Peçenekler: Revizyonlar arasındaki fark
Daha fazla eylem
" == Peçenekler Hakkındaki Kaynaklar == === Bizans kaynakları === Peçeneklerin tarihi hakkında en geniş bilgiler Bizans tarihleri ve kroniklerinde yer almaktadır. Orta Asya’dan batıya ilerleyen Türk topluluklarından Hazar Denizi’nin kuzeyindeki yolu takip edenlere ilişkin kayıtların önemli bir kısmı Bizans müellifleri tarafından aktarılmıştır. Peçeneklerin siyasî tarihi, yaşadıkları coğrafya ve komşularıyla ilişkileri h..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu |
Değişiklik özeti yok |
||
| 27. satır: | 27. satır: | ||
''Aleksiad''’da Peçenekler, Kumanlar, Anadolu Selçukluları ve Birinci Haçlı Seferi hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır. Eserin VI, VII ve VIII. kitaplarının çeşitli bölümleri Peçeneklere ve onların Bizans’la yaptığı savaşlara ayrılmıştır. Anna Komnena, Peçenekleri çoğu zaman klasik tarih yazımının etkisiyle “İskit” adıyla anmış, bazı yerlerde ise kendi adlarıyla kaydetmiştir. Eserin en önemli eksikliği, olayların tarihlerinin her zaman açık ve düzenli biçimde verilmemesidir. | ''Aleksiad''’da Peçenekler, Kumanlar, Anadolu Selçukluları ve Birinci Haçlı Seferi hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır. Eserin VI, VII ve VIII. kitaplarının çeşitli bölümleri Peçeneklere ve onların Bizans’la yaptığı savaşlara ayrılmıştır. Anna Komnena, Peçenekleri çoğu zaman klasik tarih yazımının etkisiyle “İskit” adıyla anmış, bazı yerlerde ise kendi adlarıyla kaydetmiştir. Eserin en önemli eksikliği, olayların tarihlerinin her zaman açık ve düzenli biçimde verilmemesidir. | ||
XII. yüzyıldan itibaren Peçeneklerin Bizans için oluşturduğu tehlikenin azalmasıyla birlikte kaynaklardaki bilgiler de seyrekleşmiştir. İoannes Zonaras ve Michael Glykas’ın kroniklerinde Peçenekler yalnızca birkaç kez anılmıştır. İoannes Kinnamos, İmparator II. İoannes Komnenos’un savaşları sırasında Peçeneklerin savaş yöntemleri ve yaşam biçimleri hakkında bazı bilgiler vermiştir. Niketas Khoniates ise XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarındaki askerî olayları anlatırken Peçeneklere ait son önemli Bizans kayıtlarını aktarmıştır | XII. yüzyıldan itibaren Peçeneklerin Bizans için oluşturduğu tehlikenin azalmasıyla birlikte kaynaklardaki bilgiler de seyrekleşmiştir. İoannes Zonaras ve Michael Glykas’ın kroniklerinde Peçenekler yalnızca birkaç kez anılmıştır. İoannes Kinnamos, İmparator II. İoannes Komnenos’un savaşları sırasında Peçeneklerin savaş yöntemleri ve yaşam biçimleri hakkında bazı bilgiler vermiştir. Niketas Khoniates ise XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarındaki askerî olayları anlatırken Peçeneklere ait son önemli Bizans kayıtlarını aktarmıştır. | ||
=== Rus vakayinameleri === | === Rus vakayinameleri === | ||
| 943. satır: | 943. satır: | ||
Muharebenin başlangıcında Bizans ve Kuman birlikleri birlikte taarruza geçti. Çatışmalar Peçeneklerin araba tahkimatları önünde yoğunlaştı. Savaş sırasında bazı Peçenekler Kuman tarafına geçmeye çalıştı. Bizans komutanlığı bunun iki Türk topluluğu arasında bir birleşmeye dönüşmesinden endişe ederek geçişleri engellemeye çalıştı. | Muharebenin başlangıcında Bizans ve Kuman birlikleri birlikte taarruza geçti. Çatışmalar Peçeneklerin araba tahkimatları önünde yoğunlaştı. Savaş sırasında bazı Peçenekler Kuman tarafına geçmeye çalıştı. Bizans komutanlığı bunun iki Türk topluluğu arasında bir birleşmeye dönüşmesinden endişe ederek geçişleri engellemeye çalıştı. | ||
Çarpışmalar gün boyunca büyük şiddetle devam etti. Sonunda Kumanların üstünlüğü belirginleşti ve Peçenek savunması çöktü. | Çarpışmalar gün boyunca büyük şiddetle devam etti. Sonunda Kumanların üstünlüğü belirginleşti ve Peçenek savunması çöktü. Savaş meydanı ölülerle dolmuş, Peçenek kadın ve çocukları da katliamdan kurtulamamıştı. Çok sayıda Peçenek esir alındı ve askerî güçleri fiilen ortadan kaldırıldı. | ||
Lebunium Muharebesi, Peçenek tarihinin dönüm noktası oldu. Bu yenilgiyle birlikte Peçeneklerin Balkanlar'daki askerî ve siyasî varlığı sona erdi. Kaynakta bu olay, "bir milletin bir günde yok olması" şeklinde tasvir edilir. | Lebunium Muharebesi, Peçenek tarihinin dönüm noktası oldu. Bu yenilgiyle birlikte Peçeneklerin Balkanlar'daki askerî ve siyasî varlığı sona erdi. Kaynakta bu olay, "bir milletin bir günde yok olması" şeklinde tasvir edilir. | ||
=== Muharebe Sonrası === | === Muharebe Sonrası === | ||
Muharebenin ardından Bizans'ın elinde çok sayıda Peçenek esiri bulunuyordu. | Muharebenin ardından Bizans'ın elinde çok sayıda Peçenek esiri bulunuyordu. Bu esirler geceleyin topluca öldürüldü. Olayın Aleksios Komnenos'un emriyle mi yoksa komutanlarından Synesios'un girişimiyle mi gerçekleştiği konusunda kaynak farklı bir izlenim vermektedir. | ||
Kumanlar ganimetlerini aldıktan sonra Balkanlar'dan ayrıldı. Bizans ise yaklaşık kırk yıldır devam eden Peçenek tehlikesinden kurtuldu. Sağ kalan Peçeneklerin bir bölümü Bizans'ın çeşitli bölgelerine, özellikle Moglena çevresine yerleştirildi. Burada oluşturulan askerî birliklerde hizmet etmeye devam ettiler ve kaynaklarda "Moglena Peçenekleri" adıyla anıldılar. | Kumanlar ganimetlerini aldıktan sonra Balkanlar'dan ayrıldı. Bizans ise yaklaşık kırk yıldır devam eden Peçenek tehlikesinden kurtuldu. Sağ kalan Peçeneklerin bir bölümü Bizans'ın çeşitli bölgelerine, özellikle Moglena çevresine yerleştirildi. Burada oluşturulan askerî birliklerde hizmet etmeye devam ettiler ve kaynaklarda "Moglena Peçenekleri" adıyla anıldılar. | ||
21.30, 22 Temmuz 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Peçenekler Hakkındaki Kaynaklar
Bizans kaynakları
Peçeneklerin tarihi hakkında en geniş bilgiler Bizans tarihleri ve kroniklerinde yer almaktadır. Orta Asya’dan batıya ilerleyen Türk topluluklarından Hazar Denizi’nin kuzeyindeki yolu takip edenlere ilişkin kayıtların önemli bir kısmı Bizans müellifleri tarafından aktarılmıştır. Peçeneklerin siyasî tarihi, yaşadıkları coğrafya ve komşularıyla ilişkileri hakkındaki başlıca bilgiler de bu eserlerden elde edilmektedir.
Peçeneklerden ayrıntılı biçimde söz eden en eski ve en önemli Bizans kaynağı, İmparator VII. Konstantinos Porphyrogennetos’un De administrando imperio adıyla tanınan eseridir. 912-959 yılları arasında Bizans tahtında bulunan Konstantinos, devlet yönetiminde uzun süre sınırlı bir rol üstlenmiş ve bu dönemde ilmî çalışmalarla ilgilenmiştir. Çeşitli eserlerin toplanmasını ve hazırlanmasını teşvik etmiş, kendisi de tarih ve devlet yönetimiyle ilgili eserler kaleme almıştır.
Yaklaşık 949-952 yılları arasında yazıldığı kabul edilen De administrando imperio, imparatorun oğlu Romanos’a devletin dış siyaseti hakkında bilgi ve öğüt vermek amacıyla hazırlanmıştır. Elli üç bölümden oluşan eserde Bizans’ın kuzey, doğu ve batı komşuları tanıtılmış; bu topluluklara karşı izlenmesi gereken siyasete yer verilmiştir. Peçenekler, Uzlar, Hazarlar, Macarlar, Kabarlar, Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Ruslar ve Slavlar hakkında ayrıntılı bilgiler aktarılmıştır.
Eserin ilk sekiz bölümü Peçeneklerle ilgilidir. Otuz yedinci bölüm ise bütünüyle Peçeneklere ayrılmıştır. Ayrıca Peçenek ülkesinin coğrafyası, kabileleri, Macarlarla mücadeleleri ve Karadeniz’in kuzeyindeki siyasî durum hakkında başka bölümlerde de bilgiler bulunmaktadır. Bu geniş yer, Bizans yönetiminin Peçeneklere büyük siyasî önem verdiğini göstermektedir.
Konstantinos’un Peçenekler hakkındaki bilgileri Bizans elçileri, yabancı elçilik heyetleri, tüccarlar, askerler, esirler ve çeşitli haber kaynakları aracılığıyla topladığı düşünülmektedir. Kabile adları ve Peçeneklerin batıya gelmeden önceki tarihleriyle ilgili bazı kayıtların doğrudan Peçeneklerden alınmış olması da mümkündür. Eserin bütün bölümlerinin imparator tarafından yazılmadığı, farklı rapor ve metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen içerdiği bilgiler, Peçenek tarihi ve coğrafyası için temel kaynak niteliğindedir.
VII. Konstantinos’tan sonra Peçenekler hakkında en geniş kayıtlar İoannes Skylitzes, Georgios Kedrenos ve Anna Komnena’nın eserlerinde yer almaktadır. Bunun yanında Leon Diakonos, Michael Attaleiates, Michael Psellos, Nikephoros Bryennios, İoannes Zonaras, Michael Glykas, İoannes Kinnamos ve Niketas Khoniates de çeşitli olaylar vesilesiyle Peçeneklerden söz etmişlerdir.
Leon Diakonos, 959-975 yılları arasındaki olayları anlatan eserinde Rusların Bizans’a karşı yürüttükleri savaşlar sırasında Peçeneklere değinmiştir. Müellifin bazı olaylara bizzat şahit olması, aktardığı bilgilerin değerini artırmaktadır.
Michael Attaleiates, 1034-1079 yılları arasındaki olayları konu alan eserinde Balkanlar’daki Bizans-Peçenek mücadelelerini anlatmıştır. Ayrıca Bizans ordusunda görev yapan Peçeneklerden ve onların Anadolu’daki Selçuklu savaşlarına katılmalarından söz etmiştir. Malazgirt Savaşı’na giden Bizans ordusunda da Peçenek birliklerinin bulunduğunu kaydetmiştir. Attaleiates bazı yerlerde Peçenekleri eskiçağ geleneğine uygun olarak “İskit” adıyla anmıştır.
İoannes Skylitzes, XI. yüzyıl ortalarında Peçenekler arasında yaşanan iç mücadeleler ile Bizans-Peçenek ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Skylitzes’in eserinin önemli bir bölümü daha sonra Georgios Kedrenos’un dünya tarihine aynen alınmış, bu nedenle söz konusu kayıtlar uzun süre Kedrenos’un adıyla tanınmıştır.
Michael Psellos, 976-1077 yılları arasındaki olayları anlattığı eserinde Peçeneklere özellikle IX. Konstantinos Monomakhos dönemindeki savaşlar sırasında yer vermiştir. Peçenekleri olumsuz ifadelerle tanımlamasına rağmen onların Bizans için güçlü ve tehlikeli bir komşu olduğunu kabul etmiştir.
Peçenek tarihinin XI. yüzyıl sonları ve XII. yüzyıl başlarına ilişkin en önemli kaynaklarından biri Anna Komnena’nın Aleksiad adlı eseridir. İmparator I. Aleksios Komnenos’un kızı olan Anna Komnena, eserinde 1069-1118 yılları arasındaki gelişmeleri anlatmıştır. Kitap, babasının hükümdarlık dönemini yüceltme amacı taşıdığı için ihtiyatla kullanılmakla birlikte, dönemin siyasî ve askerî olayları hakkında birinci derecede kaynak kabul edilmektedir.
Aleksiad’da Peçenekler, Kumanlar, Anadolu Selçukluları ve Birinci Haçlı Seferi hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır. Eserin VI, VII ve VIII. kitaplarının çeşitli bölümleri Peçeneklere ve onların Bizans’la yaptığı savaşlara ayrılmıştır. Anna Komnena, Peçenekleri çoğu zaman klasik tarih yazımının etkisiyle “İskit” adıyla anmış, bazı yerlerde ise kendi adlarıyla kaydetmiştir. Eserin en önemli eksikliği, olayların tarihlerinin her zaman açık ve düzenli biçimde verilmemesidir.
XII. yüzyıldan itibaren Peçeneklerin Bizans için oluşturduğu tehlikenin azalmasıyla birlikte kaynaklardaki bilgiler de seyrekleşmiştir. İoannes Zonaras ve Michael Glykas’ın kroniklerinde Peçenekler yalnızca birkaç kez anılmıştır. İoannes Kinnamos, İmparator II. İoannes Komnenos’un savaşları sırasında Peçeneklerin savaş yöntemleri ve yaşam biçimleri hakkında bazı bilgiler vermiştir. Niketas Khoniates ise XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarındaki askerî olayları anlatırken Peçeneklere ait son önemli Bizans kayıtlarını aktarmıştır.
Rus vakayinameleri
Peçenekler hakkındaki önemli bilgilerin bir bölümü Rus vakayinamelerinde yer almaktadır. Bu eserler Peçeneklerin yanı sıra Uzlar, Kama Bulgarları, Kumanlar, Tatarlar ve Kazan Hanlığı hakkında da çeşitli kayıtlar içerir.
Ruslarda vakayiname yazıcılığı Hristiyanlığın kabulüyle birlikte Bizans etkisi altında gelişmiştir. İlk metinlerin asıl nüshaları günümüze ulaşmamış, bunların XIV. yüzyılda hazırlanmış farklı düzenlemeleri korunmuştur. Bununla birlikte mevcut nüshalar, daha eski dönemlerde yazılmış parçaları ve IX. yüzyıl ortalarına kadar uzanan sözlü rivayetleri de içermektedir. X. yüzyılın başlarından itibaren yazılı belgelerin kullanıldığı anlaşılmaktadır.
En eski kayıtlar Lavrentyev ve İpatyev vakayinamelerinin başlangıç bölümlerinde bulunmaktadır. Lavrentyev nüshası keşiş Lavrentiy tarafından 1377 yılında istinsah edilmiştir. İpatyev nüshası ise XIV. yüzyılın sonu veya XV. yüzyılın başında hazırlanmış ve Kostroma’daki İpatyev Manastırı’nda bulunduğu için bu adla tanınmıştır.
Her iki vakayinamenin 1110 yılına kadar uzanan ortak bölümü, genellikle Geçmiş Yılların Hikâyesi veya Nestor Kroniği adıyla anılmaktadır. Bazı araştırmacılar bu metne Başlangıç Vakayinamesi adını vermiştir. Eser uzun süre Kiev yakınlarındaki Peçersk Manastırı rahiplerinden Nestor’a atfedilmiştir. Bununla birlikte Lavrentyev nüshasında metnin 1116 yılında Silvestr adlı bir keşiş tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Bu nedenle eserin tek bir müellife ait olmadığı, farklı dönemlerde hazırlanmış yazılı ve sözlü malzemenin bir araya getirilmesiyle oluştuğu kabul edilmektedir.
Lavrentyev ve İpatyev nüshaları 1110 yılına kadar büyük ölçüde aynı içeriği taşır. Bu tarihten sonra Lavrentyev Vakayinamesi kuzeydoğu Rusya’daki Suzdal bölgesine, İpatyev Vakayinamesi ise güneydeki Haliç ve Volın çevresindeki gelişmelere ağırlık verir.
Başlangıç Vakayinamesi’nin ilk bölümlerinde Nuh’un oğulları arasında dünyanın paylaşılması, Babil Kulesi’nden sonra toplulukların dağılması, Slavların Tuna boylarına yerleşmesi, Kiev’in kuruluşu, Doğu Slavlarının komşuları ve Hazar hâkimiyeti gibi konular anlatılmıştır. Ayrıca Slavların Vareglere ve Hazarlara vergi vermeleri, Vareglerin kovulması, Rürik ve kardeşlerinin hükümdarlığa çağrılması, Askold ile Dir’in Kiev’e yerleşmesi ve Oleg’in 882 yılında şehri ele geçirmesi gibi olaylara yer verilmiştir.
Vakayinamenin başlangıç kısımlarının Bizanslı kronikçi Georgios Hamartolos’un eseri örnek alınarak hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bizans tarihinden alınan anlatılara Rus ülkesine ait olaylar eklenmiş ve metin yerel şartlara uyarlanmıştır.
İlk bölümlerdeki kronoloji her zaman güvenilir değildir. Bazı olaylar tarih sırasına uygun biçimde verilmemiştir. Örneğin Peçeneklerin gelişi Macarların Kiev yakınlarından geçişinden önce gösterilmiş, başka bir yerde ise Peçeneklerin Rus ülkesine ilk defa 915 yılında geldikleri kaydedilmiştir. Bu farklılıklar, vakayinamenin değişik zamanlarda hazırlanmış parçaların birleştirilmesiyle oluştuğunu göstermektedir.
Rus knezleri ile Bizans arasında yapılan bazı antlaşmaların metinleri de vakayinamelere alınmıştır. Oleg ile Bizans arasında 912 yılında yapılan ticaret antlaşması ile Knez İgor’un 945 tarihli antlaşması bunlar arasındadır. Bu belgelerin knezlik sarayında, kiliselerde veya manastırlarda korunmuş olduğu ve daha sonra vakayiname yazarları tarafından kullanıldığı düşünülmektedir.
Vakayinamelerde yazılı belgelerin yanında halk arasında anlatılan sözlü rivayetlere de yer verilmiştir. Rus savaşçısının bir Peçenek savaşçısını yenmesi veya Peçeneklerin kuşattığı Belgorod halkı tarafından aldatılması hakkındaki hikâyeler bu tür anlatılar arasındadır. Bunlar tarihî olaylarla halk rivayetlerinin metin içinde birlikte aktarıldığını göstermektedir.
XIV. yüzyıldan sonra Rus ülkesinin farklı bölgelerindeki manastırlarda çok sayıda yerel vakayiname hazırlanmıştır. Kiev’de yazılan Başlangıç Vakayinamesi bu metinlere örnek olmuş, eski kayıtlar yeni nüshalara aktarılmıştır. Her vakayiname yazarı kendi bölgesindeki olaylara ağırlık verdiği için Novgorod, Pskov, Vladimir, Moskova ve Litvanya çevresinde farklı vakayiname gelenekleri ortaya çıkmıştır.
Rus vakayinamelerinin bilimsel biçimde toplanması ve yayımlanması XIX. yüzyılda başlamıştır. Çeşitli manastır kütüphanelerindeki yazmalar derlenmiş, 1841 yılından itibaren Rus Arkeografya Cemiyeti tarafından Rus Vakayinameleri Külliyatı yayımlanmaya başlanmıştır. Bu külliyatın ilk ciltlerinde Lavrentyev, İpatyev, Novgorod, Pskov, Sofya, Voskresensk ve Nikon vakayinamelerine yer verilmiştir.
İslam kaynakları
Peçenekler hakkında bilgi veren İslam kaynakları, Bizans ve Rus kaynaklarına göre daha sınırlıdır. Bunun temel nedeni, IX ve X. yüzyıllarda İslam coğrafyacılarının faaliyet gösterdiği dönemde Peçeneklerin İslam dünyasından oldukça uzakta yaşamalarıdır. Ayrıca erken dönem coğrafyacılarının bazı eserlerinin tam nüshalarının günümüze ulaşmamış olması da mevcut bilgilerin sınırlı kalmasına yol açmıştır.
Peçeneklere ilişkin en eski bilgiler, IX. yüzyıl coğrafyacılarından İbn Hurdâzbih'in eserine dayanmaktadır. Bu eser daha sonra Ceyhânî tarafından genişletilmiş olmakla birlikte, her iki eserin de tam metni günümüze ulaşmamıştır. Sonraki İslam coğrafyacıları, bu eserlerden yaptıkları aktarmalar sayesinde söz konusu bilgileri korumuşlardır.
X. yüzyılda Belhî'nin hazırladığı coğrafya eseri, İstahrî tarafından geliştirilmiş, daha sonra İbn Havkal tarafından genişletilmiştir. Aynı döneme ait Hudûdü'l-Âlem ile XI. yüzyılda kaleme alınan Gerdîzî'nin eserinde de Peçenekler hakkında bazı kayıtlar bulunmaktadır. Bu eserlerde yer alan bilgilerin önemli bir kısmının Ceyhânî geleneğine dayandığı anlaşılmaktadır.
X. yüzyıldan sonraki İslam coğrafyacıları ise büyük ölçüde önceki kaynaklardan yararlanmış, yeni bilgiler eklemekten çok mevcut malzemeyi aktarmışlardır. Bu durum, XI. yüzyılda Ebû Ubeyd el-Bekrî'nin, XII. yüzyılda İdrîsî'nin ve XIV. yüzyılda Ebü'l-Fidâ'nın eserlerinde de görülmektedir. Özellikle İdrîsî'nin coğrafyasında Peçeneklere ilişkin kayıtlar oldukça kısa ve belirsizdir. Bu nedenle bu eserlerdeki bilgilerin, yazıldıkları dönemden ziyade daha eski kaynaklara dayandığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahmud el-Kâşgarî'nin 1069 yılında tamamladığı Dîvânu Lugâti't-Türk'te Peçeneklerden yalnızca birkaç yerde söz edilmektedir. Benzer şekilde Reşîdüddin'in Câmiʿu't-Tevârîh adlı eserinde de Peçeneklere ilişkin bilgiler oldukça sınırlıdır.
Mevcut İslam kaynakları Peçeneklerin siyasi tarihi hakkında ayrıntılı bilgiler sunmasa da, bazı kayıtları Bizans ve Rus kaynaklarında yer alan bilgileri doğrulaması bakımından önem taşımaktadır. Peçeneklerin tarihî faaliyetlerinin büyük ölçüde Doğu Avrupa'da gerçekleşmesi nedeniyle, onlar hakkındaki en ayrıntılı bilgiler de bu bölgeye yakın çevrelerde kaleme alınan kaynaklarda korunmuştur.
