Kıpçaklar: Revizyonlar arasındaki fark
Daha fazla eylem
"== Etimoloji == '''Kıpçaklar ya da Kumanlar''' Türk tarihinin en geniş coğrafyaya yayılan topluluklarından biridir. Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir sahada yaşamaları nedeniyle farklı toplumlar tarafından çeşitli adlarla anılmışlardır. Kaynaklarda geçen bu adlar farklı olmakla birlikte, genel olarak "sarı", "sarımsı" veya "açık sarı" anlamlarıyla ilişkilendirilmektedir. Kıpçaklar, Bizans kaynaklarında ''..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu |
Değişiklik özeti yok |
||
| 20. satır: | 20. satır: | ||
Kuman adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan biri, kelimenin sarımtırak anlamındaki '''ku'''ve '''kuba''' sözcüklerinden türediğini ve '''Kun''' ile '''-man''' ekinin birleşmesiyle oluştuğunu kabul eder. Bir başka görüş ise adın temelinde '''kub''' ve '''kum''' köklerinin bulunduğunu ileri sürmektedir. | Kuman adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan biri, kelimenin sarımtırak anlamındaki '''ku'''ve '''kuba''' sözcüklerinden türediğini ve '''Kun''' ile '''-man''' ekinin birleşmesiyle oluştuğunu kabul eder. Bir başka görüş ise adın temelinde '''kub''' ve '''kum''' köklerinin bulunduğunu ileri sürmektedir. | ||
Kaynaklara göre '''Kuman''' adı, Kun topluluklarının Kıpçaklara katılmasından sonra kullanılmaya başlanmıştır | Kaynaklara göre '''Kuman''' adı, Kun topluluklarının Kıpçaklara katılmasından sonra kullanılmaya başlanmıştır. | ||
== Kıpçakların Erken Tarihleri == | == Kıpçakların Erken Tarihleri == | ||
21.26, 22 Temmuz 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Etimoloji
Kıpçaklar ya da Kumanlar Türk tarihinin en geniş coğrafyaya yayılan topluluklarından biridir. Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir sahada yaşamaları nedeniyle farklı toplumlar tarafından çeşitli adlarla anılmışlardır. Kaynaklarda geçen bu adlar farklı olmakla birlikte, genel olarak "sarı", "sarımsı" veya "açık sarı" anlamlarıyla ilişkilendirilmektedir.
Kıpçaklar, Bizans kaynaklarında Kuman veya Komanoi, Latin kaynaklarında Palladi, Çin kaynaklarında Kinça, Macar kaynaklarında Palocz ve Kun, Rus kaynaklarında Polovtsı, Alman kaynaklarında Falones ve Valwen, Çek kaynaklarında Plawci, Gürcü kaynaklarında Qivca'q, Ermeni kaynaklarında Hardeş, İslam kaynaklarında Kıpçak veya Kafçak, adlarıyla zikredilmektedir.
Kıpçak İsmi
Kıpçak adı, İslam kaynaklarında ilk defa IX. yüzyılın ikinci yarısında İbn Hurdazbih tarafından Hıfşah şeklinde kaydedilmiştir. Daha sonraki Doğu kaynaklarında ise adın Kıvcak, Kıfçak, Hıfçak ve Hıfçag gibi farklı biçimleri görülmektedir.
Kıpçak adının ilk defa VIII. yüzyıla ait Şine-Usu Yazıtı'nda Türk-Kıbçak şeklinde geçtiği uzun süre kabul edilmiştir. Ancak son araştırmalar bu okumanın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Güncel değerlendirmelere göre yazıtta geçen ifade, Kıpçaklarla değil Göktürk Kağanlığı'nın yönetim süresiyle ilgilidir.
Kıpçak adının kökeni hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Halk arasında bu adın "kovuk" veya "içi oyulmuş ağaç" anlamındaki kelimelerle bağlantılı olduğu kabul edilir. Ebu'l Gazi Bahadır Han, eski Türkçede içi boş ağaca çıbcakdenildiğini, bu kelimenin zamanla Kıpçak biçimine dönüştüğünü belirtmektedir.
Kıpçak adı, Oğuz Kağan Destanı'nda da açıklanmaktadır. Destana göre Oğuz Kağan'ın İtbaraklar üzerine yaptığı sefer sırasında, savaşta ölen bir askerin eşi içi oyulmuş bir ağacın içinde doğum yapar. Oğuz Kağan, bu olaydan dolayı çocuğa Kıpçak adını verir. Destanda, Türkçede içi oyulmuş veya çürümüş ağaca Kıpçak denildiği ve Kıpçakların soyunun bu kişiden geldiğine inanıldığı anlatılır.
