Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

İdil Bulgar Devleti

Ansiklo sitesinden
15.31, 20 Temmuz 2026 tarihinde Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 217 numaralı sürüm ("'''İdil Bulgar Devleti,''' VII. yüzyılın sonlarından itibaren İdil (Volga) ve Kama nehirleri havzasında hüküm süren Orta Çağ Türk devletlerinden biridir. Büyük Bulgar Devleti'nin dağılmasının ardından kuzeydoğuya göç eden Bulgar toplulukları tarafından kurulan devlet, bulunduğu coğrafi konum sayesinde Doğu Avrupa ile Orta Asya arasında önemli bir ticaret merkezi hâline gelmiştir. Tarım, hayvancılık ve ticaret üzerine k..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

İdil Bulgar Devleti, VII. yüzyılın sonlarından itibaren İdil (Volga) ve Kama nehirleri havzasında hüküm süren Orta Çağ Türk devletlerinden biridir. Büyük Bulgar Devleti'nin dağılmasının ardından kuzeydoğuya göç eden Bulgar toplulukları tarafından kurulan devlet, bulunduğu coğrafi konum sayesinde Doğu Avrupa ile Orta Asya arasında önemli bir ticaret merkezi hâline gelmiştir. Tarım, hayvancılık ve ticaret üzerine kurulu güçlü bir ekonomik yapıya sahip olan İdil Bulgar Devleti, X. yüzyılda İslamiyet'i resmî din olarak benimsemiş ve Abbâsî Halifeliği ile yakın ilişkiler kurmuştur. XIII. yüzyılda Moğol istilasına uğrayarak Altın Orda Devleti'nin hâkimiyetine giren Bulgar Devleti, siyasi varlığını bir süre daha sürdürmüş; daha sonra bölgedeki siyasi gelişmeler sonucunda tarih sahnesinden çekilmiştir. İdil Bulgarları, İdil-Kama havzasının tarihî, ekonomik ve kültürel gelişiminde önemli rol oynamış, mirasları özellikle Kazan Tatarları ve Çuvaşların tarihine ilişkin çalışmalarda yaşamaya devam etmiştir.

Coğrafya

İdil Bulgar Devleti, Orta Çağ Arap coğrafyacılarının aktardığı bilgilere göre İdil (Volga) Nehri'nin orta havzasında, nehrin doğu kıyısında yer almaktaydı. İlk Bulgarların Kafkasya'da yaşadığı bilinmekle birlikte, İslam coğrafyacıları eserlerinde Bulgarları İdil havzasındaki yerleşimleriyle tanıtmışlardır. Devletin sınırları, çağın diğer siyasi teşekküllerinde olduğu gibi, askerî ve siyasî gücüne bağlı olarak zaman içinde genişleyip daralmıştır.

İslam coğrafyacılarının kullandığı yedi iklim sistemine göre Bulgar ülkesinin konumu farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Mesudî ve İbn İyas ülkeyi yedinci iklim bölgesinde gösterirken, İdrisî ile Dımaşkî altıncı ve yedinci iklimler arasında bulunduğunu kaydetmiştir. Bu farklılık, devletin çeşitli dönemlerde değişen sınırlarıyla ilişkilendirilmektedir.

Coğrafyacıların verdiği bilgilere göre Bulgar ülkesinin kuzeyinde Slav toplulukları, güneyinde Hazarlar, batısında İdil Nehri ve doğusunda Oğuzlar bulunuyordu. İbn Battûta ise Bulgar ülkesinin kuzeyindeki bilinmeyen sahayı "Karanlık Bölge" (Arz ez-Zulme) olarak adlandırmıştır. Günümüzde yapılan araştırmalar, XI-XIII. yüzyıllar arasında Bulgar nüfuzunun Veliki Ustyug'dan Saratov'un güneyine, Murom'dan Ufa çevresine kadar uzandığını göstermektedir.

