Çağatay Hanlığı: Revizyonlar arasındaki fark
Daha fazla eylem
"== Çağatay Hanlığı’nın İlk Dönemi == Çağatay Hanlığı’nın kuruluşundan sonra hanedanın temel özelliği, yerleşik devlet geleneklerinden uzak bir bozkır hâkimiyeti olarak kalmasıydı. Çağatay oğulları, Çin’de Kubilay hanedanı veya İran’da Hülagu hanedanı gibi eski imparatorluk geleneklerini ve gelişmiş idarî kurumları miras almamışlardı. Bu nedenle hâkimiyet alanlarında merkezî ve düzenli bir devlet yapısı..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu |
|||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
Çağatay Hanlığı, Cengiz Han’ın miras paylaşımı sonucunda Çağatay ulusunun temelleri üzerinde kurulmuş bir Moğol hanlığıdır. Hanedan, uzun süre yerleşik devlet geleneklerinden çok bozkır hayatına dayanan bir yönetim anlayışını sürdürdü. Çin’de Kubilay Hanedanı ve İran’da İlhanlılar gibi gelişmiş idarî yapılara sahip olmayan Çağataylar, hâkimiyet alanlarında güçlü bir merkezî devlet düzeni oluşturmakta zorlandılar. | |||
Çağatay | |||
Çağatayların merkezi | Çağatayların siyasî merkezi büyük şehirlerden ziyade İli ve Talas arasındaki bozkır bölgeleri ile otlak alanlarıydı. Kaşgar, Hotan, Buhara ve Semerkant gibi şehir merkezlerinin yerleşik kültürleriyle uzun süre uyum sağlamakta güçlük çektiler ve XV. yüzyıla kadar büyük ölçüde göçebe yaşam tarzlarını korudular. | ||
Hanedan, Uygur kültürü ile Maveraünnehir’in Arap-İran kültürü arasında uzun süre kendine özgü bir konumda kaldı. İlk dönemlerde Uygur çevresinin Budist ve Nasturi etkileri görülürken, XIV. yüzyılın başlarından itibaren Çağatay hanları İslâmiyet’i kabul etmeye başladı. Ancak bu süreç, bozkır geleneklerinin etkisini koruduğu bir İslâmlaşma şeklinde gerçekleşti. | |||
== Çağatay Han’ın Yönetimi == | == Çağatay Han’ın Yönetimi == | ||
10.55, 22 Temmuz 2026 tarihindeki hâli
Çağatay Hanlığı, Cengiz Han’ın miras paylaşımı sonucunda Çağatay ulusunun temelleri üzerinde kurulmuş bir Moğol hanlığıdır. Hanedan, uzun süre yerleşik devlet geleneklerinden çok bozkır hayatına dayanan bir yönetim anlayışını sürdürdü. Çin’de Kubilay Hanedanı ve İran’da İlhanlılar gibi gelişmiş idarî yapılara sahip olmayan Çağataylar, hâkimiyet alanlarında güçlü bir merkezî devlet düzeni oluşturmakta zorlandılar.
Çağatayların siyasî merkezi büyük şehirlerden ziyade İli ve Talas arasındaki bozkır bölgeleri ile otlak alanlarıydı. Kaşgar, Hotan, Buhara ve Semerkant gibi şehir merkezlerinin yerleşik kültürleriyle uzun süre uyum sağlamakta güçlük çektiler ve XV. yüzyıla kadar büyük ölçüde göçebe yaşam tarzlarını korudular.
Hanedan, Uygur kültürü ile Maveraünnehir’in Arap-İran kültürü arasında uzun süre kendine özgü bir konumda kaldı. İlk dönemlerde Uygur çevresinin Budist ve Nasturi etkileri görülürken, XIV. yüzyılın başlarından itibaren Çağatay hanları İslâmiyet’i kabul etmeye başladı. Ancak bu süreç, bozkır geleneklerinin etkisini koruduğu bir İslâmlaşma şeklinde gerçekleşti.
Çağatay Han’ın Yönetimi
Çağatay Han, 1227-1242 yılları arasında ulusunu yönetti. Cengiz Han tarafından yasa ve düzenin korunmasıyla görevlendirilen Çağatay, hayatı boyunca Moğol kanunlarına bağlı kaldı. Babasına büyük saygı gösteriyor ve belirlenen kurallara sıkı biçimde uyuyordu.
