Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Kırgızlar

Ansiklo sitesinden
09.46, 19 Temmuz 2026 tarihinde Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 97 numaralı sürüm (Kırgız Kağanlığı’nın Yükselişi (840 sonrası))

Kırgızlar, günümüzde başta Kırgızistan olmak üzere Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk halklarından biridir. Tarih boyunca Yenisey havzası, Altay-Sayan bölgesi, Tanrı Dağları ve Doğu Türkistan çevresinde varlık göstermişlerdir. Kırgızların bilinen en eski tarihî kayıtları Çin kaynaklarında Hun dönemiyle bağlantılı olarak görülür.

Kırgızlar, tarihleri boyunca farklı siyasî oluşumlar içerisinde yer almış; özellikle Kırgız Kağanlığı (840-920) döneminde Orta Asya’nın önemli güçlerinden biri hâline gelmiştir. Bu dönemde Orhun bölgesinde hâkimiyet kuran Kırgızlar, daha sonraki yüzyıllarda Tanrı Dağları çevresine yerleşerek günümüz Kırgız halkının oluşum sürecinde etkili olmuşlardır.

İlk Kayıtlar

Kırgızlar hakkında bilinen ilk yazılı bilgiler Çin kaynaklarında yer almaktadır. Çinli tarihçi Sıma Chien’in (MÖ 145-86) kaleme aldığı Shi Ci (Tarih Kayıtları) adlı eserde, Hun hükümdarı Mo-tun Şanyü’nün (Mete) siyasî birliği sağlaması sırasında hâkimiyeti altına aldığı topluluklar arasında Kırgızların da adı geçmektedir.

Shi Ci’nin 110. bölümünde Mo-tun’un kuzeyindeki toplulukları egemenliği altına aldığı anlatılırken Ge-gun veya Ke-k’un adıyla kaydedilen Kırgızlardan bahsedilir. Bu bilgiler, MÖ 203-201 yılları arasındaki olaylara dayanmaktadır. Buna göre Kırgızlar, yazılı kaynaklarda ilk defa MÖ 201 yılı civarında görülmektedir. Bu dönemde Kırgızların Altay Dağları’nın kuzeydoğu eteklerinde, Kem Irmağı çevresinde yaşadıkları anlaşılmaktadır.

Kırgızlarla ilgili sonraki bilgiler Han dönemi kaynaklarında yer alır. Han Shu (Han Tarihi) adlı eserde, MÖ 99 yılında Hunlara sığınan Çinli generallerden Li Ling’in Kırgızlar üzerine, Wei Lü’nün ise Ting-lingler üzerine görevlendirildiği belirtilmektedir.

Çinli tarihçi Pan Ku’nun (MS 32-92) Chian Han Shu (Han Tarihi) adlı eserinde ise MÖ 49 yılına ait olaylar aktarılır. Bu kaynağa göre Hun hükümdarı Chih Chih Şanyü, Wusunlara karşı kazandığı zaferin ardından kuzeye yönelmiş, daha sonra batıya ilerleyerek Chien-k’unlar (Kırgızlar) üzerine sefer düzenlemiş ve onları hâkimiyeti altına almıştır. Bu dönemde Kırgızların Altay Dağları’nın kuzeydoğusu ile Tannu-Ola ve Sayan dağlarının kuzey kesimlerindeyaşadıkları belirtilmektedir.

Üç Sülale Dönemi’ne ait San Guo Zhi (Üç Sülale İktidarı Vekayinameleri) adlı eserde de Kırgızlar hakkında çeşitli bilgiler verilmektedir. Kaynakta Kırgızların yurdunun Kantszüy’ün kuzeybatısında bulunduğu, yaklaşık 30 bin seçkin asker çıkarabildikleri, hayvancılıkla uğraştıkları, iyi atlara sahip oldukları ve samur kürkü elde ettikleri aktarılmaktadır. Aynı eserde Kırgızların Hun merkezinden ve çevredeki diğer bölgelerden uzaklığına dair bilgiler de yer almaktadır.

Bazı Kırgız tarih araştırmalarında, Pan Ku’nun Kırgızları ifade ederken kullandığı ho (guo) teriminin bir siyasî teşkilatlanmayı ifade ettiği ve Hun hâkimiyetinin zayıflamasıyla birlikte MÖ 56 civarında bağımsız bir Kırgız idarî yapısının ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Ancak bu döneme ait kaynakların sınırlı olması nedeniyle söz konusu siyasî yapının niteliği hakkında kesin değerlendirme yapmak mümkün değildir.

Bu dönemde Kırgızların Tanrı Dağları’nın doğusu, Boro Horo sıradağları ile Dzosotin-Elisun çölü arasındaki bölgelerde etkili oldukları belirtilmektedir. Chih Chih Şanyü’nün MÖ 49 yılında gerçekleştirdiği sefer sonrasında Kırgızların bir kısmının bölgeden ayrıldığı, ancak küçük grupların bazı bölgelerde kalmış olabileceği ifade edilmektedir. Bununla birlikte, Kırgızların bu tarihlerde günümüz Kırgızistan coğrafyasına toplu olarak yerleştiğini gösteren kesin kaynak bulunmamaktadır.

MS I-V. yüzyıllar arasındaki dönemde Kırgızların yerleşim alanlarıyla ilgili farklı bilgiler bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda Kırgızların Tanrı Dağları’nın doğu kesimlerinde yaşadıkları belirtilse de, tarihî yurtlarının büyük bölümünün Yenisey Irmağı çevresi olduğu kabul edilmektedir.

Bu dönemde Kırgızlar, Türk boylarından biri olarak gösterilen Tele (Tölös) topluluklarıyla komşu durumundaydı. Çin kaynaklarında Kırgızlardan, Yantsi (Kara Şehir) bölgesinin kuzeyinde ve Ak Dağ çevresinde yaşayan bir toplulukolarak bahsedilmektedir.

