Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Kazak Hanlığı: Revizyonlar arasındaki fark

Ansiklo sitesinden
24. satır: 24. satır:


=== Burunduk Han (1480-1511) ===
=== Burunduk Han (1480-1511) ===
1480 civarında iktidara gelen Şığay Han’ın oğlu Burunduk Han, sınırları özellikle doğu yönünde genişletmeye çalışmış; hükümdarlığı boyunca Deşt-i Kıpçak hâkimiyeti için Muhammed Şeybanî Han yönetimindeki Özbeklerle mücadele etmiştir. XV. yüzyılın sonlarında bölgede Kazaklar, Özbekler ve Mangıt/Nogay toplulukları başlıca siyasi güçler olarak yer almıştır.
1480 civarında iktidara gelen Şığay Han’ın oğlu Burunduk Han, sınırları özellikle doğu yönünde genişletmeye çalışırken, hükümdarlığı boyunca Deşt-i Kıpçak hâkimiyeti için Muhammed Şeybanî Han yönetimindeki Özbeklerle mücadele etmiştir. XV. yüzyılın sonlarında bölgede Kazaklar, Özbekler, Mangıt ile Nogay toplulukları başlıca siyasi güçler olarak yer almıştır.


XVI. yüzyılın başlarında Muhammed Şeybanî Han’ın Maveraünnehir’e yönelmesiyle Deşt-i Kıpçak’taki mücadele Kazaklar lehine sonuçlansa da, taraflar arası karşılıklı seferler devam etmiştir. Kazaklar 1508’de Ahmed Sultan komutasında Maveraünnehir’e akın düzenleyerek Semerkant ve Buhara çevresine saldırırken, Muhammed Şeybanî Han 1509’da büyük bir seferle karşılık vermiştir.
XVI. yüzyılın başlarında Muhammed Şeybanî Han’ın Maveraünnehir’e yönelmesiyle Deşt-i Kıpçak’taki mücadele Kazaklar lehine sonuçlansa da, taraflar arası karşılıklı seferler devam etmiştir. Kazaklar 1508’de Ahmed Sultan komutasında Maveraünnehir’e akın düzenleyerek Semerkant ve Buhara çevresine saldırırken, Muhammed Şeybanî Han 1509’da büyük bir seferle karşılık vermiştir.
31. satır: 31. satır:


=== Kasım Han (1511-1523) ===
=== Kasım Han (1511-1523) ===
Kasım Han, Canibek Han’ın oğullarından biri olup Burunduk Han döneminde askerî alanda öne çıkmış ve 1511 yılında Kazak Hanlığı tahtına geçmiştir. Onun hükümdarlığı sırasında hanlık siyasî teşkilatını güçlendirmiş, hâkimiyet sahasını genişletmiş ve Orta Asya’nın önemli siyasî güçlerinden biri hâline gelmiştir.
Kasım Han, Canibek Han’ın oğullarından biri olup Burunduk Han döneminde askerî alanda öne çıkmış ve 1511 yılında Kazak Hanlığı tahtına geçmiştir. Hükümdarlığı sırasında hanlık, siyasî teşkilatını güçlendirmiş, hâkimiyet sahasını genişletmiş ve Orta Asya’nın önemli siyasî güçlerinden biri hâline gelmiştir.


Kasım Han, Kazak boyları arasındaki siyasî birliği sağlamlaştırmaya ve merkezî yönetimi güçlendirmeye yönelik düzenlemeler yapmıştır. Devlet işlerinde yetenekli kişileri görevlendirmiş, Kazak örf ve geleneklerine dayanan hukuk kurallarını sistemleştirerek “Kasım Han’ın Kaska Yolu” adı verilen hukuk düzenini oluşturmuştur.
Kasım Han, Kazak boyları arasındaki siyasî birliği sağlamlaştırmaya ve merkezî yönetimi güçlendirmeye yönelik düzenlemeler yapmıştır. Devlet işlerinde yetenekli kişileri görevlendirmiş, Kazak örf ve geleneklerine dayanan hukuk kurallarını sistemleştirerek “Kasım Han’ın Kaska Yolu” adı verilen hukuk düzenini oluşturmuştur.


Bu dönemde Kazak Hanlığı’nın hâkimiyet alanı Deşt-i Kıpçak’ın önemli bir bölümünü kapsamıştır. Hanlık toprakları batıda Yayık Nehri çevresine kadar uzanmış; Sırderya, Çu, Talas ve Karatal bölgelerindeki birçok yerleşim merkezi Kazak yönetimine bağlanmıştır. Yedisu bölgesindeki Kazak boylarının da hanlık bünyesine katılmasıyla Kazak siyasî birliği önemli ölçüde güçlenmiştir.
Bu dönemde Kazak Hanlığı’nın hâkimiyet alanı Deşt-i Kıpçak’ın önemli bir bölümünü kapsamıştır. Hanlık toprakları batıda Yayık Nehri çevresine kadar uzanırken, Sırderya, Çu, Talas ve Karatal bölgelerindeki birçok yerleşim merkezi Kazak yönetimine bağlanmıştır. Yedisu bölgesindeki Kazak boylarının da hanlık bünyesine katılmasıyla Kazak siyasî birliği önemli ölçüde güçlenmiştir.


Kasım Han döneminde hanlığın merkezi Sırderya boyundaki Sığanak’tan Türkistan’a taşınmıştır. Türkistan’ın siyasî bir merkez hâline gelmesi, Kazak hanlarının şehirler üzerindeki hâkimiyetini artırmıştır.
Kasım Han döneminde hanlığın merkezi Sırderya boyundaki Sığanak’tan Türkistan’a taşınmıştır. Türkistan’ın siyasî bir merkez hâline gelmesi, Kazak hanlarının şehirler üzerindeki hâkimiyetini artırmıştır.
43. satır: 43. satır:
Kasım Han döneminde Kazak Hanlığı’nın dış ilişkileri gelişmiş; Orta Asya hanlıkları, İdil boyundaki siyasî oluşumlar, Batı Sibirya Hanlığı ve Moskova Devleti ile diplomatik temaslar kurulmuştur. Moskova ile başlayan elçilik ilişkileri, hanlığın bölgesel siyasette tanınmasına katkı sağlamıştır.
Kasım Han döneminde Kazak Hanlığı’nın dış ilişkileri gelişmiş; Orta Asya hanlıkları, İdil boyundaki siyasî oluşumlar, Batı Sibirya Hanlığı ve Moskova Devleti ile diplomatik temaslar kurulmuştur. Moskova ile başlayan elçilik ilişkileri, hanlığın bölgesel siyasette tanınmasına katkı sağlamıştır.


1514 yılında Said Han’ın Doğu Türkistan’a yönelmesiyle Yedisu bölgesindeki güç dengeleri değişmiş ve Kazak Hanlığı bu sahadaki etkisini artırmıştır. Kasım Han’ın ölüm tarihi konusunda farklı görüşler bulunmakta olup bazı kaynaklarda 1518, bazı Rus kaynaklarında ise 1521 yılı gösterilmektedir. Onun döneminde kurulan idarî ve siyasî yapı, Kazak Hanlığı’nın sonraki gelişiminin temelini oluşturmuştur.
1514 yılında Said Han’ın Doğu Türkistan’a yönelmesiyle Yedisu bölgesindeki güç dengeleri değişmiş ve Kazak Hanlığı bu sahadaki etkisini artırmıştır. Kasım Han’ın ölüm tarihi konusunda kaynaklarda 1518 ve 1521 olmaz üzere iki farklı tarih yer almaktadır. Onun döneminde kurulan idarî ve siyasî yapı, Kazak Hanlığı’nın sonraki gelişiminin temelini oluşturmuştur.


=== Tahir Han (1523-1533) ===
=== Tahir Han (1523-1533) ===
67. satır: 67. satır:
Haknazar Han dönemindeki önemli gelişmelerden biri Nogay Ordası’nın parçalanması olmuştur. Nogay beyleri arasındaki mücadelelerden sonra birçok Kıpçak, Kanglı ve diğer göçebe topluluk Kazak Hanlığı’na katılmıştır. Haknazar Han bu gelişmeden yararlanarak batıdaki hâkimiyet alanını genişletmiştir.
Haknazar Han dönemindeki önemli gelişmelerden biri Nogay Ordası’nın parçalanması olmuştur. Nogay beyleri arasındaki mücadelelerden sonra birçok Kıpçak, Kanglı ve diğer göçebe topluluk Kazak Hanlığı’na katılmıştır. Haknazar Han bu gelişmeden yararlanarak batıdaki hâkimiyet alanını genişletmiştir.


Kazak Hanlığı’nın Şaybanîlerle ilişkileri de bu dönemde değişmiştir. Haknazar Han, Buhara Hanı II. Abdullah Han ile dostane ilişkiler kurarak Özbeklerle uzun süren mücadeleleri azaltmış ve ticari ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. Ancak 1579 yılında II. Abdullah Han ile Taşkent hâkimi Baba Sultan arasındaki mücadelede dengeli bir siyaset izlemeye çalışırken 1580 yılında Baba Sultan’ın adamları tarafından öldürülmüştür.
Kazak Hanlığı’nın Şaybanîlerle ilişkileri de bu dönemde değişmiştir. Haknazar Han, Buhara Hanı II. Abdullah Han ile dostane ilişkiler kurarak Özbeklerle uzun süren mücadeleleri azaltmış ve ticari ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. Ancak 1579 yılında II. Abdullah Han ile Taşkent hâkimi Baba Sultan arasındaki mücadelede dengeli bir siyaset izlemeye çalışırken 1580 yılında Baba Sultan’ın adamları tarafından öldürülmüştür. Haknazar Han döneminde Rus Çarlığı ile ilişkiler de gelişmeye başlamıştır. 1569-1573 yıllarında Rus elçileri Kazak Hanlığı’na gelmiş, iki devlet arasında diplomatik ve ticari temaslar kurulmuştur.
 
Haknazar Han döneminde Rus Çarlığı ile ilişkiler de gelişmeye başlamıştır. 1569-1573 yıllarında Rus elçileri Kazak Hanlığı’na gelmiş, iki devlet arasında diplomatik ve ticari temaslar kurulmuştur.


Haknazar Han, Kasım Han döneminde kurulan siyasî yapıyı yeniden güçlendiren ve Kazak Hanlığı’nın parçalanmış bölgelerini büyük ölçüde bir araya getiren hükümdarlardan biri olarak kabul edilir.
Haknazar Han, Kasım Han döneminde kurulan siyasî yapıyı yeniden güçlendiren ve Kazak Hanlığı’nın parçalanmış bölgelerini büyük ölçüde bir araya getiren hükümdarlardan biri olarak kabul edilir.

09.00, 25 Temmuz 2026 tarihindeki hâli

Kazak Hanlığı, XV. yüzyılın ikinci yarısında Deşt-i Kıpçak sahasında Kerey ve Canibek Sultanlar tarafından kurulan bir Türk hanlığıdır. Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin soyundan gelen hanlar tarafından yönetilen devlet, XVI. yüzyılda güçlenerek Kazak boylarının önemli bir bölümünü kendi hâkimiyeti altında birleştirmiştir. Bozkır geleneğine dayanan boy, ulus ve cüz teşkilatı üzerine kurulan Kazak Hanlığı’nın ekonomisi ağırlıklı olarak konargöçer hayvancılığa dayanırken, şehir merkezlerinde tarım ve ticaret de önemli bir yer tutmuştur. XVIII. yüzyıldan itibaren iç mücadeleler ve dış baskılar nedeniyle zayıflayan hanlık, XIX. yüzyılda Rus İmparatorluğu’nun hâkimiyeti sonucunda ortadan kaldırılmıştır.

Etimoloji

Kazak terimi, bugün ağırlıklı olarak Kazakistan sınırları içinde yaşayan Türk boylarının ortak etnik kimliğini ifade eder. Tarihî kaynaklara göre bu kelime, özellikle XV. yüzyılın sonlarından itibaren belirli bir boylar federasyonunu ve bu topluluğun zamanla oluşturduğu siyasî yapılanmayı tanımlayan bir kimlik olarak yaygınlaşmıştır.

Kazak kelimesi Türk dillerinde genel olarak bağımsız, serbest, özgür, yiğit ve cesur anlamlarıyla açıklanmaktadır. Kaynaklarda kelimenin Kasa, Kazsak, Hasa, Asa, Kosok, Kasok, Gasag, Hasık, gibi farklı biçimlerde yazıldığı görülmektedir. Bazı lehçelerde asker, silahşör ve savaşçı anlamlarında kullanılan kelime, siyasî karışıklık dönemlerinde bağlı olduğu topluluktan ayrılarak bağımsız hareket eden kişiler için de kullanılmıştır. Bazı araştırmacılar, “Kazak” adını “kaz” kelimesi ile Eski Türkçede boy veya kabile anlamına gelen “ok” unsurlarının birleşimiyle açıklamaya çalışmıştır. Başka bir görüşe göre kelime, başlangıçta cesaret ve savaşçılık özelliklerini içeren askerî bir anlam taşımaktaydı.

Kaynaklarda “Kazak” kelimesinin kullanımına XI. yüzyıldan itibaren rastlanmaktadır. İlk dönemlerde belirli bir topluluk veya siyasî yapıdan ayrılarak bağımsız bir hayat süren ve bağlı bulunduğu otoriteye karşı mücadele eden kişiler için kullanılan bu ifade, zamanla daha geniş bir anlam kazanmış ve XV. yüzyıldan itibaren belirli bir Türk topluluğunun adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzyılda Kerey ve Canibek hanların liderliğinde Yedisu bölgesine göç eden topluluklar başlangıçta “Özbek-Kazak” olarak adlandırılmıştır. Daha sonra bu toplulukların kurduğu hanlığın yönetimi altındaki halk, Kazak adıyla anılmaya başlanmıştır.

Kazak halkının teşekkülü, Orta Asya’nın derin tarihî derinliğinde farklı kavimlerin asırlar süren kaynaşmasıyla şekillenmiştir. Pek çok medeniyetin kesişim kümesinde yer alan Kazakistan, kuzeyde Rusya, doğuda Çin, güneyde Özbekistan ile Kırgızistan ve batıda Hazar Denizi ile çevrilidir. Geniş ova ve platoların yanı sıra doğu ve güneydoğuda Altay ile Tanrı Dağları silsilesiyle karakterize olan ülkede karasal iklim hüküm sürer. Bozkırların hâkim olduğu sahalarda güney kesimler çöl ve yarı çöl alanlarına bırakırken, akarsu boyları ile yüksek rakımlı yerlerde sınırlı orman örtüsü gözlenir. Kazak Hanlığı'nın teşkiliyle birlikte bu coğrafyadaki egemenlik alanı Çu Nehri havzasından Sırderya, Yedisu, Karatal ve İli vadilerine kadar uzanmıştır.

XV ve XVI. yüzyıllarda belirgin duruma gelen Kazak etnik kimliğinin temelleri, milattan önceki devirlere uzanan uzun soluklu bir sürecin ürünüdür. Bu coğrafyada sırasıyla Sakalar, Sarmatlar, Üysünler, Kanglılar ve Hunlar varlık göstermiştir. Orta Asya boyunca Türk boylarının yayılımı demografik ağırlığı Türkler lehine çevirmiş ve antik yerli toplulukların mirası gelen Türk boylarıyla harmanlanmıştır. Bu ana gövdeyi Göktürkler, Türgişler, Karluklar, Oğuzlar, Kimekler ve Kıpçaklar izlemiş, ilerleyen asırlarda ise Nayman, Kerey, Argın, Konurat, Calayır ve Dulat oymakları etnik mozaiğin asli unsurları hâline gelmiştir.

XIII. yüzyılın başlarındaki Moğol istilası sonucunda Nayman ve Kerey gibi unsurlar Doğu ve Güneydoğu Kazakistan'a yönelirken, Türk boyları Cuci, Çağatay ve Ögedey uluslarının idari sınırları arasında bölünmüştür. Moğol akınları halkın antropolojik görünümünde izler bırakmışsa da sayısal üstünlüğe sahip Türk kitleleri karşısında Moğol unsurları zamanla kültürel ve lisanî anlamda Türkleşmiştir. Altın Orda devri, siyasî bütünleşmenin sağlanması ve iktisadî-kültürel bağların sıkılaşması bakımından bu sürece ivme kazandırmıştır. Ardından Ak Orda ile göçebe Özbek Hanlığı hâkimiyeti altında Türk ve Moğol kökenli topluluklar arasındaki ayrışmalar silinmiş, ortak bir siyasi ve kültürel iklim doğmuştur. Kazak Hanlığı'nın sahneye çıkmasıyla Doğu Deşt-i Kıpçak, Türkistan ve Yedisu havzasındaki kalabalık boylar tek bir idari çatı altında birleşmiştir. Devletin kudretinin artmasıyla Sibirya Hanlığı, Moğolistan ve Nogay Ordası çeperindeki yakın topluluklar da bu yapıya dâhil olmuş; farklı boyların ortak bir iradeyle kaynaşması, ortak lisan ve gelenekleri paylaşan yekpare Kazak milletini meydana getirmiştir.