Müslüman halklar üzerinde hüküm sürmesine rağmen İslâmî bazı uygulamaları Moğol geleneklerine aykırı görerek benimsemedi. Buna rağmen yönetiminde Müslüman görevliler de yer aldı. Otrar’dan Kutbeddin Habeş Amid bunlardan biriydi.
Maveraünnehir şehirlerinin yönetimi ve mali işleri Mahmud Yalavaç’a verildi. Ancak Çağatay onu görevden aldı. Mahmud Yalavaç’ın doğrudan kağana bağlı olması sebebiyle Ögedey müdahale ederek görevine geri dönmesini sağladı. Daha sonra Mahmud Yalavaç’ın oğlu Mesud Yalavaç (Mesud Beg), kağan adına Maveraünnehir şehirlerinin ve diğer medeni bölgelerin yönetimini sürdürdü.
1238-1239 yıllarında Buhara’da hem zengin sınıflara hem de Moğol yönetimine karşı bir Müslüman halk ayaklanması çıktı. Mesud Beg bu isyanı bastırdı ve şehri Moğol askerlerinin intikamından korudu.
Kara Hülagu ve Yisu Mangu Dönemi
Çağatay Han ölürken yerine torunu Kara Hülagu’yu bıraktı. Kara Hülagu, Çağatay’ın büyük oğlu Mütügen’in oğluydu. 1242-1246 yılları arasında annesi Ebüskün Hatun’un vesayeti altında hüküm sürdü.
1246 yılında Büyük Han Güyük, Kara Hülagu’nun yerine Çağatay’ın küçük oğlu Yisu Mangu’yu getirdi. Yisu Mangu’nun yönetiminde devlet işlerinde eşi ve Müslüman vezir Bahaeddin Marginani etkili oldu. Ancak Yisu Mangu 1246-1252 yılları arasında kısa süre hüküm sürdü.
1249-1250 yıllarında Cengiz Han soyundan gelen hanedanlar arasındaki taht mücadelesinde Yisu Mangu, Ögedey hanedanını destekledi. Mengü Han’ın büyük kağan olması üzerine Yisu Mangu görevden alındı ve Kara Hülagu yeniden Çağatay ulusunun başına getirildi.
Kara Hülagu’ya, kendi amcası olan Yisu Mangu’yu öldürme görevi de verildi. Bu olaylar, Çağatay ulusunun bu dönemde bağımsız hareket edemediğini ve Karakurum’daki hanedan mücadelelerinden doğrudan etkilendiğini göstermektedir. Bu dönemde Çağatay ulusu, büyük oğul hakkına rağmen Ögedey ve Toluy hanedanlarına göre daha düşük konumda bulunuyor ve merkezî Moğol yönetimine bağlı kalıyordu.
Kara Hülagu, kendisine verilen topraklara giderken 1252’de öldü. Bunun üzerine eşi Organa Hatun, Mengü Han’ın emri doğrultusunda Yisu Mangu’yu öldürttü ve Çağatay Hanlığı’nın yönetimini ele aldı. Organa Hatun bu yönetimi 1252-1261 yılları arasında sürdürdü.
Uyguristan ve Çağatay Hâkimiyeti
Çağatay hanedanının hâkimiyeti altında yaşayan eski hanedanlar da Karakurum’daki taht mücadelelerinden etkileniyordu. Beşbalıg, Turfan ve Kuça merkezli Uygur Devleti’nde de benzer bir durum yaşandı.
Uygur hükümdarı Barçuk, Cengiz Han’ın sadık bir müttefiki olmuş ve Küçlüg, Harezmşahlar ve Si-Hia’ya karşı ona yardım etmişti. Cengiz Han bunun karşılığında kızlarından Altun-beki’yi Barçuk’a vermişti. Ancak Cengiz Han’ın ve ardından prensesin ölümü nedeniyle bu evlilik uzun vadeli bir sonuç doğurmadı.
Barçuk’un ölümünden sonra oğlu Kişmayin, Ögedey Kağan’dan hükümdarlık onayı alarak Uygur hükümdarı (İdikut) oldu. Kişmayin’in ölümünden sonra ise Töregene Hatun onun kardeşi Salendi’yi Uygur tahtına getirdi.
Salendi döneminde Uyguristan’da Müslümanlarla Budist çevreler arasında gerilim yaşandı. Mengü Han ile Ögedey hanedanı arasındaki mücadelede Salendi’nin çevresinden bazı kişiler Ögedey tarafını destekledi. Salendi daha sonra Mengü Han’ın huzuruna gitmek zorunda kaldı.