Aynı kaynaklarda, Dinlinler ile Hunlara bağlı bazı toplulukların zaman içerisinde Kırgız boy yapısına dahil olduğu anlaşılmaktadır. MS V. yüzyılda Kırgızlar, Tölöslerle birlikte Çin’den gelen Juan Juanlara karşı mücadele etmiş, ancak yenilerek onların hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmıştır.

I-V. yüzyıllar boyunca Kırgızların boy teşkilatı şekillenmeye başlamıştır. Bu süreçte diğer bozkır topluluklarında olduğu gibi Kırgızların da siyasî ve sosyal yapısı değişmiş, farklı alt boyların birleşmesiyle daha belirgin bir topluluk yapısı ortaya çıkmıştır.

Göktürkler Dönemi (552-630 / 680-745)

Hun döneminden sonra Çin kaynaklarında Kırgızlar hakkında verilen bilgiler azalmış, ancak Göktürk Kağanlığı’nın kurulmasıyla birlikte Kırgızlar yeniden siyasî olaylarda önemli bir topluluk olarak görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde Çin kaynakları, Kırgızların kökenleri ve yaşadıkları bölgeler hakkında çeşitli bilgiler aktarmaktadır.

Tang Hanedanlığı döneminde hazırlanan Chou Shu (Chou Hanedanı Tarihi) adlı eserde Türklerin ve Kırgızların kökenlerine dair efsanevî anlatımlar bulunmaktadır. Bu anlatıya göre Kırgızlar, Abakan ve Kem (Yenisey) ırmakları arasında yaşayan Ch’i-ku adlı toplulukla ilişkilendirilmiştir. Bu bilgiler, Göktürk döneminde Kırgızların Abakan ve Kem çevresinde yaşayan, siyasî ve askerî güce sahip bir topluluk olduğunu göstermektedir.

552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, kısa sürede geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurmuş ve kuzey bölgelerde yaşayan toplulukları egemenliği altına almıştır. Mukan Kağan döneminde (553-572) kuzeyde yaşayan Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etmiştir. Çin kaynaklarında bu durum, Göktürklerin Ch’i-ku (Kırgız) topluluğunu kendilerine bağlaması şeklinde aktarılmaktadır.

Göktürklerin güçlenmesiyle birlikte Kırgızlar, Orta Asya’daki siyasî dengelerde önemli bir topluluk olarak varlıklarını sürdürmüştür. 568 yılında Batı Göktürk hükümdarı İstemi Yabgu’yu ziyaret eden Bizans elçisi Zemarkhos’a sunulan hediyeler arasında bir Kırgız cariyenin bulunduğuna dair bilgiler yer almaktadır. Bu kayıt, Kırgızların Göktürk hâkimiyet alanı içinde bilinen bir topluluk olduğunu göstermektedir.

582 yılında Göktürk Kağanlığı’nın Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılması, ardından 630 yılında yıkılması sonrasında bölgede siyasî değişimler yaşanmıştır. Bu dönemde Göktürk hâkimiyetindeki boylar güç kazanmaya başlamış, Kırgızlar bir süre Sir Tarduşların etkisi altında kalmıştır. Kırgızların yönetiminde Sir Tarduşlar tarafından gönderilen ilteber görev yaparken, bazı Kırgız yöneticileri de idarede söz sahibi olmuştur.

VII. yüzyıl ortalarında Kırgızlar Çin ile siyasî ilişkiler kurmuştur. 648 yılında Kırgızlar Tang sarayına elçi göndermiş, daha sonra Kırgızların ilteber unvanlı yöneticisi Çin sarayında kabul edilmiştir. 650 yılında Çin yönetimi tarafından kurulan idarî teşkilat içinde Chien-k’un (Kırgız) Askerî Valiliği oluşturulmuş ve Kırgız yöneticisi askerî vali olarak görevlendirilmiştir.

Kırgız tarih araştırmalarında, 630 yılından itibaren Yenisey ve Minusinsk havzası merkezli bir Kırgız siyasî yapılanmasının ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Kırgızların kendi yöneticilerine sahip olmaları ve Çin ile diplomatik ilişkiler yürütmeleri, bu dönemde belirli bir idarî yapıya sahip olduklarını göstermektedir. Bu yapı bazı araştırmalarda Yenisey Kırgız Devleti olarak adlandırılmaktadır.

682 yılında II. Göktürk Kağanlığı’nın kurulmasıyla birlikte Göktürkler eski hâkimiyet alanlarını yeniden ele geçirmek için seferlere başlamıştır. Bu süreçte Kırgızlar da Göktürk ordularının hedeflerinden biri olmuştur. Tonyukuk Yazıtı’nda, Kırgızların güçlü bir kağana ve askerî güce sahip olduğu, ancak Göktürk ordusunun zorlu Kögmen (Sayan) bölgesini aşarak Kırgızlar üzerine sefer düzenlediği anlatılmaktadır.

Tonyukuk’un aktardığına göre Göktürk ordusu Kırgızları hazırlıksız yakalamış, yapılan savaş sonucunda Kırgız kağanı öldürülmüş ve Kırgız boyu yeniden Göktürk hâkimiyetini kabul etmiştir. Bu anlatım, Kırgızların VII. yüzyıl sonlarında güçlü bir siyasî teşkilata sahip önemli Türk topluluklarından biri olduğunu göstermektedir.

709-710 yıllarında Kırgızlar yeniden Göktürk seferlerinin hedefi olmuştur. Kül Tegin Yazıtı’nda, Göktürk ordusunun Kögmen Dağları’nı aşarak Kırgız ülkesine ulaştığı ve yapılan mücadelelerden sonra bölgenin yeniden düzenlendiği belirtilmektedir. Bu dönemde Kırgızların başında Bars Beg Kağan bulunmaktaydı. Bars Beg’in Göktürk hanedanıyla akrabalık kurduğu, ancak daha sonra Göktürklerle mücadele sırasında öldüğü aktarılmaktadır.