İdil Bulgar Devleti, kuzey enlemlerinde yer alması sebebiyle dikkat çekici iklim özelliklerine sahipti. Yaz aylarında gündüzler oldukça uzun, geceler ise kısa sürerken; kışın bunun tam tersi görülmekteydi. Bölgeyi 922 yılında ziyaret eden İbn Fadlan, yaz mevsiminde yatsı ile sabah vakitleri arasında çok kısa bir zaman bulunduğunu, akşam alacakaranlığının neredeyse kaybolmadığını ve gecelerin tam anlamıyla kararmadığını belirtmektedir. Ebü'l-Fidâ da yaz aylarında şafağın tamamen kaybolmadığını doğrulayan bilgiler vermektedir.

İbn Battûta da yaz mevsiminde Bulgar şehrini ziyaret ettiğinde, iftarın hemen ardından yatsı namazının kılındığını ve kısa süre sonra güneşin doğduğunu kaydetmiştir. Buna karşılık kış aylarında gündüzler birkaç saatle sınırlı kalıyor, namaz vakitleri birbirini kısa aralıklarla takip ediyordu.

Bulgar ülkesinin sert kara iklimi Orta Çağ seyyahlarının dikkatini çekmiştir. Kış aylarında toprak uzun süre donduğu için mezar kazmak dahi güçleşiyor, İdil Nehri tamamen buz tutarak insanlar ve hayvanlar tarafından geçit olarak kullanılabiliyordu. Yaz aylarında ise gök gürültülü sağanaklar sık görülüyor, bu doğa olayları halk arasında çeşitli inançlarla açıklanıyordu.

Coğrafyacılar, İdil Bulgar Devleti'nin önemli şehirleri hakkında da bilgi vermektedir. Başkent Bulgar şehri, İdil Nehri'nin doğusunda yer alıyor ve nehir üzerindeki limanı sayesinde ticari önem taşıyordu. Halkın büyük bölümü Müslümandı. Kışın ahşap evlerde, yazın ise çadırlarda yaşayan şehir sakinlerinin merkezde bir camisi bulunuyordu.

Devletin diğer önemli yerleşimlerinden biri olan Suvâr da İdil Nehri kıyısında bulunuyordu. Ahşap evlerden oluşan şehirde bir cami yer almakta ve Bulgar şehriyle birlikte ülkenin başlıca merkezlerinden biri olarak gösterilmektedir.

Köken

Orta Çağ İslam coğrafyacıları, Bulgarların adı ve kökeni konusunda birbirinden farklı bilgiler aktarmaktadır. Bulgarlar, bazı eserlerde Berğaz, Bulkâr, Belâr ve Berğar gibi farklı adlarla anılırken, birçok müellif tarafından doğrudan "Bulgar" adıyla zikredilmiştir. Bu farklılık, bölgenin uzaklığı ve haberlerin dolaylı yollarla ulaşmasıyla açıklanmaktadır. Buna karşılık Bulgar ülkesini bizzat ziyaret eden seyyahların kayıtları daha güvenilir kabul edilmektedir.

Bulgar adının Türkçedeki "bulgamak" fiilinden türediği ve "karışmak" veya "karışmış olmak" anlamı taşıdığı ileri sürülmektedir. Buna göre Bulgarlar, Avrupa'ya yönelen Hun toplulukları ile Karadeniz'in kuzeyindeki bazı Türk boylarının kaynaşması sonucunda ortaya çıkan bir topluluk olarak değerlendirilmektedir.

Bulgarların etnik kökeni konusunda kaynaklarda üç farklı görüş yer almaktadır. Birinci görüş, Bulgarların Slav kökenli olduğunu ileri sürmektedir. Bulgar ülkesini ziyaret eden İbn Fadlan hükümdarı "Slav kralı" olarak adlandırmış, el-Bekrî de Bulgar yöneticilerini Slav kabul etmiştir.

İkinci görüş ise Bulgarların Türk kökenli olduğunu savunmaktadır. Mesudî, önceki eserinde Bulgarları Slavlarla ilişkilendirmiş olmakla birlikte daha sonra bu kanaatini değiştirerek onların Türklerin bir kolu olduğunu ifade etmiştir. İstahrî de Bulgar dilinin Hazar diline benzediğini kaydetmektedir. Hazarların Türk olması, bu değerlendirmeyi destekleyen unsurlardan biri olarak görülmüştür. Ayrıca Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Bulgarların Türkçe konuştuğunu belirtmektedir.