Beşbalıg’daki Müslümanlar Salendi’yi kendilerine karşı katliam hazırlamakla suçladılar. Mengü Han’ın temsilcisi Seyfeddin’in girişimiyle Salendi Karakurum’a gönderildi, sorgulandı ve ardından cezalandırılmak üzere Beşbalıg’a sevk edildi. 1252’de öldürülmesiyle Uyguristan’daki hanedan mücadelesi sona erdi.
Bu olay, Uyguristan’da Müslüman azınlığın Budist çoğunluğa karşı üstünlük sağlamasına yol açan gelişmelerden biri oldu.
Algu Devri ve Çağatayların Tâbilikten Kurtulma Teşebbüsü
Organa Hatun, Çağatay Hanlığı’nı 1252-1261 yılları arasında yönetti. Bu dönemin sonunda hanlık, Moğolistan’da Kubilay Kağan ile kardeşi Arık Böke arasındaki taht mücadelesinin etkisi altına girdi. Moğolistan’a hâkim olan Arık Böke, Çağatay’ın torunlarından Baydar’ın oğlu Algu’yu Çağatay hanı tayin etti ve ona Hülagu’nun Kubilay’a yardım göndermesini engellemek amacıyla Amu Derya sınırını kontrol etme görevi verdi.
Algu, Beşbalıg’a giderek Organa Hatun’dan yönetimi devraldı. Almalıg’dan Amu Derya’ya kadar uzanan Çağatay hâkimiyeti ona kolayca kabul edildi. Ancak Algu, Arık Böke’nin kendisinden beklediği şekilde hareket etmeyerek Çağatay ulusunun tarihinde ilk defa bağımsız bir han gibi davranmaya başladı.
Arık Böke, vergi toplamak, silah ve hayvan temin etmek amacıyla Algu’nun yanına görevliler göndermişti. Algu bu kaynakları kendisi için kullanarak Arık Böke’nin adamlarını öldürttü ve Kubilay’ın tarafına geçti. Bunun üzerine Arık Böke ona karşı harekete geçti.
Algu, Sayram ile Ebinor arasındaki Pulad (Bolod) mevkiinde Arık Böke’nin öncü kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Ancak bu başarıdan sonra askerlerini dağıtarak İli’deki merkezine dönmesi, yeni bir saldırıya açık hâle gelmesine yol açtı. Arık Böke’nin başka bir kumandanı İli havzasını ele geçirerek Almalıg’ı işgal etti ve Algu’yu Kaşgar ile Hotan taraflarına çekilmeye zorladı.
Arık Böke daha sonra Çağatay ulusunun merkezi olan Almalıg bölgesinde kışladı. Bu sırada Algu Semerkant’a çekilmişti. Ancak Arık Böke’nin İli bölgesinde uyguladığı sert yönetim, bölgenin tahrip olmasına ve kıtlık çıkmasına neden oldu. Bunun üzerine bazı askerleri onu terk etti. Arık Böke, ordusunun zayıflaması üzerine Algu ile barış arayışına girdi.
Bu sırada Arık Böke’nin yanında bulunan Organa Hatun ve Mesud Yalavaç, barış teklifini iletmek üzere Algu’nun yanına gönderildi. Organa Hatun Algu’nun yanına geldiğinde onunla evlendi ve Mesud Yalavaç’ı maliye işlerinin başına getirdi.
Mesud Yalavaç’ın yönetimi, Algu ve Organa’nın güçlenmesinde önemli rol oynadı. Başarılı bir vergi düzeni kurarak güçlü bir ordu oluşturulmasını sağladı. Algu bu güç sayesinde Ögedey soyundan Kaydu’nun İmil bölgesinden gerçekleştirdiği ilk saldırıyı geri püskürttü.
Arık Böke ise doğuda Kubilay, batıda Algu tarafından sıkıştırıldı ve 1264 yılında Kubilay’a teslim olmak zorunda kaldı.
Bu gelişmeler, Çağatay Hanlığı’nın büyük kağanların sıkı denetiminden fiilen kurtulması sonucunu doğurdu. Daha önce kağanlar adına Buhara ve Semerkant’ı yöneten Mesud Yalavaç, bundan sonra vergileri Algu adına toplamaya başladı. Algu ayrıca Kıpçak Hanı Berke ile savaşarak Otrar’ı ele geçirdi, Harezm’i aldı ve Çağatay Hanlığı’nın topraklarını genişletti.