Siyasi Tarih

Hanlığın Kuruluşu: Kerey ve Canibek Han (1456-1480)

Kazak Hanlığı, Altın Orda ve Ak Orda mirası üzerinde, özellikle bu devletin doğu kanadını teşkil eden Kök Orda sahasında XV. yüzyılın ortalarında kurulmuştur. Bu gelişme, Kazak boylarının siyasi birliğe kavuşarak etnik oluşum sürecini tamamlaması bakımından dönüm noktası olmuştur.

Kuruluşa zemin hazırlayan süreçte Ak Orda, Ebu’l-Hayr Hanlığı, Moğolistan ve Nogay Ordası sahasındaki Türk toplulukları siyasi ve kültürel açıdan yakınlaşmış; konargöçer hayvancılık, tarım, ticaret ve şehir merkezlerinin gelişimi boyların ortak bir çatı altında birleşmesini kolaylaştırmıştır. Ebu’l-Hayr Han’ın otoriter yönetimi ve 1457’de Oyratlar karşısında uğradığı yenilgi, hoşnutsuz oymakların Kerey ve Canibek etrafında kenetlenmesini hızlandırmıştır. Doğu Deşt-i Kıpçak’tan Çu Nehri vadisine yapılan göçler neticesinde bu iki hanın safında toplanan kitle, Moğolistan Hanı Esen Buka’nın desteğiyle Kozı Başı bölgesine yerleşerek yeni hanlığın çekirdeğini teşkil etmiştir. Hanlığın kesin tarihi hususunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, genel kabule göre Kerey ve Canibek’in Çu Nehri çevresinde bağımsız bir siyasi yapı oluşturduğu XV. yüzyılın ortaları kuruluş dönemi kabul edilmektedir.

Devletin ilk hükümdarı Kerey Han (1456–1473), Kök Orda hükümdarı Orus Han’ın torunu Bolat Sultan’ın oğludur. Kerey Han, kardeşi Canibek Sultan ile birlikte hanlığın güçlenmesi için çalışmış, Moğolistan hanlarıyla ittifak kurarak rakiplerine karşı mücadele etmiştir. Canibek Han ise 1473–1480 yılları arasında hüküm sürerek Kerey Han’dan sonra yönetimi üstlenmiştir. Bu iki liderin döneminde Kazak Hanlığı’nın siyasi temelleri güçlendirilmiş ve devlet yapısı şekillenmiştir.

Burunduk Han (1480-1511)

1480 civarında iktidara gelen Şığay Han’ın oğlu Burunduk Han, sınırları özellikle doğu yönünde genişletmeye çalışırken, hükümdarlığı boyunca Deşt-i Kıpçak hâkimiyeti için Muhammed Şeybanî Han yönetimindeki Özbeklerle mücadele etmiştir. XV. yüzyılın sonlarında bölgede Kazaklar, Özbekler, Mangıt ile Nogay toplulukları başlıca siyasi güçler olarak yer almıştır.

XVI. yüzyılın başlarında Muhammed Şeybanî Han’ın Maveraünnehir’e yönelmesiyle Deşt-i Kıpçak’taki mücadele Kazaklar lehine sonuçlansa da, taraflar arası karşılıklı seferler devam etmiştir. Kazaklar 1508’de Ahmed Sultan komutasında Maveraünnehir’e akın düzenleyerek Semerkant ve Buhara çevresine saldırırken, Muhammed Şeybanî Han 1509’da büyük bir seferle karşılık vermiştir.

Yönetiminin son döneminde siyasi etkisini yitiren Burunduk Han’ın aksine Kasım Han, askeri başarıları ve artan nüfuzuyla öne çıkmıştır. 1511’de Burunduk Han’ın makamından uzaklaştırılmasıyla yönetim Kerey soyundan Canibek soyuna geçmiş ve Semerkant’a gönderilen Burunduk Han hayatının kalan kısmını orada geçirmiştir.

Kasım Han (1511-1523)

Kasım Han, Canibek Han’ın oğullarından biri olup Burunduk Han döneminde askerî alanda öne çıkmış ve 1511 yılında Kazak Hanlığı tahtına geçmiştir. Hükümdarlığı sırasında hanlık, siyasî teşkilatını güçlendirmiş, hâkimiyet sahasını genişletmiş ve Orta Asya’nın önemli siyasî güçlerinden biri hâline gelmiştir.

Kasım Han, Kazak boyları arasındaki siyasî birliği sağlamlaştırmaya ve merkezî yönetimi güçlendirmeye yönelik düzenlemeler yapmıştır. Devlet işlerinde yetenekli kişileri görevlendirmiş, Kazak örf ve geleneklerine dayanan hukuk kurallarını sistemleştirerek “Kasım Han’ın Kaska Yolu” adı verilen hukuk düzenini oluşturmuştur.

Bu dönemde Kazak Hanlığı’nın hâkimiyet alanı Deşt-i Kıpçak’ın önemli bir bölümünü kapsamıştır. Hanlık toprakları batıda Yayık Nehri çevresine kadar uzanırken, Sırderya, Çu, Talas ve Karatal bölgelerindeki birçok yerleşim merkezi Kazak yönetimine bağlanmıştır. Yedisu bölgesindeki Kazak boylarının da hanlık bünyesine katılmasıyla Kazak siyasî birliği önemli ölçüde güçlenmiştir.

Kasım Han döneminde hanlığın merkezi Sırderya boyundaki Sığanak’tan Türkistan’a taşınmıştır. Türkistan’ın siyasî bir merkez hâline gelmesi, Kazak hanlarının şehirler üzerindeki hâkimiyetini artırmıştır.

Kasım Han’ın dış politikasında Sırderya boyundaki şehirlerin kontrolü önemli bir yer tutmuştur. Bu amaçla Maveraünnehir’deki Şeybanîlerle mücadele etmiş, Muhammed Şeybanî Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan siyasî karışıklıklardan yararlanarak Sayram’ı ele geçirmiştir. Taşkent çevresindeki hâkimiyet mücadelelerinde de etkili olmuştur.

Kasım Han döneminde Kazak Hanlığı’nın dış ilişkileri gelişmiş; Orta Asya hanlıkları, İdil boyundaki siyasî oluşumlar, Batı Sibirya Hanlığı ve Moskova Devleti ile diplomatik temaslar kurulmuştur. Moskova ile başlayan elçilik ilişkileri, hanlığın bölgesel siyasette tanınmasına katkı sağlamıştır.

1514 yılında Said Han’ın Doğu Türkistan’a yönelmesiyle Yedisu bölgesindeki güç dengeleri değişmiş ve Kazak Hanlığı bu sahadaki etkisini artırmıştır. Kasım Han’ın ölüm tarihi konusunda kaynaklarda 1518 ve 1521 olmaz üzere iki farklı tarih yer almaktadır. Onun döneminde kurulan idarî ve siyasî yapı, Kazak Hanlığı’nın sonraki gelişiminin temelini oluşturmuştur.

Tahir Han (1523-1533)

Kasım Han’ın ölümünden sonra yerine oğlu Mamaş Han geçmiş, ancak hanedan üyeleri arasında çıkan mücadeleler nedeniyle yönetim istikrarsız hâle gelmiştir. Bu mücadeleler sırasında Mamaş Han’ın ölümü üzerine 1523 yılında Tahir Han tahta çıkmıştır.

Tahir Han, askerî ve siyasî açıdan güçlü bir yönetici değildi. Sert yönetimi ve çevresindeki yöneticilerle olan ilişkileri sebebiyle hanlık içindeki bölünmeleri önleyemedi. Bu dönemde Kazak Hanlığı’nda iç karışıklıklar devam etmiş, Tahir Han çevredeki devletlerle de mücadele içine girmiştir.

Tahir Han’ın 1524 yılında Nogay Ordası üzerine düzenlediği sefer başarısızlıkla sonuçlanmış, Nogaylar Kazak Hanlığı’nın batısındaki bazı bölgeleri ele geçirmiştir. Bu yenilgi Tahir Han’ın otoritesini zayıflatmış ve güneye çekilmesine neden olmuştur.

Tahir Han daha sonra Taşkent hâkimi Keldi Muhammed’den destek alarak yönetimini güçlendirmeye çalışmıştır. Ancak Kazak ve Kırgız güçleriyle birlikte Keldi Muhammed’e karşı harekete geçme girişimi başarısız olmuş, yapılan mücadele sonucunda Türkistan şehri ve Sırderya çevresindeki bazı bölgeler Keldi Muhammed’in hâkimiyetine geçmiştir.

Tahir Han döneminde Kazak Hanlığı’nın tamamı üzerinde güçlü bir hâkimiyet kurulamadı. Bazı boylar ona bağlı kalmadı. 1527 yılından sonra daha çok Kırgız toplulukları üzerinde etkili olan Tahir Han, Oyratların Yedisu bölgesine yönelik saldırılarına karşı mücadele etti. 1533 yılında ölümünden sonra yerine Buydaş Han geçmiş, ancak hanlık içindeki siyasî mücadeleler devam etmiştir.

Haknazar Han (1538-1580)

Kasım Han’ın oğlu olan Haknazar Han, 1538 yılında Kazak Hanlığı tahtına geçmiştir. Yaklaşık kırk iki yıl süren hükümdarlığı boyunca Tahir ve Buydaş hanlar döneminde zayıflayan siyasî yapıyı toparlamış, dağınık durumdaki Kazak topluluklarını yeniden hanlık otoritesi altında birleştirmiştir.

Haknazar Han döneminde Kazak-Kırgız ilişkileri güçlendirilmiş ve Moğolistan hanlarının Yedisu ile Issık Göl çevresindeki faaliyetlerine karşı ortak hareket edilmiştir. Bu süreçte hanlığın batı ve kuzey sınırlarında Nogay Ordası, Sibir Hanlığı, Özbek hanlıkları ve Şaybanîlerle ilişkiler yeniden şekillenmiştir.

Haknazar Han’ın öncelikleri arasında merkezî otoritenin güçlendirilmesi ve dış ilişkilerde dengeli bir siyaset izlenmesi bulunuyordu. Bu amaçla Moğolistan, Nogay Ordası, Özbek hanlıkları ve Rus Çarlığı ile farklı düzeylerde diplomatik ilişkiler kurulmuştur.

XVI. yüzyılın ortalarında Moğolistan Hanı Abdurraşid’in Yedisu ve Issık Göl çevresindeki seferleri sırasında Kazak ve Kırgız kuvvetleri karşı koymuştur. Çatışmalar sonucunda bazı bölgeler kaybedilmiş olsa da 1570’li yıllarda Yedisu’nun batısı ile Çu ve Talas bölgelerinde Kazak hâkimiyeti yeniden kurulmuştur.

Haknazar Han dönemindeki önemli gelişmelerden biri Nogay Ordası’nın parçalanması olmuştur. Nogay beyleri arasındaki mücadelelerden sonra birçok Kıpçak, Kanglı ve diğer göçebe topluluk Kazak Hanlığı’na katılmıştır. Haknazar Han bu gelişmeden yararlanarak batıdaki hâkimiyet alanını genişletmiştir.

Kazak Hanlığı’nın Şaybanîlerle ilişkileri de bu dönemde değişmiştir. Haknazar Han, Buhara Hanı II. Abdullah Han ile dostane ilişkiler kurarak Özbeklerle uzun süren mücadeleleri azaltmış ve ticari ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. Ancak 1579 yılında II. Abdullah Han ile Taşkent hâkimi Baba Sultan arasındaki mücadelede dengeli bir siyaset izlemeye çalışırken 1580 yılında Baba Sultan’ın adamları tarafından öldürülmüştür. Haknazar Han döneminde Rus Çarlığı ile ilişkiler de gelişmeye başlamıştır. 1569-1573 yıllarında Rus elçileri Kazak Hanlığı’na gelmiş, iki devlet arasında diplomatik ve ticari temaslar kurulmuştur.

Haknazar Han, Kasım Han döneminde kurulan siyasî yapıyı yeniden güçlendiren ve Kazak Hanlığı’nın parçalanmış bölgelerini büyük ölçüde bir araya getiren hükümdarlardan biri olarak kabul edilir.

Şığay Han (1580-1582)

Haknazar Han’ın ölümünden sonra Kazak Hanlığı’nın başına Canibek Han’ın dokuzuncu oğlu Şığay Han geçmiştir. Şığay Han’ın ilk hedefi, Haknazar Han’ın ölümünden sorumlu tuttuğu Baba Sultan’dan intikam almak olmuştur. Bu amaçla Buhara Hanı II. Abdullah Han ile ittifak kurmuştur.

1582 yılında II. Abdullah Han ile birlikte Baba Sultan üzerine sefer düzenleyen Şığay Han’a oğlu Tevekkel Sultan da katılmıştır. Sefer sırasında Baba Sultan yenilmiş ve öldürülmüştür. Ancak bu mücadele sırasında Şığay Han da hayatını kaybetmiş, yerine oğlu Tevekkel Han geçmiştir.

Tevekkel Han (1582-1598)

Tevekkel Han döneminde Kazak Hanlığı, Sırderya boyundaki şehirler ve Maveraünnehir üzerindeki hâkimiyet mücadelesine ağırlık vermiştir. Bu dönemde hanlığın güney siyaseti ön plana çıkmış ve Buhara Hanlığı ile ilişkiler belirleyici hâle gelmiştir.

Tevekkel Han, Haknazar Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan Baba Sultan meselesini sürdürmüş ve 1582 yılında Türkistan yakınlarında yapılan savaşta onu yenilgiye uğratmıştır. Baba Sultan’ın ortadan kaldırılmasının ardından II. Abdullah Han, Tevekkel Han ile anlaşarak Türkistan, Otrar ve Sayram gibi şehirlerin Kazak hâkimiyetinde olduğunu kabul etmiştir.

Ancak II. Abdullah Han’ın daha sonra bu şehirlerdeki Kazak yöneticilerini görevden uzaklaştırması, iki hanlık arasındaki ilişkilerin yeniden bozulmasına yol açmıştır. 1583 yılında başlayan mücadelelerde Tevekkel Han, Sauran, Türkistan, Otrar ve Sayram şehirlerini ele geçirerek Sırderya çevresindeki hâkimiyetini güçlendirmiştir.

Özbekler arasındaki siyasî çekişmelerden yararlanan Tevekkel Han, 1598 yılında Maveraünnehir üzerine sefer düzenlemiştir. Bu sefer sırasında Andican, Taşkent ve Semerkant’ı ele geçirmiş, ardından Buhara’yı kuşatmıştır. Ancak kuşatma sırasında ağır yaralanarak Taşkent’e çekilmiş ve aynı yıl hayatını kaybetmiştir.

Tevekkel Han döneminde Rus Çarlığı ile ilişkiler de gelişmiştir. 1594 yılında başlayan diplomatik temaslarla iki devlet arasındaki ilişkiler güçlenmiş, Rusya özellikle Sibir Hanlığı ve Buhara Hanlığı karşısındaki siyasî hedefleri doğrultusunda Kazaklarla yakınlaşmaya çalışmıştır.

Tevekkel Han’ın hükümdarlığı sonunda Kazak Hanlığı, Sırderya çevresindeki etkisini artırmış ve Maveraünnehir siyasetinde etkin bir aktör hâline gelmiştir. Aynı dönemde Sibir Hanlığı’nın Rus ilerleyişi karşısında zayıflaması, bazı Kazak topluluklarının hanlık bünyesine katılmasını kolaylaştırmıştır.

Esim Han (1598-1645)

Tevekkel Han’ın ölümünden sonra Kazak Hanlığı’nın yönetimi kardeşi Esim Sultan’a geçmiştir. Daha önce Kazak ordularının başında görev yapan ve Taşkent ile Türkistan bölgelerinde etkili olan Esim Han, askerî tecrübesi sayesinde hanlık içinde destek kazanmıştır.

Esim Han döneminin en önemli sorunlarından biri hanlık içindeki iktidar mücadelesi olmuştur. Tursun Muhammed Sultan, 1613-1614 yıllarında kendisini han ilan ederek bağımsız bir yönetim kurmuş ve Kazak Hanlığı’nda ikili hâkimiyet ortaya çıkmıştır. Esim Han Türkistan’ı, Tursun Han ise Taşkent’i merkez olarak kullanmıştır.

Esim Han, Buhara Hanlığı ile ilişkilerde başlangıçta uzlaşmacı bir siyaset izlemiştir. Ancak Buhara’nın Kazak topraklarına yönelik saldırıları üzerine iki taraf arasında çatışmalar yaşanmıştır. 1603 yılında Semerkant çevresindeki Ayğırcar savaşında Kazak kuvvetleri Buhara ordusunu yenmiş, 1611 yılında gerçekleşen yeni mücadelede de Buhara tarafı başarı sağlayamamıştır.

Esim Han’ın temel hedeflerinden biri hanlık içindeki siyasî bölünmeyi sona erdirmekti. Tursun Han ile yaşanan mücadele, 1627 yılında Esim Han’ın Yedisu’daki Kalmaklara karşı seferde bulunduğu sırada yeni bir boyut kazanmıştır. Tursun Han’ın Türkistan’a saldırarak Esim Han’ın ailesini esir alması üzerine Esim Han Taşkent üzerine yürümüş, Tursun Han’ı yenerek ortadan kaldırmıştır.