Üçüncü görüş ise Bulgarların Türk ve Slav unsurlarının kaynaşmasıyla oluştuğunu ileri sürmektedir. Dımaşkî ile İbnü'l-Cevzî'nin aktardığı bir rivayete göre, Bağdat'ta bulunan Bulgarlar kendilerine yöneltilen "Hangi millettensiniz?" sorusuna "Türk ve Slav soyundanız." cevabını vermişlerdir.

Kaynaklara göre Bulgarlar başlangıçta Kafkasya'da yaşamaktaydı. Hazar baskısının ardından iki kola ayrıldılar. Bir grup kuzeydoğuya göç ederek İdil Nehri'nin orta havzasına yerleşti ve İdil Bulgarları adıyla tanındı. Diğer grup ise Tuna Nehri çevresine göç ederek Tuna Bulgarlarını oluşturdu. İslam coğrafyacılarının bazı değerlendirmelerinde bu iki Bulgar topluluğunun birbirine karıştırıldığı anlaşılmaktadır.

Tuna Bulgarlarının zamanla Slav çevresi içinde yaşamaları ve Hristiyanlığı benimsemeleri, bazı müelliflerin bütün Bulgarları Slav kabul etmesine yol açmıştır. Buna karşılık İdil Bulgarlarının Türk dili ve kimliğini koruduklarına dair kayıtlar bulunmaktadır. Bununla birlikte uzun süre Slav topluluklarıyla komşu olarak yaşamaları nedeniyle kültürel etkileşim yaşadıkları ve bazı Slav unsurlarını benimsedikleri de anlaşılmaktadır.

Toplum

İbn Rüsteh'e göre İdil Bulgar toplumu Bulkâr, Esğil ve Burlâs olmak üzere üç ana topluluktan oluşuyordu. Bu gruplar zaman zaman kendi aralarında mücadele etseler de dışarıdan gelen bir saldırı karşısında birlikte hareket ediyorlardı.

Dinî hayat

İslam coğrafyacılarının aktardığı bilgilere göre İdil Bulgarlarının büyük bölümü Hanefî mezhebine bağlı Müslümanlardan oluşuyordu. Bulgar hükümdarının ve halkın İslamiyet'i kabul edişine dair kaynaklarda farklı rivayetler yer almaktadır. Mesudî ile el-Bekrî, hükümdarın gördüğü bir rüyanın etkisiyle Müslüman olduğunu aktarırken, Kazvînî bunu Bulgar hükümdarını ve eşini iyileştiren dindar bir kişinin faaliyetlerine bağlamaktadır. Yâkût el-Hamevî ise Bulgarların İslamiyet'i kabul ediş sebebi hakkında bilgi vermemektedir.

Bu rivayetlerin kesinliği bilinmemekle birlikte, Bulgarların İslamiyet'i daha önce tanıdıkları anlaşılmaktadır. Dinin bölgede yayılmasında Müslüman tüccarların önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

İbn Fadlan'ın verdiği bilgiye göre Bulgar hükümdarı Almış, Abbâsî Halifesi Muktedir Billâh'a bir elçi göndererek ülkesine din âlimleri talep etmiş, bunun üzerine Bağdat'tan gelen heyet İslam'ın öğretilerini Bulgar ülkesinde yaymaya başlamıştır. Bu gelişme, hükümdar Almış ile halkın İslamiyet'i daha yakından tanımasına katkı sağlamıştır.

Bununla birlikte ülkede yalnızca Müslümanlar yaşamıyordu. İbn Rüsteh, IX. yüzyılda Bulgarlar arasında putperestlerin de bulunduğunu kaydetmektedir. Ebü'l-Fidâ ve bazı diğer müellifler ise toplum içinde Hristiyanların da bulunduğunu belirtmektedir. Buna rağmen kaynaklar, İslam'ın devletin hâkim ve en yaygın dini olduğu konusunda birleşmektedir. Arkeolojik bulgular da bu durumu desteklemektedir.

Günlük yaşam

İbn Fadlan'ın gözlemlerine göre Bulgar toplumunda kadınlar ve erkekler birlikte nehirde yıkanıyorlardı. Buna karşılık zina en ağır suçlardan biri sayılıyor ve suçlular idam edilerek cezalandırılıyordu. Aynı ceza hırsızlık suçunu işleyenlere de uygulanıyordu.