Kaşgarlı Mahmud ise Divânu Lugâti't-Türk'te Kıpçakları Türk boylarından biri olarak gösterir ve bu topluluğun Kıfçakadıyla tanındığını belirtir. Ayrıca IX. yüzyılın sonları ile X. yüzyıl olaylarını aktaran Ahtı-name adlı kronikte de Kıpçak adına yer verildiği ifade edilmektedir.
Kuman İsmi
Kuman adı, "solgun", "sarımtırak" veya "açık kızıl" anlamlarıyla açıklanmaktadır. Rus yıllıklarında bu adın şahıs ismi olarak kullanıldığı da görülmektedir.
Kuman adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan biri, kelimenin sarımtırak anlamındaki kuve kuba sözcüklerinden türediğini ve Kun ile -man ekinin birleşmesiyle oluştuğunu kabul eder. Bir başka görüş ise adın temelinde kub ve kum köklerinin bulunduğunu ileri sürmektedir.
Kaynaklara göre Kuman adı, Kun topluluklarının Kıpçaklara katılmasından sonra kullanılmaya başlanmıştır.
Kıpçakların Erken Tarihleri
Kıpçakların kökeni ve erken dönem tarihleri Türk tarihçiliğinin en tartışmalı konularından biridir. Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar Kıpçakları Amur Nehri çevresinde yaşayan Murqa adlı Moğol topluluğuna, bazıları ise T'u-yü-hunlarla ilişkilendirmiştir. Ayrıca Kıpçakların Hint-Avrupalı kökenli olduğunu ileri süren görüşler de bulunmaktadır. Ancak bu görüşler arasında kesin bir görüş birliği yoktur.
Mevcut verilere göre Kıpçakların tarihi IV. yüzyıla kadar takip edilebilmektedir. Bu dönemde Ting-ling boy grubu içerisinde, Altay ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede yaşamaktaydılar. V. yüzyılda Töles boy birliği içinde yer alan Kıpçaklar, VII. yüzyılda da Töleslerin merkez grubunda bulunuyordu. VIII. yüzyılda ise Batı Göktürk Kağanlığı sınırları içerisinde yaşamlarını sürdürdüler.
Kimek-Kıpçak İlişkileri
Kıpçaklarla Kimekler arasındaki ilişki de erken dönem tarihinin tartışmalı konularındandır. X. yüzyılın sonlarında kaleme alınan Hudûdü'l-Âlem'de Kıpçaklar ve Kimekler ayrı topluluklar olarak gösterilmektedir.
Gerdizî'nin aktardığı rivayete göre ise Kıpçaklar, Kimek topluluğunun oluşumunda yer alan boylardan biridir. Rivayette, Tatar hükümdarının küçük oğlu Şad'ın yurdunu terk ederek yeni bir bölgeye yerleşmesi ve zamanla İmi, İmak, Tatar, Belender, Kıpçak, Lankaz ve Eclad topluluklarının onun etrafında toplanması anlatılmaktadır.
Bir görüşe göre Kıpçaklar, 742 yılında Uygurlara yenilmelerinin ardından İrtiş Nehri çevresine göç ederek Kimeklere katıldı. Başka bir görüş ise bu birleşmenin Batı Göktürk Kağanlığı'nın yıkılmasından sonra, VIII. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştiğini kabul etmektedir.
IX. yüzyılda Kıpçaklar, ağırlık merkezi İrtiş Nehri olan Kimek Konfederasyonu içerisinde yer almaktaydı. Bununla birlikte bütün Kıpçak boyları Kimek yönetimine bağlı değildi. Ender ez-Kıpçak adıyla bilinen bazı gruplar Kimek ülkesinde bağımsız olarak yaşamlarını sürdürüyordu. Aynı dönemde Kimekler İrtiş havzasında, Kıpçaklar ise onların batısındaki Orta Kazakistan bozkırlarında bulunuyordu.
X. yüzyılda Kıpçak adının bütün Kimek topluluğu için kullanılmaya başlaması, iki topluluk arasındaki yakın ilişkiyi göstermektedir. Buna karşılık XI. yüzyılın ikinci yarısında Kaşgarlı Mahmud'un eserinde Kıpçakların kendilerini Kimeklerden ayrı bir topluluk olarak gördükleri anlaşılmaktadır.