Köken
Peçeneklerin Doğu Avrupa’ya gelişi, IX. yüzyılın ikinci yarısındaki siyasî değişmeler üzerinde etkili olmuştur. Bu dönemde Hazar Kağanlığı eski gücünü kaybetmeye başlamıştı. Daha önce Doğu Slavlarının bir bölümü, Don ve Kuban çevresinde yaşayan Macarlar ile Kama Bulgarları Hazar hâkimiyeti altında bulunuyordu. İdil’in orta kesimlerinden Azak Denizi kıyılarına kadar uzanan geniş saha uzun süre Hazarların denetiminde kalmıştı.
IX. yüzyıl ortalarında Hazar Devleti iki yönden baskıyla karşılaştı. Doğudan Peçenekler İdil boylarına ilerlerken batıdan Varegler Doğu Slav topluluklarını hâkimiyetleri altına alarak yeni bir siyasî güç oluşturdular. VIII. yüzyıldaki Arap savaşları sırasında zayıflayan Hazarlar, bu gelişmeler karşısında hâkimiyetlerini koruyamadılar.
Peçeneklerin İdil çevresine gelmesi Hazarlar için önemli bir tehdit oluşturdu. Hazarların Peçeneklerle mücadele ettiği sırada bazı Slav toplulukları Vareg knezlerinin idaresine girdi ve Hazar hâkimiyetinden ayrıldı. Aynı dönemde Macarların da bağımsız hareket etmeye başladıkları anlaşılmaktadır.
Hazarlar, Peçenekleri tek başlarına yenemeyince Uzlarla ittifak kurdular. Bu mücadele sonucunda Peçenekler Don Nehri yönüne çekildiler. Böylece Azak Denizi kıyılarındaki Hazar hâkimiyeti zayıfladı, Macarlar Pannonia’ya göç ederek burada yeni bir devlet kurdu ve Kiev merkezli Rus knezlerinin güneye doğru ilerlemesi sınırlandı. Peçeneklerin Doğu Avrupa’ya gelişi, bölgedeki siyasî dengelerin değişmesinde belirleyici gelişmelerden biri oldu.
Peçeneklerin Türk kökenli olduğu, kaynaklardaki kayıtlar, yaşayış biçimleri ve kişi adlarıyla açıklanmaktadır. Göçebe hayatları Orta Asya ve Kıpçak bozkırlarında yaşayan diğer Türk topluluklarının hayat tarzıyla benzerlik göstermekteydi. Peçenek ileri gelenleri arasında Korkut, Kaydum, Karabay, Çoban ve Turak gibi Türk topluluklarında da görülen adlar bulunuyordu.
İstahrî, Peçenekleri Türk toplulukları arasında göstermiştir. Mahmud el-Kâşgarî ise onları Oğuzların on dokuzuncu boyu olarak kaydetmiştir. Bizans kaynaklarında Peçeneklerin Anadolu Türkleri ve Kumanlarla aynı kökten geldiklerini belirten ifadeler yer almaktadır. Anna Komnena, Peçenekler ile Kumanların aynı dili konuştuklarını düşünmüştür. Reşîdüddin’in Câmiʿu’t-Tevârîh adlı eserinde ise Peçenekler Gök Han’ın soyundan gösterilmiştir.
Adı
Peçenek adı erken tarihlerden itibaren farklı kaynaklarda çeşitli biçimlerde kaydedilmiştir. Batı kaynaklarındaki ilk örneklerden biri Regino’nun kroniğinde görülür. Regino, 889 yılı olaylarını anlatırken Macarların Peçenekler tarafından yurtlarından çıkarıldığını belirtmiş ve topluluğun adını Pecenaci biçiminde yazmıştır.
Rus vakayinamelerinde Peçenek adı Peçeneg, çoğul biçimiyle Peçenezi olarak geçmektedir. Bizans kaynaklarında adın yazılışı zaman içinde değişmiştir. VII. Konstantinos, De administrando imperio adlı eserinde Patzinakitai biçimini kullanmıştır. Anna Komnena onları çoğunlukla “İskit” adıyla anmış, bazı yerlerde ise kendi adlarını kaydetmiştir. İoannes Kinnamos’un eserinde de adın farklı bir Bizansça biçimi görülür.
Macarlar Peçeneklere Bisseni veya Besseneu demişlerdir. Batı kaynaklarında Bizans etkisiyle Pacinaci, Pacinacae ve Patzinacitae biçimleri kullanılmıştır. Peçenekler arasında bir süre bulunan Alman din adamı Bruno ise adı Pezengişeklinde kaydetmiştir.
İslam kaynaklarında Peçenek adı Arap alfabesinin Türkçedeki “p” ve “ç” seslerini tam karşılayamaması nedeniyle farklı biçimlerde yazılmıştır. Adın İslam kaynaklarına IX. yüzyıl ortalarında girdiği düşünülmektedir. İbn Hurdâzbih’in eserinin tam metni günümüze ulaşmadığı için ilk yazılış biçimi bilinmemektedir. Mahmud el-Kâşgarî ise adı harekeli biçimde kaydetmiştir.
Peçenek adının kökeni hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Zoltán Gombocz, adın önce “Beçe” biçiminde bir kişi adı olduğunu, daha sonra küçültme eklerinin eklenmesiyle “Beçenek” şekline dönüştüğünü savunmuştur. Bu görüşe göre kelime “Beçe-nek” biçiminde ayrılmaktadır. Arap kaynaklarında ve eski Türkçe metinlerde “Beçe” adına rastlanması bu görüşü desteklemek için kullanılmıştır.
Gombocz ayrıca Macarcadaki Besenyő ve Rusçadaki Peçeneg biçimlerinin Türkçe Beçenek adından türediğini ileri sürmüştür. Bu görüş Alman Türkolog Willy Bang tarafından da benimsenmiştir. Buna göre topluluğun adı başlangıçta “Beçenek” iken, zamanla ilk sesteki “b” değişerek “p” olmuş ve “Peçenek” biçimi ortaya çıkmıştır. Bruno’nun 1007 yılı dolaylarında kullandığı Pezengi şekli, bu tarihte adın “p” sesiyle söylendiğini göstermektedir.
İlk yurtları ve batıya göçleri
Peçeneklerin Emba, Yayık ve İdil boylarına gelmeden önceki tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Bu döneme ait doğrudan tarihî kayıtların bulunmaması nedeniyle ilk yurtları ve erken hareketleri hakkındaki görüşler büyük ölçüde yer adları ile kişi ve boy adlarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır.
Bazı yer adları, Peçeneklerin en azından bir bölümünün İli Havzası ve Issık Göl çevresinde yaşamış olabileceğini düşündürmektedir. VII. Konstantinos’un De administrando imperio adlı eserinde Peçenek ülkesindeki nehirler arasında Uvul, Almatay, Sungul, Bogu ve Karakul gibi adlar kaydedilmiştir. Bu adların bir kısmının Türkçe olduğu ve Peçenekler tarafından yeni yerleştikleri bölgelere taşınmış olabileceği ileri sürülmüştür.
Uvul adının Yayık yakınlarındaki Uyıl Nehri ile, Almatay’ın İli Havzasındaki Almatı adıyla, Karakul’un ise Issık Göl ve Talaş çevresindeki aynı adlı akarsularla bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Sungul adı Issık Göl’ün batısındaki Son Göl ile, Bogu ise Talaş’ın batısındaki Bugun Nehri veya Issık Göl’ün kuzeyindeki Bogutı adıyla ilişkilendirilmiştir. Peçenek başbuğlarından Kegen’in adı da İli Nehri çevresindeki Kegen Nehri ve yerleşim adıyla karşılaştırılmıştır.
Türk topluluklarının göç ettikleri yeni bölgelere eski yurtlarındaki nehir, dağ ve şehir adlarını vermeleri, bu benzerliklerin Peçeneklerin göç yollarını belirlemede kullanılmasına imkân sağlamaktadır. Bununla birlikte söz konusu adların hangi dönemde ortaya çıktığı ve hangilerinin doğrudan Peçeneklere ait olduğu kesin olarak belirlenememektedir. Bu nedenle Peçeneklerin İli ve Issık Göl çevresinde yaşadığı görüşü bir ihtimal olarak değerlendirilmelidir.
VIII. yüzyıl ortalarına kadar İli çevresi, Batı Türklerinin bir kolu olan Türgişlerin hâkimiyetindeydi. Peçeneklerle Türgişler arasında bir bağlantı bulunabileceği de ileri sürülmüştür. Türgişlerde görülen “Bula” ve “Çur” gibi ad ve unvanların Peçenek boy adlarında da bulunması bu görüşe dayanak olarak gösterilmiştir. Ancak bu benzerlikler iki topluluğun birlikte yaşadığını kesin biçimde kanıtlamamaktadır.
Türgişlerin zayıflamasının ardından Karluklar bölgede güç kazandı. VIII. yüzyılın ikinci yarısında Çu ve Talaş havzaları Karlukların hâkimiyetine girdi. Peçeneklerin Batı Türk Kağanlığına bağlı topluluklardan biri olduğu ve merkezî otoritenin zayıflamasıyla bağımsız hareket etmeye başladıkları tahmin edilmektedir.
751 yılında Talas yakınlarında Araplar ile Çinliler arasında yapılan savaşta Karlukların Araplarla birlikte hareket ederek Çin ordusunun yenilmesinde rol oynaması, bölgede Karluk nüfuzunu artırdı. Karlukların Çu ve Talaş çevresini ele geçirmeleri, burada yaşayan bazı Türk topluluklarının batıya göçmesine yol açmış olabilir. Peçeneklerin de bu gelişmeler sonucunda eski yurtlarından ayrıldığı ileri sürülmektedir.
Karlukların güçlenmesinden sonra Orta Asya’daki otlaklar için Türk toplulukları arasında yeni mücadeleler başladı. Karlukların Uzları yerlerinden çıkardığı, Uzların da Peçenekleri batıya ittiği düşünülmektedir. Mes‘ûdî’nin Peçeneklerin düşmanları arasında Uzlar, Karluklar ve Kimekleri sayması, bu mücadelelerin bir yansıması olarak kabul edilmektedir.
VIII. yüzyılın sonları ile IX. yüzyılın başlarında gerçekleştiği düşünülen bu hareketlerin ayrıntıları bilinmemektedir. Ancak mücadelelerin sonucunda Peçeneklerin Emba ve Yayık nehirleri çevresine çekildikleri anlaşılmaktadır.
Bîrûnî’nin verdiği bir kayıt, Peçeneklerin batıya hareket etmeden önce Harezm ile Cürcan arasındaki çöl sahasına kadar uzanmış olabileceklerini göstermektedir. Bîrûnî, Ceyhun’un eski yataklarından birinin Peçenek ülkesinden geçtiğini ve bölge halkının daha sonra Hazar Denizi kıyılarına göç ettiğini belirtmiştir. Bu kayıt, bazı Peçenek topluluklarının Mangışlak ve Uzboy çevresine kadar ilerlemiş olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Bununla birlikte Peçenekleri bu kadar güneybatıda gösteren başka bir kaynağın bulunmaması nedeniyle bu bilgi de kesinlik taşımamaktadır.
Emba, Yayık ve İdil boylarında Peçenekler
Peçeneklerin Hazar Denizi çevresine geldikleri sırada kaç boydan oluştukları ve hangi adı taşıdıkları bilinmemektedir. Bununla birlikte IX. yüzyıl ortalarında Yayık ve İdil boylarında yaşayan Peçeneklerin sekiz boydan meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Bu boyların üçü Ertim, Çur ve Yula adlarını taşıyor ve ortak olarak Kankar veya Kangar adıyla anılıyordu. Diğer beş boy ise Külbey, Karabay, Talmat, Kopon ve Çoban idi. Kangar adıyla anılan üç boyun Peçenek topluluğu içinde daha itibarlı bir konuma sahip olduğu düşünülmektedir. Buna göre Peçenekler, seçkin kabul edilen Kangar boyları ile diğer beş boydan oluşan iki tabakalı bir yapı göstermekteydi. Bu ayrımın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir.
Peçeneklerin Yayık ve İdil çevresindeki tarihleri hakkındaki ilk ayrıntılı bilgiler VII. Konstantinos’un De administrando imperio adlı eserinde yer almaktadır. Bu esere göre Peçenekler başlangıçta Yayık ve İdil nehirleri civarında yaşıyor, Hazarlar ve Uzlarla komşu bulunuyorlardı. Uzlar ile Hazarlar ortak hareket ederek Peçeneklere saldırmış, onları yenerek yurtlarından çıkarmışlardı. Peçeneklerin boşalttığı bölgeye Uzlar yerleşmiş ve X. yüzyıl ortalarında da burada yaşamaya devam etmişlerdi.
Yurtlarından çıkarılan Peçenekler batıya yönelmiş ve Macarların yaşadığı bölgeye ulaşmışlardı. İki topluluk arasında yapılan savaşta Macarlar yenilmiş, daha batıya çekilmiş ve Peçenekler Don ile Tuna arasındaki sahaya yerleşmişlerdi. VII. Konstantinos bu olayların, eserinin yazılmasından yaklaşık elli beş yıl önce meydana geldiğini belirtmektedir.
İslam kaynakları da Peçeneklerin bir dönem İdil’in doğusunda yaşadığını doğrulamaktadır. Ancak bu kaynaklarda Peçeneklerin eski ve yeni yurtlarına ait bilgiler zaman zaman birbirine karıştırılmıştır.
IX. yüzyıl coğrafyacısı İbn Hurdâzbih, Peçenekleri Dokuz Oğuzlar, Kanklılar ve Guzlarla birlikte sınır bölgelerinde yaşayan topluluklar arasında saymıştır. Bu kayıt, Peçeneklerin henüz İdil’in batısına geçmediği bir döneme ait görünmektedir.
Gerdîzî’nin XI. yüzyılda kaleme aldığı eserinde ise Ürgenç’ten Peçenek ülkesine giden yol tarif edilmiştir. Buna göre yol, Aral Gölü sağda bırakılarak susuz ve otsuz çöllerden geçmekte, belirli aralıklarla kuyulara ulaşılmakta ve daha sonra su kaynaklarının arttığı bir bölgeye varılmaktaydı. Buradan yaklaşık on altı günlük yolculuğun ardından Peçeneklerin çadırlarına ulaşılıyordu.
Bu tarif Peçeneklerin yaylaklarının Sakmar Nehri’nin kuzeyine, Güney Ural eteklerine ve Yayık’ın sağ kıyısına kadar uzandığı şeklinde yorumlanmıştır. Gerdîzî’nin Peçenek ülkesinde ormanların bulunduğunu belirtmesi de Sakmar ve Şamar çevresindeki ormanlık alanlarla ilişkilendirilmiştir. Hudûdü’l-Âlem’de geçen “Peçenek dağları” ifadesinin de Güney Ural silsilesinin güney kesimlerini anlattığı düşünülmektedir.
Peçeneklerin İdil ve Yayık arasında yaşadığı ifadesi, onların bu iki nehir arasındaki kurak sahaların tamamını kullandığı anlamına gelmemektedir. Hayvancılığa dayalı hayatları için elverişli olan nehir vadilerinde ve otlaklarda yaşadıkları anlaşılmaktadır. İdil kıyılarından Şamar Nehri’ne, oradan Yayık’ın orta kesimleri ile Sakmar ve İlek vadilerine uzanan alanlar kışlak ve yerleşim sahaları olarak kullanılmış olabilir. Ural eteklerinin ise sıcak mevsimlerde yaylak işlevi gördüğü düşünülmektedir.
Peçeneklerin bu dönemdeki en önemli komşuları Hazarlar ve Uzlardı. Hazar Kağanlığı, İdil’in aşağı kesimlerinde kurulmuş ve VIII ile IX. yüzyıllarda Doğu Avrupa’nın güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Başkent İtil, doğu ile Batı Avrupa ve İskandinavya arasındaki ticaret yollarının birleştiği önemli bir merkezdi. Hazarlar, Slavlar, Fin toplulukları ve Kama Bulgarları üzerinde siyasî hâkimiyet kurmuşlardı.
Peçeneklerin İdil boylarına ulaştığı dönemde Hazar Devleti eski gücünü kaybetmeye başlamıştı. Buna rağmen Peçeneklerle Hazarlar arasında iyi ilişkiler kurulmadığı anlaşılmaktadır. Peçeneklerin Harezm ile İtil arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunmaları, Hazar ticareti için tehlike oluşturuyordu. Peçeneklerin Hazar yerleşimlerine akın yapmış olmaları da mümkündür. Hazarlar bu nedenle Uzlarla birleşerek Peçenekleri sınırlarından uzaklaştırmaya çalışmışlardır.
Peçeneklerin doğu komşuları olan Uzlar, Rus vakayinamelerinde Tork adıyla geçmektedir. Bunların Oğuz topluluklarından biri olduğu ve Batı Türk Kağanlığı’nın dağılmasından sonra bağımsız bir siyasî topluluk hâline geldikleri düşünülmektedir. Uzlarla Peçenekler arasındaki temasın Çu ve Talas çevresinde başlamış olması mümkündür.
Uzların Karluk ve Kimek baskısı sonucunda batıya yönelerek Peçenekleri Yayık çevresine doğru ittiği tahmin edilmektedir. İki topluluk arasındaki düşmanlığın eskiye dayandığı, Uzların Peçeneklere sık sık saldırarak esir aldıkları ve bu esirleri sattıkları anlaşılmaktadır. X. yüzyıl ortalarında Uzlar hâlâ Yayık ve İdil çevresinde yaşıyorlardı.
Peçenekler İdil’in doğusunda bulunduğu sırada Kuban ve Don çevresinde Macarlar yaşıyordu. Macarların uzun süre Hazar hâkimiyeti altında kaldıkları anlaşılmaktadır. Peçeneklerle Macarların doğrudan mücadelesi ise Peçeneklerin batıya hareketinden sonra gerçekleşmiştir.
Kama Bulgarlarının da coğrafi yakınlık nedeniyle Peçeneklerle temas kurmuş olmaları muhtemeldir. Ancak kaynaklarda bu ilişkilere dair açık bir kayıt bulunmamaktadır. Don’un orta ve yukarı kesimlerinde yaşayan Burtaslarla da komşuluk ilişkilerinin bulunmuş olması gerekir. Bununla birlikte bu konuda da ayrıntılı bilgi mevcut değildir.
Peçeneklerin Emba, Yayık ve İdil boylarında geçirdikleri döneme ilişkin bilgiler sınırlıdır. Kaynaklar onların boy yapısı, yaşadıkları saha, Hazarlar ve Uzlarla ilişkileri ile batıya göçlerine yol açan mücadeleler hakkında genel bir çerçeve sunmaktadır.
Yayık-İdil sahasından ayrılışları
Peçenekler için Yayık ve İdil arasındaki bölge geçici bir yurt oldu. Kuzeyde Kama Bulgarları, güneyde Hazarlar, doğuda ise Kıpçaklar ve Uzlar bulunduğundan hareket alanları sınırlıydı. Daha geniş otlaklara ulaşmak isteyen Peçeneklerin özellikle Hazarlarla mücadele ettikleri düşünülmektedir.
Peçeneklerin İtil ile Harezm arasındaki kervan yoluna yakın yaşamaları Hazar ticareti için tehlike oluşturuyordu. İdil çevresindeki yerleşimlere ve ticaret yollarına düzenleyebilecekleri akınlar da iki topluluk arasındaki çatışmaların sebepleri arasında gösterilmektedir. Ancak Hazar-Peçenek savaşlarının ayrıntıları bilinmemektedir.
Hazarlar, Peçenekleri tek başlarına yenmek yerine onların eski düşmanları olan Uzlarla ittifak kurdular. VII. Konstantinos, Peçeneklere karşı bir Hazar-Uz ittifakının oluşturulduğunu kaydetmektedir. Uzların, Peçeneklerin yaşadığı toprakların kendilerine bırakılması karşılığında bu mücadeleye katılmış olmaları mümkündür.
Hazarlar ve Uzların ortak baskısı sonucunda Peçenekler Yayık-İdil sahasını terk etmek zorunda kaldılar. Onların batıya yönelmesinde çevresel şartlardan çok siyasî ve askerî baskılar etkili oldu. Peçenekleri yerlerinden çıkaran Uzlar daha sonra batıya ilerlemeyi sürdürerek Tuna boylarına kadar ulaştılar.
Peçeneklerin Yayık ve İdil çevresinden ayrıldıkları tarih kesin olarak belirlenememektedir. De administrando imperio’da olayın eserin yazılmasından hem elli hem de elli beş yıl önce gerçekleştiği belirtilmiştir. Eserin X. yüzyıl ortalarında yazıldığı kabul edildiğinde bu tarihler 893-902 arasına karşılık gelmektedir. Bununla birlikte başka kayıtlar Peçeneklerin batıya hareketinin daha erken başlamış olduğunu göstermektedir.
860-861 yıllarında Hazar ülkesine giden Konstantinos’un Kırım ile Don arasındaki yolculuğu sırasında Macarların saldırısına uğraması, bu tarihte Macarların hâlâ Don ve Azak çevresinde bulunduğunu göstermektedir. Regino ise Macarların Peçenekler tarafından eski yurtlarından çıkarılmasını 889 yılına tarihlendirmiştir. Macarların 892 yılında Moravya üzerine düzenlenen sefere katılmaları ve 895 yılında Peçeneklerle Bulgarların ortak saldırısı sonucunda Dinyester çevresinden ayrılmaları da hareketin aşamalar hâlinde gerçekleştiğini göstermektedir.
Bu bilgilerden hareketle Peçeneklerin Yayık-İdil sahasından ayrılışının 860 yılından sonra ve 889 yılından önce gerçekleştiği kabul edilebilir. Kesin tarihin belirlenememesinin başlıca nedeni, Bizans kaydının sözlü rivayetlere dayanması ve kronolojik bakımdan tutarsız olmasıdır.
Yayık ve İdil çevresinden ayrılan Peçenekler Don Nehri’ni geçerek Kıpçak bozkırlarına girdiler. Böylece Peçenek tarihinin kaynaklarla daha ayrıntılı biçimde takip edilebilen yeni dönemi başladı.
Macarlarla mücadeleleri ve Karadeniz’in kuzeyine yerleşmeleri
Peçenekler, Uzların baskısıyla İdil çevresinden ayrıldıkları sırada sekiz büyük boydan oluşuyordu. Bu boylar ayrıca kırk oymağa ayrılmıştı. Peçeneklerin tamamı batıya göç etmemiş, bir bölümü Uzların yanında kalmıştı. VII. Konstantinos, bu toplulukların kendilerini Uzlardan ayıran özel bir giyim biçimi kullandıklarını belirtmektedir. İbn Fadlan da 922 yılında Yayık yakınlarında Peçeneklerin bir kısmıyla karşılaşmıştır. Bu toplulukların daha sonra Uzlarla birlikte batıya ilerledikleri anlaşılmaktadır.
