist ikonografisinin temel unsurları arasında yer almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın insan biçimindeki ilk tasvirleri, MS II. yüzyılda Kuşan Kralı Kanişka döneminde ortaya çıkmıştır. Mahayana Budizmi&#039;nin gelişmesiyle birlikte sevgi ve bağlılık duygularını güçlendirmek amacıyla Buda heykelleri ve tasvirleri yaygınlaşmış, farklı sanat merkezlerinde çok sayıda eser üretilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda iki temel Buda tasvir geleneğinden söz edilmektedir. Bunlardan ilki, Mathura&#039;da gelişen Hint üslubundaki figürler; ikincisi ise Kuzeybatı Hindistan&#039;daki Gandhara&#039;da ortaya çıkan Helenistik etkili Buda tasvirleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda imgelerini yapan sanatçılar, &amp;quot;Büyük İnsan&amp;quot;ın otuz iki alametini yansıtmaya özen göstermişlerdir. Bu tasvirlerde baş üzerinde topuz veya türban biçimindeki saç düzeni, uzun kulaklar ve alındaki ayırt edici işaret en belirgin özellikler arasında yer alır. El ve parmakların aldığı &#039;&#039;&#039;mudra&#039;&#039;&#039; adı verilen duruşlar ise Buda&#039;nın hayatındaki önemli olayları ve öğretilerini sembolik olarak ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizmin yayılmasıyla birlikte Buda tasvirleri Asya&#039;nın çeşitli bölgelerinde farklı boyut ve üsluplarda üretilmiştir. Kaynağa göre Çin&#039;de Loyang yakınlarındaki Lung Men Mağaraları&#039;nda, birkaç santimetreden on sekiz metreye kadar değişen ölçülerde yaklaşık yüz bin Buda imgesi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buda Doğası ===&lt;br /&gt;
Budist düşüncede &#039;&#039;&#039;Buda doğası&#039;&#039;&#039;, bütün canlı varlıkların özünde bulunan aydınlanma potansiyelini ifade eden bir kavramdır. Bu anlayışa göre insanlar, içlerinde taşıdıkları bu potansiyelin çoğu zaman farkında değildir. Ancak kişi hakikati kavrayıp bu içsel imkânı açığa çıkardığında manevî gelişim süreci başlar. Buda doğası, bütün canlılarda mevcut olan ve her varlığın Budalığa ulaşabilmesini mümkün kılan bir potansiyel olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düşünce özellikle &#039;&#039;&#039;Mahayana Budizmi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde geliştirilmiş olup &#039;&#039;&#039;Tathāgata-garbha&#039;&#039;&#039; veya &amp;quot;Buda potansiyeli&amp;quot; öğretisiyle ilişkilendirilmektedir. Mahayana geleneğine göre her canlı, özünde Budalığa ulaşma imkânına sahiptir. Bu nedenle Buda doğası öğretisi, bütün varlıkların aydınlanabileceği düşüncesini esas alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda doğası kavramı, Zen Budizmi&#039;nin temel öğretilerinden biridir. Zen anlayışında meditasyonun amacı, insanın kendi içinde var olan Buda doğasını ortaya çıkarmasıdır. Günlük hayatın sıradan işleri de bu manevî gelişimin bir parçası kabul edilir. Yemek yapmak, bahçe düzenlemek veya temizlik gibi faaliyetler, içsel dinginlik ve farkındalıkla gerçekleştirildiğinde aydınlanma yolunun uygulamaları olarak değerlendirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, Buda doğasının bütün insanlara evrensel bir imkân sunması bakımından Hristiyanlıkta insanın Tanrı&#039;nın suretinde yaratıldığı ve Hinduizm&#039;de her insanda Atman&#039;ın bulunduğu anlayışlarıyla benzerlik taşıdığı, ancak kavramsal bakımdan bu öğretilerden farklı olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğe göre Buda, aydınlanmaya ulaştığında bütün varlıklarda Buda doğasının bulunduğunu ifade etmiştir. Zen öğretisinde bu anlayış, yalnızca meditasyon sırasında değil, dağlar, ağaçlar, akarsular ve bütün tabiat dâhil olmak üzere varlığın tamamının Buda&#039;nın yolu ve faaliyetinin bir yansıması olarak görülmesi şeklinde yorumlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buda Disiplini ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Buda Sasana&#039;&#039;&#039; (Buda Disiplini), Asya&#039;da Budizm ile eş anlamlı olarak kullanılan bir terimdir. Kavram, yalnızca Buda&#039;nın öğretilerini değil; Budist cemaati, dinî ritüeller, ahlâk ilkeleri, toplumsal gelişim ve Buda&#039;dan kaynaklanan manevî geleneğin bütününü ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğin etkili olduğu bazı ülkelerde bu kavram kurumsal bir nitelik de kazanmıştır. Kaynağa göre Burma, Sri Lanka ve Tayland&#039;da kurulan &#039;&#039;&#039;Buda Sasana konseyleri&#039;&#039;&#039;, Budizm ile ilgili faaliyetleri yürütmek üzere oluşturulmuş resmî kurumlar olarak görev yapmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist disiplin anlayışı, insanı aydınlanmadan alıkoyan zihinsel ve ahlâkî engellerden kurtulmayı amaçlar. Bu çerçevede bencillik, kuşku, yanlış inançlar, şehvet ve nefret gibi bağlardan uzaklaşılması; iman, farkındalık, gayret, tefekkür ve doğru görüşün geliştirilmesi öğütlenir. Şehvet, nefret, aldanma, gurur ve yanlış görüş gibi engellerin aşılması ise kurtuluşa ulaşmanın temel şartları arasında kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Theravada Budizmi&#039;nde &#039;&#039;&#039;Buda Sasana&#039;&#039;&#039;, Buda&#039;nın öğretilerini dokuz temel grupta toplayan özel bir anlam taşımaktadır. Bunlar; çözümlemeler, söylevler, yorumlar, mucizeler, önceki yaşam hikâyeleri, resmî açıklamalar, düzyazılar, atasözleri ve mısralardan oluşmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm ===&lt;br /&gt;
Budizm, yaklaşık 2500 yıl önce Hindistan&#039;da ortaya çıkan ve günümüzde dünya genelinde beş yüz milyondan fazla mensubu bulunan bir dinî ve düşünsel gelenektir. Öğretisinin temelini Siddhartha Gotama&#039;nın (Buda) ortaya koyduğu esaslar oluşturur. Budist anlayışta &amp;quot;Buda&amp;quot;, dünyevî arzulardan kurtularak aydınlanmaya ulaşmış kimseyi ifade eder ve Gotama, aydınlanmış varlıklar silsilesinin bir üyesi olarak kabul edilir. Budizm, kimi araştırmacılar tarafından din, kimilerince ise felsefî bir sistem olarak değerlendirilmekte olup, öğretisinde Tanrı kavramına belirleyici bir yer verilmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın öğretisi, &#039;&#039;&#039;Dört Soylu Hakikat&#039;&#039;&#039; etrafında şekillenmiştir. Bu öğretiye göre insanı kuşatan acıdan kurtuluş mümkündür ve bunun yolu Buda&#039;nın gösterdiği uygulamaları takip etmektir. Budizmin temel kavramlarından biri olan &#039;&#039;&#039;karma&#039;&#039;&#039;, iyi ve kötü davranışların sonuçlarını belirleyen ahlâkî bir ilke olarak kabul edilir. İnsan, doğru yaşayış sayesinde karma zincirini kırabilir ve kurtuluşa ulaşabilir. Bu süreç, &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Yol&#039;&#039;&#039; kapsamında ahlâkî disiplin (&#039;&#039;sila&#039;&#039;), meditasyon (&#039;&#039;samadhi&#039;&#039;) ve hikmet (&#039;&#039;panna&#039;&#039;) uygulamalarıyla gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm&#039;de adam öldürmek, hırsızlık, iffetsizlik, yalan söylemek, iftira etmek, kötü söz söylemek, dedikodu yapmak, kıskançlık, kötülük ve imansızlık başlıca ahlâkî yanlışlar arasında sayılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist uygulamanın nihai hedefi &#039;&#039;&#039;Nirvana&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya ulaşmaktır. Nirvana, arzu, öfke ve benlikten kaynaklanan bağların sona ermesi ve insanın tam anlamıyla özgürlüğe kavuşması şeklinde açıklanmaktadır. Bu nedenle bütün dinî ve ahlâkî uygulamalar, Nirvana&#039;ya ulaşmayı amaçlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm tarihinde düşünce ve uygulama farklılıkları sonucunda çeşitli gelenekler ortaya çıkmıştır. Başlıca üç büyük gelenek; &#039;&#039;&#039;Hinayana&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Mahayana&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Vajrayana&#039;&#039;&#039; Budizmidir. Erken Budist geleneğini günümüzde &#039;&#039;&#039;Theravada Budizmi&#039;&#039;&#039;temsil etmektedir. Hindistan, Sri Lanka ve Güneydoğu Asya&#039;da yaygın olan bu anlayışta bireysel çaba ve sıkı disiplin yoluyla Nirvana&#039;ya ulaşmak ve Arhat olmak esas kabul edilir. Mahayana Budizmi ise özellikle Uzak Doğu&#039;da gelişmiş olup bütün canlıların aydınlanmasını hedefleyen &#039;&#039;&#039;Bodhisattva&#039;&#039;&#039; idealini ve evrensel Budalık anlayışını ön plana çıkarmaktadır. Vajrayana ise özellikle Tibet ve Tibet Budist topluluklarında yaygınlık kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm zamanla farklı mezhep ve okullara ayrılmıştır. Bunlar arasında Chan (Zen), Lamacılık, Tendai, Nichiren, Pure Land ve Soka Gakkai gibi gelenekler bulunmaktadır. Son dönemlerde Budizm, Batı dünyasında da ilgi gören dinlerden biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda öğretilerini kendisi yazıya geçirmemiş, bunlar ölümünden sonra öğrencileri tarafından derlenmiştir. Budist kutsal metinleri, konularına göre tasnif edilerek &#039;&#039;&#039;Tripitaka (Üç Sepet)&#039;&#039;&#039; adı verilen külliyatta toplanmıştır. Bu külliyat üç ana bölümden oluşmaktadır: &#039;&#039;&#039;Vinaya Pitaka&#039;&#039;&#039;, ahlâk ve manastır kurallarını; &#039;&#039;&#039;Sutta Pitaka&#039;&#039;&#039;, Buda&#039;nın söylevlerini ve Dhammapada&#039;yı; &#039;&#039;&#039;Abhidhamma Pitaka&#039;&#039;&#039; ise felsefî ve psikolojik öğretileri içermektedir. Theravada geleneği Tripitaka&#039;yı temel otorite kabul ederken, Mahayana Budizmi bunun yanında başka kutsal metinleri de benimsemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizmin temel amacı, insanın manevî gelişimini sağlayacak şartları oluşturarak onu acıya yol açan bağlardan kurtarmak ve özgürlüğe ulaştırmaktır. Bu hedef doğrultusunda meditasyon, kişisel disiplin ve çeşitli manevî uygulamalar temel yöntemler olarak kullanılmaktadır. Budist geleneğinde Buda&#039;nın öğretileri değişmez dogmalar olarak değil, kişinin kendi çabasıyla doğrulaması gereken bir uygulama ve tecrübe yolu olarak görülmektedir. Bu anlayış, Budalığa giden yolun bütün insanlara açık olduğu düşüncesini esas almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dört Soylu Hakikat (Ariya Sacca) ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Dört Soylu Hakikat (Ariya Sacca)&#039;&#039;&#039;, Buda&#039;nın öğretisinin temelini oluşturan ve özellikle Theravada Budizmi&#039;nin merkezinde yer alan öğretidir. Budist geleneğinde bu hakikatler, hem gerçeği ifade etmeleri hem de Buda tarafından öğretilmeleri nedeniyle &amp;quot;soylu&amp;quot; olarak nitelendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dört Soylu Hakikat&#039;in ilki olan &#039;&#039;&#039;Dukkha&#039;&#039;&#039;, insan hayatı başta olmak üzere bütün varoluşun acı, tatminsizlik ve sıkıntılarla iç içe olduğunu ifade eder. Dukkha yalnızca fiziksel veya ruhsal acıyı değil, geçici mutlulukların ve hazların da kalıcı olmamaları sebebiyle tatminsizlik doğurduğu anlayışını kapsamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci hakikat &#039;&#039;&#039;Samudaya&#039;&#039;&#039;, acının temel nedeninin arzu ve tutkular (&#039;&#039;tanha&#039;&#039;) olduğunu belirtir. Üçüncü hakikat olan &#039;&#039;&#039;Nirodha&#039;&#039;&#039;, bu arzu ve tutkuların ortadan kaldırılmasıyla acının sona erdirilebileceğini ifade eder. Dördüncü hakikat ise &#039;&#039;&#039;Magga&#039;&#039;&#039; olup, acının sona ermesini sağlayacak yöntemin &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;&#039;&#039;un uygulanması olduğunu öğretir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın öğretisinde temel amaç, acının mahiyetini kavramak ve onu ortadan kaldırmaktır. Kişi önce kendi hayatında bunu gerçekleştirdiğinde başkalarına da yol gösterebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Buda&#039;nın yaklaşımı bir hekimin tedavi yöntemine benzetilmektedir. Buna göre önce insanın temel sorunu olan acı tespit edilmekte, ardından bunun sebebi olarak arzu ve tutkular gösterilmekte, daha sonra bunların ortadan kaldırılması hedeflenmekte ve son aşamada iyileşmeyi sağlayacak uygulama yöntemi olarak Sekiz Katlı Soylu Yol önerilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Acı Çekme ve Kendiliği Oluşturan Beşli Demet ===&lt;br /&gt;
Budist öğretiye göre şartlara bağlı olarak ortaya çıkan bütün varlıklar ve olaylar geçicidir. Bu nedenle hiçbir koşullu varlık kalıcı mutluluk sağlayamaz ve sonuçta acıya yol açar. Kişi bu gerçeği kavradığında geçici olana bağlanmaktan kurtulur ve arınma yoluna girer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm&#039;de &#039;&#039;&#039;dukkha&#039;&#039;&#039; (acı) üç farklı boyutta ele alınmaktadır. Birincisi doğrudan yaşanan fiziksel ve ruhsal acıdır (&#039;&#039;&#039;dukkha-dukkha&#039;&#039;&#039;). İkincisi, değişimin kaçınılmaz olmasından kaynaklanan acıdır (&#039;&#039;&#039;viparinama-dukkha&#039;&#039;&#039;). Üçüncüsü ise bütün varlıkların şartlara bağlı ve geçici olmasından doğan acıdır (&#039;&#039;&#039;samkhara-dukkha&#039;&#039;&#039;). Kaynağa göre bunlar arasında en temel olanı, koşullanmış varoluştan kaynaklanan üçüncü tür acıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist psikolojisi, insanın değişmez bir benliğe sahip olduğu anlayışını kabul etmez. Kişi, sürekli değişim hâlindeki beş unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. Bunlar &#039;&#039;&#039;beşli demet (skandha)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk demet &#039;&#039;&#039;rupa&#039;&#039;&#039; olup fiziksel beden ile duyu organlarını kapsar. Beden ve duyular sürekli değişmekte ve çevresel şartlara bağlı olarak varlığını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci demet &#039;&#039;&#039;vedana&#039;&#039;&#039;dır. Bu kavram, beş duyu aracılığıyla elde edilen duyusal verilerle zihinde oluşan düşünceleri ifade eder. Budist öğretide zihin, dış dünyayı algılayan duyulara ek olarak altıncı duyu organı kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü demet &#039;&#039;&#039;sanna&#039;&#039;&#039; (algı)dır. Algı sayesinde duyusal deneyimler anlamlandırılır, kavramlara dönüştürülür ve diğer nesnelerle ilişkilendirilir. İnsan çevresini bu algılama süreci aracılığıyla tanır ve değerlendirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü demet &#039;&#039;&#039;zihinsel oluşumlar veya koşullanmalar&#039;&#039;&#039;dır (&#039;&#039;&#039;sanskar&#039;&#039;&#039;). İnsan, algıladığı olaylara karşı haz veya acı duyar; haz veren deneyimleri tekrar etmek, acı verenlerden ise kaçınmak ister. Böylece alışkanlıklar ve şartlanmalar meydana gelir ve bunlar kişinin davranışlarını yönlendirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşinci demet ise &#039;&#039;&#039;bilinç&#039;&#039;&#039;tir (&#039;&#039;&#039;vinnanakhandha&#039;&#039;&#039;). Bilinç, diğer demetleri bir arada tutan unsur olarak kabul edilir ve her duyu alanına özgü bilinç biçimlerinin bulunduğu ifade edilir. Kaynağa göre Nirvana&#039;ya ulaşılmadığı sürece bilinç yeniden doğuş sürecinin devam etmesine yol açar. Ölümle birlikte beden, duyular ve algılar ortadan kalksa da fiillerin izlerini taşıyan zihinsel oluşumlar ile bilinç varlığını sürdürür. Bu döngüden kurtuluş ise ancak &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;&#039;&#039;un uygulanmasıyla mümkündür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist psikolojisine göre değişmeyen ve kalıcı bir &#039;&#039;&#039;benlik&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;ruh&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;öz&#039;&#039;&#039; bulunmamaktadır. İnsanı meydana getiren bütün unsurlar sürekli değişim içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Karma Zinciri ===&lt;br /&gt;
Budist öğretide &#039;&#039;&#039;karma (kamma)&#039;&#039;&#039;, insanın yaptığı fiillerin sonuç doğurduğunu ifade eden temel ilkelerden biridir. Antik Hint düşüncesinde karma, fiillerin etkilerinin birikerek yeniden doğuşlara yol açtığı anlayışıyla ilişkilendirilmiş, daha sonra Atman inancıyla birlikte ele alınmıştır. Buda ise değişmez ve kalıcı bir &#039;&#039;&#039;Atman&#039;&#039;&#039; anlayışını reddetmiş; kişiliğin, sürekli değişen unsurların meydana getirdiği geçici bir oluşum olduğunu savunmuştur. Bu nedenle kurtuluş, cehaletin ortadan kaldırılması ve varlığı oluşturan unsurlara bağlılığın aşılmasıyla mümkün görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist karma anlayışına göre fiiller sonuç doğurmakla birlikte, insanın bugünkü durumunu yalnızca geçmişteki davranışları belirlemez. Böyle bir yorum değişim imkânını ortadan kaldıracağından Budist öğretiyle bağdaşmaz. Karma sürecinde eğilimler (&#039;&#039;&#039;klesha&#039;&#039;&#039;) davranışları doğurur, davranışlar ise sonuçlara (&#039;&#039;&#039;vipaka&#039;&#039;&#039;) yol açar. Geçmiş fiiller bugünkü hayat üzerinde etkili olmakla birlikte, mevcut durumun yalnızca belirleyici unsurlarından biridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlayışta geçmişte yapılan fiiller, insanın olayları nasıl deneyimlediğini etkiler; ancak kişi şimdiki tercihleriyle yeni davranışlar geliştirebilir ve geleceğini değiştirebilir. Böylece karma, değişime açık dinamik bir süreç olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Buda, mutluluk ve acının kaynağı konusunda üç yanlış anlayış bulunduğunu belirtmiştir. Bunlardan ilki, bütün mutluluk ve acıların yalnızca geçmiş karmanın sonucu olduğuna inanılmasıdır. İkincisi, bunların tanrıların iradesiyle belirlendiğinin düşünülmesidir. Üçüncüsü ise mutluluk ve acının tamamen şans veya kader tarafından tayin edildiğinin kabul edilmesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda, geçmiş fiillerin etkisini açıklamak için bir benzetme kullanmaktadır. Bir tutam tuz küçük bir bardak suya atıldığında suyu tamamen etkilerken, aynı miktar tuz büyük bir nehre atıldığında etkisi çok daha az hissedilir. Buna göre aynı fiil, insanların manevî durumlarına göre farklı sonuçlar doğurabilir. Geçmiş deneyimler bugünkü yaşantıyı etkilese de varlık sürekli değişim hâlindedir ve hiçbir durum değiştirilemez değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist öğretide karma anlayışı kadercilik olarak yorumlanmaz. Aksine insanın geçmiş davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesini, bunların bugünkü hayat üzerindeki etkisini kavramasını ve mevcut iradesini kullanarak olumsuz etkileri aşmasını öngören bir ilke olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sekiz Katlı Soylu Yol (Ariya Atthangika Magga) ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol (Ariya Atthangika Magga)&#039;&#039;&#039;, Buda&#039;nın Dört Soylu Hakikat öğretisinin dördüncü unsurunu oluşturur. Budist gelenekte kurtuluşa ulaştıran uygulama yolu olarak kabul edilir ve aşırı haz düşkünlüğü ile katı çilecilik arasında yer alan &#039;&#039;&#039;Orta Yol&#039;&#039;&#039; anlayışını temsil eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;un ilk basamağı &#039;&#039;&#039;Doğru Görüş (Samyag Drişti)&#039;&#039;&#039; olup, gerçekliğin Budist öğretisine uygun biçimde kavranmasını ifade eder. İkinci basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Niyet (Samyag Samkalpa)&#039;&#039;&#039;, bilgi ile niyetin doğru bir anlayış temelinde birleşmesini öngörür. Üçüncü basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Konuşma (Samyag Vak)&#039;&#039;&#039;, gerçeğe uygun ve doğru söz söylemeyi esas alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Davranış (Samyag Karmanta)&#039;&#039;&#039; olup beş temel ahlâk ilkesine dayanır. Bunlar; canlı öldürmemek, verilmeyeni almamak, cinsel davranışlarda yanlış yola sapmamak, yalan ve yanlış söz söylememek, alkollü içecekler ile uyuşturucu maddelerden uzak durmaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşinci basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Geçim (Samyag Ajiva)&#039;&#039;&#039;, hayatı ahlâkî ilkelere uygun yollarla kazanmayı ifade eder. Altıncı basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Çaba (Samyag Uyayama)&#039;&#039;&#039;, zihinsel disiplin, öz denetim ve yoğunlaşmanın geliştirilmesini amaçlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yedinci basamak &#039;&#039;&#039;Doğru Farkındalık (Samyag Smriti)&#039;&#039;&#039;, Budist zihinsel eğitimin temel unsurlarından biridir. Buna göre kişi düşünürken, konuşurken ve davranırken sürekli bilinçli ve zihinsel açıklık içinde olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;un son basamağı **Doğru Yoğunlaşma (Samyag Samadhi)**dır. Kaynağa göre bu aşama iki unsurdan meydana gelir. &#039;&#039;&#039;Samadhi&#039;&#039;&#039;, zihnin yoğunlaşma yoluyla bölünmüşlükten kurtularak birlik hâline ulaşmasını; &#039;&#039;&#039;Vipassana&#039;&#039;&#039; ise sezginin gelişmesiyle bilgeliğin (&#039;&#039;&#039;prajna&#039;&#039;&#039;) ortaya çıkmasını ifade eder. Zen geleneğinde ise yalnızca samadhi hâline ulaşmanın yeterli olmadığı, bunun ardından hakikatin doğrudan idrak edilmesi anlamına gelen &#039;&#039;&#039;satori&#039;&#039;&#039;tecrübesinin gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Nirvana ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Nirvana&#039;&#039;&#039; (Pali: &#039;&#039;&#039;Nibbana&#039;&#039;&#039;), Hint dinlerinde, özellikle Budizm&#039;de kullanılan temel kavramlardan biridir. Budist öğretide derin bir içsel özgürlük ve kurtuluş hâlini ifade eder. Kaynakta, Batı&#039;da uzun süre &amp;quot;yok oluş&amp;quot; şeklinde yorumlanmasının doğru olmadığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist anlayışta Nirvana, samsara döngüsünün, kuşku ve geçici arzuların aşılmasıyla ulaşılan bir durumdur. &#039;&#039;&#039;Nibbana&#039;&#039;&#039;kelimesi, &amp;quot;üfleyerek serinletmek&amp;quot; anlamına gelen bir kökten türetilmiştir. Bu kavram, Buda&#039;nın hırs, nefret ve aldanış gibi zihinsel tutkuları söndürerek bağlardan kurtulmasını, saflığa ve iç huzura ulaşmasını ifade etmektedir. Budist geleneğinde Nirvana, rahiplerin ve öğretiyi izleyenlerin erişmeyi amaçladıkları en yüksek manevî hedef olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Buda, aydınlanmasının ardından yaşarken &#039;&#039;&#039;geçici Nirvana&#039;&#039;&#039;ya ulaşmış, buna rağmen hayatının geri kalan bölümünü insanlara öğretisini anlatarak ve hizmet ederek geçirmiştir. Ölümüyle birlikte ise &#039;&#039;&#039;Parinirvana&#039;&#039;&#039; adı verilen son Nirvana&#039;ya eriştiğine inanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erken Budizm, ölümden sonraki Nirvana&#039;nın mahiyeti üzerinde ayrıntılı açıklamalar yapmaktan kaçınmıştır. Bu nedenle ölüm sonrası Nirvana ne cennet ne de yok oluş olarak tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mahayana Budizmi&#039;nde Nirvana anlayışı zamanla &#039;&#039;&#039;şunyata&#039;&#039;&#039; (boşluk) ve &#039;&#039;&#039;dharmakaya&#039;&#039;&#039; (Buda&#039;nın kozmik bedeni) gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Bu gelenekte öne çıkan &#039;&#039;&#039;Bodhisattva&#039;&#039;&#039; ideali, kişinin son Nirvana&#039;ya ulaşabilecek durumda olmasına rağmen diğer canlıların kurtuluşuna yardımcı olmak amacıyla dünyaya dönmeye devam etmesini öngörmektedir. Bu anlayışta Nirvana, yokluk değil, yaratıcı ve olumlu bir manevî hâl olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Aydınlanma ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Aydınlanma (Bodhi)&#039;&#039;&#039;, Budizm&#039;in temel kavramlarından biri olup cehaletin ortadan kalkması, hakikatin kavranması ve tam farkındalık hâline ulaşılması anlamına gelir. Sanskritçedeki &#039;&#039;&#039;budh&#039;&#039;&#039; kökünden türeyen kavram, &amp;quot;uyanmak&amp;quot; anlamını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğinde aydınlanma anlayışının modeli, Buda&#039;nın MÖ VI. yüzyılda &#039;&#039;&#039;Bodhgaya&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da Bodhi Ağacı&#039;nın altında yaşadığı aydınlanma tecrübesidir. Kaynağa göre Buda, derin meditasyon sırasında geçmiş hayatlarını hatırlamış, varoluşun temel niteliğinin acı olduğunu kavramış, yeniden doğuşun sebeplerini anlamış ve Dört Soylu Hakikat&#039;i idrak etmiştir. Bu tecrübeyle &amp;quot;Aydınlanmış Olan&amp;quot; anlamındaki &#039;&#039;&#039;Buda&#039;&#039;&#039; unvanını kazanmış; yaşarken geçici Nirvana&#039;ya, ölümünden sonra ise Parinirvana&#039;ya ulaşmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erken Budizm&#039;de Buda&#039;nın izinden gidenler &#039;&#039;&#039;arhat&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılmıştır. Mahayana Budizmi ise aydınlanmayı farklı biçimde yorumlamış; bu gelenekte &#039;&#039;&#039;prajna&#039;&#039;&#039; (hikmet), Dört Soylu Hakikat ve arhat idealinden daha belirleyici bir kavram olarak değerlendirilmiştir. Mahayana anlayışına göre aydınlanma, kişinin kendi Buda doğasının farkına varmasıyla gerçekleşebilir ve bu süreç yavaş yavaş ya da ani bir uyanış şeklinde ortaya çıkabilir. Bodhisattva ise aydınlanmaya erişmeyi hedeflemekle birlikte, diğer canlıların kurtuluşuna yardımcı olmak amacıyla son Nirvana&#039;yı erteleyerek dünyaya yeniden dönmeyi kabul eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budist gelenekte üç tür aydınlanmadan söz edilmektedir. Bunlar, Buda&#039;nın öğrencisinin ulaştığı aydınlanma, bağımsız olarak aydınlanan kişinin ulaştığı aydınlanma ve evrensel bir Buda&#039;nın kendi çabasıyla aydınlanıp bunu başkalarına öğretmesi şeklinde sınıflandırılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Theravada Budizmi&#039;nde Gotama Buda&#039;nın aydınlanması temel örnek kabul edilir. Bu gelenekte aydınlanma, yalnızca belirli doktrinlerin benimsenmesi değil, doğrudan yaşanan bir tecrübe olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Budizm&#039;de kişisel araştırma, meditasyon ve deneyim önemli bir yer tutmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buda&#039;nın aydınlanmaya ulaştığı ağaca &#039;&#039;&#039;Aydınlanma Ağacı (Bodhi Ağacı)&#039;&#039;&#039;, bu olayın gerçekleştiği yere ise &#039;&#039;&#039;Bodhgaya&#039;&#039;&#039;adı verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre aydınlanmaya ulaşmada yedi temel unsur (&#039;&#039;&#039;bojjhanga&#039;&#039;&#039;) bulunmaktadır. Bunlar; &#039;&#039;&#039;farkındalık (sati)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Dharma üzerinde tefekkür (dharmavicaya)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;manevî enerji (viriya)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;sevinç (piti)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;sakinleşme (passadhi)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;yoğunlaşma (samadhi)&#039;&#039;&#039; ve **hayatı bütünüyle kabul etme (upekkha)**dir. Bu unsurlar, meditasyon uygulamalarında geliştirilen zihinsel ve ahlâkî nitelikler olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Meditasyon ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Meditasyon&#039;&#039;&#039;, Budizm&#039;in temel uygulamalarından biri olup zihnin eğitilmesi, cehaletin ortadan kaldırılması ve bilgeliğe ulaşılması amacıyla gerçekleştirilen manevî bir uygulamadır. Kaynağa göre Budist anlayışta, derin tefekkür ve meditasyonla geçirilen kısa bir hayat, cehalet içinde yaşanan uzun bir ömürden daha değerli kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist meditasyonunda önemli bir yere sahip olan &#039;&#039;&#039;samadhi&#039;&#039;&#039; süreci dört aşamada açıklanmaktadır. İlk aşamada doğru düşünce, anımsama ve meditasyon yer alır. İkinci aşamada düşünceler durdurularak derin tefekkür hâline geçilir. Üçüncü aşama sessizlik ve iç huzurun tecrübe edilmesini ifade ederken, dördüncü aşamada kişinin benlik duygusundan ve ego yükünden kurtulduğu kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre meditasyon, belirli bir dinî konu üzerinde sürekli ve derin tefekkürde bulunma uygulamasıdır. Çeşitli dinlerde farklı amaçlarla uygulanmakla birlikte, manevî sezginin geliştirilmesi ve hakikate ulaşılması temel hedefler arasında yer almaktadır. Bazı geleneklerde nefesin düzenlenmesi, beden duruşunun kontrolü ve düşüncelerin disiplin altına alınması meditasyonun önemli unsurları olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist meditasyonunda üzerinde yoğunlaşılan konulardan biri &#039;&#039;&#039;Brahma Vihara&#039;&#039;&#039; adı verilen &#039;&#039;&#039;Dört Yüce Hâl&#039;&#039;&#039;dir. Bunlar; bütün canlılara karşı sınırsız sevgi ve iyi niyet beslemeyi ifade eden &#039;&#039;&#039;Metta&#039;&#039;&#039;, acı çeken bütün varlıklara merhamet göstermeyi öngören &#039;&#039;&#039;Karuna&#039;&#039;&#039;, başkalarının mutluluk ve başarılarından içten sevinç duymayı ifade eden &#039;&#039;&#039;Mudita&#039;&#039;&#039; ve hayatın her durumunu sükûnetle karşılamayı amaçlayan &#039;&#039;&#039;Upekkha&#039;&#039;&#039;dır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zen geleneğinde ise meditasyon, kişinin yaptığı işe bütünüyle yönelmesini esas alır. Kaynağa göre bu anlayışta ibadetin merkezinde belirli bir nesneye yönelmekten çok, yapılan eyleme tam dikkatle odaklanmak bulunmaktadır. Otururken yalnızca oturmak, yürürken yalnızca yürümek veya yemek yerken yalnızca yemek yemek, zihnin tek bir eylem üzerinde yoğunlaşmasını ifade eden &#039;&#039;&#039;&amp;quot;tek eylemli samadhi&amp;quot; (ichigyo-sammai)&#039;&#039;&#039; anlayışının temelini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dharma ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Dharma&#039;&#039;&#039; (Pali: &#039;&#039;&#039;Dhamma&#039;&#039;&#039;), Budizm&#039;de Buda&#039;nın öğretilerini ifade eden temel kavramlardan biridir. Bununla birlikte kaynakta, dharmanın yalnızca belirli bir doktrin değil, Buda&#039;dan önce de var olan hakikatin ifadesi olduğu belirtilmektedir. Bu hakikatin Buda tarafından yeniden ortaya konulduğu, önceki çağlarda da başka Budalar tarafından insanlara açıklandığı kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Buda&#039;nın açıkladığı dharmanın ilk yönünü &#039;&#039;&#039;Dört Soylu Hakikat&#039;&#039;&#039; oluşturur. Bunlar; hayatın acıyla karakterize olduğu (&#039;&#039;&#039;dukkha&#039;&#039;&#039;), acının kaynağının arzu ve tutkular olduğu (&#039;&#039;&#039;tanha&#039;&#039;&#039;), bu tutkuların ortadan kaldırılmasıyla acının sona erebileceği ve bunun &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;&#039;&#039;un uygulanmasıyla mümkün olduğu öğretisidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dharmanın ikinci yönü ise varoluşun üç temel özelliğini ifade eder. Bunlar; &#039;&#039;&#039;dukkha&#039;&#039;&#039; (acı), &#039;&#039;&#039;anicca&#039;&#039;&#039; (her şeyin geçici olması) ve &#039;&#039;&#039;anatman&#039;&#039;&#039; (değişmez bir benliğin bulunmaması) ilkeleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist gelenekte Buda&#039;nın vaazlarını anlatmak için kullanılan &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Dharma Çarkı&#039;nı döndürmek&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ifadesi, yalnızca öğretinin aktarılmasını değil, aynı zamanda ona uygun bir hayat sürdürülmesini de ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dharma, Budizm&#039;in &#039;&#039;&#039;Üç Mücevheri (Triratna)&#039;&#039;&#039; arasında yer alır. Diğer iki mücevher &#039;&#039;&#039;Buda&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sangha&#039;&#039;&#039; (Budist cemaati) olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Theravada Budizmi&#039;nde dharma kavramı, insan varoluşunu düzenleyen en temel maddî ve manevî yasaları da ifade etmektedir. Bu yaklaşımın, Mahayana Budizmi&#039;nin dharma anlayışından farklı olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha geniş anlamıyla dharma, Hinduizm, Budizm ve Caynizm&#039;in dünya görüşünü şekillendiren temel ilke olarak değerlendirilmektedir. Bu anlayışta dharma, evreni yöneten kozmik düzeni, ahlâkî kuralları ve bireyin görevlerini kapsayan evrensel bir yasa niteliği taşır. Şehirlerin, tapınakların ve stupaların bu kozmik düzenin sembolik yansımaları olduğu; bunların etrafında gerçekleştirilen dinî törenlerin ise evrenin döngüsel düzenini temsil ettiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre bu dünya görüşünde zaman doğrusal değil, döngüsel olarak kavranmaktadır. Evren belirli dönemlerden (&#039;&#039;&#039;kalpa&#039;&#039;&#039;) geçerek sürekli yenilenir; her döngü başlangıçta kusursuz bir düzenle ortaya çıkar, zamanla bozulur ve sonunda yeniden doğar. İnsan ise dharmaya uygun yaşayarak ve Buda&#039;nın gösterdiği yolu izleyerek yeniden doğuş döngüsünü aşabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Buda&#039;dan Sonra ===&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm Bir Din midir? ===&lt;br /&gt;
Budizm&#039;in din olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusu, öğreti içerisinde farklı yaklaşımlarla ele alınmaktadır. Kaynağa göre Budist anlayışta insan, sessizlik, iç huzur ve dharmanın sağladığı manevî sevinç sayesinde korku ve kötülüklerden arınabilir. Bu süreçte &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;&#039;&#039;un son aşaması olan &#039;&#039;&#039;samadhi&#039;&#039;&#039;, manevî yolculuğun tamamlanmasını ve Nirvana ile birlik hâline ulaşılmasını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta din kavramının tek bir tanımla açıklanamayacağı belirtilmektedir. Buna göre din, farklı inanç ve uygulama biçimlerini kapsayan geniş bir olgudur ve bütün dinleri açıklayabilecek ortak bir tanım yapmak güçtür. Bazı dinler tanrı inancını merkeze alırken, bazıları böyle bir anlayışa sahip değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu çerçevede Budizm, genel olarak tanrı inancını merkeze almayan bir din olarak değerlendirilmektedir. Kaynağa göre Hristiyanlık, İslâm ve Yahudilik teistik dinler arasında yer alırken, Budizm&#039;de tanrılara inanmak zorunlu bir unsur değildir ve bazı ekollerde bulunsa da öğretinin merkezinde yer almaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte kaynakta özellikle &#039;&#039;&#039;Adhi-Buda&#039;&#039;&#039; (Mutlak Buda) kavramına da değinilmektedir. Ezelî ve kendiliğinden var olan bu ilke, bütün âlemlerin kaynağı olarak tanımlanmakta ve özellikle Nepal&#039;de sembolik biçimde saygı gördüğü belirtilmektedir. Ayrıca Sanskrit geleneğinde yer alan Adhi-Buda anlayışının tek tanrı düşüncesine yaklaştığı, Nirvana kavramının ise tasavvuftaki Tanrı&#039;da fânî olma anlayışını hatırlattığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm&#039;i yalnızca inanç sistemi veya felsefe olarak değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle Zen geleneğinde Budist öğretinin özünün teorik bilgilerden çok meditasyon uygulaması ve doğrudan tecrübeye dayandığı kabul edilmektedir. Bu anlayışta kitap okumak ve öğretiyi öğrenmek önemli görülmekle birlikte, gerçek doğanın kavranmasına ulaşmada meditasyonun daha belirleyici olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sangha (Budist Cemaati) ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Sangha&#039;&#039;&#039;, Buda&#039;nın öğretilerini benimseyen topluluğu ifade eden temel Budist kavramlarından biridir. Geleneksel olarak sangha dört gruptan oluşmaktadır: &#039;&#039;&#039;Budist rahipler (bhikkhu)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Budist rahibeler (bhikkhuni)&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;erkek laik takipçiler (upasaka)&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;kadın laik takipçiler (upasika)&#039;&#039;&#039;.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Buda döneminde takipçilerin bir bölümü evlerini terk ederek onunla birlikte yaşamış ve &#039;&#039;&#039;vihara&#039;&#039;&#039; adı verilen yerlerde topluluk hâlinde bulunmuştur. Bu uygulama daha sonra Budist manastır teşkilatının temelini oluşturmuştur. Buna karşılık diğer takipçiler aile hayatlarını sürdürerek Budist öğretiyi günlük yaşam içinde uygulamaya devam etmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sangha kavramı bazı kullanımlarda yalnızca Budist rahipleri ifade etse de, kaynakta bunun bütün Budist topluluğunu kapsadığı belirtilmektedir. Buda&#039;nın anlayışına göre evini terk edenler ile aile hayatını sürdürenler, bekâr yaşamayı seçenlerle evlenenler aynı manevî hedefe yönelen topluluğun üyeleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta ayrıca &#039;&#039;&#039;Soylu Sangha (Arya Sangha)&#039;&#039;&#039; adı verilen özel bir gruptan söz edilmektedir. Bunlar, başkalarına da Budist yolu gösteren ve örnek kabul edilen ileri düzey manevî kişilerdir. Theravada Budizmi&#039;nde bu konum &#039;&#039;&#039;arhatlar&#039;&#039;&#039;, Mahayana Budizmi&#039;nde ise &#039;&#039;&#039;bodhisattvalar&#039;&#039;&#039; tarafından temsil edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm&#039;de &#039;&#039;&#039;Buda&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Dharma&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Sangha&#039;&#039;&#039;, birlikte &#039;&#039;&#039;Üç Mücevher&#039;&#039;&#039;i oluşturmaktadır. Kaynağa göre Budistler bu üç unsura sığınmayı dinî hayatlarının temeli kabul ederler. Bu anlayışta sangha, Budist yolunda ilerleyen kişiye manevî destek sağlayan topluluk ve dostluk çevresini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budist Konsüller ===&lt;br /&gt;
Budist geleneğine göre Buda&#039;nın ölümünden sonra öğretiyi korumak, manastır disiplinini düzenlemek ve ortaya çıkan görüş ayrılıklarını gidermek amacıyla çeşitli konsüller toplanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre ilk dört önemli konsül şunlardır: Buda&#039;nın ölümünün ardından &#039;&#039;&#039;MÖ 483 yılında Rajagriha&#039;da&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;MÖ 383 yılında Vaisali&#039;de&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;MÖ 240 yılında İmparator Aşoka döneminde Pataliputra&#039;da&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;MS 100 yılında Kanişka döneminde Gandhara&#039;da&#039;&#039;&#039; gerçekleştirilen toplantılardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk konsül, &#039;&#039;&#039;Tripitaka (Pali Kanonu)&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun önemli bir bölümünün düzenlenmesi bakımından özel bir öneme sahiptir. Kaynağa göre bu toplantıda &#039;&#039;&#039;Sutta Pitaka&#039;&#039;&#039; (Buda&#039;nın söylevleri) ile &#039;&#039;&#039;Vinaya Pitaka&#039;&#039;&#039; (manastır disiplini) tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci konsülde ağırlıklı olarak manastır disiplinine ilişkin görüş ayrılıkları ele alınmıştır. Üçüncü konsül ise &#039;&#039;&#039;Sarvastivada&#039;&#039;&#039; anlayışının yayılmasıyla ortaya çıkan anlaşmazlıkları gidermeyi ve Budist cemaat içinde birlik sağlamayı amaçlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü konsülün ardından da çeşitli dönemlerde yeni konsüller düzenlenmiştir. Kaynağa göre bunların sonuncusu &#039;&#039;&#039;1956 yılında Rangoon&#039;da&#039;&#039;&#039; toplanmış; bu toplantıda Budizm&#039;in evrensel bir din olarak değerlendirilmesi ve Pali dilindeki &#039;&#039;&#039;Tripitaka&#039;&#039;&#039; metninin yetkin Budist rahipler tarafından yeniden gözden geçirilerek yayımlanması amaçlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm&#039;in Yayılışı ===&lt;br /&gt;