Kimek Devleti'nin Yıkılışı ve Kıpçakların Ortaya Çıkışı
Kimek Devleti, iç siyasî mücadeleler ve dış baskılar sonucunda zayıflayarak yıkılış sürecine girdi. Bu gelişmeler, Orta Asya'da doğudan batıya doğru büyük göç hareketlerini başlattı. Göç sürecinin X. yüzyılda başladığı ve XI. yüzyılın ilk yarısında yoğunlaştığı kabul edilmektedir.
Bu göçlere katılan Kay ve Kun topluluklarının Kıpçaklarla birleşmesi sonucunda Kıpçak adıyla anılan yeni siyasî topluluk ortaya çıktı.
Kimek Devleti'nin son dönemlerinde Oğuzlar İdil-Seyhun-İrtiş arasında, Kıpçaklar Tobol ve İşim çevresinde, Sarı Uygurlar Nan-şan bölgesinde, Öngütler Hoang-ho yakınlarında, Kunlar ise doğuda yaşamaktaydı.
Bu dönemde Kıpçakların batı komşusu Peçeneklerdi. İki topluluk arasındaki sınırı Yayık Nehri'nin güneydoğusu ile Aral Gölü'nün kuzeyi oluşturuyordu. X. yüzyılın ikinci yarısı ile XI. yüzyılın ilk yarısında Kıpçaklar, Aral Gölü ile İdil Nehri arasındaki bozkırlarda yaşamaktaydı.Aşağıdaki bölüm, yalnızca verilen metne dayanılarak tekrarları azaltılmış ve ansiklopedi üslubuna uyarlanmıştır.
Batıya Göçleri
Kıpçaklar batıya yönelmesinde, 916 yılı dolaylarında Çin'in kuzeyinde kurulan Kitay Devleti'nin oluşturduğu baskı etkili oldu. Bu hareket yalnız Kıpçakları değil, Orta Asya'daki birçok topluluğu etkiledi. Kimek Devleti'nin aynı dönemde yıkılış sürecine girmesi de bölgedeki boyların hareketliliğini artırdı. Kimeklerin bir bölümü Kıpçaklarla birlikte Güney Rusya bozkırlarına ulaştı.
Kıpçakların batı ve güneybatı yönündeki göçleri XI. yüzyılın başlarında hızlandı. Bu hareket Mervezî ve Urfalı Mateos tarafından farklı biçimlerde aktarılmıştır.
Mervezî'ye göre Kitaylardan kaçan Kunlar, kendilerinden daha güçlü olan Kayların baskısıyla yurtlarını terk etti. Kaylar Sarilerin, Sariler Türkmenlerin, Türkmenler Oğuzların, Oğuzlar ise Peçeneklerin topraklarına yöneldi. Böylece doğudan batıya doğru birbirini izleyen bir göç zinciri meydana geldi.
Urfalı Mateos da 1050-1051 yıllarında gerçekleşen benzer bir hareketten söz eder. Onun anlatımına göre Yılan adı verilen topluluk Hardeşleri, Hardeşler Uzları, Uzlar da Peçenekleri batıya doğru sürdü. Bu toplulukların hareketi sonunda Bizans topraklarına yöneldi.
Göç hareketinde adı geçen Kaylar, XI. yüzyılın başlarında İrtiş havzasının kuzeyi ile Altay Dağları çevresinde yaşayan Kıpçak ve Yemeklerle komşuydu. Kunlar ise Kansu-Ordos bölgesinin kuzeyinden gelmişti. Daha önce Töles birliği içinde bulunan Kunlar, 840 yılından sonra Moğolistan'ın doğusuna göç etmiş, X. yüzyılın sonlarında yeniden batıya yönelmişti.
Karahanlı hükümdarı Togan Han'ın baskısıyla kuzeye çekilen Kunlar, Balkaş Gölü ile İrtiş Nehri arasındaki Kıpçaklarla birleşti. Güçlenen bu topluluk İdil Nehri üzerinden batıya ilerledi. Aynı dönemde Kıpçakların Oğuzlar üzerindeki baskısı arttı ve Oğuzlar batıya göç etmek zorunda kaldı. XI. yüzyılın ikinci çeyreğinde Kıpçaklar Siriderya'nın orta ve aşağı kesimlerinden Aral Gölü, Hazar Denizi ve daha batıdaki bozkırlara yayıldı.
Bu göç hareketinin sonunda Kunlar ile Kıpçaklar birleşerek bir konfederasyon oluşturdu. Topluluk XI. yüzyılın ilk yarısından itibaren Kıpçaklar adıyla batıya doğru ilerlemeye başladı.