Batıya göç eden sekiz Peçenek boyu Ertim, Çur, Yula, Külbey, Karabay, Talmat, Kopon ve Çoban adlarını taşıyordu. Ertim boyunun başında Mayça, Çur’un başında Kuel, Yula’nın başında Korkut, Karabay’ın başında Kaydum, Talmat’ın başında Kostan, Kopon’un başında Yazı ve Çoban’ın başında Batan bulunuyordu. Göç, aileler ve sürülerle birlikte gerçekleştirildi.
Peçeneklerin yöneldiği saha, Don’un aşağı kesimlerinden Tuna’ya kadar uzanan geniş bozkırlardı. Ancak bu bölgenin Kuban ve Don çevresindeki kısmı o sırada Hazar hâkimiyetindeki Macarların elindeydi. Peçeneklerin burada yerleşebilmesi için Macarları bölgeden çıkarması gerekiyordu.
Peçeneklerle Macarlar arasında yapılan savaşların ayrıntıları bilinmemektedir. VII. Konstantinos, Kangar adıyla anılan Peçenek boyları ile Macarlar arasında bir savaş çıktığını ve Macarların yenilerek ikiye ayrıldığını belirtmektedir. Bu kayıt, Peçeneklerin üç seçkin Kangar boyunun mücadelede önemli rol oynadığını düşündürmektedir.
Macarlar, IX. yüzyılın başlarında Ural Dağları’nın doğusundaki eski yurtlarından ayrılarak İdil’in aşağı kesimlerine gelmiş ve Hazarların izniyle Don-Kuban sahasına yerleşmişlerdi. Uzun süre Türk topluluklarıyla ve özellikle Hazarlarla temas hâlinde bulunmaları, Macarlar üzerinde güçlü bir Türk etkisi oluşturmuştu.
Macarların Don ile Dinyeper arasında bulunan ve Bizans kaynaklarında Lebedia adıyla anılan bölgede yirmi veya otuz yıl kadar yaşadıkları kabul edilmektedir. Buradan Kiev çevresine, Aşağı Tuna’ya ve Kırım’a akınlar düzenliyorlardı. Peçeneklerin doğudan gelmesiyle Macarlar yeni bir baskıyla karşılaştılar.
İki topluluk arasındaki ilk temasın nerede gerçekleştiği kesin değildir. Bunun Peçenekler Yayık ve İdil çevresinde yaşarken başlamış olması mümkün olduğu gibi, ilk karşılaşmanın Don boylarında gerçekleşmiş olması da mümkündür. Savaşların şiddetli geçtiği ve Macarların ağır yenilgilere uğradığı anlaşılmaktadır.
Peçeneklerin ilk büyük saldırısı sırasında Macarlar Lebedia’da bulunuyorlardı. Yenilginin ardından batıya, Orta Dinyeper yönüne çekildiler. Macarların bir bölümü Lebedias’ın yönetiminde Atelkuzu adı verilen bölgeye giderken başka bir bölümünün “Pers ülkesi”ne yöneldiği kaydedilmektedir. Bu ikinci grubun Peçenek hâkimiyetini kabul etmiş olması mümkündür.
Atelkuzu’nun yeri kesin olarak belirlenememektedir. VII. Konstantinos, bu bölgeyi Dinyeper, Bug, Dinyester, Prut ve Seret nehirleriyle ilişkilendirmiştir. Bu nedenle Atelkuzu’nun Dinyester ile Tuna veya Dinyester, Prut ve Seret arasındaki sahada bulunduğu düşünülmektedir.
Macarların Atelkuzu’ya çekilmesinden sonra Hazarlar yeniden Peçeneklere karşı harekete geçti. Peçeneklerin Don ve Azak çevresine yerleşmesi, Hazarların ticaret yolları ve Karadeniz kıyısındaki bağlantıları için tehdit oluşturuyordu. Hazarlar bu nedenle Macarları Peçeneklere karşı kullanmaya çalıştılar.
Hazar kağanı, Macar önderi Lebedias ile akrabalık kurmuş ve onu bütün Macarların başına geçirmek istemiştir. Lebedias bu teklifi kabul etmemiş, Salmuç’un oğlu Arpad’ı önermiştir. Arpad daha sonra Hazar geleneğine göre kalkan üzerinde kaldırılarak Macarların başbuğu ilan edilmiştir. Bu anlatı, Macar siyasi birliğinin oluşumunda Hazarların etkili olduğunu göstermektedir.
Hazar desteğine rağmen Peçenekler yeniden üstün geldiler. Macarlar Dinyeper çevresini terk ederek daha batıya, muhtemelen Dinyester ile Seret arasındaki bölgeye çekildiler. Regino, Macarların Azak Denizi çevresinden Peçenekler tarafından çıkarılmasını 889 yılına tarihlendirmektedir. Haberlerin Batı’ya geç ulaşmış olabileceği göz önünde bulundurulduğunda bu tarih olayın en geç gerçekleştiği zaman olarak değerlendirilebilir.
Peçenekler, Macarların Dinyester çevresinde kalmasına da izin vermediler. Bu sırada Macarların Aşağı Tuna ve Transilvanya yönündeki hareketleri Bulgarların çıkarlarıyla çatışmıştı. Bulgar hükümdarı Simeon, Bizans’la mücadele ederken Macar baskısıyla karşılaşınca Peçeneklerle ittifak kurdu.
Macarlar 892 yılında Alman hükümdarı Arnulf’un çağrısıyla Moravya üzerine sefere katıldılar. Daha sonra Macar savaşçıların büyük bölümü başka bir sefere çıktığında aileleri ve sürüleri Dinyester çevresinde korunmasız kaldı. Peçenekler ve Bulgarlar bu durumdan yararlanarak bölgede kalan Macarlara saldırdılar. Kaynakta bu saldırının Macarların aileleriyle geride bıraktıkları kuvvetlerin büyük ölçüde ortadan kaldırılmasıyla sonuçlandığı belirtilmektedir.
Seferden dönen Macarlar eski yurtlarına dönemeyerek Pannonia’ya göç ettiler. Bu olayın 896 yılında gerçekleştiği kabul edilmektedir. Böylece Peçenekler, Don çevresinden Aşağı Tuna ve Seret’e kadar uzanan geniş bozkır sahasının hâkimi oldular.
Peçenekler, yaklaşık 1060 yılına kadar Karadeniz’in kuzeyindeki bu geniş sahada egemenliklerini korudular. Bu dönem, Peçenek tarihinin kaynaklar tarafından daha ayrıntılı biçimde izlenebildiği başlıca safhayı oluşturdu.Bu bölümde coğrafya ile boyların yerleşimini ayrı başlıklar altında vermek daha uygundur.
Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlar
Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlar antik ve Bizans kaynaklarında İskitya, zaman zaman da Sarmatya adıyla anılmış, daha sonraki dönemlerde Deşt-i Kıpçak olarak tanınmıştır. Herodotos bu bölgeyi bol otlu, çok sulu ve çok sayıda nehirle çevrili geniş bir ova olarak tasvir etmiştir.
Ural Dağları’ndan Karpatlara kadar uzanan yükselti kuşağı, Rusya ovasını doğudan batıya doğru katetmektedir. Bu kuşağın güneyinde bozkırlar, kuzeyinde ise ormanlık alanlar yer alır. Don’un doğusu Aral-Hazar çevresindeki kurak sahaların devamı niteliğindedir. Kuban Havzası ise daha verimli topraklara sahiptir. Don’un batısındaki bozkırlar çok sayıda büyük ve küçük nehirle sulanır.
Bölgedeki vadiler ve çukurlar, ilkbaharda eriyen karların ve şiddetli yağmurların oluşturduğu sellerle meydana gelmiştir. Bu çukurların çevresinde otlar ve çalılıklar yetişir. Bozkırlar genel olarak ağaç bakımından fakirdir. Ağaçlık alanlar daha çok yüksek kesimlerde ve kuzeyde görülür. Ormanların sona erdiği ve bozkırların başladığı hat, yerleşik halklarla göçebe topluluklar arasında doğal bir sınır meydana getirirdi.
Karadeniz ve Azak Denizi kıyılarına doğru bozkırlar daha kurak ve ıssız bir görünüm kazanır. Buna karşılık Don, Dinyeper, Bug, Dinyester ve Tuna nehirlerinin ağızlarında bataklıklar ve geniş kamışlıklar bulunurdu. Bu alanlar göçebeler için elverişli kışlaklardı. Kamışlıklar kar fırtınalarına karşı koruma sağlıyor, hayvanlara kuru ot temin ediyordu.
Deşt-i Kıpçak, Orta Asya bozkırlarının doğal devamıydı. Orta Asya’dan gelen göçebe topluluklar burada eski hayat tarzlarını sürdürebiliyorlardı. Bölgenin su ve ot bakımından zengin olması, hayvancılık için elverişli şartlar sağlıyordu. İlkbahar ve yaz başlarında geniş düzlükler otlak olarak kullanılıyor, yazın nehir kıyıları ile yüksek kesimler yaylak, kışın ise nehir ağızları kışlak işlevi görüyordu.
Karadeniz’in kuzeyindeki bu bozkırlar, tarih boyunca Orta Asya’dan batıya yönelen toplulukların geçiş ve yerleşme alanlarından biri oldu. Peçeneklerin bölgeye gelişi, kaynaklarda ayrıntılı biçimde izlenebilen göç hareketleri arasında yer almaktadır.
Peçenek boylarının yerleşimi
Hazarlar ile Uzların baskısı sonucunda batıya göç eden Peçenekler, Deşt-i Kıpçak’a sekiz büyük boy hâlinde geldiler. Bu boylar Ertim, Çur, Yula, Külbey, Karabay, Talmat, Kopon ve Çoban adlarını taşıyordu. Uzların yanında kalan Peçeneklerin kaç boydan oluştuğu bilinmemektedir.
VII. Konstantinos’un De administrando imperio adlı eserinde bu boyların X. yüzyıl ortalarındaki adları da kaydedilmiştir. Ertim boyu Yavdıertim, Çur Kuarçiçur, Yula Kabuksınyula, Külbey Surukülbey, Talmat Borotalmat, Kopon Yazıkopon ve Çoban Bulaçoban adıyla anılıyordu. Karabay boyunun adı ise değişmeden kalmıştı.
Peçenek boyları Dinyeper’in iki yakasına yerleşmişti. Kuarçiçur, Surukülbey, Borotalmat ve Bulaçoban boyları nehrin doğu ve kuzey kesimlerinde; Yazıkopon, Yula, Karabay ve Yavdıertim boyları ise batı ve kuzey kesimlerinde bulunuyordu.
Doğudaki boylardan Kuarçiçur Uzlarla, Surukülbey Hazarlarla, Borotalmat Alanlarla ve Bulaçoban Herson çevresiyle komşuydu. Batıdaki Yazıkopon Bulgaristan sınırında, Yula Macarların karşısında, Karabay Rusların yakınında bulunuyordu. Yavdıertim boyu ise Ruslara vergi veren Ugliç, Drevlen ve Lutiç topluluklarıyla komşuydu.
Kangar grubuna mensup boyların önemli sınır bölgelerine yerleştirildiği görülmektedir. Çur boyu Uzlara, Ertim Ruslara ve Yula Macarlara karşı konumlanmıştı.
Peçeneklerin göçebe hayatı geniş alanlara ihtiyaç duyduğundan boyların kesin ve değişmez sınırlarla ayrıldığı söylenemez. Bununla birlikte her boyun belirli bir bölgede hareket ettiği ve komşu topluluklara karşı sınır güvenliğini üstlendiği anlaşılmaktadır.
Sekiz büyük boy ayrıca kırk küçük bölüme ayrılmıştı. Her bölümün başında ayrı bir reis bulunuyordu. Bu yapı Peçeneklerin siyasî ve boy teşkilatının temelini oluşturuyordu.
Peçenekleri yeni yurtlarına getiren boy beylerinden bazılarının adları da kaynaklarda korunmuştur. Ertim boyunun başında Mayçan, Çur’un başında Kuel, Yula’nın başında Korkut, Külbey’in başında İpaon, Kopon’un başında Yazı ve Çoban boyunun başında Batan bulunuyordu.
Peçeneklerde boy beyliği babadan oğula geçmiyordu. Yönetim hakkı hükümdarın kardeşlerinin çocuklarına veya onların soyundan gelenlere intikal ediyordu. Bu nedenle X. yüzyıl ortalarında boyların başında, ilk göç sırasında görev yapan beylerin akrabalarının bulunmuş olması mümkündür.
VII. Konstantinos, Dinyeper geçitlerinin Bulgaristan tarafında altı kale harabesi bulunduğunu da belirtmektedir. Peçenekler bu kalelerden birine beyaz taşlarından dolayı Aspron adını vermişlerdi. Diğer kaleler Tungatay, Kraknakatay, Salmakatay, Sakakatay ve Yavukatay adlarıyla anılıyordu. Harabelerde haç işaretli tuğlaların bulunması, bu yerlerde daha önce kiliselerin ve Bizanslı yerleşimcilerin bulunduğu şeklinde yorumlanmıştır.
Boy ve kişi adları
Peçenek boy, kişi ve kale adlarının büyük bölümü Türkçe olmakla birlikte bunların anlamları kesin olarak açıklanamamıştır. VII. Konstantinos’un De administrando imperio adlı eserinde kaydedilen adlar üzerine çeşitli görüşler ileri sürülmüş, ancak ortak bir sonuca ulaşılamamıştır.
János Németh, birleşik Peçenek boy adlarının ilk bölümünün bir rengi, ikinci bölümünün ise boyun başındaki kişinin unvanını ifade ettiğini ileri sürmüştür. Buna göre Yavdıertim, Kuarçiçur, Kabuksınyula, Surukülbey, Karabay, Borotalmat, Yazıkopon ve Bulaçoban adlarının boylara ait atların renkleriyle bağlantılı olduğu düşünülmüştür.
Bu açıklamaya göre Suru, Kara ve Boro sözcükleri boz, kara veya kır gibi renkleri göstermektedir. Borotalmat adı “boz atlı Talmat boyu”, Karabay “kara atlı Bay boyu”, Surukülbey ise “boz veya kır atlı Külbey boyu” şeklinde yorumlanmıştır. Bulaçoban adı da ala veya alaca renkli atlarla ilişkilendirilmiştir.
Bununla birlikte bütün boyların yalnızca at renkleriyle adlandırıldığı görüşü kesin değildir. Bazı sözcüklerin renk olarak açıklanması güçtür. Ayrıca Yazı’nın kaynakta kişi adı olarak geçmesi, Yazıkopon adının ilk bölümünün bir renk adı olmadığını göstermektedir.
Németh, boy adlarının ikinci bölümlerini reislerin taşıdığı kalıtsal unvanlar olarak değerlendirmiştir. Ancak Peçeneklerde boy reisliğinin babadan oğula geçmediği bilinmektedir. Reislik, önceki reisin kardeşlerinin çocuklarına veya onların soyundan gelenlere bırakılıyordu. Bu nedenle görevlerin doğrudan babadan oğula geçen kalıtsal makamlar olduğu görüşü kaynakla tam olarak uyuşmamaktadır.
Josef Marquart ise Yula ve Çur adlarını eski Türk unvanlarıyla ilişkilendirmiştir. Külbey adını “ücretli asker”, Karabay’ı “kara bay”, Kopon veya Kapan’ı ise eski bir Türkçe biçimle açıklamıştır. Birleşik boy adlarının, eski reisin adının önüne yeni reisin adının eklenmesiyle oluştuğunu ileri sürmüştür.
Yazıkopon adındaki Yazı’nın bir boy reisinin adı olduğu kaynakta açıkça belirtilmektedir. Bulaçoban adındaki Bula da başka Türk topluluklarında ve yazıtlarda görülen Bula veya Boyla adıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle Bulaçoban adının da bir boy başbuğunun adıyla Çoban boyunun birleşmesinden meydana gelmiş olması mümkündür.
Ertim, Çur ve Yula boyları ortak olarak Kangar veya Kankar adıyla anılıyordu. VII. Konstantinos, Kangar adının Peçenekler arasında “asil” ve “cesur” anlamlarını taşıdığını belirtmektedir. Sözcüğün kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kangar adı Sırderya çevresindeki yer adları, Orhun Yazıtları’ndaki Kengeres ve Kanklı adıyla ilişkilendirilmiş, ancak bu görüşler kesinlik kazanmamıştır.
Peçeneklerin Dinyeper geçitlerindeki kale harabelerine verdikleri adların anlamları da tartışmalıdır. Kalelerden Aspron’un beyaz taşlarından dolayı Yunanca “beyaz” anlamındaki bu adla anıldığı kaynakta belirtilmektedir.
Diğer kalelerin adları Tungatay, Kraknakatay, Salmakatay, Sakakatay ve Yavukatay biçiminde kaydedilmiştir. Bu adların ortak son bölümündeki katay veya gatay sözcüğü “siper” veya “istihkâm” şeklinde yorumlanmıştır. Buna göre Tungatay gece nöbeti için kullanılan siper, Kraknakatay gözetleme yeri, Salmakatay devriye siperi, Sakakatay kazıklarla çevrilmiş tahkimat ve Yavukatay askerî istihkâm olarak açıklanmıştır. Ancak bu yorumların doğruluğu kesin olarak belirlenememiştir.
Yaşayış tarzı
Peçeneklerin Karadeniz’in kuzeyindeki yeni yurtları, önemli ticaret yollarının geçtiği geniş bir sahaydı. Bizans ile Kuzey Avrupa arasındaki Dinyeper yolu, Hazar ülkesinden Kırım’daki Herson’a giden güzergâh ve Don ağzından Orta Asya’ya uzanan ticaret yolu Peçenek topraklarından geçiyor veya bu toprakların yakınından ilerliyordu. Bu konum Peçenekleri Bizanslılar, Hazarlar, Uzlar, Ruslar ve Slav topluluklarıyla sürekli ilişki hâlinde tuttu.
Peçeneklerin maddi kültürü ve gündelik hayatı hakkında doğrudan bilgiler sınırlıdır. Arkeolojik buluntuların yetersizliği nedeniyle yaşayışlarına ilişkin değerlendirmeler büyük ölçüde yazılı kaynaklara ve daha sonraki göçebe topluluklarla yapılan karşılaştırmalara dayanmaktadır. Bu nedenle ayrıntıların bir bölümü kesin bilgi değil, benzer topluluklardan hareketle ileri sürülen görüşlerdir.
Hayvancılık ve göçebe hayat
Peçenekler, incelenen dönemde hayvancılığa dayalı göçebe bir topluluk olarak görünmektedir. Orta Asya’dan Yayık-İdil sahasına, oradan da Deşt-i Kıpçak’a göç ederken sürülerini beraberlerinde getirmişlerdi. Ekonomilerinin başlıca dayanağı at, koyun, keçi, sığır ve deve yetiştiriciliğiydi.
At, ulaşım ve savaş bakımından en önemli hayvandı. Peçenek ordusunun atlı birliklerden oluşması, at yetiştiriciliğini askerî hayatın da temel unsurlarından biri hâline getiriyordu. Koyun eti ve yünüyle temel ihtiyaçları karşılıyor; keçe, çadır örtüsü, halı ve benzeri eşyaların yapımında kullanılıyordu. Develer ve öküzlerin çektiği arabalar ise göç sırasında eşyaların taşınmasını sağlıyordu.
Peçeneklerin serveti büyük ölçüde sahip oldukları sürülerle ölçülüyordu. Geniş ve verimli meraların elde tutulması, ekonomik hayatın devamı için zorunluydu. Bu nedenle otlakların denetimi komşu topluluklarla yapılan mücadelelerin başlıca sebeplerinden biri olmuş olabilir.
Hayvan yetiştiriciliği önemli riskler taşıyordu. Sert kışlar, buz tutmuş kar örtüsü, salgın hastalıklar, yırtıcı hayvanlar ve sürülerin yağmalanması büyük kayıplara yol açabiliyordu. Bir topluluğun başka bir topluluğa ait hayvanları zorla alıp götürmesi de bozkır hayatının yaygın olaylarından biriydi.
Kaynaklar Peçeneklerin çok sayıda at ve koyuna sahip olduklarını doğrulamaktadır. VII. Konstantinos, Peçeneklerin Ruslara at, koyun ve sığır sattıklarını belirtir. Gerdizî onların çok sayıda at ve koyun yetiştirdiğini, Bekrî ise binek hayvanlarının bolluğunu kaydeder.
Peçeneklerin mevsimlere göre yaylak ve kışlaklar arasında hareket ettikleri kabul edilmektedir. İlkbahar ve yaz aylarında sürüler geniş meralarda otlatılıyor, kış mevsimi ise nehir ağızlarındaki kamışlık ve korunaklı alanlarda geçiriliyordu. Tuna, Dinyester ve Dinyeper ağızları, hayvanlara yem sağlaması ve kar fırtınalarından korunmaya elverişli olması sebebiyle uygun kışlaklardı. Her boyun belirli bir hareket sahasının bulunduğu, boylara bağlı oymak ve toplulukların bu alan içinde göç ettiği anlaşılmaktadır.
Avcılık
Avcılığın Peçenek hayatında önemli bir yer tuttuğu düşünülmektedir. Deşt-i Kıpçak’ın ormanlık sahalara yakın kesimleri ve Karpat etekleri av hayvanları bakımından elverişliydi. Büyük sürgün avları yiyecek temininin yanında askerî eğitim işlevi de görüyordu. Av sırasında kuşatma, toplu hareket ve silah kullanma becerileri geliştiriliyor, avlanan hayvanlar katılanlar arasında derecelerine göre paylaştırılıyordu.
Ticaret
Peçenekler, göçebe hayvancılığın yanında ticaretle de uğraşıyorlardı. Ruslara at, koyun ve sığır satıyor; komşu Hazar, Uz ve Slav topluluklarıyla değiş tokuş yapıyorlardı. Hayvanlar ve hayvansal ürünler başlıca ihraç malları arasında yer alıyordu.
VII. Konstantinos, Peçeneklerin Bizans’ın Ruslar, Hazarlar ve Zihlerle ilişkilerinde aracılık yaptıklarını belirtmektedir. Bu hizmetler karşılığında unlu tatlılar, değerli kumaşlar, altın işlemeli dokumalar, biber ve pars derisi gibi mallar alıyorlardı.
Gerdizî, Peçeneklerin komşularıyla takas yoluyla ticaret yaptığını kaydetmektedir. Onlarda altın ve gümüş kaplarla süslü kemerlerin bulunması, değerli madenlerden yapılmış eşyaların ticaret, hediye veya hizmet karşılığı elde edildiğini göstermektedir.
Peçeneklerin Ruslardan tahıl, kürk, bal ve deri almış olmaları muhtemeldir. Bizans’tan gelen ipekli kumaşlar, süslü kaplar, halılar, deri ürünleri, tatlılar, baharatlar ve benzeri lüks mallar da Peçenekler arasında dolaşmış olabilir. Ancak kaynaklar bu ticaretin kapsamını ayrıntılı biçimde açıklamamaktadır.