Budizm&#039;in Hindistan dışına yayılmasında en önemli dönüm noktalarından biri, &#039;&#039;&#039;Maurya Hükümdarı Aşoka&#039;&#039;&#039; dönemidir. Kaynağa göre Aşoka, tahta çıktıktan sonra imparatorluğunu genişletmek amacıyla Bengal Körfezi&#039;ne düzenlediği sefer sırasında savaşın yol açtığı yıkımdan etkilenmiş, bunun ardından Budizm&#039;i benimsemiştir. Buda&#039;nın öğretisini (&#039;&#039;&#039;dharma&#039;&#039;&#039;) yaymayı devlet politikası hâline getiren Aşoka, Sri Lanka, Suriye, Mısır, Batı Afrika, Makedonya, Epir ve Türkistan&#039;a görevliler göndermiştir. Ayrıca Hindistan&#039;da et yememe geleneğinin ve canlılara zarar vermeme (&#039;&#039;&#039;ahimsa&#039;&#039;&#039;) ilkesinin güçlenmesinde de önemli rol oynadığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre MÖ II. yüzyıldan itibaren Kuzey Hindistan&#039;a önce Sakalar, ardından Yüeçiler gelmiştir. Yüeçiler, Baktriya ve Kuzey Türkistan&#039;ı kapsayan &#039;&#039;&#039;Kuşan Krallığı&#039;&#039;&#039;nı kurmuş, daha sonra Pencap ve Benares&#039;i hâkimiyetleri altına almışlardır. Kuşan Hükümdarı &#039;&#039;&#039;Kanişka&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın Budizm&#039;i benimsemesi ve Budist topluluğunu desteklemesi, dinin gelişiminde önemli bir aşama oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuşan Devleti&#039;nin geniş coğrafyasında Budizm&#039;in Hindu, Zerdüşt, Hristiyan, Yunan, Roma ve Şaman gelenekleriyle etkileşime girdiği, bunun sonucunda &#039;&#039;&#039;Mahayana&#039;&#039;&#039; akımının ortaya çıktığı belirtilmektedir. Kaynağa göre Mahayana&#039;nın kurucuları kabul edilen &#039;&#039;&#039;Aşvaghoşa&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Nagarjuna&#039;&#039;&#039;, Kanişka&#039;nın çağdaşlarıdır. Yine bu dönemde toplanan dördüncü Budist Konsülü&#039;nün ardından Mahayana&#039;nın ayrılmasıyla Budizm iki ana kola ayrılmıştır. Kaynak ayrıca, Kanişka&#039;nın bastırdığı altın sikkelerde Buda tasvirlerine yer verildiğini, buna karşılık Miladî I. yüzyıldan önce Buda&#039;nın resim ve heykellerinin yapılmasına izin verilmediğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuşan Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından kurulan &#039;&#039;&#039;Gupta Devleti&#039;&#039;&#039; döneminde (330–455) Brahmanizm yeniden güç kazanırken Budizm de düşünce ve sanat alanında gelişimini sürdürmüştür. Hun akınlarından sonra zayıflayan Gupta Devleti parçalanmış, daha sonra Budist hükümdar &#039;&#039;&#039;Harşa&#039;&#039;&#039;, Magadha bölgesindeki Gupta hâkimiyetine son vermiştir. Ancak onun ölümünün ardından ülke yeniden küçük prensliklere ayrılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre XII-XIII. yüzyıllarda İslâm ordularının Hindistan&#039;a girmesiyle Budizm ülkedeki gücünü büyük ölçüde kaybetmiştir. O dönemde Budistlerin önemli merkezlerinden biri olan &#039;&#039;&#039;Behar&#039;&#039;&#039; ele geçirilmiş; tapınaklar ve manastırlar yıkılmış, Budist din adamlarının bir kısmı Nepal&#039;e sığınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm&#039;in Hindistan dışındaki en kalıcı yayılışı ise Aşoka&#039;nın gönderdiği din görevlileri aracılığıyla &#039;&#039;&#039;Sri Lanka&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da gerçekleşmiştir. Kaynağa göre burada gelişen &#039;&#039;&#039;Theravada&#039;&#039;&#039; geleneği günümüze kadar varlığını sürdürmüş; Burma, Tayland, Laos ve Kamboçya gibi ülkelerde hâkim Budist ekolü olmuştur. Bununla birlikte, bu bölgelerde Budizm&#039;in yerel Hindu ve animistik inançlarla etkileşim içinde geliştiği de belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Türklerde Budizm ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm, MS I. yüzyıldan itibaren &#039;&#039;&#039;Kuşan Krallığı&#039;&#039;&#039; sınırları içinde yer alan Batı Türkistan&#039;da yayılmaya başlamıştır. Bu süreçte bazı Göktürk &#039;&#039;&#039;yabguları&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;kağanları&#039;&#039;&#039; Budizm&#039;i benimsemiş, dönemin önemli Budist merkezlerinden biri Afganistan bölgesi olmuştur. Budizm&#039;in Doğu Türkistan ve Uzak Doğu&#039;ya ulaşması ise Afganistan, Mâverâünnehir ve Kaşgar üzerinden geçen &#039;&#039;&#039;İpek Yolu&#039;&#039;&#039; sayesinde gerçekleşmiştir. Bu ticaret yolu, aynı zamanda farklı kültürlerin ve dinlerin yayılmasında önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, Orhun bölgesinde devlet kuran Uygurların 840 yılında Kırgızlar tarafından yenilerek Turfan&#039;a göç etmelerinden önce de Budizm ile temas kurdukları belirtilmektedir. Uygurlardan günümüze ulaşan yazılı eserlerin büyük bölümünü Budist metinler oluşturmaktadır. Bununla birlikte Uygurların Budizm&#039;i benimsemelerine rağmen Şamanist inanç unsurlarını da yaşatmayı sürdürdükleri ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist kültürün Uygur dili üzerindeki etkisine de değinilen kaynakta, &#039;&#039;&#039;&amp;quot;sakınç&amp;quot;&#039;&#039;&#039; kelimesinin &#039;&#039;dhyana&#039;&#039; (meditasyon), &#039;&#039;&#039;&amp;quot;bilig&amp;quot;&#039;&#039;&#039;kelimesinin &#039;&#039;prajna&#039;&#039; (bilgelik) ve &#039;&#039;&#039;&amp;quot;bilig köngül&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ifadesinin ise &#039;&#039;vijnana&#039;&#039; (bilinç) karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu&#039;nun sağladığı ticaret sayesinde Uygurlar önemli bir ticaret toplumu hâline gelmiş, bu güzergâh üzerindeki Budist manastırları da ekonomik bakımdan güçlenerek toprak sahibi olmuş ve para bastırmıştır. Kaynağa göre Uygur Devleti&#039;nin yıkılmasının ardından Çin&#039;de Budizm karşıtı hareketler ortaya çıkmış; özellikle ekonomik bakımdan güçlü Budist manastırlarına yönelik saldırılar düzenlenmiştir. Turfan&#039;daki bir manastırın bodrumunda Budist rahiplerin cesetlerinin bulunduğu da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta ayrıca, Türk topluluklarından &#039;&#039;&#039;Tobalar (Topa)&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın Kuzey Çin&#039;de 380-553 yılları arasında &#039;&#039;&#039;Wei Hanedanı&#039;&#039;&#039; adıyla bir devlet kurdukları ifade edilmektedir. Tobaların Şamanist geleneklerini sürdürmelerine rağmen Budizm&#039;i de benimsedikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Uzak Doğu&#039;da Budizm ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm, &#039;&#039;&#039;69 yılında&#039;&#039;&#039; kral ve çevresinin Budizm&#039;i benimsemesiyle Çin&#039;e girmiştir. Bunun ardından Budist kutsal metinlerini ve öğretisini ülkeye kazandırmak amacıyla Hindistan&#039;a görevliler gönderilmiş, Sanskritçe eserler ile bunları çevirecek din adamları Çin&#039;e davet edilmiştir. İlk olarak &#039;&#039;&#039;Hinayana&#039;&#039;&#039; geleneği yayılmış, daha sonra Kuşan ülkesinden gelen &#039;&#039;&#039;Yüeçi Lokarakşa&#039;&#039;&#039; tarafından Mahayana metinlerinin Çinceye çevrilmesine başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
IV. yüzyıldan itibaren Çinli Budistler Türkistan üzerinden Hindistan&#039;a giderek Budist eğitimi almış ve ülkelerine çok sayıda dinî metin getirmişlerdir. Çinli ve Hintli rahiplerin çalışmaları sonucunda yüzlerce Budist eser Çinceye çevrilmiş, bu alandaki en tanınmış isimlerden biri &#039;&#039;&#039;Kumaraciva&#039;&#039;&#039; olmuştur. Kaynağa göre Budizm&#039;in Çin halkı arasında yayılmasında, &#039;&#039;&#039;Saf Ülke (Sukhavati) Budizmi&#039;&#039;&#039;nin kolay ulaşılabilir bir cennet anlayışı sunmasının önemli etkisi olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm&#039;in Taoizm ile etkileşimi sonucunda &#039;&#039;&#039;Chan (Zen) Budizmi&#039;&#039;&#039; ortaya çıkmıştır. Kaynağa göre 620-1126 yılları arasında Zen Budizmi Çin kültürünün en önemli unsurlarından biri hâline gelmiş; Taoizm ve Konfüçyüsçülük ile birlikte daha erdemli, bilinçli ve mutlu bir yaşam anlayışının gelişmesinde etkili olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm, &#039;&#039;&#039;VI. yüzyılda&#039;&#039;&#039; Kore&#039;ye ulaşmış ve burada mevcut animistik Şamanist inançlarla birlikte varlığını sürdürmüştür. Kaynakta günümüzde Güney Kore&#039;de en yaygın din olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Japonya&#039;da ise Budizm&#039;in resmî kabulü &#039;&#039;&#039;552 yılında&#039;&#039;&#039;, Kore Kralı Kudara&#039;nın Japon imparatoruna bronz bir Buda heykeli, sutralar ve dinî törenlerde kullanılan eşyalar göndermesiyle gerçekleşmiştir. Daha sonra başkent &#039;&#039;&#039;Nara&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da Budist tapınakları ve manastırları inşa edilmiştir. Kaynağa göre XII. yüzyılda &#039;&#039;&#039;Kamakura Dönemi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde Zen Budizmi Japonya&#039;da yaygınlaşmış; savaş sanatları başta olmak üzere çay töreni (&#039;&#039;&#039;Chanoyu&#039;&#039;&#039;) ve çiçek düzenleme sanatı (&#039;&#039;&#039;İkebana&#039;&#039;&#039;) gibi kültürel alanlarda etkili olmuştur. Aynı dönemde &#039;&#039;&#039;Saf Ülke&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Nişiren&#039;&#039;&#039; Budist ekolleri de gelişme göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm, XII. yüzyılda Kral &#039;&#039;&#039;Srogtsen Kampa&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın desteğiyle Tibet&#039;e yerleşmiş ve burada yerel &#039;&#039;&#039;Bon&#039;&#039;&#039;inancıyla etkileşime girmiştir. Batılı araştırmacılar bu Budist geleneğini &#039;&#039;&#039;Lamaizm&#039;&#039;&#039; olarak adlandırmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta ayrıca &#039;&#039;&#039;Kubilay Han&#039;&#039;&#039; döneminde Budizm&#039;in Moğolistan&#039;da devlet desteği gördüğü belirtilmektedir. Kubilay Han&#039;ın Budizm&#039;i benimseyerek devlet dini hâline getirdiği, başkentini Hanbalık&#039;a (bugünkü Pekin) taşıdığı ve yönetimde Budist devlet adamlarına görev verdiği ifade edilmektedir. 1960 yılında Çin Halk Cumhuriyeti&#039;nin Tibet&#039;te Lama yönetimine son verdiği, buna karşılık Lamaizm&#039;in Moğolistan&#039;da günümüze kadar en yaygın din olma özelliğini koruduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Hinayana Budizmi ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre &#039;&#039;&#039;Hinayana&#039;&#039;&#039; geleneği, Budist manastır yaşamını ve bireysel dinî disiplini ön plana çıkarmaktadır. Buna karşılık Mahayana geleneğinde manastır hayatını sürdürenlerle aile yaşamını devam ettiren Budistler arasında belirgin bir ayrım yapılmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Hinayana&#039;nın bencil veya dar görüşlü bir anlayış olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığı belirtilmektedir. Budizm&#039;in ilk dönemlerinde temel amaç, ayrı bir benlik düşüncesinden kurtulmaktır. Bu nedenle manastır yaşamında kişisel çabanın yanı sıra bütün canlılara karşı sevgi (&#039;&#039;&#039;metta&#039;&#039;&#039;) ve merhamet (&#039;&#039;&#039;karuna&#039;&#039;&#039;) geliştirmek de temel ilkeler arasında yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budist terminolojisinde &#039;&#039;&#039;yol&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yolculuk&#039;&#039;&#039; kavramları önemli bir yer tutmaktadır. Budizm&#039;in çeşitli geleneklerinde kullanılan &#039;&#039;&#039;yana&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;araç&amp;quot;) kavramı, &#039;&#039;&#039;Dharma&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın &amp;quot;orta yol&amp;quot; olarak tanımlanması ve &#039;&#039;&#039;Sekiz Katlı Soylu Yol&#039;&#039;&#039;öğretisi bu anlayışı yansıtmaktadır. Öğreti ayrıca &amp;quot;Dharma çarkını döndürmek&amp;quot; sembolüyle ifade edilmekte; acı (&#039;&#039;dukkha&#039;&#039;) ve mutluluk (&#039;&#039;sukha&#039;&#039;) da yaşam yolculuğunu simgeleyen benzetmelerle açıklanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Theravada Budizmi ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Theravada&#039;&#039;&#039;, kaynağa göre günümüzde özellikle &#039;&#039;&#039;Sri Lanka, Myanmar (Burma), Tayland, Kamboçya&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Laos&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ta yaygın olan Budist geleneğidir. Öğretisinin, MÖ III. yüzyıldaki şekliyle korunduğu belirtilmekte; temel yazılı kaynakları ise &#039;&#039;&#039;Tripitaka (Pali Kanonu)&#039;&#039;&#039; olarak gösterilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Theravada geleneği, Buda&#039;nın öğretilerini muhafazakâr bir yaklaşımla yorumlamakta ve yalnızca Buda&#039;yı merkeze almaktadır. Bu geleneğin nihai hedefi &#039;&#039;&#039;arhat&#039;&#039;&#039; mertebesine ulaşmaktır. Bununla birlikte, bütün inananların gerçek aydınlanmaya erişemeyeceği; bunun ancak dinî topluluklara katılmakla mümkün olabileceği ve bu yolu izleyenlerin tamamının Buda olamayacağı anlayışı benimsenmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mahayana Budizmi ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mahayana&#039;&#039;&#039; geleneği, Hinayana&#039;nın benimsediği &#039;&#039;&#039;arhat&#039;&#039;&#039; idealine karşı &#039;&#039;&#039;bodhisattva&#039;&#039;&#039; anlayışını geliştirmiştir. Kaynağa göre Mahayana, arhat idealini kişinin yalnızca kendi kurtuluşunu hedeflediği gerekçesiyle eleştirmekte; buna karşılık bodhisattvanın bütün canlıların kurtuluşunu amaçladığını savunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Mahayana hareketinin, MÖ II. yüzyılda Hindistan&#039;da skolastik geleneklere tepki olarak ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bu harekete göre önceki anlayışın kutsal metinler ve felsefî tartışmalar üzerinde aşırı yoğunlaşması, meditasyon ile başkalarına yardım etme anlayışının geri planda kalmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mahayana geleneği, özellikle &#039;&#039;&#039;karuna&#039;&#039;&#039; (merhamet) ve &#039;&#039;&#039;prajna&#039;&#039;&#039; (hikmet) erdemlerini öne çıkarmaktadır. Bodhisattvanın amacı, Budalığa giden yolda bu iki niteliği geliştirmektir. Kaynağa göre Hindistan&#039;da Mahayana&#039;nın başlıca felsefî ekolleri &#039;&#039;&#039;Madhyamaka&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Yogacara&#039;&#039;&#039; olup, MS VII. yüzyılda bunlara &#039;&#039;&#039;Vajrayana (Tantrik gelenek)&#039;&#039;&#039; de eklenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chan Yolu ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Chan&#039;&#039;&#039;, Çin Budizmi&#039;nde meditasyonu ifade eden genel bir terimdir. Kaynağa göre aynı ad, MS VII. yüzyıldan itibaren gelişen bir Budist okulunu da ifade etmektedir. Bu gelenek, Mahayana Budizmi&#039;nin öğretilerini Taoizm ile birleştirerek entelektüel açıklamalardan ziyade doğrudan meditasyon deneyimini ön plana çıkarmıştır. Chan, Japonya&#039;da &#039;&#039;&#039;Zen&#039;&#039;&#039;, Kore&#039;de &#039;&#039;&#039;Son&#039;&#039;&#039; ve Vietnam&#039;da &#039;&#039;&#039;Thien&#039;&#039;&#039; adıyla bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Chan&#039;ın amacı, gerçekliğin kavramsal düşünceye başvurmadan doğrudan kavranmasıdır. Adının Sanskritçe &#039;&#039;&#039;dhyana&#039;&#039;&#039; (meditasyon) kelimesinden türediği kabul edilmektedir. Budist geleneğine göre Hintli rahip &#039;&#039;&#039;Bodhidharma&#039;&#039;&#039;, Hint Chan geleneğinin yirmi sekizinci, Çin Chan geleneğinin ise ilk patriği olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chan uygulamalarında meditasyonun yanı sıra &#039;&#039;&#039;kung-an&#039;&#039;&#039; (Japonca &#039;&#039;&#039;koan&#039;&#039;&#039;) adı verilen yöntem de önemli bir yer tutmaktadır. Kaynağa göre bunlar, kavramsal düşünmeyle çözülemeyen; ancak hakikatin doğrudan kavranmasıyla anlam kazanabilen soru ve ifadelerden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chanoyu (Çay Töreni) ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Taoist gelenekte çayın ölümsüzlük iksirinin temel unsurlarından biri olduğuna inanılırken, Budistler uzun meditasyonlar sırasında uyanık kalabilmek amacıyla çay tüketmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Japon düşünürü &#039;&#039;&#039;Okakura Kakuzō&#039;&#039;&#039;, 1906 yılında kaleme aldığı &#039;&#039;&#039;Çay Kitabı&#039;&#039;&#039; adlı eserinde çay kültürünü Uzak Doğu&#039;nun manevî ve kültürel değerlerini yansıtan bir yaşam anlayışı olarak ele almıştır. Kaynağa göre Okakura, Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük hakkındaki birikiminden yararlanarak &#039;&#039;&#039;chado&#039;&#039;&#039; (çay yolu) ve &#039;&#039;&#039;chanoyu&#039;&#039;&#039; (çay töreni) geleneğini açıklamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta çay yolunun, XV. yüzyılda gelişen çiçek düzenleme sanatıyla birlikte şekillendiği belirtilmektedir. Efsaneye göre ilk çiçek düzenlemeleri, fırtınada kopan çiçekleri toplayarak su dolu vazolara yerleştiren Budist din adamları tarafından gerçekleştirilmiş, ressam &#039;&#039;&#039;Soami&#039;&#039;&#039; de bu sanatın ilk temsilcileri arasında gösterilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Okakura, çay yolunu Asya kültürünün manevî değerlerini Batı dünyasına tanıtmanın bir aracı olarak değerlendirmiştir. Çay yolu, yalnızca bir içecek hazırlama geleneği değil, aynı zamanda yaşamı estetik ve manevî bir disiplin hâline getiren bir anlayış olarak görülmektedir. Asya toplumlarında ortak bir kültürel unsur kabul edilen çay geleneği, ruhsal olgunlaşmanın yollarından biri olarak değerlendirilmiş; bu anlayışta &#039;&#039;&#039;merhamet&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;sadelik&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;tevazu&#039;&#039;&#039;temel erdemler arasında sayılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre çay yolunun en önemli temsilcilerinden &#039;&#039;&#039;Sen Rikyu&#039;&#039;&#039;, bu geleneğin özünü uyum, saygı, saflık ve dinginlik ilkeleriyle açıklamıştır. Bu ilkelerden uyum ve saygı toplumsal ilişkileri, saflık ve dinginlik ise bireyin iç dünyasını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taoculuk ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Taoculuk&#039;&#039;&#039;, kaynağa göre Budizm ve Konfüçyüsçülük ile birlikte Çin&#039;in başlıca dinî ve felsefî geleneklerinden biridir. Öğretinin temel metni kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tao Te Ching&#039;&#039;&#039;, geleneksel olarak MÖ VI. yüzyılda yaşamış &#039;&#039;&#039;Lao Tzu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya atfedilmektedir. Kaynakta, savaşların yaşandığı bir dönemde kaleme alınan bu eserin, saldırgan eylemler yerine &#039;&#039;&#039;wu-wei&#039;&#039;&#039;(yaratıcı eylemsizlik) ilkesini, doğallığı ve kendiliğindenliği savunduğu belirtilmektedir. Taoculuğun temel kavramı olan &#039;&#039;&#039;Tao&#039;&#039;&#039;, evrenin değişmeyen ilkesi ve bütün varlığı düzenleyen yol olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Tao ile uyum içinde yaşamak, insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve doğayla dengeli bir ilişki kurmasını ifade etmektedir. Tao, zorlamadan ve kendiliğinden izlenen; hem bireyin kendisini hem de başkalarını yönetirken rehber kabul edilen yaşam yoludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taoculuğun önemli düşünürlerinden &#039;&#039;&#039;Chuang Tzu&#039;&#039;&#039; (MÖ 369-286), aynı adı taşıyan eserinde Tao öğretisini geliştirmiştir. Kaynağa göre &#039;&#039;&#039;Chuang Tzu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Tao Te Ching&#039;&#039;&#039; ile birlikte felsefî Taoculuğun temel eserlerinden biri kabul edilmektedir. Budist gelenekten de etkilendiği belirtilen Chuang Tzu, eserinde Tao&#039;yu bütün varlığı kuşatan, her şeyi meydana getiren, besleyen ve dönüştüren ilke olarak açıklamaktadır. Ayrıca biçimsel kurallar ve ahlâkî kalıplardan çok doğallığı, kendiliğindenliği ve entelektüel eğitim yerine içsel mistik tecrübeyi öne çıkarmaktadır. Bu anlayışın daha sonra &#039;&#039;&#039;Chan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Zen&#039;&#039;&#039; geleneklerini etkilediği de ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, &#039;&#039;&#039;Chuang Tzu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun eserindeki mesellerin öğretinin aktarılmasında önemli bir yöntem olduğu belirtilmektedir. Bu anlatılar, doğrudan kuramsal açıklamalar yerine sembolik hikâyeler aracılığıyla düşünceleri ifade etmeyi amaçlamaktadır. Aynı eserde hakikatin yalnızca sözlerle tam olarak açıklanamayacağı, gerçek kavrayışın ise doğrudan tecrübeye dayandığı vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Konfüçyüsçülük ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm, Çin&#039;deki gelişim sürecinde &#039;&#039;&#039;Konfüçyüsçülük&#039;&#039;&#039; ile yakın etkileşim içinde olmuştur. Konfüçyüs (Latince adıyla &#039;&#039;&#039;Confucius&#039;&#039;&#039;, Çince &#039;&#039;&#039;Kung Fu Tzu&#039;&#039;&#039;), MÖ 551-479 yılları arasında yaşamış bir Çin filozofudur. Öğretisinde eski dinî kuralların yerine toplumsal ve siyasal düzeni esas alan ahlâk ilkelerini yerleştirmeye çalışmıştır. Kendi öğretisinde (&#039;&#039;&#039;Tao&#039;&#039;&#039;) yardımseverlik, karşılıklı sorumluluk, saygı ve bireysel çabayı temel değerler olarak öne çıkarmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Konfüçyüsçülüğün Çin&#039;in en eski düşünce geleneklerinden biri olduğu ve iki temel ahlâk anlayışına dayandığı belirtilmektedir. Bunlardan ilki, geleneksel davranış kurallarının uygulanmasını esas alırken; ikincisi, bireyin kendi ahlâkî doğasının sesini dinlemesini öngören sezgisel bir yaklaşımı ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konfüçyüs&#039;e atfedilen sözlerde, erdem sahibi insanın huzur ve iç sükûnet içinde yaşadığı, buna karşılık erdemden uzak kimselerin sürekli kaygı ve telaş içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Zen Budizmi ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre &#039;&#039;&#039;Zen&#039;&#039;&#039;, Japoncada &amp;quot;meditasyon&amp;quot; anlamına gelmektedir. Zen Budizmi, bütün insanların potansiyel olarak aydınlanmış olduğunu, ancak bunu fark edemediklerini kabul eder. Bu nedenle meditasyon ve diğer uygulamalar aracılığıyla kişinin kendi aydınlanmasını keşfetmesi ve varlığın gerçek doğasını doğrudan kavraması amaçlanmaktadır. Zen öğretisinde bilgiye, kavramsal açıklamalardan çok doğrudan deneyim yoluyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Zen&#039;in temel anlayışının, öğretilerin harflerine ve sözcüklerine bağlı kalmaksızın insan zihninin doğrudan hakikate yöneltilmesi olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle aydınlanma, uzak gelecekte gerçekleşecek bir hedef değil, meditasyon yoluyla &amp;quot;şimdi&amp;quot; deneyimlenebilecek sezgisel bir kavrayış (&#039;&#039;&#039;satori&#039;&#039;&#039;) olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zen Budizmi&#039;nin başlıca iki ekolü &#039;&#039;&#039;Rinzai&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Soto&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Rinzai ekolü, ani aydınlanma anlayışını benimsemekte; bu amaçla &#039;&#039;&#039;koan&#039;&#039;&#039; adı verilen paradoksal sorular ve &#039;&#039;&#039;mondo&#039;&#039;&#039; adı verilen öğretici diyaloglardan yararlanmaktadır. Soto ekolü ise &#039;&#039;&#039;zazen&#039;&#039;&#039; oturuşunda gerçekleştirilen meditasyon yoluyla daha düzenli ve aşamalı bir gelişimi esas almakta, gerektiğinde koanlardan da faydalanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Zen geleneğinde çay töreni, çiçek düzenleme ve bahçe düzenleme gibi sanatlar da manevî gelişimin araçları olarak kabul edilmektedir. Bu uygulamaların ortak amacı, kişinin içinde bulunduğu ana tam anlamıyla yönelmesi ve zihnini sınırlayan engellerden arınmasıdır. Aynı anlayış doğrultusunda &#039;&#039;&#039;haiku&#039;&#039;&#039; adı verilen on yedi heceli kısa şiirlerin de sezgiyi ve farkındalığı geliştiren bir anlatım biçimi olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zen geleneğinin önemli isimlerinden &#039;&#039;&#039;Shunryu Suzuki&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ye atfedilen değerlendirmelerde, kişinin yalnızca kendi gerçek doğasıyla bütünleştiğinde Buda ve bütün varlıklarla birlik hâline ulaşabileceği ifade edilmektedir. Kaynakta ayrıca Japon çay töreninin öncülerinden &#039;&#039;&#039;Sen Rikyu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun ölümü öncesinde dile getirdiği sözlerin, Zen&#039;in ikilikten uzak birlik anlayışını yansıttığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Zen Budizmi ve Haikular ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Zen Budizmi ile Japon edebiyatının kısa şiir türü olan &#039;&#039;&#039;haiku&#039;&#039;&#039; arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Her iki geleneğin de Taoizm&#039;den etkilendiği ifade edilmektedir. Haikular, aydınlanma ve bilgelik anlayışını kısa, sembolik ve sezgiye dayalı anlatımlarla dile getirmeyi amaçlamaktadır. Kaynakta &#039;&#039;&#039;Basho&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun öğrencisine veda ederken söylediği haiku da bu anlayışın örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Zen Budizmi ve Psikanaliz ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Zen Budizmi ile psikanaliz arasında çeşitli karşılaştırmalar yapılmıştır. Her iki sistemin de insan doğasına ilişkin bir anlayış geliştirdiği ve insanın iç dünyasını dönüştürmeye yönelik uygulamalar içerdiği belirtilmektedir. Bununla birlikte Zen Budizmi Doğu düşüncesinin, psikanaliz ise Batı düşüncesinin karakteristik bir ürünü olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta aktarılan görüşe göre Zen Budizmi, Hint düşüncesinin soyutlama gücü ile Çin düşüncesinin somut ve gerçekçi yönlerini birleştirirken; psikanaliz Batı hümanizmi, akılcılığı ve bilimsel yaklaşımı temel alan bir gelenek içinde gelişmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Nichiren Budizmi ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Nichiren Budizmi&#039;&#039;&#039;, kaynağa göre Japon rahip &#039;&#039;&#039;Nichiren Daishonin&#039;&#039;&#039; (1222-1282) tarafından kurulmuştur. Hükûmeti eleştirdiği için tutuklandığı, hapsedildiği ve sürgüne gönderildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Nichiren Budizmi, &#039;&#039;&#039;Saf Ülke&#039;&#039;&#039; geleneğini takip etmekte ve meditasyondan ziyade kutsal sözlerin tekrar edilmesini temel dinî uygulama olarak benimsemektedir. Öğretisinin merkezinde &#039;&#039;&#039;Lotus Sutra&#039;&#039;&#039; yer almakta; takipçileri &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Nam myoho renge kyo&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ifadesini sürekli tekrar etmektedir. Kaynakta bu sözün, kişinin kendisini Lotus Sutra&#039;nın mistik yasasına adamasını ifade ettiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nichiren Budizmi, günlük yaşamda başarı ve mutluluğa önem vermekte; inananları bu öğretiyi günlük hayatlarında uygulamaya teşvik etmektedir. Kaynağa göre, kutsal sözün tekrar edilmesiyle ortaya çıkan manevî etkinin bütün dünyaya yarar sağladığına inanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, XX. yüzyılın ikinci yarısında faaliyet gösteren &#039;&#039;&#039;Soka Gakkai (Değer Yaratan Toplum)&#039;&#039;&#039; adlı uluslararası kuruluşun Nichiren Budizmi&#039;nin temel anlayışını yansıttığı belirtilmektedir. Bu anlayış; pratik sorunlara çözüm üretmeyi, yaratıcı olmayı, yaşamın sunduğu imkânları değerlendirmeyi ve bireysel olduğu kadar toplumsal sorumluluğu da önemsemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Saf Ülke Budizmi ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Saf Ülke (Pure Land) Budizmi&#039;&#039;&#039;, kaynağa göre öğretisini &#039;&#039;&#039;Amida Buda&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya bağlılık üzerine kurmaktadır. Amida Buda, ebedî yaşam ve sonsuz nurun simgesi olarak kabul edilmekte; onun adının içtenlikle anılması hâlinde, manevî gelişimin önünde hiçbir engelin bulunmadığı &#039;&#039;&#039;Saf Ülke&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nin gerçekleşeceğine inanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta Amida Buda&#039;nın anılmasının, gerçekliğin ve evrensel merhametin bir ifadesi olarak görüldüğü belirtilmektedir. Bu yönüyle Saf Ülke Budizmi&#039;nin, aydınlanmaya akıl yürütme ve yoğun meditasyon yoluyla ulaşmayı amaçlayan diğer Budist geleneklerinden ayrıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca Amida&#039;nın lütfunun belirleyici kabul edilmesi nedeniyle manastır yaşamına özel bir önem verilmediği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Vajrayana Budizmi ===&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vajrayana&#039;&#039;&#039; ya da &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Elmas Aracı&amp;quot;&#039;&#039;&#039;, kaynağa göre Tantrik Budizm&#039;in kullandığı adlardan biridir. Öğretisinin temeli, MS 600-1000 yılları arasında Hindistan&#039;da oluşturulan ve &#039;&#039;&#039;Tantralar&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılan metinlere dayanmaktadır. Gelenekte bu metinlerin Buda tarafından açıklandığı kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Vajrayana, Mahayana&#039;nın &#039;&#039;&#039;bodhisattva&#039;&#039;&#039; yolunu benimsemekle birlikte, Budalığa ulaşma süresini kısaltmayı amaçlayan yeni uygulamalar geliştirmiştir. Bunlar arasında ritüeller, &#039;&#039;&#039;mudra&#039;&#039;&#039; adı verilen el ve parmak hareketleri, &#039;&#039;&#039;mandalalar&#039;&#039;&#039; ve görselleştirme teknikleri bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vajrayana&#039;nın temel uygulaması &#039;&#039;&#039;deity yoga (devata yoga)&#039;&#039;&#039; olarak tanımlanmaktadır. Bu uygulamada meditasyon yapan kişi, kendisini bir Buda&#039;nın bütün yetkin niteliklerine sahip olarak tasavvur etmektedir. Kaynağa göre bu geleneğin uygulanabilmesi için, gerekli niteliklere sahip bir &#039;&#039;&#039;guru&#039;&#039;&#039;ya bağlı olunması önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vajrayana Budizmi&#039;nin özellikle &#039;&#039;&#039;Tibet&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Moğolistan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yaygın olduğu, ayrıca Çin&#039;deki &#039;&#039;&#039;Chen-yen&#039;&#039;&#039; ve Japonya&#039;daki &#039;&#039;&#039;Shingon&#039;&#039;&#039; ezoterik Budist geleneklerinde de uygulandığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tibet Budizmi ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budizm, Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerine yayıldıktan sonra, yaklaşık VIII. yüzyılda Tibet&#039;e ulaşmıştır. Tibet&#039;te gelişen Budist gelenek, Hindistan&#039;da ortaya çıkan Vajrayana anlayışından etkilenmiştir. Mantralar, mudralar, mandalalar ve kutsal tasvirlerin sistemli biçimde kullanılmasıyla şekillenen bu gelenek, Tibet Budizmi&#039;nin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğe göre Tibetli Budistler, aydınlanmaya ulaşanların ölümden sonra yeniden doğuşun bulunmadığı &#039;&#039;&#039;Altın Işık Ülkesi&#039;&#039;&#039;ne gideceklerine inanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta XII. yüzyıldan itibaren Budizm&#039;in Hindistan&#039;da büyük ölçüde gerilemesi üzerine Vajrayana geleneğinin özellikle Tibet&#039;te korunduğu belirtilmektedir. Tibet Budizmi&#039;nin önemli ekollerinden biri &#039;&#039;&#039;Kagyu&#039;&#039;&#039;, diğeri ise başında &#039;&#039;&#039;Dalay Lama&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın bulunduğu &#039;&#039;&#039;Gelugpa&#039;&#039;&#039; geleneğidir. Ayrıca Çin&#039;in Tibet&#039;i hâkimiyeti altına almasından önce ülkenin yönetiminin Dalay Lama tarafından yürütüldüğü ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Dalay Lama ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Tibet Budizmi&#039;nin en geniş ekolü &#039;&#039;&#039;Gelugpa&#039;&#039;&#039; olup, adı &amp;quot;erdemli gelenek&amp;quot; anlamına gelmektedir. Sarı başlıklar kullanmaları nedeniyle mensupları genel olarak &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Sarı Şapkalılar&amp;quot;&#039;&#039;&#039; olarak da bilinmektedir. Bu ekol, XV. yüzyılda &#039;&#039;&#039;Tsong Kapa&#039;&#039;&#039; tarafından Theravada manastır geleneğinde uygulanan kurallar ve manastır düzenini yeniden düzenlemek amacıyla kurulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geleneksel olarak &#039;&#039;&#039;Lhasa&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın Büyük Lama&#039;sı aynı zamanda Gelugpa ekolünün de başıdır. Kaynağa göre XVI. yüzyıldan itibaren bu makama &#039;&#039;&#039;Dalay Lama&#039;&#039;&#039; unvanı verilmiştir. &amp;quot;Dalay&amp;quot; kelimesinin &amp;quot;deniz&amp;quot; anlamına geldiği, bu nedenle &#039;&#039;&#039;Dalay Lama&#039;&#039;&#039; unvanının &amp;quot;deniz gibi öğretmen&amp;quot; anlamını taşıdığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XVII. yüzyılda &#039;&#039;&#039;Beşinci Dalay Lama&#039;&#039;&#039;, Tibet&#039;in hem dinî hem de siyasî lideri olmuş ve Lhasa&#039;daki &#039;&#039;&#039;Potala Sarayı&#039;&#039;&#039;nı inşa ettirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budist geleneğine göre Dalay Lamalar, &#039;&#039;&#039;Avalokiteşvara&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın (Tibetçede &#039;&#039;&#039;Chenrezig&#039;&#039;&#039;) bedenlenmesi kabul edilen ilk Dalay Lama&#039;nın yeniden doğmuş şekilleri (&#039;&#039;&#039;tulku&#039;&#039;&#039;) olarak görülmektedir. Bu nedenle merhametin yeryüzündeki temsilcileri sayılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, Çin&#039;in Tibet&#039;i işgalinden dokuz yıl sonra, &#039;&#039;&#039;1959 yılında&#039;&#039;&#039; Dalay Lama&#039;nın Tibet&#039;ten ayrılarak Kuzey Hindistan&#039;daki &#039;&#039;&#039;Dharamsala&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya yerleştiği belirtilmektedir. Burada sürgündeki Tibet toplumunun ve dünya genelindeki Tibet Budist topluluğunun manevî önderi ve temsilcisi olarak faaliyetlerini sürdürdüğü ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budist Felsefe ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Budist felsefede &#039;&#039;&#039;akıl&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;sezgi&#039;&#039;&#039; birbirini tamamlayan iki temel kavramdır. Budist terminolojisinde &#039;&#039;&#039;prajna&#039;&#039;&#039;, sezgisel bilgiyi; &#039;&#039;&#039;vijnana&#039;&#039;&#039; ise akıl, duyular ve akıl yürütmeye dayalı bilgiyi ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta &#039;&#039;&#039;vijnana&#039;&#039;&#039;, duyular, bilinç ve akıl yürütmenin alanı olarak tanımlanmaktadır. Bu alan, varlığı çözümleyen, ayıran ve çokluk içinde değerlendiren bir bilgi biçimini temsil etmektedir. Buna karşılık &#039;&#039;&#039;prajna&#039;&#039;&#039;, ayrım ve farklılaşmanın ortadan kalktığı, bilen ile bilinenin bir bütün olarak kavrandığı sezgisel bilgi alanını ifade etmektedir. Bu anlayışta prajna, bütünü kavrayan ve birleştirici nitelik taşıyan bilgi olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta prajna ile vijnana arasındaki başlıca karşıtlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:&lt;br /&gt;
{| class=&amp;quot;wikitable&amp;quot;&lt;br /&gt;
!&#039;&#039;&#039;Prajna (Sezgi)&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
!&#039;&#039;&#039;Vijnana (Akıl / Çözümleyici Bilgi)&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Sunyata (Boşluk)&lt;br /&gt;
|Varlık ve yokluk dünyası&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Tathata (Öylelik)&lt;br /&gt;
|Tanımlamalar dünyası&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Prajna (Sezgi)&lt;br /&gt;
|Vijnana (Bölücü bilgi)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Nirvana&lt;br /&gt;
|Samsara (Doğum ve ölüm döngüsü)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Bodhi (Aydınlanma)&lt;br /&gt;
|Avidya (Cehalet)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Saflık&lt;br /&gt;
|Kirlilik&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Zihin (Citta)&lt;br /&gt;
|Duyumlar&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Dharma (En son gerçeklik)&lt;br /&gt;
|Sarvadharma (Bireysel var olanlar)&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Saf deneyim&lt;br /&gt;
|Çokluğun deneyimi&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Saf eylem (Akarma)&lt;br /&gt;
|Neden-sonuç dünyası&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Ayrımsızlık&lt;br /&gt;
|Ayrım ve farklılık&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Bölmemek&lt;br /&gt;
|Bölmek&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Zihinsizlik (&#039;&#039;No-mind&#039;&#039;), düşüncesizlik (&#039;&#039;No-thought&#039;&#039;)&lt;br /&gt;
|Bireysel bilinç&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|Ebedî şimdi&lt;br /&gt;
|Zamansal ilişkiler&lt;br /&gt;
|-&lt;br /&gt;
|İkiliğin bulunmaması&lt;br /&gt;
|İkilik&lt;br /&gt;
|}&lt;br /&gt;