Bu olayın ardından Kazak Hanlığı yeniden tek yönetim altında birleşmiştir. Tursun Han’ı destekleyen Katağan boyuna yönelik cezalandırma hareketi ise geleneksel kaynaklarda “Katağan katliamı” adıyla anılmıştır.

Esim Han, Kazak hukuk geleneğini düzenleyerek “Esim Han’ın Eski Yolu” adı verilen kanunları oluşturmuştur. Onun döneminde ayrıca Oyratların siyasî ve askerî gücünün artması, Kazak Hanlığı için yeni bir tehdit oluşturmuştur. 1635 yılında Kazaklar ile Oyratlar arasında gerçekleşen büyük mücadeleler, sonraki dönemlerde uzun sürecek savaşların başlangıcını oluşturmuştur.

Esim Han 1645 yılında hayatını kaybetmiştir. Onun dönemi, bir yandan hanlık içindeki bölünmelerin giderilmeye çalışıldığı, diğer yandan Oyrat tehdidinin belirginleştiği bir dönem olmuştur.

Cangir Han (1645-1652)

Esim Han’ın oğlu Cangir Han döneminin en önemli gelişmeleri Oyratlarla yapılan savaşlar ve Kazak Hanlığı içindeki siyasî bölünmeler olmuştur. Kısa boylu ve güçlü yapısı nedeniyle Kazaklar tarafından “Salkam Cangir” adıyla anılan Cangir Han, tahta çıkmadan önce de cesareti ve savaşçılığıyla tanınmıştır.

Cangir Han döneminde Oyratların Kazak topraklarına yönelik saldırıları devam etmiştir. 1643 yılında büyük bir Oyrat ordusu Kazak topraklarına girdiğinde Cangir Han henüz büyük bir ordu toplayamamış ve yanında bulunan yaklaşık 600 askerle kalabalık Oyrat kuvvetlerine karşı mücadele etmiştir. Coğrafi şartlardan yararlanarak Orbulak geçidinde savunma yapan Cangir Han, Oyrat ordusuna ağır kayıplar verdirmiştir. Daha sonra Semerkant hâkimi Calangtös Bahadır’ın yardıma gelmesiyle Oyratlar geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Cangir Han, Oyrat tehdidine karşı Buhara Hanlığı, Yarkent Hanlığı ve Kırgızlarla ittifak kurmuştur. 1643 yılındaki mücadelede Oyrat hükümdarı Bağatur Kongtaycı’nın ordusu yenilgiye uğratılmıştır. Ancak Bağatur Kongtaycı 1652 yılında Rus kalelerinden sağladığı ateşli silahlarla yeniden Kazak Hanlığı üzerine sefer düzenlemiş, bu savaş sırasında Cangir Han hayatını kaybetmiştir.

Bahadır Han (1652-1680)

Cangir Han’ın ölümünden sonraki dönem Kazak tarihinin daha az bilinen dönemlerinden biridir. Bahadır Han zamanında komşu devletlerle ilişkiler sınırlı kalmış ve büyük çaplı savaşlar yaşanmamıştır.

Bu dönemde Kazakların Buhara Hanlığı’ndaki taht mücadelelerine katıldığı bilinmektedir. Oyratların ise kendi iç mücadeleleriyle uğraşması nedeniyle Kazak topraklarına yönelik büyük saldırılar gerçekleşmemiştir.

Bahadır Han döneminde Kazak Hanlığı içinde yeniden bölünmelerin başladığı ve merkezî otoritenin zayıfladığı anlaşılmaktadır.

Tavke Han (1680-1715)

Tavke Han, Kazak Hanlığı’nın önemli hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Genç yaşlardan itibaren devlet yönetiminde görev alan Tavke Han, siyasî yeteneği ve diplomatik kabiliyetiyle öne çıkmıştır.

Tavke Han tahta geçtiğinde Kazak Hanlığı iç karışıklıklar, hanedan mücadeleleri ve siyasî bölünmelerle karşı karşıyaydı. Hanlık içindeki birlik sorunlarını çözmeye çalışan Tavke Han, merkezî yönetimi güçlendirmeye ve sultanların etkisini azaltmaya çalışmıştır.

Bu amaçla beylerin yönetimdeki rolünü artırmış ve “Hanlık Meclisi” ile “Beyler Meclisi”nin etkisini güçlendirmiştir. Töle Bi, Ayteke Bi ve Kazıbek Bi gibi önemli beylerin katılımıyla oluşturulan bu meclisler, devlet yönetiminde önemli görevler üstlenmiştir.

Tavke Han döneminde hukuk düzeni yeniden ele alınmış ve “Yedi Yargı” adı verilen kanun düzeni hazırlanmıştır. Bu düzenlemeler, Kazak toplumundaki siyasî ve sosyal sorunları çözmeyi amaçlamıştır.

Tavke Han döneminin en önemli dış tehdidi Cungar saldırıları olmuştur. 1681-1685 yılları arasında Cungarlar Güney Kazakistan’a çeşitli seferler düzenlemiş, Sayram şehrini ele geçirerek çevre bölgeleri tahrip etmişlerdir. Tavke Han, Kırgızlar ve Karakalpaklarla birlikte hareket ederek Cungarlara karşı mücadele etmiş ve kaybedilen bölgelerin bir kısmını geri almıştır.

Tavke Han, komşu devletlerle barışçı ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Buhara Hanlığı ile iyi ilişkiler geliştirmiş, Türkistan şehirleriyle ticari bağları sürdürmüş ve Cungar tehdidine karşı Rus Çarlığı ile diplomatik ilişkiler kurarak silah desteği sağlamıştır.

Tavke Han’ın çabalarına rağmen Kazak Hanlığı güçlü bir merkezî devlet hâline getirilememiştir. 1715 yılında ölümüyle birlikte hanlık yeniden siyasî sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Kayıp Han (1715-1718)

Tavke Han’ın ölümünden sonra Kayıp Han tahta geçmiştir. Ancak onun döneminde merkezî otorite zayıflamış ve Cungar saldırıları devam etmiştir. Kazak ordusu bu saldırılar karşısında başarılı olamamış, Kayıp Han 1718 yılında bir savaş sırasında hayatını kaybetmiştir.

Bolat Han (1718-1730)

Kayıp Han’ın ölümünden sonra Tavke Han’ın oğlu Bolat Han tahta geçmiştir. Ancak Bolat Han’ın yönetimi güçlü bir otorite oluşturamamış, önemli Kazak sultanları onun hâkimiyetini kabul etmemiştir.

Bu dönemde Kazak Hanlığı siyasî olarak parçalanmaya başlamış ve üç ayrı siyasî birime ayrılmıştır. Orta Cüz’ü Semeke Han, Ulu Cüz’ü Colbarıs Han, Küçük Cüz’ü ise Ebü’l-Hayır Han yönetmiştir.

Böylece 1456 yılında kurulan Kazak Hanlığı, XVIII. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüş; ancak merkezî otoritenin zayıflaması sonucunda üç cüz şeklinde ayrı siyasî yapılara bölünmüştür.

Dış Politika

Özbeklerle İlişkiler

XV. ve XVI. yüzyıllar boyunca Kazaklar ile Özbekler arasında uzun süren mücadeleler yaşanmıştır. Kazaklar, Özbekler arasındaki taht mücadeleleri ve siyasî karışıklıklardan yararlanarak kendi nüfuzlarını artırmaya çalışmışlardır.

Bu dönemde Kazaklar, II. Abdullah Han’a karşı mücadele eden Baba Sultan ve taraftarlarını desteklemiştir. Kazak hanı Haknazar Han ile Kazak sultanı Şığay Han, bu sebeple II. Abdullah Han ile birkaç defa savaşmıştır. Haknazar Han aynı zamanda Nogay Hanlığı topraklarında bulunan Nogay mirzaları Şıhmarnay oğulları Ak Mirza ve Bey Mirza ile de mücadele ederek Kazak hanlarının batı yönündeki etkisini genişletmeye çalışmıştır.

Haknazar Han, Özbekler arasındaki mücadelelerde iki taraflı bir siyaset izlemiştir. Bir taraftan asi sultanlara karşı II. Abdullah Han ile anlaşmaya varmış, diğer taraftan Baba Sultan ile ilişkilerini sürdürmüştür. Taşkent hâkimi Baba Sultan’ın Maveraünnehir Özbek hâkimiyetinden ayrılarak bağımsızlığını kazanma girişimi, II. Abdullah Han’ın bu mücadeleye son vermek istemesine neden olmuştur.

II. Abdullah Han, Baba Sultan’a karşı mücadelede Kazakların desteğini kazanmak amacıyla onlara çeşitli menfaatler teklif etmiştir. Haknazar Han ise gelişmeleri değerlendirerek Baba Sultan ile yeniden ilişki kurmuştur. Baba Sultan bu sırada Haknazar Han’a Yesi ve Sayram şehirlerini teklif etmiştir.

Daha sonra Haknazar Han’ın yeniden II. Abdullah Han tarafına geçmesi üzerine Baba Sultan ve II. Abdullah Han ona karşı harekete geçmiştir. Haknazar Han’ın bu mücadele sırasında öldürüldüğü kabul edilmektedir. Haknazar Han’ın iki oğlu da 1580 yılında Baba Sultan’ın adamları tarafından öldürülmüştür.

Şığay Han da Özbekler arasındaki iç mücadelelere katılmıştır. Şığay Han, Maveraünnehir Özbek hükümdarı II. Abdullah Han ile birlikte hareket etmenin kendi çıkarlarına uygun olduğunu düşünerek onunla anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma sonucunda Şığay Han Hocent’e yönetici olarak tayin edilmiş, Tevekkel Sultan da II. Abdullah Han’ın yanında yer alarak asi sultanlara karşı yürütülen mücadelelere katılmıştır.

II. Abdullah Han’ın asi Özbek sultanlarına karşı yaptığı mücadelede Şığay Han önemli görev üstlenmiştir. Şığay Han, Özbek ordusunda sağ kanadın başında bulunmuş ve Kazak sultanlarıyla birlikte hareket etmiştir.

1582 yılında Özbeklerin hizmetinde bulunan Tevekkel Sultan, daha sonra II. Abdullah Han’dan ayrılmıştır. Tevekkel, Özbek Hanlığı içindeki karışıklıklardan yararlanarak 1586 yılında Özbeklere karşı yeni bir sefer hazırlamıştır. Bazı Özbek şehirlerini ele geçirmek amacıyla harekete geçen Tevekkel, Özbek kuvvetlerini yenmiş ancak yardımcı kuvvetlerin gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalmıştır.

1588 yılında II. Abdullah Han’ın muhalifleri ile Kazaklar birleşerek Seyhun çevresinde Özbek hanına karşı bir isyan başlatmıştır. İsyancılar kendilerine yönetici olarak bir Kazak sultanını seçmiştir. Ancak Özbekler kısa süre sonra bölgede yeniden hâkimiyet sağlamıştır.

1597 yılında Kazaklar Maveraünnehir’e akın düzenlemiştir. Buhara Hanlığı’ndaki iç karışıklıklardan yararlanan Tevekkel Han, Taşkent bölgesinden hareket ederek Kazak ve Moğol kuvvetlerinden oluşan ordusuyla Özbek topraklarına girmiş ve Semerkant’ı ele geçirmiştir.

Kazaklar ile Özbekler arasındaki mücadelelerin büyümesi üzerine Tevekkel Han, 1594 yılında Rus çarı Feodor İvanoviç’e başvurarak II. Abdullah Han’a karşı yapılacak bir ittifaka katılmasını istemiştir.

Tevekkel Han, sefer sırasında Andican, Miankal ve Taşkent’i hâkimiyeti altına almıştır. Kardeşi İşim Sultan’ı Semerkant’ta bırakarak büyük bir kuvvetle Buhara üzerine yürümüştür. Ancak Buhara’yı ele geçirme girişimi başarısız olmuş, Pir Muhammed tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Miankal’da yapılan ikinci savaşta yaralanan Tevekkel Han, aldığı yara nedeniyle 1598 yılında ölmüştür.

XV. yüzyılın sonlarından XVI. yüzyıl boyunca Kazaklar ile Özbekler arasındaki mücadelelerin temelinde Deşt-i Kıpçak hâkimiyeti bulunmuştur. Kazak Hanlığı için Sırderya bölgesinin bir kısmını hâkimiyeti altında tutmak güçlü bir devlet kurmanın temel unsurlarından biri olmuştur. Bu mücadeleler Kazak Hanlığı’nın parçalanmasına kadar devam etmiş, Sırderya boyundaki şehirler Kazak ve Özbek hanlıkları arasında sürekli el değiştirmiştir.

Kırgızlarla İlişkiler

Kasım Han döneminde Moğollarla olan ilişkiler önem kazanmıştır. Bu dönemde Moğolistan’ın Yedisu bölgesindeki gücü giderek azalmış, Kuzey Yedisu bölgesi ise artık Moğolistan’ın bir parçası olmaktan çıkmıştır. Bu sırada Issık Göl bölgesi Kırgızların elinde bulunmaktaydı.

Kırgızlar bu bölgeye Yenisey Nehri çevresinden gelmiş ve burada yaşayan yerli halkla karışarak kendi adlarını vermişlerdir. Kırgızlarla birleşen yerli halkın zaman içerisinde Kazaklarla da kaynaştığı görülmektedir. Kırgızlar da Kazaklar gibi hayvancılıkla uğraşmakta, kabileler hâlinde yaşamakta ve beyler tarafından yönetilmekteydi.

Kırgızlar ile Kazaklar arasında benzerlikler bulunmasına rağmen bazı farklılıklar da vardı. Bu farklılıkların zamanla azalması mümkünken, Kırgızların Kazakistan otlaklarından uzaklaşması sebebiyle bu ayrılıklar devam etmiştir.

Kasım Han döneminde Kırgızlar Kazak Hanlığı’nın yönetimi altında değildi ve Kazakların siyasî faaliyet alanının dışında kalıyordu. Kırgızlar zaman zaman Moğol hanları arasındaki mücadelelere katılmış, bunun dışında genel olarak bağımsız hareket etmişlerdir.

Said Han döneminde Kırgızların yönetimi için kendi topluluklarından Muhammed adlı bir kişi görevlendirilmiştir. Ancak bu kişinin Özbeklerle iyi ilişkiler içinde olması sebebiyle Said Han’ın oğlu Raşid Han tarafından görevden alınmıştır. Bunun üzerine Kırgızlar yeni bir yöneticinin hâkimiyetine girmek yerine Kazak hanı Tahir’e katılmayı tercih etmişlerdir.

1525 yılında Tahir Han Koçkar yakınlarında konaklamış ve Kırgızların yarısı onun yönetimine katılmıştır. Bunun üzerine Raşid Han Atbaş bölgesine çekilmek zorunda kalmıştır. 1526 yılında Kazaklar herhangi bir engelle karşılaşmadan Semireçye üzerinden Kaş ve Küngez bölgelerine kadar ulaşmıştır.

Koçkar ve Cumgal çevresinden göç eden ve Tahir Han’a katılmayan diğer Kırgızlar ise Moğollar tarafından Atbaş bölgesine gönderilmiştir. Tahir Han ile görüşmek üzere Kaşgar’da bulunan Yunus Han’ın kızı ve Tahir Han’ın üvey annesi Raşid Han tarafından gönderilmiştir.

Said Han, Kazaklar ile Kırgızlar arasındaki anlaşmazlıktan yararlanmak istemiştir. Sefer sırasında Babaçak Kırgızları tarafından öldürülen askerlerin cesetleriyle karşılaşınca Semireçye bölgesine yönelmiş ve Kırgızların büyük miktarda koyununu ele geçirmiştir. Bu sebeple bu sefere halk arasında “Koyun Seferi” adı verilmiştir.

Kazak Hanlığı döneminde Kazaklar ile Kırgızlar arasında genel olarak yakın ilişkiler bulunmuştur. Haknazar Han döneminde olduğu gibi bazı dönemlerde Kırgızlar Kazak Hanlığı’nın hâkimiyeti altında yer almıştır. İki topluluk arasındaki kültürel yakınlık ve ortak yaşam şartları ilişkilerin devam etmesinde etkili olmuştur. Bununla birlikte zaman zaman dış güçlerin etkisiyle anlaşmazlıklar da yaşanmıştır.

Nogaylarla İlişkiler

Nogaylar, halkının büyük bölümünü Kıpçak Türklerinin oluşturduğu bir topluluktu. XVI. yüzyılın ilk yarısında Nogay Ordası, Azak bölgesinden başlayarak batıda Kabarda ve Kuban vadisi, doğuda Aral Gölü, güneyde Terek boyu, kuzeyde ise Tümen şehri çevresi ve Kama yakınlarına kadar uzanan geniş bir sahada hâkimiyet mücadelesi içerisindeydi.