Savaşlarda alınan esirler de ticaret konusu oluyordu. Peçeneklerin Uzlar, Macarlar, Ruslar ve diğer komşularıyla yaptıkları savaşlarda ele geçirdikleri tutsakların Karadeniz ve Azak Denizi kıyısındaki pazarlarda satılmış olması mümkündür.
Boy teşkilatı ve yönetim
Peçenek topluluğu sekiz büyük boydan oluşuyor, bu boylar da kırk küçük bölüme ayrılıyordu. Sekiz büyük birliğin başında büyük reisler, kırk alt bölümün başında ise daha küçük reisler bulunuyordu. Bu yapı, Peçeneklerin kademeli bir boy teşkilatına sahip olduğunu göstermektedir.
Boy teşkilatının temelinde akrabalığa dayalı aileler bulunuyordu. Ailelerin daha büyük birlikler hâlinde birleşmesiyle küçük topluluklar, oymaklar, boylar ve büyük siyasî birlikler meydana geliyordu. Her birliğin başındaki reis geniş yetkilere sahipti ve topluluğun üyeleri onun emirlerine uymakla yükümlüydü.
Göçebe hayatın şartları bu teşkilata askerî bir nitelik kazandırmıştı. Meraların ve sürülerin korunması, dış saldırılara karşı sürekli hazırlıklı olunmasını gerektiriyordu. Peçenek boyları Uz, Rus, Macar ve Bulgar saldırılarına karşı savunmaya hazır bulunmak zorundaydı. Silah taşıyabilecek yaştaki erkeklerin savaşlara katıldığı anlaşılmaktadır.
Peçenek toplumu içinde itibarlı ve daha alt konumda bulunan grupların varlığı da görülmektedir. Ertim, Çur ve Yula boylarından oluşan Kangar zümresi seçkin kesim olarak kabul ediliyordu. Bu ayrımın nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. XI. yüzyılda soylu bir aileye mensup Turak ile halk içinden yükselen Kegen arasındaki mücadele de Peçenek toplumu içindeki bu farklılaşmayı göstermektedir.
Peçeneklerde reislik babadan oğula geçmiyordu. Bir reis öldüğünde yerine oğullarından biri değil, kardeşinin oğlu veya kardeş soyundan başka bir erkek getiriliyordu. Böylece yönetim aynı ailenin yalnızca bir kolunda toplanmıyordu. Boy dışından bir kişinin reisliğe getirilmediği anlaşılmaktadır.
Peçeneklerin kendi hukuk ve geleneklerinin bulunduğu da kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bizanslılarla yapılan görüşmelerde kendi geleneklerine göre yemin ettikleri kaydedilmiştir. Savaş ve barış gibi bütün topluluğu ilgilendiren önemli kararların reisler ve boyların katıldığı ortak görüşmeler sonucunda alındığı görülmektedir.
Topluluktan ayrılıp başka bir ülkeye sığınanlar ağır biçimde cezalandırılabiliyordu. Bizans’la yapılan anlaşmalarda kaçak Peçeneklerin kabul edilmemesi istenmiş, Bizans’a sığınan bazı topluluklar iki taraf arasında çatışma sebebi olmuştur. Kegen’in Bizans’a geçmesi ve ardından öldürülmesi bu anlayışın örneklerinden biridir.
Askerî hayat
Peçeneklerin askerî gücü hareketli atlı birliklere dayanıyordu. Süratli hücum, geri çekilme, dağılma ve yeniden toplanma, savaş tarzlarının öne çıkan özellikleriydi. Bozkır şartlarına alışkın olmaları, uzun mesafeleri kısa sürede aşmalarına ve takipten kurtulmalarına imkân veriyordu.
Akınlar Peçeneklerin askerî ve ekonomik hayatında önemli bir yer tutuyordu. Komşu yerleşik toplulukların ürettiği mallar, hayvanlar ve esirler bu seferlerde ele geçirilebiliyordu. Bununla birlikte Peçenekler de Uzlar ve diğer komşu toplulukların saldırılarına maruz kalıyordu. Bu durum boyların devamlı biçimde savaş hazırlığı içinde bulunmasına yol açıyordu.
Bizans kaynaklarındaki tasvirler
XI. yüzyıl Bizans yazarları Peçenekleri sert ve düşmanca ifadelerle tasvir etmişlerdir. Bu anlatılar, Peçeneklerin Bizans topraklarına yoğun saldırılar düzenlediği bir dönemde kaleme alındığından ihtiyatla değerlendirilmelidir.
Mihail Psellos, Peçeneklerin ağır zırh ve düzenli savaş tertibatı kullanmadıklarını, mızraklarla toplu hücuma geçtiklerini ve dirençle karşılaştıklarında farklı yönlere dağıldıklarını anlatır. Kaçış sırasında orman, bataklık, vadi ve nehirlerden yararlanarak takipten kurtulduklarını, daha sonra belirli yerlerde yeniden toplandıklarını belirtir. Esirlere fidye karşılığında serbest bırakma veya öldürme gibi farklı uygulamalarda bulunduklarını da kaydeder.
İoannes Mauropus, Peçenekleri ani baskın ve yağmalarda başarılı, izlenmesi güç ve hareketli bir topluluk olarak tanıtır. Theophylaktos ise saldırılarını şimşek çakmasına benzetir; Peçeneklerin hücumdan sonra hızla dağıldıklarını, ormanlık ve kayalık alanlarda gözden kaybolduklarını ve sayılarının çokluğuyla korku uyandırdıklarını ifade eder.
Bu tasvirlerde retorik abartılar ve düşmanlık açık biçimde görülmektedir. Bununla birlikte Bizans yazarlarının ortaklaşa vurguladığı nokta, Peçeneklerin süratli hareket eden, savaşçı ve mücadele gücü yüksek bir topluluk olduklarıdır.
Peçenekler arasında İslâmiyet ve Hristiyanlık
Peçenekler arasında İslâmiyet ve Hristiyanlığın yayılması hakkında sınırlı ve birbiriyle uyuşmayan bilgiler bulunmaktadır. Mevcut kayıtlar, bu dinlerin Peçeneklerin tamamı tarafından benimsendiğini göstermemektedir.
İslâmiyet
IX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Horasan ve Azerbaycan’dan gelen Müslüman tüccarlar Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda faaliyet gösteriyordu. Bu tüccarların Peçeneklerle ticaret yaparken İslâmiyetin tanınmasına da katkıda bulunmuş olmaları mümkündür.
Peçeneklerin İslâmiyeti kabul ettiğine ilişkin en ayrıntılı bilgi Bekrî tarafından aktarılmıştır. Bekrî’nin kaydına göre Peçenekler başlangıçta eski inançlarını sürdürüyorlardı. Daha sonra aralarına gelen Müslüman bir din âliminin faaliyetleri sonucunda topluluğun bir bölümü İslâmiyeti kabul etmişti. Müslüman olanlarla eski inançlarını koruyanlar arasında savaş çıkmış, sayıca az olan Müslüman Peçenekler galip gelmişti. Bekrî, anlatısının sonunda Peçeneklerin tamamının Müslüman olduğunu ve aralarında din âlimleri, fakihler ve Kur’an okuyucuları bulunduğunu belirtmektedir.
Bu anlatı başka kaynaklarla doğrulanmamaktadır. Peçenekler hakkında ayrıntılı bilgiler veren VII. Konstantinos onların İslâmiyeti kabul ettiklerinden söz etmez. Daha sonraki Bizans ve Rus kaynaklarında da Peçeneklerin toplu hâlde Müslüman olduklarına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. İslâm kaynaklarında ise Bekrî’nin anlatısı dışında yalnızca sınırlı bilgiler vardır.
Bu nedenle Bekrî’nin Peçenekleri başka bir Türk topluluğuyla karıştırmış olması veya sınırlı bir din değiştirme olayını bütün Peçeneklere yaymış olması mümkündür. Müslüman tüccarların etkisiyle bazı Peçeneklerin İslâmiyeti kabul etmiş olmaları ihtimal dâhilindedir. Ancak Peçeneklerin bütünüyle Müslümanlaştığı söylenemez.
Peçeneklerin büyük bölümünün bu dönemde atalarından kalan geleneksel inançlarını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Hristiyanlık
Peçenekler arasında Hristiyanlığın yayılmasıyla ilgili başlıca kayıt, Alman misyoneri Bruno’nun faaliyetlerine aittir. Bruno, 1007 yılında Kiev hükümdarı Vladimir’in ülkesinden geçerek Peçenek topraklarına gitmiş ve burada misyonerlik yapmıştır. Faaliyetleri hakkındaki bilgiler, Alman imparatoru II. Heinrich’e gönderdiği mektuba dayanmaktadır.
Bruno bir süre Kiev’de kaldıktan sonra Rus kuvvetleri tarafından Peçenek sınırına kadar götürülmüştür. Vladimir’in onu bu yolculuktan vazgeçirmeye çalıştığı, sınır boyunca Peçenek saldırılarına karşı savunma hatları bulunduğu belirtilmektedir.
Bruno, Peçenek topraklarına girdikten birkaç gün sonra kalabalık bir toplulukla karşılaştığını ve öldürülme tehlikesi geçirdiğini anlatır. Peçenek reislerinin müdahalesiyle serbest bırakıldığını, beş ay boyunca üç Peçenek boyunu dolaştığını ve başka bir boyun temsilcileriyle de görüştüğünü belirtir.
Mektubuna göre Bruno yaklaşık otuz Peçeneği vaftiz etmiştir. Bunun ardından Peçeneklerin Rus hükümdarıyla barış yapılması ve Vladimir’in oğullarından birinin rehin verilmesi hâlinde topluca Hristiyan olacaklarını vadettiklerini ileri sürmektedir. Bruno ayrıca Vladimir’in bu şartları kabul ettiğini ve Peçeneklere bir din adamı gönderildiğini kaydeder.
Peçeneklerin bütünüyle Hristiyan olduğu yönündeki bu iddia Bizans ve Rus kaynaklarınca doğrulanmamaktadır. Vladimir’in oğlunu Peçeneklere rehin verdiğine ilişkin de başka bir kayıt yoktur. Bu nedenle Bruno’nun anlatısının özellikle toplu din değiştirmeye ilişkin bölümü ihtiyatla değerlendirilmelidir.
Bruno’nun bazı Peçenekleri vaftiz etmiş olması mümkündür. Ancak bu girişimin kalıcı ve geniş kapsamlı bir Hristiyanlaşmaya yol açtığını gösteren kanıt bulunmamaktadır.
Bruno’nun beş ay boyunca Peçenekler arasında faaliyet gösterebilmesi, Peçeneklerin yabancı dinlerin temsilcilerine belirli ölçüde hareket alanı tanıdığını göstermektedir. Bununla birlikte gerek İslâmiyet gerek Hristiyanlık, bu dönemde Peçeneklerin genel inanç sisteminin yerini almamıştır.
Peçeneklerin Ruslarla ilişkileri
Doğu Slavları ve Kiev Rus Knezliği’nin kuruluşu
Peçenekler Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara yerleştikten sonra Doğu Slavlarıyla komşu oldular. Doğu Slavları, Slavların batı ve güney gruplarına göre tarih sahnesinde daha geç görünmüşlerdir. VII. yüzyıldan önce Pripet ve Orta Dinyeper çevresinden Yukarı Dvina, İlmen Gölü, Oka Nehri, Aşağı Dinyeper, Dinyester ve Bug yönlerine yayıldıkları düşünülmektedir.
VIII. yüzyılda çeşitli Doğu Slav boyları İlmen Gölü’nden Orta Dinyeper’e ve Dinyester’in aşağı kesimlerine kadar uzanan geniş bir sahada yaşıyordu. Batıda Litvanlar, kuzey ve kuzeydoğuda Fin toplulukları, güney ve güneydoğuda ise Türk topluluklarıyla komşuydular. Fin topluluklarının önemli bir bölümü zamanla Slavlaşırken Türk toplulukları, Slavların Karadeniz kıyılarına ve İdil boyuna doğru genişlemesini uzun süre sınırlandırdı.
Doğu Slavları çok sayıda boya ayrılmıştı. Polyanlar Kiev çevresinde, Volınyanlar onların batısında, Severler Oka Nehri’nin yukarı kesimlerinde bulunuyordu. Drevlianlar ve Dregoviçler Kiev’in kuzeyinde, Poloçanlar Yukarı Dvina’da, Kriviçler İlmen Gölü ile Smolensk arasında, Slovenler ise Yukarı İdil ile Onega ve İlmen gölleri çevresinde yaşıyordu.
Bu toplulukların başlıca geçim kaynakları tarım ve avcılıktı. Yerleşmeler, ortak orman, mera ve tarlalara dayanan ekonomik birlikler hâlindeydi. Kürk ve balmumu gibi ürünler başka topluluklarla yapılan ticarette kullanılıyordu.
IX. yüzyıla kadar Doğu Slavlarının önemli bir bölümü Hazar Kağanlığı’na bağlıydı. Rus yıllıklarında güneydeki Slav topluluklarının Hazarlara hane başına kürk verdiği belirtilmektedir. Kiev çevresindeki Polyanlar ile Drevlian, Sever ve Radimiçlerin ilk siyasî teşkilatlarında Hazar etkisinin bulunmuş olması mümkündür. Kiev’in Hazarlara bağlı olduğu, şehirde Hazarlarla ilişkilendirilen bir mahallenin bulunduğu ve Kiev hükümdarlarının daha sonra kağan unvanını kullandıkları aktarılmaktadır.
Doğu Slavlarının kuzey kesimlerini bir yönetim altında birleştirenler, İskandinavya’dan gelen ve kaynaklarda Rus veya Vareg adıyla anılan topluluklardı. Bunlar Finlandiya Körfezi’nden Bizans’a uzanan ticaret yolunun başlıca merkezlerini ele geçirerek Slav topraklarında hâkimiyet kurdular.
Rus yıllıkları ilk Vareg hükümdarı olarak Rurik’i göstermektedir. Rurik’in ardından yönetimi Oleg devraldı. Oleg döneminde siyasî merkez Novgorod’dan Kiev’e taşındı. Kiev’in merkez hâline gelmesiyle Rus devleti genişlemeye başladı. Oleg bazı Slav boylarını Hazar hâkimiyetinden çıkardı ve Bizans ile siyasî ve ticari ilişkiler kurdu. Rus devletinin kuruluşunda Vareg hâkimiyeti ile Hazar siyasî etkisinin birlikte rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Ruslarla ilişkilerin ilk dönemi
Peçeneklerin İdil’i geçerek Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara yerleşmeleri 860 ile 889 yılları arasında gerçekleştiğinden Ruslarla ilk temaslarının Oleg döneminde kurulmuş olması muhtemeldir. Bununla birlikte Rus yıllıklarında Peçeneklerden ilk kez 915 yılı olayları sırasında söz edilmektedir. Kayda göre Peçenekler bu tarihte Rus ülkesine gelmiş, Knez İgor ile barış yaptıktan sonra Tuna yönüne ilerlemişlerdir.
Bu kaydın tarihi kesin değildir. Peçeneklerin 889’dan önce Kiev çevresine ulaşmış olmaları, Ruslarla ilişkilerinin 915’ten daha erken başladığını göstermektedir. Yıllıklarda kullanılan “ilk defa” ifadesi de güvenilir bir kronolojik ölçü olarak değerlendirilemez.
IX. yüzyılın sonları ile X. yüzyılın başlarında Peçenekler, Bulgarlar ve Bizans arasındaki mücadelelerde önemli rol oynadılar. Peçenekler 896’da Bulgar hükümdarı Simeon’un çağrısıyla Macarlara karşı savaştılar. Macarların Dinyester çevresinden çıkarılmasının ardından Bulgarlarla Peçenekler arasındaki ilişkiler bozuldu. Peçeneklerin Tuna boyuna doğru yayılması Bulgarları nehrin kuzey kıyısından çekilmeye zorladı.
Bizans da Peçenekleri Bulgarlara karşı kullanmaya çalıştı. Herson yöneticisi İoannes Bogas, 917’de Peçeneklerle anlaşarak onları Tuna kıyısına getirdi. Ancak Bizans kumandanları arasındaki anlaşmazlık nedeniyle ortak harekât gerçekleşmedi.
Rus hükümdarları uzun süre Peçeneklerle iyi ilişkiler kurmaya çalıştılar. Kiev devletinin siyasî ve ekonomik güvenliği, güneydeki bu güçlü komşuyla yapılan anlaşmalara bağlıydı. Rus yıllıklarının 968 yılına kadar Peçeneklerin Rus topraklarına yönelik büyük bir saldırısından söz etmemesi, iki taraf arasındaki görece barışçı dönemi yansıtmaktadır.
Peçenekler Rus ordularında ücretli veya müttefik birlikler olarak da yer aldılar. Knez İgor’un 944’te Bizans’a karşı düzenlediği sefere Varegler ve çeşitli Slav boylarının yanında Peçenek birlikleri de katıldı. Bizans yönetimi İgor’a barış teklif ederken Peçeneklere ayrıca kıymetli kumaşlar ve altın gönderdi. Bu durum, sefere katılan Peçeneklerin Rus hükümdarına bağlı düzenli birliklerden çok bağımsız müttefikler olarak hareket etmiş olabileceklerini göstermektedir.
İgor seferden vazgeçince Peçenekler Bulgar topraklarına yöneldiler. VII. Konstantinos, Peçeneklerle Bulgarlar arasında çok sayıda savaş yaşandığını ve Bulgarların onlarla savaşmanın tehlikesini tecrübeyle öğrendiğini belirtmektedir.
Peçeneklerle Ruslar arasındaki ilişkiler askerî ittifaklarla sınırlı değildi. İki taraf arasında canlı bir ticaret bulunuyordu. Ruslar Peçeneklerden at, koyun ve sığır satın alıyorlardı. Buna karşılık Peçeneklerin Ruslardan tahıl, bal, deri ve kürk aldıkları düşünülmektedir. Peçenekler, Rusya ile Bizans ve Herson arasındaki ticari ve diplomatik ilişkilerde de aracılık yapıyorlardı.
Sınır boylarında yaşayan Slav toplulukları zaman zaman Peçenek akınlarına uğramış olsalar da İgor’un ölümünden sonraki yaklaşık yirmi iki yıl boyunca kaynaklarda iki taraf arasında büyük bir çatışma kaydedilmemiştir. Bu dönemde Kiev yönetimi İgor’un eşi Olga’nın elindeydi.
Olga’nın oğlu Svyatoslav, yıllıklarda hareketli ve savaşçı bir hükümdar olarak tasvir edilmektedir. Seferlerinde az eşya taşıdığı, at eti yediği ve eğeri üzerinde uyuduğu anlatılır. Bununla birlikte Svyatoslav başlangıçta Peçeneklere karşı sefere çıkmadı; daha çok Slav toplulukları ve Hazarlar üzerine yöneldi.
Svyatoslav 965’te Hazarların Sarkel Kalesi’ni ele geçirdi. Hazar ülkesindeki diğer şehirleri de alıp almadığı kesin değildir. Hazarların bu dönemde askerî ve ekonomik bakımdan zayıfladığı anlaşılmaktadır. Uzun süren savaşlar, Peçeneklerin Azak çevresine yerleşmesi, ticaret yollarının zarar görmesi ve iç ayrılıklar Hazar gücünün gerilemesine katkıda bulunmuş olabilir.
Bizans’ın Bulgarlarla mücadeleye girişmesi Svyatoslav’ın yönünü Balkanlara çevirdi. Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas’ın çağrısı üzerine 967’de Tuna’yı geçen Svyatoslav’ın ordusunda Peçenek birlikleri de bulunuyordu. Rus hükümdarı Bulgar topraklarına girerek Tuna kıyısındaki Pereyaslavets’i ele geçirdi.
Svyatoslav Bulgaristan’da bulunurken Kiev çevresindeki Peçenekler harekete geçti. Peçeneklerle Bulgarlar arasında bu sırada bir anlaşma yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir. Rus yıllıkları, Peçeneklerin 968’de Kiev’i kuşatmasını ayrıntılı biçimde anlatmaktadır.
Kiev’in Peçenekler tarafından kuşatılması
Rus yıllıklarına göre Peçenekler 968 yılında, Svyatoslav Bulgaristan’da bulunduğu sırada Kiev’i kuşattılar. Şehirde Svyatoslav’ın annesi Olga ile oğulları Yaropolk, Oleg ve Vladimir bulunuyordu. Peçenekler şehri dışarıyla bağlantısı kesilecek biçimde çevirmiş, halk açlık ve susuzlukla karşı karşıya kalmıştı.
Dinyeper’in karşı kıyısında Rus birlikleri bulunmasına rağmen ne şehirdekiler onlara ulaşabiliyor ne de karşı kıyıdaki askerler şehre girebiliyordu. Kiev halkı, yardım gelmemesi hâlinde teslim olmayı düşünmeye başladı.
Peçenekçe bilen genç bir Kievli, eline bir yular alarak şehirden çıktı. Peçenekler arasında atını arıyormuş gibi dolaştı ve onların dilinde konuştuğu için dikkat çekmedi. Dinyeper kıyısına ulaştığında nehre atlayarak karşı tarafa yüzdü. Peçenekler ona ok attılarsa da isabet ettiremediler. Karşı kıyıdaki Rus askerleri genci bir kayıkla alarak kumandanları Pretiç’in yanına götürdüler.
Genç, Kiev halkının ertesi güne kadar yardım gelmezse teslim olacağını bildirdi. Bunun üzerine Pretiç, askerlerini kayıklara bindirdi. Ertesi sabah trampetler çalınarak şehre doğru ilerlenmesi, Peçeneklerde Svyatoslav’ın büyük bir orduyla döndüğü izlenimini uyandırdı. Peçenekler şehir çevresinden uzaklaşınca Olga ve torunları güvenli bir yere çıkarıldı.
Peçenek başbuğu, Pretiç’in yanına gelerek onun Svyatoslav olup olmadığını sordu. Pretiç, yalnızca öncü birliklerin kumandanı olduğunu ve Svyatoslav’ın büyük bir orduyla arkadan geldiğini söyledi. Bunun üzerine iki kumandan dostluk kurdu ve karşılıklı hediyeler verdi. Peçenek başbuğu at, kılıç ve ok; Pretiç ise zırh, kalkan ve büyük bir kılıç sundu.
Peçenekler kuşatmayı kaldırmakla birlikte Kiev yakınlarında kalmaya devam ettiler. Şehir halkı Svyatoslav’a haber göndererek başka ülkeleri ele geçirirken kendi ülkesini, annesini ve çocuklarını savunmadığını bildirdi. Bunun üzerine Svyatoslav Kiev’e döndü ve Peçenekleri şehir çevresinden uzaklaştırdı.
Yıllıktaki anlatının bazı ayrıntılarında farklı olayların birleştirilmiş olması mümkündür. Bununla birlikte Peçeneklerin Kiev’i kuşattıkları kesindir. Kuşatma araçlarına sahip olmadıkları için şehri ele geçiremedikleri ve bir süre sonra geri çekildikleri anlaşılmaktadır.