Kaynağa göre bu karşıtlıklar, Budist düşüncesinde sezgisel kavrayış ile çözümleyici akıl arasındaki farklı bilgi düzeylerini açıklamak için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budist Psikoloji ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre klasik Budist metinlerinden &#039;&#039;&#039;Abhidhamma&#039;&#039;&#039;, geleneksel bilinç hâlleri psikolojisinin en kapsamlı örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu eser, Buda&#039;nın öğretilerini sistematik ve mantıksal bir yapıya kavuşturmayı amaçlamakta; kuramsal açıklamalardan çok uygulamaya ağırlık vermektedir. Temel yöntemi meditasyondur ve amacı, insanın arzuların yol açtığı acılardan kurtulmasını sağlayacak sezgisel kavrayışı geliştirmektir. Bu anlayış çerçevesinde varlığın geçiciliği (&#039;&#039;&#039;anicca&#039;&#039;&#039;) ile benliğin kalıcı bir öz taşımadığı (&#039;&#039;&#039;anatman&#039;&#039;&#039;) meditasyon yoluyla kavranmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, &#039;&#039;&#039;Buddhaghosa&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın MS 430 yılında bu öğretiyi &#039;&#039;&#039;Vishuddhimagga (Arınma Yolu)&#039;&#039;&#039; adlı eserinde üç aşamalı bir sistem hâline getirdiği belirtilmektedir. Bunlar &#039;&#039;&#039;Sila&#039;&#039;&#039; (ahlâkî uygulamalar), &#039;&#039;&#039;Samadhi&#039;&#039;&#039; (zihinsel disiplin ve meditasyon) ve &#039;&#039;&#039;Panna/Prajna&#039;&#039;&#039; (hikmet ve hakikatin doğrudan sezgisel kavranması) olarak sıralanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Transpersonel Psikoloji ve Budist Psikoloji ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre &#039;&#039;&#039;Transpersonel (Kişilik Ötesi) Psikoloji&#039;&#039;&#039;, insanı bilinç, koşullanma, kişilik ve kimlik olmak üzere dört temel boyutta ele almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yaklaşıma göre bilinç, çoğu zaman savunmacı alışkanlıklar ve algısal koşullanmalar tarafından sınırlandırılmaktadır. Kaynakta, zihnin sakinleştirilmesi, algıyı etkileyen filtrelerin azaltılması ve insanın doğuştan sahip olduğu potansiyellerin geliştirilmesiyle, tepkilere dayalı bir yaşamdan değerlere dayalı bir yaşama geçilebileceği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta ayrıca insanların gerçekliği, bellek, düşünce, inanç ve değerlerden oluşan algı kalıpları aracılığıyla değerlendirdiği ifade edilmektedir. Bu nedenle algılanan gerçekliğin bilinç durumuna bağlı olduğu, farklı bilinç hâllerinin farklı gerçeklik anlayışları oluşturduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu düşünce geleneklerinde, özellikle Budizm&#039;de, üzerinde durulan temel koşullanmalardan biri **bağlanma (upadana)**dır. Kaynağa göre bağlanma arzuyla ilişkilidir ve arzuların karşılanamaması acıya yol açmaktadır. Buna karşılık &#039;&#039;&#039;bağlanmama (viraga)&#039;&#039;&#039;, acının sona erdirilmesinde temel unsur olarak görülmektedir. Bağlanmanın yalnızca nesnelere veya kişilere değil; yaşam biçimlerine, benlik tasarımına, davranış kalıplarına ve psikolojik süreçlere de yöneltilebileceği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre birey, kimliğini sahip olduğu roller, ilişkiler ve kişilik özellikleriyle özdeşleştirdiği sürece bu yapılara bağımlı hâle gelmektedir. Transpersonel psikoloji ise kişiliği insan varlığının yalnızca bir yönü olarak değerlendirmekte; psikolojik sağlığın kişiliği değiştirmekten çok onunla özdeşleşmeyi bırakmakla mümkün olduğunu savunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlayışta &#039;&#039;&#039;ego&#039;&#039;&#039;, farkındalığın belirli zihinsel içeriklerle özdeşleşmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Kaynağa göre bu özdeşleşmenin çözülmesi özgürleşmenin temel şartıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta meditasyon uygulamalarının daha başlangıç düzeyinde bile sakinlik, duyarlılık, empati, sezgi ve açıklık gibi nitelikleri geliştirdiği belirtilmektedir. İleri düzey uygulamalarda ise bireyin kendisini sürekli değişen bir süreç olarak algıladığı, bunun daha ileri aşamalarında ise Budist gelenekte &#039;&#039;&#039;aydınlanma&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;özgürleşme (nissarana)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılan bilinç dönüşümünün gerçekleştiği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm ve Jiddu Krishnamurti ===&lt;br /&gt;
Kaynağa göre &#039;&#039;&#039;Jiddu Krishnamurti&#039;&#039;&#039;, hakikatin doğrudan gözlemini bilgeliğin, bilgeliğin algılanmasını ise zekânın temeli olarak değerlendirmektedir. Ona göre gerçek dinî yaşam; hakikat, bilgelik ve zekânın bir arada bulunduğu yaşamdır. Krishnamurti, &#039;&#039;&#039;aydınlanmayı&#039;&#039;&#039;, benlikten bütünüyle özgürleşme; korku, kaygı, bağımlılık ve acının aşılması olarak tanımlamaktadır. Bu dönüşümün yalnızca kuramsal bilgiyi kabul etmekle değil, kişinin kendi üzerinde dikkatli ve sürekli bir araştırma yürütmesiyle mümkün olacağını savunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Krishnamurti, meditasyonu belirli bir öğretiye, inanca veya otoriteye bağlanmak olarak görmemektedir. Meditasyonu, insanın kendisini ve bilinç süreçlerini doğrudan gözlemleyerek tanıma yolu olarak tanımlamaktadır. Ona göre kişi yalnızca bilinçli yönlerini değil, bilinçaltında yer alan süreçleri de kavradığında zihinsel dinginliğe ulaşabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Krishnamurti&#039;nin düşüncesinde sessizlik, dış baskılar veya ödül-ceza sistemiyle oluşturulan bir durum değil, zihnin koşullanmalardan doğal biçimde arınmasının sonucudur. Kaynağa göre hakikatin kavranabilmesi için bireyin dinî, kültürel ve toplumsal aidiyetlerinden kaynaklanan bütün koşullanmaları geride bırakması gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta, Krishnamurti&#039;nin düşüncelerinin bir öğreti veya inanç sistemi oluşturma amacı taşımadığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, herhangi bir dinî veya felsefî geleneği sistemli biçimde incelememiş olmasına rağmen görüşlerinin &#039;&#039;&#039;Laozi&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Buda&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;İsa&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Upanişadlar&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Zen&#039;&#039;&#039; geleneğinde yer alan bazı anlayışlarla benzerlik gösterdiği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynağa göre Krishnamurti&#039;nin meditasyon anlayışı, özellikle &#039;&#039;&#039;vipassana&#039;&#039;&#039; (sezgi) meditasyonuna benzemektedir. Seçimsiz farkındalık ve düşüncesiz farkındalık anlayışını ön plana çıkarırken, yoğun konsantrasyona dayanan &#039;&#039;&#039;samatha&#039;&#039;&#039;meditasyonunu eleştirmektedir. Budizm&#039;e yönelik eleştirilerine rağmen düşüncelerinin Buda&#039;nın yaklaşımıyla önemli benzerlikler taşıdığı ve manevî açıdan yakınlık gösterdiği değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakta ayrıca Krishnamurti&#039;nin 1922 yılında Kaliforniya&#039;nın &#039;&#039;&#039;Ojai&#039;&#039;&#039; bölgesinde yoğun meditasyon sırasında derin bir mistik deneyim yaşadığı aktarılmaktadır. Kendi anlatımına göre bu deneyim sırasında bedeninden ayrıldığını hissetmiş ve başının üzerinde parlak bir yıldız gördüğünü ifade etmiştir. Aynı olaya tanıklık eden kardeşi &#039;&#039;&#039;Nityananda&#039;&#039;&#039; da yaşananları olağanüstü bir manevî tecrübe olarak yorumlamış; bu deneyimi daha önce Buda ile ilişkilendirdikleri manevî tecrübelerle benzer nitelikte değerlendirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Budizm, tarih boyunca bazı devletlerde resmî din olarak da benimsenmiştir. Kaynakta MÖ 101 yılında Sri Lanka&#039;da, 1360 yılında Tayland&#039;da ve Japonya&#039;da Tokugawa ile Meiji dönemlerinde Budizm&#039;in devlet tarafından desteklenen dinlerden biri hâline geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Upanişadlar&#039;da evrenin tek ve mutlak hakikatinin Brahman olduğu vurgulanır. Evrende var olan her şey Brahman&#039;ın bir parçası olarak görülür ve bütün varlıkların ortak özü Atman ile açıklanır. Bu anlayış, &amp;quot;Brahman Atman&#039;dır&amp;quot; düşüncesiyle özetlenmiş; &amp;quot;Ben Brahman&#039;ım&amp;quot; (&#039;&#039;Aham Brahmasmi&#039;&#039;) ve &amp;quot;Sen de O&#039;sun&amp;quot; (&#039;&#039;Tat tvam asi&#039;&#039;) ifadeleri bu öğretinin temel ilkeleri arasında yer almıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan, gerçekliği eksiksiz biçimde algılayamadığı için zihninde bir yanılsamalar dünyası oluşturur. Bu yanılsama &#039;&#039;&#039;Maya&#039;&#039;&#039;olarak adlandırılır. Cehaletten (&#039;&#039;&#039;avidya&#039;&#039;&#039;) kurtulmanın yolu ise insanın kendi öz varlığını, yani Atman&#039;ın Brahman ile birliğini kavramasından geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Upanişadlar&#039;a göre aydınlanma, zihni bağlayan bütün engellerden kurtularak özgürlüğe (&#039;&#039;&#039;mokşa&#039;&#039;&#039;) ulaşmaktır. Bu hedefe erişebilmek için yoga ve meditasyon temel yöntemler olarak benimsenmiştir. Vedalar&#039;da yer almayan bu uygulamalar Upanişadlar&#039;da ayrıntılı biçimde ele alınmış, kökenlerinin Arîler öncesi şehir uygarlıklarına kadar uzandığı ileri sürülmüştür. Uzun süreli eğitim gerektiren bu süreçte bir öğreticinin (&#039;&#039;&#039;guru&#039;&#039;&#039;) rehberliği gerekli görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayattayken kurtuluşa ulaşan kimseler &#039;&#039;&#039;civanmukti&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Arzu, tutku, korku ve öfke gibi bağlardan kurtulan kişinin ölümsüzlüğe erişerek Brahman ile birleşeceği kabul edilir. Buna karşılık kurtuluşa ulaşamayanların yeniden doğuşlarında daha iyi bir konuma erişebilmeleri için iyi davranışlarda bulunmaları, görevlerini (&#039;&#039;&#039;dharma&#039;&#039;&#039;) yerine getirmeleri ve erdemli bir hayat sürmeleri gerektiği öğretilmiştir. Bu anlayış, yeniden doğuş ve karma öğretisinin temelini oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=434</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=434"/>
		<updated>2026-07-28T20:22:48Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Göktürk Devleti’nin Yükseliş Dönemi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== DEVLETİN KURULUŞU ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Yükseliş Dönemi =&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 2 - Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. GÖKTÜRK DEVLETİ&#039;NİN SONA ERMESİ ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=433</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=433"/>
		<updated>2026-07-28T20:00:40Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Kara Kağan Dönemi (552-553) */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== DEVLETİN KURULUŞU ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Göktürk Devleti’nin Yükseliş Dönemi =&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 2 - Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. GÖKTÜRK DEVLETİ&#039;NİN SONA ERMESİ ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=432</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=432"/>
		<updated>2026-07-28T19:57:37Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* DEVLETİN KURULUŞU */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== DEVLETİN KURULUŞU ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Göktürk Devleti’nin Yükseliş Dönemi =&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 2 - Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. GÖKTÜRK DEVLETİ&#039;NİN SONA ERMESİ ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=431</id>
		<title>Tölesler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=431"/>
		<updated>2026-07-28T19:57:11Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Tarih */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tölesler, Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan önce ve ilk dönemlerinde Orta Asya ile Kazakistan bozkırlarında yaşayan çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir addır. Çin kaynaklarında bu toplulukların coğrafi dağılımları, askerî güçleri ve yerleşim alanları hakkında ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Hunlar döneminde Ting-ling adıyla bilinen toplulukların devamı olarak değerlendirilen Töles boyları, Göktürklerin yükseliş sürecinde Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetine girmiş ve devletin siyasî ile askerî yapısında önemli rol oynamıştır. Ancak 603 yılında meydana gelen kabile isyanlarının ardından Töles adı giderek kullanımını yitirirken, Karluk, Türgiş, Kıpçak, Oğuz ve Peçenek gibi boy adları ön plana çıkmıştır. Bu nedenle Tölesler, Göktürk öncesi ve erken Göktürk döneminde Türk boylarının teşkilatlanmasını ve sonraki büyük Türk topluluklarının ortaya çıkışını anlamada temel bir tarihî topluluk olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Tölesler, Türk tarihinin en eski ve en geniş boy topluluklarından biri olup kökenleri Hun dönemine kadar uzanmaktadır. Çin kaynaklarında Hun çağında Ting-ling adıyla anılan topluluklar, Hun Devleti&#039;nin hâkimiyet sahasının dışında, başta Kazakistan bozkırları olmak üzere Orta Asya&#039;nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktaydı. Bunun yanında Hu-chie, Ke-k&#039;un (Kırgız), Hsin-li ve Kuça gibi diğer Türk boyları da aynı coğrafyada varlık göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun İmparatorluğu&#039;nun yıkılmasının ardından Orta Asya&#039;da ortaya çıkan siyasî boşlukta bu topluluklar Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılmaya başlamıştır. Moğolistan&#039;dan Hazar Denizi&#039;ne kadar uzanan geniş sahaya yayılan Kanglılar ortak bir siyasî teşkilata sahip olmamakla birlikte benzer etnik ve kültürel özellikler taşımaktaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılda Çin kaynaklarında Kanglı adının yerini Töles adı almıştır. Bu değişiklik yeni bir topluluğun ortaya çıkışından ziyade, aynı boylar topluluğunun farklı bir adla anılmasını ifade etmektedir. Suei Shu ile Pei Shih&#039;te Töles boylarının doğuda Kerulen Irmağı&#039;ndan batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş coğrafyadaki dağılımları, askerî güçleri ve yaşadıkları bölgeler ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tölesler, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşunda önemli rol oynamış ve başlangıçta Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetini kabul etmiştir. Ancak VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve çeşitli isyanlar gerçekleştirmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Töles adı zamanla yerini Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer boy adlarına bırakmış, söz konusu topluluklar Orta Asya&#039;nın sonraki siyasî tarihinin başlıca aktörleri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının farklı kolları zamanla Avrasya&#039;nın geniş bozkırlarına yayılmıştır. Doğuda Dokuz Oğuzlar ve Sir Tarduşlar, Altaylar ile Tanrı Dağları arasında Karluklar, Batı Göktürk sahasında On Ok ve daha sonra Türgişler öne çıkarken; kuzeyde Kırgız, Tölengit ve Tuva toplulukları varlıklarını sürdürmüştür. Batıya yönelen Ogur grupları ise Bulgarlar, Sabirler, Hazarlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklar gibi tarihî toplulukların ortaya çıkışında önemli rol oynamış, böylece Töles mirası Avrasya&#039;nın geniş bir bölümünde etkisini uzun süre devam ettirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tölesler, VI. yüzyılda Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir ad olarak kullanılmaktaydı. Bu boylar doğuda Baykal Gölü ve Kerulen Irmağı çevresinden batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş Avrasya bozkırlarına yayılmıştı. Çin yıllıkları, Töleslerin dönemin en kalabalık ve en geniş coğrafyaya dağılmış Türk topluluklarından biri olduğunu kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Töleslerin, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılan toplulukların devamı olduğu anlaşılmaktadır. Daha erken dönemde ise aynı toplulukların Hun Devleti çağında Ting-ling adıyla kaydedildiği görülmektedir. Böylece Ting-ling, Kao-ch&#039;e ve Töles adları, büyük ölçüde aynı tarihî toplulukların farklı dönemlerde kullanılan adları olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılın ortalarında Bumin Kağan, Töles boylarını hâkimiyeti altına alarak yaklaşık elli bin aileyi Göktürk birliğine katmıştır. Bu gelişme Göktürklerin askerî gücünü önemli ölçüde artırmış, Juan-juanlara karşı yürütülen mücadelede belirleyici rol oynamıştır. 552 yılında Juan-juan Kağanlığı&#039;nın mağlup edilmesi ve ardından Göktürk Kağanlığı&#039;nın kurulmasında Töleslerin sağladığı insan gücü önemli bir etken olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı döneminde Töles boyları devletin temel unsurlarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, özellikle kağanlığın batı kesimlerinde yoğunlaşmıştır. VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının merkezî otoritesinin zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve 627 yılında başlayan isyanlarla Göktürk siyasî düzeninin sarsılmasında etkili olmuştur. Daha sonraki dönemlerde Töles adı giderek kullanımını kaybederken, Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer Türk boy adları ön plana çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Kaynaklarında Tölesler ===&lt;br /&gt;
Tölesler hakkında en ayrıntılı bilgiler Çin tarih kaynakları &#039;&#039;Suei Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;te yer almaktadır. Bu eserlerde Tölesler, Hunların soyundan gelen topluluklar olarak tanımlanmakta ve Göktürklerle benzer bir yaşam tarzına sahip oldukları belirtilmektedir. Çin tarihçileri, Hunların hâkimiyeti altında yaşamış birçok bozkır topluluğunu Hun nesliyle ilişkilendirdiğinden, bu ifade etnik bir süreklilikten ziyade tarihî ve siyasî bir devamlılık anlayışını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Tölesler belirli yerleşim merkezlerine bağlı olmadan dağlar, vadiler ve bozkırlar arasında mevsimlik hareketler gerçekleştiren konargöçer bir hayat sürmekteydi. Sert tabiat şartlarına uyum sağlayan bu topluluklar, özellikle atlı savaşçılık ve okçuluktaki maharetleriyle tanınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Töleslerin tamamı aynı ekonomik yapıya sahip değildi. Çin&#039;in batı sınırlarına yakın, özellikle Turfan çevresinde yaşayan bazı Töles boyları tarım ve bahçecilikle uğraşıyor, bu nedenle hayvancılıkta sığır yetiştiriciliğine daha fazla önem veriyor ve atı bozkırdaki diğer Töles topluluklarına göre daha sınırlı ölçüde kullanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Töleslerin doğu ve batı olmak üzere kağanlığın farklı bölgelerine dağılarak devletin temel unsurlarından birini oluşturduğunu kaydetmektedir. Bumin Kağan&#039;ın Töles boylarını hâkimiyeti altına almasından sonra ise VI. yüzyılın sonlarına kadar bu topluluklar hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafi Dağılım ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre Tölesler, VI. yüzyılda Baykal Gölü&#039;nün doğusundan Hazar Denizi&#039;nin doğusuna ve Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Bu geniş dağılım, Töleslerin tek bir siyasî birlikten ziyade ortak bir ad altında toplanan çok sayıdaki Türk boyundan oluştuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Töles boylarını yaşadıkları bölgelere göre çeşitli gruplar hâlinde sınıflandırmaktadır. İlk grup, Tola Irmağı&#039;nın kuzeyinde yaşayan Bugut (Pugu), Tongra, Bayırku ve İzgil gibi boylardan oluşmaktaydı. Bu topluluklar ortak bir erkin idaresi altında bulunuyor ve önemli bir askerî güç teşkil ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci grup, Hami&#039;nin batısı ile Karaşar&#039;ın kuzeyi ve Akdağ&#039;ın eteklerinde yaşamaktaydı. Ch&#039;i-pi, P&#039;u-lo-chih, İ-shih ve Su-p&#039;o gibi boyların yer aldığı bu bölge, Çin sınırına en yakın Töles topluluklarını barındırıyordu. Çin kaynakları, burada yaşayan bazı boyların tarım, bahçecilik ve sığır yetiştiriciliğiyle de uğraştığını kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü grup, Altay Dağları&#039;nın güneybatısında bulunuyordu. Sir Tarduşlar başta olmak üzere bu bölgedeki boylar askerî bakımdan güçlüydü ve Göktürk siyasî tarihinde önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü grup, Semerkant&#039;ın kuzeyi ile Sır Derya havzasında yaşıyordu. Çeşitli Töles boylarından oluşan bu topluluklar geniş bir askerî potansiyele sahip olup Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın önemli unsurlarından birini meydana getiriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşinci ve altıncı gruplar ise Hazar Denizi&#039;nin doğusu ile Bizans&#039;ın doğusuna kadar uzanan batı bozkırlarında yaşamaktaydı. Bu bölgelerde yalnızca Töles boyları değil, Ogurlar ve Alanlar gibi farklı topluluklar da bulunduğundan, Çin kaynaklarında Töles adı altında zikredilen bütün kavimlerin etnik bakımdan aynı topluluğa mensup olduğu söylenemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Batı Göktürk Kağanı Tardu&#039;nun yenilgisinden sonra özellikle Altaylar ile Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Töles boylarının büyük bölümü Batı Göktürk siyasî yapısı içinde yer almaya devam etmiştir. Buna karşılık doğudaki Sir Tarduş, Bayırku ve bazı diğer boylar daha bağımsız bir gelişim izlemiş, VII. yüzyılın başlarında müstakil siyasî güçler olarak ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Töles İsyanları ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamaya başladığı VII. yüzyılın başlarında Töles boyları yeniden siyasî etkinlik kazanmaya başladı. 603 yılında Tardu&#039;nun yenilgisinin ardından Batı Göktürk Kağanı Ch&#039;u-lo, özellikle Altay Dağları&#039;nın güneybatısı ile Tanrı Dağları&#039;nın kuzeyinde yaşayan Töles boylarını yeniden hâkimiyeti altına aldı. Ancak ağır vergiler koyması ve Sir Tarduş ileri gelenlerinden yüzü aşkın kişiyi idam ettirmesi, Töles boyları arasında büyük bir hoşnutsuzluğa yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu baskılar üzerine Ch&#039;i-pi boyu, liderleri Ke-leng&#039;in önderliğinde Ch&#039;u-lo&#039;ya karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ke-leng, &#039;&#039;&#039;Baga Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Tanrı Dağları&#039;nın doğusundaki bölgede hâkimiyet kurdu. Aynı dönemde Sir Tarduşlar da liderleri Ye-shih&#039;i &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ederek bağımsız hareket etmeye başladı. Baga Kağan&#039;ın kısa sürede güç kazanması üzerine Hami, Koço ve Karaşar gibi bazı küçük devletler de onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu bağımsızlık uzun sürmedi. Ch&#039;u-lo&#039;nun Çin&#039;e sığınmasının ardından Batı Göktürk tahtını ele geçiren She-kuei Kağan&#039;ın güçlenmesi üzerine Baga Kağan ile Ye-shih yeniden Batı Göktürk hâkimiyetini kabul etti. Uygurların da aralarında bulunduğu bazı Töles boyları ise Doğu Göktürk Kağanı Shih-pi&#039;ye bağlandı. Daha sonra Batı Göktürk Kağanı Tong Yabgu&#039;nun hâkimiyetini kurmasıyla Altaylar ve Tanrı Dağları çevresindeki Töles boylarının büyük bölümü yeniden Batı Göktürk idaresi altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılından sonra Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflaması üzerine Tola ve Kerulen havzasında yaşayan Töles boyları Çin&#039;in desteğiyle ayaklandı. Bu isyanlar Doğu Göktürk Devleti&#039;nin askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde sarstı. Ardından yaşanan kıtlık ve iç karışıklıklar da kağanlığın yıkılış sürecini hızlandırdı. Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının Çin hâkimiyetine girmesinden sonra birçok Töles boyu fiilen bağımsız hareket etmeye başladı. Sir Tarduşlar, Bayırkular ve Uygurlar bu dönemin en güçlü Töles toplulukları arasında yer aldı. Bununla birlikte Tang Hanedanı, bu boyların yeniden güçlü bir siyasî birlik oluşturmasını engellemek amacıyla bölgede denge siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mirası ===&lt;br /&gt;
Töles adı, belirli bir boyu değil, çok sayıda Türk boyunu kapsayan genel bir topluluk adını ifade etmektedir. Çin kaynaklarında bu adlandırmanın tarihî bir süreklilik gösterdiği görülmektedir. Hun Devleti döneminde Ting-ling adıyla anılan boylar topluluğu, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;), VI. yüzyılda ise Töles adıyla kaydedilmiştir. Bu ad değişiklikleri, yeni toplulukların ortaya çıkmasından çok aynı boylar grubunun farklı dönemlerde farklı adlarla anılmasını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflamasıyla birlikte Töles adı giderek önemini yitirmiş, bunun yerine boyların kendi adları ön plana çıkmıştır. Sir Tarduşlar, Dokuz Oğuzlar, Karluklar, Uygurlar ve On Ok toplulukları bu dönemde müstakil siyasî kimlikler hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Göktürk sahasında gelişen On Ok teşkilatı daha sonra Türgişlerin siyasî temelini oluştururken, Karluklar Göktürk ve Uygur devletlerinin ardından bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmış ve Karahanlı Devleti&#039;nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Doğudaki Dokuz Oğuz boyları ise Uygur Kağanlığı&#039;nın esas nüvesini meydana getirmiştir. Yenisey Kırgızları tarih boyunca kuzey bozkırlarının önemli Türk topluluklarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, İrtiş ve çevresindeki Töles boylarından bazıları ise daha sonraki Kimek ve Kıpçak topluluklarının oluşumuna katkıda bulunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yönüyle Tölesler, yalnızca Göktürk Kağanlığı&#039;nın temel unsurlarından biri değil, aynı zamanda Orta Asya&#039;da VIII. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkan birçok Türk boyu ve devletinin ortak tarihî zeminini oluşturan geniş bir boylar topluluğu niteliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;
[[Kategori:Türk tarihi]]&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=430</id>
		<title>Tölesler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=430"/>
		<updated>2026-07-28T19:56:19Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tölesler, Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan önce ve ilk dönemlerinde Orta Asya ile Kazakistan bozkırlarında yaşayan çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir addır. Çin kaynaklarında bu toplulukların coğrafi dağılımları, askerî güçleri ve yerleşim alanları hakkında ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Hunlar döneminde Ting-ling adıyla bilinen toplulukların devamı olarak değerlendirilen Töles boyları, Göktürklerin yükseliş sürecinde Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetine girmiş ve devletin siyasî ile askerî yapısında önemli rol oynamıştır. Ancak 603 yılında meydana gelen kabile isyanlarının ardından Töles adı giderek kullanımını yitirirken, Karluk, Türgiş, Kıpçak, Oğuz ve Peçenek gibi boy adları ön plana çıkmıştır. Bu nedenle Tölesler, Göktürk öncesi ve erken Göktürk döneminde Türk boylarının teşkilatlanmasını ve sonraki büyük Türk topluluklarının ortaya çıkışını anlamada temel bir tarihî topluluk olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Tölesler, Türk tarihinin en eski ve en geniş boy topluluklarından biri olup kökenleri Hun dönemine kadar uzanmaktadır. Çin kaynaklarında Hun çağında Ting-ling adıyla anılan topluluklar, Hun Devleti&#039;nin hâkimiyet sahasının dışında, başta Kazakistan bozkırları olmak üzere Orta Asya&#039;nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktaydı. Bunun yanında Hu-chie, Ke-k&#039;un (Kırgız), Hsin-li ve Kuça gibi diğer Türk boyları da aynı coğrafyada varlık göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun İmparatorluğu&#039;nun yıkılmasının ardından Orta Asya&#039;da ortaya çıkan siyasî boşlukta bu topluluklar Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılmaya başlamıştır. Moğolistan&#039;dan Hazar Denizi&#039;ne kadar uzanan geniş sahaya yayılan Kanglılar ortak bir siyasî teşkilata sahip olmamakla birlikte benzer etnik ve kültürel özellikler taşımaktaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılda Çin kaynaklarında Kanglı adının yerini Töles adı almıştır. Bu değişiklik yeni bir topluluğun ortaya çıkışından ziyade, aynı boylar topluluğunun farklı bir adla anılmasını ifade etmektedir. Suei Shu ile Pei Shih&#039;te Töles boylarının doğuda Kerulen Irmağı&#039;ndan batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş coğrafyadaki dağılımları, askerî güçleri ve yaşadıkları bölgeler ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tölesler, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşunda önemli rol oynamış ve başlangıçta Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetini kabul etmiştir. Ancak VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve çeşitli isyanlar gerçekleştirmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Töles adı zamanla yerini Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer boy adlarına bırakmış, söz konusu topluluklar Orta Asya&#039;nın sonraki siyasî tarihinin başlıca aktörleri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının farklı kolları zamanla Avrasya&#039;nın geniş bozkırlarına yayılmıştır. Doğuda Dokuz Oğuzlar ve Sir Tarduşlar, Altaylar ile Tanrı Dağları arasında Karluklar, Batı Göktürk sahasında On Ok ve daha sonra Türgişler öne çıkarken; kuzeyde Kırgız, Tölengit ve Tuva toplulukları varlıklarını sürdürmüştür. Batıya yönelen Ogur grupları ise Bulgarlar, Sabirler, Hazarlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklar gibi tarihî toplulukların ortaya çıkışında önemli rol oynamış, böylece Töles mirası Avrasya&#039;nın geniş bir bölümünde etkisini uzun süre devam ettirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Tölesler, VI. yüzyılda Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir ad olarak kullanılmaktaydı. Bu boylar doğuda Baykal Gölü ve Kerulen Irmağı çevresinden batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş Avrasya bozkırlarına yayılmıştı. Çin yıllıkları, Töleslerin dönemin en kalabalık ve en geniş coğrafyaya dağılmış Türk topluluklarından biri olduğunu kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Töleslerin, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılan toplulukların devamı olduğu anlaşılmaktadır. Daha erken dönemde ise aynı toplulukların Hun Devleti çağında Ting-ling adıyla kaydedildiği görülmektedir. Böylece Ting-ling, Kao-ch&#039;e ve Töles adları, büyük ölçüde aynı tarihî toplulukların farklı dönemlerde kullanılan adları olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılın ortalarında Bumin Kağan, Töles boylarını hâkimiyeti altına alarak yaklaşık elli bin aileyi Göktürk birliğine katmıştır. Bu gelişme Göktürklerin askerî gücünü önemli ölçüde artırmış, Juan-juanlara karşı yürütülen mücadelede belirleyici rol oynamıştır. 552 yılında Juan-juan Kağanlığı&#039;nın mağlup edilmesi ve ardından Göktürk Kağanlığı&#039;nın kurulmasında Töleslerin sağladığı insan gücü önemli bir etken olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı döneminde Töles boyları devletin temel unsurlarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, özellikle kağanlığın batı kesimlerinde yoğunlaşmıştır. VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının merkezî otoritesinin zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve 627 yılında başlayan isyanlarla Göktürk siyasî düzeninin sarsılmasında etkili olmuştur. Daha sonraki dönemlerde Töles adı giderek kullanımını kaybederken, Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer Türk boy adları ön plana çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Kaynaklarında Tölesler ===&lt;br /&gt;
Tölesler hakkında en ayrıntılı bilgiler Çin tarih kaynakları &#039;&#039;Suei Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;te yer almaktadır. Bu eserlerde Tölesler, Hunların soyundan gelen topluluklar olarak tanımlanmakta ve Göktürklerle benzer bir yaşam tarzına sahip oldukları belirtilmektedir. Çin tarihçileri, Hunların hâkimiyeti altında yaşamış birçok bozkır topluluğunu Hun nesliyle ilişkilendirdiğinden, bu ifade etnik bir süreklilikten ziyade tarihî ve siyasî bir devamlılık anlayışını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Tölesler belirli yerleşim merkezlerine bağlı olmadan dağlar, vadiler ve bozkırlar arasında mevsimlik hareketler gerçekleştiren konargöçer bir hayat sürmekteydi. Sert tabiat şartlarına uyum sağlayan bu topluluklar, özellikle atlı savaşçılık ve okçuluktaki maharetleriyle tanınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Töleslerin tamamı aynı ekonomik yapıya sahip değildi. Çin&#039;in batı sınırlarına yakın, özellikle Turfan çevresinde yaşayan bazı Töles boyları tarım ve bahçecilikle uğraşıyor, bu nedenle hayvancılıkta sığır yetiştiriciliğine daha fazla önem veriyor ve atı bozkırdaki diğer Töles topluluklarına göre daha sınırlı ölçüde kullanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Töleslerin doğu ve batı olmak üzere kağanlığın farklı bölgelerine dağılarak devletin temel unsurlarından birini oluşturduğunu kaydetmektedir. Bumin Kağan&#039;ın Töles boylarını hâkimiyeti altına almasından sonra ise VI. yüzyılın sonlarına kadar bu topluluklar hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafi Dağılım ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre Tölesler, VI. yüzyılda Baykal Gölü&#039;nün doğusundan Hazar Denizi&#039;nin doğusuna ve Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Bu geniş dağılım, Töleslerin tek bir siyasî birlikten ziyade ortak bir ad altında toplanan çok sayıdaki Türk boyundan oluştuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Töles boylarını yaşadıkları bölgelere göre çeşitli gruplar hâlinde sınıflandırmaktadır. İlk grup, Tola Irmağı&#039;nın kuzeyinde yaşayan Bugut (Pugu), Tongra, Bayırku ve İzgil gibi boylardan oluşmaktaydı. Bu topluluklar ortak bir erkin idaresi altında bulunuyor ve önemli bir askerî güç teşkil ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci grup, Hami&#039;nin batısı ile Karaşar&#039;ın kuzeyi ve Akdağ&#039;ın eteklerinde yaşamaktaydı. Ch&#039;i-pi, P&#039;u-lo-chih, İ-shih ve Su-p&#039;o gibi boyların yer aldığı bu bölge, Çin sınırına en yakın Töles topluluklarını barındırıyordu. Çin kaynakları, burada yaşayan bazı boyların tarım, bahçecilik ve sığır yetiştiriciliğiyle de uğraştığını kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü grup, Altay Dağları&#039;nın güneybatısında bulunuyordu. Sir Tarduşlar başta olmak üzere bu bölgedeki boylar askerî bakımdan güçlüydü ve Göktürk siyasî tarihinde önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü grup, Semerkant&#039;ın kuzeyi ile Sır Derya havzasında yaşıyordu. Çeşitli Töles boylarından oluşan bu topluluklar geniş bir askerî potansiyele sahip olup Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın önemli unsurlarından birini meydana getiriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşinci ve altıncı gruplar ise Hazar Denizi&#039;nin doğusu ile Bizans&#039;ın doğusuna kadar uzanan batı bozkırlarında yaşamaktaydı. Bu bölgelerde yalnızca Töles boyları değil, Ogurlar ve Alanlar gibi farklı topluluklar da bulunduğundan, Çin kaynaklarında Töles adı altında zikredilen bütün kavimlerin etnik bakımdan aynı topluluğa mensup olduğu söylenemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Batı Göktürk Kağanı Tardu&#039;nun yenilgisinden sonra özellikle Altaylar ile Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Töles boylarının büyük bölümü Batı Göktürk siyasî yapısı içinde yer almaya devam etmiştir. Buna karşılık doğudaki Sir Tarduş, Bayırku ve bazı diğer boylar daha bağımsız bir gelişim izlemiş, VII. yüzyılın başlarında müstakil siyasî güçler olarak ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Töles İsyanları ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamaya başladığı VII. yüzyılın başlarında Töles boyları yeniden siyasî etkinlik kazanmaya başladı. 603 yılında Tardu&#039;nun yenilgisinin ardından Batı Göktürk Kağanı Ch&#039;u-lo, özellikle Altay Dağları&#039;nın güneybatısı ile Tanrı Dağları&#039;nın kuzeyinde yaşayan Töles boylarını yeniden hâkimiyeti altına aldı. Ancak ağır vergiler koyması ve Sir Tarduş ileri gelenlerinden yüzü aşkın kişiyi idam ettirmesi, Töles boyları arasında büyük bir hoşnutsuzluğa yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu baskılar üzerine Ch&#039;i-pi boyu, liderleri Ke-leng&#039;in önderliğinde Ch&#039;u-lo&#039;ya karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ke-leng, &#039;&#039;&#039;Baga Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Tanrı Dağları&#039;nın doğusundaki bölgede hâkimiyet kurdu. Aynı dönemde Sir Tarduşlar da liderleri Ye-shih&#039;i &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ederek bağımsız hareket etmeye başladı. Baga Kağan&#039;ın kısa sürede güç kazanması üzerine Hami, Koço ve Karaşar gibi bazı küçük devletler de onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu bağımsızlık uzun sürmedi. Ch&#039;u-lo&#039;nun Çin&#039;e sığınmasının ardından Batı Göktürk tahtını ele geçiren She-kuei Kağan&#039;ın güçlenmesi üzerine Baga Kağan ile Ye-shih yeniden Batı Göktürk hâkimiyetini kabul etti. Uygurların da aralarında bulunduğu bazı Töles boyları ise Doğu Göktürk Kağanı Shih-pi&#039;ye bağlandı. Daha sonra Batı Göktürk Kağanı Tong Yabgu&#039;nun hâkimiyetini kurmasıyla Altaylar ve Tanrı Dağları çevresindeki Töles boylarının büyük bölümü yeniden Batı Göktürk idaresi altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılından sonra Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflaması üzerine Tola ve Kerulen havzasında yaşayan Töles boyları Çin&#039;in desteğiyle ayaklandı. Bu isyanlar Doğu Göktürk Devleti&#039;nin askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde sarstı. Ardından yaşanan kıtlık ve iç karışıklıklar da kağanlığın yıkılış sürecini hızlandırdı. Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının Çin hâkimiyetine girmesinden sonra birçok Töles boyu fiilen bağımsız hareket etmeye başladı. Sir Tarduşlar, Bayırkular ve Uygurlar bu dönemin en güçlü Töles toplulukları arasında yer aldı. Bununla birlikte Tang Hanedanı, bu boyların yeniden güçlü bir siyasî birlik oluşturmasını engellemek amacıyla bölgede denge siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mirası ===&lt;br /&gt;
Töles adı, belirli bir boyu değil, çok sayıda Türk boyunu kapsayan genel bir topluluk adını ifade etmektedir. Çin kaynaklarında bu adlandırmanın tarihî bir süreklilik gösterdiği görülmektedir. Hun Devleti döneminde Ting-ling adıyla anılan boylar topluluğu, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;), VI. yüzyılda ise Töles adıyla kaydedilmiştir. Bu ad değişiklikleri, yeni toplulukların ortaya çıkmasından çok aynı boylar grubunun farklı dönemlerde farklı adlarla anılmasını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflamasıyla birlikte Töles adı giderek önemini yitirmiş, bunun yerine boyların kendi adları ön plana çıkmıştır. Sir Tarduşlar, Dokuz Oğuzlar, Karluklar, Uygurlar ve On Ok toplulukları bu dönemde müstakil siyasî kimlikler hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Göktürk sahasında gelişen On Ok teşkilatı daha sonra Türgişlerin siyasî temelini oluştururken, Karluklar Göktürk ve Uygur devletlerinin ardından bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmış ve Karahanlı Devleti&#039;nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Doğudaki Dokuz Oğuz boyları ise Uygur Kağanlığı&#039;nın esas nüvesini meydana getirmiştir. Yenisey Kırgızları tarih boyunca kuzey bozkırlarının önemli Türk topluluklarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, İrtiş ve çevresindeki Töles boylarından bazıları ise daha sonraki Kimek ve Kıpçak topluluklarının oluşumuna katkıda bulunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yönüyle Tölesler, yalnızca Göktürk Kağanlığı&#039;nın temel unsurlarından biri değil, aynı zamanda Orta Asya&#039;da VIII. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkan birçok Türk boyu ve devletinin ortak tarihî zeminini oluşturan geniş bir boylar topluluğu niteliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;