Kırgızların Göktürk döneminde Çin ile diplomatik ilişkileri devam etmiştir. Kırgızlar 708 yılında ve 713-755 yılları arasında Tang sarayına elçiler göndermiştir. 731 yılında Kül Tegin’in cenaze törenine Kırgız kağanını temsilen Tarduş İnançu Çor katılmıştır. II. Göktürk Kağanlığı’nın 744 yılında sona ermesiyle birlikte bölgede Uygurların yükselişi başlamış ve Kırgızların tarihinde yeni bir dönem ortaya çıkmıştır.

Uygurlar Dönemi (745-840)

745 yılında Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasıyla Uygurlar Ötüken merkezli yeni bir devlet kurmuştur. Uygurların hâkimiyet kurduğu dönemde Kırgızlar, Yenisey bölgesinde önemli bir siyasî ve askerî güç olarak varlıklarını sürdürmüştür.

Uygur Kağanlığı’nın kurucusu Kutlug Bilge Kül Kağan’ın ardından tahta geçen Moyen-Çor (747-759), Uygur hâkimiyetini genişletmiş ve kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve diğer topluluklarla mücadele ederek egemenlik alanını genişletmiştir. Bu süreçte Yenisey bölgesi de Uygur hâkimiyet sahasına dahil edilmiştir.

758 yılında Uygurların Kırgızlar üzerinde kesin hâkimiyet kurduğu anlaşılmaktadır. Çin kaynaklarında Kırgızlar Chia-chia-ssu adıyla kaydedilmiş ve bu dönemde Çin ile doğrudan siyasî ilişkiler kuramamışlardır. Uygurlar, Kırgızların yöneticisi A-je (Aco) unvanını taşıyan reise makam ve unvan vermiştir.

Uygur hâkimiyetine karşı Kırgızların zaman zaman mücadele ettiği görülmektedir. Bögü Kağan döneminde (779-789) çıkan bir Kırgız ayaklanması üzerine Uygurlar tarafından sefer düzenlenmiş ve Kırgızlar yenilgiye uğratılmıştır.

IX. yüzyılın başlarında Kırgızların siyasî gücü yeniden artmıştır. Kırgız A-je’si 818 yılında kendi kağanlığını ilan etmiş, bunun üzerine Uygur Kağanlığı Kırgızlar üzerine askerî sefer düzenlemiştir. Ancak Uygur ve Kırgızlar arasındaki mücadeleler 840 yılına kadar kesin bir sonuç vermeden devam etmiştir.

Uygur Kağanlığı’nın zayıflamasıyla birlikte Kırgızlar yeniden güç kazanmıştır. Uygurların gönderdiği ordular Kırgızlar karşısında başarılı olamamış, Uygur kumandanlarından Küllüg Baga (Chü-lü Moho) da Kırgız A-je’sine destek vererek Uygur merkezine yapılan saldırıda rol oynamıştır.

840 yılında Kırgızların düzenlediği baskın sonucunda Uygur Kağanı Ho-sa öldürülmüş ve Uygur Kağanlığı büyük bir yenilgiye uğramıştır. Kırgızlar, Uygur merkezindeki altın otağı ve Çinli prenses T’ai-ho’yu ele geçirmiştir. Bu gelişmenin ardından Kırgız A-je’si merkezini Tannu-Ola Dağları’nın güneyine taşımıştır.

Uygur Kağanlığı’nın yıkılmasıyla Uygurlar Ötüken bölgesini terk ederek farklı bölgelere göç etmiş; Karluk ülkesine, Çin sınırlarına ve Orta Asya’daki ticaret merkezlerine yönelmişlerdir. Bu göçler sonucunda Kan-Çou ve Turfan merkezli yeni Uygur devletleri ortaya çıkmıştır.

840 yılındaki zafer, Kırgızların Orta Asya bozkırlarında büyük bir siyasî güç haline gelmesini sağlamış ve Yenisey Kırgızlarının tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Kırgız Kağanlığı (840-920)

840 yılında Uygur Kağanlığı’nın yıkılmasının ardından Kırgızlar, Yenisey merkezli güçlü bir siyasî yapı kurmuşlardır. Kırgız tarih çalışmalarında bu devlet, bazı araştırmacıların kullandığı “Büyük Kırgız Devleti” (Uluu Kırgız Döölötü)adıyla da anılmaktadır.

Kırgız lideri A-je, Uygurların yenilgisinden sonra merkezini Tannu-Ola (Lao) Dağları’nın güneyine taşımış ve bölgede hâkimiyetini genişletmeye başlamıştır. Yeni kurulan Kırgız Kağanlığı, kuruluşundan itibaren Çin ile diplomatik ilişkiler kurarak uluslararası alanda tanınmaya çalışmıştır.

Kırgızlar ilk olarak Çin’e bir elçilik heyeti göndermiş, ancak bu heyet Uygur Kağanı Üge tarafından engellenmiştir. Bunun üzerine 842 yılında T’ang Hanedanlığı’na yeni bir elçilik heyeti gönderilmiştir. Kırgız elçileri Çin sarayında Uygurların durumu, Çinli prenses T’ai-ho’nun akıbeti ve Uygurlara karşı yapılacak askerî faaliyetler hakkında görüşmeler gerçekleştirmiştir.

843 yılında Kırgız A-je’si tarafından gönderilen yeni elçilik heyetiyle Çin-Kırgız ilişkileri daha da gelişmiştir. Çin imparatoru, Kırgızlarla ilişkileri düzenlemek amacıyla Kırgızlar hakkında kapsamlı bir rapor hazırlatmış ve Kırgız kağanını resmen tanımaya yönelik adımlar atmıştır. 847 yılında Çin elçisi Li Ye, Kırgız merkezine giderek Kırgız kağanına unvan vermiştir.