Kıpçakların Doğu Avrupa'ya ulaşarak geniş bir hâkimiyet kurmaları XI. yüzyılın sonlarında gerçekleşti. XI. yüzyıldan XIII. yüzyılın ilk yarısına kadar süren bu dönem dört safhaya ayrılmaktadır. İlk safha XI. yüzyılın ortalarından XII. yüzyılın başına, ikinci safha XII. yüzyılın 20'li yıllarından 60'lı yıllarına, üçüncü safha XII. yüzyılın ikinci yarısına, son safha ise XII. yüzyılın sonundan XIII. yüzyılın ilk yıllarına kadar uzanır.
İlk dönemde Kıpçaklar komşu ülkelere akınlar düzenledi ve geçici göç alanları elde etti. Bug Nehri'ne kadar ilerleyen gruplar Rus, Bizans, Macar ve Leh topraklarına yöneldi. Peçenekler ile Uzların boşalttığı bozkırları ele geçirerek Don Nehri'nin güneyine, ardından Dinyeper havzasına ulaştılar.
XI. yüzyılın başlarında Yayık Nehri'nin batısından İdil bölgesine ilerlediler. 1030'lu yıllarda İdil çevresinde görülen Kıpçaklar, Uzları Don boylarından çıkardı. Aynı dönemde bazı gruplar Harezm çevresine yerleşerek Harezmşahlarla komşu oldu. Kısa sürede İrtiş ile İdil arasındaki bozkırlar üzerinde hâkimiyet kurdular.
Bu genişleme sırasında Kıpçaklar İdil Nehri esas alınarak doğu ve batı gruplarına ayrıldı. Doğu grubunda Alp-Kara Uran soyunun, batı grubunda ise Osen soyunun hâkim olduğu belirtilmektedir. Doğu Kıpçaklarının toprakları batı grubuna göre daha genişti.
1048 yılı dolaylarında Dinyeper'in sol kıyısına hâkim oldular ve sonraki yıllarda bütün Dinyeper havzasına yayıldılar. 1064'te Macaristan'da görüldüler, 1085'te ise bölgede etkili hâle geldiler. Buradan Bizans topraklarına yönelen Kıpçaklardan Bizans kaynaklarında ilk kez 1078 yılında söz edildi. Bu tarihten sonra Bizans ordusunda da görev aldılar.
1080'li yıllarda Don ve Dinyester bölgelerini merkez edinerek Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırların başlıca gücü hâline geldiler. Aynı dönemde Tuna'nın güneyine ve Karpatlar'a kadar ulaştılar. 1087'den itibaren Tuna boylarında yoğun biçimde görülmeye başladılar. Bölgeye kesin olarak yerleşmelerinin 1090'lı yıllarda veya XII. yüzyılın ortalarında gerçekleştiği yönünde iki ayrı görüş bulunmaktadır.
XI. yüzyılın sonunda Kıpçaklar, Asya'dan Avrupa'ya uzanan Karadeniz'in kuzeyindeki bozkır kuşağının büyük bölümüne hâkimdi. Bu genişlemede Bonyak, Tugorkan, Sarukan ve Altınopa gibi başbuğlar önemli rol oynadı.
Kıpçak Grupları ve Yayıldıkları Sahalar
XI. yüzyılın ortalarından XII. yüzyılın başlarına kadar Kıpçaklar, Deşt-i Kıpçak sahasında beş ana grup hâlinde bulunuyordu. Bunlar Orta Asya, Volga-Yayık, Doneç-Don, Aşağı Dinyeper ve Tuna gruplarıydı. Orta Asya grubu Altay ve Sibirya çevresinde, Volga-Yayık grubu Kazakistan ve Ural sahasında, Doneç-Don grubu Kırım ve Kafkasya'yı da içine alan bölgede, Aşağı Dinyeper grubu Dinyeper çevresinde, Tuna grubu ise batıdaki Tuna havzasında yaşamaktaydı.
Bu gruplar ayrı siyasi birlikler hâlinde görünmekle birlikte zaman zaman birlikte hareket ettiler. Kesin sınırlara sahip olmamaları, göçebe hayat tarzları ve hayvancılığa dayalı ekonomileri nedeniyle yaşadıkları sahalar sürekli değişmekteydi.