Algu’nun 1265-1266 yıllarındaki ölümünden sonra Organa Hatun, Kara Hülagu ile yaptığı ilk evlilikten olan oğlu Mübarekşah’ı tahta çıkardı. Mübarekşah, Maveraünnehir’in etkisiyle İslâmiyet’i kabul eden ilk Çağatay prensi olarak gösterilir.
Ancak başka bir Çağatay prensi olan Barak, Kubilay’dan aldığı bir yarlıkla Mübarekşah’ın yanında ortak naip olarak görevlendirildi. Barak İli bölgesine geldiğinde askerleri kendi tarafına çekti ve Mübarekşah’ı Hocend’de esir ederek tahttan indirdi. Böylece Çağatay Hanlığı’nın yönetimini ele geçirdi.
Barak başlangıçta Kubilay’a bağlı görünse de kısa süre sonra onunla karşı karşıya geldi. Kubilay’ın Çin Türkistanı valisi olarak görevlendirdiği Mogoltay’ı görevden uzaklaştırarak yerine kendi temsilcisini getirdi. Kubilay’ın gönderdiği 6.000 kişilik kuvveti de 30.000 kişilik bir ordu ile geri çekilmeye zorladı. Ayrıca Kubilay yönetimindeki Hotan şehrini yağmalattı.
Kaydu’nun Üstünlüğü Altında Çağatay Hanlığı
Barak, Kaydu’ya karşı aynı başarıyı gösteremedi. İmil ve Tarbagatay bölgesinde hâkim olan Kaydu, Kubilay’a rakip olarak büyük kağanlık iddiasında bulunuyordu. Önce Barak’tan kendisine tâbi olmasını istedi ve ardından ona karşı harekete geçti.
Amu Derya yakınındaki ilk savaşta Barak, Kaydu’nun kuvvetlerini pusuya düşürerek birçok esir ve ganimet elde etti. Ancak Kaydu, Kıpçak Hanı Mengü Timur’un desteğini sağladı ve Berkecar kumandasındaki 50.000 kişilik bir orduyu Barak üzerine gönderdi. Barak yenilerek Maveraünnehir’e çekildi.
Barak, Buhara ve Semerkant üzerindeki baskıları artırarak yeniden ordu hazırladı. Kaydu ise ona barış teklif ederek Maveraünnehir’i bırakmayı, ancak Doğu Türkistan ve İli bölgesindeki hâkimiyetinden vazgeçmesini ve kendisine tâbi olmasını şart koştu.
1267 veya 1269 yılında yapılan kurultayda bu esaslar kabul edildi. Böylece Orta Asya’da Kaydu’nun üstünlüğü altında Kubilay Kağan’dan bağımsız bir siyasî yapı oluştu. Prensler birbirlerini kan kardeşi kabul ettiler. Şehir ve köylü halkının mallarının korunması kararlaştırıldı. Maveraünnehir’in üçte ikisi Barak’a bırakıldı; ancak şehirlerin yönetimi Kaydu tarafından tayin edilen Mesud Yalavaç’a verildi.
Kaydu daha sonra Barak’ı İran’daki İlhanlılara karşı sefere teşvik etti. Barak, ordu hazırlamak amacıyla Buhara ve Semerkant’a ağır vergiler yükledi. Amu Derya’yı geçerek Horasan üzerine yürüdü. Herat çevresinde başarı kazandı, Nişapur’u yağmaladı ve Herat meliki Şemseddin Kert’i kendisine bağladı.
Ancak İlhan Abaka, 22 Temmuz 1270’te Barak’ı Herat yakınlarında yenilgiye uğrattı. Barak Maveraünnehir’e döndü, attan düşerek sakatlandı ve kışı Buhara’da geçirdi. Bu sırada İslâmiyet’i kabul ederek Sultan Gıyaseddin adını aldı.
Barak, kendisine karşı çıkan gelişmeler üzerine Kaydu’dan yardım istemek için Taşkent’e gitti. Kaydu ona yardım etmek yerine durumdan yararlanmak amacıyla harekete geçti. Barak, 1271 yılında öldü.
Barak’ın ölümünden sonra oğulları Maveraünnehir’i Kaydu’nun etkisinden kurtarmaya çalıştı ancak başarılı olamadılar. Bölgedeki şehirler yeniden mücadelelerin etkisiyle zarar gördü. Kaydu, Maveraünnehir hanlığına Nikpay Ogul’u getirdi; onun ölümünden sonra Tuka Timur’u, ardından Barak’ın oğlu Duva’yı han tayin etti.