[[Kategori:Türk tarihi]]&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=429</id>
		<title>Tölesler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=T%C3%B6lesler&amp;diff=429"/>
		<updated>2026-07-28T19:55:56Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;Tölesler, Göktürk Devleti&amp;#039;nin kuruluşundan önce ve ilk dönemlerinde Orta Asya ile Kazakistan bozkırlarında yaşayan çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir addır. Çin kaynaklarında bu toplulukların coğrafi dağılımları, askerî güçleri ve yerleşim alanları hakkında ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Hunlar döneminde Ting-ling adıyla bilinen toplulukların devamı olarak değerlendirilen Töles boyları, Göktürklerin...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Tölesler, Göktürk Devleti&#039;nin kuruluşundan önce ve ilk dönemlerinde Orta Asya ile Kazakistan bozkırlarında yaşayan çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir addır. Çin kaynaklarında bu toplulukların coğrafi dağılımları, askerî güçleri ve yerleşim alanları hakkında ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Hunlar döneminde Ting-ling adıyla bilinen toplulukların devamı olarak değerlendirilen Töles boyları, Göktürklerin yükseliş sürecinde Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetine girmiş ve devletin siyasî ile askerî yapısında önemli rol oynamıştır. Ancak 603 yılında meydana gelen kabile isyanlarının ardından Töles adı giderek kullanımını yitirirken, Karluk, Türgiş, Kıpçak, Oğuz ve Peçenek gibi boy adları ön plana çıkmıştır. Bu nedenle Tölesler, Göktürk öncesi ve erken Göktürk döneminde Türk boylarının teşkilatlanmasını ve sonraki büyük Türk topluluklarının ortaya çıkışını anlamada temel bir tarihî topluluk olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Tölesler, Türk tarihinin en eski ve en geniş boy topluluklarından biri olup kökenleri Hun dönemine kadar uzanmaktadır. Çin kaynaklarında Hun çağında Ting-ling adıyla anılan topluluklar, Hun Devleti&#039;nin hâkimiyet sahasının dışında, başta Kazakistan bozkırları olmak üzere Orta Asya&#039;nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktaydı. Bunun yanında Hu-chie, Ke-k&#039;un (Kırgız), Hsin-li ve Kuça gibi diğer Türk boyları da aynı coğrafyada varlık göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hun İmparatorluğu&#039;nun yıkılmasının ardından Orta Asya&#039;da ortaya çıkan siyasî boşlukta bu topluluklar Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılmaya başlamıştır. Moğolistan&#039;dan Hazar Denizi&#039;ne kadar uzanan geniş sahaya yayılan Kanglılar ortak bir siyasî teşkilata sahip olmamakla birlikte benzer etnik ve kültürel özellikler taşımaktaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılda Çin kaynaklarında Kanglı adının yerini Töles adı almıştır. Bu değişiklik yeni bir topluluğun ortaya çıkışından ziyade, aynı boylar topluluğunun farklı bir adla anılmasını ifade etmektedir. Suei Shu ile Pei Shih&#039;te Töles boylarının doğuda Kerulen Irmağı&#039;ndan batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş coğrafyadaki dağılımları, askerî güçleri ve yaşadıkları bölgeler ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tölesler, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşunda önemli rol oynamış ve başlangıçta Bumin Kağan&#039;ın hâkimiyetini kabul etmiştir. Ancak VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve çeşitli isyanlar gerçekleştirmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Töles adı zamanla yerini Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer boy adlarına bırakmış, söz konusu topluluklar Orta Asya&#039;nın sonraki siyasî tarihinin başlıca aktörleri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töles boylarının farklı kolları zamanla Avrasya&#039;nın geniş bozkırlarına yayılmıştır. Doğuda Dokuz Oğuzlar ve Sir Tarduşlar, Altaylar ile Tanrı Dağları arasında Karluklar, Batı Göktürk sahasında On Ok ve daha sonra Türgişler öne çıkarken; kuzeyde Kırgız, Tölengit ve Tuva toplulukları varlıklarını sürdürmüştür. Batıya yönelen Ogur grupları ise Bulgarlar, Sabirler, Hazarlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklar gibi tarihî toplulukların ortaya çıkışında önemli rol oynamış, böylece Töles mirası Avrasya&#039;nın geniş bir bölümünde etkisini uzun süre devam ettirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarih ===&lt;br /&gt;
Tölesler, VI. yüzyılda Göktürk Kağanlığı&#039;na bağlı çok sayıdaki Türk boyunu ifade eden genel bir ad olarak kullanılmaktaydı. Bu boylar doğuda Baykal Gölü ve Kerulen Irmağı çevresinden batıda Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş Avrasya bozkırlarına yayılmıştı. Çin yıllıkları, Töleslerin dönemin en kalabalık ve en geniş coğrafyaya dağılmış Türk topluluklarından biri olduğunu kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Töleslerin, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;) adıyla anılan toplulukların devamı olduğu anlaşılmaktadır. Daha erken dönemde ise aynı toplulukların Hun Devleti çağında Ting-ling adıyla kaydedildiği görülmektedir. Böylece Ting-ling, Kao-ch&#039;e ve Töles adları, büyük ölçüde aynı tarihî toplulukların farklı dönemlerde kullanılan adları olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VI. yüzyılın ortalarında Bumin Kağan, Töles boylarını hâkimiyeti altına alarak yaklaşık elli bin aileyi Göktürk birliğine katmıştır. Bu gelişme Göktürklerin askerî gücünü önemli ölçüde artırmış, Juan-juanlara karşı yürütülen mücadelede belirleyici rol oynamıştır. 552 yılında Juan-juan Kağanlığı&#039;nın mağlup edilmesi ve ardından Göktürk Kağanlığı&#039;nın kurulmasında Töleslerin sağladığı insan gücü önemli bir etken olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı döneminde Töles boyları devletin temel unsurlarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, özellikle kağanlığın batı kesimlerinde yoğunlaşmıştır. VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının merkezî otoritesinin zayıflaması üzerine birçok Töles boyu bağımsız hareket etmeye başlamış ve 627 yılında başlayan isyanlarla Göktürk siyasî düzeninin sarsılmasında etkili olmuştur. Daha sonraki dönemlerde Töles adı giderek kullanımını kaybederken, Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Kıpçak ve diğer Türk boy adları ön plana çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Kaynaklarında Tölesler ===&lt;br /&gt;
Tölesler hakkında en ayrıntılı bilgiler Çin tarih kaynakları &#039;&#039;Suei Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;te yer almaktadır. Bu eserlerde Tölesler, Hunların soyundan gelen topluluklar olarak tanımlanmakta ve Göktürklerle benzer bir yaşam tarzına sahip oldukları belirtilmektedir. Çin tarihçileri, Hunların hâkimiyeti altında yaşamış birçok bozkır topluluğunu Hun nesliyle ilişkilendirdiğinden, bu ifade etnik bir süreklilikten ziyade tarihî ve siyasî bir devamlılık anlayışını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre Tölesler belirli yerleşim merkezlerine bağlı olmadan dağlar, vadiler ve bozkırlar arasında mevsimlik hareketler gerçekleştiren konargöçer bir hayat sürmekteydi. Sert tabiat şartlarına uyum sağlayan bu topluluklar, özellikle atlı savaşçılık ve okçuluktaki maharetleriyle tanınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Töleslerin tamamı aynı ekonomik yapıya sahip değildi. Çin&#039;in batı sınırlarına yakın, özellikle Turfan çevresinde yaşayan bazı Töles boyları tarım ve bahçecilikle uğraşıyor, bu nedenle hayvancılıkta sığır yetiştiriciliğine daha fazla önem veriyor ve atı bozkırdaki diğer Töles topluluklarına göre daha sınırlı ölçüde kullanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan sonra Töleslerin doğu ve batı olmak üzere kağanlığın farklı bölgelerine dağılarak devletin temel unsurlarından birini oluşturduğunu kaydetmektedir. Bumin Kağan&#039;ın Töles boylarını hâkimiyeti altına almasından sonra ise VI. yüzyılın sonlarına kadar bu topluluklar hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Coğrafi Dağılım ===&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarına göre Tölesler, VI. yüzyılda Baykal Gölü&#039;nün doğusundan Hazar Denizi&#039;nin doğusuna ve Karadeniz&#039;in kuzeyine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Bu geniş dağılım, Töleslerin tek bir siyasî birlikten ziyade ortak bir ad altında toplanan çok sayıdaki Türk boyundan oluştuğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, Töles boylarını yaşadıkları bölgelere göre çeşitli gruplar hâlinde sınıflandırmaktadır. İlk grup, Tola Irmağı&#039;nın kuzeyinde yaşayan Bugut (Pugu), Tongra, Bayırku ve İzgil gibi boylardan oluşmaktaydı. Bu topluluklar ortak bir erkin idaresi altında bulunuyor ve önemli bir askerî güç teşkil ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci grup, Hami&#039;nin batısı ile Karaşar&#039;ın kuzeyi ve Akdağ&#039;ın eteklerinde yaşamaktaydı. Ch&#039;i-pi, P&#039;u-lo-chih, İ-shih ve Su-p&#039;o gibi boyların yer aldığı bu bölge, Çin sınırına en yakın Töles topluluklarını barındırıyordu. Çin kaynakları, burada yaşayan bazı boyların tarım, bahçecilik ve sığır yetiştiriciliğiyle de uğraştığını kaydetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü grup, Altay Dağları&#039;nın güneybatısında bulunuyordu. Sir Tarduşlar başta olmak üzere bu bölgedeki boylar askerî bakımdan güçlüydü ve Göktürk siyasî tarihinde önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncü grup, Semerkant&#039;ın kuzeyi ile Sır Derya havzasında yaşıyordu. Çeşitli Töles boylarından oluşan bu topluluklar geniş bir askerî potansiyele sahip olup Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın önemli unsurlarından birini meydana getiriyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beşinci ve altıncı gruplar ise Hazar Denizi&#039;nin doğusu ile Bizans&#039;ın doğusuna kadar uzanan batı bozkırlarında yaşamaktaydı. Bu bölgelerde yalnızca Töles boyları değil, Ogurlar ve Alanlar gibi farklı topluluklar da bulunduğundan, Çin kaynaklarında Töles adı altında zikredilen bütün kavimlerin etnik bakımdan aynı topluluğa mensup olduğu söylenemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Batı Göktürk Kağanı Tardu&#039;nun yenilgisinden sonra özellikle Altaylar ile Tanrı Dağları çevresinde yaşayan Töles boylarının büyük bölümü Batı Göktürk siyasî yapısı içinde yer almaya devam etmiştir. Buna karşılık doğudaki Sir Tarduş, Bayırku ve bazı diğer boylar daha bağımsız bir gelişim izlemiş, VII. yüzyılın başlarında müstakil siyasî güçler olarak ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Töles İsyanları ===&lt;br /&gt;
Batı Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflamaya başladığı VII. yüzyılın başlarında Töles boyları yeniden siyasî etkinlik kazanmaya başladı. 603 yılında Tardu&#039;nun yenilgisinin ardından Batı Göktürk Kağanı Ch&#039;u-lo, özellikle Altay Dağları&#039;nın güneybatısı ile Tanrı Dağları&#039;nın kuzeyinde yaşayan Töles boylarını yeniden hâkimiyeti altına aldı. Ancak ağır vergiler koyması ve Sir Tarduş ileri gelenlerinden yüzü aşkın kişiyi idam ettirmesi, Töles boyları arasında büyük bir hoşnutsuzluğa yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu baskılar üzerine Ch&#039;i-pi boyu, liderleri Ke-leng&#039;in önderliğinde Ch&#039;u-lo&#039;ya karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ke-leng, &#039;&#039;&#039;Baga Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alarak Tanrı Dağları&#039;nın doğusundaki bölgede hâkimiyet kurdu. Aynı dönemde Sir Tarduşlar da liderleri Ye-shih&#039;i &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla hükümdar ilan ederek bağımsız hareket etmeye başladı. Baga Kağan&#039;ın kısa sürede güç kazanması üzerine Hami, Koço ve Karaşar gibi bazı küçük devletler de onun hâkimiyetini tanıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu bağımsızlık uzun sürmedi. Ch&#039;u-lo&#039;nun Çin&#039;e sığınmasının ardından Batı Göktürk tahtını ele geçiren She-kuei Kağan&#039;ın güçlenmesi üzerine Baga Kağan ile Ye-shih yeniden Batı Göktürk hâkimiyetini kabul etti. Uygurların da aralarında bulunduğu bazı Töles boyları ise Doğu Göktürk Kağanı Shih-pi&#039;ye bağlandı. Daha sonra Batı Göktürk Kağanı Tong Yabgu&#039;nun hâkimiyetini kurmasıyla Altaylar ve Tanrı Dağları çevresindeki Töles boylarının büyük bölümü yeniden Batı Göktürk idaresi altında birleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılından sonra Doğu Göktürk Kağanlığı&#039;nın zayıflaması üzerine Tola ve Kerulen havzasında yaşayan Töles boyları Çin&#039;in desteğiyle ayaklandı. Bu isyanlar Doğu Göktürk Devleti&#039;nin askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde sarstı. Ardından yaşanan kıtlık ve iç karışıklıklar da kağanlığın yıkılış sürecini hızlandırdı. Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının Çin hâkimiyetine girmesinden sonra birçok Töles boyu fiilen bağımsız hareket etmeye başladı. Sir Tarduşlar, Bayırkular ve Uygurlar bu dönemin en güçlü Töles toplulukları arasında yer aldı. Bununla birlikte Tang Hanedanı, bu boyların yeniden güçlü bir siyasî birlik oluşturmasını engellemek amacıyla bölgede denge siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mirası ===&lt;br /&gt;
Töles adı, belirli bir boyu değil, çok sayıda Türk boyunu kapsayan genel bir topluluk adını ifade etmektedir. Çin kaynaklarında bu adlandırmanın tarihî bir süreklilik gösterdiği görülmektedir. Hun Devleti döneminde Ting-ling adıyla anılan boylar topluluğu, IV ve V. yüzyıllarda Kao-ch&#039;e (Kanglı, &amp;quot;Yüksek Arabalılar&amp;quot;), VI. yüzyılda ise Töles adıyla kaydedilmiştir. Bu ad değişiklikleri, yeni toplulukların ortaya çıkmasından çok aynı boylar grubunun farklı dönemlerde farklı adlarla anılmasını yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VII. yüzyılın başlarında Doğu ve Batı Göktürk kağanlıklarının zayıflamasıyla birlikte Töles adı giderek önemini yitirmiş, bunun yerine boyların kendi adları ön plana çıkmıştır. Sir Tarduşlar, Dokuz Oğuzlar, Karluklar, Uygurlar ve On Ok toplulukları bu dönemde müstakil siyasî kimlikler hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Göktürk sahasında gelişen On Ok teşkilatı daha sonra Türgişlerin siyasî temelini oluştururken, Karluklar Göktürk ve Uygur devletlerinin ardından bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmış ve Karahanlı Devleti&#039;nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Doğudaki Dokuz Oğuz boyları ise Uygur Kağanlığı&#039;nın esas nüvesini meydana getirmiştir. Yenisey Kırgızları tarih boyunca kuzey bozkırlarının önemli Türk topluluklarından biri olarak varlıklarını sürdürmüş, İrtiş ve çevresindeki Töles boylarından bazıları ise daha sonraki Kimek ve Kıpçak topluluklarının oluşumuna katkıda bulunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yönüyle Tölesler, yalnızca Göktürk Kağanlığı&#039;nın temel unsurlarından biri değil, aynı zamanda Orta Asya&#039;da VIII. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkan birçok Türk boyu ve devletinin ortak tarihî zeminini oluşturan geniş bir boylar topluluğu niteliği taşımaktadır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=428</id>
		<title>Göktürk Kağanlığı</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;diff=428"/>
		<updated>2026-07-28T14:55:19Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı, &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya&#039;da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini &#039;&#039;&#039;Türk&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Türük&#039;&#039;&#039; adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları&#039;nda ise bir yerde &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan &#039;&#039;&#039;Kök Türk&#039;&#039;&#039; adlandırması, Türkiye&#039;de zamanla &#039;&#039;&#039;Göktürk&#039;&#039;&#039; biçiminde yerleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, [[Cücenler|Cücen]] hâkimiyetine son vererek Orta Asya&#039;nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, [[Ak Hunlar|Akhun Devleti]]&#039;nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu&#039;nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan&#039;a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin [[Avrasya]] siyasetindeki etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı&#039;nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Kökeni =&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları&#039;nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi&#039;nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları&#039;nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar&#039;ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları&#039;nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay&#039;ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki &#039;&#039;&#039;T&#039;u-chüe&#039;&#039;&#039; adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi&#039;nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu&#039;daki P&#039;ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Tai-wu&#039;nun 439 yılında Chü-ch&#039;ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları&#039;na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch&#039;ü ailesine ait biyografiler Altay&#039;a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu&#039;dur. Çin kaynakları A-hsien Şad&#039;ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu&#039;nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya&#039;nın Siyasî Durumu ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın kuruluşundan önce Orta Asya&#039;nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan&#039;ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti&#039;nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya&#039;nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Çin&#039;de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm&#039;in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei&#039;nin yerini 550 yılında Kuzey Ch&#039;i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı&#039;na dönüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orta Asya&#039;nın batısında ise [[Ak Hunlar|Akhunlar]] önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı ==&lt;br /&gt;
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin&#039;in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin&#039;in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Bumin, Çin&#039;deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei&#039;nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
546 yılında Bumin, Batı Wei&#039;ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen &#039;&#039;&#039;şad&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri Töles boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin&#039;in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya&#039;nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== DEVLETİN KURULUŞU ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Bumin Kağan Dönemi (542-552) ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti&#039;nin kuruluş süreci, Bumin&#039;in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin&#039;in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin&#039;in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin&#039;in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin&#039;i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch&#039;ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang&#039;ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını alarak Göktürk Devleti&#039;nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise &#039;&#039;&#039;Hatun&#039;&#039;&#039; unvanını taşımıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin&#039;in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve &#039;&#039;&#039;İl Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti&#039;nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kara Kağan Dönemi (552-553) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan&#039;ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu &#039;&#039;&#039;Kara Kağan&#039;&#039;&#039; geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin&#039;in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan&#039;ın Bumin&#039;in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İlci Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse&#039;yi Wo-ye&#039;nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti&#039;ne sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Kara Kağan&#039;ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti&#039;nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
= Göktürk Devleti’nin Yükseliş Dönemi =&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mukan Kağan Dönemi (553-572) ==&lt;br /&gt;
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039; geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Orta Asya’daki Fetihler ===&lt;br /&gt;
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== T’u-yü-hun Seferi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet ===&lt;br /&gt;
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kuzey Ch’i Seferleri ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi ===&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri ===&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan Dönemi (572-581) ==&lt;br /&gt;
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;T’a-po&#039;&#039;&#039;, Bugut Yazıtı’nda ise &#039;&#039;&#039;Taspar&#039;&#039;&#039; adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu &#039;&#039;&#039;Er-fu Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler ===&lt;br /&gt;
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi ===&lt;br /&gt;
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou Topraklarına Yönelik Seferler ===&lt;br /&gt;
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Chou ile Evlilik İttifakı ===&lt;br /&gt;
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Taspar Kağan’ın Ölümü ===&lt;br /&gt;
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576) ==&lt;br /&gt;
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi &#039;&#039;&#039;İstemi’ye&#039;&#039;&#039; bıraktı. İstemi, &#039;&#039;&#039;yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Akhunlarla Mücadele ===&lt;br /&gt;
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Sasanilerle İlişkilerin Bozulması ===&lt;br /&gt;
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler ===&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık ===&lt;br /&gt;
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İstemi Yabgu’nun Ölümü ===&lt;br /&gt;
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582) ==&lt;br /&gt;
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Ta-lo-pien’in&#039;&#039;&#039; kağan olmasını arzuluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039;, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Taspar’ın oğlu &#039;&#039;&#039;An-lo Kağan&#039;&#039;&#039; tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin &#039;&#039;&#039;She-t’u&#039;&#039;&#039; olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
She-t’u, kağan olduktan sonra &#039;&#039;&#039;İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok &#039;&#039;&#039;Sha-po-lio (Işbara)&#039;&#039;&#039; adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı ===&lt;br /&gt;
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039;ilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim ===&lt;br /&gt;
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan Dönemi (582-587) ==&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına &#039;&#039;&#039;Işbara Kağan&#039;&#039;&#039;çıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan &#039;&#039;&#039;Sui Hanedanı&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden &#039;&#039;&#039;Kao Pao-ning&#039;&#039;&#039; ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039; önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, Işbara’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou&#039;&#039;&#039; ve rakibi &#039;&#039;&#039;A-po Kağan&#039;&#039;&#039; ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Çin Seferleri ==&lt;br /&gt;
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler ==&lt;br /&gt;
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona &#039;&#039;&#039;Ta-i (Büyük Gönüllü)&#039;&#039;&#039; unvanını verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan Dönemi (587-588) ==&lt;br /&gt;
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’u-lo-hou’yu&#039;&#039;&#039; tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’nün&#039;&#039;&#039; zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak &#039;&#039;&#039;Baga (Mo-ho) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Baga Kağan’ın Ölümü ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tou-lan Kağan Dönemi (588-600) ==&lt;br /&gt;
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Yung-yü-lü’yü&#039;&#039;&#039; tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler ===&lt;br /&gt;
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki &#039;&#039;&#039;Ch’en Devleti’ni&#039;&#039;&#039; ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan &#039;&#039;&#039;Ta-i Prenses&#039;&#039;&#039; bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri ===&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng’i&#039;&#039;&#039; yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi &#039;&#039;&#039;Ch’in-yü Şad&#039;&#039;&#039; ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu &#039;&#039;&#039;Jan-kan&#039;&#039;&#039;, yani daha sonra &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039; idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması ==&lt;br /&gt;
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından &#039;&#039;&#039;An-i Prenses&#039;&#039;&#039; gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, Tou-lan Kağan’ın ise &#039;&#039;&#039;Kao Kung&#039;&#039;&#039; tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan &#039;&#039;&#039;T’u-li&#039;&#039;&#039;, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;I-li-tou Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla geçmektedir. Buradaki &#039;&#039;Ch’i-min&#039;&#039;unvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından &#039;&#039;&#039;Li Shih-min&#039;&#039;&#039; adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; adıyla anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi ===&lt;br /&gt;
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için &#039;&#039;&#039;Ta-li Kalesi’nin&#039;&#039;&#039;yapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen &#039;&#039;&#039;An-i Prenses’in&#039;&#039;&#039; ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla &#039;&#039;&#039;I-ch’eng Prensesi’ni&#039;&#039;&#039; yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri ===&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Chao Chung-ch’ing&#039;&#039;&#039;, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı &#039;&#039;&#039;Han Hung&#039;&#039;&#039; ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi ===&lt;br /&gt;
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı &#039;&#039;&#039;Tardu&#039;&#039;&#039;, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve &#039;&#039;&#039;P’u-chia (Bilge?) Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi ==&lt;br /&gt;
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. &#039;&#039;&#039;Ling-wu&#039;&#039;&#039; bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, &#039;&#039;&#039;Ma-i&#039;&#039;&#039; bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan &#039;&#039;&#039;Ch’ang Sun-sheng&#039;&#039;&#039;, Çin ordularının başına getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi ==&lt;br /&gt;
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen &#039;&#039;&#039;Ch’i-min Kağan&#039;&#039;&#039; idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu &#039;&#039;&#039;İlteber unvanlı bir beyi&#039;&#039;&#039; Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını&#039;&#039;&#039; emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri ==&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan &#039;&#039;&#039;Yang Su&#039;&#039;&#039;, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden &#039;&#039;&#039;A-wu-ssu-li Erkin&#039;&#039;&#039;, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından &#039;&#039;&#039;Fan Kui&#039;&#039;&#039;, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri ==&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan Dönemi (609-619) ===&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve &#039;&#039;&#039;Shih-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması ===&lt;br /&gt;
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı ===&lt;br /&gt;
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve &#039;&#039;&#039;Tardu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya &#039;&#039;&#039;Ting-yang Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü ===&lt;br /&gt;
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (619-621) ==&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından &#039;&#039;&#039;Ni-pu Şad&#039;&#039;&#039; unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch&#039;u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Ch&#039;u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch&#039;u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch&#039;u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch&#039;u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch&#039;u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch&#039;u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch&#039;i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra &#039;&#039;&#039;İl (İlig) Kağan&#039;&#039;&#039;unvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch&#039;eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch&#039;u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI ==&lt;br /&gt;
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona &#039;&#039;&#039;Chen-chu Bilge Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;İl Kağan’ın sert yönetimi:&#039;&#039;&#039;  Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Türk boylarının isyanları:&#039;&#039;&#039;  Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması:&#039;&#039;&#039;  T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar:&#039;&#039;&#039;  Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi:&#039;&#039;&#039;  İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.&lt;br /&gt;
# &#039;&#039;&#039;Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi:&#039;&#039;&#039;  Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI ==&lt;br /&gt;
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü &#039;&#039;&#039;Ting-hsiang&#039;&#039;&#039;, batıdaki üçü ise &#039;&#039;&#039;Yün-chung&#039;&#039;&#039; adıyla yönetildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ ==&lt;br /&gt;
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, &#039;&#039;&#039;Yabgu&#039;&#039;&#039; unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan &#039;&#039;&#039;kurt başlı sancak&#039;&#039;&#039; ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== 1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri ===&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan &#039;&#039;&#039;levirat&#039;&#039;&#039; geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak &#039;&#039;&#039;603 yılı&#039;&#039;&#039; kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== 2 - Ch&#039;u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin) ==&lt;br /&gt;
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch&#039;u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch&#039;u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P&#039;o-shih Tegin ile evlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
600 yılında P&#039;o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch&#039;ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
603 yılında Tardu’nun T&#039;u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve &#039;&#039;&#039;Ch&#039;u-lo Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch&#039;u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch&#039;u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch&#039;u-lo Kağan’ı yenerek kendisini &#039;&#039;&#039;Küçük Kağan&#039;&#039;&#039; ilan etti. Bunun yanında Ch&#039;i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch&#039;ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P&#039;ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch&#039;u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P&#039;ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Çin elçisi Ts&#039;ui Chün-su, Ch&#039;u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch&#039;i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch&#039;u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözlerden etkilenen Ch&#039;u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch&#039;u-lo’nun T&#039;u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch&#039;u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T&#039;u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T&#039;u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch&#039;u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch&#039;u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch&#039;u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch&#039;u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P&#039;ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P&#039;ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch&#039;u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch&#039;u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch&#039;u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch&#039;ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kao-ch&#039;ang hükümdarı Ch&#039;ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch&#039;u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P&#039;ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch&#039;u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch&#039;u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch&#039;u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan kısa süre sonra Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch&#039;u-lo’nun kardeşi &#039;&#039;&#039;Kül Tardu Şad&#039;&#039;&#039; yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idaresine verilerek Lu-p&#039;ing bölgesine yerleştirildi. Ch&#039;u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch&#039;u-lo’ya &#039;&#039;&#039;Ho-sa-na Kağan&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T&#039;u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde &#039;&#039;&#039;Kül Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine &#039;&#039;&#039;Kui-i Wang (Sadık Prens)&#039;&#039;&#039; unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de &#039;&#039;&#039;Ta-nai Tegin&#039;&#039;&#039; idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri) ==&lt;br /&gt;
Ch&#039;u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-kui (She-kui)&#039;&#039;&#039; Kağan’a geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;San-mi-shan&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi &#039;&#039;&#039;Tong Yabgu Kağan&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki &#039;&#039;&#039;Bin-pınar (Ch&#039;ien-ch&#039;üan)&#039;&#039;&#039; bölgesine taşıdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer &#039;&#039;&#039;ilteber&#039;&#039;&#039; tarafından yönetilirken, vergiler &#039;&#039;&#039;tudunlar&#039;&#039;&#039; aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, &#039;&#039;&#039;Houch&#039;u-li-pi Kağan&#039;&#039;&#039; unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü Budist rahip &#039;&#039;&#039;Hsüan-tsang&#039;&#039;&#039;, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== I. GÖKTÜRK DEVLETİ&#039;NİN SONA ERMESİ ==&lt;br /&gt;
630 yılında İl Kağan&#039;ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı&#039;nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan&#039;ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T&#039;ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T&#039;ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla &#039;&#039;&#039;Tanrı Kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İl Kağan, Ch&#039;ang-an&#039;da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, &#039;&#039;&#039;Göktürk Fetret Devri (630–681)&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan&#039;ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Göktürk Kağanlığı&#039;nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar &#039;&#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan&#039;ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Ch&#039;i Shu&#039;&#039;&#039;, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Pei Shih&#039;&#039;&#039;, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde &#039;&#039;Chou Shu&#039;&#039; ve &#039;&#039;Sui Shu&#039;&#039; ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Tien&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan &#039;&#039;&#039;Chiu T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Hsin T&#039;ang Shu&#039;&#039;&#039;, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri &#039;&#039;&#039;Ts&#039;e-fu Yüan-kui&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen &#039;&#039;&#039;Tsu-chih T&#039;ung-chien&#039;&#039;&#039;, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunların yanında &#039;&#039;&#039;T&#039;ung Chih&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Wen-hsien T&#039;ung-k&#039;ao&#039;&#039;&#039; gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Avrasya&amp;diff=427</id>
		<title>Avrasya</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Avrasya&amp;diff=427"/>