Kırgız Kağanlığı bu dönemde yalnızca diplomatik alanda değil, askerî açıdan da etkili olmuştur. 847 yılında Kırgız komutanı Apa, Uygurları destekleyen Shih-wei topluluğu üzerine büyük bir sefer düzenlemiştir. Yaklaşık 70 bin kişilik Kırgız ordusu bu mücadelede başarı kazanmış, Uygurların bir kısmı farklı bölgelere çekilmek zorunda kalmıştır.

Kırgızlar IX. yüzyıl boyunca Çin ile ilişkilerini sürdürmüştür. Çin kaynaklarına göre 860 ve 873 yıllarında Kırgız kağanı tarafından Tang sarayına elçilik heyetleri gönderilmiş; Çin kültürü, kitapları ve takvimi hakkında bilgi edinmek, Çin sınırlarında yaşayan Uygurlara karşı hareket etmek ve diplomatik ilişkileri geliştirmek amacıyla görüşmeler yapılmıştır.

X. yüzyılın başlarından itibaren uzun süren mücadeleler ve siyasî değişimler sonucunda Kırgızların bir kısmı Orta Asya bozkırlarından Sayan Dağları ve Minusinsk Vadisi çevresine çekilmeye başlamıştır. Bunun sonucunda yaklaşık 920’li yıllarda Kırgız Kağanlığı siyasi varlığını kaybetmiştir. Kırgızların hâkim olduğu bölgeler daha sonraki dönemde Kara Hıtayların etkisi altına girmiştir.

IX-X. yüzyıllar arasındaki Kırgız Kağanlığı dönemi, Kırgızların bağımsız bir devlet teşkilatı kurdukları, Çin ve çevre devletlerle diplomatik ilişkiler geliştirdikleri ve Orta Asya siyasetinde önemli bir güç haline geldikleri dönemdir.

X-XIII. Yüzyıllar

Kırgız Kağanlığı’nın zayıflamasından sonra Kırgızların siyasî tarihi hakkında bilgiler azalmakta, ancak yaşadıkları bölgeler Orta Asya’daki büyük devletlerin hâkimiyet alanı içinde kalmaya devam etmektedir.

840-1212 yılları arasında günümüz Kırgızistan coğrafyasında Karahanlı Devleti hüküm sürmüştür. 1042 yılında Doğu ve Batı olmak üzere iki kola ayrılan Karahanlıların doğu kolunun merkezleri Balasagun ve Kaşgar, batı kolunun merkezleri ise Özgön ve Semerkant olmuştur. Doğu Karahanlılar 1090 yılında Selçukluların, 1133 yılında ise Karahıtayların hâkimiyetini kabul etmiştir. Doğu Karahanlı Devleti 1211 yılında Karahıtaylar tarafından, Batı Karahanlı Devleti ise 1212 yılında Harzemşahlar tarafından ortadan kaldırılmıştır.

1133-1211 yılları arasında günümüz Kırgızistan coğrafyası Karahıtayların hâkimiyetinde kalmıştır. Karahıtaylar, Beş Balık çevresinden Amu Derya’ya, Hotan’dan Balkaş Gölü’ne kadar uzanan geniş bir sahada güçlü bir siyasî yapı oluşturmuştur.

Karahanlı dönemi, Kırgızistan coğrafyasının siyasî, kültürel ve ekonomik tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu bölgede yaşayan Kırgızlar, Karahanlı döneminde oluşan maddî ve manevî kültür mirasının sonraki dönemlere aktarılmasında rol oynamıştır.

XI-XII. yüzyıllarda Kırgızlar hakkında kaynaklardaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Moğol istilası öncesinde Kırgızların bir kısmı Yenisey bölgesinde, özellikle Kemciket çevresinde ve Moğol Altayı yakınlarında yaşamaktaydı. Bu dönemde Kırgızlar arasında küçük siyasî teşkilatlanmaların bulunduğu, yöneticilerin inal unvanını taşıdığı belirtilmektedir.

XIII. yüzyıl başlarında Moğol İmparatorluğu’nun ortaya çıkmasıyla birlikte Kırgızların yaşadığı bölgeler Moğol hâkimiyeti altına girmiştir. Bununla birlikte Kırgız toplumu bu dönemde boy teşkilatı temelinde varlığını sürdürmüştür.

Moğol İmparatorluğu Dönemi

1206 yılında gerçekleştirilen kurultayda Temuçin, Moğol boyları tarafından han seçilmiş ve Cengiz Han unvanını almıştır. Orta Yenisey, Tuva ve Altay bölgelerinde yaşayan Kırgızlar, 1207 yılında Cengiz Han’a hediyeler sunarak bağlılıklarını bildirmişlerdir.

Ancak 1217 yılında Türk dilli Tumatların Moğol hâkimiyetine karşı ayaklanmasıyla birlikte Kırgızlar da Moğollarla karşı karşıya gelmiştir. Cengiz Han, isyanı bastırmak amacıyla Baragul Noyon komutasında bir ordu göndermiş ve Tumatlar yenilgiye uğratılmıştır. 1218 yılında Moğol vergi görevlilerinin ağır talepleri üzerine yeniden başlayan Tumat isyanında Cengiz Han Kırgızlardan askerî destek istemiş, ancak Kırgızlar bu talebi kabul etmeyerek Tumatların yanında yer almıştır.

Tumat ve Kırgızların oluşturduğu birlik, Kırgız komutan Kurlun’un yönetiminde Moğollara karşı mücadele etmiş, ancak Cuci komutasındaki Moğol ordusu karşısında yenilmiştir. Bu sefer sonucunda Tuva, Minusinsk havzası ve Altay bölgelerinde Moğol hâkimiyeti sağlanmıştır. Çok sayıda insan öldürülmüş, bir kısmı esir alınmış, hayatta kalanların bir bölümü ise ormanlık alanlara ve başka bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu gelişmelerin ardından Sayan-Altay bölgesinin yönetimi Cuci’ye bırakılmıştır.