Duva ve Kaydu Dönemi
Duva, Kaydu’ya bağlı bir hükümdar olarak hareket etti. 1275 yılında Kaydu ile birlikte Uyguristan’a sefer düzenleyerek İdikut’u Kubilay’dan ayrılmaya zorlamaya çalıştı ancak imparatorluk ordusunun müdahalesiyle başarılı olamadı.
1301 yılında Kaydu’nun Kubilay’ın halefi Temür’ün kuvvetleriyle yaptığı mücadelede Duva ona yardım etti. Ancak daha sonra imparatorluk kuvvetleri tarafından yenilgiye uğradılar. Kaydu, 1301 yılında yapılan mücadele sırasında öldü.
Kaydu, güçlü bir hükümdar ve askerî lider olarak tasvir edilir. Maveraünnehir şehirlerinin ve çiftçi halkının korunması konusunda aldığı tedbirler, onun yalnızca göçebe yağmacılığıyla hareket etmediğini göstermektedir. Kırk bir savaşa katıldığı belirtilen Kaydu, Kubilay’ın gücüne karşı koyabilen önemli bir Cengiz Han soyundan gelen hükümdar olarak değerlendirilmiştir.
Çağatay Hanlığı’nın En Parlak Devri: Duva, Esen-Buga ve Kebek
Duva, uzun süre Kaydu’nun tâbisi olarak hareket etmişti. Ancak Kaydu’nun ölümünden sonra ortaya çıkan yeni durumdan yararlanarak Çağatay Hanlığı’nın bağımsızlığını güçlendirmeye başladı. Kaydu, arkasında oğlu Çeper’i bırakmıştı. Duva başlangıçta onun hâkimiyetini kabul ettiyse de Çeper’in Kaydu’nun kurduğu siyasî yapıyı sürdürebilecek güçte olmadığını gördü.
Duva, önce Çeper’e İmparator Temür’ün üstünlüğünü kabul etmesini teklif etti. 1303 yılında ikisi birlikte Pekin’e bağlılık bildirdi. Böylece yaklaşık kırk yıldır Orta Asya’yı etkileyen iç savaşlar sona erdi ve Moğol birliği yeniden sağlandı.
Ancak Duva, imparatorluğun desteğini aldıktan sonra Çeper ile ilişkilerini bozdu. Duva ile Çeper’in orduları Hocend ile Semerkant arasında karşılaştı. İlk savaşta Çeper’in ordusu yenildi, ancak ikinci mücadelede Çeper’in kardeşi Şah Ogul üstünlük sağladı. Bunun üzerine Duva eski dostluğun yeniden kurulmasını teklif etti.
Taşkent’te yapılması planlanan görüşme sırasında Şah Ogul, askerlerinin bir kısmını dağıtma hatasına düştü. Duva ise bütün kuvvetleriyle gelerek onu yenilgiye uğrattı. Ardından Benaket ve Talas şehirlerini ele geçirdi. Çeper, Kara İrtiş ile Yulduz arasındaki bölgeden harekete geçemeden imparatorluk kuvvetlerinin de saldırısına uğradı ve sonunda Duva’ya teslim oldu.
Duva, Çeper’e saygılı davrandı ancak topraklarını elinden aldı. Böylece Çağatay oğulları, Kaydu hanedanı tarafından kaybettikleri İli ve Kaşgarya bölgelerini yeniden ele geçirerek eski hâkimiyet alanlarının bütünlüğünü sağladılar (1306 civarı).
Duva 1306 yılının sonlarına doğru öldü. Yerine büyük oğlu Kuncuk geçti ancak yaklaşık bir buçuk yıl hüküm sürebildi. Daha sonra Büri’nin torunu Taliku iktidarı ele geçirdi. Taliku, İslâmiyet’i kabul etmişti ve bu dini Moğollar arasında yaymaya çalışıyordu. Ancak Duva ailesinin taraftarları ona karşı ayaklandı ve Taliku bir ziyafet sırasında öldürüldü (1308-1309).
Bunun üzerine suikastçılar Duva’nın küçük oğlu Kebek’i han ilan ettiler. Çeper, bu karışıklıklardan yararlanarak yeniden harekete geçti ancak Kebek tarafından yenildi ve Çin’deki Moğol imparatoru Hayşan’ın sarayına sığındı. Bu zaferden sonra Çağatay prensleri büyük bir kurultay toplayarak Duva’nın Pekin’de bulunan oğullarından Esen-Buga’yı han seçtiler.