		<updated>2026-07-28T14:49:15Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Avrasya&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;, Avrupa ile Asya kıtalarının oluşturduğu ve yeryüzünün en geniş kıtasal kara kütlesidir. Bazı coğrafî yaklaşımlara göre Avrasya, fizikî bakımdan tek bir süperkıta niteliği taşımaktadır. Avrupa ile Asya&amp;#039;nın ayrı kıtalar olarak değerlendirilmesi Antik Çağ&amp;#039;a kadar uzanmakta olup, bu ayrım büyük ölçüde tarihî ve kültürel esaslara dayanmaktadır. Bu nedenle iki kıta arasındaki sınırlar tarih boyunca fa...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Avrasya&#039;&#039;&#039;, Avrupa ile Asya kıtalarının oluşturduğu ve yeryüzünün en geniş kıtasal kara kütlesidir. Bazı coğrafî yaklaşımlara göre Avrasya, fizikî bakımdan tek bir süperkıta niteliği taşımaktadır. Avrupa ile Asya&#039;nın ayrı kıtalar olarak değerlendirilmesi Antik Çağ&#039;a kadar uzanmakta olup, bu ayrım büyük ölçüde tarihî ve kültürel esaslara dayanmaktadır. Bu nedenle iki kıta arasındaki sınırlar tarih boyunca farklı şekillerde tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Antik Yunan coğrafyasında Avrupa ve Asya birbirinden ayrı kabul edilirken, Afrika başlangıçta Asya&#039;nın bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde ise Avrasya, Süveyş Kanalı aracılığıyla Afrika&#039;dan ayrılmaktadır. Bununla birlikte Avrasya ile Afrika&#039;nın birlikte ele alınması hâlinde, &#039;&#039;&#039;Afro-Avrasya&#039;&#039;&#039; adı verilen ve dünyanın en büyük kesintisiz kara kütlesini oluşturan coğrafî bütün ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tarih ==&lt;br /&gt;
Avrasya, tarih boyunca Mezopotamya, Mısır, İndus Vadisi ve Çin gibi dünyanın en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. MÖ I. binyılın ortalarında başlayan ve &#039;&#039;&#039;Eksen Çağı&#039;&#039;&#039; olarak adlandırılan dönemde, Atlas Okyanusu&#039;ndan Büyük Okyanus&#039;a kadar Avrasya&#039;nın subtropikal kuşağı boyunca kesintisiz bir uygarlık kuşağı oluşmuştur. Yaklaşık iki bin yıl boyunca dünya tarihinin başlıca siyasî, ekonomik ve kültürel gelişmeleri büyük ölçüde bu kuşak üzerinde gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Coğrafi Keşifler Çağı ile birlikte Avrasya&#039;nın farklı bölgeleri arasındaki bağlantılar yeni bir boyut kazanmıştır. İber denizcilerinin XV. yüzyılın sonlarında yeni deniz yollarını keşfetmeleri ve 1869 yılında Süveyş Kanalı&#039;nın açılması, Hint Okyanusu ile Akdeniz arasında doğrudan deniz ulaşımını mümkün hâle getirmiştir. Bu gelişmeler, XIX. yüzyıldan XX. yüzyılın ortalarına kadar Afrika ve Asya&#039;nın büyük bölümüne hâkim olan Batı Avrupa sömürgeciliğinin yayılmasını kolaylaştırmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XX. yüzyılda ise Sovyetler Birliği öncülüğündeki komünist yönetimler Avrasya&#039;nın geniş bir bölümünde etkili olmuş, bu siyasî yapı Soğuk Savaş&#039;ın 1991 yılında sona ermesine kadar kıtanın önemli bir kısmında varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Coğrafya ==&lt;br /&gt;
Avrasya, büyük ölçüde Kuzey ve Doğu yarımkürelerinde yer alır. Batıda İzlanda ve İber Yarımadası&#039;ndan doğuda Rusya&#039;nın Uzak Doğu kıyılarına, kuzeyde Arktik bölgelerden güneyde Denizcilik Güneydoğu Asyası&#039;na kadar uzanır. Bazı coğrafî yaklaşımlar ise Avrasya&#039;nın güney sınırını Weber Hattı ile belirlemektedir. Kara kütlesi; güneybatıda Afrika, batıda Atlas Okyanusu, kuzeyde Arktik Okyanusu, doğuda Büyük Okyanus ve güneyde Hint Okyanusu ile Akdeniz havzası tarafından çevrelenmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Avrupa ile Asya&#039;nın iki ayrı kıta olarak kabul edilmesi tarihî ve kültürel bir yaklaşıma dayanmaktadır. Bu nedenle bazı coğrafyacılar Avrasya&#039;yı yeryüzünün en büyük kıtası, bazıları ise Afro-Avrasya süperkıtasının bir parçası olarak değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık &#039;&#039;&#039;55 milyon km²&#039;&#039;&#039; yüzölçümüne sahip olan Avrasya, Dünya&#039;daki kara alanlarının yaklaşık &#039;&#039;&#039;%36,2&#039;sini&#039;&#039;&#039; oluşturur. Beş milyarı aşan nüfusuyla dünya nüfusunun yaklaşık &#039;&#039;&#039;%70&#039;i&#039;&#039;&#039; bu kıtada yaşamaktadır. İnsanların Afrika&#039;dan çıkarak Avrasya&#039;ya ilk yerleşmelerinin yaklaşık &#039;&#039;&#039;125.000 yıl&#039;&#039;&#039; önce gerçekleştiği kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Avrasya&#039;nın kıyıları çok sayıda yarımada ile parçalanmıştır. Bunların başlıcaları Arap Yarımadası, Hint Altkıtası, Anadolu, Kore, Kamçatka ve İtalya yarımadalarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geniş yüzölçümü ve farklı enlem kuşaklarına yayılması nedeniyle Avrasya&#039;da Köppen iklim sınıflandırmasındaki hemen bütün iklim tipleri görülür. Aşırı sıcak ve soğuk iklimlerden kurak çöllere, yağmur ormanlarından tundralara kadar çok farklı doğal ortamlar ve ekosistemler kıta üzerinde yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Levha tektoniği bakımından Avrasya Levhası; Avrupa&#039;nın tamamını ve Asya&#039;nın büyük bölümünü kapsamakla birlikte Hint Altkıtası, Arap Yarımadası ve Çerski Sıradağları&#039;nın doğusundaki Rusya Uzak Doğusu bu levhanın dışında kalmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarihî ve kültürel özellikleri bakımından Avrasya, genel olarak &#039;&#039;&#039;Batı Avrasya&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Doğu Avrasya&#039;&#039;&#039; olmak üzere iki ana bölgeye ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Jeoloji ==&lt;br /&gt;
Jeolojik açıdan Avrasya, çoğu araştırmacı tarafından tek ve büyük bir kıtasal blok olarak değerlendirilmekle birlikte, bu görüş üzerinde tam bir fikir birliği bulunmamaktadır. Avrasya&#039;nın yaklaşık &#039;&#039;&#039;375-325 milyon yıl&#039;&#039;&#039; önce Sibirya, Kazakistanya ve Baltika kıtalarının birleşmesiyle oluştuğu kabul edilmektedir. Bu süreçte Baltika&#039;nın Laurentia (Kuzey Amerika) ile birleşmesi sonucunda Euramerica adı verilen kıtasal yapı meydana gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Başlıca Nehirler ==&lt;br /&gt;
Avrasya, dünyanın en uzun nehirlerinden bazılarına ev sahipliği yapmaktadır. Bunların başlıcaları Yangtze (6.300 km), Sarı Irmak (5.464 km), Mekong (4.909 km), Lena (4.294 km), İrtiş (4.248 km), Brahmaputra (3.969 km), Ob (3.700 km), Volga (3.531 km), Yenisey (3.487 km) ve İndus (3.150 km) nehirleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dağlar ==&lt;br /&gt;
Dünyanın en yüksek 100 zirvesinin tamamı Avrasya&#039;da yer almaktadır. Yeryüzünde 7.000 metrenin üzerindeki bütün dağlar Himalayalar, Karakurum, Hindukuş, Pamir, Hengduan, Tanrı Dağları ve Transhimalaya kuşağında bulunmaktadır. Bunların dışında Kunlun, Hindu Rac, Kafkaslar ve Alpler de kıtanın önemli dağ sistemleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Avrasya&#039;nın güney kesimi boyunca uzanan &#039;&#039;&#039;Alp-Himalaya orojenik kuşağı&#039;&#039;&#039;, Denizcilik Güneydoğu Asyası&#039;ndaki Cava Adası&#039;ndan Batı Avrupa&#039;daki İber Yarımadası&#039;na kadar yaklaşık &#039;&#039;&#039;15.000 km&#039;&#039;&#039; boyunca devam eder. Bu kuşak; Himalayalar, Karakurum, Hindukuş, Elburz, Kafkaslar ve Alpler gibi önemli sıradağları kapsamaktadır. Bunun dışında Doğu Sibirya, Altay, İskandinav, Qinling, Batı Gatlar, Vindhya, Byranga ve Annam dağ sıraları Avrasya&#039;nın diğer başlıca dağ sistemleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adalar ==&lt;br /&gt;
Avrasya&#039;nın yüzölçümü bakımından en büyük adaları Borneo, Sumatra, Honşu, Büyük Britanya, Sulavesi, Cava, Luzon, İzlanda, Mindanao, İrlanda, Hokkaidō, Sahalin ve Sri Lanka&#039;dır. Dünyanın en kalabalık beş adasından Cava, Honşu, Büyük Britanya, Luzon ve Sumatra da Avrasya&#039;da bulunmaktadır. Nüfus bakımından öne çıkan diğer adalar arasında Mindanao, Tayvan, Salsette, Borneo, Sri Lanka, Sulavesi, Kyuşu ve Hainan yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arktik Okyanusu&#039;nda bulunan Severny, Nordaustlandet, Ekim Devrimi ve Bolşevik adaları Avrasya&#039;nın en büyük ıssız adalarıdır. Kotelni, Alexandra Toprakları ve Spitsbergen ise nüfus yoğunluğu en düşük adalar arasında yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Jeopolitik ==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Avrasya&#039;&#039;&#039; kavramı yalnızca coğrafî bir terim olmayıp, jeopolitikte de önemli bir yere sahiptir. Özellikle XX. yüzyıldan itibaren Avrasya, dünya siyasetinin merkezî güç alanlarından biri olarak değerlendirilmiştir. İngiliz jeopolitikçi &#039;&#039;&#039;Halford Mackinder&#039;&#039;&#039;, Avrasya&#039;nın merkezî bölgelerine hâkim olan bir gücün dünya siyasetinde belirleyici bir üstünlük sağlayabileceğini ileri sürmüştür. Benzer şekilde Zbigniew Brzezinski de Avrasya&#039;yı nüfusu, ekonomik kapasitesi ve doğal kaynakları bakımından küresel güç mücadelesinin temel coğrafyası olarak nitelendirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rus jeopolitik düşüncesinde ise &#039;&#039;&#039;Avrasyacılık (Eurasianism)&#039;&#039;&#039;, Rusya&#039;nın tarihî, kültürel ve siyasî bakımdan Avrupa ile Asya arasında kendine özgü bir medeniyet oluşturduğu görüşüne dayanmaktadır. Bu yaklaşım, Sovyetler Birliği&#039;nin dağılmasının ardından Rusya&#039;nın eski Sovyet coğrafyasıyla ekonomik ve siyasî bütünleşmesini savunan politikaların şekillenmesinde etkili olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XX. ve XXI. yüzyıllarda Avrasya&#039;da bölgesel bütünleşmeyi geliştirmeyi amaçlayan çeşitli uluslararası teşkilatlar kurulmuştur. Bunlar arasında &#039;&#039;&#039;Avrasya Ekonomik Birliği&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Bağımsız Devletler Topluluğu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Şanghay İşbirliği Örgütü&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Asya-Avrupa Toplantısı (ASEM)&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Avrupa Ekonomik Alanı&#039;&#039;&#039; öne çıkmaktadır. Bu kuruluşlar, üye devletler arasında ekonomik, siyasî ve güvenlik alanlarında iş birliğini geliştirmeyi hedeflemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kavramın Kullanımı ==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Avrasya&#039;&#039;&#039; terimi, tarih boyunca farklı anlamlarda kullanılmıştır. Antik Çağ&#039;da Yunanlar Avrupa ile Asya&#039;yı birbirinden ayrı kara parçaları olarak değerlendirmiş, o dönemde Afrika ise başlangıçta Asya&#039;nın bir parçası kabul edilmiştir. Avrupa ile Asya arasındaki sınırın nereden geçtiği konusu günümüzde de kesinlik kazanmamıştır. Özellikle sınırın &#039;&#039;&#039;Kuma-Manıç Çöküntüsü&#039;&#039;&#039; mü yoksa &#039;&#039;&#039;Kafkas Dağları&#039;&#039;&#039; mı esas alınarak belirlenmesi gerektiği tartışılmaktadır. XVIII. yüzyılda Philip Johan von Strahlenberg&#039;in Ege Denizi, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı, Karadeniz, Kuma-Manıç Çöküntüsü, Hazar Denizi, Ural Nehri ve Ural Dağları boyunca uzanan sınır önerisi uzun süre yaygın kabul görmüş olsa da, bu yaklaşım daha sonra bazı coğrafyacılar tarafından eleştirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XIX. yüzyılda Rus düşünürü &#039;&#039;&#039;Nikolai Danilevsky&#039;&#039;&#039;, Avrasya&#039;yı Avrupa ve Asya&#039;dan ayrı bir medeniyet alanı olarak tanımlamış ve Himalayalar, Kafkaslar, Alpler, Arktik Okyanusu, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi ile çevrili geniş bir coğrafya olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, Rusya ve eski Sovyet coğrafyasındaki Avrasyacı düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde &#039;&#039;&#039;Avrasya&#039;&#039;&#039; terimi yalnızca coğrafî bir anlam taşımamakta; özellikle Rusya, Orta Asya ve Güney Kafkasya ülkelerini kapsayan eski Sovyet coğrafyasını ifade etmek için de kullanılmaktadır. Bazı durumlarda bu kapsam Türkiye ve Moğolistan gibi komşu ülkeleri de içine alacak şekilde genişletilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Terim, özellikle Kazakistan&#039;da yaygın bir kullanıma sahiptir. Ülkede çok sayıda üniversite, banka, kültür kuruluşu ve uluslararası organizasyon adında &#039;&#039;&#039;Avrasya&#039;&#039;&#039; sözcüğü yer almakta; bu kullanım Kazakistan&#039;ın Avrupa ile Asya arasında bir köprü olarak konumunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde birçok akademik dergi, araştırma merkezi ve üniversite programı da Avrasya adını kullanarak çalışmalarını bu geniş coğrafya üzerine yoğunlaştırmaktadır.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=426</id>
		<title>Cücenler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=426"/>
		<updated>2026-07-28T14:38:09Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Kökenleri */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Cücenler, Çin kaynaklarında en yaygın biçimde &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adıyla anılan ve [[Asya Hun Devleti]]&#039;nin yıkılışından sonra Moğolistan merkezli bozkır sahasında ortaya çıkan göçebe bir siyasî topluluktur. Hun hâkimiyetinin sona ermesiyle bölgede oluşan otorite boşluğundan yararlanan Cücenler, IV. yüzyıldan VI. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli bozkır kavimlerini egemenlikleri altında toplayarak Orta Asya&#039;nın önemli güçlerinden biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu topluluğun adı Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Juan-juan, Jou-jan, Ju-juan, Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; gibi farklı şekillerde kaydedilmiştir. 402 yılından itibaren Kuzey Wei İmparatoru Shih-tsu&#039;nun onlara küçümseyici bir anlam taşıyan ve &amp;quot;kaynaşan böcekler&amp;quot; şeklinde yorumlanan &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adını verdiği belirtilmektedir. Modern araştırmalarda ise bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Rouran&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ruan-ruan&#039;&#039;&#039; adları da kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, topluluğun gerçek etnik adının &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Apar&#039;&#039;&#039; olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, batıya göç eden kollar kendi iç etnik adlarını korumuş, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; ise yalnızca Çinlilerin kullandığı bir adlandırma olarak kalmıştır. Czeglédy de topluluğun esas adının &#039;&#039;&#039;Hua/Uar/Avar&#039;&#039;&#039; olduğu, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adının ise Çin kaynaklarına özgü bir kullanım olduğu görüşündedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juan adının kökeni konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Yıldırım, Çin kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; biçimlerinin Türkçe &#039;&#039;&#039;cüce&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Jou-jan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; biçimlerinin ise &#039;&#039;&#039;cücen&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;cüceler&amp;quot;, &amp;quot;kısa boylular&amp;quot;) kelimesinin farklı yazılışları olabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca Sung-shu ve Wei-shu gibi Çin kaynaklarında bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Ta-t&#039;an&#039;&#039;&#039; adının da kullanıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kökenleri ==&lt;br /&gt;
Cücenlerin kökeni, tarih yazımında üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Çin kaynakları onları genel olarak Çinlilerin &amp;quot;Doğu Barbarları&amp;quot; olarak nitelendirdiği Tung-hularla ilişkilendirir. Bu doğrultuda Barthold ve Aristov, Cücenleri Tunguz kökenli bir topluluk olarak değerlendirmiştir. Buna karşılık David Christian, onların etnik ve dilsel kökenlerinin kesin olarak belirlenemediğini ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peter B. Golden ise Cücenlerin iç etnik adı olduğu düşünülen &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; adına dayanarak, bu topluluğun Çin kaynaklarında daha önce &#039;&#039;&#039;Wu-huan&#039;&#039;&#039; adıyla geçen ve Sienpilerin de mensup olduğu Tung-hu topluluğuyla bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Bu görüş doğrultusunda Cücenlerin dilinin de Sienpi-Tung-hu kökeni nedeniyle Moğolca olduğu ileri sürülmektedir. Golden ayrıca Cücen Kağanlığı ile Ak Hun Devleti&#039;nin temelini &#039;&#039;&#039;Uar-Hun (Avar-Hun)&#039;&#039;&#039; boy birliğinin oluşturduğunu belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lev Gumilëv&#039;e göre Cücenler, yeni ortaya çıkmış bağımsız bir halk değil, Asya Hunları ile Sienpilerin etnogenezinden kalan unsurların birleşmesiyle oluşmuş karma bir topluluktu. Gumilëv, ortak dillerinin ise Sienpice, yani eski Moğolca olduğunu ifade etmektedir. Benzer şekilde Hyun Jin Kim de Cücen siyasî teşekkülünün, Asya Hunlarından geriye kalan grupların Sienpiler ve muhtemelen Wuhuanlarla kaynaşması sonucunda ortaya çıktığını ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Cücen hükümdar sülalesinin kökenini &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; ailesine dayandırmaktadır. Kaynaklarda, [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Li-wei&#039;nin (220-277) hâkimiyetinin son dönemlerinde ele geçirilen ve gerçek adını hatırlamayan, saçları seyrek bir kişiye Tabgaç dilinde &amp;quot;başı kel&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; adının verildiği anlatılır. &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039;adlarının ses benzerliği nedeniyle, bu kişinin soyundan gelenlerin &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; adını aile veya hanedan adı olarak benimsedikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Yü-chiu-lü, bir süre sonra Tabgaç hâkimiyetinden kaçarak kuzeye yerleşmiş, onun soyundan gelenler ise zamanla Cücen Kağanlığı&#039;nı kurmuştur. Yü-chiu-lü hanedanı, devletin yıkılışına kadar Cücen hükümdar ailesi olarak varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Cücen Kağanlığı ===&lt;br /&gt;
İlk Cücen konfederasyonu IV. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış olmakla birlikte, bu dönemde siyasî birlik henüz zayıf durumdaydı. 390&#039;lı yıllarda Yü-chiu-lü soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-lun&#039;&#039;&#039; (394-409), Moğolistan&#039;daki çeşitli kabileler üzerinde otoritesini kurarak Cücen Kağanlığı&#039;nı oluşturdu. Yeni kurulan devlet, ilk olarak Uygurların kökeninde yer aldığı belirtilen &#039;&#039;&#039;Kao-ch&#039;e (Yüksek Arabalılar)&#039;&#039;&#039; topluluklarını hâkimiyeti altına aldı. Devletin sınırları batıda Karaşar&#039;dan (Yen-chi), doğuda ise Kore topraklarına kadar uzanıyordu. Şe-lun, Tun-huang ile Çang-ye&#039;nin kuzeyinde ikamet ediyor, &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanıyor ve kendisini Çin imparatoruyla eşit konumda görüyordu. Cücen Kağanlığı, esas olarak Moğolistan merkezli olmak üzere Güney Mançurya ve Tarım Havzası&#039;na kadar genişleyen bir hâkimiyet sahasına ulaştı. Tabgaç Devleti gibi çok sayıda halkı bünyesinde barındıran çok dilli bir siyasî yapı niteliği taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-lun döneminde Cücenler Çin Seddi&#039;ne iki akın düzenlediler. Ancak Sienpilere karşı yapılan bir çatışmada yenilgiye uğradılar ve Şe-lun 410 yılında hayatını kaybetti. Ertesi yıl Sayan Tinglinglerini mağlup eden Cücenler, Turfan Vadisi&#039;ndeki Kao-chang Kalesi&#039;ni ele geçirdiler. Cücen nüfuzunun giderek güçlenmesi Kuzey Wei Devleti&#039;ni harekete geçirdi ve 424-425 yıllarında komutan Cui Hao&#039;nun düzenlediği sefer sonucunda Cücenler Kuzey Çölü&#039;nün ötesine çekilmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Wei Devleti&#039;ne yönelik akınlarını sürdürmeleri, Çin tarafını uzun bir savunma duvarı inşa etmeye sevk etti. Ardından Wei ile Kao-ch&#039;e topluluklarının oluşturduğu ittifakın 429 yılında düzenlediği seferde Cücenler yeniden yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Kağan &#039;&#039;&#039;Da-tan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın (415-429) aklî dengesini kaybettiği ve kısa süre sonra öldüğü belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Da-tan döneminde Cücenlerle batı komşuları Yüe-banlar arasındaki ilişkiler de bozuldu. Çin kaynaklarına göre Yüe-ban hükümdarı, maiyetiyle birlikte Da-tan&#039;ı ziyaret etmek amacıyla Cücen ülkesine geldiğinde halkın temizlik anlayışından rahatsız olmuş ve ülkesine döndükten sonra iki devlet arasında düşmanlık başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
434 yılında Cücenler, Baktriya&#039;daki Kidara Hunlarına karşı bir sefer düzenlediler. Bununla birlikte devletin temel mücadelesi Kuzey Wei İmparatorluğu ile devam etti. Çin imparatorunun elçisinin Cücen hâkimiyetindeki bir bölgeden geçmesine izin verilmemesi üzerine Wei Devleti 438 yılında büyük bir sefer düzenledi; ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Kağan &#039;&#039;&#039;Wu-ti&#039;&#039;&#039; (429-444), daha önce Sakaların Perslere karşı uyguladığı göçebe savaş stratejisini benimseyerek ordusunu doğrudan savaşa sokmadı. Kuraklık ve kıtlıkla karşılaşan Wei kuvvetleri hedeflerine ulaşamadan geri çekildi. Cücenler 440 yılında Wu-sun ülkesini yağmaladılar. Wei İmparatoru Tai-wu ise 448 yılında Yüe-banlarla ittifak kurarak yeniden saldırıya geçti ve Cücen Kağanı &#039;&#039;&#039;Tu-ho-chen&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;i ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Devleti&#039;nin karşı seferleri Cücen akınlarını kısmen sınırlandırınca, Cücenler faaliyetlerini Tarım Havzası&#039;na yönelttiler ve bölgedeki yerel devletlerin siyasetine müdahale etmeye başladılar. 460 yılında Koço&#039;ya düzenlenen sefer sırasında hükümdar An-chou öldürüldü ve Hun kökenli olduğu belirtilen Cü-çü hanedanı ortadan kalktı. Aynı sefer sonucunda Turfan da Cücen hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan &#039;&#039;&#039;Tou-lun&#039;&#039;&#039; (485-492) döneminde Cücen hâkimiyetindeki T&#039;ieh-le toplulukları kuzey ve batıya göç ettiler. Tou-lun, eski tebaasını yeniden itaat altına alamayınca öldürüldü ve yerine amcası &#039;&#039;&#039;Nakai&#039;&#039;&#039; (492-506) geçti. Yaklaşık 500 yılında T&#039;ieh-leler, Wei Devleti ile ittifak kurarak Nakai ve halefi &#039;&#039;&#039;Fu-t&#039;ou&#039;&#039;&#039;ya (506-508) karşı mücadele ettiler. T&#039;ieh-le sorununu çözen hükümdar ise &#039;&#039;&#039;Chou-nu&#039;&#039;&#039; (508-520) oldu. Chou-nu, 516 yılında batıya düzenlediği seferde T&#039;ieh-leleri mağlup ederek hükümdarları Mi-e-tu&#039;yu öldürttü, isyana katılanları ise ortadan kaldırdı. Bu başarı Cücenlerin eski güçlerini kısmen yeniden kazanmalarını sağladı. Ancak 520 yılında T&#039;ieh-le önderi &#039;&#039;&#039;A-fu-chi-lo&#039;&#039;&#039; Cücen ülkesini istila ederek Chou-nu&#039;yu yenilgiye uğrattı. Chou-nu daha sonra annesinin düzenlediği saray darbesiyle tahttan indirildi ve öldürüldü; yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-na-kui&#039;nin tahta çıkması üzerine Chou-nu taraftarları ayaklanarak yeni kağanı mağlup ettiler. Bunun üzerine A-na-kui, Wei sarayına sığındı ve bir Çin prensesiyle evlenerek Wei&#039;nin desteğini kazandı. Bu sırada boşalan tahta amcası &#039;&#039;&#039;Po-lo-men (Brahman)&#039;&#039;&#039; geçti. Ancak o da T&#039;ieh-le saldırıları karşısında Çin&#039;e sığınmak zorunda kaldı. Wei yönetimi, birbirine rakip iki Cücen hükümdarını ayrı bölgelerde iskân ederek birleşmelerini engelledi. A-na-kui, Turfan ile Karaşar arasındaki Gümüş Dağı (Kinşan) çevresine, Po-lo-men ise Kokonor civarına yerleştirildi. Daha sonra Po-lo-men, Ak Hun hükümdarıyla akrabalık kurarak tecritten çıkmaya çalıştıysa da Çin yönetimi tarafından Lo-yang&#039;da gözetim altında tutuldu ve burada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-lo-men&#039;in ölümünün ardından &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039;, Cücen ülkesinin tek hükümdarı oldu. Doğu ve Batı Wei devletleriyle evlilik yoluyla ittifaklar kurdu ve zaman zaman Çin&#039;deki rakip siyasî gruplar arasındaki güç dengesinde etkili bir rol oynadı. 534 yılında Wei Devleti&#039;nin Doğu ve Batı Wei olarak ikiye ayrılmasının ardından her iki devlet de Cücenlerle ilişkilerini sürdürdü. Doğu Wei Cücenlerle müttefik olurken, Batı Wei 545 yılında Cücenlere bağlı bulunan Bumin ile ittifak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Cücenlere bağlı olarak demir işçiliği yapan Türkler, T&#039;ieh-lelerin saldırı hazırlıklarını fırsat bilerek bağımsızlık mücadelesine giriştiler. Bumin, T&#039;ieh-leleri mağlup ettikten sonra hizmetlerinin karşılığı olarak A-na-kui&#039;den bir Cücen prensesiyle evlenmek istedi. Ancak A-na-kui bu isteği reddederek Bumin&#039;i aşağılayan bir cevap verdi. Bunun üzerine Bumin, 552 yılının baharında Cücenlere saldırdı. Huai-huang&#039;ın kuzeyindeki savaşta ağır yenilgiye uğrayan A-na-kui intihar etti. Yenilginin ardından Cücen ileri gelenlerinin büyük bölümü, An-lo-ch&#039;en, Teng-chu ve K&#039;u-t&#039;i önderliğinde Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, Çin&#039;e gitmeyenler T&#039;ie-fa&#039;yı hükümdar olarak seçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bumin&#039;in ölümünden sonra yerine geçen &#039;&#039;&#039;Kara (K&#039;o-lo) Kağan&#039;&#039;&#039;, Teng-chu-tse&#039;yi Mu-lai Dağı&#039;nda mağlup etti ve Teng-chu-tse Batı Wei&#039;ye sığındı. Ardından tahta çıkan &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039;, K&#039;u-t&#039;i&#039;nin idaresindeki Cücen grubunu da yenilgiye uğrattı. Sağ kalanlar yeniden Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığındılar. Kuzey Ch&#039;i yönetimi K&#039;u-t&#039;i&#039;yi görevden alarak yerine An-lo-ch&#039;en&#039;i getirdi. Buna karşılık Batı Wei&#039;ye sığınmış olan Teng-chu-tse ve maiyetindeki yaklaşık üç bin Cücen mülteci, Mukan Kağan&#039;ın talebi üzerine teslim edilerek başkentin girişinde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;ie-fa&#039;nın önderliğindeki ve Çin&#039;e sığınmayan Cücen topluluğu ise doğudaki Kıtanlar tarafından ortadan kaldırıldı. Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;nde bulunan An-lo-ch&#039;en&#039;in daha sonra isyan etmesi üzerine İmparator Wen Hsüan onu yakalattı; kendisine bağlı Cücen toplulukları da devletin çeşitli bölgelerine dağıtıldı. Böylece Cücenlerin bağımsız siyasî varlığı tamamen sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cücenlerin yıkılışından sonra geriye kalan toplulukların akıbeti konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bunların bir kısmının Kore yönüne, bir kısmının ise batıya göç ederek Avarlar adıyla tarih sahnesine çıktığını ileri sürmektedir. Buna karşılık Enkhbat Avirmed, Cücen kalıntılarının ne Kore&#039;ye ne de batıya göç ettiğini, Moğol Shih-wei kabilelerine sığındıklarını ve daha sonra Türk Kağanlığı&#039;nın hâkimiyeti altında Dokuz ve Otuz Tatar adıyla anıldıklarını savunmaktadır. Öte yandan Kurat, Karatay ve Czeglédy, Avrupa Avarlarının Çin kaynaklarında Juan-juan, Türk kaynaklarında ise Apar adıyla geçen Cücenlerin batıya göç eden kolunu oluşturduğu görüşünü benimsemektedir. Czeglédy, Cücen bakiyelerinin bazı Hun topluluklarıyla birlikte &#039;&#039;&#039;Uar-Hun&#039;&#039;&#039; adı altında VI. yüzyılın ortalarından itibaren Pannonia Ovası&#039;nda görüldüğünü ve Avrupa Avarlarının bu topluluğun devamı olduğunu ileri sürmektedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=425</id>
		<title>Cücenler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=425"/>
		<updated>2026-07-28T14:37:15Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Cücenler, Çin kaynaklarında en yaygın biçimde &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adıyla anılan ve [[Asya Hun Devleti]]&#039;nin yıkılışından sonra Moğolistan merkezli bozkır sahasında ortaya çıkan göçebe bir siyasî topluluktur. Hun hâkimiyetinin sona ermesiyle bölgede oluşan otorite boşluğundan yararlanan Cücenler, IV. yüzyıldan VI. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli bozkır kavimlerini egemenlikleri altında toplayarak Orta Asya&#039;nın önemli güçlerinden biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu topluluğun adı Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Juan-juan, Jou-jan, Ju-juan, Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; gibi farklı şekillerde kaydedilmiştir. 402 yılından itibaren Kuzey Wei İmparatoru Shih-tsu&#039;nun onlara küçümseyici bir anlam taşıyan ve &amp;quot;kaynaşan böcekler&amp;quot; şeklinde yorumlanan &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adını verdiği belirtilmektedir. Modern araştırmalarda ise bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Rouran&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ruan-ruan&#039;&#039;&#039; adları da kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, topluluğun gerçek etnik adının &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Apar&#039;&#039;&#039; olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, batıya göç eden kollar kendi iç etnik adlarını korumuş, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; ise yalnızca Çinlilerin kullandığı bir adlandırma olarak kalmıştır. Czeglédy de topluluğun esas adının &#039;&#039;&#039;Hua/Uar/Avar&#039;&#039;&#039; olduğu, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adının ise Çin kaynaklarına özgü bir kullanım olduğu görüşündedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juan adının kökeni konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Yıldırım, Çin kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; biçimlerinin Türkçe &#039;&#039;&#039;cüce&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Jou-jan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; biçimlerinin ise &#039;&#039;&#039;cücen&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;cüceler&amp;quot;, &amp;quot;kısa boylular&amp;quot;) kelimesinin farklı yazılışları olabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca Sung-shu ve Wei-shu gibi Çin kaynaklarında bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Ta-t&#039;an&#039;&#039;&#039; adının da kullanıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kökenleri ==&lt;br /&gt;
Cücenlerin kökeni, tarih yazımında üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Çin kaynakları onları genel olarak Çinlilerin &amp;quot;Doğu Barbarları&amp;quot; olarak nitelendirdiği Tung-hularla ilişkilendirir. Bu doğrultuda Barthold ve Aristov, Cücenleri Tunguz kökenli bir topluluk olarak değerlendirmiştir. Buna karşılık David Christian, onların etnik ve dilsel kökenlerinin kesin olarak belirlenemediğini ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peter B. Golden ise Cücenlerin iç etnik adı olduğu düşünülen &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; adına dayanarak, bu topluluğun Çin kaynaklarında daha önce &#039;&#039;&#039;Wu-huan&#039;&#039;&#039; adıyla geçen ve Sienpilerin de mensup olduğu Tung-hu topluluğuyla bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Bu görüş doğrultusunda Cücenlerin dilinin de Sienpi-Tung-hu kökeni nedeniyle Moğolca olduğu ileri sürülmektedir. Golden ayrıca Cücen Kağanlığı ile Ak Hun Devleti&#039;nin temelini &#039;&#039;&#039;Uar-Hun (Avar-Hun)&#039;&#039;&#039; boy birliğinin oluşturduğunu belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lev Gumilëv&#039;e göre Cücenler, yeni ortaya çıkmış bağımsız bir halk değil, Asya Hunları ile Sienpilerin etnogenezinden kalan unsurların birleşmesiyle oluşmuş karma bir topluluktu. Gumilëv, ortak dillerinin ise Sienpice, yani eski Moğolca olduğunu ifade etmektedir. Benzer şekilde Hyun Jin Kim de Cücen siyasî teşekkülünün, Asya Hunlarından geriye kalan grupların Sienpiler ve muhtemelen Wuhuanlarla kaynaşması sonucunda ortaya çıktığını ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Cücen hükümdar sülalesinin kökenini &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; ailesine dayandırmaktadır. Kaynaklarda, [[Tabgaçlar|Tabgaç]] hükümdarı Li-wei&#039;nin (220-277) hâkimiyetinin son dönemlerinde ele geçirilen ve gerçek adını hatırlamayan, saçları seyrek bir kişiye Tabgaç dilinde &amp;quot;başı kel&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; adının verildiği anlatılır. &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039;adlarının ses benzerliği nedeniyle, bu kişinin soyundan gelenlerin &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; adını aile veya hanedan adı olarak benimsedikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Yü-chiu-lü, bir süre sonra Tabgaç hâkimiyetinden kaçarak kuzeye yerleşmiş, onun soyundan gelenler ise zamanla Cücen Kağanlığı&#039;nı kurmuştur. Yü-chiu-lü hanedanı, devletin yıkılışına kadar Cücen hükümdar ailesi olarak varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şe-lun Dönemi ve Kağanlığın Kuruluşu ===&lt;br /&gt;
İlk Cücen konfederasyonu IV. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış olmakla birlikte, bu dönemde siyasî birlik henüz zayıf durumdaydı. 390&#039;lı yıllarda Yü-chiu-lü soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-lun&#039;&#039;&#039; (394-409), Moğolistan&#039;daki çeşitli kabileler üzerinde otoritesini kurarak Cücen Kağanlığı&#039;nı oluşturdu. Yeni kurulan devlet, ilk olarak Uygurların kökeninde yer aldığı belirtilen &#039;&#039;&#039;Kao-ch&#039;e (Yüksek Arabalılar)&#039;&#039;&#039; topluluklarını hâkimiyeti altına aldı. Devletin sınırları batıda Karaşar&#039;dan (Yen-chi), doğuda ise Kore topraklarına kadar uzanıyordu. Şe-lun, Tun-huang ile Çang-ye&#039;nin kuzeyinde ikamet ediyor, &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039; unvanını kullanıyor ve kendisini Çin imparatoruyla eşit konumda görüyordu. Cücen Kağanlığı, esas olarak Moğolistan merkezli olmak üzere Güney Mançurya ve Tarım Havzası&#039;na kadar genişleyen bir hâkimiyet sahasına ulaştı. Tabgaç Devleti gibi çok sayıda halkı bünyesinde barındıran çok dilli bir siyasî yapı niteliği taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-lun döneminde Cücenler Çin Seddi&#039;ne iki akın düzenlediler. Ancak Sienpilere karşı yapılan bir çatışmada yenilgiye uğradılar ve Şe-lun 410 yılında hayatını kaybetti. Ertesi yıl Sayan Tinglinglerini mağlup eden Cücenler, Turfan Vadisi&#039;ndeki Kao-chang Kalesi&#039;ni ele geçirdiler. Cücen nüfuzunun giderek güçlenmesi Kuzey Wei Devleti&#039;ni harekete geçirdi ve 424-425 yıllarında komutan Cui Hao&#039;nun düzenlediği sefer sonucunda Cücenler Kuzey Çölü&#039;nün ötesine çekilmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Wei Devleti&#039;ne yönelik akınlarını sürdürmeleri, Çin tarafını uzun bir savunma duvarı inşa etmeye sevk etti. Ardından Wei ile Kao-ch&#039;e topluluklarının oluşturduğu ittifakın 429 yılında düzenlediği seferde Cücenler yeniden yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Kağan &#039;&#039;&#039;Da-tan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın (415-429) aklî dengesini kaybettiği ve kısa süre sonra öldüğü belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Da-tan döneminde Cücenlerle batı komşuları Yüe-banlar arasındaki ilişkiler de bozuldu. Çin kaynaklarına göre Yüe-ban hükümdarı, maiyetiyle birlikte Da-tan&#039;ı ziyaret etmek amacıyla Cücen ülkesine geldiğinde halkın temizlik anlayışından rahatsız olmuş ve ülkesine döndükten sonra iki devlet arasında düşmanlık başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
434 yılında Cücenler, Baktriya&#039;daki Kidara Hunlarına karşı bir sefer düzenlediler. Bununla birlikte devletin temel mücadelesi Kuzey Wei İmparatorluğu ile devam etti. Çin imparatorunun elçisinin Cücen hâkimiyetindeki bir bölgeden geçmesine izin verilmemesi üzerine Wei Devleti 438 yılında büyük bir sefer düzenledi; ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Kağan &#039;&#039;&#039;Wu-ti&#039;&#039;&#039; (429-444), daha önce Sakaların Perslere karşı uyguladığı göçebe savaş stratejisini benimseyerek ordusunu doğrudan savaşa sokmadı. Kuraklık ve kıtlıkla karşılaşan Wei kuvvetleri hedeflerine ulaşamadan geri çekildi. Cücenler 440 yılında Wu-sun ülkesini yağmaladılar. Wei İmparatoru Tai-wu ise 448 yılında Yüe-banlarla ittifak kurarak yeniden saldırıya geçti ve Cücen Kağanı &#039;&#039;&#039;Tu-ho-chen&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;i ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Devleti&#039;nin karşı seferleri Cücen akınlarını kısmen sınırlandırınca, Cücenler faaliyetlerini Tarım Havzası&#039;na yönelttiler ve bölgedeki yerel devletlerin siyasetine müdahale etmeye başladılar. 460 yılında Koço&#039;ya düzenlenen sefer sırasında hükümdar An-chou öldürüldü ve Hun kökenli olduğu belirtilen Cü-çü hanedanı ortadan kalktı. Aynı sefer sonucunda Turfan da Cücen hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan &#039;&#039;&#039;Tou-lun&#039;&#039;&#039; (485-492) döneminde Cücen hâkimiyetindeki T&#039;ieh-le toplulukları kuzey ve batıya göç ettiler. Tou-lun, eski tebaasını yeniden itaat altına alamayınca öldürüldü ve yerine amcası &#039;&#039;&#039;Nakai&#039;&#039;&#039; (492-506) geçti. Yaklaşık 500 yılında T&#039;ieh-leler, Wei Devleti ile ittifak kurarak Nakai ve halefi &#039;&#039;&#039;Fu-t&#039;ou&#039;&#039;&#039;ya (506-508) karşı mücadele ettiler. T&#039;ieh-le sorununu çözen hükümdar ise &#039;&#039;&#039;Chou-nu&#039;&#039;&#039; (508-520) oldu. Chou-nu, 516 yılında batıya düzenlediği seferde T&#039;ieh-leleri mağlup ederek hükümdarları Mi-e-tu&#039;yu öldürttü, isyana katılanları ise ortadan kaldırdı. Bu başarı Cücenlerin eski güçlerini kısmen yeniden kazanmalarını sağladı. Ancak 520 yılında T&#039;ieh-le önderi &#039;&#039;&#039;A-fu-chi-lo&#039;&#039;&#039; Cücen ülkesini istila ederek Chou-nu&#039;yu yenilgiye uğrattı. Chou-nu daha sonra annesinin düzenlediği saray darbesiyle tahttan indirildi ve öldürüldü; yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-na-kui&#039;nin tahta çıkması üzerine Chou-nu taraftarları ayaklanarak yeni kağanı mağlup ettiler. Bunun üzerine A-na-kui, Wei sarayına sığındı ve bir Çin prensesiyle evlenerek Wei&#039;nin desteğini kazandı. Bu sırada boşalan tahta amcası &#039;&#039;&#039;Po-lo-men (Brahman)&#039;&#039;&#039; geçti. Ancak o da T&#039;ieh-le saldırıları karşısında Çin&#039;e sığınmak zorunda kaldı. Wei yönetimi, birbirine rakip iki Cücen hükümdarını ayrı bölgelerde iskân ederek birleşmelerini engelledi. A-na-kui, Turfan ile Karaşar arasındaki Gümüş Dağı (Kinşan) çevresine, Po-lo-men ise Kokonor civarına yerleştirildi. Daha sonra Po-lo-men, Ak Hun hükümdarıyla akrabalık kurarak tecritten çıkmaya çalıştıysa da Çin yönetimi tarafından Lo-yang&#039;da gözetim altında tutuldu ve burada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-lo-men&#039;in ölümünün ardından &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039;, Cücen ülkesinin tek hükümdarı oldu. Doğu ve Batı Wei devletleriyle evlilik yoluyla ittifaklar kurdu ve zaman zaman Çin&#039;deki rakip siyasî gruplar arasındaki güç dengesinde etkili bir rol oynadı. 534 yılında Wei Devleti&#039;nin Doğu ve Batı Wei olarak ikiye ayrılmasının ardından her iki devlet de Cücenlerle ilişkilerini sürdürdü. Doğu Wei Cücenlerle müttefik olurken, Batı Wei 545 yılında Cücenlere bağlı bulunan Bumin ile ittifak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Cücenlere bağlı olarak demir işçiliği yapan Türkler, T&#039;ieh-lelerin saldırı hazırlıklarını fırsat bilerek bağımsızlık mücadelesine giriştiler. Bumin, T&#039;ieh-leleri mağlup ettikten sonra hizmetlerinin karşılığı olarak A-na-kui&#039;den bir Cücen prensesiyle evlenmek istedi. Ancak A-na-kui bu isteği reddederek Bumin&#039;i aşağılayan bir cevap verdi. Bunun üzerine Bumin, 552 yılının baharında Cücenlere saldırdı. Huai-huang&#039;ın kuzeyindeki savaşta ağır yenilgiye uğrayan A-na-kui intihar etti. Yenilginin ardından Cücen ileri gelenlerinin büyük bölümü, An-lo-ch&#039;en, Teng-chu ve K&#039;u-t&#039;i önderliğinde Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, Çin&#039;e gitmeyenler T&#039;ie-fa&#039;yı hükümdar olarak seçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bumin&#039;in ölümünden sonra yerine geçen &#039;&#039;&#039;Kara (K&#039;o-lo) Kağan&#039;&#039;&#039;, Teng-chu-tse&#039;yi Mu-lai Dağı&#039;nda mağlup etti ve Teng-chu-tse Batı Wei&#039;ye sığındı. Ardından tahta çıkan &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039;, K&#039;u-t&#039;i&#039;nin idaresindeki Cücen grubunu da yenilgiye uğrattı. Sağ kalanlar yeniden Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığındılar. Kuzey Ch&#039;i yönetimi K&#039;u-t&#039;i&#039;yi görevden alarak yerine An-lo-ch&#039;en&#039;i getirdi. Buna karşılık Batı Wei&#039;ye sığınmış olan Teng-chu-tse ve maiyetindeki yaklaşık üç bin Cücen mülteci, Mukan Kağan&#039;ın talebi üzerine teslim edilerek başkentin girişinde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;ie-fa&#039;nın önderliğindeki ve Çin&#039;e sığınmayan Cücen topluluğu ise doğudaki Kıtanlar tarafından ortadan kaldırıldı. Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;nde bulunan An-lo-ch&#039;en&#039;in daha sonra isyan etmesi üzerine İmparator Wen Hsüan onu yakalattı; kendisine bağlı Cücen toplulukları da devletin çeşitli bölgelerine dağıtıldı. Böylece Cücenlerin bağımsız siyasî varlığı tamamen sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cücenlerin yıkılışından sonra geriye kalan toplulukların akıbeti konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bunların bir kısmının Kore yönüne, bir kısmının ise batıya göç ederek Avarlar adıyla tarih sahnesine çıktığını ileri sürmektedir. Buna karşılık Enkhbat Avirmed, Cücen kalıntılarının ne Kore&#039;ye ne de batıya göç ettiğini, Moğol Shih-wei kabilelerine sığındıklarını ve daha sonra Türk Kağanlığı&#039;nın hâkimiyeti altında Dokuz ve Otuz Tatar adıyla anıldıklarını savunmaktadır. Öte yandan Kurat, Karatay ve Czeglédy, Avrupa Avarlarının Çin kaynaklarında Juan-juan, Türk kaynaklarında ise Apar adıyla geçen Cücenlerin batıya göç eden kolunu oluşturduğu görüşünü benimsemektedir. Czeglédy, Cücen bakiyelerinin bazı Hun topluluklarıyla birlikte &#039;&#039;&#039;Uar-Hun&#039;&#039;&#039; adı altında VI. yüzyılın ortalarından itibaren Pannonia Ovası&#039;nda görüldüğünü ve Avrupa Avarlarının bu topluluğun devamı olduğunu ileri sürmektedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=424</id>