Ögedey Kağan döneminde Moğollar, hâkimiyetleri altındaki topluluklarla ilişkileri güçlendirmek amacıyla bölgedeki bey aileleriyle akrabalık ilişkileri kurmuştur. Bu çerçevede Ögedey’in Merkit ve Kırgız beylerinin kızlarıyla evlendiği belirtilmektedir.

1227 yılında Cengiz Han’ın ölümünden sonra Kırgızların yaşadığı bölgeler, Doğu Türkistan ve Orta Asya ile birlikte Çağatay Ulusu yönetimine bırakılmıştır. Çağatay Ulusu’nun merkezi İli Nehri çevresinde bulunmaktaydı.

XIII. yüzyılın ikinci yarısında Kırgızlar Moğol yönetimine karşı yeniden mücadele etmiştir. 1273 yılında bölgeyi yöneten Moğol komutanına karşı ayaklanan Kırgızlar, onun Elegest Irmağı çevresindeki merkezini kuşatma altına almış ve bu mücadele yaklaşık 1280 yılına kadar sürmüştür. Bu dönemde Kırgız beyleri bir süre bölgede etkili olmuştur.

Ancak Kubilay Han döneminde Kıpçak Tutuha Bek komutasında hazırlanan Moğol ordusu 1293 yılında Kırgızlar üzerine sefer düzenlemiş ve onları yenilgiye uğratmıştır. Bu mücadelelerin ardından Yenisey bölgesindeki Kırgız topluluklarının önemli bir kısmı farklı bölgelere göç ettirilmiş, Kırgızların tarihî yerleşim alanlarında büyük değişimler meydana gelmiştir.

1269 yılında Talas Irmağı kıyısında gerçekleştirilen kurultay sonucunda Ögedey ve Çağatay uluslarının toprakları üzerinde Haydu Devleti kurulmuştur. Haydu Han’ın (1236-1301) yönetimindeki bu siyasî yapı, Kırgızların yaşadığı Altay, Yenisey ve Tanrı Dağları çevresindeki bölgeleri de içine almıştır.

Haydu döneminde Altay ve Yenisey bölgelerinde yaşayan Kırgızlar onun desteğini görmüştür. 1293 yılında Kubilay Han’ın ordularının Kırgızlar üzerine düzenlediği sefer sırasında Haydu, Kırgızlara yardım etmek amacıyla asker göndermiş, ancak bu destek Moğol saldırısını engelleyememiştir.

Haydu Han ayrıca Kırgızların gruplar halinde Tanrı Dağları bölgesine göç etmeleri sürecinde de onlara yardımcı olmuştur. Bu dönemde Kırgızların bir kısmının tarihî yurtları olan Yenisey ve Altay çevresinden Tanrı Dağları bölgesine yöneldiği görülmektedir.

Haydu’nun 1301 yılında ölümünden sonra bölgede siyasî karışıklıklar başlamış, 1340 yılında Haydu Devleti’nin parçalanmasıyla Yedisu, Tanrı Dağları ve Doğu Türkistan bölgelerinde yeni siyasî yapılar ortaya çıkmıştır.

Bunlardan biri Moğolistan Devleti olmuştur. Bu devletin kuruluşunda yer alan Türk ve Moğol boylarının önemli bir kısmı zaman içerisinde Kırgızların boy yapısına dahil olmuştur.

Moğolistan Devleti, Haydu Devleti’nin eski topraklarının büyük bölümünü kapsayan geniş bir sahada kurulmuş ve Kırgızların yaşadığı bölgeler de bu devletin sınırları içinde kalmıştır. Kırgızlar özellikle Tanrı Dağları çevresi, Talas ve Çüy vadileri, Issık Göl havzası ile Altay bölgelerinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Devlet içinde etkili olan boylardan biri Duğlatlardı. Duğlat beylerinin hâkimiyet alanları arasında Tanrı Dağları’nın merkezi kesimleri, Talas ve Çüy vadileri ile Issık Göl çevresi de bulunmaktaydı. Bu bölgeler, daha sonraki dönemlerde Kırgızların siyasî ve toplumsal yapısının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Moğolistan Devleti döneminde Türk ve Moğol kökenli çeşitli boyların bir arada yaşaması, bölgedeki etnik ve siyasî yapının değişmesine yol açmıştır. Bu süreçte bazı boylar zamanla Kırgız toplulukları içerisinde yer almış ve Kırgız boy teşkilatının oluşumuna katkıda bulunmuştur.

Timur Dönemi

Emir Timur (1336-1405), Haydu Devleti’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan Maveraünnehir siyasî ortamında güç kazanarak 1370 yılında bölgenin hâkimi olmuştur. Timur, hâkimiyetini genişletmek amacıyla Doğu Türkistan ve Moğolistan bölgelerine de seferler düzenlemiştir.

Timur, 1371, 1377-1379 ve 1389 yıllarında Moğolistan Devleti üzerine seferler gerçekleştirmiştir. Bu mücadeleler sırasında Tanrı Dağları, Issık Göl ve çevresindeki bölgelerde siyasî dengeler değişmiş, bazı alanlarda nüfus hareketleri meydana gelmiştir.

Timur ordularının bölgedeki seferleri sonucunda Orta Tanrı Dağları, Issık Göl ve İli çevresindeki bazı bölgeler boşalmış ve bu alanlara Kırgız boyları yerleşmeye başlamıştır. Bu dönemde bölgede yaşayan Kırgızların güç kazandığı görülmektedir.

Kırgızların başındaki beylerden Baymurat Çerik, bölgede kalan Timur temsilcilerinin askerî birliklerine karşı zaman zaman mücadele etmiş ve bazı başarılar elde etmiştir. Bu dönemde Kırgızların bölgedeki etkinliği, Muhammed Haydar’ın Tarih-i Reşidî adlı eserinde de görülmektedir. Eserde Kırgızlardan, Moğolistan’ın “orman aslanları” şeklinde bahsedilmektedir.