Esen-Buga, Vassaf’a göre kardeşi Kebek’in isteğiyle tahta çıktı. 1320 yılı civarında Esen-Buga’nın ölümünden sonra Kebek yeniden iktidarı ele aldı.
Çağatayların Afganistan ve Hindistan Seferleri
Duva döneminden itibaren yeniden güçlenen Çağatay Hanlığı, dış bölgelerde de etkisini artırmaya başladı. Çin, Cuci ulusunun hâkim olduğu kuzey bölgeleri ve İran taraflarında genişleme imkânları sınırlı olduğundan Çağataylar Afganistan ve Hindistan yönüne yöneldiler.
İran hanları Azerbaycan’da bulunuyor ve Afganistan işleriyle fazla ilgilenmiyordu. Bundan yararlanan Çağataylar Badahşan, Kabil ve Gazne çevresinde hâkimiyet kurmaya çalıştılar. Doğu Afganistan’dan Hindistan’ın kuzeybatısına doğru ganimet elde etmeye yönelik seferler düzenlediler.
1297’de Duva Pencap’a sefer düzenledi ancak geri püskürtüldü. Bu dönemde Delhi Sultanlığı, Çağatay saldırılarını durdurabilecek güçlü bir askerî yapıya sahipti.
Duva’nın oğullarından Kutluk Hoca, Doğu Afganistan’a yerleşti ve buradan Hindistan üzerine akınlar düzenledi. 1299-1300 yılları civarında Delhi üzerine yürüdü. 1303’te Turgay kumandasında 120.000 kişilik bir Çağatay ordusu Delhi önlerine geldi ve şehri iki ay kuşattı. Ancak şehir ele geçirilemedi ve ordu Afganistan’a döndü.
1304 yılında yeni bir Çağatay akını gerçekleşti. Moğol kuvvetleri Pencap’ı yağmalayarak Amroha’ya kadar ilerledi ancak Delhi Sultanı’nın kumandanı Tugluk tarafından yenilgiye uğratıldı. Çok sayıda Çağatay esiri Delhi’ye gönderildi. Kebek de bu olayların ardından Multan’ı tahrip etti, fakat dönüş sırasında İndus kıyısında yenilgiye uğradı.
Kebek Han Dönemi
Kebek’in hükümdarlığı 1326 yılına kadar sürmüş görünmektedir. Kebek döneminin önemi, diğer Çağatay hanlarından farklı olarak Maveraünnehir’in şehir merkezlerine ve yerleşik hayata ilgi göstermesinden kaynaklanıyordu.
Kebek, Nahşeb (Nasef) yakınlarında bir saray yaptırdı. Bu saray Moğolcada “saray” anlamına gelen Karşi adıyla anıldı ve şehir zamanla bu isimle tanındı. Ayrıca Kebek, Çağatay Devleti’nin ilk resmî parası kabul edilen gümüş paraları bastırdı.
Bununla birlikte Maveraünnehir şehir hayatına olan ilgisine rağmen Kebek Müslüman olmadı.
Çağatay Hanlığı’nda Ayrılık: Maveraünnehir ve Moğolistan
Kebek’ten sonra kardeşleri Elcigidey, Duva Timur ve Tarmaşirin han oldular. İlk ikisi kısa süre hüküm sürdü. Tarmaşirin ise yaklaşık 1326-1333 yılları arasında daha uzun bir yönetim dönemi geçirdi.
Tarmaşirin 1327’de Hindistan’a büyük bir sefer düzenleyerek Delhi kapılarına kadar ilerledi. Bazı kaynaklara göre ağır bir vergi aldıktan sonra geri çekildi; bazılarına göre ise Delhi Sultanı Muhammed b. Tuğluk tarafından geri püskürtüldü.
Tarmaşirin, Müslüman olarak Sultan Alaeddin adını aldı. Ancak bu durum Maveraünnehir’deki yerleşik çevrelerin desteğini kazanırken İli ve Isık Göl çevresindeki göçebe unsurların tepkisine yol açtı. Bu bölgelerde çıkan isyan sonucunda Tarmaşirin devrildi.
1334 yılı civarında Duva’nın torunu Cenkşi Han tahta çıktı. Bu dönemde Müslümanlık karşıtı tepkiler güç kazandı. Almalıg ve Pişpek çevresindeki Nasturiler yeniden faaliyet gösterme imkânı buldu. Katolik misyonerler de bölgede kilise kurma ve vaaz faaliyetlerinde bulundu.