		<title>Cücenler</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=C%C3%BCcenler&amp;diff=424"/>
		<updated>2026-07-28T14:35:47Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;Cücenler, Çin kaynaklarında en yaygın biçimde &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Juan-juan&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; adıyla anılan ve Asya Hun Devleti&amp;#039;nin yıkılışından sonra Moğolistan merkezli bozkır sahasında ortaya çıkan göçebe bir siyasî topluluktur. Hun hâkimiyetinin sona ermesiyle bölgede oluşan otorite boşluğundan yararlanan Cücenler, IV. yüzyıldan VI. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli bozkır kavimlerini egemenlikleri altında toplayarak Orta Asya&amp;#039;nın önemli g...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Cücenler, Çin kaynaklarında en yaygın biçimde &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adıyla anılan ve [[Asya Hun Devleti]]&#039;nin yıkılışından sonra Moğolistan merkezli bozkır sahasında ortaya çıkan göçebe bir siyasî topluluktur. Hun hâkimiyetinin sona ermesiyle bölgede oluşan otorite boşluğundan yararlanan Cücenler, IV. yüzyıldan VI. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli bozkır kavimlerini egemenlikleri altında toplayarak Orta Asya&#039;nın önemli güçlerinden biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu topluluğun adı Çin kaynaklarında &#039;&#039;&#039;Juan-juan, Jou-jan, Ju-juan, Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; gibi farklı şekillerde kaydedilmiştir. 402 yılından itibaren Kuzey Wei İmparatoru Shih-tsu&#039;nun onlara küçümseyici bir anlam taşıyan ve &amp;quot;kaynaşan böcekler&amp;quot; şeklinde yorumlanan &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adını verdiği belirtilmektedir. Modern araştırmalarda ise bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Rouran&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Ruan-ruan&#039;&#039;&#039; adları da kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı araştırmacılar, topluluğun gerçek etnik adının &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Apar&#039;&#039;&#039; olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, batıya göç eden kollar kendi iç etnik adlarını korumuş, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; ise yalnızca Çinlilerin kullandığı bir adlandırma olarak kalmıştır. Czeglédy de topluluğun esas adının &#039;&#039;&#039;Hua/Uar/Avar&#039;&#039;&#039; olduğu, &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; adının ise Çin kaynaklarına özgü bir kullanım olduğu görüşündedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Juan-juan adının kökeni konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Yıldırım, Çin kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Jui-jui&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ju-ju&#039;&#039;&#039; biçimlerinin Türkçe &#039;&#039;&#039;cüce&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Jou-jan&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Juan-juan&#039;&#039;&#039; biçimlerinin ise &#039;&#039;&#039;cücen&#039;&#039;&#039; (&amp;quot;cüceler&amp;quot;, &amp;quot;kısa boylular&amp;quot;) kelimesinin farklı yazılışları olabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca Sung-shu ve Wei-shu gibi Çin kaynaklarında bu topluluk için &#039;&#039;&#039;Ta-t&#039;an&#039;&#039;&#039; adının da kullanıldığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kökenleri ==&lt;br /&gt;
Cücenlerin kökeni, tarih yazımında üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Çin kaynakları onları genel olarak Çinlilerin &amp;quot;Doğu Barbarları&amp;quot; olarak nitelendirdiği Tung-hularla ilişkilendirir. Bu doğrultuda Barthold ve Aristov, Cücenleri Tunguz kökenli bir topluluk olarak değerlendirmiştir. Buna karşılık David Christian, onların etnik ve dilsel kökenlerinin kesin olarak belirlenemediğini ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peter B. Golden ise Cücenlerin iç etnik adı olduğu düşünülen &#039;&#039;&#039;Avar&#039;&#039;&#039; adına dayanarak, bu topluluğun Çin kaynaklarında daha önce &#039;&#039;&#039;Wu-huan&#039;&#039;&#039; adıyla geçen ve Sienpilerin de mensup olduğu Tung-hu topluluğuyla bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Bu görüş doğrultusunda Cücenlerin dilinin de Sienpi-Tung-hu kökeni nedeniyle Moğolca olduğu ileri sürülmektedir. Golden ayrıca Cücen Kağanlığı ile Ak Hun Devleti&#039;nin temelini &#039;&#039;&#039;Uar-Hun (Avar-Hun)&#039;&#039;&#039; boy birliğinin oluşturduğunu belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lev Gumilëv&#039;e göre Cücenler, yeni ortaya çıkmış bağımsız bir halk değil, Asya Hunları ile Sienpilerin etnogenezinden kalan unsurların birleşmesiyle oluşmuş karma bir topluluktu. Gumilëv, ortak dillerinin ise Sienpice, yani eski Moğolca olduğunu ifade etmektedir. Benzer şekilde Hyun Jin Kim de Cücen siyasî teşekkülünün, Asya Hunlarından geriye kalan grupların Sienpiler ve muhtemelen Wuhuanlarla kaynaşması sonucunda ortaya çıktığını ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynakları, Cücen hükümdar sülalesinin kökenini &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; ailesine dayandırmaktadır. Kaynaklarda, Tabgaç hükümdarı Li-wei&#039;nin (220-277) hâkimiyetinin son dönemlerinde ele geçirilen ve gerçek adını hatırlamayan, saçları seyrek bir kişiye Tabgaç dilinde &amp;quot;başı kel&amp;quot; anlamına gelen &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; adının verildiği anlatılır. &#039;&#039;&#039;Mu-ku-lü&#039;&#039;&#039; ile &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039;adlarının ses benzerliği nedeniyle, bu kişinin soyundan gelenlerin &#039;&#039;&#039;Yü-chiu-lü&#039;&#039;&#039; adını aile veya hanedan adı olarak benimsedikleri belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rivayete göre Yü-chiu-lü, bir süre sonra Tabgaç hâkimiyetinden kaçarak kuzeye yerleşmiş, onun soyundan gelenler ise zamanla Cücen Kağanlığı&#039;nı kurmuştur. Yü-chiu-lü hanedanı, devletin yıkılışına kadar Cücen hükümdar ailesi olarak varlığını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Şe-lun Dönemi ve Kağanlığın Kuruluşu ===&lt;br /&gt;
İlk Cücen konfederasyonu IV. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış olmakla birlikte, bu dönemde siyasî birlik henüz zayıf durumdaydı. 390&#039;lı yıllarda Yü-chiu-lü soyundan gelen &#039;&#039;&#039;Şe-lun&#039;&#039;&#039; (394-409), Moğolistan&#039;daki çeşitli kabileler üzerinde otoritesini kurarak Cücen Kağanlığı&#039;nı oluşturdu. Yeni kurulan devlet, ilk olarak Uygurların kökeninde yer aldığı belirtilen &#039;&#039;&#039;Kao-ch&#039;e (Yüksek Arabalılar)&#039;&#039;&#039; topluluklarını hâkimiyeti altına aldı. Devletin sınırları batıda Karaşar&#039;dan (Yen-chi), doğuda ise Kore topraklarına kadar uzanıyordu. Şe-lun, Tun-huang ile Çang-ye&#039;nin kuzeyinde ikamet ediyor, &#039;&#039;&#039;kağan&#039;&#039;&#039;unvanını kullanıyor ve kendisini Çin imparatoruyla eşit konumda görüyordu. Cücen Kağanlığı, esas olarak Moğolistan merkezli olmak üzere Güney Mançurya ve Tarım Havzası&#039;na kadar genişleyen bir hâkimiyet sahasına ulaştı. Tabgaç Devleti gibi çok sayıda halkı bünyesinde barındıran çok dilli bir siyasî yapı niteliği taşıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şe-lun döneminde Cücenler Çin Seddi&#039;ne iki akın düzenlediler. Ancak Sienpilere karşı yapılan bir çatışmada yenilgiye uğradılar ve Şe-lun 410 yılında hayatını kaybetti. Ertesi yıl Sayan Tinglinglerini mağlup eden Cücenler, Turfan Vadisi&#039;ndeki Kao-chang Kalesi&#039;ni ele geçirdiler. Cücen nüfuzunun giderek güçlenmesi Kuzey Wei Devleti&#039;ni harekete geçirdi ve 424-425 yıllarında komutan Cui Hao&#039;nun düzenlediği sefer sonucunda Cücenler Kuzey Çölü&#039;nün ötesine çekilmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Wei Devleti&#039;ne yönelik akınlarını sürdürmeleri, Çin tarafını uzun bir savunma duvarı inşa etmeye sevk etti. Ardından Wei ile Kao-ch&#039;e topluluklarının oluşturduğu ittifakın 429 yılında düzenlediği seferde Cücenler yeniden yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Kağan &#039;&#039;&#039;Da-tan&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın (415-429) aklî dengesini kaybettiği ve kısa süre sonra öldüğü belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Da-tan döneminde Cücenlerle batı komşuları Yüe-banlar arasındaki ilişkiler de bozuldu. Çin kaynaklarına göre Yüe-ban hükümdarı, maiyetiyle birlikte Da-tan&#039;ı ziyaret etmek amacıyla Cücen ülkesine geldiğinde halkın temizlik anlayışından rahatsız olmuş ve ülkesine döndükten sonra iki devlet arasında düşmanlık başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
434 yılında Cücenler, Baktriya&#039;daki Kidara Hunlarına karşı bir sefer düzenlediler. Bununla birlikte devletin temel mücadelesi Kuzey Wei İmparatorluğu ile devam etti. Çin imparatorunun elçisinin Cücen hâkimiyetindeki bir bölgeden geçmesine izin verilmemesi üzerine Wei Devleti 438 yılında büyük bir sefer düzenledi; ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Kağan &#039;&#039;&#039;Wu-ti&#039;&#039;&#039; (429-444), daha önce Sakaların Perslere karşı uyguladığı göçebe savaş stratejisini benimseyerek ordusunu doğrudan savaşa sokmadı. Kuraklık ve kıtlıkla karşılaşan Wei kuvvetleri hedeflerine ulaşamadan geri çekildi. Cücenler 440 yılında Wu-sun ülkesini yağmaladılar. Wei İmparatoru Tai-wu ise 448 yılında Yüe-banlarla ittifak kurarak yeniden saldırıya geçti ve Cücen Kağanı &#039;&#039;&#039;Tu-ho-chen&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;i ağır bir yenilgiye uğrattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wei Devleti&#039;nin karşı seferleri Cücen akınlarını kısmen sınırlandırınca, Cücenler faaliyetlerini Tarım Havzası&#039;na yönelttiler ve bölgedeki yerel devletlerin siyasetine müdahale etmeye başladılar. 460 yılında Koço&#039;ya düzenlenen sefer sırasında hükümdar An-chou öldürüldü ve Hun kökenli olduğu belirtilen Cü-çü hanedanı ortadan kalktı. Aynı sefer sonucunda Turfan da Cücen hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kağan &#039;&#039;&#039;Tou-lun&#039;&#039;&#039; (485-492) döneminde Cücen hâkimiyetindeki T&#039;ieh-le toplulukları kuzey ve batıya göç ettiler. Tou-lun, eski tebaasını yeniden itaat altına alamayınca öldürüldü ve yerine amcası &#039;&#039;&#039;Nakai&#039;&#039;&#039; (492-506) geçti. Yaklaşık 500 yılında T&#039;ieh-leler, Wei Devleti ile ittifak kurarak Nakai ve halefi &#039;&#039;&#039;Fu-t&#039;ou&#039;&#039;&#039;ya (506-508) karşı mücadele ettiler. T&#039;ieh-le sorununu çözen hükümdar ise &#039;&#039;&#039;Chou-nu&#039;&#039;&#039; (508-520) oldu. Chou-nu, 516 yılında batıya düzenlediği seferde T&#039;ieh-leleri mağlup ederek hükümdarları Mi-e-tu&#039;yu öldürttü, isyana katılanları ise ortadan kaldırdı. Bu başarı Cücenlerin eski güçlerini kısmen yeniden kazanmalarını sağladı. Ancak 520 yılında T&#039;ieh-le önderi &#039;&#039;&#039;A-fu-chi-lo&#039;&#039;&#039; Cücen ülkesini istila ederek Chou-nu&#039;yu yenilgiye uğrattı. Chou-nu daha sonra annesinin düzenlediği saray darbesiyle tahttan indirildi ve öldürüldü; yerine kardeşi &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039; geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A-na-kui&#039;nin tahta çıkması üzerine Chou-nu taraftarları ayaklanarak yeni kağanı mağlup ettiler. Bunun üzerine A-na-kui, Wei sarayına sığındı ve bir Çin prensesiyle evlenerek Wei&#039;nin desteğini kazandı. Bu sırada boşalan tahta amcası &#039;&#039;&#039;Po-lo-men (Brahman)&#039;&#039;&#039; geçti. Ancak o da T&#039;ieh-le saldırıları karşısında Çin&#039;e sığınmak zorunda kaldı. Wei yönetimi, birbirine rakip iki Cücen hükümdarını ayrı bölgelerde iskân ederek birleşmelerini engelledi. A-na-kui, Turfan ile Karaşar arasındaki Gümüş Dağı (Kinşan) çevresine, Po-lo-men ise Kokonor civarına yerleştirildi. Daha sonra Po-lo-men, Ak Hun hükümdarıyla akrabalık kurarak tecritten çıkmaya çalıştıysa da Çin yönetimi tarafından Lo-yang&#039;da gözetim altında tutuldu ve burada öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Po-lo-men&#039;in ölümünün ardından &#039;&#039;&#039;A-na-kui&#039;&#039;&#039;, Cücen ülkesinin tek hükümdarı oldu. Doğu ve Batı Wei devletleriyle evlilik yoluyla ittifaklar kurdu ve zaman zaman Çin&#039;deki rakip siyasî gruplar arasındaki güç dengesinde etkili bir rol oynadı. 534 yılında Wei Devleti&#039;nin Doğu ve Batı Wei olarak ikiye ayrılmasının ardından her iki devlet de Cücenlerle ilişkilerini sürdürdü. Doğu Wei Cücenlerle müttefik olurken, Batı Wei 545 yılında Cücenlere bağlı bulunan Bumin ile ittifak kurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Cücenlere bağlı olarak demir işçiliği yapan Türkler, T&#039;ieh-lelerin saldırı hazırlıklarını fırsat bilerek bağımsızlık mücadelesine giriştiler. Bumin, T&#039;ieh-leleri mağlup ettikten sonra hizmetlerinin karşılığı olarak A-na-kui&#039;den bir Cücen prensesiyle evlenmek istedi. Ancak A-na-kui bu isteği reddederek Bumin&#039;i aşağılayan bir cevap verdi. Bunun üzerine Bumin, 552 yılının baharında Cücenlere saldırdı. Huai-huang&#039;ın kuzeyindeki savaşta ağır yenilgiye uğrayan A-na-kui intihar etti. Yenilginin ardından Cücen ileri gelenlerinin büyük bölümü, An-lo-ch&#039;en, Teng-chu ve K&#039;u-t&#039;i önderliğinde Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığınırken, Çin&#039;e gitmeyenler T&#039;ie-fa&#039;yı hükümdar olarak seçtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bumin&#039;in ölümünden sonra yerine geçen &#039;&#039;&#039;Kara (K&#039;o-lo) Kağan&#039;&#039;&#039;, Teng-chu-tse&#039;yi Mu-lai Dağı&#039;nda mağlup etti ve Teng-chu-tse Batı Wei&#039;ye sığındı. Ardından tahta çıkan &#039;&#039;&#039;Mukan Kağan&#039;&#039;&#039;, K&#039;u-t&#039;i&#039;nin idaresindeki Cücen grubunu da yenilgiye uğrattı. Sağ kalanlar yeniden Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;ne sığındılar. Kuzey Ch&#039;i yönetimi K&#039;u-t&#039;i&#039;yi görevden alarak yerine An-lo-ch&#039;en&#039;i getirdi. Buna karşılık Batı Wei&#039;ye sığınmış olan Teng-chu-tse ve maiyetindeki yaklaşık üç bin Cücen mülteci, Mukan Kağan&#039;ın talebi üzerine teslim edilerek başkentin girişinde idam edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T&#039;ie-fa&#039;nın önderliğindeki ve Çin&#039;e sığınmayan Cücen topluluğu ise doğudaki Kıtanlar tarafından ortadan kaldırıldı. Kuzey Ch&#039;i Devleti&#039;nde bulunan An-lo-ch&#039;en&#039;in daha sonra isyan etmesi üzerine İmparator Wen Hsüan onu yakalattı; kendisine bağlı Cücen toplulukları da devletin çeşitli bölgelerine dağıtıldı. Böylece Cücenlerin bağımsız siyasî varlığı tamamen sona erdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cücenlerin yıkılışından sonra geriye kalan toplulukların akıbeti konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bunların bir kısmının Kore yönüne, bir kısmının ise batıya göç ederek Avarlar adıyla tarih sahnesine çıktığını ileri sürmektedir. Buna karşılık Enkhbat Avirmed, Cücen kalıntılarının ne Kore&#039;ye ne de batıya göç ettiğini, Moğol Shih-wei kabilelerine sığındıklarını ve daha sonra Türk Kağanlığı&#039;nın hâkimiyeti altında Dokuz ve Otuz Tatar adıyla anıldıklarını savunmaktadır. Öte yandan Kurat, Karatay ve Czeglédy, Avrupa Avarlarının Çin kaynaklarında Juan-juan, Türk kaynaklarında ise Apar adıyla geçen Cücenlerin batıya göç eden kolunu oluşturduğu görüşünü benimsemektedir. Czeglédy, Cücen bakiyelerinin bazı Hun topluluklarıyla birlikte &#039;&#039;&#039;Uar-Hun&#039;&#039;&#039; adı altında VI. yüzyılın ortalarından itibaren Pannonia Ovası&#039;nda görüldüğünü ve Avrupa Avarlarının bu topluluğun devamı olduğunu ileri sürmektedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sar%C4%B1_%C4%B0mparator&amp;diff=423</id>
		<title>Sarı İmparator</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Sar%C4%B1_%C4%B0mparator&amp;diff=423"/>
		<updated>2026-07-27T18:02:06Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: &amp;quot;&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Sarı İmparator&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; (Çince: 黃帝/黄帝; pinyin: &amp;#039;&amp;#039;Huángdì&amp;#039;&amp;#039;), Çin geleneğinde &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Üç Hükümdar ve Beş İmparator&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039; arasında yer alan efsanevî bir hükümdar ve kültür kahramanıdır. Çin halk inancında tek başına veya &amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;Beş Yönün Yüce Tanrıları&amp;#039;&amp;#039;&amp;#039;(Wǔfāng Shàngdì) topluluğunun bir üyesi olarak kutsal kabul edilmiştir. Geleneksel anlatılarda Çin uygarlığının kurucusu sayılan Sarı İmparator; Çin takviminin düz...&amp;quot; içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;&#039;&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;&#039;&#039; (Çince: 黃帝/黄帝; pinyin: &#039;&#039;Huángdì&#039;&#039;), Çin geleneğinde &#039;&#039;&#039;Üç Hükümdar ve Beş İmparator&#039;&#039;&#039; arasında yer alan efsanevî bir hükümdar ve kültür kahramanıdır. Çin halk inancında tek başına veya &#039;&#039;&#039;Beş Yönün Yüce Tanrıları&#039;&#039;&#039;(Wǔfāng Shàngdì) topluluğunun bir üyesi olarak kutsal kabul edilmiştir. Geleneksel anlatılarda Çin uygarlığının kurucusu sayılan Sarı İmparator; Çin takviminin düzenlenmesi, çeşitli zanaatların geliştirilmesi, ahşap evlerin, teknelerin ve arabaların yapılması, pusulanın ilk biçiminin kullanılması, yazının ortaya çıkışı ve &#039;&#039;cuju&#039;&#039; adı verilen top oyununun geliştirilmesi gibi birçok yeniliğin öncüsü olarak gösterilmektedir. Cizvit misyonerlerin klasik Çin kroniklerine dayanarak yaptıkları hesaplamalara göre hükümdarlığının MÖ 2698 veya 2697 yılında başladığı kabul edilmiş, bu kronoloji XX. yüzyılda Sarı İmparator&#039;u başlangıç noktası alan takvim sistemlerinin oluşturulmasında da esas alınmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı İmparator kültüne ilişkin en eski kayıtlar Savaşan Devletler Dönemi&#039;ne kadar uzanmaktadır. Bu dönemin sonlarında ve özellikle Han Hanedanlığı&#039;nın ilk yıllarında Huangdi, merkezî devlet düzeninin kurucusu, kozmik hükümdar ve çeşitli gizli ilimlerin koruyucusu olarak tasvir edilmiştir. Bu anlayışın etkisiyle &#039;&#039;&#039;Huangdi Neijing&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;un İç Hastalıkları Klasiği&#039;&#039;) ve &#039;&#039;&#039;Huangdi Sijing&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;un Dört Klasiği&#039;&#039;) gibi birçok eser ona nispet edilmiştir. İmparatorluk döneminin büyük bölümünde kültünün siyasî önemi azalmakla birlikte, XX. yüzyılın başlarında Qing Hanedanı&#039;na karşı gelişen Han Çinlisi milliyetçiliğinin tarihî sembollerinden biri hâline gelmiş ve modern Çin milliyetçiliğinde de önemini korumuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Adı ve Unvanı ===&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un Çince adı &#039;&#039;&#039;Huangdi&#039;&#039;&#039; (黃帝/黄帝) olup, kelime anlamı &amp;quot;Sarı Hükümdar&amp;quot; veya &amp;quot;Sarı İmparator&amp;quot;dır. Ancak burada yer alan &#039;&#039;&#039;di&#039;&#039;&#039; (帝) unvanı, erken Çin tarihinde daha sonraki dönemlerdeki &amp;quot;imparator&amp;quot; anlamını taşımamaktadır. Qin Hanedanı&#039;nın kurucusu Qin Shi Huang&#039;ın MÖ 221 yılında &#039;&#039;&#039;huangdi&#039;&#039;&#039; (皇帝) unvanını benimsemesinden önce &#039;&#039;&#039;di&#039;&#039;&#039; karakteri, Shang Hanedanlığı&#039;nın en yüce tanrısı &#039;&#039;&#039;Shangdi&#039;&#039;&#039; ile diğer ilahî varlıklar için kullanılan kutsal bir unvandı. Bu nedenle modern araştırmacılar, tarih öncesi ve erken tarih dönemlerine ait metinlerde geçen &#039;&#039;&#039;Huangdi&#039;&#039;&#039; adını bazen &amp;quot;Sarı Tanrısal Hükümdar&amp;quot; veya &amp;quot;Sarı Theark&amp;quot; şeklinde çevirmeyi tercih etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Savaşan Devletler Dönemi&#039;nin sonlarına doğru Sarı İmparator, &#039;&#039;&#039;Beş Evre (Wu Xing)&#039;&#039;&#039; kozmolojisiyle ilişkilendirilmiştir. Bu anlayışta sarı renk toprağı, merkezi yönü ve Sarı Ejderha&#039;yı temsil etmekteydi. Böylece Huangdi, evrenin merkezini ve yeryüzünü simgeleyen hükümdar olarak kabul edilmiş, bu ilişki özellikle &#039;&#039;&#039;Lüshi Chunqiu&#039;&#039;&#039; gibi eserlerde açık biçimde ifade edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öte yandan &#039;&#039;&#039;huang&#039;&#039;&#039; (黃, &amp;quot;sarı&amp;quot;) karakteri, bazı erken metinlerde &#039;&#039;&#039;huang&#039;&#039;&#039; (皇, &amp;quot;yüce&amp;quot;, &amp;quot;ulu&amp;quot;, &amp;quot;haşmetli&amp;quot;) karakteriyle anlam bakımından ilişkilendirilmiştir. Bu durum Sarı İmparator&#039;un yalnızca efsanevî bir hükümdar değil, aynı zamanda ilahî nitelikler taşıyan kozmik bir varlık olarak görülmesine katkı sağlamış ve onu Shang Hanedanlığı&#039;nın yüce tanrısı Shangdi ile yakınlaştıran düşüncelerin gelişmesine zemin hazırlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Xuanyuan ve Youxiong ===&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un en yaygın adlarından biri &#039;&#039;&#039;Xuanyuan&#039;&#039;&#039; (軒轅/轩辕, &#039;&#039;Xuānyuán&#039;&#039;) olup, bu ad özellikle erken Çin tarih yazımında sıkça kullanılmaktadır. MÖ I. yüzyılda Shiji (Tarihçinin Kayıtları) adlı eseri kaleme alan Sima Qian, Sarı İmparator&#039;u Xuanyuan adıyla anmıştır. III. yüzyıl bilgini Huangfu Mi ise bu adın, Sarı İmparator&#039;un yaşadığı ve daha sonra kendi adı olarak benimsediği Xuanyuan adlı tepeden geldiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık Qing dönemi âlimlerinden Liang Yusheng, tepenin adını Sarı İmparator&#039;dan aldığını savunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Xuanyuan adına Çin mitolojisinde de rastlanmaktadır. Classic of Mountains and Seas (&#039;&#039;Shanhaijing&#039;&#039;) adlı eserde, insan yüzlü, yılan gövdeli ve başlarının üzerinde kıvrılan kuyrukları bulunan Xuanyuan halkından söz edilir. Bazı araştırmacılar bu tasvirin ilahî varlıkları temsil ettiğini ve Sarı İmparator&#039;un mitolojik görünümünü yansıtabileceğini ileri sürerken, bu yorum kesin kabul görmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Xuanyuan aynı zamanda geleneksel Çin astronomisinde &#039;&#039;&#039;Regulus&#039;&#039;&#039; yıldızının adı olarak da kullanılmış ve Sarı İmparator ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca onun, Sarı Ejderha&#039;nın göksel görünümüyle bağlantılı kabul edilen bazı takımyıldızlarıyla da özdeşleştirildiği görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı İmparator için kullanılan bir diğer ad ise &#039;&#039;&#039;Youxiong&#039;&#039;&#039; (有熊, &#039;&#039;Yǒuxióng&#039;&#039;)&#039;dur. Bu adın bir yer adı, kabile adı veya soylu bir hanedanı ifade ettiği yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Bir yoruma göre Sarı İmparator, bugünkü Henan eyaletindeki Xinzheng çevresinde yaşayan &#039;&#039;&#039;Youxiong&#039;&#039;&#039; boyunun lideriydi ve bu nedenle bu adla anılmıştır. Başka bir görüş ise kelimenin &amp;quot;ayılara sahip olan&amp;quot; anlamına geldiğini ileri sürerek Sarı İmparator&#039;u Doğu ve Kuzeydoğu Asya mitolojilerinde yaygın biçimde görülen ayı kültüyle ilişkilendirmektedir. Bununla birlikte bu son yorum, modern mitoloji araştırmalarında tartışmalı yaklaşımlar arasında yer almaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Diğer Adları ===&lt;br /&gt;
Erken Çin kaynaklarında Sarı İmparator farklı ad ve unvanlarla da anılmaktadır. Shiji adlı eserde aile adı &#039;&#039;&#039;Gongsun&#039;&#039;&#039; (公孫) olarak verilirken, Han dönemi filologu Xu Shen ise Shuowen Jiezi adlı eserinde onun, yakınında yaşadığı Ji Nehri&#039;nden dolayı &#039;&#039;&#039;Ji&#039;&#039;&#039; (姬) soyadını benimsediğini kaydetmektedir. Bu farklılıklar, Sarı İmparator&#039;a ilişkin geleneklerin zaman içinde değişerek çeşitlendiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Han Hanedanlığı dönemine ait metinlerde Sarı İmparator, &#039;&#039;&#039;Sarı Tanrı&#039;&#039;&#039; (黃神, &#039;&#039;Huangshen&#039;&#039;) adıyla da anılmıştır. Bazı metinlerde ise onun, evrensel tanrı &#039;&#039;&#039;Shangdi&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Tiandi&#039;&#039;&#039; ile özdeşleştirilen &#039;&#039;&#039;Kuzey Kepçesi&#039;nin Sarı Tanrısı&#039;&#039;&#039; (黃神北斗, &#039;&#039;Huangshen Beidou&#039;&#039;) olarak yorumlandığı görülmektedir. Apokrif nitelikteki bazı eserlerde ise Sarı İmparator&#039;un &amp;quot;Sarı Tanrı&#039;nın özünden meydana geldiği&amp;quot; ifade edilerek ilahî kökeni vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kozmolojisinde Sarı İmparator, dünyanın merkezini temsil eden &#039;&#039;&#039;Merkez Zirvesi&#039;nin Büyük İmparatoru&#039;&#039;&#039; (中岳大帝, &#039;&#039;Zhongyue Dadi&#039;&#039;) unvanıyla da ilişkilendirilmiştir. Shizi adlı eserde ise &#039;&#039;&#039;Dört Yüzlü Sarı İmparator&#039;&#039;&#039; (黃帝四面, &#039;&#039;Huangdi Simian&#039;&#039;) olarak anılmakta ve bu tasvir, onun dört yönü gören ve evrenin tamamına hâkim olan kozmik hükümdar niteliğini simgelemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı eski kaynaklarda Sarı İmparator ışık ve gök gürültüsüyle bağlantılı ilahî bir varlık olarak tasvir edilmiş, hatta &#039;&#039;&#039;Gök Gürültüsü Tanrısı&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Leishen&#039;&#039;) ile özdeşleştirilmiştir. Ancak sonraki mitolojik gelenekte Leishen bağımsız bir tanrı hâline gelmiş ve özellikle Huangdi Neijing gibi eserlerde Sarı İmparator&#039;un en önemli öğrencilerinden biri olarak gösterilmiştir. Bu anlatılar, Sarı İmparator&#039;un zamanla yalnızca efsanevî bir hükümdar değil, aynı zamanda Çin dinî ve kozmolojik düşüncesinin merkezî figürlerinden biri hâline geldiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Tarihselliği ===&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un tarihsel bir kişilik olup olmadığı, modern Çin tarihçiliğinde en çok tartışılan konulardan biridir. Geleneksel Çin tarih yazıcılığı, onu Çin&#039;in ilk hükümdarlarından biri olarak kabul etmiş ve efsanevî dönem hükümdarları arasında tarihsel bir şahsiyet şeklinde değerlendirmiştir. MÖ I. yüzyılda yaşayan Sima Qian, Shiji adlı eserine Sarı İmparator ile başlamış; Fu Xi, Nüwa ve Shennong gibi daha eski efsanevî figürleri ise ayrıntılı hükümdarlar dizisinin dışında bırakmıştır. Bu yaklaşım, sonraki yüzyıllarda Çin resmî tarih yazıcılığı üzerinde belirleyici olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un tarihsel kimliği ilk defa XX. yüzyılın başlarında sistemli biçimde sorgulanmıştır. Özellikle &#039;&#039;&#039;Şüpheci Antik Çağ Okulu&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Doubting Antiquity School&#039;&#039;) çevresinde toplanan tarihçiler, erken Çin tarihindeki birçok hükümdarın gerçekte tarihî kişiler değil, zamanla insanlaştırılmış eski tanrılar olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşün önde gelen temsilcilerinden Gu Jiegang, Savaşan Devletler Dönemi düşünürlerinin eski ilahî figürleri tarihî hükümdarlar hâline dönüştürdüğünü savunmuştur. Aynı ekolden Yang Kuan ise Sarı İmparator&#039;un Çin&#039;in ilk hükümdarı olarak ancak Savaşan Devletler Dönemi metinlerinde ortaya çıktığını belirterek onun, Shang Hanedanlığı&#039;nın yüce tanrısı &#039;&#039;&#039;Shangdi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nin tarihîleştirilmiş bir biçimi olduğunu ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer değerlendirmeler Batılı sinologlar tarafından da yapılmıştır. Henri Maspero ve Marcel Granet, XX. yüzyılın ilk yarısında yayımladıkları çalışmalarda Çin&#039;in en eski dönemlerine ilişkin anlatıları tarihî kayıtlar olarak değil, yazıldıkları dönemin siyasî ve kültürel anlayışını yansıtan tarihîleştirilmiş efsaneler olarak değerlendirmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde araştırmacıların büyük çoğunluğu, Sarı İmparator&#039;un başlangıçta ilahî veya mitolojik bir varlık olarak ortaya çıktığı, daha sonra özellikle Savaşan Devletler ve Han dönemlerinde tarihî bir hükümdar kimliği kazandığı görüşünü benimsemektedir. Bu nedenle Huangdi, modern tarih yazımında gerçekliği kanıtlanabilmiş bir tarihî şahsiyet olarak değil, Çin uygarlığının kökenini açıklamak amacıyla oluşturulmuş efsanevî bir kültür kahramanı ve siyasî meşruiyet sembolü olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, onun Çin kültürü ve kolektif hafızasındaki önemini azaltmamakta; aksine, tarihî kişiliğinden ziyade medeniyetin kurucu simgelerinden biri olarak taşıdığı anlamı öne çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Mitin Kökeni ===&lt;br /&gt;
Sarı İmparator mitinin nasıl ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda modern araştırmacılar farklı görüşler ileri sürmüş olmakla birlikte, ortak kanaat Huangdi&#039;nin tek bir tarihî kişiden ziyade uzun bir mitolojik ve dinî gelişim sürecinin ürünü olduğudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XX. yüzyılda &#039;&#039;&#039;Şüpheci Antik Çağ Okulu&#039;&#039;&#039; tarihçilerinden Yang Kuan, Sarı İmparator&#039;un Shang Hanedanlığı&#039;nın en yüce tanrısı &#039;&#039;&#039;Shangdi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;den türediğini öne sürmüştür. Yang&#039;a göre başlangıçta ilahî bir varlığı ifade eden unvan, zamanla değişime uğrayarak Huangdi biçimini almış ve böylece tanrısal bir figür tarihî bir hükümdar olarak yorumlanmaya başlanmıştır. Ancak bu görüş daha sonraki araştırmacılar tarafından dilbilimsel ve tarihsel bakımdan yeterince ikna edici bulunmamış ve çeşitli eleştirilere konu olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mark Edward Lewis ise Huangdi&#039;nin kökenini eski Çin&#039;in yağmur törenleriyle ilişkilendirmektedir. Ona göre &amp;quot;huang&amp;quot; kelimesi başlangıçta yağmur duaları ve şamanik ayinlerle bağlantılı bir anlam taşımaktaydı. Savaşan Devletler ve erken Han dönemine ait metinleri değerlendiren Lewis, Sarı İmparator&#039;un yağmur, bulutlar ve bereketi temsil eden kutsal bir figür olarak ortaya çıktığını, başlıca rakibi Chiyou&#039;nun ise ateş ve kuraklıkla özdeşleştirildiğini ileri sürmektedir. Bu yorum, Huangdi ile Chiyou arasındaki mücadelenin doğa güçlerini temsil eden eski mitolojik çatışmaların yansıması olabileceğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarah Allan ise Sarı İmparator&#039;un doğrudan Shangdi&#039;den türediği görüşünü kabul etmemektedir. Ona göre Huangdi, başlangıçta yeraltı dünyası ve &#039;&#039;&#039;Sarı Pınarlar&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Yellow Springs&#039;&#039;) ile ilişkilendirilen isimsiz bir ilah iken, Shang dönemine ait mitolojik anlatılar Zhou Hanedanlığı devrinde yeniden yorumlanmış ve Han döneminde tarihsel bir hükümdar kimliği kazanmıştır. Bu süreçte eski dinî semboller, Çin&#039;in en eski hanedanlarına ilişkin tarih anlatılarının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un kökenine ilişkin bir başka görüş de Lothar von Falkenhausen tarafından ileri sürülmüştür. Falkenhausen, Huangdi&#039;ye ilişkin bilinen en eski yazılı kaydın MÖ IV. yüzyıla ait bir bronz yazıtta yer aldığını hatırlatarak, bu figürün Zhou dönemi siyasî çevresinde ortak bir ata oluşturma amacıyla ortaya çıkarılmış olabileceğini öne sürmektedir. Bu yoruma göre Zhou kültür çevresindeki farklı hanedan ve soylu aileler, meşruiyetlerini güçlendirmek ve ortak bir kökene sahip olduklarını göstermek amacıyla Sarı İmparator&#039;u müşterek ataları olarak benimsemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her ne kadar bu görüşler ayrıntılarda birbirinden ayrılsa da, günümüzde araştırmacıların büyük bölümü Sarı İmparator&#039;un tek bir tarihî kişiden doğmadığı, aksine eski Çin&#039;in dinî inançları, kabile gelenekleri ve siyasî meşruiyet anlayışının birleşmesiyle şekillenen çok katmanlı bir mitolojik figür olduğu konusunda genel olarak görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tarihî Geleneğin Oluşumu ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== İlk Kayıtlar ===&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;a ilişkin açık anlatılar ilk defa &#039;&#039;&#039;Savaşan Devletler Dönemi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde (MÖ 475–221) ortaya çıkmaktadır. Günümüze ulaşan en eski yazılı kayıt, MÖ IV. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen &#039;&#039;&#039;Chen Hou Yinqi Dui&#039;&#039;&#039; (陳侯因齊敦) adlı bronz kap üzerindeki yazıttır. Qi Devleti&#039;nin hükümdar ailesi tarafından yaptırılan bu yazıtta Sarı İmparator, hanedanın atası olarak gösterilmektedir. Araştırmacılar, Qi tahtını ele geçiren Tian Hanedanı&#039;nın bu soy bağı sayesinde siyasî meşruiyetini güçlendirmeyi amaçladığını değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÖ IV ve III. yüzyıllara ait çeşitli metinlerde de Huangdi&#039;nin devletin ve hükümdarlığın kökeniyle ilişkilendirildiği görülmektedir. Bazı araştırmacılar, daha sonra &#039;&#039;&#039;Huang-Lao&#039;&#039;&#039; düşünce geleneği olarak adlandırılan felsefî akımın da Qi Devleti çevresinde şekillenmiş olabileceğini ileri sürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Savaşan Devletler Dönemi ===&lt;br /&gt;
Savaşan Devletler Dönemi boyunca Sarı İmparator kültü giderek yaygınlaşmıştır. Başlangıçta efsanevî bir ata olarak kabul edilen Huangdi, bu dönemde merkezî devlet düzeninin kurucusu ve ideal hükümdar modeli olarak görülmeye başlanmıştır. Çin&#039;deki siyasî rekabetin yoğunlaştığı bu çağda farklı devletler, yönetim anlayışlarını meşrulaştırmak amacıyla Sarı İmparator&#039;u ortak medeniyetin kurucusu olarak benimsemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Qin Devleti Dönemi ===&lt;br /&gt;