Kıpçakların hareket kabiliyeti oldukça yüksekti. Robert de Clari, onların çadırlarını kısa sürede taşıyarak başka yerlere yerleşebildiklerini ve bir gün içinde birkaç günlük mesafeyi aşabildiklerini belirtmektedir. Genellikle yaz aylarında kuzeydeki ormanlık alanlara ve dağ eteklerine, kış aylarında ise güneye göç ediyorlardı. Bazı göç güzergâhları 700 kilometreye kadar ulaşabiliyordu.
Dinyeper ve Don Kıpçakları
XI. yüzyılın sonları ile XII. yüzyılın başlarında Kıpçakların başlıca ağırlık merkezleri Dinyeper ve Don nehirleri çevresindeydi. Bu bölgelerde iki büyük siyasi grup oluşmuştu.
Dinyeper Kıpçaklarının başında başlangıçta Terteroba boyuna mensup Tugorkan bulunuyordu. Tugorkan'ın ölümünden sonra grubun yönetimini Kay hanedanından Asen'in oğlu Bonyak üstlendi. Batı Kıpçaklarının lideri hâline gelen Bonyak, Rus knezlikleriyle mücadelede Don Kıpçaklarının başındaki Şarukan ile ittifak kurdu.
Don bölgesinde ise Şarukan ve kardeşi Aepa'nın soyları arasında hâkimiyet mücadelesi yaşandı. Rus knezleri, Aepa'nın ailesiyle evlilik bağları kurarak bu mücadeleden yararlandı. Bonyak da Aepa ile ittifak yaptı. Kaepiçi olarak anılan Aepa hanedanı ile Toksobiçi olarak bilinen Şarukan hanedanı arasındaki mücadele 1120-1140 yılları arasında belirginleşti.
Kaepiçilerin yenilmesinden sonra Aepa ve yanındaki gruplar Dinyeper çevresine göç etti. Mücadeleden üstün çıkan Şarukan hanedanı ve Toksoba boyu, Moğolların Kuzey Kafkasya'ya gelişine kadar Don Kıpçaklarının yönetimini elinde tuttu.
Ak ve Kara Kumanya
Kıpçakların doğu ve batı grupları, XII. yüzyıl coğrafyacısı İdrisî tarafından Ak Kumanya ve Kara Kumanyaadlarıyla anılmıştır.
Yaygın görüşe göre Ak Kumanya, Dinyeper Nehri ve batısındaki toprakları; Kara Kumanya ise Dinyeper'in doğusundaki sahaları ifade ediyordu. Ak Kumanya'nın Dinyeper ile Dinyester arasında bulunduğu ve batı Kıpçaklarının bölgesi olduğu kabul edilmektedir. Bu grubun başında Burçoğlu boyu bulunuyordu.
Kara Kumanya ise Don Nehri'nin kuzeyi, Kırım, Tmutorokan ve Kuban önlerindeki bozkırları kapsıyordu. Kuzey Kafkasya çevresindeki Kıpçak grupları da bu bölge içinde yer alıyordu. Kara Kumanya'nın ağırlık merkezi Don Nehri'nin kuzeyiydi.
Ak ve Kara Kumanya adlarının sınırları konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar bu adların yönleri belirttiğini, bazıları Azak Denizi çevresini veya Dinyeper'den Tuna'ya uzanan alanı ifade ettiğini savunmuştur. Bu adlandırmanın Türklerdeki yön-renk sistemiyle ilişkili olduğu görüşü de bulunmaktadır.
Yabani ve Yabani Olmayan Kıpçaklar
Rus yıllıklarında Kıpçaklar, Yabani ve Yabani Olmayan olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Yabani Kıpçaklardan ilk kez 1146 yılında söz edilmektedir. Bu ad, Kiev knezleriyle düzenli anlaşmalar yapmayan veya yakın siyasi ilişki kurmayan gruplar için kullanılmıştır.
Yabani Kıpçakların ağırlık merkezi Don Nehri ve çevresiydi. Bu grubun içinde Ölberli, Toksoba, Terteroba, Etebiçi, Kol-oba, Kay, İtler-oba, Eltukovi ve Alperlü gibi boylar bulunuyordu. Şarukan'ın mensup olduğu Toksoba hanedanı ile Bonyak ve oğlu Sevinç'in bağlı olduğu Burçoğulları bu grup içinde öne çıkmıştır.
Yabani Kıpçaklar Rus knezlerinin iç mücadelelerine de katıldılar. 1149-1150 yıllarında Yuri Dolgorukiy'in Kiev tahtını ele geçirmek için yürüttüğü mücadelede onun yanında yer aldılar. Daha sonraki dönemde Könçek ve ardından Yuri Konçakoviç tarafından yönetildiler.