Nogay Ordası özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar güçlü bir siyasî yapı olarak varlığını sürdürdü. Bu dönemde Kazaklar ile Nogaylar arasında özellikle Deşt-i Kıpçak bölgesinin hâkimiyeti için mücadeleler yaşandı. Nogaylar, bu mücadelelerde zaman zaman üstünlük sağladı.

Kazakların 1534-1535 yıllarında Nogayların baskısı sonucunda Özbekistan’da ele geçirdikleri bazı bölgelerden çıkarıldığı belirtilmektedir. 1535 yılında Nogayların Taşkent’i ele geçirmek için yeterli askerî güce sahip olduğu ve Kalmuklara karşı da mücadele edebilecek seviyeye ulaştığı görülmektedir.

Haknazar Han döneminde Nogay Ordası önemli değişimler yaşadı. İç mücadeleler nedeniyle zayıflayan ve bir kısmı Rusların saldırılarına maruz kalan Nogay Ordası güç kaybetmeye başladı. Haknazar Han, hâkimiyetinin ilk dönemlerinde Nogayların bir bölümünü kendi tarafına çekerek Kazak Hanlığı’nın gücünü artırdı.

Nogaylara bağlı bazı göçebe kabileler Haknazar Han’ın hâkimiyetini kabul etti. Nogay topluluklarının önemli bir bölümünün Kazak Hanlığı’na katılması 1570 yılına kadar devam etti. 1559 yılında Rus elçisi Semen Maltsev, Haknazar Han’ın Nogaylar üzerine bir sefer düzenlediğini bildirmiştir.

Altın Orda’nın yıkılmasından sonra Nogay Ordası’na bağlı batı bölgelerinin Kazak Hanlığı’na katılması uzun süren bir süreç oldu. Nogay Ordası’nın ikiye ayrılması ve yaşanan siyasî gelişmeler sonucunda Nogayların bir bölümü Kazaklara katıldı. Bu durum Kazak nüfusunun artmasına ve askerî gücünün gelişmesine katkı sağladı.

XVI. yüzyılın ortalarında Nogay Ordası’nda başlayan çöküş ve karışıklık dönemi, Kazak Hanlığı’nın genişlemesine imkân verdi. Nogay Ordası’nın parçalanması sonucunda Kazak Hanlığı’nın toprakları Sırderya ve Aral çevresinden Emba ile Yayık nehirlerinin sol kıyılarına kadar genişledi.

Cungarlarla İlişkiler ve Savaş

Kazak-Cungar ilişkilerini incelemeden önce Cungarlar hakkında bilgi vermek gerekir. Cengiz Han döneminde Moğol askerî teşkilatı ve Moğol toplumu eski geleneğe göre iki kola ayrılmıştı. Bunlardan biri sol kol (cavangar), diğeri ise sağ kol (barangar) olarak adlandırılıyordu. Sol kolu oluşturan dört boya Dörben Oyrat adı verilmekteydi. Bu boylar aynı zamanda Moğolcada “sol kanat” anlamına gelen Cungar adıyla anılmıştır.

Cungarlar İslamiyet’i kabul etmeyerek eski inançlarını sürdürmüşlerdir. Bu sebeple Türkler tarafından Kalmuk adıyla da tanınmışlardır. Cungarlar, 1368 yılında Çin’deki millî hanedanın Pekin’den çıkardığı Kubilay sülalesinden gelenlerin yönetiminde bulunuyordu. Çin’den ayrıldıktan sonra Batı Moğolistan ve Sibirya’nın en güçlü topluluklarından biri hâline geldiler. Daha sonraki dönemlerde Doğu Türkistan, Deşt-i Kıpçak ve Orta Asya’da askerî ve siyasî açıdan etkili oldular.

Cungar federasyonu 1398-1408 yılları arasında ortaya çıktı. 1408 yılında Beşbalık’ı ele geçirdiler. Özbekler Deşt-i Kıpçak bölgesinde bulundukları dönemde Cungarlarla mücadele ettiler.

Kazaklar ile Cungarlar arasındaki ilk mücadeleler Cungar Hanlığı’nın kurulmasından önce başlamıştır. Tevekkel Sultan, henüz han olmadan önce muhtemelen 1556 yılında Cungar topraklarına bir baskın düzenlemiştir. Ancak bu hareket başarılı olmadığı gibi Kazak toprakları da Cungarların şiddetli saldırılarına maruz kalmıştır. Tevekkel, bu gelişmeler üzerine Taşkent’e çekilmiştir.

Bu sırada Taşkent hâkimi Nevruz Ahmet Han’dı. Tevekkel Han, Cungarlara karşı birlikte mücadele etmek istemiş ancak Nevruz Ahmet Han, on sultanın bile Cungarlarla baş edemeyeceğini belirterek böyle bir iş birliğinin fayda sağlamayacağını ifade etmiştir. Bu olaydan sonra da Kazaklar ile Cungarlar arasındaki mücadeleler devam etmiş, Cungarlara karşı mücadeleyi Tevekkel Han sürdürmüştür.

Cungar Hanlığı’nın 1635 yılında kurulmasıyla Kazak-Cungar ilişkileri yeni bir döneme girdi. Cungarlar ile Kazaklar, güçlü göçebe devlet yapıları bakımından benzer özelliklere sahipti. Her iki devlet de kültürel ve ekonomik bakımdan birbirine yakın özellikler taşıyordu. Bununla birlikte iki hanlık arasında yaklaşık iki yüz yıl süren savaşlar yaşandı.

Kazak Hanlığı ile Cungar Hanlığı arasındaki ilk büyük mücadelelerden biri Cungar Hanı Batur’un 1635 yılında Esim Han’ın oğlu Cangir Sultan’ı esir almasıyla başladı. Cangir, Cungarlara karşı yapılan savaşlara daha önce birçok defa katılmıştı. Esir kaldıktan sonra serbest bırakıldı ve Cungarlara karşı mücadele etmeye devam etti.

Cangir Han döneminde Kazaklar, Cungarlara karşı mücadele etmek için çeşitli ilişkiler kurdu. Cangir Han, Kazak beyleri ve bahadırlarıyla birlikte Buhara, Semerkant ve Taşkent hükümdarlarıyla temaslarda bulundu. Ayrıca Semerkant hâkimi Calantos Bahadır ile yakın ilişkiler geliştirdi.

1643 yılında Cungarların gerçekleştirdiği yeni saldırı, Kazak-Cungar savaşlarının önemli safhalarından biri oldu. Bu mücadele 1643-1647 yılları arasında devam eden savaşların başlangıcını oluşturdu.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında Kazaklar ile Cungarlar arasındaki savaşlar devam etti. Cungar Hanı Galdan Tseren döneminde Cungarlar Kazak topraklarına yönelik saldırılarını artırdı. Şu ve Talas vadileri ile Seyhun Nehri’nin orta kesimleri Cungarların etkisine girdi. 1684 yılında Güney Kazakistan’a düzenlenen saldırıda Sayram şehri yağmalandı.

Cungar Hanlığı’nın güçlenmesi Kazak Hanlığı için büyük bir tehdit oluşturdu. 1698 yılında başlayan mücadele dönemiyle birlikte Kazakların Cungar saldırılarına karşı direnişi daha da arttı. Svan Rabdan döneminde Cungar Hanlığı en güçlü dönemlerinden birini yaşadı. Kazakların Cungarlara karşı mücadelesi XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde bağımsızlıklarını koruma mücadelesine dönüştü.

1710 yılında Karakum’da üç cüz temsilcilerinin katıldığı bir kurultay toplandı. Bu toplantıda Cungar saldırılarına karşı alınacak tedbirler görüşüldü. Kurultayda bahadırlar önemli rol oynadı ve Kazak birliklerinin örgütlenmesine katkıda bulundu.

1723 yılında Cungarlar büyük bir saldırı başlattı. Büyük ve Orta cüzlerin göç alanlarına yönelen bu saldırılar sırasında yaklaşık 70 bin kişilik Cungar ordusu yedi koldan harekete geçti. Kazak kuvvetleri saldırılara karşı koymaya çalışsa da dağınık durumda oldukları için geri çekilmek zorunda kaldı. Bu dönem Kazak tarihinde büyük kayıpların yaşandığı bir dönem olarak kabul edildi.

1726 yılında Orda-bas’ta üç cüz temsilcilerinin katıldığı bir kurultay toplandı. Bu toplantıda Kazak birlikleri arasında dayanışma sağlandı ve Cungarlara karşı mücadelede Ebü’l-Hayr Han önder seçildi.

1729 yılında Balkaş Gölü’nün güneyindeki Anrakay bölgesinde yapılan savaşta Cungarlar yenilgiye uğratıldı. Bu mücadele Kazakların Cungar saldırılarına karşı direnişinde önemli bir aşama oldu.

Kazaklar ile Cungarlar arasındaki savaşlar XVIII. yüzyılın ortalarına kadar devam etti. Cungar Hanlığı, iç mücadeleler ve dış savaşlar sebebiyle zayıfladı. 1758 yılında Çin’in saldırısıyla Cungar Hanlığı ortadan kaldırıldı.

Kazaklar ile Cungarlar arasındaki uzun mücadeleler her iki devletin de gücünü etkiledi. Kazak Hanlığı ile Cungar Hanlığı arasındaki savaşlar, Kazak tarihinin en önemli askerî mücadelelerinden biri oldu. Bu süreç sonunda Cungar Hanlığı tarih sahnesinden çekilirken, Kazak Hanlığı da siyasî yapısında önemli değişimler yaşadı.

Ruslarla İlişkiler

Kazak Hanlığı ile Rus Çarlığı arasındaki ilişkiler iki safhada gelişmiştir. İlk safhada Rusya’nın Kazak Bozkırı’nın kuzey bölgelerine yönelik faaliyetleri etkili olmuştur. Rusya’nın bu dönemdeki amacı, Sibirya’daki çıkarlarını korumak ve güney sınırlarının güvenliğini sağlamaktı. Bunun yanında Orta Asya ile ticaret ilişkilerini geliştirmek isteyen Rusya için Kazak Bozkırı önemli bir konuma sahipti.

Rusya, doğu bölgeleriyle ticarî ilişkilerini geliştirmek amacıyla güneye ve doğuya doğru genişleme siyaseti izliyordu. Bu siyasetin uygulanmasında Kazan ve Astrahan hanlıklarının Ruslar tarafından ele geçirilmesi önemli bir rol oynadı. Böylece Rusya, doğu bölgelerinin uzak kesimlerine ulaşma imkânı elde etti. Stroganov ailesi de Kazak yurdu, Orta Asya ve diğer doğu merkezleriyle yapılan ticaretin kontrolünde önemli bir güç hâline geldi.

Ruslar, Kazak Bozkırı’ndaki siyasî durumu daha önceden araştırmışlardı. Herberstein, Daniel Gubin, Antoniy Jenkinson ve Semen Maltsev’in seyahatleri sırasında elde edilen bilgiler Rusların bölge hakkındaki bilgilerini artırdı. 1533 yılında Stroganov tüccarları tarafından kurulan iki alışveriş merkezinde Kazak tüccarlarının da bulunduğu belirtilmektedir.

XVI. yüzyılın son çeyreğinde Rusya’nın Sibir Hanı Köçüm’e karşı yürüttüğü mücadelede Kazaklar, Rusya için doğal bir müttefik olarak görülmüştür. Uzun zamandır Köçüm Han ile mücadele içinde olan Kazaklar, Rusların dikkatini çekmiştir. Ancak Kazaklar Köçüm Han’a karşı mücadele etmek istemediğinde Rusya onları bu mücadeleye katılmaya zorlamıştır.

Rusya, Köçüm Han ile mücadelesi sırasında Kazaklardan yararlanmak amacıyla Çebutov başkanlığında bir elçilik heyeti göndermiştir. Bu heyetin görevi, Haknazar Han’ı Köçüm Han’a karşı yapılacak askerî harekâta katılmaya ikna etmekti. Ancak daha sonra Stroganov ailesinin sağladığı kuvvetler ve 500 Kozak ile birlikte hareket eden Yermak, ateşli silahların yardımıyla 1581 yılında Köçüm Han’ı yenilgiye uğratmıştır.

Köçüm Han’ın 1581 yılında yenilmesinden sonra Rus kuvvetleri Kazak Bozkırı’na yönelik faaliyetlerini artırmıştır. Bu amaçla 1587 yılında Troitsk Kalesi kurulmuştur. Troitsk Kalesi başlangıçta küçük bir askerî dayanak noktası durumundayken, zamanla Rusların güneye ve doğuya doğru yayılmasında önemli bir merkez hâline gelmiştir. Daha sonra Batı Sibirya’da Tobolsk gibi başka kaleler de inşa edilmiştir.

Bu dönemde Kazaklar, Rusları güçlü bir yardım kaynağı olarak görmekteydi. Tevekkel Han tarafından Ruslara gönderilen elçilik heyetlerinden biri 1588 yılında Sultan Oraz Muhammed’in serbest bırakılması amacıyla görevlendirilmiştir. Oraz Muhammed, 1580-1588 yılları arasında Rusların elinde bulunmuş ve bu süre içinde Tobolsk Kalesi’nin sorumluluğu altında tutulmuştur.

Kazak Hanlığı ile Rus Çarlığı arasındaki ilişkiler, Rusların Kazan Hanlığı’nı 1552 yılında, Astrahan Hanlığı’nı 1556 yılında ve ardından Sibirya’yı ele geçirmesinden sonra hız kazanmıştır. Rus Çarlığı’nın Kazak Hanlığı ile ilişki kurmasındaki amaçlardan biri, Doğu ülkeleriyle ticareti geliştirmek ve doğuya doğru yayılmaktı.

Kazak Hanlığı açısından ise Rusya ile ilişkilerin temel amacı, doğudaki düşmanı olan Cungarlara karşı Ruslardan yardım almaktı. İki devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesiyle birlikte farklı alanlarda karşılıklı alışveriş ve etkileşim ortamı oluşmuştur. Bu süreç, Kazaklar arasında okuryazarlığın artmasına, ticaretin gelişmesine ve yeni ekonomik ilişkilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Parçalanma Dönemi ve Rus Hakimiyeti

Kazak Hanlığı, XVI. ve XVII. yüzyıllarda güçlü bir siyasî yapı olarak varlığını sürdürmüş, özellikle Kasım Han, Haknazar Han, Esim Han ve Tavke Han dönemlerinde önemli bir gelişme göstermiştir. Ancak XVIII. yüzyılın başlarından itibaren iç siyasî çekişmeler ve dış baskılar sebebiyle hanlığın merkezî otoritesi zayıflamaya başlamıştır.

Tavke Han döneminde Kazakların iç düzeni büyük ölçüde korunmuştu. Han, beylerin ve kabile yöneticilerinin katılımıyla devlet işlerinin yürütülmesini sağlamış, Kazak toplumunun idarî ve hukukî yapısını düzenlemişti. Ancak Tavke Han’ın ölümünden sonra hanlık içindeki birlik bozulmaya başladı.

XVIII. yüzyılın başlarında Kazak Hanlığı en önemli tehlikeyi Cungar saldırılarından gördü. Cungarların Kazak topraklarına yönelik saldırıları, Kazakların askerî ve ekonomik gücünü zayıflattı. Özellikle 1723 yılında gerçekleşen büyük Cungar istilası, Kazak toplumu üzerinde büyük etkiler meydana getirdi. Bu dönemde Kazaklar önemli miktarda toprak kaybetti ve halkın bir bölümü başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Cungar tehlikesi karşısında Kazaklar birlik oluşturmaya çalıştı. Ancak üç cüz arasındaki siyasî ayrılıklar ve hanlık makamı üzerindeki mücadeleler, ortak bir yönetimin kurulmasını zorlaştırdı. Tavke Han’dan sonra hanlık makamına gelen yöneticiler bütün Kazaklar üzerinde güçlü bir hâkimiyet kuramadılar.

Kazak Hanlığı’nın zayıflamasıyla birlikte Rus Çarlığı bölgedeki etkisini artırmaya başladı. Rusya daha önce Kazan, Astrahan ve Sibirya bölgelerini ele geçirerek Türk toplulukları üzerinde hâkimiyet kurmuştu. XVIII. yüzyılın başlarından itibaren Kazak bozkırlarına yönelik siyaseti hızlandı.

Rusya, Kazak topraklarında askerî kaleler kurarak bölgedeki varlığını güçlendirdi. İrtiş Nehri çevresinde kurulan kaleler, Rusların Kazak bozkırlarına doğru ilerlemesinde önemli merkezler hâline geldi. Bu kaleler aynı zamanda Cungar saldırılarına karşı savunma noktaları olarak gösterildi.

Kazak hanları, Cungar tehlikesi karşısında Rusya’dan yardım almak amacıyla Rus Çarlığı ile ilişkiler kurmaya başladı. Özellikle Küçük Cüz Hanı Ebu’l-Hayr Han, Kazakların karşı karşıya bulunduğu tehlikeler nedeniyle Rusya ile yakınlaşma siyaseti izledi.