Shiji&#039;ye göre Qin Devleti, MÖ V. yüzyıldan itibaren Sarı İmparator ile Alev İmparatoru (&#039;&#039;&#039;Yan Di&#039;&#039;&#039;) adına resmî kurban törenleri düzenlemeye başlamıştır. Qin&#039;in eski başkentlerinden &#039;&#039;&#039;Yong&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da bu iki hükümdar adına sunaklar inşa edilmiş ve Huangdi zamanla burada tapınılan en önemli ilahî hükümdar hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Qin Kralı Zheng&#039;in MÖ 221 yılında Çin&#039;i birleştirerek ilk imparator olmasıyla birlikte Sarı İmparator, birleşik Çin devletinin tarihî ve ideolojik kökenini temsil eden en önemli figürlerden biri olarak kabul edilmiştir. Böylece Huangdi kültü yalnızca dinî bir inanç olmaktan çıkmış, imparatorluk meşruiyetinin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== &#039;&#039;Shiji&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de Sarı İmparator ==&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;a ilişkin en ayrıntılı gelenek, Han Hanedanlığı tarihçisi Sima Qian tarafından kaleme alınan Shiji&#039;de yer almaktadır. Eser, &#039;&#039;&#039;Beş İmparator Yıllıkları&#039;&#039;&#039; bölümüyle başlamakta ve ilk hükümdar olarak Sarı İmparator&#039;u ele almaktadır. Sima Qian, anlatının sonunda efsane ile tarih arasındaki sınırın belirsiz olduğunu kabul etmiş; Zhuolu ve Kongtong gibi gelenekle ilişkilendirilen bölgeleri ziyaret ederek sözlü rivayetleri eski yazılı kaynaklarla karşılaştırdığını belirtmiştir. Birbiriyle uyuşan rivayetleri esas alarak anlatısını oluşturduğunu ifade etmesi, erken Çin tarih yazıcılığının yöntemini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;Shiji&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ye göre Sarı İmparator&#039;un kişisel adı &#039;&#039;&#039;Xuanyuan&#039;&#039;&#039; (軒轅), soyadı ise &#039;&#039;&#039;Gongsun&#039;&#039;&#039; (公孫) idi. Babası &#039;&#039;&#039;Shaodian&#039;&#039;&#039; (少典) olarak gösterilir. Doğuştan üstün zekâ ve olağanüstü yeteneklere sahip olduğu anlatılan Xuanyuan, Shennong soyunun otoritesini kaybettiği bir dönemde kabileler arasındaki mücadelelere son vermek amacıyla öne çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk olarak &#039;&#039;&#039;Yan Di&#039;&#039;&#039; (Alev İmparatoru) ile &#039;&#039;&#039;Banquan Muharebesi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde üç kez savaşmış ve sonunda üstün gelmiştir. Ardından isyan eden &#039;&#039;&#039;Chiyou&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ya karşı diğer kabilelerin kuvvetlerini bir araya getirerek &#039;&#039;&#039;Zhuolu Muharebesi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nde kesin bir zafer kazanmış, Chiyou&#039;yu öldürmüş ve bunun üzerine kabile reisleri tarafından yeni hükümdar olarak tanınmıştır. Böylece Shennong soyunun yerini alarak ülkenin yönetimini üstlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlığı sırasında doğuda denize, güneyde ise Yangtze Nehri&#039;ne kadar uzanan geniş bir coğrafyaya hâkim olduğu anlatılır. Devlet yönetimini düzenlemek amacıyla &#039;&#039;&#039;Bulut Görevlileri&#039;&#039;&#039; adı verilen memurları tayin etmiş, dağlar ve ruhlar adına kurban törenleri düzenlemiş, danışmanlarından &#039;&#039;&#039;Feng Hou&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun yardımıyla takvimi düzenlemiş ve tarımsal faaliyetlerin mevsimlere göre planlanmasını sağlamıştır. Hükümdarlığının &#039;&#039;&#039;Toprak Erdemi&#039;&#039;&#039; ile ilişkilendirilmesi nedeniyle kendisine &amp;quot;Sarı İmparator&amp;quot; unvanının verildiği belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;Shiji&#039;&#039;, Sarı İmparator&#039;un yirmi beş oğlu bulunduğunu kaydeder. Baş eşi &#039;&#039;&#039;Leizu&#039;&#039;&#039; (嫘祖), &#039;&#039;&#039;Xuanxiao&#039;&#039;&#039; (玄囂) ile &#039;&#039;&#039;Changyi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;yi (昌意) dünyaya getirmiştir. Sarı İmparator&#039;un ölümünden sonra Qiao Dağı&#039;na defnedildiği, yerine ise Changyi&#039;nin oğlu &#039;&#039;&#039;Gaoyang&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;ın geçtiği ve onun daha sonra &#039;&#039;&#039;Zhuanxu&#039;&#039;&#039; (顓頊) unvanıyla hükümdarlık yaptığı anlatılmaktadır. Bu soy silsilesi, sonraki Çin hanedanlarının kökenlerini Beş İmparator geleneğine bağlayan tarih anlayışının temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== İmparatorluk Döneminde Sarı İmparator ==&lt;br /&gt;
Han Hanedanlığı&#039;ndan itibaren Sarı İmparator, yalnızca Çin&#039;in efsanevî ilk hükümdarı olarak değil, aynı zamanda devlet düzeninin, bilgeliğin ve medeniyetin kurucu simgesi olarak görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde onun adına çok sayıda eser kaleme alınmış veya mevcut eserler ona nispet edilmiştir. Böylece Huangdi, Çin düşünce tarihinde tarihî bir hükümdarın ötesinde, ideal hükümdarlık ve bilgelik anlayışının temsilcisi hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı Han döneminin sonlarında derlenen Da Dai Liji adlı eserde, Confucius&#039;a atfedilen bir ifadede Sarı İmparator&#039;un yaşarken halkı refaha ulaştırdığı, ölümünden sonra uzun süre ruhuna saygı gösterildiği ve öğretilerinin nesiller boyunca uygulanmaya devam ettiği belirtilmektedir. Bu anlatı, Huangdi&#039;nin tarihsel ömründen ziyade etkisinin yüzyıllar boyunca sürdüğünü vurgulayan sembolik bir değerlendirme niteliğindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk döneminde çok sayıda kültürel ve bilimsel yenilik de Sarı İmparator&#039;a atfedilmiştir. Geleneksel Çin takviminin düzenlenmesi, uzun ömür ve sağlık yöntemleri, çeşitli teknik bilgiler ve devlet yönetimine ilişkin ilkelerin onun tarafından ortaya konulduğuna inanılmıştır. Aynı şekilde geleneksel Çin tıbbının temel eserlerinden kabul edilen Huangdi Neijing (&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;un İç Klasiği&#039;&#039;), siyaset düşüncesine dair Huangdi Sijing (&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;un Dört Klasiği&#039;&#039;) ile Taoist gelenekte önemli yere sahip Huangdi Yinfujing (&#039;&#039;Sarı İmparator&#039;un Gizli Sembol Klasiği&#039;&#039;) gibi eserler de geleneksel olarak ona nispet edilmiştir. Modern araştırmalar ise bu eserlerin çok daha sonraki dönemlerde kaleme alındığı ve Sarı İmparator adına otorite kazandırılmak amacıyla ona mal edildiği konusunda görüş birliği içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geleneksel Çin astronomisinde &#039;&#039;&#039;Xuanyuan&#039;&#039;&#039; adı, başta &#039;&#039;&#039;Regulus&#039;&#039;&#039; olmak üzere bazı yıldızlar ve takımyıldızları için de kullanılmıştır. Bu göksel ilişkilendirme, Sarı İmparator&#039;un kozmik düzeni temsil eden hükümdar kimliğini güçlendiren sembolik unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Taoizmde Sarı İmparator ==&lt;br /&gt;
II. yüzyıldan itibaren Laozi&#039;nin tanrılaştırılmasıyla birlikte Taoist gelenekte Huangdi&#039;nin dinî konumu kısmen geri planda kalmıştır. Bununla birlikte Sarı İmparator, Taoizm içerisinde önemini tamamen yitirmemiş; ölümsüzlüğe ulaşma yöntemlerini bilen bilge bir hükümdar ve kutsal öğretileri insanlara aktaran ilahî bir rehber olarak kabul edilmeye devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle uzun ömür, nefes teknikleri, simya ve kozmolojiyle ilgili birçok Taoist metin onun adıyla ilişkilendirilmiş, Huangdi bilgeliğin ve gizli ilimlerin ilk kaynağı olarak görülmüştür. Taoist geleneğe göre Sarı İmparator, ideal hükümdarlığın yanı sıra insanın doğayla uyum içinde yaşayarak manevî olgunluğa ulaşmasının da sembolüdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== XX. Yüzyılda Milliyetçi Bir Sembol ==&lt;br /&gt;
Qing Hanedanlığı&#039;nın son dönemlerinden itibaren Sarı İmparator, Çin milliyetçiliğinin en önemli tarihî sembollerinden biri hâline gelmiştir. Özellikle XX. yüzyılın başlarında Mançu yönetimine karşı çıkan Han Çinli aydınlar ve devrimciler, Huangdi&#039;yi bütün Han Çinlilerinin ortak atası olarak tanıtmış ve ulusal kimliğin tarihî temeli olarak kullanmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1903 yılından itibaren bazı devrimci yayınlarda Sarı İmparator&#039;un doğum yılı Çin takviminin başlangıcı olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Liu Shipei, Chen Tianhua ve Zhang Binglin gibi düşünürler, Han Çinlilerinin ortak köken bilincini güçlendirmek amacıyla Huangdi&#039;yi ulusun ortak atası olarak öne çıkarmışlardır. 1905 yılında Tokyo&#039;da yayımlanmaya başlayan &#039;&#039;&#039;Minbao&#039;&#039;&#039; dergisinin kapağında da Sarı İmparator&#039;a yer verilmiş ve kendisi Çin milliyetçiliğinin ilk büyük temsilcisi olarak sunulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde Sarı İmparator&#039;un &amp;quot;sarı&amp;quot; anlamına gelen adı, Han Çinlilerinin &amp;quot;Sarı Irk&amp;quot; anlayışıyla da ilişkilendirilmiş ve milliyetçi söylemin önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XX. yüzyıl başındaki bu gelişmeler, Fransız sinolog Albert Terrien de Lacouperie&#039;nin Çin uygarlığının Mezopotamya kökenli göçmenler tarafından kurulduğunu ileri süren tartışmalı teorisinin de etkisiyle farklı bir boyut kazanmıştır. Her ne kadar bu görüş Batılı bilim çevrelerinde kısa sürede reddedilmiş olsa da, bazı Çinli milliyetçi aydınlar Sarı İmparator&#039;u Çin medeniyetinin tarihsel kurucusu olarak yeniden yorumlayarak ulusal kimlik söylemini güçlendirmeye çalışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde Sarı İmparator, tarihsel varlığından bağımsız olarak Çin kültürünün, ortak köken anlayışının ve millî kimliğin en güçlü sembollerinden biri olmayı sürdürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Cumhuriyet Dönemi ==&lt;br /&gt;
1911 Devrimi&#039;nin ardından Qing Hanedanlığı&#039;nın yıkılmasıyla kurulan Çin Cumhuriyeti de Sarı İmparator&#039;u ulusal bir sembol olarak benimsemeye devam etmiştir. Nitekim 1912 yılında yeni cumhuriyet yönetimi tarafından basılan banknotlarda Huangdi&#039;nin tasvirine yer verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte, Cumhuriyet döneminde Sarı İmparator&#039;un temsil ettiği kimlik anlayışında önemli bir değişim yaşanmıştır. Qing Hanedanlığı&#039;nın son yıllarında daha çok Han Çinlilerinin ortak atası olarak görülen Huangdi, Cumhuriyet yönetiminin benimsediği &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Beş Irk, Tek Birlik&amp;quot;&#039;&#039;&#039; anlayışı doğrultusunda Han, Mançu, Moğol, Tibetli ve Hui topluluklarını kapsayan &#039;&#039;&#039;Zhonghua Minzu&#039;&#039;&#039; (Çin Milleti) kavramının ortak atası olarak tanımlanmıştır. Böylece Sarı İmparator, yalnızca Han halkının değil, Çin&#039;i oluşturan bütün etnik toplulukların müşterek atası ve Çin uygarlığının kurucusu olarak resmî söylemde önemli bir yer edinmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1911-1949 yılları arasında Huangdi adına çok sayıda resmî anma töreni düzenlenmiş; bu törenlerde kendisi hem &amp;quot;Çin milletinin ilk atası&amp;quot; hem de &amp;quot;insan uygarlığının kurucusu&amp;quot; olarak anılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Günümüzdeki Önemi ==&lt;br /&gt;
Çin Halk Cumhuriyeti&#039;nin kurulmasının ardından Sarı İmparator kültü özellikle &#039;&#039;&#039;Kültür Devrimi&#039;&#039;&#039; sırasında resmî olarak yasaklanmıştır. Ancak 1980&#039;li yıllarda bu politika değiştirilmiş ve Huangdi yeniden Çin&#039;in ortak tarihî mirasının önemli bir simgesi olarak öne çıkarılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihten itibaren devlet söyleminde &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Yan ve Huang&#039;ın Soyundan Gelenler&amp;quot;&#039;&#039;&#039; ifadesi, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Çin kökenli toplulukları ortak bir tarih ve kültür etrafında birleştiren sembolik bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin &#039;&#039;&#039;Deng Xiaoping&#039;&#039;&#039;, 1984 yılında Tayvan ile yeniden birleşme çağrısı yaparken Tayvan halkını &amp;quot;Sarı İmparator&#039;un soyundan gelenler&amp;quot; olarak nitelendirmiştir. Benzer şekilde 1986 yılında Çin asıllı Amerikalı astronot &#039;&#039;&#039;Taylor Wang&#039;&#039;&#039;, resmî açıklamalarda uzaya çıkan ilk &amp;quot;Sarı İmparator&#039;un torunu&amp;quot; olarak tanıtılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1980&#039;li yıllarda Çin Komünist Partisi içerisinde bu söylemin etnik azınlıkları dışlayabileceği yönünde tartışmalar da yaşanmıştır. Yapılan değerlendirmelerin ardından resmî belgelerde kapsayıcı &#039;&#039;&#039;Zhonghua Minzu&#039;&#039;&#039; kavramının kullanılmasına, &amp;quot;Yan ve Huang&#039;ın soyundan gelenler&amp;quot; ifadesinin ise daha çok Tayvan, Hong Kong ve denizaşırı Çin topluluklarına yönelik hitaplarda tercih edilmesine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tayvan&#039;da ise Çin Cumhuriyeti yönetimi, 1949&#039;dan sonra da Sarı İmparator&#039;u anma geleneğini sürdürmüştür. Ancak devlet başkanları uzun yıllar boyunca anma törenlerine şahsen katılmamıştır. Bu uygulama, 2009 yılında Cumhurbaşkanı &#039;&#039;&#039;Ma Ying-jeou&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun Huangdi adına düzenlenen törene katılmasıyla değişmiş; Ma, yaptığı konuşmada Tayvan ile Çin ana karasını ortak kültür ve ortak tarihî kökenin birbirine bağladığını ifade etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde Sarı İmparator, hem Çin Halk Cumhuriyeti hem de Tayvan&#039;da Çin uygarlığının ortak atası ve kültürel birliğinin simgesi olarak önemini korumaktadır. Bununla birlikte, tarihsel kişiliğinden ziyade kültürel ve sembolik yönü ön plana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mitolojik Anlatının Unsurları ==&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;a ilişkin anlatılar farklı dönemlerde derlenen çok sayıdaki kaynakta değişik biçimlerde aktarılmıştır. Bu nedenle onun yaşamına dair tek ve tutarlı bir hikâye bulunmamakta; farklı metinler çeşitli olayları ve özellikleri ön plana çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Doğumu ===&lt;br /&gt;
III. yüzyıl bilgini Huangfu Mi&#039;ye göre Sarı İmparator, günümüzde Shandong eyaletindeki Qufu yakınlarında bulunan &#039;&#039;&#039;Shouqiu&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;da doğmuştur. İlk yıllarında Ji Nehri çevresinde yaşayan kabilesiyle birlikte bulunduğu, daha sonra ise bugünkü Hebei eyaletindeki &#039;&#039;&#039;Zhuolu&#039;&#039;&#039; bölgesine göç ettiği anlatılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mitolojik rivayetlerde annesi &#039;&#039;&#039;Fubao&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun, gökyüzündeki &#039;&#039;&#039;Büyük Kepçe Takımyıldızı&#039;&#039;&#039;ndan gelen olağanüstü bir ışığın etkisiyle hamile kaldığı belirtilir. Bu nedenle Huangdi, sıradan bir insan değil, göksel güçlerin dünyaya gönderdiği kutsal bir hükümdar olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir anlatıya göre ise dünyanın yaratılışını sağlayan kozmik güçlerin birleşmesi sonucunda meydana gelmiş, yüz yaşına ulaştığında ölümsüzlük kazanarak bir ejderhaya binmiş ve göğe yükselerek &#039;&#039;&#039;Beş Yönün Yüce Tanrıları&#039;&#039;&#039; arasında merkez yönünü yöneten ilah hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Medeniyete Katkıları ===&lt;br /&gt;
Çin geleneğinde Sarı İmparator, uygarlığın kurucusu ve çok sayıda teknik buluşun öncüsü olarak kabul edilir. Rivayetlere göre insanlara barınak yapmayı, yabani hayvanları evcilleştirmeyi ve tarımla uğraşmayı öğretmiştir. Ayrıca araba ve tekne yapımı, giysilerin geliştirilmesi, resmî başlıklar, saray mimarisi, takvim düzenlemeleri, astronomi, müzik kuralları, para kullanımı ve &#039;&#039;&#039;cuju&#039;&#039;&#039; adı verilen top oyunu gibi birçok yenilik de ona atfedilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte modern araştırmalar, bu icatların farklı dönemlerde ortaya çıktığını ve sonradan kültürel hafızada Sarı İmparator&#039;un şahsında birleştirildiğini kabul etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazının icadı da geleneksel olarak onun hükümdarlığına bağlanmıştır. Anlatılara göre Sarı İmparator, tarihçisi &#039;&#039;&#039;Cangjie&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;yi ilk Çin yazısını geliştirmekle görevlendirmiştir. Baş eşi &#039;&#039;&#039;Leizu&#039;&#039;&#039; ise ipekböcekçiliğini keşfetmiş, ipek dokumacılığını geliştirmiş ve halka ipek üretimini öğretmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı rivayetlerde Sarı İmparator&#039;un Doğu Denizi&#039;nde yaşayan &#039;&#039;&#039;Baize&#039;&#039;&#039; adlı kutsal bir varlıkla karşılaştığı, bu varlıktan cinler, ruhlar ve doğaüstü yaratıklar hakkında bilgi aldığı da anlatılmaktadır. Bu hikâyeler onun yalnızca siyasî bir hükümdar değil, aynı zamanda gizli bilgilerin koruyucusu olarak görülmesine katkı sağlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Savaşları ===&lt;br /&gt;
Mitolojik geleneğe göre Sarı İmparator ile &#039;&#039;&#039;Yan İmparator&#039;&#039;&#039; başlangıçta Sarı Irmak havzasındaki iki ayrı kabile birliğinin lideriydi. Bölgede yaşanan mücadeleler sırasında Yan İmparator düzeni sağlayamayınca Huangdi diğer kabileleri etrafında toplamış ve üstünlük mücadelesine girişmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk büyük çatışma &#039;&#039;&#039;Banquan Muharebesi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Geleneksel anlatıya göre Sarı İmparator üç ayrı çarpışmanın ardından Yan İmparator&#039;u mağlup ederek kabileler üzerindeki üstünlüğünü kabul ettirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra &#039;&#039;&#039;Dokuz Li&#039;&#039;&#039; topluluğunun lideri &#039;&#039;&#039;Chiyou&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nun isyanı başlamıştır. &#039;&#039;&#039;Zhuolu Muharebesi&#039;&#039;&#039; olarak bilinen savaşta Chiyou&#039;nun yoğun sis ve fırtına oluşturduğu, buna karşılık Sarı İmparator&#039;un &#039;&#039;&#039;güneyi gösteren araba&#039;&#039;&#039;yı kullanarak ordusuna yön verdiği ve kuraklık tanrıçası &#039;&#039;&#039;Nüba&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın yardımıyla fırtınayı dağıttığı anlatılır. Sonunda Chiyou yenilmiş ve Huangdi Çin dünyasının en güçlü hükümdarı olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern tarihçiler bu savaşları gerçek tarihî olaylardan ziyade, eski Çin kabilelerinin birleşmesini ve siyasî otoritenin oluşumunu sembolik biçimde açıklayan mitolojik anlatılar olarak değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ölümü ==&lt;br /&gt;
Çin geleneğine göre Sarı İmparator yüz yılı aşkın süre hüküm sürdükten sonra bir &#039;&#039;&#039;fenghuang&#039;&#039;&#039; (Anka kuşu) ile &#039;&#039;&#039;qilin&#039;&#039;&#039;in ortaya çıkmasını uğurlu bir alamet olarak görmüş, ardından ölmüş veya bazı rivayetlere göre ölümsüzlüğe erişerek göğe yükselmiştir. Bu anlatılar, onun sıradan bir insan değil, ilahî niteliklere sahip bilge bir hükümdar olarak algılandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;a ait olduğu kabul edilen en önemli anıt, günümüzde Shaanxi eyaletindeki &#039;&#039;&#039;Huangling&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de bulunan &#039;&#039;&#039;Sarı İmparator Mozolesi&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;dir. Bunun yanında Henan, Hebei ve Gansu eyaletlerinde de ona atfedilen mezarlar ve kutsal ziyaret yerleri bulunmaktadır. Bu durum, Huangdi kültünün Çin&#039;in farklı bölgelerinde bağımsız biçimde geliştiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde Çinliler arasında yaygın olarak kullanılan &#039;&#039;&#039;&amp;quot;Yan ve Huang&#039;ın soyundan gelenler&amp;quot;&#039;&#039;&#039; (&#039;&#039;Yan-Huang zisun&#039;&#039;) ifadesi, ortak kültürel kökeni vurgulayan sembolik bir tanımlama niteliğindedir. Bununla birlikte Çin&#039;deki bazı etnik azınlıkların kendi köken mitleri bulunduğundan, bütün topluluklar kendilerini Sarı İmparator&#039;un soyundan kabul etmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dinî ve Sembolik Anlamı ==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kozmik Merkezin Tanrısı ===&lt;br /&gt;
Çin kozmolojisinde Sarı İmparator, &#039;&#039;&#039;Dört Yüzlü Sarı İmparator&#039;&#039;&#039; (黃帝四面) ve &#039;&#039;&#039;Merkez Zirvesi&#039;nin Büyük İmparatoru&#039;&#039;&#039; (中岳大帝) unvanlarıyla evrenin merkezini temsil eden ilahî bir varlık olarak kabul edilmiştir. Dört yöne aynı anda bakabilmesi, onun bütün evrene hâkim olan merkezî otoritesini simgelemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Huangdi Sijing&#039;de düzenin önce insanın kendi içinde kurulması, ardından dış dünyaya yansıması gerektiği ifade edilir. Bu anlayışta hükümdarın kendi tutkularını denetim altına alması, içsel dengeyi sağlaması ve evrensel düzenle uyum hâline gelmesi ideal yönetimin temel şartı olarak görülmektedir. Sarı İmparator&#039;un dağlarda inzivaya çekilerek kendini arındırdığına ilişkin anlatılar, bu düşüncenin mitolojik yansıması olarak değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin düşüncesinde merkez, yalnızca coğrafî bir nokta değil; gök, yer ve insan arasında uyumun sağlandığı kutsal eksendir. Bu nedenle Sarı İmparator, evrenin düzenini temsil eden merkezî hükümdar ve kozmik dengenin koruyucusu olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hanedanların Ortak Atası ==&lt;br /&gt;
Çin tarihinin çeşitli dönemlerinde birçok hanedan ve hükümdar, meşruiyetini güçlendirmek amacıyla soyunu Sarı İmparator&#039;a dayandırmıştır. Sima Qian, Shiji&#039;de Huangdi&#039;yi efsanevî hükümdarlar &#039;&#039;&#039;Yao&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Shun&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;un yanı sıra &#039;&#039;&#039;Xia&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Shang&#039;&#039;&#039;ve &#039;&#039;&#039;Zhou&#039;&#039;&#039; hanedanlarının ortak atası olarak göstermektedir. Aynı şekilde Han Hanedanı&#039;nın kurucusu &#039;&#039;&#039;Liu Bang&#039;&#039;&#039; ile Qin hanedanının hükümdarlarının da soylarının Sarı İmparator&#039;a ulaştığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonraki yüzyıllarda bu gelenek daha da yaygınlaşmıştır. &#039;&#039;&#039;Xin Hanedanı&#039;&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;nın kurucusu &#039;&#039;&#039;Wang Mang&#039;&#039;&#039;, Han hanedanını devirmesini meşrulaştırmak amacıyla kendisini Sarı İmparator&#039;un soyundan geldiğini ilan etmiştir. Benzer şekilde &#039;&#039;&#039;Cao Wei&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Tang&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Song&#039;&#039;&#039; ve daha sonraki birçok hanedan da aynı iddiayı benimsemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tang ve Song dönemlerinde yüzlerce aristokrat aile, soy kütüklerini Huangdi&#039;ye kadar götürmüş; bu uygulama Çin&#039;de siyasî meşruiyet ve soyluluk anlayışının önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bu iddiaların temel dayanağı, &#039;&#039;Shiji&#039;&#039;&amp;lt;nowiki/&amp;gt;&#039;de Sarı İmparator&#039;un yirmi beş oğluna çeşitli soyadlarının verildiği ve zamanla Çin&#039;deki farklı ailelerin bu soylardan türediğinin belirtilmesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde de Çin&#039;de ve denizaşırı Çin topluluklarında yaşayan birçok aile, soylarını sembolik veya geleneksel olarak Sarı İmparator&#039;a bağlamaya devam etmektedir. Modern tarih araştırmaları bu soy silsilelerini tarihsel gerçeklikten ziyade, ortak kültürel kimliği güçlendirmeye yönelik geleneksel anlatılar olarak değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Geleneksel Kronoloji ==&lt;br /&gt;
Sarı İmparator&#039;un yaşadığı döneme ilişkin kesin tarih bulunmamakla birlikte, Çin geleneğinde hükümdarlığının başlangıcını hesaplamaya yönelik çeşitli kronolojik çalışmalar yapılmıştır. Han Hanedanlığı döneminde bazı gökbilimciler onun yaşadığı yılları belirlemeye çalışmış, ancak farklı hesaplamalar ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XVII. yüzyılda Çin&#039;de görev yapan Cizvit misyoneri Martino Martini, klasik Çin kroniklerini esas alarak Sarı İmparator&#039;un tahta çıkışını &#039;&#039;&#039;MÖ 2697&#039;&#039;&#039; yılına tarihlendirmiştir. Daha sonra bu hesaplama Batı&#039;da ve Çin&#039;de yaygın kabul görmüş, bazı kronolojilerde ise başlangıç yılı &#039;&#039;&#039;MÖ 2698&#039;&#039;&#039; olarak kullanılmıştır. Günümüzde iki tarih de çeşitli yayınlarda yer almakla birlikte, MÖ &#039;&#039;&#039;2698&#039;&#039;&#039; tarihi daha yaygın biçimde tercih edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
XX. yüzyılın başlarında bazı Çinli milliyetçiler, Sarı İmparator&#039;un doğumunu veya tahta çıkışını Çin takviminin başlangıcı olarak kabul eden &#039;&#039;&#039;Sarı İmparator Takvimi&#039;&#039;&#039;ni geliştirmiştir. Ancak bu sistem hiçbir zaman resmî takvim hâline gelmemiştir. Çin Cumhuriyeti&#039;nin 1912 yılında kurulmasının ardından &#039;&#039;&#039;Sun Yat-sen&#039;&#039;&#039;, Cumhuriyet takvimini yürürlüğe koymuş ve resmî yıl sayımı Cumhuriyet&#039;in kuruluşundan başlatılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde Sarı İmparator&#039;a atfedilen MÖ 2698/2697 tarihleri, tarihsel bir kesinlikten ziyade geleneksel Çin kronolojisini ve Çin uygarlığının efsanevî başlangıcını temsil eden sembolik tarihler olarak kabul edilmektedir.&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Ak_Hunlar&amp;diff=422</id>
		<title>Ak Hunlar</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Ak_Hunlar&amp;diff=422"/>
		<updated>2026-07-27T11:27:30Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Tarihî önemi */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Ak Hunlar, V. ve VI. yüzyıllarda [[Orta Asya]], Afganistan ve Kuzey Hindistan&#039;da hüküm süren önemli bir bozkır devletidir. Kaynaklarda Heftalitler, Eftalitler ve Beyaz Hunlar gibi farklı adlarla da anılan bu topluluk, Sasani İmparatorluğu ile mücadele etmiş, Mâverâünnehir, Tohâristan ve Gandhara başta olmak üzere geniş bir coğrafyada siyasi hâkimiyet kurmuştur. İpek Yolu üzerindeki stratejik konumu sayesinde bölgesel ticaret ve kültürel etkileşimde önemli rol oynayan Ak Hunlar, Orta Asya tarihinin en güçlü devletlerinden biri olarak sonraki Türk ve Orta Asya siyasi gelenekleri üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adları ve tarihî kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlara ilişkin bilgiler Çin, Hint, Bizans, Ermeni, Süryani ve İslam kaynaklarına dayanmaktadır. Bu eserlerin farklı dönemlerde ve kültürel çevrelerde kaleme alınmış olması, topluluğun farklı adlarla anılmasına ve bu adların yorumlanmasında güçlükler doğmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Ak Hunlardan ilk defa V. yüzyılın ortalarında açık biçimde söz edilmektedir. Hanedan tarihlerinin yanı sıra Budist seyyahlar Sung Yün ve Hsüan Tsang&#039;ın anlatıları da ülkenin coğrafyası, şehirleri, yönetimi ve dinî hayatına dair önemli bilgiler içerir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hint kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Hūna&#039;&#039;&#039; adı her zaman Ak Hunları ifade etmediğinden, bu metinlerdeki bütün kayıtların doğrudan Ak Hunlarla ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Toraman ve Mihirakula dönemlerine ait Eran, Kura ve Gwalior kitabeleri ile hükümdarlar adına basılan sikkeler, Ak Hunların Hindistan&#039;daki faaliyetlerini aydınlatan başlıca kaynaklardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizans kaynaklarında Ak Hunlar &#039;&#039;&#039;Eftalit&#039;&#039;&#039;, İslam kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Haytal&#039;&#039;&#039; adıyla anılmış; ayrıca [[Halaçlar]]&amp;lt;nowiki/&amp;gt;la ilişkileri üzerinde de durulmuştur. Kaynaklarda geçen Ak Hun, Eftalit, Haytal ve Hūna adlarının her zaman aynı topluluğu ifade edip etmediği ise tartışmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kökenleri ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar onları Yüe-çilerin bir kolu veya bölgede daha önce yaşayan toplulukların devamı olarak değerlendirirken, bazıları İranî kökenli olduklarını ya da zamanla İran kültür çevresinin etkisine girdiklerini savunmuştur. Ak Hunları Asya Hunlarının batıdaki devamı kabul eden görüş ise onların Tölös boylar birliği içindeki Apar, Uar veya Var topluluklarıyla bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Buna karşılık, Ak Hunların farklı kavimlerin oluşturduğu bir topluluklar birliği olduğu görüşü de yaygın kabul görmektedir. Mevcut kaynaklar, bu görüşlerden herhangi birini kesin biçimde doğrulamaya yeterli değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hâkimiyet alanı ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Ak Hunlar harita.png|sol|küçükresim|Ak Hunların hâkimiyet alanı ve çevresindeki başlıca siyasi güçler. ]]&lt;br /&gt;
Ak Hunların siyasi merkezleri Ceyhun çevresi, Toharistan ve Belh bölgesinde bulunuyordu. Hâkimiyet alanları kuzeyde Mâverâünnehir’e, güneyde Afganistan ve Kuzey Hindistan’a, batıda Doğu İran’a kadar uzanıyordu. Tirmiz, Çağaniyan ve Belh başlıca merkezler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belh, stratejik konumu ve ticaret yolları üzerindeki yeri sayesinde devletin en önemli şehirlerinden biri hâline geldi. Toharistan ise çok sayıda yerel yönetime sahip geniş bir bölgeydi. Çinli seyyahların aktardığı bilgilere göre burada tarım ve hayvancılık yapılmakta, ticarette altın ve gümüş sikkeler kullanılmaktaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun hâkimiyet alanı dönemlere göre değişiklik göstermiş, Türkistan’daki merkezî yönetim ile Hindistan’daki siyasi faaliyetlerin ilişkisi ise tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Siyasi tarihin başlangıcı ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların oluşumunu daha eski dönemlere götüren görüşler bulunsa da, belirgin bir siyasi güç olarak IV. ve V. yüzyıllarda ortaya çıktıkları kabul edilmektedir. V. yüzyılın başlarında Ceyhun’u aşarak Sâsânî Devleti&#039;nin doğu sınırlarına yönelen Ak Hunlar, yüzyılın ortalarında Belh ve çevresini ele geçirerek Orta Asya&#039;nın başlıca güçlerinden biri hâline geldiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunların yükselişi, Sâsânîlerin doğu sınırlarındaki mücadelelerle yakından bağlantılıdır. Aynı dönemde Kuzey Hindistan&#039;a ilerleyen Ak Hunlar, [[Gupta İmparatorluğu]] ile karşı karşıya geldi. Böylece devletin siyasi faaliyetleri İran ve Hindistan olmak üzere iki ana bölgede yoğunlaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sâsânîlerle ilişkiler ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlar ile Sâsânîler arasındaki ilişkiler savaşlarla sınırlı kalmamış; ittifaklar, siyasi evlilikler ve taht mücadelelerine verilen destekler de bu ilişkilerin bir parçası olmuştur. Behram Gur ve II. Yezdicerd dönemlerinde doğu sınırındaki Hun topluluklarıyla çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Mücadelenin en önemli safhası Sâsânî hükümdarı Fîrûz döneminde yaşandı. Fîrûz, Ak Hunlara karşı düzenlediği seferlerde art arda yenilgiye uğradı. Yapılan anlaşmalara rağmen yeniden sefere çıkması üzerine 484 yılında gerçekleşen savaşta ordusuyla birlikte hayatını kaybetti. Fîrûz&#039;un ölümünün ardından Ak Hunların Sâsânî siyaseti üzerindeki nüfuzu arttı. Tahttan uzaklaştırılan I. Kubâd, Ak Hunlara sığınarak onların desteğiyle yeniden hükümdar oldu. Bu gelişme, V. yüzyılın sonlarında Ak Hunların ulaştığı siyasi etkinliği göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hindistan’daki faaliyetler ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların Kuzey Hindistan’a yönelik faaliyetleri V. yüzyılda yoğunlaştı. Gupta hükümdarı Skandagupta ilk saldırıları durdurmayı başardıysa da, Gupta Devleti&#039;nin zayıflaması Ak Hunların Kuzey Pakistan, Afganistan ve Hindistan&#039;ın iç kesimlerine ilerlemesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hindistan&#039;daki Ak Hun hâkimiyetinin önde gelen hükümdarlarından Toraman, Gandhara, Pencap ve Orta Hindistan&#039;ın bazı bölgelerinde egemenlik kurdu. Eran kitabesi ile adına basılan sikkeler, Ak Hunların bu dönemde Hindistan&#039;ın iç kesimlerine kadar ulaştığını göstermektedir. Toraman&#039;ın ardından oğlu Mihirakula hükümdar oldu. Onun dönemi Keşmir, Gandhara ve Kuzey Hindistan&#039;daki mücadelelerle geçti. Kitabeler, Sanskritçe eserler ve Çin kaynakları Mihirakula&#039;yı güçlü ve sert bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Hint hükümdarlarının direnişi sonucunda Mihirakula&#039;nın hâkimiyet alanı daraldı. VI. yüzyılın ilk yarısındaki yenilgiler, Ak Hunların Hindistan&#039;daki siyasi gücünü zayıflattı. Bununla birlikte Ak Hunlara bağlı topluluklar ve yerel hanedanlar bölgedeki varlıklarını bir süre daha sürdürdü. Toraman ve Mihirakula geleneksel olarak Ak Hun hükümdarları arasında değerlendirilmekle birlikte, bunların doğrudan Ak Hunlara mı yoksa Ak Hunlarla bağlantılı başka bir siyasi oluşuma mı mensup oldukları kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yönetim yapısı ==&lt;br /&gt;
Ak Hun Devleti, farklı kabileler ve yerel yönetimlerin merkezî otoriteye bağlı olduğu bir siyasi yapıya sahipti. Yönetimin kuzey ve güney olmak üzere iki bölüme ayrılmış olabileceği ileri sürülmektedir. Merkeze bağlı yerel yöneticiler, kendi bölgelerinde belirli ölçüde özerk hareket edebiliyordu. Devletin başında hükümdar bulunuyor, hatun da yönetimde önemli bir rol üstleniyordu. Hatunların resmî törenlere ve devlet işlerine katılması, eski Türk devlet geleneğiyle ilişkilendirilmektedir. Ak Hun hükümdarları farklı bölgelerde çeşitli unvanlar kullandı. Bu unvanlar Türk, İran ve Hint siyasi geleneklerinin etkilerini yansıtmakta olup, devletin çok kültürlü yapısını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplumsal hayat ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların yaşayışına dair Çin ve Bizans kaynakları farklı bilgiler içermektedir. Çin kayıtlarında halkın su ve otlakları izleyerek keçeden yapılmış çadırlarda yaşadığı belirtilirken, Bizans kaynakları onları belirli bir hükümdara bağlı, düzenli bir yönetim altında yaşayan ve diğer Hun topluluklarından ayrılan bir toplum olarak tanıtmaktadır. Bu veriler, Ak Hunlarda konargöçer ve yerleşik hayatın bir arada bulunduğunu göstermektedir. İlk dönemlerde hayvancılık ağırlıklı olmakla birlikte, tarım bölgeleri ve şehirlerin ele geçirilmesiyle ekonomik ve toplumsal yapı çeşitlenmiştir. Çin kaynaklarında bir kadının birden fazla erkekle evlenebildiğine dair kayıtlar yer almakla birlikte, bu uygulamanın bütün Ak Hun toplumunda mı yoksa belirli gruplar arasında mı görüldüğü bilinmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Ak Hun ekonomisi hayvancılık, tarım, ticaret, vergi ve savaş gelirlerine dayanıyordu. Konargöçer topluluklarda hayvancılık başlıca geçim kaynağını oluştururken, verimli bölgelerin ele geçirilmesiyle tarımsal üretim de ekonomik yapının önemli unsurlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki önemli güzergâhların denetimi, Ak Hunların ekonomik gücünü artırdı. Doğu ile Batı arasındaki ticaretten sağlanan gelirler devletin genişleme siyasetini destekledi. Altın ve gümüş sikkelerin kullanılması, para ekonomisinin özellikle şehirlerde ve ticaret merkezlerinde geliştiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun sikkeleri Sâsânî ve Hint para geleneklerinin etkilerini yansıtır. Üzerlerinde hükümdar adları ve unvanlarının yer alması, bu sikkeleri ekonomik hayatın yanı sıra siyasi ve kültürel ilişkilerin incelenmesinde de önemli bir kaynak hâline getirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dil ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların konuştuğu dil kesin olarak belirlenememiştir. Çin kaynaklarında ülkede kullanılan bir yazı sisteminden söz edilmekle birlikte bunun niteliği açık değildir. Hâkimiyet alanında Türkçe, İran dilleri, Sanskritçe ve çeşitli yerel dillerin kullanılmış olması, çok dilli bir yapıya işaret etmektedir. Ak Hunların dili hükümdar adları, unvanlar, kitabeler ve sikkelerden hareketle değerlendirilmektedir. Ancak bu unsurların farklı kültür çevrelerinin etkisini yansıtması, topluluğun ana dilinin kesin olarak tespit edilmesini güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Din ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların hâkimiyet kurduğu bölgelerde Budizm, Hinduizm, Zerdüştîlik ve çeşitli yerel inançlar yaygındı. Geniş bir coğrafyaya yayılan Ak Hun topluluklarının tek bir dine bağlı olmadığı, benimsedikleri inançların yaşadıkları bölgelerin kültürel yapısına göre şekillendiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toharistan ve Hindistan Budizmin önemli merkezleri arasındaydı. Ancak Ak Hunların Budizme yaklaşımı konusunda kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Bazı kayıtlar Budist toplulukların ve dinî yapıların Ak Hun hâkimiyetinde varlığını sürdürdüğünü gösterirken, bazıları Mihirakula&#039;nın Budistlere karşı sert bir siyaset izlediğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabeler ve sikkeler, Hindistan&#039;daki Ak Hun hükümdarlarının Hinduizmden de etkilendiğini göstermektedir. Toraman ve Mihirakula dönemine ait buluntularda Hint dinî geleneğine ait unsurlar yer alırken, İran kültür çevresindeki Ak Hunlar üzerinde Zerdüştîliğin etkili olduğu kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mimari ve sanat ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlardan günümüze ulaşan mimari ve sanatsal eserler, hâkim oldukları bölgelerin yerel gelenekleriyle yakın ilişki içindedir. Şehirler, kaleler, dinî yapılar, kitabeler ve sikkeler başlıca maddi kalıntıları oluşturur. Ak Hun sanatı Orta Asya, İran ve Hint kültürlerinin izlerini taşır. Sikkelerde hükümdar portreleri, dinî semboller ve çeşitli unvanlar yer alır. Bu kültürel çeşitlilik, Ak Hunların farklı medeniyet çevreleri arasındaki konumunu yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
VI. yüzyılın ortalarında Kök Türk Kağanlığı&#039;nın güçlenmesi, Orta Asya&#039;daki siyasi dengeleri değiştirdi. İpek Yolu&#039;nun denetimini ele geçirmek isteyen Kök Türkler, Ak Hunlara karşı Sâsânîlerle ittifak kurdu. Bu ittifak, Sâsânî hükümdarı Anûşirvan ile İstemi Yabgu&#039;nun kızı arasındaki evlilikle pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunlarla Kök Türkler arasındaki ilk çatışmaların 555 yılında başladığı ileri sürülmekle birlikte, kesin sonuç veren kaynaklar bulunmamaktadır. Büyük savaşın ise 558 yılında gerçekleştiği kabul edilmektedir. Kök Türk kuvvetleri Mâverâünnehir&#039;de ilerleyerek Nahşab yakınlarında Ak Hun ordusunu yenilgiye uğratırken, Sâsânîler Belh&#039;i ele geçirip Toharistan, Zâbülistan ve Çağaniyan&#039;a hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiyle Ak Hun Devleti&#039;nin merkezî otoritesi çöktü ve toprakları Kök Türkler ile Sâsânîler arasında paylaşıldı. Bununla birlikte Ak Hun toplulukları tamamen ortadan kalkmadı; bir bölümü Kök Türk hâkimiyetine girerken, diğerleri Toharistan, Türkistan&#039;ın güneyi ve Kuzey Hindistan&#039;da varlığını bir süre daha sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ak Hunların devamı kabul edilen topluluklar ==&lt;br /&gt;
Ak Hun Devleti&#039;nin yıkılmasından sonra hangi toplulukların onların devamı olduğu kesin olarak belirlenememiştir. Kalaçlar, Karluklar, Kanglılar, Kümidhler, Gurlular, Gûcarlar, Racputlar ve Avarlar Ak Hunlarla ilişkilendirilen başlıca topluluklardır. Ancak bu ilişkilerin kesinliği tartışmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunlarla Avrupa Avarları arasında bağlantı kuran görüşler, Uar ve Hun adları, Bizans kaynakları ile Kök Türk yazıtlarında geçen Apar adına dayanmaktadır. Bu görüşe göre, Ak Hun Devleti&#039;nin yıkılmasından sonra batıya yönelen bazı gruplar Avrupa&#039;daki Avar oluşumuna katılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkistan ve Toharistan&#039;da kalan Ak Hun toplulukları ise yerel halklarla kaynaşarak varlıklarını sürdürdü. Bölgede daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan bazı topluluk ve hanedanların Ak Hun mirasını taşıdığı ileri sürülmekle birlikte, kaynakların yetersizliği ve farklı halklarla yaşanan kaynaşma bu sürekliliğin kesin olarak ortaya konulmasını güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mirası ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlar, V ve VI. yüzyıllarda Orta Asya, İran ve Hindistan arasındaki siyasi dengelerin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Sâsânî hükümdarı Fîrûz&#039;u yenilgiye uğratmaları, I. Kubâd&#039;ın yeniden tahta çıkmasına destek vermeleri ve Gupta İmparatorluğu ile mücadeleleri, dönemin başlıca bölgesel güçlerinden biri olduklarını göstermektedir. İpek Yolu üzerindeki hâkimiyetleri ekonomik güçlerini artırırken, farklı kültür çevrelerini aynı siyasi yapı içinde bir araya getirmeleri yönetim, din ve sanat alanlarında Orta Asya, İran ve Hindistan geleneklerinin kaynaşmasına zemin hazırladı. Merkezî devletleri VI. yüzyılın ortalarında yıkılmış olmakla birlikte, Ak Hun toplulukları farklı bölgelerde varlıklarını sürdürdü. Siyasi ve kültürel mirasları, Orta Asya&#039;dan Kuzey Hindistan&#039;a uzanan geniş bir coğrafyada etkisini uzun süre korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynakça ==&lt;br /&gt;