Anlatı, Kiev halkı arasında Peçenekçe bilen kişilerin bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Peçenek ve Rus kumandanlarının birbirlerine verdikleri hediyeler de iki tarafın askerî özelliklerini yansıtmaktadır. Peçenek başbuğunun at, ok ve kılıç; Rus kumandanının ise zırh ve kalkan vermesi, Peçeneklerin hareketli süvari savaşına, Rusların ise daha ağır savunma araçlarına dayandığını göstermektedir.
Svyatoslav’ın ikinci Balkan seferi
Peçenek kuşatması nedeniyle Kiev’e dönmek zorunda kalan Svyatoslav, tehlikenin ortadan kalkmasının ardından 969 yılında yeniden Bulgaristan’a girdi. Bulgar hükümdarı Boris’i Preslav’da esir aldı ve 970’te Trakya’ya kadar ilerledi. Tuna kıyısındaki Pereyaslavets’e yerleşmek istediğini de açıkça bildirdi.
Svyatoslav’ın Balkanlarda kalıcı olması Bizans için tehdit oluşturuyordu. İmparator İoannes Çimiskes, Rus ordusuna karşı sefere çıkarak Svyatoslav’ı mağlup etti. Bu savaşlarda Rus kuvvetleri yanında bazı Peçenek birlikleri de yer aldı.
Peçeneklerin Balkan yarımadasının dağlık yollarını ve arazi şartlarını yeterince tanımadıkları anlaşılmaktadır. Rus ordusundan ayrılan bir Peçenek birliği Bizans kuvvetleriyle karşılaşarak yenildi. Bizans kaynakları bu çatışmayı abartılı ifadelerle anlatmış, çok sayıda Peçeneğin öldürüldüğünü veya esir alındığını kaydetmiştir.
Svyatoslav’ın seferine katılan Peçeneklerin sayısının fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Peçeneklerin büyük bölümünün bu sırada Bizans’a karşı doğrudan savaşa katılmadığı ve Rus kuvvetlerinden ayrıldığı görülmektedir.
Svyatoslav’ın Peçenek başbuğu Küre tarafından öldürülmesi
Svyatoslav, 971 yılında Bizans İmparatoru İoannes Çimiskes karşısında yenilerek Pereyaslavets’i terk etmek ve barış istemek zorunda kaldı. Rus hükümdarı, Kiev’e dönerken Peçeneklerin saldırısına uğramaması için Bizans’ın aracılık etmesini talep etti.
İmparator bunun üzerine Peçeneklere elçiler gönderdi. Onlardan Tuna’yı geçerek Bulgaristan’a saldırmamalarını ve Svyatoslav’ın topraklarından geçmesine izin vermelerini istedi. Peçenekler Bizans’la yaptıkları anlaşmaya uyarak Tuna’yı geçmeyeceklerini bildirdiler, ancak Svyatoslav’a serbest geçiş sağlamayı reddettiler.
Svyatoslav, 972 yılının ilkbaharında Dinyeper üzerindeki geçitlere ulaştığında Peçeneklerin saldırısına uğradı. Ordusunun önemli bir bölümüyle birlikte öldürüldü. Peçenek başbuğu Küre, Svyatoslav’ın kafatasını içki kabı hâline getirdi.
Rus yıllıkları Peçenek saldırısının Bizans tarafından teşvik edildiğini ileri sürmektedir. Bununla birlikte Bizans elçisi Philotheos’un Peçeneklerle yaptığı görüşmede Svyatoslav’a geçiş izni verilmesini istediği, Peçeneklerin ise bunu kabul etmediği kaydedilmektedir. Bu nedenle Peçeneklerin, kendileri için tehlikeli gördükleri Svyatoslav’ın zayıf durumundan yararlandıkları anlaşılmaktadır.
Rus yıllıklarına göre Svyatoslav, Bizans’la barış yaptıktan sonra gemilerle Dinyeper yönüne ilerledi. Kumandanlarından Sveneld, geçitlerde Peçeneklerin bulunduğunu söyleyerek kara yolunun kullanılmasını tavsiye etti. Svyatoslav bu uyarıyı dinlemedi.
Pereyaslavets halkı, Svyatoslav’ın az sayıda askerle ve çok miktarda ganimetle geri döndüğünü Peçeneklere bildirdi. Bunun üzerine Peçenekler Dinyeper geçitlerini tuttular. Svyatoslav ilerleyemeyince kışı Beloberejye’de geçirmek zorunda kaldı. Erzakın tükenmesiyle orduda ağır bir kıtlık başladı.
İlkbaharda yeniden yola çıkan Rus kuvvetlerine Peçenek başbuğu Küre saldırdı. Svyatoslav öldürüldü; kumandanı Sveneld ise Kiev’e dönmeyi başardı.
Svyatoslav’ın ölümünden 1036’ya kadar
Svyatoslav’ın ölümünden sonra oğulları Yaropolk, Oleg ve Vladimir arasında taht mücadeleleri başladı. Peçenekler de bu mücadelelere zaman zaman katıldılar. Yaropolk’un çevresindekiler ona Vladimir’e karşı Peçeneklerden yardım almasını önerdiler, ancak bu ittifak kurulmadı. Mücadeleden Vladimir galip çıkarak Kiev hükümdarı oldu.
Vladimir döneminde Peçeneklerle Ruslar arasında yoğun çatışmalar yaşandı. X. yüzyılın sonlarında Kiev devletinin güney sınırı başkente oldukça yakındı. Vladimir, Peçenek saldırılarına karşı Desna, Ostra, Trubej, Sula ve Stugna nehirleri boyunca şehirler ve kaleler kurdurdu. Bu bölgelere kuzeyde yaşayan Slovenler, Kriviçler ve Çudlardan savaşabilecek nüfus yerleştirildi.
Peçeneklerin hareketli süvari birliklerine karşı Rusların başlıca savunma araçları kaleler, ormanlık bölgelerde kurulan pusular ve tahkim edilmiş hatlardı. Rus yıllıkları Vladimir’in bazı savaşlarda Peçenekleri yendiğini, bazı savaşlarda ise mağlup olduğunu kaydetmektedir.
988 yılında Vladimir’in Peçenekleri mağlup ettiği belirtilmektedir. 992’de Peçenekler Sula yönünden Trubej Nehri kıyısına geldiler. İki ordu nehrin karşılıklı kıyılarında mevzilendi. Yıllığa göre savaşın sonucunu belirlemek için iki taraftan birer savaşçı karşı karşıya getirildi. Rus savaşçı Peçenek savaşçıyı öldürünce Peçenekler geri çekildi.
Bu anlatının ayrıntıları edebî nitelik taşımaktadır. Ancak Vladimir ile Peçenekler arasında bir savaşın gerçekleştiği ve Rusların galip geldiği anlaşılmaktadır.
Peçenekler 996 yılında yeniden Rus topraklarına girdiler. Vladimir, yanındaki kuvvetlerin yetersizliği nedeniyle yenildi ve kaçarak kurtuldu. Rus ordusunun uğradığı bozgunun ardından Vladimir yeni asker toplamak için Novgorod’a gitti.
Peçenekler bu sırada Belgorod’u kuşattılar. Şehirde şiddetli bir kıtlık başladı. Vladimir yardım gönderemedi. Kuşatmanın ne şekilde sona erdiği kesin değildir; Peçeneklerin kış mevsiminin yaklaşmasıyla çekilmiş olmaları mümkündür.
Vladimir, ölüm yılı olan 1015’te oğlu Boris’i Peçeneklere karşı gönderdi. Boris düşman kuvvetleriyle karşılaşmadan geri döndü.
Rus taht mücadelelerine katılmaları
Vladimir’in ölümünden sonra oğulları arasında yeni bir taht mücadelesi başladı. Svyatopolk, kardeşleri Boris ve Gleb’i öldürterek Kiev’i ele geçirdi. Novgorod’da bulunan kardeşi Yaroslav buna karşı ayaklandı.
Svyatopolk, Yaroslav’a karşı Peçeneklerden yardım istedi. Ancak Peçenek birlikleri savaşta etkili olamadı ve Yaroslav galip geldi. Svyatopolk daha sonra Lehistan hükümdarı Boleslav’ın yardımıyla Kiev’i yeniden ele geçirdi. Yaroslav’ın tekrar üstünlük sağlaması üzerine Peçeneklere sığındı.
Svyatopolk 1019 yılında Peçenek kuvvetleriyle birlikte Yaroslav üzerine yürüdü. İki ordu Alta Nehri yakınında karşılaştı. Şiddetli savaşın sonunda Svyatopolk ve Peçenek müttefikleri yenilerek kaçtılar.
Bu olaydan sonra Rus yıllıkları on yedi yıl boyunca Peçeneklerden söz etmez. Peçeneklerin bu dönemde Rus sınırlarından uzaklaşarak Tuna boyuna yöneldikleri anlaşılmaktadır.
Tuna ve Bizans yönüne ilerlemeleri
Bulgar hükümdarı İvan Vladislav, Bizans İmparatoru II. Basileios’a karşı mücadelesinde Peçeneklerle ittifak kurmak istedi. Ancak Peçenekler bu teklifi kabul etmediler. Bizans’ın Tuna sınırındaki görevlilerinin hediyeler ve diplomatik girişimlerle Peçenekleri etkiledikleri düşünülmektedir.
II. Basileios’un 1018’de Bulgar ülkesini ele geçirmesiyle Bizans ve Peçenek toprakları doğrudan komşu hâle geldi. Bundan sonra Peçenek akınlarının başlıca yönü Bizans toprakları oldu.
Peçenekler 1026’da Tuna’yı geçerek Bulgaristan’a girdiler. Çok sayıda Bizans askerini ve kumandanını öldürdüler, birçok kişiyi esir aldılar. İmparatorluk, Peçeneklere karşı daha önce de savaşmış olan Konstantinos Diogenes’i bölgeye gönderdi.
Peçenek topraklarında çok sayıda Bizans esirinin bulunduğu anlaşılmaktadır. İmparator III. Romanos’un bu esirleri satın alarak serbest bıraktırdığı kaydedilmektedir.
1032’de Peçenekler yeniden Tuna’yı geçerek Moesia’yı yağmaladılar. 1035’teki akınlarında Selanik çevresine kadar ilerlediler. Bu, Peçeneklerin Balkan yarımadasında ulaştıkları en güney bölgelerden biriydi.
Peçeneklerin giderek Bizans yönüne kaymalarında Balkan vilayetlerinin zenginliği etkili olmuş olabilir. Aynı dönemde Rus sınırlarına yakın Peçenek yerleşimlerinin azalması ve bu sahaların başka Türk toplulukları tarafından doldurulması, Ruslarla çatışmaların geçici olarak sona ermesine yol açtı.
1036 Peçenek yenilgisi
Rus yıllıklarına göre Peçenekler 1034 veya 1036 yılında Kiev yakınlarında Yaroslav tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldılar. Tarih kaynaklara göre değişmektedir; olayın 1036’da gerçekleştiği kaydı daha yaygındır.
Yıllık anlatısına göre Yaroslav bu sırada Novgorod’daydı. Peçeneklerin Kiev çevresinde toplandığını öğrenince Vareg ve Slovenlerden oluşan büyük bir orduyla şehre geldi. Savaş düzeninde Varegler merkezde, Kievliler sağ kanatta, Novgorodlular ise sol kanatta yer aldı.
Çatışma, daha sonra Ayasofya Kilisesi’nin inşa edildiği ve o sırada şehir dışında kalan bölgede gerçekleşti. Savaş gün boyunca sürdü ve Rus kuvvetleri ancak akşama doğru üstünlük sağlayabildi. Peçenekler farklı yönlere dağıldı; yıllıklara göre kaçanların bir bölümü Setoml ve çevredeki diğer nehirlerde boğuldu.
Anlatının nehirlerde boğulmaya ilişkin bölümü yıllıklarda sık görülen edebî bir unsur olabilir. Bununla birlikte Peçeneklerin Kiev yakınlarında Yaroslav tarafından mağlup edildiği anlaşılmaktadır.
Bu yenilgi, Peçeneklerin Kiev çevresinden ayrılmasının tek sebebi değildi. Peçeneklerin önemli bir bölümü daha önce Tuna boyuna yönelmişti. Doğudan ilerleyen Uzların baskısı da Peçeneklerin Karadeniz’in kuzeyindeki yurtlarını terk etmelerinde belirleyici oldu. Yaroslav’ın zaferi ile Uzların batıya doğru ilerlemesi aynı döneme rastladığı için iki gelişme kaynaklarda birbiriyle ilişkilendirilmiş olabilir.
1036’dan sonra Peçeneklerin Rus toprakları üzerindeki baskısı sona erdi. Onların boşalttığı sahalara başka Türk toplulukları yerleşmeye başladı.
Peçenek-Rus ilişkilerine genel bakış
Peçeneklerin bir bölümü Uzların yanında kalmış olmalıdır. Rus yıllıkları 1036’dan sonra Peçenekleri çoğunlukla Uzlarla birlikte anmaktadır. Peçeneklerle Uzlar arasında Dinyeper çevresinde şiddetli savaşlar yaşandığı anlaşılmakla birlikte bu mücadelelerin ayrıntıları bilinmemektedir.
Bazı Peçenek topluluklarının ise Rus hükümdarlarıyla anlaşarak güney sınırlarına yerleştikleri düşünülmektedir. Bu gruplar sınırların korunmasında görevlendirilmiş, zamanla Slav topluluklarına karışmış veya daha sonra bölgeye gelen Kumanlara katılmış olabilirler.
Rus yıllıkları 915 ile 1036 arasındaki 121 yıllık dönemde Peçeneklerin Rus topraklarına düzenlediği on bir büyük sefer kaydetmektedir. Küçük çaplı akınların bu sayıya dâhil olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte iki taraf arasındaki ilişkiler yalnızca savaşlardan oluşmuyordu.
Peçeneklerle Ruslar arasında düzenli ticaret bulunuyordu. VII. Konstantinos, Rusların Peçeneklerden at, koyun ve sığır satın aldıklarını belirtmektedir. Bu hayvanlar Rusların ekonomik hayatında önemli bir yer tutuyordu.
Peçeneklerin karşılığında Ruslardan kürk, bal, balmumu, tahıl, kumaş ve değerli eşya aldıkları düşünülmektedir. Ticaretin yanında Peçenekler, Rusya ile Bizans arasındaki ilişkilerde aracılık da yapıyorlardı.
Rus hükümdarları iç mücadelelerde Peçeneklerden askerî destek aldılar. Peçenek birlikleri kimi zaman Rus ordularında ücretli asker veya müttefik olarak yer aldı. Peçenek siyasî gücünün zayıflamasından sonra bu uygulama daha da yaygınlaştı. Bazı Peçenek grupları Rus sınırlarına yerleştirilerek sınır güvenliğinde kullanıldı.
Peçeneklerin Karadeniz’in kuzeyindeki varlığı, Kiev Rusyasının güneye doğru genişlemesini uzun süre sınırlandırdı. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Rus yerleşiminin bozkırlara ilerlemesi yavaşladı ve Kiev devletinin güney sınırı yalnızca sınırlı ölçüde genişleyebildi.
Peçenek tehdidi Rus kuvvetlerinin Kiev ve çevresinde toplanmasına yol açtı. Güney sınırlarında kaleler kurulması, askerî birliklerin yerleştirilmesi ve merkezi savunmanın güçlendirilmesi Kiev’in siyasî önemini artırdı.
Peçeneklerle yapılan savaşlar ve Rus ordularında görev alan Peçenek savaşçıları, Rus askerî teşkilatını da etkilemiş olabilir. Özellikle süvari kullanımı ve bozkır savaş yöntemlerinin bu temaslar yoluyla tanındığı düşünülebilir.
Kiev çevresine yerleşen Peçeneklerin bir bölümünün zamanla yerli Slav nüfusuna karışmış olması da mümkündür. Ancak bu etkinin kapsamını gösterecek kesin bilgiler bulunmamaktadır.
1060’lardan sonra Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda Kumanların hâkimiyeti başladı. Peçeneklerin Ruslarla yürüttüğü mücadeleyi daha geniş ölçekte Kumanlar devam ettirdi. Bu tarihten sonra Peçenekler bağımsız bir siyasî güç olmaktan çıkarak Uzlar, Kumanlar, Ruslar ve Bizanslılar arasındaki gelişmeler içinde görünmeye başladılar.
Peçeneklerin Bizans ile ilişkileri
Makedonya Hanedanı döneminde Bizans
Peçeneklerin İdil boyundan ayrılarak Don ile Dinyester arasındaki bozkırlara yerleştiği dönemde Bizans İmparatorluğu Makedonya Hanedanı’nın yönetimine girmişti. I. Basileios tarafından kurulan bu hanedan 867-1056 yılları arasında hüküm sürdü. Hanedanın ilk döneminde merkezî yönetim güçlendi ve imparatorluğun dış siyasetteki etkinliği arttı.
I. Basileios döneminde Bizans ile Peçenekler arasında doğrudan ilişki kurulduğunu gösteren bir kayıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte Karadeniz’in kuzeyindeki gelişmelerin Bizans’ın bölgedeki merkezleri ve ticaret bağlantıları aracılığıyla İstanbul’da takip edildiği anlaşılmaktadır.
VI. Leon döneminde Bizans, Akdeniz’deki saldırılar ve Bulgaristan’ın güçlenmesiyle karşı karşıya kaldı. Bulgar hükümdarı Simeon’un izlediği yayılmacı siyaset, Bizans’ı kuzeydeki topluluklarla ittifak arayışına yöneltti.
Bizans’ın Macarları Bulgarlar üzerine sevk etmesine karşılık Bulgarlar da Peçeneklerle anlaşmıştı. Peçenek ve Bulgar kuvvetlerinin ortak saldırısı sonucunda Macarlar Dinyester çevresinden ayrılarak Pannonia’ya yerleşmek zorunda kaldılar. Bu gelişme Peçeneklerin Tuna boylarına ve Karpatların doğu kesimlerine kadar ilerlemesini sağladı.
VII. Konstantinos döneminde Peçenek siyaseti
VII. Konstantinos döneminde devlet yönetimi uzun süre başkalarının elindeydi. Özellikle Romanos Lekapenos, 919-944 yılları arasında imparatorluk siyasetinde belirleyici oldu. Bu dönemde Bizans’ın başlıca tehditlerinden biri Bulgaristan’dı.
Bulgar hükümdarı Simeon’un güçlenmesi, Peçenekleri Bizans dış siyasetinin önemli unsurlarından biri hâline getirdi. Bizans yönetimi, Bulgaristan’a karşı Peçeneklerden yararlanmak ve onları kendi yanında tutmak için diplomatik girişimlerde bulundu.
VII. Konstantinos’un eserinde Peçeneklerle ilişkiler genel hatlarıyla ele alınmaktadır. Bizans siyasetinin temel amacı, Peçeneklerle dostluğu korumaktı. Bu politika hem askerî hem de ekonomik nedenlere dayanıyordu.
Peçenekler X. yüzyılın ilk yarısında Karadeniz’in kuzeyindeki en güçlü siyasî topluluklardan biri durumundaydı. Bulgarlar, Macarlar ve Ruslar üzerinde baskı kurabilecek askerî güce sahiptiler. İşgal ettikleri coğrafi alan da Bizans açısından önemliydi.
Bulgarlara karşı Peçenekler
Bizans, Bulgaristan’ın baskısını azaltmak için Peçeneklerle ittifaka yöneldi. VII. Konstantinos, Bulgarların geçmişte Peçenekler tarafından birçok defa yenildiğini ve bu nedenle onlarla barışı korumaya çalıştıklarını belirtmektedir.
Bulgar hükümdarı Simeon’un 915’te kendisini bütün Bulgarların hükümdarı ilan etmesi, Bizans ile Bulgaristan arasındaki mücadeleyi daha da şiddetlendirdi. Bizans, Simeon’a karşı tek başına yeterli olmadığından Peçenek desteğini kazanmaya çalıştı. Simeon da aynı amaçla Peçeneklere elçiler gönderdi.
Peçeneklerin Bulgaristan’ın daha fazla güçlenmesini kendi çıkarlarına uygun görmedikleri anlaşılmaktadır. Herson yöneticisi İoannes Bogas, para ve hediyeler dağıtarak Peçenek başbuğlarıyla anlaşmayı başardı. Peçeneklerden rehineler ve güvence aldıktan sonra İstanbul’a döndü.
Peçenek birlikleri 917 yılının yazında Tuna ağzına geldiler. Plan, onların Bizans gemileriyle nehrin güneyine geçirilerek Bulgaristan’a saldırmasıydı. Ancak İoannes Bogas ile donanma kumandanı Romanos Lekapenos arasında anlaşmazlık çıktı. Bizans kumandanlarının birbirleriyle çekişmesi üzerine Peçenekler harekâttan vazgeçerek ülkelerine döndüler.
Peçenek desteğinden mahrum kalan Bizans ordusu, 20 Ağustos 917’de Simeon tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Böylece Bizans kumandanları arasındaki anlaşmazlık, Peçenek-Bizans ortak harekâtının gerçekleşmesini engelledi.
Bu olaydan 944 yılına kadar Peçeneklerin Tuna boyunda büyük bir savaşa katıldıklarına ilişkin açık bir kayıt yoktur. 944’te ise Knez İgor’un Bizans seferine katılan Peçenek birlikleri, barış yapılmasının ardından Bulgaristan’a yönelmişlerdir.
Macarlara karşı Peçenekler
Bizans, Peçenekleri Macarlara karşı da kullanmaya çalıştı. VII. Konstantinos, Macarların Peçeneklerden büyük ölçüde çekindiklerini belirtmektedir. Bu korkunun temelinde Macarların daha önce Peçenekler karşısında yenilerek eski yurtlarını terk etmek zorunda kalmaları bulunuyordu.
Bizans elçisi Gabriel, Macar yöneticilerine Peçeneklerle savaşarak eski topraklarını geri almalarını teklif etti. Macar başbuğları, Peçenek ülkesinin geniş, nüfusunun kalabalık ve savaşçılarının güçlü olduğunu söyleyerek bu öneriyi reddettiler. Bir daha kendilerine böyle bir teklif getirilmemesini istediler.
Bizans yönetimi, Macarlarla Peçenekler arasındaki düşmanlıktan yararlanarak kendi sınırlarını korumaya çalıştı.
Ruslara karşı Peçenekler
Peçeneklerin Rusya üzerindeki baskısı da Bizans açısından yararlıydı. Rus kuvvetleri Dinyeper üzerinden Karadeniz’e inerek Bizans topraklarına saldırabiliyordu. Peçeneklerin Rus ülkesine akın düzenleme imkânı, Rus hükümdarlarını onlarla iyi geçinmeye zorluyordu.