Timur ve sonrasındaki siyasî gelişmeler sonucunda Moğol ve Kalmukların kuzey Kırgızistan bölgesinden çekilmesiyle birlikte XV. yüzyılın sonlarına doğru Kırgız boylarının bölgedeki hâkimiyeti güçlenmeye başlamıştır.

XVI. Yüzyıl

XV. yüzyılın sonlarından XVII. yüzyılın başlarına kadar olan dönem, Kırgız boylarının yeniden toparlandığı ve siyasî kimliklerinin güçlendiği bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Kırgızların Tanrı Dağları bölgesine hangi dönemde yerleştikleri konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar Yenisey Kırgızlarının Orta Çağ’da Tanrı Dağları’na göç ederek günümüz Kırgızlarının oluşumunda temel rol oynadığını savunurken, bazıları bölgede daha eski dönemlerden beri yaşayan topluluklarla Orta Çağ’da gelen Kırgız gruplarının birleşmesi sonucunda bugünkü Kırgız kimliğinin oluştuğunu ileri sürmektedir.

XVI. yüzyılın başlarında Kırgız boy beylerinden Muhammed Kırgız önemli bir lider olarak öne çıkmıştır. Kırgız tarih geleneğinde Muhammed Kırgız, sözlü rivayetlerde adı geçen Tagay Biy ile ilişkilendirilmektedir. Bu dönemde Kırgız boyları, özellikle Kazaklarla birlikte Orta Asya’daki siyasî mücadelelere katılmışlardır. Muhammed Kırgız, Şeybanilere karşı yapılan seferlerde Kazaklarla iş birliği yapmış; Sayram, Taşkent, Türkistan, Andican ve Aksı bölgelerine kadar gerçekleştirilen askerî faaliyetlere katılmıştır. Doğu Türkistan’daki Moğolistan hükümdarı Sultan Said Han ile yaşanan mücadeleler sonucunda esir alınmış ve 1533 yılında Kaşgar’da ölmüştür.

XVI. yüzyılda Kırgızlar, Maveraünnehir ve Doğu Türkistan’daki siyasî gelişmelerde etkili olmaya devam etmişlerdir. Kırgız boyları zaman zaman Kazak hanlarıyla ittifak yaparak Şeybanilerle mücadele etmiş, bazen de bölgedeki diğer hükümdarlarla diplomatik ilişkiler kurmuştur. Bu dönemde Kırgızların günümüz Kırgızistan’ının kuzey ve güneyindeki dağlık bölgelerde, Doğu Türkistan’ın kuzeybatı kesimlerinde ve eski yurtları olan Altay-Sayan çevresinde boylar hâlinde yaşadıkları görülmektedir.

XVII. yüzyılın başlarında Buhara Hanlığı ve Doğu Türkistan’daki Moğol hanlıklarıyla ilişkiler devam etmiş, Kırgız boyları bölgedeki siyasî mücadelelere katılmıştır. Bu süreçte Kırgız toplulukları henüz merkezi bir devlet yapısı oluşturmamakla birlikte, boy beyleri etrafında örgütlenen siyasî güçler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.Bu bölüm Kırgız tarihi açısından önemli. Özellikle Cungar baskısı, Kırgız-Kazak ittifakları, Isık Göl ve Fergana mücadeleleri alınmalı. Cungar Hanlığı'nın genel siyasî tarihi ayrı maddeye bırakılabilir.

Cungar Hanlığı Dönemi

XVII. yüzyılın başlarından itibaren Orta Asya’da güç kazanan Cungarlar (Kalmaklar), 1635 yılında Cungar Hanlığı’nı kurarak bölgedeki en önemli askerî güçlerden biri hâline gelmişlerdir. Cungarların hâkimiyet alanı Batı Moğolistan’daki Cungarya bölgesinden Doğu Türkistan’a, Kazak bozkırlarına ve Maveraünnehir’e kadar uzanmıştır. Bu süreçte özellikle Kazak ve Kırgızlarla uzun süreli mücadelelere girişmişlerdir.

Cungar Hanlığı kurulmadan önce de Kalmak boyları Kırgız ve Kazakların yaşadığı bölgelere akınlar düzenlemiştir. 1620 yılında Kırgız ve Kazaklar bu saldırıları geri püskürtmüş, 1626-1627 yıllarında yapılan karşı seferlerle Kalmaklar Sibirya yönüne çekilmek zorunda kalmıştır. 1635 yılında Cungar Hanlığı’nın kurulmasından sonra bu mücadeleler daha düzenli ve geniş kapsamlı bir hâle gelmiştir.

1643 yılında Cungar hükümdarı Batur Huntayci’nin komutasındaki ordu Orta Asya üzerine sefer düzenlemiştir. Altay Kırgızlarının yaşadığı bazı bölgeleri ele geçiren Cungar ordusu daha sonra Taşkent ve Türkistan üzerine yönelmiştir. Ancak Kazak Sultanı Cihangir, Özbek beyi Yalangtuş Atalık ve çok sayıda Kırgız askerinden oluşan ittifak karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır. 1652 yılında Kırgızlar üzerine düzenlenen yeni Cungar seferi de Kazakların desteğiyle başarısız olmuştur.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında Cungar baskısı devam etmiş, özellikle Galdan Boşoktu Han döneminde Kazak, Kırgız ve Özbek bölgelerine yönelik seferler yapılmıştır. 1681-1684 yıllarında Cungar orduları Fergana vadisine kadar ulaşmış, Oş ve Sayram çevresinde etkili olmuştur.

XVIII. yüzyılda Cungarların Kırgız toprakları üzerindeki baskısı daha da artmıştır. Cungar Hanı Tsevan Rabdan, 1722-1724 yılları arasında merkezini Isık Göl çevresine kurmuş ve bölgedeki Kırgızlar üzerinde hâkimiyet sağlamıştır. Daha sonraki yıllarda Ketmen Töbö, Karategin ve Fergana bölgelerinde yaşayan Kırgızlar üzerine çeşitli seferler düzenlenmiştir. Ancak Kırgızların Özbek ve diğer bölge güçleriyle yaptıkları ittifaklar sayesinde Cungar ilerleyişi sınırlandırılmıştır.