Yabani Olmayan Kıpçaklar ise Dinyeper Nehri çevresinde iki grup hâlinde bulunuyordu. Burçoğlu ve Ulaşoğlu boyları nehrin solunda, İtoğlu ve Urusoba boyları ise sağında yaşıyordu. Bu grupta Elbörülü boyu da bulunmaktaydı. Yabani Olmayan Kıpçaklar, Rurikoviç hanedanıyla anlaşmalıydı.
Deşt-i Kıpçak
XI. yüzyılın ortalarından itibaren Kıpçakların yaşadığı geniş bozkır sahası Deşt-i Kıpçak adıyla anılmaya başladı. Bu bölgenin sınırları konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, genel olarak İrtiş Nehri'nden Hazar Denizi'ne ve oradan Karpatlar'a kadar uzanan geniş coğrafyayı kapsadığı kabul edilmektedir.
Başka değerlendirmelere göre Deşt-i Kıpçak, Siriderya'dan Dinyeper'e veya Volga'dan Tuna'ya kadar uzanan bozkırları içine alıyordu. Bölge doğu ve batı olmak üzere iki kısma ayrılmaktaydı. Doğu Deşt-i Kıpçak, Hazar Denizi'nden Orta Asya'nın içlerine; Batı Deşt-i Kıpçak ise Hazar Denizi'nden Tuna Nehri'ne kadar uzanıyordu.
Rus yıllıklarında kullanılan Polovetskoe Pole adı ise Kuzey Kafkasya önlerinden batıya uzanan ormansız bozkırları ifade etmekteydi. XII. yüzyıl ortalarında Kıpçak topraklarının Volga ile Dinyeper arasında bulunduğu kaydedilmektedir.Metni bu kez boy adlarını ve gruplar arasındaki ayrımları koruyarak daha dikkatli biçimde düzenledim.
Bazı Kıpçak Boyları ve Yaşam Alanları
İtoğlu ve Urusoba Boyları
İtlarev veya İt-oba adlarıyla da bilinen İtoğlu boyu, Bug Nehri’nin güneyinde yaşamaktaydı. Kıpçakların doğu grubunda üçüncü, batı grubunda ise ikinci sırada yer alıyordu.
Urusoviç adıyla da anılan Urusoba boyunun ağırlık merkezi de Bug Nehri’nin güneyiydi. Bu boy kış aylarını Dinyeper çevresinde, yaz aylarını ise Suten Nehri civarında geçiriyordu.
Burçoğlu ve Ulaşoğlu Boyları
Burçeviç adıyla da bilinen Burçoğlu boyu, Kara Orman ile Orel Nehri arasındaki sahada göçebe olarak yaşıyordu. Batı Kıpçak birliği içinde üçüncü sırada yer alan boyun önde gelen liderlerinden biri Bonyak’tı.
Ulaşeviç adıyla da anılan Ulaşoğlu boyu ise Samara Nehri üzerindeki Mavi Orman bölgesinde göçebe hayat sürüyordu.
Etebiçi ve Toksoba Boyları
Yedioba veya Yetioba adlarıyla da bilinen Etebiçi boyu, Don, Kırım ve Kuzey Kafkasya bölgelerinde göçebe olarak yaşamaktaydı.
Toksobiçi adıyla da anılan Toksoba boyu başlangıçta İdil Nehri’nin güneyinde bulunuyordu. Zamanla boyun ağırlık merkezi Don Nehri ve çevresine kaydı. Toksobaların hâkimiyet sahası Don ve Doneç nehirlerinden Harezmşah bozkırlarına kadar uzanıyordu.
Toksoba sülalesi, Batı Kıpçaklarının başlıca yönetici soylarından biriydi. Doğu Kıpçak birliğinin hiyerarşik düzeninde ise ikinci sırada yer alıyordu.
Kanglı ve Terteroba Boyları
Kanglılar, Doğu Kıpçak grubu içinde yer alıyordu. XII. yüzyıl kaynaklarında Kıpçaklarla birlikte sıkça anılmaları, iki topluluk arasındaki yakın ilişkiyi göstermektedir. Kıpçak birliğinin doğu kesiminin Kanglılardan oluştuğu da ileri sürülmüştür.
Kıpçakların erken dönemlerinde Kanglı boy birliği içinde yer almış olmaları, sonraki dönemlerde iki topluluğun birlikte anılmasını açıklayan görüşlerden biridir. Gürcistan topraklarında görülen Üren veya Uran boyu da Kanglılar arasında bulunuyordu.