VII. Konstantinos, barışın bozulması hâlinde Peçeneklerin Rus topraklarını yağmaladıklarını ve halkı esir aldıklarını belirtmektedir. Bu nedenle Bizans, Rusların Karadeniz’e ulaşmasını sınırlamak için Peçeneklerle dostluğa önem veriyordu.
Peçenekler Bulgarlar, Macarlar ve Ruslar üzerinde baskı kurabilecek durumdaydı. VII. Konstantinos’a göre Peçeneklerle doğrudan mücadele edebilecek başlıca topluluk Uzlardı.
Diplomatik ilişkiler
Bizans, Peçeneklerle dostluğu sürdürmek amacıyla düzenli olarak elçiler ve hediyeler gönderiyordu. Peçeneklerle temas çoğunlukla Herson üzerinden veya Dinyeper ile Dinyester arasındaki kıyılarda kuruluyordu.
Herson’a gelen Bizans elçisi, Peçeneklerden rehine ve yol gösterici isterdi. Rehineler şehirde bırakılır, elçi ise Peçeneklerin gönderdiği atlar ve kılavuzlarla ülke içine giderdi. Görüşmeler sırasında Peçenek başbuğlarına, ailelerine ve yakınlarına hediyeler verilirdi. Elçinin dönüşünde rehine ve kılavuzlar da ayrıca armağan talep ederlerdi.
Dinyeper ile Dinyester arasındaki kıyılarda yapılan görüşmelerde Bizans elçisi gemide kalırdı. Peçeneklere rehine gönderir ve temsilcilerini gemiye davet ederdi. Taraflar meseleleri görüştükten sonra Peçenek temsilcileri kendi geleneklerine göre ant içerlerdi. Ardından imparatorun hediyeleri sunulur ve bazı Peçenek elçileri İstanbul’a götürülürdü.
Bizans’ın Peçeneklerle kurduğu ilişkiler merkezî bir devletle yapılan düzenli diplomasi biçiminde değildi. Görüşmeler farklı boyların başbuğları ve temsilcileriyle yürütülüyordu.
Ticari ilişkiler
Peçenek-Bizans ilişkilerinin ikinci yönünü ticaret oluşturuyordu. Bizans, Herson üzerinden Hazarlar, Ruslar ve Karadeniz’in kuzeyindeki diğer topluluklarla ticaret yapıyordu. Peçeneklerin Herson çevresine kadar uzanan toprakları kontrol etmeleri nedeniyle bu ticaretin güvenliği onların tutumuna bağlıydı.
Peçenekler, Hersonluların Hazar ülkesi, Rusya ve Zihya ile yürüttükleri ticarette aracılık yapıyorlardı. Bu hizmetlerin karşılığında önceden ücret belirleniyordu. Peçeneklerin özellikle mor boya, kumaş, işlemeli dokumalar, baharat, biber ve pars derisi gibi malları talep ettikleri belirtilmektedir.
VII. Konstantinos, Peçeneklerin bağımsız olduklarını ve herhangi bir hizmeti karşılıksız yerine getirmediklerini yazmaktadır. Bu nedenle Bizans’ın siyasî ve ticari çıkarlarını koruyabilmesi için düzenli biçimde hediye ve ödeme yapması gerekiyordu.
VII. Konstantinos, kendisinden sonra tahta geçecek hükümdara Peçeneklerle dostluğu korumasını tavsiye etmiştir. Her yıl elçiler ve hediyeler gönderilmesini, Peçeneklerden rehine ve temsilciler alınmasını, İstanbul’a gelenlerin iyi ağırlanmasını gerekli görmüştür. Bu yaklaşım, Peçeneklerin X. yüzyıl Bizans dış siyasetindeki önemini göstermektedir.
Velender şehrine Peçenek baskını rivayeti
Mes‘ûdî, 932 yılında Bizans’a ait Velender adlı büyük bir şehrin Peçeneklerin de aralarında bulunduğu dört Türk topluluğu tarafından kuşatılıp ele geçirildiğini anlatmaktadır. Ancak bu rivayet, tarihî ve coğrafi bakımdan önemli sorunlar taşımaktadır.
Mes‘ûdî’ye göre Hazarlar ile Alanların batısında yaşayan dört Türk topluluğu kısmen göçebe, kısmen yerleşik bir hayat sürüyordu. Bunların her birinin ayrı hükümdarı vardı. Söz konusu toplulukların Bizans topraklarına ve daha batıdaki ülkelere akınlar düzenledikleri, çevrelerindeki diğer kavimlerden daha güçlü oldukları belirtilmektedir.
Rivayette bu dört topluluğun adları farklı biçimlerde aktarılmıştır. Adların hangi kavimlere karşılık geldiği kesin olarak belirlenememiştir. Bazı araştırmacılar bunların Peçenekler ve Macarlar olduğunu, bazıları ise Bulgarların da sefere katıldığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte bu adlandırmaların metin aktarımı sırasında bozulmuş olması mümkündür.
Rivayetin anlatımı
Mes‘ûdî’nin anlatısına göre Velender, deniz ile dağlar arasında bulunan, yaklaşılması güç ve güçlü surlarla çevrili bir Bizans şehriydi. Şehir, Türk topluluklarının Bizans ülkesine ilerlemesini engelliyordu.
Dört topluluk arasında bir Müslüman tüccar yüzünden çıkan çatışmadan yararlanan Bizans kuvvetleri, onların yurtlarına saldırarak çocuklarını ve sürülerini ele geçirdi. Bunun üzerine aralarındaki anlaşmazlığı sona erdiren Türk toplulukları birleşerek Velender üzerine yürüdüler.
Mes‘ûdî, saldırıya katılan kuvvetlerin sayısını 60.000 veya 100.000 kişi olarak göstermektedir. Bizans İmparatoru Romanos Lekapenos’un da bunlara karşı büyük bir ordu gönderdiğini belirtmektedir. İki taraf Velender yakınında karşılaşmış ve dört topluluğun ortak ordusunun başına bir Peçenek başbuğu geçirilmiştir.
Peçenek başbuğunun hafif süvari birliklerini sağ ve sol kanatlar arasında sürekli hareket ettirerek Bizans ordusunu ok yağmuruna tuttuğu anlatılmaktadır. Bizans kuvvetleri bu hareketleri bir geri çekilme olarak değerlendirerek saldırıya geçmiş, ardından Türk süvarileri tarafından kuşatılmıştır.
Rivayete göre Bizans ordusu ağır bir yenilgiye uğratılmış, Velender ele geçirilmiş ve halkın büyük bölümü öldürülmüş veya esir alınmıştır. Türk birliklerinin daha sonra İstanbul’a kadar ilerleyerek kırk gün surların önünde kaldıkları ileri sürülmektedir.
Rivayetin güvenilirliği
Mes‘ûdî’nin anlatısı başka kaynaklarla doğrulanmamaktadır. X. yüzyılın ilk yarısında Hazarlarla Alanların batısında rivayette gösterilen biçimde dört ayrı Türk topluluğunun birlikte yaşadığı söylenemez. Bu bölgede başlıca siyasî güç Peçeneklerdi. Macarlar ise bu tarihlerde Pannonia ve Tisa çevresine yerleşmiş bulunuyordu.
Peçeneklerle Macarların 932 yılında Bizans’a karşı ortak bir sefer düzenlemeleri de dönemin siyasî şartlarıyla uyuşmamaktadır. VII. Konstantinos, iki topluluk arasındaki düşmanlığı ve Macarların Peçeneklerden duyduğu korkuyu açıkça belirtmektedir.
Aynı dönemde Bizans ile Peçenekler arasında dostane ilişkiler bulunuyordu. Bizans yönetimi Peçenekleri Bulgarlar, Macarlar ve Ruslara karşı müttefik olarak kullanmaya çalışıyordu. Bu nedenle Peçeneklerin Bizans’a ait büyük bir şehri ele geçirerek İstanbul’a kadar ilerlemeleri düşük bir ihtimaldir.
Rivayette anlatılan ölçekte bir savaşın Bizans kaynaklarında yer almaması da anlatının güvenilirliğini zayıflatmaktadır. Bizans kronikleri Velender’in kuşatılması, on binlerce askerin öldürülmesi veya Türk birliklerinin İstanbul önünde kırk gün kalması gibi olaylardan söz etmez.
Mes‘ûdî’nin anlatısının temelinde 934 yılında gerçekleşen Macar akını bulunmuş olabilir. Bu olayın haberi, farklı bölgelerde ve tarihlerde yaşanan gelişmelerle birleştirilerek genişletilmiş görünmektedir.
Peçenek savaş taktiğine ilişkin kayıt
Velender rivayetinin tarihî bir olay olarak kabul edilmesi mümkün görünmemekle birlikte anlatıda aktarılan savaş taktiği dikkat çekicidir. Hafif süvari birliklerinin düşman önünde sürekli hareket etmesi, ok atarak geri çekilmesi ve karşı taraf saldırıya geçtiğinde çevrilmesi bozkır savaş yöntemlerine uygundur.
Mes‘ûdî bu bilgiyi Peçenekler arasında bulunan Müslüman tüccarlardan veya onların aktardığı haberlerden edinmiş olabilir. Ancak bu taktiğin Velender yakınında uygulanmış olduğunu gösterecek bir kanıt yoktur.
Rivayette Müslüman tüccarların savaş düzeninin önünde yer aldığı ve Bizans ordusundaki Hristiyan birlikleri İslam’a davet ettiği de anlatılmaktadır. Bu bölümün tarihî olmaktan çok anlatıya dinî bir karşıtlık kazandırmak amacıyla eklenmiş olması muhtemeldir.
Velender’in yeri
Velender adlı şehrin nerede bulunduğu belirlenememiştir. Şehrin Develtos, Avlonya veya başka bir yer olduğu yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüş, ancak bunların hiçbiri kesinlik kazanmamıştır.
Mes‘ûdî, Velender’i büyük bir Bizans şehri olarak tanımlar ve deniz ile dağlar arasında bulunduğunu belirtir. İstanbul’dan sekiz günlük mesafede olduğu yönündeki kayıt da güvenilir bir coğrafi ölçü olarak değerlendirilemez.
Velender adının belirli bir şehir isminden çok liman veya iskele anlamına gelen “bender” kelimesinin bozulmuş biçimi olması da mümkündür. Buna göre Mes‘ûdî, gerçek şehir adını vermek yerine olayın bir liman şehri yakınında geçtiğini aktarmış olabilir. Ancak bu görüş de kesin değildir.
Sonuç olarak Mes‘ûdî’nin anlattığı Peçenek-Bizans savaşı ve Velender’in ele geçirilmesi başka kaynaklarla doğrulanmayan, farklı olayların birleştirilmesiyle meydana gelmiş bir rivayet olarak değerlendirilmelidir.
VII. Konstantinos’tan Bulgaristan’ın Bizans tarafından alınmasına kadar
VII. Konstantinos’un 959’daki ölümünden sonra Bizans tahtına II. Romanos geçti. Onun döneminde Girit’in Müslüman denizcilerden geri alınması, Bizans’ın Ege’deki gücünü artırdı.
Ardından gelen II. Nikefor Fokas, İoannes Çimiskes ve II. Basileios dönemleri Bizans’ın yeniden güçlendiği bir devre oldu. II. Nikefor Fokas, doğuda önemli başarılar elde etti ve 968’de Antakya’yı yeniden Bizans hâkimiyetine aldı.
Bizans, Bulgarları zayıflatmak amacıyla Rus hükümdarı Svyatoslav’ı Tuna boylarına çağırdı. Ancak Svyatoslav’ın Balkanlarda güçlenerek bölgede kalmak istemesi Bizans için yeni bir tehdit oluşturdu. II. Nikefor’un ölümünden sonra tahta çıkan İoannes Çimiskes, Svyatoslav’ı yenerek Tuna boylarından uzaklaştırdı ve Doğu Bulgaristan’ı Bizans’a bağladı.
Bu gelişmeyle Bizans sınırı kısa süre için Tuna’ya ulaştı ve imparatorluk Peçeneklerle komşu oldu. Bulgarların 976’dan sonra yeniden bağımsızlık kazanmasıyla bu doğrudan temas geçici olarak sona erdi.
II. Basileios döneminde Bizans, Bulgaristan üzerine yeniden yürüdü. Uzun süren savaşların ardından Bulgar devleti 1018’de ortadan kaldırıldı ve toprakları Bizans’a katıldı. Böylece Tuna’nın güneyi Bizans’ın, kuzeyi ise Peçeneklerin hâkimiyetinde kaldı.
Bulgaristan’ın ortadan kalkması Peçenek-Bizans ilişkilerinde yeni bir dönem başlattı. Daha önce Bizans’tan uzakta bulunan ve Bulgarlar, Macarlar ile Ruslara karşı kullanılabilen Peçenekler artık imparatorluğun doğrudan komşusu hâline gelmişti.
Bu tarihten sonra Bizans’ın Peçeneklerle dostluğu korumaya dayanan eski siyaseti önemini kaybetti. Peçenek akınları doğrudan Bizans topraklarına yönelmeye başladı. Bizans da bu baskıya karşı Peçeneklerin doğusundaki Uzlardan ve daha sonra Kumanlardan yararlanma yoluna gitti.
Peçenekler arasındaki iç mücadele ve Balkanlara ilk akınlar
X. yüzyılın sonlarından itibaren Peçeneklere ilişkin bilgiler azalmaktadır. Bu dönemde Peçenek boyları arasında anlaşmazlıkların başladığı ve bazı grupların Macaristan’a göç ettiği anlaşılmaktadır. 943-972 yılları arasında ve Kral Stefan döneminde bazı Peçenek toplulukları Yukarı Tisa ve Samos çevresine yerleşti.
Bu göçlerde doğudan gelen Uz baskısı etkili oldu. Uzlar 985’te hâlâ Don çevresinde bulunuyordu. XI. yüzyılın ortalarına doğru batıya ilerleyerek Peçenekleri Dinyeper’in sağ kıyısına çekilmeye zorladılar. Uzlar da doğudan gelen Kumanların baskısı altında hareket ediyordu.
Böylece XI. yüzyılın ortalarında Karadeniz’in kuzeyindeki güç dengesi değişti. Kumanlar Uzları batıya, Uzlar da Peçenekleri Tuna yönüne itti. Topraklarının önemli bir bölümünü kaybeden Peçenekler Aşağı Tuna çevresinde yoğunlaştılar ve Bizans ile Macaristan sınırları üzerindeki baskılarını artırdılar.
Balkanlara ilk akınlar
Bulgaristan’ın 1018’de Bizans tarafından ortadan kaldırılmasıyla Peçeneklerle Bizans arasındaki tampon bölge kayboldu. Peçenekler böylece doğrudan Bizans sınırlarına ulaştılar.
1026’da Tuna’yı geçen Peçenekler Bulgaristan’a büyük bir akın düzenlediler. Çok sayıda Bizans askerini öldürdüler ve bazı kumandanları esir aldılar. Sirmium yöneticisi ve Bulgaristan valisi Konstantin Diogenes, Peçenekleri yeniden Tuna’nın kuzeyine çekilmeye zorladı.
Peçenek akınları 1030’lu yıllarda arttı. Bizans’ın vergi sisteminde yaptığı değişikliklerin Balkanlarda yol açtığı huzursuzluk da bu saldırıları kolaylaştırdı. Peçenekler 1035’te Tuna’yı geçerek Moesia’yı yağmaladılar. Ertesi yıl donmuş nehir üzerinden yeniden geçerek Moesia, Trakya ve Makedonya’ya kadar ilerlediler.
1036’nın ilkbaharında Bizans topraklarına üç ayrı akın düzenlediler. Malları yağmaladılar, savaşabilecek erkekleri öldürdüler veya esir aldılar. Esirler arasında beş Bizans kumandanı da bulunuyordu.
Bu akınların ardından Peçeneklerin kendi aralarında başlayan mücadele nedeniyle saldırılar bir süre kesildi.
Turak ile Kegen arasındaki mücadele
XI. yüzyılın ortalarında Peçeneklerin on üç boydan oluştuğu ve her boyun kendi başbuğunu seçtiği belirtilmektedir. Peçeneklerin genel başında Kilter oğlu Turak bulunuyordu. Turak asil bir aileye mensup, sakin yaradılışlı bir yönetici olarak tanıtılmaktadır.
Peçenekler arasında Balçar oğlu Kegen adlı başka bir başbuğ da öne çıkmıştı. Kegen asil bir aileden gelmemesine rağmen savaşçılığıyla ün kazanmış, Uz saldırılarına karşı gösterdiği başarılarla itibar kazanmıştı. Turak ise Uzlarla mücadeleden kaçınmakla suçlanıyordu.
Kegen’in artan nüfuzundan çekinen Turak, onu ortadan kaldırmaya çalıştı. Kurulan tuzaklardan haberdar olan Kegen, Dinyeper çevresindeki bataklıklara sığındı ve boyları Turak’a karşı ayaklanmaya çağırdı.
On üç Peçenek boyundan ikisi Kegen’e katıldı. Kegen, bu kuvvetlerle Turak’a bağlı kalan on bir boya karşı savaştı. Ancak sayıca üstün olan karşı taraf karşısında yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı.
Kegen’in Bizans’a sığınması
Kegen, yaklaşık 20.000 kişilik topluluğuyla Tuna yakınındaki bir adaya geldi ve Bizans’a sığınmak istediğini bildirdi. Bölgenin yöneticisi Mihail durumu İmparator IX. Konstantinos Monomakhos’a iletti.
İmparator, Kegen ve adamlarının Bizans topraklarına alınmasını, iaşe ve barınmalarının sağlanmasını emretti. Kegen İstanbul’a götürüldü ve imparator tarafından kabul edildi.
Kegen ile topluluğu Hristiyanlığı kabul etti. Kegen’in vaftiz babalığını imparator üstlendi; diğer Peçenekler ise keşiş Eftim tarafından Tuna’da vaftiz edildi. Bizans yönetimi Kegen’e Tuna boyunda üç kale ve geniş araziler vererek onu müttefikleri arasına aldı.
Kegen’in Turak’a saldırıları
Tuna boyunda güvenli bir üs elde eden Kegen, Turak’tan intikam almak amacıyla nehrin kuzeyine akınlar düzenlemeye başladı. Turak’a bağlı Peçenek erkeklerini öldürüyor, kadınlarla çocukları ise Bizans topraklarında köle olarak satıyordu.
Turak bunun üzerine Bizans imparatoruna elçiler gönderdi. Daha önceki anlaşmalara göre Bizans’ın kendisinden ayrılan Peçenekleri kabul etmemesi gerektiğini ileri sürdü. Kegen’in geri verilmesini veya en azından saldırılarının durdurulmasını istedi. Taleplerinin karşılanmaması hâlinde Bizans’a saldıracağını bildirdi.
İmparator bu talepleri reddetti. Bizans topraklarına sığınanları geri vermeyeceğini ve Kegen’in intikam hareketlerine engel olmayacağını açıkladı.
Turak’ın elçileri sonuç alamadan döndükten sonra Bizans yönetimi Tuna sınırında hazırlık yaptı. Bölge valisi Mihail ile Kegen’e kıyıları gözetmeleri emredildi. Batıdaki askerî birlikler sınıra sevk edildi ve Tuna’ya yüz savaş gemisi gönderildi. Bu gelişmeler 1048 yılında Peçeneklerle Bizans arasında yeni bir savaşın yaklaşmakta olduğunu gösteriyordu.
Turak’ın Bizans’a saldırısı ve Peçeneklerin Balkanlara yerleştirilmesi
Turak, elçilerinin taleplerinin reddedilmesi üzerine Bizans’a karşı savaş hazırlığına başladı. Tuna’nın donmasını bekledi ve 1048-1049 kışında kuvvetleriyle birlikte buz üzerinden Bizans topraklarına geçti. Kaynaklarda verilen 800.000 kişilik sayı açık biçimde abartılıdır.
Peçenekler Bizans arazisini yağmalamaya başlayınca Tuna bölgesi valisi imparatorluktan yardım istedi. IX. Konstantinos Monomakhos, Makedonya ve Bulgaristan’daki birliklerin toplanmasını, bölge valisi Mihail ve Kegen’in kuvvetleriyle birleşerek Peçeneklere karşı harekete geçmelerini emretti.
Turak’ın kuvvetlerinin sayıca üstün olması nedeniyle Kegen doğrudan meydan savaşından kaçındı. Küçük saldırılarla onları yıpratmayı tercih etti. Bu sırada Peçeneklerin ele geçirdikleri yiyecek ve içkileri aşırı tüketmeleri, soğuk ve hastalıklarla birleşerek orduda düzensizliğe yol açtı.
Kegen bu durumdan yararlanarak Bizans kuvvetlerini saldırıya geçirdi. Turak’ın ordusu direnemedi ve başbuğlarıyla birlikte teslim oldu.
Kegen, silah taşıyabilecek esirlerin öldürülmesini istedi. Bizans kumandanları ise bu öneriyi kabul etmedi. Bulgaristan’da nüfusu azalmış arazilere yerleştirilecek Peçeneklerden çiftçi ve asker olarak yararlanılabileceğini düşündüler.
Esir alınan Peçeneklerin büyük bölümü Niş ile Sofya arasındaki ovalara ve Kuzey Makedonya’daki Ovçe Pole bölgesine yerleştirildi. Silahları alındı ve tarımla uğraşmaları istendi. Böylece Bizans, geniş bir Peçenek topluluğunu yerleşik hayata geçirmeye çalıştı.
Turak ile birlikte 140 Peçenek ileri geleni İstanbul’a gönderildi. Bunlar Hristiyanlığı kabul ettikten sonra kendilerine Bizans unvanları ve görevleri verildi.
İç mücadelenin sonuçları
Turak ile Kegen arasındaki mücadele Peçenekler arasındaki siyasî birliği ağır biçimde sarstı. Bir yüzyıl önce sekiz boydan oluşan Peçeneklerin bu dönemde on üç boya ayrıldığı belirtilmektedir. Turak’ın bütün boylar üzerinde üstünlük kurmaya çalışması, kendisine karşı oluşan muhalefeti güçlendirmiş olabilir.
Uzlara karşı kazandığı başarılarla tanınan Kegen, Turak’tan hoşnut olmayan iki boyun desteğini aldı. Ancak mücadeleyi kaybedince Bizans’a sığındı ve daha sonra kendi kavmine karşı Bizans kuvvetleriyle birlikte hareket etti.
Bu iç çatışma sonucunda Peçeneklerin bir bölümü Bizans hizmetine girdi, bir bölümü Balkanlara yerleştirildi ve boylar arasındaki birlik bozuldu. Bu gelişmeler Peçeneklerin siyasî ve askerî gücünün zayıflamaya başladığı dönemin başlangıcı oldu.
Bununla birlikte bütün Peçenek boylarının Turak’ın Bizans seferine katıldığı söylenemez. Bazı toplulukların Tuna’nın kuzeyinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Peçenek birliklerinin Selçuklulara karşı gönderilmesi girişimi
Bizans yönetimi, Bulgaristan’a yerleştirdiği Peçeneklerden Selçuklulara karşı asker olarak yararlanmak istedi. 1049’daki Selçuklu saldırısı üzerine 15.000 Peçenek atlısı toplandı. Birliğin başına Sülçe, Selte, Karaman ve Kataleym adlı Peçenek beyleri getirildi.