1731 yılında Rus elçisi Aleksandr Tevkelev, Ebu’l-Hayr Han’ın yanına geldi. Yapılan görüşmeler sonucunda Ebu’l-Hayr Han Rus Çarlığı’nın hâkimiyetini kabul etti ve Rusya’ya bağlılık yemini etti. Bunun ardından Küçük Cüz’e bağlı bazı beyler ve kabile temsilcileri de Rus hâkimiyetini kabul etti.

Küçük Cüz’ün Rus himayesine girmesiyle birlikte Rusya’nın Kazak bozkırındaki etkisi arttı. Ancak bu durum başlangıçta tam anlamıyla doğrudan bir yönetim şeklinde değildi. Kazak hanları ve sultanları bir süre daha kendi idarî yapılarını korumaya devam ettiler.

Orta Cüz, uzun süre Rusya ile Çin arasında denge siyaseti izledi. Özellikle Abılay Han döneminde Kazaklar, hem Rusya hem de Çin ile ilişkiler kurarak bağımsız hareket etmeye çalıştı. Abılay Han, iki büyük güç arasındaki rekabetten yararlanarak Kazak Hanlığı’nın varlığını korumaya gayret etti.

Abılay Han’ın ölümünden sonra Orta Cüz üzerindeki Rus etkisi arttı. 1822 yılında çıkarılan düzenlemeyle Orta Cüz’de hanlık sistemi kaldırıldı ve Rus idarî sistemi uygulanmaya başlandı.

Ulu Cüz ise diğer cüzlere göre daha geç bir dönemde Rus hâkimiyetine girdi. Rusya’nın Kazak topraklarındaki ilerlemesi XIX. yüzyıl boyunca devam etti ve sonunda bütün Kazak bölgeleri Rus Çarlığı’nın kontrolü altına girdi.

Böylece XV. yüzyılda kurulan Kazak Hanlığı siyasî bağımsızlığını kaybetti. Ancak Kazak Hanlığı, Kazak halkının siyasî kimliğinin oluşmasında ve Kazakistan coğrafyasındaki Türk boylarının birleşmesinde önemli bir tarihî rol oynadı.

Devlet sistemi

Kazak Hanlığı’nın başında bütün sultanların bağlı olduğu han bulunmaktaydı. Kazak hanları, hanedan mensubu sultanlar arasından seçilirdi. Han seçiminde sultanlarla birlikte beyler de söz sahibi olurdu.

Han seçimleri, geleneklere uygun şekilde sultanların ve beylerin katıldığı kurultaylarda gerçekleştirilirdi. Tahta geçecek kişinin hanedan soyundan gelmesi ve gerekli şartları taşıması beklenirdi. Kazak geleneklerinde taht hakkı önce hanın kardeşlerine, daha sonra çocuklarına, ardından erkek ve kız kardeşlerinin çocuklarına ait kabul edilirdi.

Han, ömür boyu hükümdarlık yapar ve ülkenin en yüksek siyasî otoritesi olarak kabul edilirdi. Hanın danışma meclisi niteliğinde olan Kenges (Divan), önemli devlet meselelerinin görüşüldüğü bir kurumdu. Savaş, diplomatik ilişkiler ve arazi anlaşmazlıkları gibi konular bu mecliste ele alınırdı.

Devlet yönetiminde hanlara sultanlar yardımcı olurdu. Sultanlar hukukî bakımdan önemli yetkilere sahipti ve han seçilme hakkı bulunan hanedan üyeleriydi. Sultanlardan sonra devlet yönetiminde etkili olan kişiler beylerdi.

Beyler, kabile ve boyların yönetiminden sorumluydu. Önemli beyler, hanın yanında bulunan Beyler İstişare Kuruluiçinde yer alırlardı. Bunun yanında askerî komutanlık ve mahkeme hâkimliği görevlerini de yürütürlerdi.

Hanların ve sultanların kendilerine bağlı, sürekli savaşa hazır askerî birlikleri bulunmaktaydı. Bu birlikler gerektiğinde askerî görevlerin yanında vergi toplama işlerini de yerine getirirdi. Ayrıca her boyun kendisine ait askerî kuvvetleri vardı.

Boy birliklerinin kendilerine ait sancakları ve savaş sırasında askerleri toplamak için kullanılan uran adı verilen çağrı nidaları bulunurdu. Genel Kazak ordusu bu boy birliklerinin birleşmesinden meydana gelirdi.

Ordunun başkomutanı olan han, savaş ilan etme ve barış yapma yetkisine sahipti. Hanların başlıca gelir kaynaklarını halktan alınan vergiler ve askerî seferlerden elde edilen ganimetler oluşturuyordu.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan halktan alınacak vergilerin miktarı, hanlar tarafından geleneksel hukuk kurallarına göre belirlenirdi.

Ordu

Kazak Hanlığı’nın askerî yapısı, göçebe hayat tarzının temel unsurlarından biriydi. Askerî görev, bozkır toplumunda en önemli ortak sorumluluklardan biri kabul edilirdi. Göçebe toplum tamamen silahlı bir yaşam sürmekteydi. Silah taşımak yalnızca savaşçının hakkı değil, aynı zamanda zorunluluğu olarak görülürdü. Bu sebeple toplum toplantılarında silahsız erkeklere söz hakkı verilmediği, hatta kendilerinden küçük kişiler tarafından bile dikkate alınmadıkları belirtilmektedir.

Kazaklarda sürekli hazır bulunan düzenli bir ordu bulunmazdı. Savaş veya önemli bir ihtiyaç ortaya çıktığında soydaşlardan ve boylardan askerî birlikler oluşturulurdu. Her soyun kendi askerî birliği bulunur ve bu birlikler soy liderleri tarafından yönetilirdi. Bu birliklerin kendilerine ait bayrakları ve savaş çağrıları vardı. Boy birliklerinden oluşan bu askerî yapı, Kazak toplumunun savunma gücünü meydana getirirdi.

Han aynı zamanda ordunun başkomutanıydı. Savaş zamanlarında askerleri doğrudan yönetir, savaşın zorluklarını ve tehlikelerini askerleriyle birlikte yaşardı. Kazak hükümdarları gerektiğinde büyük askerî kuvvetler toplayabilmekteydi. Ancak kaynaklarda belirtilen çok yüksek asker sayılarına rağmen, gerçek askerî gücün daha sınırlı olduğu ve savaş dönemlerinde çevredeki köylerden destek alınarak ordunun güçlendirildiği görülmektedir.

Burunduk Han döneminde Şeybanî Han’a karşı yapılan mücadelede çevredeki bölgelerden yaya ve atlı askerler toplanarak büyük bir ordu oluşturulmuştur. Benzer şekilde Tevekkel Han’ın 1598 yılında Mâverâünnehir seferinde Kazak askerlerinin yanında Taşkent ve Türkistan sultanları, Kırgızlar ve Kıpçaklardan oluşan birlikler de yer almıştır. Bu seferde Kazak ordusunun sayısının yaklaşık 90-100 bin kişi olduğu belirtilmektedir.

Kazakların temel silahları yay ve kılıçtı. Bunun yanında savaşçılar tarafından yarım ay biçimli uzun saplı baltalar, topuzlar, ağır topuzlar ve çift başlı topuzlar da kullanılırdı. Kazak savaşçıları silahlarını büyük ölçüde kendileri hazırlardı. Oklar kayın ağacından yapılır, yay tellerinde koyun bağırsağı kullanılır, ok kılıfları ise koyun derisinden hazırlanırdı. Ateşli silahlar sınırlı şekilde kullanılmakla birlikte, kurşun hazırlama konusunda bilgi sahibiydiler.

Göçebe askerî geleneğinde bayrak önemli bir yere sahipti. Bayrak hem kutsal bir sembol hem de savaş sırasında ordunun yönlendirilmesini sağlayan askerî bir işaretti. Her soyun, her sultanın ve her hanın kendisine ait bayrağı bulunurdu. Geleneklere göre bir hanın dokuz bayrağa sahip olması mümkündü ve “dokuz bayraklı han” ifadesi büyük bir şöhreti anlatırdı.

Bayrak yalnızca iktidarın simgesi değil, aynı zamanda komutanların ve askerlerin şeref ve onur göstergesiydi. Barış zamanında kutsal bir emanet olarak saklanan bayraklar, savaş sırasında ortaya çıkarılır ve özel askerler tarafından korunurdu. Savaşta bayrağın ele geçirilmesi büyük önem taşırdı. Bayrağı taşıyan savaşçının ölmesi veya bayrağın yere düşmesi, askerler arasında karışıklığa ve yenilgiye sebep olabilirdi.

Göçebe savaş hayatında askerlerin savaşa hazırlanması özel bir önem taşırdı. Savaşa çağrılan her savaşçı en az iki atı ve silahlarıyla birlikte hareket etmek zorundaydı. Atlı birlikler hızlı hareket etmeleriyle öne çıkardı. Savaştan önce atlar hazırlanır, silahlar kontrol edilir, kılıç ve mızraklar bilenir, yay ve oklar gözden geçirilirdi.

Savaş sırasında birliklerin birbirinden ayrılması için askerler kendi bayraklarının rengini gösteren kumaşları kollarına bağlardı. Bayrağı taşıyan savaşçı, ordunun hareketini yönlendirirdi. Büyük savaşlardan önce iki tarafın tanınmış bahadırları teke tek mücadele eder, ardından asıl savaş başlardı.

Göçebe Türk topluluklarının savaş yöntemleri arasında çevreleme ve yanıltma taktikleri önemli bir yer tutardı. Deşt-i Kıpçak göçebeleri saldırılarda tulgamış adı verilen kuşatma ve çevreleme yöntemini kullanırlardı. Bu yöntemde düşmanın etrafı sarılır, hareket alanı daraltılır ve karşı tarafın düzeni bozulmaya çalışılırdı.

Babur, Deşt-i Kıpçak göçebelerinin savaş taktiklerinden bahsederken onların savaş alanındaki ustalıklarına dikkat çekmiştir. Bu savaşlarda düşman birliklerinin yanlarından ve arkalarından saldırıya uğratılması, ok atışlarıyla düzenlerinin bozulması ve ani hareketlerle geri çekilip yeniden saldırılması önemli taktikler arasındaydı.

Göçebe toplumlarda askerî başarı ve kahramanlık büyük saygı görürdü. Savaşta cesaret gösteren ve düşman karşısında üstün başarı sağlayan kişilere bahadır veya batır unvanı verilirdi. Bu unvan, savaşçının adına eklenerek kullanılırdı. Bahadırların kahramanlıkları şairler ve âşıklar tarafından anlatılırdı.

Kazak Hanlığı’nın askerî geleneği, eski Türk kağanlıkları ve Altın Orda döneminden gelen tecrübelerin etkisiyle şekillenmiştir. Sürekli hareket hâlinde yaşayan göçebe toplumlarda sürekli hazır bir ordu bulundurmak zor olduğundan, toplumun her ferdi gerektiğinde savaşçı olarak kabul edilirdi.

Kazak toplumunda her savaşçının evinin yanında hazır bir at bulunurdu. Ani bir saldırı sırasında “attan, attan, attan” sözüyle halk uyarılır ve herkes kendi birliğine katılmak üzere harekete geçerdi. Böylece kısa sürede düşmana karşı savunmaya hazır bir askerî güç oluşturulurdu.

İdarî Yapı

Kazak Hanlığı’nın idarî yapısı, bozkır hayatının ve geleneksel Türk devlet anlayışının etkisiyle şekillenmişti. Kazak toplumunun temel idarî yapılanmalarından biri ulus sistemi idi. Bu yapı içerisinde asilzadelerden kölelere kadar toplumun farklı kesimleri yer almaktaydı. XVI. yüzyılda Kazak toplumunun gelişmesiyle birlikte idarî yapı daha karmaşık hâle gelmiş ve genişleyen toplulukların yönetimi için düzenli bir teşkilatlanmaya ihtiyaç duyulmuştur.

Kazak Hanlığı’nın idarî sistemi kabile esasına dayanan bir yapıya sahipti. Devlet teşkilatı köyden başlayarak ata-aymak, ru (boy), ulus, cüz ve hanlık seviyesine kadar uzanan kademeli bir düzen içinde örgütlenmişti.

Köy Yönetimi

Köy, Kazak toplumundaki en küçük idarî birimdi. Birkaç akraba ailenin birleşmesiyle oluşan köylerin yönetimi aksakal veya köybaşı tarafından yürütülürdü. Köy yöneticisinin toplum içinde saygın, tecrübeli, akıllı ve varlıklı bir kişi olması beklenirdi.

Köybaşının başlıca görevleri arasında köy halkının tarım ve hayvancılık faaliyetlerini düzenlemek, göç zamanlarını belirlemek, insan ve ulaşım imkânlarını uygun şekilde kullanmak, köy içindeki anlaşmazlıkları çözmek ve üst makamlar tarafından gönderilen emirleri uygulamak bulunmaktaydı.

Ata-Aymak Yönetimi

Ata-aymak, aynı atadan gelen ve yedi nesle kadar uzanan birkaç köyün birleşmesinden meydana gelirdi. Bu birimin başında da aksakal bulunurdu. Köy yöneticileri, önemli kararları aksakallara danışarak alır ve onun görüşlerine göre hareket ederdi.

Aksakal; aile, evlilik, miras ve paylaşımla ilgili meseleleri çözme yetkisine sahipti. Aynı soydan gelen kişiler arasındaki anlaşmazlıkları değerlendirir, suçlu görülen tarafın cezalandırılmasını sağlardı.

Ru (Boy) İdaresi

Ru veya boy, daha geniş bir toplumsal ve idarî birlikti. Bir boy, birçok bölgeden meydana gelir ve başında boy beyiveya boy başı bulunurdu. Boy beyliği çoğunlukla nesilden nesile geçen bir görevdi.

Boy beyi, kendi yönetimindeki aksakallarla birlikte hareket eder, devlet tarafından gönderilen emirleri uygular ve boy içerisindeki anlaşmazlıkları çözmeye çalışırdı. Boyun düzeni ve geleceği büyük ölçüde yöneticisinin bilgisine, tecrübesine ve yeteneğine bağlı kabul edilirdi.

Ulus İdaresi

Ulus, birkaç boyun birleşmesiyle meydana gelen daha büyük idarî birimdi. Savaş zamanlarında uluslar büyük askerî güçler çıkarabilecek kapasiteye sahipti.

Ulusun yönetimi ulus sultanı veya han tarafından yürütülürdü. Ulus yöneticisi, iç ve dış meselelerde beylerin desteğine dayanırdı. Beyler, büyük toplantılarda ulusun haklarını ve çıkarlarını savunurdu.

Ulus yöneticilerinin devlet işlerini bilen, güçlü ve akıllı kişiler olması beklenirdi. Sultanlar genellikle hanedan mensupları arasından seçilir, çoğu zaman hanlar kendi oğullarını veya yakın akrabalarını ulusların başına getirirdi.

Cüz İdaresi

Birden fazla ulusun birleşmesiyle cüzler meydana gelirdi. Kazak toplumu zaman içerisinde üç büyük cüz şeklinde teşkilatlanmıştır:

  • Ulu Cüz: Ablan, Suan, Dulat, Jalayır, Sirgeli, Sarıüysin, Istı, Aşaktı, Şapıraştı, Şanışkılı ve Kanglı gibi boylardan oluşurdu.
  • Orta Cüz: Argın, Nayman, Uak, Kerey, Kıpçak ve Kanırat boylarından meydana gelirdi.
  • Küçük Cüz: Alimülü, Bayülü ve Jetiru gruplarından oluşurdu.

Üç cüz, Kazak toplumunun siyasî ve askerî yapılanmasında önemli rol oynardı. Cüzlerin beyleri devlet meselelerinde hana danışmanlık yapar ve kendi bölgelerinin yönetiminde etkili olurlardı. Cüz beylerine Orda Bey adı verilirdi.

Hanlık İdaresi

Kazak Hanlığı’nın en üst idarî makamı hanlık makamıydı. Han, üç cüzün üzerinde bulunan en yüksek yönetici konumundaydı. Devletin dış siyaseti doğrudan han tarafından yürütülürdü.

İç meselelerde beyler ve ulus sultanları etkili olmakla birlikte, önemli anlaşmazlıklar ve büyük davalar hana sunulurdu. Hanın katıldığı veya katılmadığı bazı davalardan elde edilen mal varlığının belirli bir kısmı hana ait olurdu.

Diğer devletlerle yapılan elçilik faaliyetleri, evlilik yoluyla kurulan siyasî ilişkiler ve önemli anlaşmalar han veya ulus sultanları tarafından yürütülürdü. Töre soyundan gelenlerin davaları hanın huzurunda görülürken, sıradan halkın davaları yerel hâkimler tarafından çözülürdü.

Kurultay (veya Maslahat)

Kurultay (Maslahat), bütün Kazak toplumunu ilgilendiren önemli meselelerin görüşüldüğü genel meclisti. Halkın zor durumda kaldığı dönemlerde üç cüzün ileri gelenleri bir araya gelerek devletin karşı karşıya bulunduğu sorunları değerlendirirdi.