1338’de Papa XII. Benoit, Almalıg’a Fransisken Richard de Bourgogne’u piskopos olarak gönderdi. Ancak kısa süre sonra bölgedeki Hristiyan misyonerler öldürüldü. Daha sonra gelen papalık elçisi Jean de Marignolli Almalıg’da faaliyet gösterebildi, ancak bölgedeki Hristiyan toplulukları zamanla ortadan kalktı.
Emir Kazgan İdaresi Zamanında Maveraünnehir
Bu dönemden sonra eski Çağatay Hanlığı, hanedan ailesinin iki kolu arasında ayrıldı. Bu kollardan biri Maveraünnehir’i, diğeri ise “Moğolistan” adı verilen Talas, Manas, Isık Göl, İli, Ebinor çevresindeki bölgeleri kapsıyordu.
Maveraünnehir’de Karşi merkezli olarak Yasavur’un oğlu Kazan Han hüküm sürüyordu (yaklaşık 1343-1346). Kazan Han, kendisini tahta çıkaran Maveraünnehir ileri gelenlerinin itaatsizliğini gidermeye çalıştı. Bu ileri gelenlerin başında Emir Kazgan bulunuyordu.
Emir Kazgan’ın hâkimiyet alanı Amu Derya’nın kuzey kıyısında, bugünkü Kabadian’ın güneydoğusu ve Kunduz’un kuzeyi civarındaki Seli Saray bölgesindeydi. Kazgan, Kazan Han’a karşı isyan etti. İki taraf arasında Termez ile Karşi arasında, Demirkapı’nın kuzeyinde bir savaş gerçekleşti. Kazan Han ilk mücadelede üstün geldi ve rivayete göre Kazgan’ın bir gözünü çıkardı.
Ancak Kazan Han bu başarıdan sonra harekete devam etmek yerine Karşi’de kışlamayı tercih etti. Bu sırada askerlerinin bir kısmı onu terk etti. Kazgan yeniden saldırıya geçti ve Kazan Han’ı Karşi yakınlarında yenerek öldürdü (1346-1347 civarı).
Maveraünnehir’in gerçek hâkimi durumuna gelen Emir Kazgan, Çağatay hanlarının sembolik iktidarını sona erdirdi. Önce Ögedey soyundan Danişmendiye’yi han ilan ederek Çağatay hanedanı ile ilişkisini kesti. Daha sonra onu öldürttü ve Duva’nın torunu Buyan-Kuli’yi han yaptı.
Buyan-Kuli’nin hükümdarlığı sırasında da gerçek iktidar Emir Kazgan’ın elindeydi. Maveraünnehir’deki Çağatay hanları artık yalnızca hükümdar unvanını taşıyan, siyasî güçten yoksun kişiler hâline gelmişti. Asıl iktidar yerel Türk ileri gelenlerinin eline geçmişti.
Kazgan’ın yönetimi (1347-1357) Maveraünnehir’in gücünü artırdı. İran’daki Kertler hükümdarı Hüseyin, Amu Derya’nın güneyinde bulunan Andhoy ve Şeburgan bölgelerine saldırınca Kazgan karşı harekete geçti. 1351’de Buyan-Kuli Han’ı da yanında götürerek Herat’ı kuşattı ve Hüseyin’i kendisine tâbi olmaya zorladı.
Kazgan’ın ölümüyle (1357) yerine oğlu Mirza Abdullah geçti. Ancak Abdullah, babasının siyasî gücünü sürdüremedi. Buyan-Kuli Han’ın eşine sahip olmak amacıyla onu Semerkant’ta öldürttü (1358). Bu olay, Maveraünnehir beylerinin özellikle Bayan Selduz ve Keş hâkimi Hacı Barlas’ın Abdullah’a karşı düşmanlık beslemesine yol açtı.
Bayan Selduz ve Hacı Barlas, Abdullah’ı Hindukuş’un kuzeyindeki Andereb bölgesine kadar takip etti ve burada öldü. Maveraünnehir’deki beyler arasındaki mücadeleler bölgeyi zayıflattı ve Çağatay hanedanının yeniden güç kazanmasına zemin hazırladı.
Tuğluk Timur: Çağatay Bütünlüğünün Yeniden Tesisi
Maveraünnehir’de Çağatay kolu yerel Türk beylerinin etkisi altında sembolik bir konuma düşerken, “Moğolistan” olarak adlandırılan Talas, Yukarı Çu, Isık Göl, İli, Ebinor ve Manas bölgelerinde Çağatay Hanlığı yeniden güç kazandı.