Peçeneklere silah, at ve hediyeler verildi. Birlik Üsküdar’a geçirilerek doğuya gönderildi. Ancak Peçenekler Damatrui yakınlarında toplanarak seferi görüştüler. Uzak bir savaşa katılmak istemeyenler geri dönerek Bulgaristan’daki kavimdaşlarına katılmayı önerdi.
Kataleym’in önderliğinde İstanbul Boğazı’na dönen Peçenekler, gemi bulamayınca atlarıyla karşı kıyıya geçtiler. Bizans kuvvetleri bu ani harekete engel olamadı. Peçenekler Balkanlardaki yerleşim bölgelerine ulaşarak diğer grupları da kendilerine katılmaya çağırdılar.
Yerleşik hayata alışamayan Peçenekler bu çağrıya uydu. Tarım aletlerini silah olarak kullanarak bulundukları yerleri terk ettiler ve Tuna’ya dökülen Osmos Irmağı çevresine yerleştiler.
Peçeneklerin yeniden bağımsız hareket etmesi
Bizans kuvvetleri kaçan Peçenekleri takip etti. Selte adlı başbuğ Lobitzo’da kısa süre direndi, ancak üstün Bizans kuvvetleri karşısında geri çekildi.
Peçenekler daha sonra Şumnu yakınlarındaki Yüz Tepe bölgesine yerleştiler. Ormanlık ve otlak bakımından elverişli olan bu bölgede yeniden göçebe hayatlarına döndüler. Böylece Bizans’ın onları çiftçi, vergi mükellefi ve asker hâline getirme girişimi başarısız oldu.
Bizans yönetimi, hâlâ müttefiki olan Kegen’i İstanbul’a çağırdı. Kegen şehrin dışında karargâh kurduktan sonra üç Peçeneğin saldırısına uğrayarak yaralandı. Saldırganlar, Kegen’in imparatora karşı bir plan hazırladığını ileri sürdüler.
İmparator, Kegen’i ve yanındaki Peçenek beylerini sarayda tuttu. Saldırganların serbest bırakılması ve beylerin fiilen gözaltına alınması, Kegen’e bağlı Peçenekler arasında tepkiye yol açtı. Bunlar geceleyin karargâhlarını terk ederek Yüz Tepe’deki Peçeneklere katıldılar.
Böylece daha önce Turak ve Kegen taraftarları olarak bölünen Peçenek toplulukları yeniden birleşti. Ancak önde gelen başbuğların bir kısmı ölmüş, bir kısmı da Bizans’ın elinde bulunuyordu.
Bizans’la yeniden savaş
Birleşen Peçenekler Balkanları aşarak Edirne yakınlarına kadar ilerlediler ve çevreyi yağmaladılar. Makedonya ve Edirne valisi Arianites onlara karşı gönderildi. Bizans kuvvetleri Dampoli yakınlarında yenilgiye uğradı ve çok sayıda asker kaybetti.
Bizans yönetimi askerî yetersizlik karşısında Turak’ı yeniden Peçeneklerin yanına göndermeye karar verdi. Turak ile diğer Peçenek ileri gelenleri Bizans’a bağlı kalacaklarına ve geri döneceklerine dair yemin ettiler. Ancak kavimdaşlarının yanına ulaşınca yeminlerini bozarak yeniden Peçeneklerin başına geçtiler.
Bizans bunun üzerine Anadolu birliklerini ve ücretli Frank askerlerini Balkanlara sevk etti. Ordunun başına Nikifor getirildi. Bizans kuvvetleri Yüz Tepe yakınındaki Diakene’de müstahkem bir karargâh kurdu.
Peçenekler başlangıçta ormanlık alanda dağınık durumdaydı. Bizans kumandanları arasında saldırının zamanı konusunda anlaşmazlık çıktı. Bu gecikmeden yararlanan Peçenekler hızla birleşerek saldırıya geçtiler.
Bizans ordusu Peçenek hücumuna dayanamayarak dağıldı. Kumandanların çoğu savaş alanından kaçtı. Kekaumenos ise adamlarıyla birlikte savaşarak öldü. Peçenekler Bizans karargâhını ve çok miktarda ganimeti ele geçirdiler.
1049 sonbaharındaki bu zaferden sonra Peçenekler 1049-1050 kışında Trakya’ya yeniden girerek bölgeyi yağmaladılar.
1050’den Aleksios Komnenos’un tahta çıkışına kadar Bizans-Peçenek ilişkileri
Edirne Kuşatması
Peçenekler, 1049-1050 kışında Trakya’yı büyük ölçüde yağmaladı. Bizans yönetimi buna karşı Anadolu’dan yeni kuvvetler getirerek Edirne’de bir ordu topladı. Ancak Peçenekler önce davranarak 8 Haziran 1050’de şehri kuşattılar.
Bizans kuvvetleri surların gerisinde savunmada kaldı. Piyade kumandanı Samuel’in emre aykırı biçimde dışarı çıkarak saldırması ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Ardından şehirdeki diğer birlikler de savaşa katıldı, fakat Peçenek hücumlarına dayanamayarak yeniden kaleye çekildi. Çarpışmalarda çok sayıda Bizans askeri ve kumandan öldü. Yaralanan Arianites de üç gün sonra hayatını kaybetti.
Peçenekler kuşatma araçları kullanarak surları taş yağmuruna tuttu ve hendekleri ağaçlarla doldurmaya çalıştı. Kuşatma sırasında başbuğları Sülçe’nin Bizanslıların attığı bir taşla öldürülmesi üzerine geri çekildiler. Daha sonra Makedonya ve Trakya’da yağmalara devam ettiler.
Bizans yönetimi Peçeneklerle anlaşmak amacıyla Kegen’i elçi olarak gönderdi. Ancak Kegen, daha önce kavimdaşlarına karşı Bizans’ın yanında savaşması nedeniyle Peçenekler tarafından öldürüldü.
Trakya’daki mücadeleler
Bizans, 1050-1051 kışında Varanglar ve Franklardan oluşan yaklaşık 20.000 kişilik ücretli bir ordu kurdu. Nikefor Bryennios’un kumandasındaki kuvvetler, açık savaş yerine ani baskınlar ve kalelere çekilme yöntemini benimsedi.
Mihail Akolutos, Edirne’nin güneyinde faaliyet gösterirken Bryennios kuzeyde hareket etti. Bizans kuvvetleri Chariopolis yakınlarında gece baskınıyla bir Peçenek birliğini yok etti. Ardından Toplitza ve Goloe çevresindeki bazı Peçenek birlikleri de mağlup edildi.
Bu küçük başarılar Peçenek akınlarını bir süre sınırlandırdı. Ancak Bizans, onları kesin biçimde yenilgiye uğratacak güce henüz ulaşamamıştı.
Preslav yenilgisi ve 1053 barışı
Bizans yönetimi 1053’te Peçenekleri Tuna boylarında kesin olarak yenmek amacıyla büyük bir sefer hazırladı. Anadolu ve Balkan kuvvetleri Mihail Akolutos’un kumandasında toplandı. Bulgaristan valisi Basil’in birlikleri de orduya katıldı.
Bizans ordusu Balkanları geçerek Büyük Preslav yakınında müstahkem bir karargâh kurdu. Turak’ın başında bulunduğu Peçenekler karargâhı kuşattılar. Bizans ordusu gece gizlice geri çekilmeye çalışırken Peçeneklerin saldırısına uğradı ve ağır kayıplar verdi. Ölenler arasında Bulgaristan valisi Basil de bulunuyordu.
Bu yenilgi üzerine Bizans barış istemek zorunda kaldı. Peçenek başbuğlarına hediyeler verildi ve Bizans’ın vergi ödemesi şartıyla 1053’te otuz yıllık bir barış yapıldı.
Barışın bozulması
Otuz yıllık barış uzun sürmedi. İmparator İsaakios Komnenos, 1059’da Macarlarla yaptığı savaşın ardından Peçenekler üzerine yürüdü. Peçenek boylarının büyük bölümü ciddi bir direniş göstermedi ve bazı başbuğlar imparatora bağlılık yemini etti.
Selte adlı bir Peçenek başbuğu ise Tuna çevresindeki sarp bir bölgede direnmeye çalıştı. Bizans kuvvetlerinin üstünlüğü karşısında bulunduğu yeri terk ederek ormanlara çekildi.
Peçeneklerin Bizans’a bağlılığı kalıcı olmadı. X. Konstantinos Dukas, 1064-1065 kışında elçiler ve hediyeler göndererek barışı korumaya çalıştı. Buna rağmen Peçeneklerin Bizans topraklarına yönelik akınları devam etti.Uzların Balkanlara gelişi ve 1065-1081 arasındaki Peçenek-Bizans ilişkileri için metni kısaltarak düzenledim:
Balkanlarda Uzlar
XI. yüzyılın ortalarında Kumanların batıya doğru ilerlemesi, Karadeniz’in kuzeyindeki Türk topluluklarını yeniden harekete geçirdi. Kumanlar Don çevresinden Uzları Dinyeper’e, Uzlar da Peçenekleri batıya doğru itti. Uzların bir bölümü Kiev knezlerinin hizmetine girerek Ros Irmağı çevresine yerleşirken büyük bir kısmı Aşağı Tuna’ya yöneldi.
Peçeneklerle Uzların aynı bölgede yaşaması uzun süre mümkün olmadı. Aralarında yaşanan mücadeleler ve Kuman baskısının devam etmesi üzerine Uzlar, 1064 sonu veya 1065 başında donmuş Tuna’yı geçerek Balkanlara girdiler. Bulgar ve Bizans kuvvetleri bu geçişe engel olamadı.
Uzlar Trakya, Makedonya, Selanik çevresi ve Peloponnesos’a kadar ilerleyerek geniş çaplı yağmalar yaptılar. Kaynaklarda sayılarının 600.000 olduğu belirtilmekle birlikte bu rakamın abartılı olduğu açıktır.
Uz hareketi kısa sürdü. Soğuk hava ve salgın hastalıklar topluluğun gücünü kırdı. Peçenekler ile yerli halkın saldırıları da kayıpları artırdı. Sağ kalan Uzların bir bölümü Bizans tarafından başta Makedonya olmak üzere farklı bölgelere yerleştirildi; bir kısmı da Bizans ordusuna alındı.
Kaynakta Gagauzların Aşağı Tuna’ya gelen bu Uz topluluklarının kalıntıları olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu görüş kesinlik taşımamaktadır.
1065-1081 yıllarında Peçenekler
Uz akınının sona ermesinden sonra Aşağı Tuna çevresinde yeniden Peçenekler üstün duruma geldi. Bizans’ın iç karışıklıkları, taht mücadeleleri ve Anadolu’daki Selçuklu ilerleyişi, Peçeneklerin bölgede bağımsız hareket etmelerini kolaylaştırdı.
Bazı Tuna şehirleri Peçenek başbuğlarının denetimine girdi. Tatoş adlı Peçenek başbuğu Silistre’yi elinde tutuyordu. Peçenekler 1067’de yeniden Bizans topraklarına akın düzenlediler. Onlara karşı gönderilen Romanos Diogenes’in bazı Peçenek birliklerini mağlup ettiği belirtilmektedir.
Bizans ordusundaki Peçenekler ve Uzlar
Bizans topraklarına yerleştirilen veya ücretli asker olarak alınan Peçeneklerle Uzlar, Selçuklulara karşı Anadolu seferlerine katıldılar. Romanos Diogenes’in ordusunda atlı birlikler hâlinde görev yaptılar ve keşif, yağma ve erzak toplama işlerinde kullanıldılar.
Peçenek ve Uz askerleri Malazgirt Seferi’ne de katıldı. Kaynaklar, bunların kıyafet, savaş yöntemi ve dillerinin Selçuklu Türklerininkine benzediğini belirtmektedir. Sefer sırasında Tamin adlı bir başbuğun idaresindeki bir birlik Selçukluların tarafına geçti.
Bunun üzerine Bizans ordusunda kalan Peçenek ve Uzlardan yeniden bağlılık yemini alındı. Muharebenin sonuna kadar başka bir toplu geçiş yaşanmadı. Bu askerlerin Selçuklu zaferini tek başına belirlediği söylenemez.
Tuna bölgesindeki bağımsız hareketler
1071’deki Malazgirt yenilgisinin ardından Bizans’ta yeniden iç karışıklıklar başladı. Tuna çevresindeki Peçenek başbuğları yarı bağımsız yöneticiler hâline geldi.
Bölgeyi yeniden denetim altına almak için gönderilen Nestor, Silistre’deki Peçenek başbuğu Tatoş’la anlaşarak Bizans’a karşı ayaklandı. Bulgaristan’daki Pavlikyanların ve Peçeneklerin desteğini alan Nestor, 1074 dolaylarında İstanbul surlarına kadar ilerledi. Ancak Peçeneklerin kararsız tutumu üzerine kuşatmayı kaldırarak Tuna’ya döndü.
Bizans taht mücadelelerinde Peçenekler
1078’de Nikefor Bryennios ile Nikefor Botaneiates’in taht mücadeleleri sırasında Peçenekler önemli bir askerî güç hâline geldi. Taraflardan biriyle sürekli bir bağlılık kurmak yerine kendi çıkarlarına göre hareket ettiler.
Peçenekler önce Bryennios’a karşı Makedonya’ya girerek Edirne’yi kuşattılar. Bryennios, para ve değerli hediyeler vererek onların geri çekilmesini sağladı.
Daha sonra bazı Peçenek birlikleri Bryennios’un ordusuna katıldı. Aleksios Komnenos ile Bryennios arasında Kalavrye’de yapılan savaşta Peçenekler, Bryennios’un sol kanadının gerisinde ihtiyat kuvveti olarak yer aldı. Savaş sırasında düşman birliklerini geri püskürttüler, ancak ardından ganimet toplamaya başlayarak savaş alanından ayrıldılar. Peçenek desteğini kaybeden Bryennios mağlup edildi.
Basilakios’un isyanında da Peçeneklerden yardım istendi. Peçenekler destek sözü vermelerine rağmen savaş alanına zamanında ulaşmadılar. Bu harekete bazı Kuman gruplarının da katıldığı belirtilmektedir.
Pavlikyanlarla ilişkiler
Filibe ve çevresindeki Pavlikyanlar, Bizans yönetimine karşı zaman zaman Peçeneklerle iş birliği yaptılar. 1078-1081 yıllarında Leka adlı bir Pavlikyan, bir Peçenek başbuğuyla akrabalık kurarak Sofya ile Niş arasında isyan etti.
Leka Bizans yönetimiyle anlaşarak isyanı sona erdirdi. Ancak onunla birlikte hareket eden Peçenekler akınlarını sürdürdüler. Bunlara karşı gönderilen Aleksios Komnenos, manevralarla Peçeneklerin gerisine geçerek Trakya’daki birliklerini bölgeden uzaklaştırdı.
Aleksios Komnenos döneminin başlangıcı
Aleksios Komnenos, 1 Nisan 1081’de Bizans tahtına çıktığında Peçenekler yaklaşık otuz yıldır Balkanların başlıca siyasî ve askerî güçlerinden biriydi. Aşağı Tuna ile Şumnu çevresinde bağımsız yaşayan toplulukların yanında Bizans topraklarına yerleştirilmiş ve imparatorluk ordusunda görev yapan Peçenek grupları da bulunuyordu.
Aleksios’un amacı bağımsız Peçenek topluluklarını Bizans hâkimiyetine almak ve onların askerî gücünden yararlanmaktı. Bu mücadelede Bizans’ın daha sonra başvuracağı başlıca güç Kumanlar olacaktı.Metni, Peçenekler maddesinin akışına uygun biçimde kısaltarak düzenledim:
Aleksios Komnenos döneminde Bizans-Peçenek mücadelesi
Bizans’ın durumu
Bizans İmparatorluğu, II. Basileios’un ölümünden sonra uzun süren taht mücadeleleri ve dış saldırılar nedeniyle zayıfladı. 1056-1081 yılları arasında hükümdarlar sık sık değişti. Anadolu’daki büyük toprak sahipleriyle merkezî yönetim arasındaki çekişmeler de devlet düzenini sarstı.
Aynı dönemde Bizans üç ayrı cephede baskı altındaydı. Peçenekler Balkan vilayetlerine akınlar düzenliyor, Normanlar Adriyatik yönünden ilerliyor, Selçuklular ise Anadolu’da hâkimiyetlerini genişletiyordu. Malazgirt yenilgisinden sonra imparatorluğun askerî ve iktisadî gücü daha da geriledi.
Aleksios Komnenos, 1 Nisan 1081’de III. Nikeforos Botaneiates’i tahttan indirerek imparator oldu. Tahta çıktığında Bizans’ın Anadolu’daki topraklarının büyük bölümü Türklerin eline geçmiş, Balkanlarda ise Peçenekler önemli bir güç hâline gelmişti.
Aleksios, Anadolu’daki Türk beylikleriyle doğrudan savaştan mümkün olduğunca kaçınarak önceliği Balkanlardaki tehlikelere verdi. Normanlarla ve Peçeneklerle mücadele edebilmek için yeni askerler topladı. Devletin mali yetersizliği nedeniyle vergileri artırdı ve kilise mallarından yararlandı.
Anadolu’nun Türkler tarafından fethi
1071 Malazgirt Muharebesi’nden sonra Türk kuvvetleri kısa sürede Anadolu’nun içlerine ve kıyı bölgelerine kadar ilerlediler. Kutalmışoğlu Süleyman, Dânişmend Bey ve diğer Türk beyleri farklı bölgelerde hâkimiyet kurdular.
Kutalmışoğlu Süleyman, 1077’den sonra Anadolu’daki başlıca Türk hükümdarı hâline geldi. İznik’i ele geçirerek başkent yaptı. Sivas, İzmir ve Efes çevresinde de Türk beylikleri kuruldu. Böylece Bizans’ın Anadolu üzerindeki denetimi büyük ölçüde sona erdi.
Süleyman Şah’ın 1086’daki ölümünden sonra Türk beyleri arasında mücadeleler başladı. Aleksios Komnenos bu ayrılıklardan yararlanmak istedi. İznik yöneticisi Ebülkasım’ın yardım istemesi üzerine Tatıkios kumandasında bir Bizans ordusu bölgeye gönderildi. Ancak karşısındaki kuvvetlerin üstünlüğü nedeniyle Tatıkios geri çekildi.
Bizans’ın Anadolu’daki girişimlerinin sonuçsuz kalmasında Balkanlarda yeniden başlayan Peçenek saldırıları da etkili oldu.
Travl’in Peçeneklerle ittifakı
Aleksios Komnenos tahta çıktığında Peçeneklerin başlıca kuvvetleri Aşağı Tuna ile Şumnu yakınlarındaki Yüz Tepe çevresinde bulunuyordu. Silistre, Tatoş adlı bir Peçenek başbuğunun elindeydi. Başka Peçenek beylerinin de Tuna şehirlerini denetlediği anlaşılmaktadır.
Bu toplulukların yalnız göçebelikle değil, tarımla da uğraştıkları belirtilmektedir. Özellikle darı yetiştiriyorlardı.
1083’te Normanlarla yapılan savaş sırasında Bizans ordusundaki yaklaşık 2.800 Pavlikyan birliği imparatoru terk ederek Filibe’ye döndü. Aleksios, savaşın ardından Pavlikyanların mallarına el koydurdu ve birçok kişiyi hapsettirdi. Bu uygulamalar Filibe çevresinde büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.
Sarayda görev yapan Travl adlı bir Pavlikyan, yakınlarının uğradığı muameleyi öğrenince 1084’te Filibe’ye kaçtı ve Bizans’a karşı ayaklandı. Beliatoba adlı kaleyi ele geçirerek çevredeki Bizans görevlilerine saldırdı.
Travl, 1086’da Peçeneklerden yardım istedi. Peçeneklerin isyana katılması üzerine Aleksios, Pakurianos ve Branas kumandasındaki bir orduyu bölgeye gönderdi. Bizans kuvvetleri, sayıca üstün Peçeneklerle yapılan savaşta ağır yenilgiye uğradı. Her iki kumandan da öldürüldü.
Bu yenilgi üzerine Anadolu’da bulunan Tatıkios geri çağrıldı. Edirne’de yeni askerler topladı ve ücretli Frank birliklerini ordusuna kattı. Filibe yönünde ilerleyen Tatıkios, erzak toplamaktan dönen bir Peçenek birliğini mağlup etti.
Daha sonra Bizans ve Peçenek orduları bir nehir kıyısında karşı karşıya geldi. İki taraf da saldırıya geçmekten kaçındı. Üç gün süren bekleyişin ardından Peçenekler geceleyin geri çekildi. Tatıkios’un kuvvetleri, çoğunlukla piyade oldukları için onları yakalayamadı. Buna rağmen Filibe çevresi geçici olarak Peçenek akınlarından kurtuldu.
Çelgü ve Solomon’un Bizans seferi
1087 ilkbaharında daha büyük bir Peçenek ordusu Bizans topraklarına girdi. Ordunun başında Çelgü adlı bir Peçenek başbuğu bulunuyordu. Tahttan indirilmiş Macar Kralı Solomon ile bazı Macar ve Kuman grupları da sefere katıldı.
Kaynaklarda ordunun 80.000 kişiden oluştuğu belirtilmekle birlikte bu sayının kesinliği şüphelidir. Peçenekler Lüleburgaz çevresindeki köyleri ve şehirleri yağmaladıktan sonra Skoteinon adlı yerde karargâh kurdular.
Aleksios Komnenos, Nikolaos Maurokatakalon kumandasında bir ordu gönderdi. Peçenekler Bizans kuvvetlerinin hareketlerini izleyerek düzenli biçimde geri çekildiler. Daha sonra iki ordu karşı karşıya geldi.
Bizans kumandanı başlangıçta Peçeneklerin sayıca üstün olması nedeniyle savaştan kaçınmak istedi. Ancak subayların ısrarıyla saldırıya karar verdi. Çarpışma Bizans’ın üstünlüğüyle sonuçlandı. Çelgü savaşmayı sürdürürken aldığı yaralar nedeniyle öldü. Batı kaynaklarına göre Macar Kralı Solomon da bu savaşta hayatını kaybetti.
1087 ilkbaharındaki bu zaferden sonra Bizans ordusu İstanbul’a döndü. Ancak Peçeneklerin yeniden saldırabileceğini düşünen Aleksios, kardeşi Adrianos Komnenos’u bir orduyla Trakya’ya gönderdi.
1087 Silistre Seferi ve Bizans’ın Yenilgisi
Çelgü’nün ölümünden sonra Peçenekler Tuna boylarına çekildi. Aleksios Komnenos, yeni bir saldırıyı önlemek amacıyla Peçenek boylarına para ve hediyeler göndererek aralarında ayrılık çıkarmaya çalıştı. Ancak Peçenekler birliklerini korudu.