Kurultayda özellikle komşu devletlerle yapılacak savaşlar, ittifaklar ve önemli siyasî kararlar ele alınırdı. Böylece Kazak Hanlığı’nın ortak meseleleri, toplumun ileri gelenlerinin katılımıyla karara bağlanırdı.

Han Seçimi

Kazak Hanlığı’nda hanlık makamına geçiş iki şekilde gerçekleşirdi: miras yoluyla ve seçim yoluyla. Ancak miras sistemi doğrudan babadan oğula geçme esasına dayanmıyordu. Öncelikle hanın kardeşleri arasından uygun olanlar değerlendirilirdi. Eğer han olmaya uygun bir kardeş bulunmazsa taht oğula geçebilirdi. Fakat bu durumda da adayın hanlık makamına layık olması şarttı.

Han seçiminde bütün boyların tanınmış ve saygın beyleri görev alırdı. Seçilen kişi, geleneksel törenle ak beyaz keçeüzerine oturtularak kaldırılırdı. Beyler ve sultanlar keçenin kenarlarından tutarak hanı üç defa yukarı kaldırır, halk da bu sırada “Han” diyerek seçimi onaylardı. Daha sonra bu keçe, kutsal bir hatıra kabul edilerek halk arasında paylaşılırdı.

Hanlık makamına genellikle varlıklı bey ve sultanlar arasından seçim yapılırdı. Ancak zenginlik tek başına yeterli değildi. Han olacak kişinin mutlaka töre, yani Cengiz Han soyundan gelen asilzade bir aileye mensup olması gerekirdi. Adayların hanlık için uygunluğu, Cengiz soyundaki yaş ve akrabalık derecelerine göre değerlendirilirdi.

Kazak Hanı

Kazak Hanlığı’nda han seçimi, Türk devlet geleneğinin devamı niteliğinde olan geleneksel kurallara göre gerçekleşmiştir. Hanlık makamı belirli bir hanedan içinde devam etmiş, genellikle hükümdarın ardından kardeşleri ve aynı soydan gelen diğer kişiler yönetimde söz sahibi olmuştur. Bu anlayışta han olabilmek için yalnızca hanedan mensubu olmak yeterli görülmemiş, aynı zamanda siyasî ve askerî yeteneklere sahip olmak önem taşımıştır.

Kazaklarda han seçimi geleneği uzun süre korunmuş ve devlet düzeninin temel unsurlarından biri kabul edilmiştir. Bu gelenek doğrultusunda Kazak Hanlığı’nın ilk hanı Kerey olmuş, onun ardından Canibek Han yönetimi üstlenmiştir.

Kazak Hanlığı’nda en yüksek siyasî ve askerî makam hanlık makamıydı. Han, ülkeyi yönetir, devlet düzenini sağlar ve ordunun başkomutanı olarak görev yapardı.

Hanların sürekli ve düzenli bir ordusu bulunmazdı. Savaş veya önemli bir askerî ihtiyaç ortaya çıktığında halk arasından asker toplanırdı. Bu askerî birlikleri hanın kendisi, beyler veya bahadırlar yönetirdi. Hanın kendisine bağlı küçük bir askerî gücü bulunur, bu birlikler onu korur, seferlerde ona eşlik eder ve günlük ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olurdu. Bu kişilere tölengit veya karaşa adı verilirdi.

Han, Kazak halkının göç ve yer değiştirme düzenini belirler, ülkenin iç işlerini düzenler ve dış düşmanlara karşı toprakları korurdu. Devletin iç ve dış siyasetine yön veren kararları alma yetkisine sahipti.

Hanın başlıca görev ve yetkileri şunlardı:

  • Ülkeyi yönetmek ve toprakları dış saldırılara karşı korumak,
  • Savaş ilan etmek ve barış anlaşmaları yapmak,
  • Ordunun başkomutanlığını yürütmek,
  • Diğer devletlerle siyasî ilişkiler kurmak ve anlaşmalar yapmak,
  • Hukuk düzenine göre suçluları cezalandırmak veya affetmek,
  • Devletin iç ve dış düzeniyle ilgili kanun ve kararlar çıkarmak.

Kazak Boy Teşkilatı

Kazak milletinin oluşum süreci, aynı zamanda Kazakların yaşadığı coğrafyanın ve etnik sınırların şekillenmesiyle birlikte gelişmiştir. Etnik birleşmeler, ekonomik şartlar ve coğrafî faktörlerin etkisi sonucunda bugünkü Kazakistan topraklarında üç büyük bölgesel birlik ortaya çıkmıştır. Bunlar Ulu Cüz, Orta Cüz ve Küçük Cüz olarak adlandırılmıştır.

Kazak cüzlerinin ortaya çıkışı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Cüzler; kültürel, ekonomik, siyasî ve coğrafî şartların etkisiyle meydana gelen bölgesel birliklerdir. Kazak cüzleri hakkında bilinen ilk yazılı bilgiler XVIII. yüzyılın başlarına aittir. Bununla birlikte daha sonraki araştırmacılar, destanlar, rivayetler ve halk anlatılarından hareketle cüzlerin XV-XVI. yüzyıllarda şekillendiğini ileri sürmüşlerdir.

Cüzler, Kazakların etnik kimliğinin önemli unsurlarından biri olmakla birlikte doğrudan bir soy ayrımı değil, daha çok coğrafî ve idarî yapılanmayı ifade eden birliklerdir. Her cüz, kendi ekonomik faaliyetleri ve yaşadığı bölgenin şartlarına göre şekillenmiştir.

Ulu Cüz, daha çok İli Nehri çevresi, Çu, Talas ve Sırderya boylarında yaşamaktaydı. Orta Cüz; Altay çevresi, İrtiş kıyıları, Yedisu’nun kuzey kesimleri ve Orta Kazakistan sahasında bulunuyordu. Küçük Cüz ise Sırderya’nın Aral Denizi’ne döküldüğü bölgelerden başlayarak Hazar Denizi’ne kadar uzanan geniş sahada yaşamaktaydı.

Bu üç cüzün toplum içindeki özellikleri farklılık göstermekteydi. Ulu Cüz, yerleşik ve yarı yerleşik hayat tarzına daha yakın olup hayvancılık ve tarımla uğraşırken; Orta Cüz, eğitimli ve yönetici kesimlerin yoğun olduğu bölge olarak öne çıkmıştır. Küçük Cüz ise askerî yönü güçlü bir yapı göstermiş ve Kazakların dış mücadelelerinde önemli rol oynamıştır.

Kazak cüzlerinin ortak kimliğini ifade eden temel kavram Alaş idi. Her üç cüz de kendisini Alaş adıyla ifade etmiş ve bu isim Kazak toplumsal hafızasında ortak bir birlik sembolü olarak korunmuştur.

Cüzlerin oluşumu, çeşitli kabile ve boyların daha geniş birlikler hâlinde birleşmesiyle gerçekleşmiştir. Kazak boylarının belirli bölgelerde toplanması, hem ekonomik faaliyetlerin düzenlenmesi hem de siyasî ve askerî dayanışmanın sağlanması açısından önemliydi. Günümüzde de Kazaklar hangi cüz ve boya mensup olduklarını bilmektedir.

Kazak toplumunda soy bilgisine büyük önem verilmiştir. Aile eğitiminin önemli bir parçası olarak çocuklara atalarının öğretilmesi gelenek hâline gelmişti. Bir kişinin yedi atasını bilmemesi hoş karşılanmaz, evliliklerde de yedi nesle kadar akrabalık ilişkilerinin bulunmamasına dikkat edilirdi.

Soy bilgisine hâkim kişilere şecereci adı verilirdi. Şecereciler, boyların ve kabilelerin geçmişini bilen, sözlü tarih geleneğini taşıyan kişilerdi. Bazıları yalnızca kendi boyunun değil, bütün Kazak cüzlerinin soy bağlantılarını da ezbere bilirdi.

Kazak boy teşkilatında damga ve uran adı verilen işaretler de önemli bir yere sahipti. Damgalar, boyların birbirinden ayrılmasını sağlayan sembollerdi. Hayvancılıkla uğraşan topluluklarda hayvanların tanınması, ortak işlerin düzenlenmesi ve kabileler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amacıyla kullanılmıştır.

Uran ise savaş zamanlarında topluluğu bir araya getiren çağrı ve savaş nidasıydı. Boyların kendilerine ait damga ve uranları bulunur, bunlar birlik ve kimlik göstergesi olarak kabul edilirdi. Damgalar ayrıca mezarlarda da kullanılır, kişinin hangi boya ait olduğunu göstermek amacıyla taşlara işlenirdi.

Kazak Toplumunun Sosyal Yapısı

Kazak Hanlığı dönemindeki toplum yapısı genel olarak iki büyük sosyal gruba ayrılıyordu: Aksüyekler ve Karasüyekler.

Aksüyekler, toplumdaki ayrıcalıklı ve asil sınıfı oluşturuyordu. Bu gruba Cengiz Han soyundan gelen töreler (sultanlar) ile İslâmî soydan gelen seyitler ve kocalar dahildi. Aksüyekler, siyasî ve hukukî bakımdan diğer topluluklardan farklı haklara sahipti.

Karasüyekler ise toplumun geniş kesimini meydana getiriyordu. Bu gruba beyler, bahadırlar, aksakallar ve sıradan halk mensupları giriyordu. Karasüyekler içerisinde ekonomik durum bakımından farklılıklar bulunmakta, zenginler ve fakirler arasında ayrım görülmekteydi.

Sultanlar ve Töreler

Kazak toplumunda en yüksek siyasî güce sahip grup Cengiz Han soyundan gelen sultanlardı. Hanlar da bu soydan seçilirdi. Kazak toplumunda “karadan han çıkmaz” anlayışı hâkimdi. Buna göre hanlık makamına yalnızca Cengiz Han neslinden gelen kişiler ulaşabilirdi.

Sultanlar kendilerine bağlı ulusları yönetir, askerî birliklerin başında bulunur ve kurultaylara katılarak devlet işlerinde rol alırlardı. Ancak sahip oldukları topraklar kişisel mülk olarak kabul edilmez, devlet düzeni içerisinde bağlı oldukları boyun hâkimiyet alanı olarak değerlendirilirdi.

Sultanların hukukî ayrıcalıkları da bulunmaktaydı. Onlara karşı işlenen suçlarda daha ağır cezalar uygulanır, sultanlar sıradan kişiler tarafından yargılanamazdı. Sultanlara doğrudan isimleriyle hitap edilmez, saygı ifadesi olarak “taksır” denilirdi.

Seyitler ve Kocalar

Aksüyek grubunun diğer önemli unsurlarını seyitler ve kocalar oluşturuyordu. Seyitler, Hz. Muhammed’in kızı Fatıma ve Ali soyundan gelen kişiler olarak kabul edilirdi. Kazak toplumunda dinî saygınlığa sahip olan seyitler, İslâm’ın temsilcileri olarak görülürdü.

Kocalar ise Hz. Muhammed’in yakın çevresi ve dört halifenin soyundan gelen kişiler olarak kabul edilen dinî ailelerdi. Bunlar arasında din âlimleri, devlet görevlileri ve eğitimli kişiler yetişmiştir.

Konargöçer Çobanlar

Kazak toplumunun büyük bölümünü oluşturan konargöçer çobanlar karasüyek grubuna dahildi. Bu kesim kabile ve boy teşkilatı içerisinde yer alır, mülk edinme, miras bırakma ve halk meclislerine katılma haklarına sahipti.

Göçebe toplum düzeninde her bireyin mensup olduğu boy önemliydi. Kişinin hakları ve toplum içindeki konumu büyük ölçüde bağlı bulunduğu kabile tarafından korunurdu. Boydan dışlanan kişi hukukî korumadan yoksun kalabilirdi.

Ekonomik açıdan toplum içinde zenginler (bay) ve fakirler (kedey) bulunmaktaydı. Baylar büyük sürülere sahip olan varlıklı kişilerdi. Ancak baylık ayrı bir sosyal sınıf değil, farklı toplumsal kesimler içinde görülebilen ekonomik bir durumdu.

Beyler

Beyler ya da Bitler, Kazak toplumunda hukukî ve idarî açıdan önemli bir yere sahipti. Beylik yalnızca zenginlikten kaynaklanmazdı; kişinin bilgisi, hitabet yeteneği, geleneksel hukuku bilmesi ve toplum üzerindeki itibarı önemliydi.

Beyler kendi boylarında yargı görevini yürütür, askerî birlikleri yönetir ve han meclislerinde devlet meselelerinin görüşülmesine katılırdı. Savaş zamanlarında kendi kabilelerinden asker toplar ve komutanlık ederlerdi.

Batırlar (Bahadırlar)

Batırlar, Kazak toplumunda askerî yetenekleri ve savaş başarılarıyla öne çıkan kişilerdi. Batır unvanı babadan oğula geçmez, kişinin kendi cesareti ve başarıları sonucunda kazanılırdı.

Savaşların önemli olduğu dönemlerde batırlar siyasî nüfuz kazanmış, halkın önde gelen liderleri hâline gelmişlerdir.

Aksakallar

Aksakallar, Kazak toplumunda düzen sağlayıcı kişilerdi. Yaşları, tecrübeleri ve bilgileri nedeniyle toplum içinde büyük saygı görürlerdi.

Aksakallar özellikle göç düzeni, hayvancılık, aile meseleleri ve toplumsal anlaşmazlıkların çözümünde etkiliydi. Sözleri toplum içinde bağlayıcı kabul edilir, kararlarına büyük önem verilirdi.

Köleler ve Tölengitler

Kazak toplumunda bağımlı gruplar arasında köleler ve tölengitler de bulunuyordu. Tölengitler genellikle sultanlara hizmet eden kişilerdi. Bu grubun ortaya çıkışında savaşlar ve siyasî mücadeleler etkili olmuştur.

Köleler ise savaşlarda esir alınan, borcunu ödeyemeyen veya köle ticareti yoluyla gelen kişilerden oluşuyordu. Kölelerin hukukî hakları sınırlıydı ve çoğunlukla ev işleri, hayvan bakımı ve tarımsal faaliyetlerde kullanılırlardı.

Sonuç olarak Kazak Hanlığı dönemindeki toplum yapısı; hanedan mensupları, dinî gruplar, beyler, bahadırlar, aksakallar ve geniş halk kitlelerinden oluşan hiyerarşik fakat birbirine bağlı bir sosyal düzen göstermekteydi.

Ekonomik ve Sosyal Hayat

Kazakistan coğrafyası, tarih boyunca farklı toplulukların yaşadığı ve kültürel gelişmelerin şekillendiği geniş bir alan olmuştur. Bu bölgelerde eski dönemlerden itibaren göçebe hayat tarzı önemli bir yere sahip olmuş, özellikle bozkır şartları ekonomik faaliyetlerin temelini belirlemiştir.

Kazak Hanlığı döneminde halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktı. Kazaklar genellikle koyun, keçi, at ve deve yetiştirirken, bazı bölgelerde büyükbaş hayvancılık da yapılmaktaydı. Özellikle batı ve güney bölgelerinde, nehir boyları ve dağ eteklerinde sığır yetiştiriciliği gelişmişti. Bu bölgelerde yaşayan halklar aynı zamanda tarım, balıkçılık ve avcılıkla da uğraşıyordu.

Kazakistan’da ekonomik hayat yalnızca tek bir yaşam biçimine dayanmıyordu. Coğrafî şartlara göre göçebe, yarı göçebe ve yerleşik hayat tarzları birlikte görülmekteydi. Bu yaşam biçimleri zaman içerisinde yalnızca doğal şartlara değil, siyasî gelişmelere, göç hareketlerine ve kabilelerin yer değiştirmesine bağlı olarak değişiklik göstermiştir.

Göçebe toplulukların geleneksel göç yolları geniş alanlara yayılmıştı. Yazlık ve kışlık otlaklar arasında yapılan bu hareketler, hayvancılık ekonomisinin devamı için gerekliydi. İdil, Yayık ve Emba çevresinden Aral bölgesine, Sırderya boylarına ve Hazar kıyılarına kadar uzanan farklı göç güzergâhları kullanılmıştır. Yedisu bölgesinde ise göç yolları daha kısa olup İli Nehri havzasındaki yaylalara yönelmekteydi.

Moğol hâkimiyeti sonrasında Kazakistan’ın bazı bölgelerinde ekonomik ve sosyal yapıda değişimler yaşanmıştır. XIII. yüzyıldan itibaren siyasî mücadeleler ve idarî bölünmeler, özellikle Yedisu bölgesindeki şehir ve tarım hayatını olumsuz etkilemiştir. Bununla birlikte XV. yüzyıldan itibaren bazı bölgelerde yeni yerleşim alanları, kervansaraylar ve kaleler kurulmaya başlanmıştır.

Kazakların hayvancılıkla uğraşması, onları Güney Kazakistan ve Orta Asya’daki yerleşik tarım bölgeleriyle ekonomik ilişkilere yöneltmiştir. Göçebeler hayvansal ürünlerini satarak karşılığında el sanatları ürünleri, tarım ürünleri ve çeşitli ihtiyaç maddeleri satın almışlardır.