1750’li yıllara gelindiğinde Cungar Hanlığı iç karışıklıklar ve dış baskılar nedeniyle zayıflamış, 1758 yılında Çin’in Çing (Qing) Hanedanı tarafından ortadan kaldırılmıştır. Cungarların çekilmesiyle birlikte Kırgız boyları kendi siyasî yapılanmalarını güçlendirme sürecine girmiştir.

Hokand Hanlığı Dönemi

1709 yılında Şahruh tarafından kurulan Hokand Hanlığı, 1876 yılında Rusya tarafından ortadan kaldırılmasına kadar Kırgız tarihinin önemli siyasî yapılarından biri olmuştur. Bu dönemde günümüz Kırgızistan’ının dağlık bölgelerinde yaşayan Kırgızlar, boylar hâlinde örgütlenmişler; boyların başında manaplar, urukların başında ise biyler bulunmuştur.

Hokand Hanlığı’nın kuruluşundan itibaren Kırgızlar devlet teşkilatı içerisinde çeşitli görevler üstlenmişlerdir. Hanlığın ilk dönemlerinde bölgedeki en önemli tehdit Cungar Hanlığı olmuş, 1741-1750 yılları arasındaki Cungar saldırılarına karşı Kırgız ve Özbek toplulukları birlikte mücadele etmişlerdir.

XVIII. yüzyılda bazı Kırgız beyleri Hokand yönetimiyle ittifak kurmuş, bazı dönemlerde ise hanlığın merkezi otoritesine karşı bağımsız hareket etmiştir. Kuşçu boyundan Kubat Biy, dönemin etkili Kırgız beylerinden biri olmuş; Hokand hanlarıyla ilişkiler kurmuş ve Doğu Türkistan’daki siyasî mücadelelere katılmıştır.

XIX. yüzyılda Hokand Hanlığı içerisinde etkili olan Kırgız liderlerden biri Alımbek Datka olmuştur. Alay bölgesi Kırgızlarının beyi olan Alımbek, 1830 yılında Hokand sarayında önemli bir göreve getirilmiş, hanlık siyasetinde etkili bir konuma yükselmiştir. 1858 yılında Hudayar Han’ın devrilmesinde rol oynamış ve Malla Han döneminde vezirlik makamına getirilmiştir. Alımbek Datka’nın ölümünden sonra eşi Kurmancan Datka (1811-1907) Alay Kırgızlarının lideri olmuş ve XIX. yüzyılın ikinci yarısında önemli bir siyasî şahsiyet hâline gelmiştir.

Hokand Hanlığı döneminde özellikle güney Kırgızları hanlıkla daha yakın ilişkiler içinde bulunurken, kuzey Kırgızları Hokand hâkimiyetine karşı daha bağımsız bir tutum sergilemiştir. Hanlık içerisinde Kırgız, Kıpçak ve Özbek grupları arasındaki mücadeleler devam etmiş, çok sayıda Kırgız yönetici devlet kademelerinde görev almıştır.

XIX. yüzyıldaki iç mücadeleler ve Rus ilerleyişi sonucunda zayıflayan Hokand Hanlığı, 1876 yılında Rusya tarafından ortadan kaldırılmış ve Kırgızların yaşadığı bölgeler Rus Çarlığı hâkimiyetine girmiştir.

Rus Çarlığı Dönemi

XVIII. yüzyıldan itibaren Rus kaynaklarında Kırgızlar hakkında bilgiler görülmeye başlanmıştır. Rus seyyahları, askerleri ve devlet görevlileri Kırgızların yaşadığı bölgeler, siyasî yapıları ve komşu devletlerle ilişkileri hakkında çeşitli bilgiler vermiştir. Rus kaynaklarında Kırgızlardan çoğunlukla Burut adıyla bahsedilmiştir.

Cungar Hanlığı’nın 1758 yılında Çing Hanedanı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra Orta Asya’daki siyasî dengeler değişmiş, bazı Kırgız boyları bölgedeki güvenlik sorunları nedeniyle Rusya ile ilişkiler kurmaya başlamıştır. Çüy vadisinde yaşayan Sarıbagış boyunun beyi Atake Biy, boy ileri gelenleriyle yaptığı toplantı sonucunda Rusya ile diplomatik ilişki kurmaya karar vermiştir. Atake Biy’in elçileri 1785 yılında Sankt-Peterburg’a ulaşmış ve 1786 yılında Rus İmparatoriçesi II. Katerina tarafından kabul edilmiştir.

XIX. yüzyılın ilk yarısında Rusya, Kırgız boylarıyla ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. 1825 yılında Bugu boyunun ileri gelenleri Isık Göl çevresinde yaptıkları toplantıda Rus himayesini kabul etme eğilimi göstermişlerdir. Ancak bu süreçte Hokand Hanlığı da bölgedeki etkisini artırmaya çalışmış ve özellikle güney Kırgız bölgelerinde hâkimiyet kurmuştur.

1855 yılında Bugu boyu Rusya ile resmî bir anlaşma yaparak Rus tâbiiyetine girmiştir. Daha sonraki dönemde bazı Kırgız boyları da Rus desteğini bölgedeki rakiplerine karşı siyasî bir araç olarak kullanmıştır.

Rusya’nın Kırgız toprakları üzerindeki askerî hâkimiyeti XIX. yüzyılın ikinci yarısında hız kazanmıştır. 1860 yılında Rus birlikleri Çüy vadisine ilerlemiş, Tokmok’taki Hokand kalesini ele geçirmiştir. 1863 yılından itibaren bölgede kalıcı askerî varlık kurmaya başlayan Rusya, 1868 yılına gelindiğinde kuzey Kırgızistan’ın büyük bölümünü kontrol altına almıştır. 1865 yılında Taşkent’in, 1876 yılında ise Hokand Hanlığı’nın Rusya tarafından ele geçirilmesiyle güney Kırgızistan da Rus hâkimiyetine girmiştir.