Bizans yönetimi bunun üzerine Peçenekleri Aşağı Tuna’dan çıkararak bölgeyi yeniden denetim altına almaya karar verdi. Aleksios, 1087 yazında büyük bir orduyla Edirne’den hareket etti ve Lardea’ya ulaştı. Burada yaklaşık kırk gün boyunca diğer birliklerin gelmesini bekledi.
Bizans donanması da Karadeniz üzerinden Tuna’ya gönderildi. Plana göre donanma Peçeneklerin kuzeye çekilmesini engelleyecek, kara ordusu ise Balkanları aşarak onların ana kuvvetlerini imha edecekti. Deneyimli kumandanlar Balkanların geçilmesine karşı çıktı. Ancak genç kumandanların görüşü ağır bastı ve sefer sürdürüldü.
Peçenek elçilerinin tutuklanması
Bizans ordusunun ilerlediğini öğrenen Peçenekler, zaman kazanmak amacıyla 150 kişilik bir elçilik heyeti gönderdi. Barış yapılması hâlinde Bizans’ın hizmetine 30.000 atlı verebileceklerini bildirdiler.
Aleksios bu teklifi reddetti. Daha önceden bilinen güneş tutulmasını elçilerin niyetini sınamak için bir işaret gibi gösterdi. Tutulmanın gerçekleşmesinden sonra Peçenek elçilerinin tutuklanmasını emretti.
İstanbul’a gönderilen elçiler, yolda bağlarını çözerek muhafızlarını öldürdüler ve dağ yollarından kavimdaşlarının yanına döndüler. Bunun üzerine Aleksios, Peçenekler hazırlanmadan önce saldırmak amacıyla ilerleyişini hızlandırdı.
Silistre Kuşatması
Bizans ordusu Demirkapı geçidinden Balkanları aştı ve Biçina Irmağı boyunca ilerledi. Çevrede dolaşan Peçenek atlıları, ordudan ayrılan askerleri yakalıyor ve ikmal faaliyetlerini güçleştiriyordu.
Aleksios önce Pliska yakınındaki Simeon Tepesi’ne, ardından Silistre çevresindeki bir nehir kıyısına ulaştı. Ordu karargâh kurarken Peçenek atlıları ani bir baskın düzenledi. Çok sayıda esir aldıktan sonra geri çekildiler. Baskın sırasında imparatorun çadırının yıkılması Bizans askerleri arasında kötüye yoruldu.
Silistre, Tatoş adlı Peçenek başbuğunun idaresindeydi. Tatoş, savunmayı adamlarına bırakarak Kumanlardan yardım istemeye gitti. Bizans kuvvetleri şehir surlarını aşmayı başardı, ancak iç kaleleri ele geçiremedi.
Peçenekler şehrin gerisindeki tepelerden sürekli saldırılar düzenledi. Kuşatmanın uzaması ve ordunun yıpranması üzerine Aleksios geri çekilmeye karar verdi.
Silistre Muharebesi
Bizans ordusunun çekilmeye başladığını öğrenen Peçenekler saldırıya geçti. Aleksios, ordunun ağırlıklarını Balkan geçitlerine yakın bir bölgeye göndererek birliklerini savaş düzenine soktu.
Bizans ordusunun merkezinde imparator ile kardeşi Adrianos bulunuyordu. Sol kanada Nikeforos Melissenos, sağ kanada Kastamonites ve Tatıkios kumanda ediyordu. Orduda Frank, Varang ve Türk kökenli ücretli birlikler de vardı.
Peçenekler savaş alanına aileleri ve arabalarıyla geldiler. Arabaları yan yana dizerek bir savunma hattı oluşturdular. Kadınlar ve çocuklar bu hattın gerisinde bulunuyor, savaşçılar ise arabaların arkasından ok ve mızraklarla saldırıyordu.
Bizans kuvvetleri gün boyunca Peçenek mevzilerine saldırdı. Ancak Peçenekler hücumları geri çevirdi. Arabalara yaklaşan bazı askerler kementlerle yakalandı. Romanos Diogenes’in oğlu Leon da çatışma sırasında öldü.
Öğleden sonra Peçenekler karşı saldırıya geçti. Bizans safları dağıldı ve askerler Balkan geçitlerine doğru kaçmaya başladı. Çok sayıda asker öldürüldü, yaralandı veya esir alındı. Karanlığın çökmesi Bizans ordusunun bütünüyle imha edilmesini önledi.
Aleksios Komnenos güçlükle Goloe’ye, ardından Beroe’ye çekildi. Sefer, Bizans’ın ağır yenilgisiyle sonuçlandı.
Esirlerin fidye karşılığında serbest bırakılması
Peçenekler, tutuklanan elçilerinin karşılığı olarak Bizans esirlerini öldürmeyi tartıştılar. Ancak yapılan toplantıda esirlerin fidye karşılığında bırakılması kararlaştırıldı.
Esirler arasında bulunan Nikeforos Melissenos, serbest bırakılmaları hâlinde yüksek miktarda ödeme yapılacağını bildirdi. İstanbul’dan getirilen paralar karşılığında Bizanslı esirler kurtarıldı.
Peçenek-Kuman çatışmasının başlaması
Silistre hâkimi Tatoş’un yardım çağrısıyla harekete geçen Kumanlar, savaş sona erdikten sonra bölgeye ulaştılar. Peçeneklerin büyük miktarda ganimet ve esir ele geçirdiğini görünce bunlardan pay istediler.
Peçenekler ganimeti paylaşmayı reddedince iki topluluk arasında savaş çıktı. Kumanlar üstün gelerek Peçenekleri Uz Limanı veya Uz Bataklığı olarak anılan bölgeye çekilmek zorunda bıraktılar.
Kumanlar erzak yetersizliği nedeniyle daha sonra kuzeye döndüler. Bununla birlikte saldırıları, Peçeneklerin Silistre zaferinin ardından Bizans üzerine yürümesini engelledi. Böylece Aleksios Komnenos, Peçenek baskısından geçici olarak Kumanların müdahalesi sayesinde kurtuldu.
Kumanlar
Aleksios Komnenos, Peçeneklerle tek başına mücadele edemeyeceğini anlayınca Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Kumanlarla ittifak kurmaya yöneldi. Böylece Kumanlar, XI. yüzyılın sonlarından itibaren Bizans-Peçenek mücadelesinin başlıca unsurlarından biri oldu.
Rus kaynaklarında Polovets, Doğu kaynaklarında Kıpçak, Bizans ve Batı kaynaklarında ise Kuman adıyla anılan bu Türk topluluğu, XI. yüzyılın başlarında Yayık ve İrtiş çevresinden batıya ilerledi. Uzları ve Peçenekleri yerlerinden ederek Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara hâkim oldu. Bu saha daha sonra Deşt-i Kıpçak adıyla tanındı.
Kumanlar merkezî bir devlet kurmadılar. Ayrı hanlar ve kabile reisleri tarafından yönetildiler. XI. yüzyılın sonlarında Boncak ve Tugorkan adlı başbuğlar öne çıktı.
1087 Silistre Seferi sırasında Peçenek başbuğu Tatoş, Bizans’a karşı Kumanlardan yardım istedi. Ancak Kumanlar savaş sona erdikten sonra bölgeye ulaştı. Ganimetten pay alamayınca Peçeneklerle çatıştılar ve onları mağlup ettiler.
Bu olaydan sonra Bizans, Peçeneklere karşı Kumanlarla yakınlaşmaya başladı. Kumanların müdahalesi, Peçeneklerin Balkanlardaki gücünün kırılmasında belirleyici oldu.
Bizans-Peçenek Barışı
Silistre zaferinden sonra Peçenekler Balkan geçitlerini aşarak Trakya’yı yağmaladı. Aynı sırada Kumanların da Tuna’ya yaklaşması Bizans için ikinci bir tehdit oluşturdu. Aleksios Komnenos bu nedenle Peçeneklerle barış yaparak Kumanları hediyelerle geri göndermeyi tercih etti.
Bizans, Peçeneklerin Tuna boyunda kalmasını kabul etti. Ancak Kuman tehlikesi ortadan kalkınca Peçenekler barışı bozarak Filibe’yi ele geçirdi ve İstanbul surlarına kadar ilerledi. Aleksios, İpsala’ya çekilerek yeniden barış istemek zorunda kaldı. Peçenekler 1087-1088 kışını Ergene çevresinde geçirdi.
1088-1090 Peçenek Akınları
Aleksios yeni birlikler kurarak Peçenekleri Trakya’dan çıkarmaya çalıştı. Ancak genç askerlerden oluşturulan birlik Lüleburgaz yakınlarında yenildi. Bizans kuvvetleri daha sonra yalnız küçük Peçenek gruplarına karşı sınırlı başarılar kazanabildi.
Peçenekler Keşan ve Çorlu çevresine kadar ilerledi. Bizans ordusu kalelere çekilerek savunmada kaldı. Kaynakta Aleksios’un Çorlu kuşatması sırasında tepeden arabalar salarak Peçenekleri geri püskürttüğü anlatılır; ancak bu anlatının güvenilirliği belirsizdir.
1090’a doğru Peçenek akınları İstanbul çevresine kadar ulaştı. Bizans aynı zamanda Anadolu’daki Selçuklular ve İzmir Beyi Çaka’nın baskısıyla karşı karşıyaydı.
Çaka ile Peçeneklerin Yakınlaşması
İzmir’de güçlü bir donanma kuran Çaka, Ege adalarının bir bölümünü ele geçirdi. Bizans’ın Balkanlarda Peçeneklerle uğraşması onun güçlenmesini kolaylaştırdı.
Çaka, Peçeneklere elçiler göndererek Gelibolu yönünde ilerlemelerini istedi. Bizans ordusunda bulunan Türk askerlerini de kendi tarafına çekmeye çalıştı. Böylece Bizans’a karşı denizden Çaka’nın, karadan Peçeneklerin saldıracağı ortak bir cephe ortaya çıktı.
Aleksios bu tehlike karşısında Kumanlardan ve Batı Avrupa’dan yardım istedi. Trakya ile Makedonya’da Bulgar ve Ulahlardan yeni birlikler toplanmasını emretti.
Lebunium Muharebesi (29 Nisan 1091)
1087'de Silistre yakınlarında kazanılan zaferden sonra Peçenekler dört yıla yakın süre Trakya ve Balkanlar'da etkili oldu. Akınlar sırasında Marmara kıyılarına kadar ilerlediler ve Bizans üzerinde sürekli baskı kurdular. Ancak bu dönemde Peçenek nüfusu önceki yıllara göre azalmıştı. Uzların baskısıyla batıya çekilen topluluğun bir kısmı Macaristan'a, bir kısmı Bizans topraklarına yerleşmiş, uzun süren savaşlar da askerî güçlerini yıpratmıştı. Buna rağmen savaşçılıkları ve hareket kabiliyetleri Bizans için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyordu.
Bizans yönetimi, Tuna ile Balkan Dağları arasında güçlü bir Peçenek varlığının kalıcı hâle gelmesini istemiyordu. Bu nedenle Aleksios Komnenos, Peçenekleri ortadan kaldırmak amacıyla büyük askerî ve diplomatik hazırlıklara girişti. En önemli adım ise Peçeneklerin eski rakibi olan Kumanlarla ittifak kurulması oldu.
1091 baharında Peçeneklerin yeniden harekete geçmesi üzerine Bizans ordusu Meriç ağzındaki Enez çevresinde toplandı. Aynı sırada Kumanlar da Bizans'ın daveti üzerine yaklaşık 40 bin kişilik bir kuvvetle bölgeye ulaştı. Kuman ordusuna Manyak ve Togortak adlı başbuğlar komuta ediyordu. Bizans ile Kumanlar arasında yapılan anlaşmayla Peçeneklere karşı ortak harekât kararlaştırıldı.
Muharebeden önce Peçenekler hem Bizans'la hem de Kumanlarla görüşerek anlaşma sağlamaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Taraflar son hazırlıklarını tamamladıktan sonra 29 Nisan 1091 Salı günü Lebunium'da karşı karşıya geldi.
Bizans ordusunda sağ kanadı Georgios Palaiologos, sol kanadı Konstantinos Dalassenos yönetiyordu. Orduda Frank ücretli askerleri ile Uzan'ın idaresindeki Türk birlikleri de bulunuyordu. Kuman kuvvetleri ise savaşın ağırlığını taşıyan unsur durumundaydı.
Muharebenin başlangıcında Bizans ve Kuman birlikleri birlikte taarruza geçti. Çatışmalar Peçeneklerin araba tahkimatları önünde yoğunlaştı. Savaş sırasında bazı Peçenekler Kuman tarafına geçmeye çalıştı. Bizans komutanlığı bunun iki Türk topluluğu arasında bir birleşmeye dönüşmesinden endişe ederek geçişleri engellemeye çalıştı.
Çarpışmalar gün boyunca büyük şiddetle devam etti. Sonunda Kumanların üstünlüğü belirginleşti ve Peçenek savunması çöktü. Savaş meydanı ölülerle dolmuş, Peçenek kadın ve çocukları da katliamdan kurtulamamıştı. Çok sayıda Peçenek esir alındı ve askerî güçleri fiilen ortadan kaldırıldı.
Lebunium Muharebesi, Peçenek tarihinin dönüm noktası oldu. Bu yenilgiyle birlikte Peçeneklerin Balkanlar'daki askerî ve siyasî varlığı sona erdi. Kaynakta bu olay, "bir milletin bir günde yok olması" şeklinde tasvir edilir.
Muharebe Sonrası
Muharebenin ardından Bizans'ın elinde çok sayıda Peçenek esiri bulunuyordu. Bu esirler geceleyin topluca öldürüldü. Olayın Aleksios Komnenos'un emriyle mi yoksa komutanlarından Synesios'un girişimiyle mi gerçekleştiği konusunda kaynak farklı bir izlenim vermektedir.
Kumanlar ganimetlerini aldıktan sonra Balkanlar'dan ayrıldı. Bizans ise yaklaşık kırk yıldır devam eden Peçenek tehlikesinden kurtuldu. Sağ kalan Peçeneklerin bir bölümü Bizans'ın çeşitli bölgelerine, özellikle Moglena çevresine yerleştirildi. Burada oluşturulan askerî birliklerde hizmet etmeye devam ettiler ve kaynaklarda "Moglena Peçenekleri" adıyla anıldılar.
Kaynak, Lebunium zaferinin gerçek belirleyicisinin Bizans ordusundan ziyade Kumanlar olduğunu vurgular. Bizans'ın zaferi diplomatik ittifak sayesinde kazanılmış, Aleksios Komnenos ise bu başarının siyasî sonuçlarından yararlanmıştır.
Lebunium Muharebesinden Sonra Peçenekler
1091 Lebunium Muharebesi, Peçeneklerin bağımsız ve güçlü bir siyasî topluluk olarak varlığını sona erdirdi. Sağ kalanların bir kısmı Tuna boylarına veya Macaristan’a kaçtı; Bizans’ın eline geçenler ise öldürüldü ya da imparatorluğun çeşitli bölgelerine yerleştirildi.
Peçeneklerin önemli bir bölümü Makedonya’daki Moglena çevresine iskân edildi. Kendilerine toprak verilen bu topluluk çiftçilikle uğraştı ve Bizans ordusunda atlı birlikler hâlinde hizmet etti. Kaynaklarda “Moglena Peçenekleri” adıyla anıldılar. Haçlılara, Normanlara ve Anadolu Selçuklularına karşı yürütülen savaşlarda da Peçenek askerlerinden yararlanıldı.
1122 Peçenek Seferi
Kumanlar arasında yaşayan bazı Peçenek ve Uz toplulukları, XII. yüzyılın başlarında Rus topraklarına sığındı. Daha sonra buradan ayrılan grupların Tuna boyundaki Peçeneklere katıldığı ve 1122’de Bizans topraklarına büyük bir akın düzenlediği anlaşılmaktadır.
İmparator II. Ioannes Komnenos önce hediyeler göndererek Peçenek boylarının arasını açmaya çalıştı. Ardından Bizans ordusu saldırıya geçti. Peçenekler arabalarını daire biçiminde dizerek savunma hattı kurdu. Ancak Bizans hizmetindeki baltalı birliklerin araba tahkimatını parçalaması üzerine mağlup oldular. Esirlerin bir kısmı Bizans topraklarına yerleştirildi ve orduya alındı.
Son Peçenek Grupları
Peçenekler 1152 ve 1154 yıllarında yeniden Tuna’yı geçerek Bizans topraklarına akın düzenledi. XII. yüzyılın ikinci yarısında da küçük Peçenek birliklerinden söz edilmektedir. Bunların bir kısmı Bizans ordusunda ve sınır kalelerinde görev yaptı.
Macaristan’a yerleşenler yerli halk içinde eridi. Tuna’nın doğusunda kalanlar Kumanlarla birleşti. Bizans ve Rus kaynaklarında Peçeneklere ilişkin kayıtlar XII. yüzyılın sonlarına doğru giderek azaldı.
Peçeneklerden Kalan Yer Adları
Peçeneklerin farklı ülkelere dağılması, yer adlarında uzun süre yaşamaya devam eden izler bıraktı. Anadolu, Balkanlar, Doğu Avrupa ve özellikle Macaristan’da Peçenek adından türediği düşünülen çok sayıda köy, mevki ve arazi adı bulunmaktadır.
Anadolu’daki Yer Adları
Bizans, askerî hizmette kullanmak amacıyla bazı Peçenek gruplarını Anadolu’ya yerleştirdi. Kaynaklarda yerleşim alanlarının çoğu belirtilmez. Misis’teki Peçenek garnizonu bu konudaki açık örneklerden biridir.
Osmanlı tapu defterlerinde Peçenek adının değişmiş biçimlerini taşıyan bazı yerleşimler kaydedilmiştir. Elbistan ve Horman çevresinde Küçük Becenek, Büyük Becenek ve benzer adlara sahip köyler bulunuyordu. Halep çevresinde de Peçenek adını hatırlatan yer adlarına rastlanmaktadır. Bu yerlerde yaşayan halkın XVI. yüzyılın sonlarında Müslümanlaşmış olduğu anlaşılmaktadır.
Ankara çevresinde Beçenek, Bala Beçenek ve Peçenek adlı köyler bulunuyordu. Ordu, Şebinkarahisar ve Isparta çevresinde de benzer adlar kaydedilmiştir. Bu kayıtlar Peçeneklerin Anadolu’nun farklı bölgelerine dağılmış olduklarını göstermektedir.
Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki İzler
Bulgaristan, Romanya, Sırbistan ve Güney Rusya’da Peçenek adından türeyen birçok yer adı korunmuştur. Dobruca’da Peçenjaga, Sırbistan’da Peçenoge ve Peçenevce, Romanya’da Peçeneşka adlı yerleşimler bunlar arasındadır.
Orta Çağ kaynaklarında Vardar çevresinde bir “Peçenek yolu”ndan söz edilir. Güney Rusya’da Peçenegi, Polonya ve eski Galiçya bölgesinde Pecenezyn, Peceneja ve benzeri adlar taşıyan yerler bulunmaktaydı. Bu adlar Peçeneklerin Balkanlar ile Doğu Avrupa arasındaki geniş alana yayıldığını göstermektedir.
Macaristan’daki Peçenekler
Peçeneklerle Macarlar arasındaki ilişkiler IX. yüzyılda başladı. İki topluluk zaman zaman savaşmış, zaman zaman ortak hareket etmiştir. Macarların Pannonia’ya yerleşmesinden sonra Peçenek grupları da farklı tarihlerde Macaristan’a gelerek burada iskân edildi.
Peçenekler Macaristan’a kuzeydoğu, doğu ve güney yönlerinden girdi. Karpat geçitleri, Tuna ve Demirkapı başlıca geçiş yollarıydı. Göçler yaklaşık iki yüzyıl sürdü. Son büyük Peçenek grubunun 1123 yılında Bizans yenilgisinden sonra Macaristan’a sığındığı kaydedilmektedir.
Yerleşim Alanları
Peçenekler sınır bölgelerinde ve ülkenin iç kesimlerinde iskân edildi. Sınırdakiler Alman, Çek, Leh ve Bizans yönlerinden gelebilecek saldırılara karşı karakol görevi görüyordu. İç bölgelerde yaşayanlar ise Macar ordusuna hafif süvari sağlıyordu.
Peçenek yerleşimleri özellikle Sopron, Moson, Vas, Komárom, Veszprém, Fejér, Tolna, Heves ve Transilvanya çevresinde yoğunlaşmıştı. Besenyö, Beseneu, Bissen ve benzeri adlarla kaydedilen çok sayıda köy Peçenek varlığının izlerini taşımaktadır.
En büyük yerleşim alanlarından biri Tuna ile Balaton Gölü arasındaki Fejér ve Tolna bölgesiydi. Buradaki Peçenekler eski Macar başkentini güneyden gelebilecek saldırılara karşı koruyordu. Tisa, Maros, Aranka ve Körös nehirlerinin çevresinde de kalabalık Peçenek toplulukları bulunuyordu.
Askerî ve Siyasî Rolleri
Peçenekler Macar hükümdarlarına atlı asker olarak hizmet etti. Keşif, sınır güvenliği, düşmanı takip ve akın görevlerinde kullanıldılar. Çeviklikleri ve savaşçılıkları nedeniyle önemli bir askerî unsur hâline geldiler.
1052’de Alman İmparatoru III. Heinrich’e karşı yapılan savaşa, 1074’teki taht mücadelelerine ve XII. yüzyıldaki çeşitli seferlere katıldılar. Macar kralları, başka ülkelere yardımcı kuvvet gönderirken Peçenek birliklerinden de yararlandı.
Peçenekler başlangıçta kendi beylerinin idaresinde yaşıyordu. Bazı Peçenek aileleri Árpád hanedanıyla yakın ilişkiler kurdu. Peçenek kökenli olduğu belirtilen Samuel Aba, XI. yüzyılda Macar tahtına çıktı. Daha sonraki dönemlerde Peçenek ileri gelenleri kontluk, valilik ve saray görevleri gibi yüksek makamlara ulaştı.
Macarlaşma Süreci
Peçenekler askerî hizmet karşılığında toprak ve bazı ayrıcalıklar elde etti. İç teşkilatlarını ve kabile yapılarını uzun süre korudular. Ancak Macar devletinin güçlenmesi, dışarıdan yeni Peçenek göçlerinin kesilmesi ve Hristiyanlığın yayılması sonucunda giderek yerleşik hayata geçtiler.
XIII. yüzyıldan itibaren kaynaklarda Peçenek adı seyrekleşmeye başladı. Peçenek aristokrasisi Macar soyluları arasına katıldı; halkın geri kalanı da zamanla Macar toplumuyla bütünleşti. Böylece Peçenekler ayrı bir topluluk olarak ortadan kalkarken adları çok sayıda yerleşim isminde yaşamaya devam etti.