XIV-XV. yüzyıllardan itibaren Güney Kazakistan’da şehir ve tarım merkezleri yeniden gelişmeye başlamıştır. Konutlar, camiler ve kamu yapıları inşa edilmiş, şehirlerde el sanatları gelişmiştir. Türkistan şehrindeki Hoca Ahmed Yesevî Türbesi bu dönemin önemli mimarî eserlerinden biri olmuştur.

Yedisu ve sulama imkânı bulunan bölgelerde buğday, arpa, sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılmıştır. Güney Kazakistan şehirleri aynı zamanda önemli ticaret merkezleri hâline gelmiştir. Avrupa’dan Kırım ve Don bölgesi üzerinden gelen yollar, Saraycık, Otrar ve Sayram üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Doğu Türkistan’a uzanan ticaret güzergâhlarıyla birleşmiştir.

Göçebe bozkır toplumu ile yerleşik şehir ve tarım toplumları arasındaki ilişkiler, ekonomik ve kültürel alışverişi artırmıştır. Bu etkileşim sayesinde hayvancılık, tarım, el sanatları, askerî teknikler ve sosyal kurumlar karşılıklı olarak gelişmiştir. Güney Kazakistan’daki Sığnak, Otrar, Türkistan, Sayram, Savran ve Sozak gibi şehirler siyasî ve ekonomik açıdan önemli merkezler olmuştur.

Göçebe Hayatı

Göçebelik, Kazak toplumunun ekonomik ve sosyal yapısının temel unsurlarından biriydi. Kazakistan topraklarında eski dönemlerden itibaren üç farklı ekonomik yaşam biçimi görülmekteydi: batı ve orta bölgelerde göçebe hayat, Yedisu ve doğu bölgelerinde yarı göçebe hayat, güney bölgelerinde ise yerleşik tarım hayatı.

Kazak Hanlığı döneminde bozkır bölgelerinde yaşayan Kazaklar, iklim ve coğrafya şartlarına uygun olarak konargöçer ve yarı konargöçer hayvancılığı sürdürmüşlerdir. Hayvan sürülerinin büyük kısmını koyun, at ve deve oluştururken, sığır daha sınırlı olarak beslenmiştir.

Hayvancılık, Kazakların ekonomik hayatında olduğu kadar sosyal düzeninde de önemli bir yere sahipti. Hayvanlar yiyecek, giyecek, ulaşım ve ticaret açısından temel ihtiyaçları karşılıyordu. Bu nedenle göçebe toplumlarda hayvanların sağlığı ve sayısı büyük önem taşımaktaydı.

Göç yolları, mevsimlere göre belirlenen yaylak ve kışlak düzenine dayanıyordu. Her kabile ve topluluğun geleneksel olarak kullandığı otlak alanları bulunuyordu. Ancak otlakların sınırlı olması, zaman zaman kabileler arasında anlaşmazlıklara ve mücadelelere neden olmuştur.

Hayvancılık doğal şartlara oldukça bağlıydı. Sert geçen kışlar ve ağır hava koşulları hayvan kayıplarına yol açabiliyor, bu durum bazı göçebe ailelerin ekonomik olarak zayıflamasına ve yerleşik hayata yönelmesine neden olabiliyordu.

Kazak ekonomisinde koyun en önemli hayvanlardan biriydi. Koyunun eti ve sütü beslenmede, yünü ve derisi ise giyim ve günlük kullanım eşyalarının hazırlanmasında kullanılmıştır. Kuyruk yağı da geleneksel beslenmede önemli bir yere sahipti.

At ise Kazak göçebe hayatının en değerli unsurlarından biriydi. Atlar ulaşım, savaş, yük taşıma ve beslenme amacıyla kullanılırdı. Kazaklarda at sürülerine jılkı adı verilirdi. At eti ve sütünden yararlanılır, özellikle kımız göçebe kültürünün önemli içeceklerinden biri olarak kabul edilirdi.

Kımız, at sütünden yapılan geleneksel bir içecekti. Kazak ve Kırgız kültüründe önemli bir yere sahip olan kımız, özellikle yaz aylarında yaygın olarak tüketilirdi. Düğünlerde, toplantılarda ve sosyal törenlerde misafirlere ikram edilirdi.

Tarım

Tarım, Kazak Hanlığı ekonomisinde hayvancılıktan sonra ikinci sırada yer almaktaydı. Tarım faaliyetleri özellikle su kaynaklarının bulunduğu ve iklim şartlarının uygun olduğu bölgelerde gelişmiştir.

Sırderya, Esil, Nura, Torgay, İli, Karatal ve diğer nehir çevreleri tarım yapılan başlıca alanlardı. Bu bölgelerde buğday, darı ve çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmiştir.

Bazı Kazak topluluklarının tarıma yönelmesinde ekonomik zorunluluklar etkili olmuştur. Sert kışlar, hayvan kayıpları veya göç imkânlarının azalması sonucunda bazı insanlar hayvancılığı bırakıp tarımla uğraşmaya başlamıştır. Bu kişiler kaynaklarda yatakh veya oturuk olarak adlandırılmıştır.

Kazak toplumunda tarım genellikle temel ekonomik faaliyet değil, hayvancılığı tamamlayan bir uğraş olarak görülmüştür. Bununla birlikte sulama imkânlarının bulunduğu bölgelerde tarım gelişmiş ve bazı yerlerde yüksek verim alınmıştır.

Şehir Hayatı

Kazak Hanlığı döneminde Güney ve Güneydoğu Kazakistan’da yerleşik ve yarı yerleşik hayat devam etmekteydi. Bozkırdaki göçebe ekonomi ile şehirlerdeki tarım ve ticaret faaliyetleri birbirini tamamlayan bir yapı oluşturmuştur.

Sırderya boyundaki şehirler Kazak Hanlığı’nın siyasî ve ekonomik hayatında önemli rol oynamıştır. Sığnak, Kazak Hanlığı’nın erken dönemlerinde önemli merkezlerinden biri olmuş; Türkistan ise XVI-XVII. yüzyıllarda siyasî ve dinî merkez hâline gelmiştir.

Otrar, Savran, Sayram ve Sozak gibi şehirler ticaret, el sanatları ve askerî açıdan önemli merkezlerdi. Bu şehirler aynı zamanda Orta Asya ticaret yolları üzerinde bulunmaları sebebiyle ekonomik canlılığa sahipti.

Şehirlerde tarım, ticaret ve zanaat faaliyetleri gelişmişti. Sulama sistemleri sayesinde tahıl üretimi yapılırken, seramik, demircilik, dokumacılık, deri işleme, kuyumculuk ve inşaat gibi zanaatlar gelişmiştir.

XV-XVII. yüzyıllarda şehirlerin çevresinde savunma yapıları, camiler, medreseler, hamamlar, pazarlar ve kervansaraylar bulunmaktaydı. Ticaret yollarının gelişmesiyle Kazak Hanlığı, Orta Asya, Doğu Türkistan ve Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerde önemli bir konuma sahip olmuştur.

Dinî Hayat

İslamiyet’in Kazaklar arasında yayılması VIII. yüzyılda başlamış olmakla birlikte, ilk etkili olduğu bölgeler Güney Kazakistan ile sınırlı kalmıştır. İslam’ın Batı, Orta ve Kuzey Kazakistan bozkırlarında daha belirgin şekilde yayılması ise XIV. yüzyıldan itibaren gerçekleşmiştir. Bu süreçte Buhara, Hive, Taşkent ve Hokand’dan gelen tüccarlar, sûfîler ve Volga Tatarları önemli rol oynamıştır.

Kazakların İslamiyet’i kabul etmesi, diğer bazı Türk topluluklarına göre daha geç ve farklı bir şekilde gerçekleşmiştir. Bunun temel nedeni, Kazakların büyük ölçüde konargöçer hayat sürdürmeleri ve şehirlerdeki dinî kurumlarla daha sınırlı ilişki kurmalarıdır. Göçebe hayat tarzı, İslamî kuralların düzenli uygulanmasını zorlaştırmış; buna karşılık yerleşik şehirlerde ve tarım bölgelerinde İslam kültürü daha güçlü şekilde etkili olmuştur.

Kazaklar İslamiyet’i kabul ettikten sonra eski Türk inanç ve geleneklerinin birçok unsurunu da korumuşlardır. Tengri inancı, atalar kültü ve tabiatla ilgili eski inanışlar İslamî anlayışla birlikte yaşamaya devam etmiştir. Bu durum Kazakların İslam anlayışının, yerleşik Müslüman toplulukların dinî hayatından farklı özellikler taşımasına yol açmıştır.

Yerel Dinî İnançlar

Kazakistan’da en yaygın din İslam olmakla birlikte, Kazak toplumunda eski Türk inançlarının izleri uzun süre varlığını sürdürmüştür. Özellikle göçebe kesimlerde İslamî uygulamalarla birlikte Tengri inancı, tabiat kültleri ve atalara saygı gibi gelenekler yaşamaya devam etmiştir.

XV-XVII. yüzyıllarda Kazakların dünya görüşünde animizm ve tabiat güçlerine inanma önemli bir yer tutmuştur. İnsanların çevresindeki dağ, su, ağaç ve diğer tabiat unsurlarının ruhlara sahip olduğuna inanılmıştır. İyilik getiren ruhlara kiye, kötülük getiren ruhlara ise kesir adı verilmiştir.

Kazak inanışında doğaya zarar vermek, kutsal kabul edilen varlıklara saygısızlık etmek kötü sonuçlara yol açabilecek davranışlar olarak görülmüştür. Bu anlayış, günlük hayatın birçok alanında etkili olmuştur.

Gök Tanrı (Tengri) İnancı

Gök Tanrı inancı, Kazak Türklerinin eski dünya görüşünün temel unsurlarından biri olmuştur. Bu inançta Tanrı, göğün hâkimi, hükümdarları tayin eden, halkı koruyan ve savaşlarda başarı sağlayan kutsal güç olarak kabul edilmiştir.

Eski Türklerde olduğu gibi Kazaklarda da doğadaki bazı unsurlar kutsal kabul edilmiştir. Dağ, ağaç, su ve kaya gibi varlıklara saygı gösterilmiş; bunların insan hayatıyla bağlantılı olduğuna inanılmıştır.

Kazakların günlük hayatında Gök Tanrı inancından kalan bazı gelenekler devam etmiştir. Çadırların kapısının doğuya açılması, ataların mezarlarının ziyaret edilmesi, kutsal kabul edilen yerlerde dua edilmesi ve adak sunulması bu eski anlayışın izleri arasında yer almıştır.

Tabiat Kuvvetlerine İnanma

Kazakların eski inançlarında tabiat varlıklarının koruyucu ruhlara sahip olduğuna inanılmıştır. Dağlar, sular, ağaçlar ve hayvanlarla ilgili çeşitli kutsal anlayışlar oluşmuştur.

Kazaklara göre tabiatta iyilik sağlayan koruyucu güçler ve zarar veren kötü güçler bulunmaktaydı. Hayvanların da kendilerine ait koruyucu ruhları olduğuna inanılmış; hayvanlara kötü davranmanın felaketlere yol açacağı düşünülmüştür.

Bu inançlar, hayvan yetiştiriciliğiyle uğraşan Kazakların günlük yaşamında önemli bir yere sahip olmuştur.

Güneş ve Ay Kültü

Güneş ve Ay, Kazak kültüründe önemli semboller arasında yer almıştır. Eski Türk topluluklarında olduğu gibi Kazaklarda da bu gök cisimlerine saygı gösterilmiştir.

Ay ve güneşle bağlantılı isimler kullanılmış, günlük dilde bu unsurlara ilişkin çeşitli deyimler oluşmuştur. Ayın ve güneşin insan hayatına bereket ve uğur getirdiğine inanılmıştır.

Kazaklarda Ay ve Güneş’e karşı saygılı davranma geleneği uzun süre devam etmiş, bu anlayış günlük hayatın bazı uygulamalarında korunmuştur.

Ateş Kültü

Ateş, Kazak kültüründe kutsal kabul edilen unsurlardan biri olmuştur. Aydınlığın ve temizliğin sembolü olarak görülen ateşin, insanları kötülüklerden koruduğuna inanılmıştır.

Kazaklarda aile kavramı da ateşle ilişkilendirilmiştir. “Otbası” (ateş başı) kelimesi aile anlamında kullanılmış, ocağın sönmesi ailenin dağılmasıyla ilişkilendirilmiştir.

Ateşle ilgili en önemli geleneklerden biri alastau adı verilen temizleme törenidir. Bu uygulamada ateş aracılığıyla kötü ruhlardan ve olumsuzluklardan korunmaya çalışılmıştır. Göç sırasında insanlar ve hayvanlar iki ateş arasından geçirilerek temizlenirdi. At ise kutsal ve temiz kabul edildiği için bu uygulamanın dışında tutulmuştur.

İslamiyet’in kabulünden sonra da ateşe saygı geleneği tamamen ortadan kalkmamış, zamanla geleneksel bir uygulama hâline dönüşmüştür.

Yer-Su Kültü

Kazaklarda yer ve su unsurları da kutsal kabul edilmiştir. Dağların, nehirlerin, kaynakların ve kutsal kabul edilen bölgelerin koruyucu güçleri olduğuna inanılmıştır.

Yer ve su ruhlarına iye adı verilmiştir. Bu anlayış nedeniyle kutsal kabul edilen yerlerin kirletilmemesi, bitkilerin gelişigüzel koparılmaması ve doğaya zarar verilmemesi gerektiğine inanılmıştır.

Toprak ana ve yer ana gibi ifadeler de bu eski inançların kültürel yansımaları arasında yer almıştır.

Atalar Kültü

Atalar kültü, Kazakların geleneksel inanç dünyasında önemli bir yere sahip olmuştur. Ölmüş ataların ruhlarının yaşayanları koruduğuna ve onlara destek olduğuna inanılmıştır.

Kazaklar savaş, yarış ve önemli faaliyetlerden önce atalarının isimlerini anarak güç ve destek istemişlerdir. Bu uygulamaya uran adı verilmiştir. Her aşiretin kendisine ait bir uranı bulunurdu.

Ölen kişilerin ardından yapılan törenler de atalara saygının önemli bir göstergesiydi. Ölünün ardından yemek dağıtılması, dua edilmesi ve belirli günlerde anma törenleri yapılması gelenek hâline gelmiştir.

Şamanizm

Eski Türk inançları arasında yer alan Şamanizm, Kazak kültüründe de bazı unsurlarıyla yaşamıştır. Şamanizm, sistemli ve kitaplı bir din olmaktan ziyade çeşitli inanç ve uygulamaların bütünü olarak değerlendirilmiştir.

Kazaklarda şamanlara baksı adı verilmiştir. Baksılar hastaları tedavi eden, çeşitli ayinler yapan ve toplum içinde manevi görevler üstlenen kişiler olarak görülmüştür.

Şamanizm anlayışında evren üç bölümden oluşmaktadır:

  • Gök âlemi: İyilik ve adaletin bulunduğu kutsal alan.
  • Yer: İnsanların yaşadığı dünya.
  • Yer altı âlemi: Kötü ruhların ve felaketlerin bulunduğuna inanılan karanlık alan.

Baksılar

Kazaklarda şaman görevini yerine getiren kişilere baksı denilmiştir. Baksılar hastalıkları tedavi etmek, gelecek hakkında yorum yapmak ve çeşitli ayinleri gerçekleştirmekle tanınmıştır.

Baksılık genellikle aile yoluyla aktarılmış, herkesin bu görevi üstlenemeyeceğine inanılmıştır. Ayinlerde dombıra ve kobuz gibi müzik aletleri kullanılmıştır.

İslamiyet’in yayılmasından sonra baksılar bazı uygulamalarına İslamî unsurlar da eklemişlerdir. Ancak din adamları ile baksılar arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanmıştır.

Şamanizm’in Kazak Kültürüne Etkileri

Şamanizm’den kalan bazı uygulamalar Kazak kültüründe uzun süre devam etmiştir. Fal bakma, yağmur duası yapma, hastaları okuyarak tedavi etme ve bazı nesnelerin koruyucu güce sahip olduğuna inanma bu etkiler arasında yer almıştır.

Bazı gelenekler zamanla inanç niteliğini kaybederek kültürel uygulamalar hâline dönüşmüştür.

Budizm’in Kazaklar Arasındaki Etkisi

Budizm, Orta Asya’ya Hindistan ve Çin üzerinden ticaret yolları aracılığıyla yayılmıştır. Doğu Türkistan, Buhara çevresi ve Tirmiz gibi merkezler Budist faaliyetlerin görüldüğü bölgeler olmuştur.

Kazak tarihindeki bazı boylar, özellikle Nayman, Kerey, Konırat ve Uak toplulukları tarihî süreç içerisinde Budizm’le temas hâlinde olmuşlardır. Ancak İslamiyet’in yayılması ve Karahanlıların Budizm’e karşı yürüttüğü mücadele sonucunda Budizm bölgede etkisini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Nesturiliğin Türkistan’daki Durumu

Hristiyanlığın Nesturi mezhebi, ticaret yolları aracılığıyla Türkistan ve Orta Asya’da yayılmıştır. İpek Yolu üzerindeki şehirler bu yayılmada önemli rol oynamıştır.