Kırgızların Rus Çarlığı yönetimine girmesiyle birlikte bölge, Türkistan Genel Valiliği içerisinde idare edilmeye başlanmıştır. Rus yönetimi döneminde özellikle toprak meselesi, vergiler ve Rus göçmenlerin yerleştirilmesi Kırgız toplumunda büyük rahatsızlıklara yol açmıştır.

1898 yılında Andican merkezli bir isyan meydana gelmiş, ancak en büyük tepki 1916 yılında ortaya çıkmıştır. Rus yönetiminin savaş dönemindeki uygulamaları, zorunlu askerlik kararı, ağır vergiler ve toprak politikaları Türkistan genelinde büyük bir ayaklanmaya neden olmuştur. Kırgızların yoğun olarak katıldığı bu hareket, Rus askerleri tarafından sert biçimde bastırılmıştır.

1916 olayları sırasında çok sayıda Kırgız hayatını kaybetmiş, binlerce kişi Doğu Türkistan başta olmak üzere farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Kırgız tarih yazımında Ürkün olarak adlandırılan bu olay, Rus Çarlığı döneminin en önemli kırılma noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Sovyetler Birliği Dönemi

1917 yılında Rusya’da gerçekleşen Bolşevik Devrimi’nin etkileri kısa süre içerisinde Türkistan bölgesine ve Kırgızistan’a ulaşmıştır. Şubat Devrimi sonrasında Bişkek (Pişpek), Oş, Tokmak, Narın ve Karakol gibi şehirlerde Sovyet adı verilen konseyler kurulmuştur.

Devrim sonrası dönemde Türkistan halkları arasında siyasî örgütlenmeler artmış, bağımsızlık ve özerklik talepleri ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Kırgız aydınları da bölgesel siyasî hareketlerde yer almıştır. 1917 yılında Alaş Partisi’nin Bişkek teşkilatı kurulmuş, İşenalı Arabayev, Kasım Tınıstanov ve diğer bazı Kırgız aydınları bu çalışmalarda görev almıştır.

Kırgızistan’ın güney bölgelerinde ise Türkistan halklarının ortak siyasî hareketlerinden biri olan Hokand Muhtariyeti desteklenmiştir. 1917 yılında kurulan bu yapı kısa süre sonra Şubat 1918’de Kızıl Ordu tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bu gelişmelerin ardından bölgede Sovyet hâkimiyetine karşı Basmacı Hareketi başlamıştır.

1918 yılında Kırgızistan’ın çeşitli bölgelerinde Sovyet yönetimi kurulmuş, 1920’li yılların başlarında bölgedeki direniş hareketleri bastırılmıştır. Sovyet yönetimi, Kırgız toplumunu yeni siyasî ve ekonomik sisteme uyarlamak amacıyla tarımın kolektifleştirilmesi, kolhozların kurulması ve konargöçer nüfusun yerleşik hayata geçirilmesi yönünde politikalar uygulamıştır.

1924 yılında Orta Asya’nın millî cumhuriyetlere ayrılması sürecinde Kara Kırgız Özerk Oblastı kurulmuştur. 1925 yılında adı Kırgız Özerk Oblastı olarak değiştirilmiş, 1926 yılında Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetistatüsüne yükseltilmiştir. 1936 yılında ise Kırgızistan, Sovyetler Birliği içinde tam birlik cumhuriyeti statüsü kazanarak Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını almıştır.

Sovyet döneminin ilk yıllarında ekonomik ve toplumsal yapı büyük değişim geçirmiştir. Geleneksel hayvancılığa dayalı konargöçer yaşam tarzı yerini giderek kolektif tarım sistemine bırakmıştır. 1920’lerin sonundan itibaren uygulanan kolektifleştirme politikaları sırasında birçok varlıklı hayvancı ve toprak sahibi “kulak” olarak suçlanmış, mallarına el konulmuş ve sürgün edilmiştir.

1930’lu yıllar Stalin dönemindeki baskı politikalarının en yoğun olduğu dönem olmuştur. Çok sayıda Kırgız aydını, siyasetçisi ve kültür insanı “milliyetçilik” veya “halk düşmanlığı” suçlamalarıyla tutuklanmış ve öldürülmüştür. Yusuf Abdrahmanov, Kasım Tınıstanov, Törökul Aytmatov ve birçok Kırgız aydını bu dönemde hayatını kaybetmiştir. Çon Taş yakınlarında bulunan toplu mezarlar, bu dönemin önemli hatıralarından biri hâline gelmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında Kırgızistan’dan yüz binlerce kişi Kızıl Ordu saflarında savaşa katılmıştır. Savaş sonrasında Sovyet yatırımlarıyla ülkede sanayi, eğitim ve altyapı alanlarında gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle savaş yıllarında bazı sanayi tesislerinin Kırgızistan’a taşınması, ülkenin ekonomik yapısının değişmesine katkı sağlamıştır.

1950-1960’lı yıllardan itibaren Kırgızistan’da eğitim, bilim ve sanayi alanlarında gelişmeler görülmüştür. İshak Razzakov dönemi, ülkenin ekonomik ve kültürel gelişimi açısından önemli bir dönem olarak kabul edilmektedir. Daha sonraki yıllarda Turdakun Usubaliyev ve Absamat Masaliyev dönemlerinde Sovyet sistemi devam etmiştir.

1985 yılında Mihail Gorbaçov’un başlattığı perestroyka (yeniden yapılanma) süreci, Sovyet cumhuriyetlerinde siyasî değişimleri hızlandırmıştır. 1990 yılında meydana gelen Oş olayları, Kırgızistan’daki toplumsal sorunların görünür hâle gelmesine neden olmuştur.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Kırgızistan, 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiş ve Kırgız Cumhuriyeti kurulmuştur.