Savaş, Müslüme Melis. &#039;&#039;Ak Hunlar&#039;&#039;. İstanbul: Selenge Yayınları, 2024.&lt;br /&gt;
[[Kategori:Afganistan tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:İran tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Pakistan tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Türk tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Orta Asya tarihi]]&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Ak_Hunlar&amp;diff=421</id>
		<title>Ak Hunlar</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Ak_Hunlar&amp;diff=421"/>
		<updated>2026-07-27T10:26:03Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Siyasi tarihin başlangıcı */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Ak Hunlar, V. ve VI. yüzyıllarda [[Orta Asya]], Afganistan ve Kuzey Hindistan&#039;da hüküm süren önemli bir bozkır devletidir. Kaynaklarda Heftalitler, Eftalitler ve Beyaz Hunlar gibi farklı adlarla da anılan bu topluluk, Sasani İmparatorluğu ile mücadele etmiş, Mâverâünnehir, Tohâristan ve Gandhara başta olmak üzere geniş bir coğrafyada siyasi hâkimiyet kurmuştur. İpek Yolu üzerindeki stratejik konumu sayesinde bölgesel ticaret ve kültürel etkileşimde önemli rol oynayan Ak Hunlar, Orta Asya tarihinin en güçlü devletlerinden biri olarak sonraki Türk ve Orta Asya siyasi gelenekleri üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Adları ve tarihî kaynaklar ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlara ilişkin bilgiler Çin, Hint, Bizans, Ermeni, Süryani ve İslam kaynaklarına dayanmaktadır. Bu eserlerin farklı dönemlerde ve kültürel çevrelerde kaleme alınmış olması, topluluğun farklı adlarla anılmasına ve bu adların yorumlanmasında güçlükler doğmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çin kaynaklarında Ak Hunlardan ilk defa V. yüzyılın ortalarında açık biçimde söz edilmektedir. Hanedan tarihlerinin yanı sıra Budist seyyahlar Sung Yün ve Hsüan Tsang&#039;ın anlatıları da ülkenin coğrafyası, şehirleri, yönetimi ve dinî hayatına dair önemli bilgiler içerir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hint kaynaklarında geçen &#039;&#039;&#039;Hūna&#039;&#039;&#039; adı her zaman Ak Hunları ifade etmediğinden, bu metinlerdeki bütün kayıtların doğrudan Ak Hunlarla ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Toraman ve Mihirakula dönemlerine ait Eran, Kura ve Gwalior kitabeleri ile hükümdarlar adına basılan sikkeler, Ak Hunların Hindistan&#039;daki faaliyetlerini aydınlatan başlıca kaynaklardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizans kaynaklarında Ak Hunlar &#039;&#039;&#039;Eftalit&#039;&#039;&#039;, İslam kaynaklarında ise &#039;&#039;&#039;Haytal&#039;&#039;&#039; adıyla anılmış; ayrıca [[Halaçlar]]&amp;lt;nowiki/&amp;gt;la ilişkileri üzerinde de durulmuştur. Kaynaklarda geçen Ak Hun, Eftalit, Haytal ve Hūna adlarının her zaman aynı topluluğu ifade edip etmediği ise tartışmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kökenleri ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar onları Yüe-çilerin bir kolu veya bölgede daha önce yaşayan toplulukların devamı olarak değerlendirirken, bazıları İranî kökenli olduklarını ya da zamanla İran kültür çevresinin etkisine girdiklerini savunmuştur. Ak Hunları Asya Hunlarının batıdaki devamı kabul eden görüş ise onların Tölös boylar birliği içindeki Apar, Uar veya Var topluluklarıyla bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir. Buna karşılık, Ak Hunların farklı kavimlerin oluşturduğu bir topluluklar birliği olduğu görüşü de yaygın kabul görmektedir. Mevcut kaynaklar, bu görüşlerden herhangi birini kesin biçimde doğrulamaya yeterli değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hâkimiyet alanı ==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Ak Hunlar harita.png|sol|küçükresim|Ak Hunların hâkimiyet alanı ve çevresindeki başlıca siyasi güçler. ]]&lt;br /&gt;
Ak Hunların siyasi merkezleri Ceyhun çevresi, Toharistan ve Belh bölgesinde bulunuyordu. Hâkimiyet alanları kuzeyde Mâverâünnehir’e, güneyde Afganistan ve Kuzey Hindistan’a, batıda Doğu İran’a kadar uzanıyordu. Tirmiz, Çağaniyan ve Belh başlıca merkezler arasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belh, stratejik konumu ve ticaret yolları üzerindeki yeri sayesinde devletin en önemli şehirlerinden biri hâline geldi. Toharistan ise çok sayıda yerel yönetime sahip geniş bir bölgeydi. Çinli seyyahların aktardığı bilgilere göre burada tarım ve hayvancılık yapılmakta, ticarette altın ve gümüş sikkeler kullanılmaktaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun hâkimiyet alanı dönemlere göre değişiklik göstermiş, Türkistan’daki merkezî yönetim ile Hindistan’daki siyasi faaliyetlerin ilişkisi ise tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Siyasi tarihin başlangıcı ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların oluşumunu daha eski dönemlere götüren görüşler bulunsa da, belirgin bir siyasi güç olarak IV. ve V. yüzyıllarda ortaya çıktıkları kabul edilmektedir. V. yüzyılın başlarında Ceyhun’u aşarak Sâsânî Devleti&#039;nin doğu sınırlarına yönelen Ak Hunlar, yüzyılın ortalarında Belh ve çevresini ele geçirerek Orta Asya&#039;nın başlıca güçlerinden biri hâline geldiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunların yükselişi, Sâsânîlerin doğu sınırlarındaki mücadelelerle yakından bağlantılıdır. Aynı dönemde Kuzey Hindistan&#039;a ilerleyen Ak Hunlar, [[Gupta İmparatorluğu]] ile karşı karşıya geldi. Böylece devletin siyasi faaliyetleri İran ve Hindistan olmak üzere iki ana bölgede yoğunlaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Sâsânîlerle ilişkiler ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlar ile Sâsânîler arasındaki ilişkiler savaşlarla sınırlı kalmamış; ittifaklar, siyasi evlilikler ve taht mücadelelerine verilen destekler de bu ilişkilerin bir parçası olmuştur. Behram Gur ve II. Yezdicerd dönemlerinde doğu sınırındaki Hun topluluklarıyla çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Mücadelenin en önemli safhası Sâsânî hükümdarı Fîrûz döneminde yaşandı. Fîrûz, Ak Hunlara karşı düzenlediği seferlerde art arda yenilgiye uğradı. Yapılan anlaşmalara rağmen yeniden sefere çıkması üzerine 484 yılında gerçekleşen savaşta ordusuyla birlikte hayatını kaybetti. Fîrûz&#039;un ölümünün ardından Ak Hunların Sâsânî siyaseti üzerindeki nüfuzu arttı. Tahttan uzaklaştırılan I. Kubâd, Ak Hunlara sığınarak onların desteğiyle yeniden hükümdar oldu. Bu gelişme, V. yüzyılın sonlarında Ak Hunların ulaştığı siyasi etkinliği göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Hindistan’daki faaliyetler ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların Kuzey Hindistan’a yönelik faaliyetleri V. yüzyılda yoğunlaştı. Gupta hükümdarı Skandagupta ilk saldırıları durdurmayı başardıysa da, Gupta Devleti&#039;nin zayıflaması Ak Hunların Kuzey Pakistan, Afganistan ve Hindistan&#039;ın iç kesimlerine ilerlemesini kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hindistan&#039;daki Ak Hun hâkimiyetinin önde gelen hükümdarlarından Toraman, Gandhara, Pencap ve Orta Hindistan&#039;ın bazı bölgelerinde egemenlik kurdu. Eran kitabesi ile adına basılan sikkeler, Ak Hunların bu dönemde Hindistan&#039;ın iç kesimlerine kadar ulaştığını göstermektedir. Toraman&#039;ın ardından oğlu Mihirakula hükümdar oldu. Onun dönemi Keşmir, Gandhara ve Kuzey Hindistan&#039;daki mücadelelerle geçti. Kitabeler, Sanskritçe eserler ve Çin kaynakları Mihirakula&#039;yı güçlü ve sert bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Hint hükümdarlarının direnişi sonucunda Mihirakula&#039;nın hâkimiyet alanı daraldı. VI. yüzyılın ilk yarısındaki yenilgiler, Ak Hunların Hindistan&#039;daki siyasi gücünü zayıflattı. Bununla birlikte Ak Hunlara bağlı topluluklar ve yerel hanedanlar bölgedeki varlıklarını bir süre daha sürdürdü. Toraman ve Mihirakula geleneksel olarak Ak Hun hükümdarları arasında değerlendirilmekle birlikte, bunların doğrudan Ak Hunlara mı yoksa Ak Hunlarla bağlantılı başka bir siyasi oluşuma mı mensup oldukları kesin değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yönetim yapısı ==&lt;br /&gt;
Ak Hun Devleti, farklı kabileler ve yerel yönetimlerin merkezî otoriteye bağlı olduğu bir siyasi yapıya sahipti. Yönetimin kuzey ve güney olmak üzere iki bölüme ayrılmış olabileceği ileri sürülmektedir. Merkeze bağlı yerel yöneticiler, kendi bölgelerinde belirli ölçüde özerk hareket edebiliyordu. Devletin başında hükümdar bulunuyor, hatun da yönetimde önemli bir rol üstleniyordu. Hatunların resmî törenlere ve devlet işlerine katılması, eski Türk devlet geleneğiyle ilişkilendirilmektedir. Ak Hun hükümdarları farklı bölgelerde çeşitli unvanlar kullandı. Bu unvanlar Türk, İran ve Hint siyasi geleneklerinin etkilerini yansıtmakta olup, devletin çok kültürlü yapısını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Toplumsal hayat ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların yaşayışına dair Çin ve Bizans kaynakları farklı bilgiler içermektedir. Çin kayıtlarında halkın su ve otlakları izleyerek keçeden yapılmış çadırlarda yaşadığı belirtilirken, Bizans kaynakları onları belirli bir hükümdara bağlı, düzenli bir yönetim altında yaşayan ve diğer Hun topluluklarından ayrılan bir toplum olarak tanıtmaktadır. Bu veriler, Ak Hunlarda konargöçer ve yerleşik hayatın bir arada bulunduğunu göstermektedir. İlk dönemlerde hayvancılık ağırlıklı olmakla birlikte, tarım bölgeleri ve şehirlerin ele geçirilmesiyle ekonomik ve toplumsal yapı çeşitlenmiştir. Çin kaynaklarında bir kadının birden fazla erkekle evlenebildiğine dair kayıtlar yer almakla birlikte, bu uygulamanın bütün Ak Hun toplumunda mı yoksa belirli gruplar arasında mı görüldüğü bilinmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ekonomi ==&lt;br /&gt;
Ak Hun ekonomisi hayvancılık, tarım, ticaret, vergi ve savaş gelirlerine dayanıyordu. Konargöçer topluluklarda hayvancılık başlıca geçim kaynağını oluştururken, verimli bölgelerin ele geçirilmesiyle tarımsal üretim de ekonomik yapının önemli unsurlarından biri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpek Yolu üzerindeki önemli güzergâhların denetimi, Ak Hunların ekonomik gücünü artırdı. Doğu ile Batı arasındaki ticaretten sağlanan gelirler devletin genişleme siyasetini destekledi. Altın ve gümüş sikkelerin kullanılması, para ekonomisinin özellikle şehirlerde ve ticaret merkezlerinde geliştiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun sikkeleri Sâsânî ve Hint para geleneklerinin etkilerini yansıtır. Üzerlerinde hükümdar adları ve unvanlarının yer alması, bu sikkeleri ekonomik hayatın yanı sıra siyasi ve kültürel ilişkilerin incelenmesinde de önemli bir kaynak hâline getirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Dil ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların konuştuğu dil kesin olarak belirlenememiştir. Çin kaynaklarında ülkede kullanılan bir yazı sisteminden söz edilmekle birlikte bunun niteliği açık değildir. Hâkimiyet alanında Türkçe, İran dilleri, Sanskritçe ve çeşitli yerel dillerin kullanılmış olması, çok dilli bir yapıya işaret etmektedir. Ak Hunların dili hükümdar adları, unvanlar, kitabeler ve sikkelerden hareketle değerlendirilmektedir. Ancak bu unsurların farklı kültür çevrelerinin etkisini yansıtması, topluluğun ana dilinin kesin olarak tespit edilmesini güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Din ==&lt;br /&gt;
Ak Hunların hâkimiyet kurduğu bölgelerde Budizm, Hinduizm, Zerdüştîlik ve çeşitli yerel inançlar yaygındı. Geniş bir coğrafyaya yayılan Ak Hun topluluklarının tek bir dine bağlı olmadığı, benimsedikleri inançların yaşadıkları bölgelerin kültürel yapısına göre şekillendiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toharistan ve Hindistan Budizmin önemli merkezleri arasındaydı. Ancak Ak Hunların Budizme yaklaşımı konusunda kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Bazı kayıtlar Budist toplulukların ve dinî yapıların Ak Hun hâkimiyetinde varlığını sürdürdüğünü gösterirken, bazıları Mihirakula&#039;nın Budistlere karşı sert bir siyaset izlediğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabeler ve sikkeler, Hindistan&#039;daki Ak Hun hükümdarlarının Hinduizmden de etkilendiğini göstermektedir. Toraman ve Mihirakula dönemine ait buluntularda Hint dinî geleneğine ait unsurlar yer alırken, İran kültür çevresindeki Ak Hunlar üzerinde Zerdüştîliğin etkili olduğu kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Mimari ve sanat ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlardan günümüze ulaşan mimari ve sanatsal eserler, hâkim oldukları bölgelerin yerel gelenekleriyle yakın ilişki içindedir. Şehirler, kaleler, dinî yapılar, kitabeler ve sikkeler başlıca maddi kalıntıları oluşturur. Ak Hun sanatı Orta Asya, İran ve Hint kültürlerinin izlerini taşır. Sikkelerde hükümdar portreleri, dinî semboller ve çeşitli unvanlar yer alır. Bu kültürel çeşitlilik, Ak Hunların farklı medeniyet çevreleri arasındaki konumunu yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Yıkılışı ==&lt;br /&gt;
VI. yüzyılın ortalarında Kök Türk Kağanlığı&#039;nın güçlenmesi, Orta Asya&#039;daki siyasi dengeleri değiştirdi. İpek Yolu&#039;nun denetimini ele geçirmek isteyen Kök Türkler, Ak Hunlara karşı Sâsânîlerle ittifak kurdu. Bu ittifak, Sâsânî hükümdarı Anûşirvan ile İstemi Yabgu&#039;nun kızı arasındaki evlilikle pekiştirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunlarla Kök Türkler arasındaki ilk çatışmaların 555 yılında başladığı ileri sürülmekle birlikte, kesin sonuç veren kaynaklar bulunmamaktadır. Büyük savaşın ise 558 yılında gerçekleştiği kabul edilmektedir. Kök Türk kuvvetleri Mâverâünnehir&#039;de ilerleyerek Nahşab yakınlarında Ak Hun ordusunu yenilgiye uğratırken, Sâsânîler Belh&#039;i ele geçirip Toharistan, Zâbülistan ve Çağaniyan&#039;a hâkim oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yenilgiyle Ak Hun Devleti&#039;nin merkezî otoritesi çöktü ve toprakları Kök Türkler ile Sâsânîler arasında paylaşıldı. Bununla birlikte Ak Hun toplulukları tamamen ortadan kalkmadı; bir bölümü Kök Türk hâkimiyetine girerken, diğerleri Toharistan, Türkistan&#039;ın güneyi ve Kuzey Hindistan&#039;da varlığını bir süre daha sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Ak Hunların devamı kabul edilen topluluklar ==&lt;br /&gt;
Ak Hun Devleti&#039;nin yıkılmasından sonra hangi toplulukların onların devamı olduğu kesin olarak belirlenememiştir. Kalaçlar, Karluklar, Kanglılar, Kümidhler, Gurlular, Gûcarlar, Racputlar ve Avarlar Ak Hunlarla ilişkilendirilen başlıca topluluklardır. Ancak bu ilişkilerin kesinliği tartışmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hunlarla Avrupa Avarları arasında bağlantı kuran görüşler, Uar ve Hun adları, Bizans kaynakları ile Kök Türk yazıtlarında geçen Apar adına dayanmaktadır. Bu görüşe göre, Ak Hun Devleti&#039;nin yıkılmasından sonra batıya yönelen bazı gruplar Avrupa&#039;daki Avar oluşumuna katılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkistan ve Toharistan&#039;da kalan Ak Hun toplulukları ise yerel halklarla kaynaşarak varlıklarını sürdürdü. Bölgede daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan bazı topluluk ve hanedanların Ak Hun mirasını taşıdığı ileri sürülmekle birlikte, kaynakların yetersizliği ve farklı halklarla yaşanan kaynaşma bu sürekliliğin kesin olarak ortaya konulmasını güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Tarihî önemi ==&lt;br /&gt;
Ak Hunlar, V ve VI. yüzyıllarda Orta Asya, İran ve Hindistan arasındaki siyasi dengelerin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Sâsânî hükümdarı Fîrûz&#039;u yenilgiye uğratmaları, I. Kubâd&#039;ın yeniden tahta çıkmasına destek vermeleri ve Gupta İmparatorluğu ile mücadeleleri, dönemin başlıca bölgesel güçlerinden biri olduklarını göstermektedir. İpek Yolu üzerindeki hâkimiyetleri ekonomik güçlerini artırırken, farklı kültür çevrelerini aynı siyasi yapı içinde bir araya getirmeleri yönetim, din ve sanat alanlarında Orta Asya, İran ve Hindistan geleneklerinin kaynaşmasına zemin hazırladı. Merkezî devletleri VI. yüzyılın ortalarında yıkılmış olmakla birlikte, Ak Hun toplulukları farklı bölgelerde varlıklarını sürdürdü. Siyasi ve kültürel mirasları, Orta Asya&#039;dan Kuzey Hindistan&#039;a uzanan geniş bir coğrafyada etkisini uzun süre korudu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Kaynakça ==&lt;br /&gt;
Savaş, Müslüme Melis. &#039;&#039;Ak Hunlar&#039;&#039;. İstanbul: Selenge Yayınları, 2024.&lt;br /&gt;
[[Kategori:Afganistan tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:İran tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Pakistan tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Türk tarihi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Orta Asya tarihi]]&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://www.ansiklo.com/index.php?title=Gupta_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu&amp;diff=420</id>
		<title>Gupta İmparatorluğu</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.ansiklo.com/index.php?title=Gupta_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu&amp;diff=420"/>
		<updated>2026-07-27T10:25:41Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;Admin: /* Gupta İmparatorluğu&amp;#039;ndan Önce Hindistan&amp;#039;ın Siyasi ve Kültürel Durumu */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;Gupta İmparatorluğu, IV. yüzyılın başlarında Magadha merkezli olarak Kuzey Hindistan&#039;da kurulan ve yaklaşık iki yüzyıl boyunca bölgenin en güçlü siyasi teşekkülü olan Hint hanedanıdır. Çandragupta I tarafından temelleri atılan devlet, özellikle Samudragupta ve II. Çandragupta dönemlerinde en geniş sınırlarına ulaşmış; siyasi istikrarın yanı sıra edebiyat, bilim, sanat ve mimaride gösterdiği gelişmeler sayesinde Hindistan tarihinin Klasik Çağı veya Altın Çağı olarak kabul edilen döneme öncülük etmiştir. V. yüzyılın sonlarından itibaren Ak Hun akınları ve hanedan içi mücadeleler sonucu zayıflayan imparatorluk, VI. yüzyılda siyasi bütünlüğünü kaybetmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Gupta İmparatorluğu&#039;ndan Önce Hindistan&#039;ın Siyasi ve Kültürel Durumu ==&lt;br /&gt;
Maurya İmparatorluğu&#039;nun MÖ II. yüzyılda dağılmasından Gupta İmparatorluğu&#039;nun IV. yüzyıl başlarında ortaya çıkışına kadar geçen yaklaşık beş yüzyıllık dönem, Kuzey Hindistan&#039;da siyasi parçalanmanın yaşandığı bir süreçtir. Bu dönemde bölgede kalıcı bir merkezî otorite kurulamadı; farklı hanedanlar ve yerel güçler kısa süreli hâkimiyet mücadeleleri yürüttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siyasi gelişmelerde dış kökenli topluluklar belirleyici rol oynadı. Sakalar kuzeybatı Hindistan&#039;da satraplıklar hâlinde hüküm sürerken, Kuşanlar Afganistan, Pencap ve Kuzey Hindistan&#039;ın önemli bölümünü kapsayan güçlü bir imparatorluk kurdu. Başkentleri Peşaver olan Kuşanlar, bölgenin en etkili siyasî gücü hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
III. yüzyılın başlarından itibaren Kuşan İmparatorluğu zayıflamaya başladı. Aynı dönemde İran&#039;da Sâsânîler iktidarı ele geçirerek doğuya doğru genişledi ve Kuşan hâkimiyetini baskı altına aldı. Merkezî otoritenin çözülmesiyle Kuzey Hindistan&#039;da yeniden çok sayıda bağımsız veya yarı bağımsız devlet ortaya çıktı. Bu siyasî boşluk, Gupta Hanedanı&#039;nın yükselmesine uygun bir ortam hazırladı. Hanedanın Magadha bölgesinde ortaya çıktığı kabul edilmekle birlikte kuruluş süreci hakkında kesin bilgiler sınırlıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siyasi istikrarsızlığa rağmen bu dönem kültürel açıdan önemli gelişmelere sahne oldu. Kuşan hükümdarlarının desteğiyle Budizm geniş bir yayılma alanı buldu ve Hindistan dışına taşındı. Sanatta ise Greko-Romen etkileri taşıyan Gandhara üslubu ile yerli Mathura geleneğinin birleşmesi, daha sonra Gupta sanatının temelini oluşturacak klasik anlayışı şekillendirdi. Böylece siyasî bakımdan parçalı geçen bu dönem, Gupta Çağı&#039;nın kültürel yükselişine zemin hazırladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Gupta Hanedanlığı ==&lt;br /&gt;
Gupta Hanedanı, IV. ve VI. yüzyıllar arasında Kuzey Hindistan&#039;ın büyük bölümüne hükmeden ve adını Hindistan tarihine veren hanedandır. &amp;quot;Gupta&amp;quot; adına daha erken dönemlerde kişi adı, aile adı ve soy eki olarak rastlanmakla birlikte, bu adın imparatorluk hanedanıyla doğrudan bağlantısı kesin olarak ortaya konulamamıştır. Erken dönem yazıtlarında Gupta adına sahip kişilerin farklı bölgelerde yaşadığı ve çeşitli mesleklerle uğraştığı görülmektedir. Bu durum, adın yalnızca tek bir soya ait olmadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hanedanın adını eski bir Gupta klanından mı aldığı, yoksa Çandragupta I&#039;den sonra hükümdar adlarının sonuna sistemli biçimde &amp;quot;Gupta&amp;quot; eklenmesiyle mi yaygınlaştığı bilinmemektedir. Mevcut veriler, bu konuda kesin bir sonuca ulaşılmasına imkân vermemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Hanedanı, siyasî bakımdan Magadha geleneğinin devamı kabul edilir. Maurya İmparatorluğu&#039;nun yıkılmasından sonra bağımsızlığını koruyan Magadha, III. yüzyılın sonlarında yeniden güç kazandı. Hanedanın yükselişinde, ilk hükümdar Çandragupta I&#039;in Licchavi prensesi Kumaradevi ile yaptığı evlilik önemli rol oynadı. Bu evlilik sayesinde Gupta hâkimiyeti Magadha&#039;dan Prayag&#039;a kadar genişledi ve iki hanedanın ittifakı sikkeler üzerinde de vurgulandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Devleti&#039;nin gerçek yükselişi Çandragupta I döneminde başladı. Yaklaşık 320 yılında tahta çıkan hükümdar, Gupta Devri&#039;nin başlangıcı kabul edilen yeni bir takvim dönemi başlattı. Yerine geçen Samudragupta, uzun hükümdarlığı sırasında Bengal, Ganj-Yamuna havzası ve Orta Hindistan&#039;ın önemli bölümünü egemenlik altına alarak devleti Kuzey Hindistan&#039;ın en güçlü siyasî otoritesi hâline getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparatorluk, II. Çandragupta (Vikramaditya) döneminde en geniş sınırlarına ulaştı. Malwa, Gujarat ve Saurashtra&#039;nın ele geçirilmesiyle Batı Hindistan&#039;daki Saka hâkimiyeti sona erdi ve Gupta Devleti Arap Denizi kıyılarına ulaştı. Böylece batı deniz ticaret yolları üzerinde denetim kurarak Akdeniz dünyasıyla ilişkilerini güçlendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta İmparatorluğu V. yüzyılın ortalarına kadar gücünü korudu. Ancak Ak Hun akınları devletin askerî ve ekonomik yapısını zayıflattı. V. yüzyılın sonlarında merkezî otoritenin çözülmesiyle imparatorluk parçalandı. Magadha&#039;da Gupta hanedanına bağlı yerel yönetimler varlığını bir süre daha sürdürse de imparatorluk siyasî bir güç olarak tarih sahnesinden çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Çandragupta I ===&lt;br /&gt;
Gupta Hanedanı&#039;nın gerçek yükselişi Çandragupta I döneminde başladı. Kendisinden önce hüküm süren Srigupta ile Ghatotkaçagupta &amp;quot;maharaca&amp;quot; unvanını taşımakla birlikte, hüküm sürdükleri bölge ve siyasi konumları hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çandragupta I, Licchavi prensesi Kumaradevi ile evlenerek hanedanın siyasi gücünü önemli ölçüde artırdı. Bu evlilik, Gupta ve Licchavi topraklarının birleşmesini sağladı ve devletin nüfuz alanını Kuzey Bihar&#039;dan Magadha, Oudh ve Prayag&#039;a kadar Ganj Vadisi boyunca genişletti. Hanedanın bastırdığı sikkelerde Kumaradevi ve Licchavi adlarının birlikte yer alması, bu ittifaka verilen önemi göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık 320 yılında tahta çıkan Çandragupta I, Gupta Devri&#039;nin başlangıcı kabul edilen yeni bir takvim dönemi başlattı. Bu nedenle genellikle Gupta İmparatorluğu&#039;nun kurucusu olarak kabul edilir. Bununla birlikte, imparatorluğu geniş bir siyasî güç hâline getiren ve fetihlerle büyüten hükümdar oğlu Samudragupta olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Samudragupta ===&lt;br /&gt;
Samudragupta, Çandragupta I tarafından veliaht ilan edilerek tahta çıkarıldı. Bu tercih, hanedan içinde taht mücadelesine yol açtı. Bazı araştırmacılar, altın sikkelerde adı geçen Kacha&#039;nın bu mücadelede rakip prenslerden biri olduğunu kabul etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık 330/335-375 yılları arasında hüküm süren Samudragupta, Gupta İmparatorluğu&#039;nu Kuzey Hindistan&#039;ın en güçlü devleti hâline getirdi. Askerî başarıları nedeniyle modern tarih yazımında zaman zaman &amp;quot;Hint Napolyonu&amp;quot; olarak anılmıştır. Temel amacı, Kuzey Hindistan&#039;da geniş bir siyasî birlik kurmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdarlığının ilk döneminde Ganj Ovası&#039;ndaki prenslikleri egemenliği altına aldı. Ardından orman topluluklarını itaat altına alarak Deccan&#039;a kadar ilerledi ve Pallava Krallığı&#039;nın merkezi Kanchi&#039;ye ulaştı. Güneyde doğrudan yönetim kurmak yerine bölge hükümdarlarını bağlı devlet statüsünde bıraktı ve elde ettiği ganimetlerle başkente döndü. Bu seferler, Gupta Devleti&#039;nin bölgesel bir krallıktan imparatorluğa dönüşmesinde belirleyici oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fetihlerinin ardından gerçekleştirilen Aşvamedha (at kurbanı) töreniyle evrensel hükümdarlık iddiasını simgesel olarak ilan etti. Allahabad Yazıtı&#039;nda hükümdarın askerî başarıları ve siyasî otoritesi ayrıntılı biçimde övülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Samudragupta döneminde imparatorluk kuzeyde Himalaya eteklerinden güneyde Narmada Nehri&#039;ne, doğuda Brahmaputra Havzası&#039;ndan batıda Yamuna ve Chambal&#039;a kadar uzandı. Punjab ve Malwa&#039;daki çeşitli devletler Gupta üstünlüğünü kabul ederken Samatata, Davaka, Kamarupa, Karttripura ve Nepal gibi sınır krallıkları da vergiye bağlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== II. Çandragupta (Vikramaditya) ===&lt;br /&gt;
II. Çandragupta, yaklaşık 380-413 yılları arasında hüküm sürdü ve Gupta İmparatorluğu&#039;nu en parlak dönemine ulaştırdı. Vikramaditya unvanını kullanan hükümdar, Batı Hindistan&#039;da uzun süredir hüküm süren Sakaları yenerek Malwa, Gujarat ve Saurashtra&#039;yı egemenliği altına aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu fetihlerle imparatorluk Bengal Körfezi&#039;nden Arap Denizi&#039;ne kadar uzandı. Batı kıyılarının ve Ujjain gibi önemli ticaret merkezlerinin ele geçirilmesi, deniz ticaretini Gupta denetimine sokarak devletin ekonomik gücünü önemli ölçüde artırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Çandragupta döneminde zengin altın ve gümüş sikke basımı da gelişti. İlk altın sikkeler Kuşan örneklerini takip ederken, zamanla kendine özgü Gupta üslubu ortaya çıktı. Hükümdar tasvirleri taşıyan bu sikkeler yalnızca ekonomik dolaşım aracı değil, aynı zamanda hanedan otoritesini yansıtan bir propaganda unsuru olarak kullanıldı. Gümüş sikkeler başlangıçta Batı Hindistan&#039;da basılmış, daha sonra imparatorluğun diğer bölgelerine de yayılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hükümdar, diplomatik evliliklere de önem verdi. Kızını Vakataka Kralı II. Rudrasena ile evlendirerek iki hanedan arasında ittifak kurdu. Bu evlilik, Gupta nüfuzunun Orta ve Güney Hindistan&#039;a yayılmasını kolaylaştırırken Vakatakalarla uzun süreli siyasi iş birliğinin temelini oluşturdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Çandragupta&#039;nın hükümdarlığı, Gupta İmparatorluğu&#039;nun hem siyasi ve ekonomik bakımdan güçlendiği hem de kültürel gelişimin hız kazandığı dönem olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Kumaragupta ve Skandagupta ===&lt;br /&gt;
Kumaragupta I, yaklaşık 415 yılında tahta çıktı ve kırk yıl boyunca hüküm sürdü. Döneminde imparatorluğun sınırları büyük ölçüde korundu; yeni fetihler sınırlı kaldı. Bazı kaynaklar, Malwa&#039;nın batısındaki bölgelerin bu dönemde Gupta egemenliğine katıldığını ileri sürmektedir. Genel olarak hükümdarlığı, siyasi istikrar ve barış dönemi olarak değerlendirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dönemde idarî teşkilat da yeniden düzenlendi. İmparatorluk, merkezden atanan valilerin yönettiği eyaletlere ayrıldı. Eyaletler daha küçük idarî birimlere bölünürken köy ve kasabalar yerel yöneticiler tarafından idare edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kumaragupta&#039;nın son yıllarında, Hunlarla bağlantılı olduğu düşünülen Pushyamitra tehdidi ortaya çıktı. Veliaht prens Skandagupta&#039;nın askerî başarısı sayesinde bu tehlike bertaraf edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık 455 yılında tahta çıkan Skandagupta, Gupta Hanedanı&#039;nın son büyük hükümdarı kabul edilir. Hükümdarlığının ilk yıllarında Ak Hun saldırılarını durdurmayı başardı. Ancak uzun süren savaşlar devletin mali kaynaklarını önemli ölçüde tüketti. Buna rağmen imparatorluk idarî yapısını korudu ve Kuzey Hindistan&#039;ın büyük bölümündeki hâkimiyetini sürdürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Skandagupta&#039;nın 467 yılında ölümünden sonra hanedan içinde taht mücadeleleri başladı. Kaynaklar bu dönem için kesin bilgiler vermemektedir. Hanedanın Purugupta kolu üzerinden devam ettiği, ardından Budhagupta ve Narasimhagupta&#039;nın hükümdar olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Kumaragupta II&#039;nin hanedan içindeki yeri ise kesin değildir; Skandagupta&#039;nın veya Purugupta&#039;nın oğlu olduğu yönünde farklı görüşler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
=== Son Hükümdarlar ve Ak Hun İstilaları ===&lt;br /&gt;
Budhagupta (yaklaşık 477-497), Gupta Hanedanı&#039;nın son güçlü hükümdarı kabul edilir. Taht mücadelelerine rağmen imparatorluk onun döneminde varlığını korudu. Ölümünün ardından tahta kardeşi Narasimhagupta geçti. Ancak bu dönemden itibaren Gupta hükümdarlarının otoritesi giderek zayıfladı ve yalnızca sınırlı bölgelerde etkili olabildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hanedan VI. yüzyılın sonlarına kadar varlığını sürdürse de imparatorluk niteliğini büyük ölçüde kaybetti. Dönüm noktası, yaklaşık 510 yılında Eran&#039;da Ak Hunlar karşısında alınan ağır yenilgi oldu. Bu gelişmenin ardından Kuzey Hindistan&#039;ın önemli bir bölümü Ak Hun hâkimiyetine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun egemenliği uzun sürmemesine rağmen bölgenin siyasi ve kültürel yapısını derinden etkiledi. Savaşlar sırasında birçok şehir ve yapı tahrip edildi; özellikle Kuzeybatı Hindistan&#039;daki Budist manastırları büyük zarar gördü ve bunların önemli bir kısmı yeniden eski konumuna ulaşamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ak Hun istilaları, Orta Asya&#039;dan yeni toplulukların Hindistan&#039;a göç etmesini de hızlandırdı. Bu grupların yerel halkla kaynaşması, özellikle Gujarat ve Racput topluluklarının etnik oluşumunda etkili oldu. Böylece Gupta Çağı&#039;nın sona ermesiyle Kuzey Hindistan&#039;da yeni siyasi güçler ortaya çıktı ve bölge Orta Çağ&#039;ın yeni siyasal düzenine geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Din, Edebiyat ve Bilim ==&lt;br /&gt;
Gupta Dönemi, siyasi istikrarın yanı sıra din, edebiyat, bilim ve sanat alanlarındaki gelişmeler nedeniyle Hindistan&#039;ın &#039;&#039;&#039;Klasik Çağı&#039;&#039;&#039; veya &#039;&#039;&#039;Altın Çağı&#039;&#039;&#039; olarak kabul edilir. Bu dönemde Hindu kökenli bir hanedanın Kuzey Hindistan&#039;da yeniden hâkimiyet kurmasıyla Hinduizm güçlü bir canlanma yaşadı. Maurya hükümdarı Aşoka ve onu izleyen birçok yabancı hanedanın Budizmi desteklemesine rağmen Hinduizm ve Caynizm varlıklarını korumuş, Gupta döneminde ise yeniden ön plana çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Devri&#039;nde Vişnu, Şiva ve Surya en yaygın tapınılan tanrılar arasındaydı. Vişnu kültü özellikle Kuzey Hindistan&#039;da güç kazanırken Krishna ve Varaha gibi avatarları geniş kabul gördü. Şiva inancında linga kültü yaygınlığını sürdürdü, Surya adına ise Malwa&#039;daki Mandsor&#039;da tapınaklar inşa edildi. Yakşa ve Naga kültleri de yaşamaya devam etti. Buna karşılık Budizm tamamen ortadan kalkmadı; birçok bölgede varlığını korudu ve farklı dinlere mensup topluluklar uzun süre bir arada yaşadı. Çinli Budist keşiş Fa-hien&#039;in V. yüzyıl başlarında yaptığı gözlemler, dönemin refahını ve Budist manastırlarının faaliyetlerini doğrulamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hinduizmin yeniden güçlenmesi Sanskritçenin de yükselişini beraberinde getirdi. Daha önce resmî yazışmalarda yaygın olan Prakrit&#039;in yerini Sanskrit aldı ve yazıtların büyük bölümü bu dilde kaleme alındı. Sanskrit edebiyatı özellikle şiir ve tiyatro alanında klasik eserlerini bu dönemde verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Devri&#039;nin en tanınmış edebiyatçısı Kālidāsa&#039;dır. Mitoloji ve tarihî geleneklerden yararlanan eserleri Sanskrit edebiyatının en seçkin örnekleri arasında kabul edilir. &#039;&#039;&#039;Abhijñānaśākuntalam&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Vikramorvaśīya&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Mālavikāgnimitram&#039;&#039;&#039; adlı oyunları ile &#039;&#039;&#039;Raghuvaṃśa&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Kumārasambhava&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Meghadūta&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Ṛtusaṃhāra&#039;&#039;&#039; adlı şiirleri ona atfedilen başlıca eserlerdir. Aynı dönemde yaşayan Şudraka&#039;nın &#039;&#039;&#039;Mṛcchakaṭika (Toprak Arabacık)&#039;&#039;&#039; adlı oyunu ise gerçekçi üslubuyla Sanskrit tiyatrosunun önemli eserleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Dönemi&#039;nde birçok Purana son şeklini aldı. &#039;&#039;&#039;Matsya&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Vayu&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Brahmanda&#039;&#039;&#039;, &#039;&#039;&#039;Vişnu&#039;&#039;&#039; ve &#039;&#039;&#039;Garuda Puranaları&#039;&#039;&#039; yalnızca dinî metinler değil, hanedan soyları ve mitolojik anlatılar bakımından da önemli kaynaklar hâline geldi. Bu eserler, Gupta heykel ve tapınak sanatının ikonografik programını büyük ölçüde şekillendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilim alanında da önemli ilerlemeler kaydedildi. Hint matematikçileri astronomi, cebir ve geometri alanlarında özgün çalışmalar ortaya koydu. Dönemin en önemli bilim insanı Aryabhata, sıfır ve kesirleri matematiksel işlemlerde kullandı; karekök ve küpkök hesaplamaları yaptı, astronomik hesaplamalarda önemli sonuçlara ulaştı ve Dünya&#039;nın küresel olduğunu savundu. Varahamihira astronomiyi matematiksel astronomi, yıldız falı ve astroloji olmak üzere üç dala ayırdı. Gupta Devri&#039;nin sonlarına doğru yetişen Brahmagupta ise matematik ve astronomiye yaptığı katkıların yanı sıra cisimlerin yeryüzüne çekildiğine ilişkin açıklamalarıyla dikkat çekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıp alanında da ilerleme sağlandı. Büyük şehirlerde insanlar ve hayvanlar için sağlık kuruluşları bulunuyor, tıp eğitimi ve uygulamaları gelişimini sürdürüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Dönemi&#039;nin bilim, edebiyat ve din alanlarında ortaya koyduğu birikim, sonraki yüzyıllarda Hint uygarlığının temelini oluşturmuş ve Güney ile Güneydoğu Asya üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
== Heykeltıraşlık ve Mimari ==&lt;br /&gt;
Gupta Dönemi, Hint sanatının klasik üslubunun şekillendiği dönemdir. Bu çağda heykeltıraşlık ve mimari büyük gelişme göstermiş, ortaya konan estetik anlayış sonraki yüzyıllarda yalnızca Hindistan&#039;da değil Güney ve Güneydoğu Asya&#039;da da etkisini sürdürmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta sanatı, Kuşan, Mathura ve Gandhara geleneklerini birleştirerek kendine özgü bir üslup geliştirdi. Kuşan sanatının güçlü ve hacimli figür anlayışı daha zarif ve dengeli biçimlere dönüştürülürken, Gandhara sanatından özellikle yüz hatları ve göz biçimleri benimsendi. Heykellerde beden ile ruh arasındaki denge öne çıkarıldı; sakin ifade, ölçülü hareket ve idealize edilmiş insan biçimi Gupta sanatının ayırt edici özellikleri hâline geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dönemin en önemli heykel merkezlerinden biri Sarnath&#039;tı. Burada üretilen Buda heykelleri ince giysi işçiliği, sade kompozisyonu ve dingin yüz ifadeleriyle tanındı. Bu eserler yalnızca Budist sanatını değil, Brahmanik heykeltıraşlığı da etkiledi. Bihar&#039;da bulunan yaklaşık 2,6 metre yüksekliğindeki bakır Sultanganj Buda heykeli de Gupta metal sanatının en önemli örnekleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Devri&#039;nde Hindu tapınak mimarisi de klasik biçimini kazandı. İlk örnekler kare planlı kutsal oda ve ön sundurmadan oluşan sade yapılardı. Daha sonraki dönemde bunlara kule biçimli &#039;&#039;&#039;şikhara&#039;&#039;&#039; eklendi. Tapınakların girişleri tanrı tasvirleri, kapı muhafızları ile Ganga ve Yamuna figürleriyle süslenirken yapılar taş blokların harç kullanılmadan birleştirilmesiyle inşa edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Udayagiri Mağaraları, Gupta sanatının en erken ve en önemli merkezlerinden biridir. Buradaki Varaha kabartması, Vişnu&#039;nun yeryüzünü kurtaran yaban domuzu biçimindeki avatarını betimler ve Gupta kabartma sanatının başyapıtları arasında kabul edilir. Aynı merkezdeki diğer mağaralarda Vişnu, Durga, Ganeşa ve linga tasvirleri yer almakta olup erken Hindu ikonografisinin gelişimini göstermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta tapınak mimarisinin en eski örneklerinden biri Sanchi&#039;deki Tapınak 17&#039;dir. Kare planı, düz çatısı ve sütunlu sundurmasıyla erken tapınak tipini temsil eder. Bu plan daha sonra Deogarh&#039;taki Vişnu Tapınağı&#039;nda geliştirilmiş; kuleli üst yapı ve zengin kabartmalarla klasik Kuzey Hint tapınak mimarisinin temel özellikleri ortaya çıkmıştır. Aynı döneme ait Nachna-Kuthara Parvati Tapınağı ile Bhitargaon Tuğla Tapınağı da Gupta mimarisinin önemli örnekleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gupta Dönemi resim sanatının en önemli eserleri Acanta Mağaraları&#039;nda korunmuştur. Özellikle V. yüzyıla tarihlenen freskler, Budist anlatıları, saray yaşamını ve günlük hayatı başarılı kompozisyonlarla yansıtır. Heykel, mimari ve duvar resmi birlikte değerlendirildiğinde Gupta sanatı, Hint klasik estetiğinin en olgun örneklerini ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;
[[Kategori:Hindistan tarihi]]&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>Admin</name></author>
	</entry>
</feed>