Taraz şehrinde V. yüzyılda bir kilisenin bulunduğu belirtilmektedir. VII-VIII. yüzyıllarda Doğu ve Güneydoğu Kazakistan’da Nesturiliğin etkisi görülmüştür.

Özellikle Kerey ve Nayman boyları Nesturilikle ilişkilendirilmiştir. Ancak ilerleyen dönemlerde İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte Nesturiliğin bölgedeki etkisi azalmıştır.

Tasavvuf

Kazakların İslamlaşmasında tasavvuf önemli bir rol oynamıştır. Özellikle XII. yüzyıldan itibaren Hoca Ahmed Yesevî’nin kurduğu Yesevîlik tarikatı, Güney Kazakistan’da İslam’ın yayılmasında etkili olmuştur.

Yesevîlik, eski Türk geleneklerini tamamen reddetmek yerine bazı unsurları İslamî anlayış içinde yeniden yorumlamıştır. Bu nedenle göçebe Türk toplulukları arasında daha kolay benimsenmiştir.

Nakşibendîlik de Kazak bozkırlarında İslam’ın güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Özellikle Doğu Türkistan’daki Nakşibendî kolları, Kazak toplulukları arasında dinî etkinlik göstermiştir.

Kazak hanları ve aristokratları da İslamî kurumları desteklemişlerdir. XVII. yüzyılın sonunda Tavke Han tarafından hazırlanan Yedi Yargı düzenlemesinde İslam hukukundan etkilenen unsurlar görülmüştür.

Tasavvufun etkisiyle veli ve ermişlere saygı, türbe ziyaretleri ve kutsal kabul edilen yerlere yönelik uygulamalar Kazak dinî hayatının önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir. Hoca Ahmed Yesevî Türbesi, bu anlayışın en önemli merkezlerinden biri olmuştur.

Hukuk Sistemi

Kazak Hanlığı’nda hukuk anlayışının gelişiminde önemli adımlar XVI. yüzyılda atılmıştır. Bu dönemde şekillenen hukuk sistemi, XVI-XIX. yüzyıllar arasında Kazak toplumunda uygulanan temel hukuk düzenini oluşturmuştur. Kazak hukuku büyük ölçüde geleneksel Türk hukuk anlayışından ve Yasa geleneğinden etkilenmiştir. Ancak eski Yasa hükümleri, dönemin Kazak toplumunun bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli değildi. Bunun yanında İslâmiyet’in Kazaklar arasında yayılmasıyla birlikte bazı İslâmî hükümler de hukuk sistemine dâhil olmuştur.

Kazak hukukunda en yüksek makam hanlıktı. Han, devletin en üst yöneticisi olarak toplum düzenini korumak, emirler vermek ve hukukî kurallar koymak yetkisine sahipti. Bu yetki, toplumdaki mevcut düzenin devam ettirilmesi amacıyla kullanılıyordu. Bu anlayışta gençlerin yaşlılara itaat etmesi, halkın yöneticilerine saygı göstermesi ve yöneticilerin de halka karşı sorumluluklarını yerine getirmesi temel unsurlar arasında yer almaktaydı.

Kazaklar, bozkır geleneklerini korumuş ve Cengiz Han soyundan gelenlerin sahip olduğu ayrıcalıkları devam ettirmiştir. Sultanların toplum içerisindeki siyasî konumu, onlara diğer toplumsal kesimlerden farklı bazı hukukî haklar sağlamıştır. Bu ayrıcalıklar, aynı suçun farklı sosyal gruplara mensup kişiler tarafından işlenmesi durumunda farklı cezaların uygulanmasında görülmekteydi.

Ceti Cargı hükümlerinde sultanlara ve din adamlarına yönelik suçlara özel düzenlemeler getirilmiştir. Sultanı veya hocayı öldüren kişinin daha ağır bir diyet ödemesi öngörülmüş, sultana veya hocaya yönelik hakaret ve fizikî saldırılar da belirli cezalarla karşılanmıştır. Sultanların önemli ayrıcalıklarından biri bedenî cezalara çarptırılamamaları ve doğrudan yargılanmamalarıydı. Cengiz Han soyundan gelen kişiler ancak en kıdemli sultan veya han tarafından yargılanabilirdi.

Kazak hukuk düzeninde biyler de önemli bir yere sahipti. Han dışında, kendi yönetimleri altındaki topluluklarda yargılama yetkisine sahip olan kişiler biylerdi. Biyler, geleneksel hukuk kurallarını uygulayarak anlaşmazlıkları çözerdi. Biylerin altında ise hukukî meselelerin günlük işleyişinde rol alan aksakallar bulunurdu.

Kazak ceza hukukunda çeşitli ceza türleri bulunmaktaydı. Cezalar ölüm cezasına kadar uzanabilmekteydi. Ancak bozkır yaşamının şartları sebebiyle hapis cezası uygulanmamıştır. Bunun yerine özellikle tazminat esasına dayanan cezalar önemli bir yer tutmuştur. Cinayet gibi ağır suçlarda suçlunun yakınları da tazminatın ödenmesine katılırdı. Böylece suç, yalnızca bireysel bir mesele olarak değil, iki soy arasındaki hukukî bir durum olarak değerlendirilirdi.

Ödenen tazminat, zarar gören tarafın akrabaları arasında paylaştırılırdı. Öldürülen kişinin yakın soyu tazminatın önemli bir bölümünü alırken, uzak akrabalara da pay verilirdi. Paylaşımın miktarını maktulün yakınları belirlese de uzak akrabaların hak talep etme imkânı bulunurdu. Geriye kalan bölüm ise öldürülen kişinin oğulları arasında dağıtılırdı.

Kasım Han’ın Kaska Yolu

Kasım Han’ın Kaska Yolu, Kazak Hanlığı döneminde uygulanan geleneksel hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Kasım Han, göçebe toplum yapısına uygun yeni hukukî düzenlemeler hazırlayarak bunları hanlık yönetiminde uygulamıştır.

Bu hukuk düzeninin amacı, toplum içerisindeki ayrıcalıkları azaltmak ve göçebe hayatın ihtiyaçlarına uygun kurallar oluşturmaktı. Yazılı bir metin hâlinde bulunmayan bu kanunlar nesilden nesile sözlü olarak aktarılmıştır. Kasım Han’ın eski döneme ait ve göçebe hayatın şartlarına uymayan bazı uygulamaları kaldırarak yeni kurallar oluşturması sebebiyle bu düzen “Kasım Han’ın Kaska Yolu” adıyla anılmıştır.

Kasım Han, bu kanunları devlet yönetiminin temel unsurlarından biri hâline getirerek merkezî otoritenin güçlenmesini sağlamıştır. Bu hukuk sistemi sayesinde Kazak toplumunun hanlık etrafında birleşmesi kolaylaşmıştır.

Kasım Han’ın Kaska Yolu içerisinde şu alanlara ilişkin hükümler bulunmaktaydı:

  1. Mülk kanunu: Yer, mal ve mülkiyet anlaşmazlıklarını düzenleyen hükümler.
  2. Ceza kanunu: Adam öldürme, soygun, saldırı ve hırsızlık gibi suçlarla ilgili düzenlemeler.
  3. Askerî kanun: Askerlik görevi, ordunun hazırlanması ve askerî yükümlülüklerle ilgili kurallar.
  4. Elçilik kanunu: Diplomatik ilişkilerde nezaket, konuşma yeteneği ve siyasî davranış kuralları.
  5. Halkçılık kanunu: Cömertlik, yemek, düğün, bayram, eğlence, at yarışları ve ödüller gibi sosyal hayatla ilgili düzenlemeler.

Esim Han’ın Eski Yolu

Esim Han’ın Eski Yolu, geleneksel Kazak toplumunun örf ve adetlere dayanan hukuk kurallarının yeniden düzenlenmiş şeklidir. Bu hukuk sistemi, Kasım Han’ın Kaska Yolu esas alınarak oluşturulmuş ve Esim Han döneminde yeni bir düzen kazanmıştır.

İlk olarak askerî alanda uygulanan bu hukuk sistemi daha sonra toplum hayatında da kullanılmaya başlanmıştır. Esim Han döneminde göçebe yaşamın gerektirdiği meselelerin çözümünde, kişilerin işlediği suçlarda, askerî düzenlemelerde ve aile hayatıyla ilgili konularda eski geleneksel hukuk anlayışı esas alınmıştır.

Esim Han, geçmişten gelen geleneksel hukuk kurallarını ve göçebe toplumun sosyal ve ekonomik hayatında yerleşmiş uygulamaları bir araya getirerek düzenlemiştir. Bu nedenle halk arasında bu hukuk sistemi Esim Han’ın Eski Yoluadıyla anılmıştır.

Bu hukuk kurallarının uygulanmasında beyler ve kadılar önemli görevler üstlenmiştir. Davaların çözülebilmesi ve doğru kararların verilebilmesi için onların geleneksel hukuk kurallarını iyi bilmeleri gerekirdi.

Esim Han’ın Eski Yolu içerisinde yer alan temel düzenlemeler şunlardı:

  1. Halk düzeniyle ilgili gelenekler: Han emirleri, bahadırların görevleri, hâkimlerin sorumlulukları ve beylerin toplum içindeki konumlarıyla ilgili kuralları kapsamaktaydı.
  2. Bedel verme gelenekleri: Kan davaları, öldürülen kişinin hakkının karşılanması ve çeşitli zararların giderilmesine ilişkin hükümleri içeriyordu.
  3. Dul kadın ve yetimlerle ilgili gelenekler: Dul kadınların durumu, amengerlik uygulaması ve bu konulardaki anlaşmazlıkların çözüm yollarını düzenliyordu.
  4. Ceza koyma gelenekleri: Can cezası, mal cezası, itibar ve namusla ilgili cezalar ile bu cezaların uygulanma usullerini kapsamaktaydı.

Yedi Yarğı

Kazak Hanlığı’nın ilk dönemlerinde devlet yönetimi büyük ölçüde geleneksel hukuk kurallarına dayanıyordu. XVII. yüzyılın sonunda Tavke Han döneminde ise geleneksel hukuk ile şer‘î hükümler birleştirilerek Ceti Cargı (Yedi Yarğı)adı verilen yeni bir hukuk sistemi oluşturuldu.

Ceti Cargı, Kazakların önceki dönemlerden beri kullandıkları hukuk kurallarını içermekle birlikte yeni düzenlemeler de getiren bir hukuk sistemi idi. “Yedi ferman” anlamına gelen bu kanunlar yazılı bir metinden çok sözlü gelenek yoluyla aktarılmış ve uzun süre Kazak toplumunda uygulanmıştır.

Ceti Cargı, mal ve mülk davaları ile medeni hukuk meselelerinin yanında İslâm dininin korunmasına yönelik bazı ceza hükümlerini de içermekteydi. Bu hukuk düzeninde çeşitli suçlara karşı belirli cezalar öngörülmüştür.

Ceti Cargı’da yer alan bazı hükümler şunlardı:

  • Allah’a dil uzatan kişinin, gerekli şahitlerin bulunması durumunda taşlanarak cezalandırılması.
  • Din değiştiren kişinin mal ve mülküne el konulması ve bulunduğu yerden uzaklaştırılması.
  • Hırsızlık, zulüm ve adam öldürme gibi ağır suçların ölüm cezası ile karşılanması; ancak bazı durumlarda kan bedeli ödenerek cezanın hafifletilebilmesi.
  • Eşine haksızlık eden veya hakaret eden kişinin para cezasına çarptırılması.
  • Bir kadına tecavüz eden kişinin adam öldürme suçuyla aynı derecede cezalandırılması.

Ceti Cargı’nın hazırlanmasına üç Kazak cüzünün temsilcilerinin katılması, bu hukuk düzeninin yalnızca belirli bir bölgeye değil, bütün Kazak Hanlığı’na yönelik olduğunu göstermektedir. Bu kanunlar, Kazak toplumunda XIX. yüzyılın ortalarına kadar sosyal hayatın düzenlenmesinde etkili olmuştur.

Beyler, Beyler Mahkemesi ve Kazak Sosyal Hayatındaki Rolü

XIX. yüzyılın ilk dönemlerine kadar Kazak toplumunda kendine özgü geleneksel bir beyler mahkemesi bulunmaktaydı. Bu mahkeme sistemi, göçebe ve yarı göçebe hayat tarzının özelliklerine uygun olarak şekillenmişti. Rusya’nın Kazak topraklarında vatandaşlık ve askerî mahkeme sistemini uygulamaya başlamasına kadar toplumun hukuk işleri büyük ölçüde geleneksel beyler mahkemesi tarafından yürütülmüştür.

Beyler mahkemesi; suç meseleleri, mal ve mülk anlaşmazlıkları, aile içindeki düzenin bozulması ve toplum düzenini ilgilendiren diğer hukukî konularla ilgilenmekteydi. Böylece Kazak toplumunun hukuk hayatının temel kurumlarından biri olarak görev yapmıştır.

Kazak toplumunda beyler makamı zenginliğe veya mirasa dayalı olarak kazanılmazdı. Beylik görevi babadan oğula otomatik olarak geçmezdi. Bey olacak kişinin bazı özelliklere sahip olması gerekirdi.

Öncelikle bir beyin Kazak geleneksel hukukunu çok iyi bilmesi beklenirdi. Kasım Han’ın Kaska Yolu, Esim Han’ın Eski Yolu ve Tavke Han’ın Yedi Yarğısı gibi hukuk kurallarına hâkim olması gerekirdi. Bunun yanında bey adayının güzel konuşma yeteneğine sahip olması, atasözlerini ve halk bilgeliğini bilmesi önemli görülürdü. Ayrıca adil olması ve kimseye ayrıcalık tanımaması şarttı.

Bazı durumlarda beylerin oğulları da sahip oldukları özellikler sayesinde bey olabilirdi. Ancak bu durum yaygın değildi. Görevini kötüye kullanan veya toplumdaki itibarını kaybeden beyler, mahkeme işlerine bakma hakkını kaybederdi. Halkın kendisine başvurmaması durumunda bey unvanı da sona ererdi.

Bey olmak isteyen gençler küçük yaşlardan itibaren bu göreve hazırlanırdı. Aileler çocuklarının dürüst ve bilgili yetişmesine önem verir, onları tanınmış beylerin yanında yetiştirmeye çalışırdı. Böylece gençler geleneksel hukuk kurallarını, mahkeme usullerini ve toplum içindeki anlaşmazlıkların çözüm yollarını öğrenirdi.

Beyler mahkemesi, davacının talebiyle veya han ve sultanların katılımıyla toplanabilirdi. Mahkemelerde eski geleneklere bağlı kalınırdı. Bey seçimi sırasında da geleneksel uygulamalar takip edilirdi. Beyler mahkemesi, küçük anlaşmazlıklardan başlayarak adam öldürme gibi ağır suçlara kadar çeşitli davalara bakardı.

Beyler mahkemesinde temel ilke adaletli karar vermekti. Bir beyin bilgili, doğru sözlü ve tarafsız olması beklenirdi. Beyler, toplum içindeki anlaşmazlıkları çözerek Kazak halkının birlik ve düzeninin korunmasına katkı sağlamışlardır.

Mahkeme görüşmeleri genellikle halkın katılımına açık şekilde yapılırdı. Davalı ve davacıların görüşleri dinlenir, şahitlerin ifadelerine başvurulurdu. Beyler mahkemesinin önemli özelliklerinden biri de açık şekilde yürütülmesi ve toplum üyelerinin süreci takip edebilmesiydi.

İki bey arasında anlaşmazlık çıktığında ortak bir karar vermek amacıyla Töbebey seçilirdi. Beyler mahkemesinin kararları sultanlar ve diğer yetkili kişiler tarafından uygulanırdı. Beylerin yanlış karar vermesi durumunda toplumdaki itibarları zarar görür ve beylik makamlarını kaybedebilirlerdi.

Beyler, hizmetleri karşılığında bey üstünlüğü adı verilen bir pay alırlardı. Bu ödül, savaş veya çatışma sonrası elde edilen malların belirli bir kısmından oluşurdu. XVIII. yüzyılda Kazak toplumunda adalet anlayışı, güçlü hitabet yeteneği ve siyasî etkileriyle öne çıkan birçok ünlü bey yetişmiştir.

Beyler mahkemesinde şahitlik de önemli bir yere sahipti. Bir kişinin suçlu veya suçsuz olduğunun belirlenmesi için genellikle güvenilir kişilerin şahitliği aranırdı. Yeterli şahit bulunmadığında güvenilir kişilerin yemin etmesine başvurulurdu.

Kadınların, ev hizmetçilerinin, kölelerin ve çocukların şahitliği geçerli kabul edilmezdi. Daha önce yalancı şahitlik yaptığı bilinen kişiler de yeniden şahitlik yapamazdı. Şahitler özel kişiler veya yüzbaşılar tarafından dinlenirdi. Sultanların ve toplumda yüksek itibara sahip kişilerin şahitliği ise ayrıca kabul edilirdi.

İçindekiler