Durut, Durat veya Terteroba adlarıyla bilinen boy ise Batı Kıpçak birliği içinde yer alıyordu. Terterobalar, Don ve çevresine hâkim olan Toksoba boyuyla mücadele etti. Boyun Doğu Kıpçak birliği içindeki konumu, batı birliğindekine göre daha yüksekti.
Ölberli ve Kay-Oba Boyları
Elbörili, İlbari, Alp-Erli, İlberli, Alberli ve Otperlyueviçi adlarıyla da anılan Ölberli boyu, Doğu Kıpçak grubunun önde gelen hanedan boylarından biriydi.
Ölberliler, Don ile İdil nehirleri arasındaki geniş sahaya yayılmıştı. Hâkimiyet alanları Don Nehri’nden Harezm bozkırlarına kadar uzanıyor, başlıca yerleşim sahaları ise Toksoba boyunun güneydoğusunda bulunuyordu. Ölberlilerin bir kolu, Kazakistan-Ural bölgesindeki Yemek Kıpçaklarının başında yer alıyordu.
Kay-Oba boyu Rus yıllıklarında Kaepiçi adıyla geçmektedir. Bu boyun Torklar arasında da bulunduğu belirtilmektedir. Kay-Obalar, 1060’lı yıllarda Deşt-i Kıpçak’ın en güçlü boylarından biriydi. Bu dönemde Ölberlilerle birlikte hâkimiyet kurmuş, 1110-1120’li yıllarda ise yönetimde Kayların etkisi artmıştır.
Kıpçaklar ile Ruslar Arasındaki İlişkiler
İlk Karşılaşmalar ve Akınlar
Kıpçaklar XI. yüzyılın ilk yarısında Don’un kuzeyi ve güneyi ile Azak Denizi’nin kuzeydoğusundaki sahaları ele geçirdikten sonra Güney Rusya’ya ilerlemeye başladı. Uzları takip ederek bölgeye giren Kıpçaklardan Rus yıllıklarında ilk kez 1055 yılında söz edilmektedir.
Bu tarihte Terteroba boyundan Boluş’un yönetimindeki Kıpçaklar, Pereyaslavl Knezi Vsevolod ile karşılaştı. İki taraf arasında barış yapılmasının ardından Kıpçaklar kendi topraklarına döndü.
1061 yılında Boluş ile aynı boya mensup Sokal veya İskal’ın yönetimindeki Kıpçaklar, Güney Rusya’ya ilk akınlarını gerçekleştirdi. Pereyaslavl topraklarına girerek Vsevolod’u mağlup ettiler. Ardından knezle barış yaparak Don bölgesine çekildiler.
Kıpçaklar 1068 ve 1071 yıllarında da Güney Rusya’da görüldü. 1068’de İzyaslav, Svyatoslav ve Vsevolod’un yönettiği birleşik Rus ordusunu Alta Muharebesi’nde yendiler. Kıpçak kuvvetlerinin bir bölümünün başında Şarukan bulunuyordu. 1061 ve 1068 seferlerinin Don Kıpçakları tarafından gerçekleştirildiği kabul edilmektedir.
Rus İç Mücadelelerine Katılmaları
Kıpçaklar 1078 yılında Rus topraklarına yönelik akınlarını sürdürdü. Aynı yıl Rus knezleri arasındaki iç mücadelelere ilk kez katıldılar. Daha sonraki dönemlerde Rus knezlikleri arasındaki savaşlarda sıkça yer aldılar.
1090’lı yıllara kadar düzenlenen Kıpçak akınları, başlıca Pereyaslavl, Çernigov ve Kiev’in güney bölgelerinde yoğunlaştı. Kıpçaklarla bu knezlikler arasındaki askerî ittifaklar, karşılıklı evliliklerle de güçlendirildi.
1095’ten XII. yüzyılın başlarına kadar Kıpçaklarla Ruslar arasında hemen her yıl savaş yaşandı.
Rus Seferleri ve Kıpçak Üstünlüğünün Zayıflaması
1109 yılında Vladimir Monomah, Don bölgesindeki Kıpçaklar hakkında bilgi toplamak amacıyla Dmitri İvanoviç’i bölgeye gönderdi. Sefer sırasında Rus kuvvetleri başarı kazandı ve çok sayıda Kıpçak beyini esir aldı.