Bu bölgedeki önemli kabilelerden biri Duglat (Duklat) kabilesiydi. Duglatlar, Isık Göl çevresinde ve Kaşgarya’daki Altı Şehir bölgesinde geniş topraklara sahipti. XIV. yüzyıl ortalarında Duglatların başında Tulik, Bulaci ve Kamereddin bulunuyordu.
Duglatların başındaki Bulaci, Çağatay ailesinden bir hükümdar bularak hanlığı yeniden canlandırmak istedi. Bu sırada Esen-Buga’nın oğlu olduğu söylenen Tuğluk Timur, Doğu Moğolistan’da bilinmeyen bir hayat sürüyordu. Bulaci onu buldurdu, Aksu’da büyük bir törenle karşıladı ve han ilan etti. Bulaci’nin kardeşi Tulik ise ulus beyi, yani devletin baş emiri oldu.
Tuğluk Timur’un hükümdarlığı (1347-1363), Çağatay Hanlığı açısından önemli bir dönem oldu. Bu dönemin ilk önemli gelişmesi İslâmiyet’in yayılmasıydı. Maveraünnehir’deki Türkler ve Tacikler ile Buhara ve Semerkant halkı Müslüman iken, Moğolistan’daki Türk ve Moğol toplulukları büyük ölçüde Budist veya Şamanist inançlara bağlıydı.
Duglatların ileri gelenlerinden Tulik daha önce Müslüman olmuştu. Tuğluk Timur da bir dileğinin gerçekleşmesinin ardından İslâmiyet’i kabul etti. Bunun üzerine kendisi sünnet oldu ve rivayete göre 160.000 kişi onunla birlikte İslâmiyet’e geçti.
Tuğluk Timur, Moğolistan’da güç kazandıktan sonra Çağatay Hanlığı’nın batı kesimi üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmak istedi. Bu sırada Maveraünnehir’de Emir Abdullah’ın ölümünden sonra siyasî parçalanma devam ediyordu. Bayan Selduz ve Hacı Barlas bölgeyi yönetmekteydi ancak güçlü bir birlik oluşturamamışlardı.
Tuğluk Timur, 1360 yılında Taşkent üzerinden Şehrisebz’e yürüyerek Maveraünnehir’i işgal etti. Hacı Barlas önce direnmeye çalıştı ancak daha sonra Amu Derya’yı geçerek Horasan’a çekildi.
Bu sırada Hacı Barlas’ın yeğeni Timur, Tuğluk Timur’a itaat etmeyi uygun gördü. Bunun karşılığında Şehrisebz bölgesi kendisine verildi. Ancak Tuğluk Timur’un Moğolistan’a dönmesinden sonra Hacı Barlas geri geldi, Timur’u yenerek onu yeniden kendi hâkimiyeti altına aldı.
Tuğluk Timur kısa süre sonra tekrar Maveraünnehir’e indi. Hocend’e geldiğinde bölgenin ileri gelenleri ona itaat etti. Bayan Selduz onun yanında Semerkant’a kadar gitti, Hacı Barlas da bağlılığını bildirdi. Ancak daha sonra Tuğluk Timur’un Hocend yöneticisini öldürtmesi üzerine Hacı Barlas korkarak kaçtı ve Şehrisebz yakınlarında öldürüldü.
Bu gelişmeler sonucunda Timur, Barlas kabilesinin reisi ve Tuğluk Timur’un tâbisi olarak Şehrisebz bölgesinin hâkimi oldu.
Tuğluk Timur daha sonra Hindukuş çevresindeki Belh, Kunduz, Badahşan ve Kabil bölgelerinde hâkimiyet kurmuş olan Emir Hüseyin üzerine yürüdü. Vahş Nehri üzerinde onu yenerek Kunduz’a girdi. Sefer dönüşünde Maveraünnehir ileri gelenlerinden Bayan Selduz’u öldürttü ve Moğolistan’a dönerken oğlu İlyas Hoca’yı bölgeye vekil bıraktı. Timur ise onun danışmanı olarak görev yaptı.
Böylece eski Çağatay Hanlığı’nın birliği, güçlü bir han yönetimi altında yeniden sağlanmış oldu. Ancak kısa süre sonra Timur, Çağatay Hanlığı’nın yerine yeni bir siyasî güç oluşturacak ve bölgenin tarihini değiştirecekti.