Bu seferde elde edilen bilgiler, Rusların sonraki harekâtlarında başarı kazanmasında etkili oldu. 1111’den itibaren Kıpçakların 1055’ten beri süren askerî üstünlüğü zayıflamaya başladı.
1116 yılında Vladimir Monomah’ın oğlu Yaropolk ile David’in oğlu Vsevolod, Don Kıpçakları üzerine gönderildi. Rus kuvvetleri sefer sırasında Kıpçaklara ait Sugrov, Balin ve Şarukan adlı üç şehri ele geçirdi.
Rusların Don bölgesine yönelik seferleri 1120, 1185, 1191 ve 1199 yıllarında da devam etti. Ruslarla Kıpçaklar arasındaki karşılıklı mücadeleler 1061’den XIII. yüzyılın başlarına kadar sürdü.
Don Kıpçakları
Don Kıpçakları, XI. yüzyılın sonunda Kıpçak grupları arasında siyasî bakımdan en güçlü birliklerden biri hâline geldi. Kara Kumanya içinde bulunan bu topluluk, Güney Rus knezlikleriyle en yoğun ilişki kuran Kıpçak grubuydu.
Don Kıpçakları içinde Toksobiçi, Eltukoviçi, Otperlyueviçi, Burçeviçi, Etebiçi, Terterobiçi ve Kulobiçey gibi boylar bulunuyordu. Hâkimiyet alanları genel olarak İdil Nehri’nden Dinyeper Nehri’ne kadar uzanıyordu.
Yaşam Alanları ve Mevsimlik Göçler
Don Kıpçaklarının kışlakları Aşağı Don ile Azak Denizi kıyılarındaki bozkırlarda bulunuyordu. Bu alan kuzeyde Dinyeper üzerindeki Hortitsa Adası çevresine ve Donets havzasındaki Askold Nehri’ne kadar uzanıyordu. Yaylakları ise Orel ile Samara nehirleri arasındaki bozkırlar ve Orta Donets bölgesindeydi.
Mevsimlik göç sahaları konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre yaz aylarında Don’un kuzeyindeki ormanlara, kış aylarında ise Kuzey Kafkasya’nın dağ eteklerine gidiyorlardı. Başka bir görüşte bahar aylarında Azak Denizi kıyılarında, kışın ise Don’un kuzey kıyılarında bulundukları belirtilmektedir.
Bir diğer değerlendirmeye göre kışlakları Aşağı Don ile Azak Denizi kıyılarında, yaylakları ise Doneç ile Dinyeper arasındaki Torts, Oskol, Samara ve Orel nehirleri boyunca uzanan yaklaşık üç yüz kilometrelik sahadaydı.
Don Kıpçaklarının toprakları kuzeyde Sula ile Orel, doğuda Don ile İdil, güneyde Kuzey Kafkasya, Kırım ve Azak Denizi önündeki bozkırlar, batıda ise İngulets Nehri ile sınırlıydı. Genel hâkimiyet sahaları Kafkas Dağları’nın kuzey eteklerinden Aşağı Don’a kadar uzanıyordu.
Siyasî Yapı
Don Kıpçakları, XI. yüzyılın sonlarından Moğolların bölgeye gelişine kadar erken feodal bir göçebe devlet niteliği kazandı. Bu siyasî yapı Moğol istilasıyla kesintiye uğradı.
Don Kıpçaklarının siyasî teşkilatında ikili bir iktidar sistemi bulunuyordu. Bu sistemin Ölberli ve Kay veya Uran boyları tarafından oluşturulduğu belirtilmektedir. Yapı, Batı Göktürk Kağanlığı’ndaki çift yönetim sistemiyle karşılaştırılmıştır.
Yönetici Hanedanlar
XI. yüzyılın sonlarında Don Kıpçakları üzerinde Terteroba boyu hâkimdi. Kayların Don çevresine gelmesinden sonra Terteroba ile Toksoba boyları arasında mücadele başladı. Mücadeleyi Toksoba boyu kazandı ve Osen’in oğlu Şarukan Don Kıpçaklarının lideri oldu.
Şarukan 1068-1107 yılları arasında Don Kıpçaklarını yönetti. Onun ardından yönetim kardeşi Sugr’a, daha sonra büyük oğlu Sırçan’a geçti. Sırçan’dan sonra Atrak veya Ortok, ardından Atrak’ın oğlu Könçek ve son olarak Yuri Konçakoviç grubun başına geçti.
Yönetimin aynı soy içinde sürmesi, Don Kıpçaklarında yerleşmiş bir veraset düzeninin oluştuğunu göstermektedir.