Bulgar hükümdarı Almış, halkının İslam'ın esaslarını yeterince bilmediğini düşündüğü için Abbâsî Halifesi'nden din âlimleri göndermesini istemiş ve İslam hukukunun öğretilmesine önem vermiştir.

Konut ve giyim

İbn Fadlan, İdil Bulgarlarının yaz aylarında kubbeli çadırlarda yaşadıklarını belirtmektedir. Hükümdarın çadırı diğerlerinden daha büyük olup çok sayıda kişiyi ağırlayabilecek genişlikteydi. İstahrî ise Bulgarların mevsime göre farklı konutlar kullandığını kaydeder. Buna göre halk, kışın sert iklim şartlarından korunmak amacıyla ahşap evlerde, yazın ise çadırlarda yaşamaktaydı.

Endülüslü seyyah el-Gırnatî'nin aktardığına göre ahşap evler çam kütüklerinin üst üste yerleştirilmesiyle inşa ediliyor, üzerleri ahşapla örtülüyor ve küçük kapılarla dışarı açılıyordu. İçeride yakılan ateş sayesinde evler soğuk kış aylarında yeterince ısınıyordu.

İbn Fadlan'ın gözlemlerine göre başlık, Bulgar kıyafetlerinin önemli bir parçasıydı. Hükümdarın huzuruna çıkan kişiler saygı göstergesi olarak başlıklarını çıkarıp koltuklarının altına alıyorlardı.

Gelenek ve hukuk

İbn Fadlan'ın aktardığı bilgilere göre İdil Bulgarlarında erkek çocuk doğduğunda bakım ve yetiştirilme sorumluluğu babadan çok dedeye ait kabul ediliyordu. Miras konusunda ise ölen kişinin malı çocuklarına değil kardeşlerine bırakılıyordu. İbn Fadlan, bu uygulamaların İslam miras hukukuna uygun olmadığını hükümdar Almış'a açıklamış, hükümdarın da bu açıklamaları benimsediğini belirtmiştir.

Bulgar toplumunda çeşitli geleneksel inanışlar da yaşamaya devam ediyordu. Şimşek düşen evlerin ilahi gazaba uğradığına inanıldığı için bu yapılardan uzak duruluyordu. Köpeklerin uluması ise bolluk, bereket ve huzurun habercisi sayılıyor, iyiye yoruluyordu.

Ceza hukuku oldukça sertti. Kasten adam öldüren kişi ölüm cezasına çarptırılırken, istemeden adam öldürenler tahta bir sandığa kapatılıyor, yanlarına bir miktar yiyecek ve su bırakıldıktan sonra bir ağaca asılarak kaderlerine terk ediliyordu.

İbn Fadlan'ın dikkat çektiği uygulamalardan biri de toplumda bilgeliğiyle öne çıkan bazı kişilere yönelikti. Buna göre, tanrıya hizmet etmeleri gerektiğine inanılan bu kişiler boyunlarından ağaca asılıyor ve cesetleri çürüyünceye kadar indirilmiyordu.

Ekonomi

Tarım ve hayvancılık

İslam coğrafyacıları, İdil Bulgarlarının ekonomik yaşamı hakkında farklı bilgiler aktarmaktadır. Bulgar ülkesini ziyaret etmeyen bazı müellifler, sert iklim nedeniyle bölgede meyve yetişmediğini ileri sürmüştür. Buna karşılık Bulgar ülkesini bizzat gören el-Gırnatî, halkın yerleşik hayat sürdüğünü, tarımla uğraştığını ve çeşitli meyve, sebze ile hububat yetiştirdiğini belirtmektedir.

İbn Rüsteh'e göre Bulgar ülkesinde başlıca buğday, arpa ve akdarı ekiliyordu. Kaynaklarda ayrıca büyük siyah turp, tatlı karpuz ve ekşi elmanın yetiştirildiği kaydedilmektedir. İbn Fadlan, özellikle genç kızların tükettiğini belirttiği ekşi elmalardan ve bölgede yaygın olarak bulunan fındık ağaçlarından söz etmektedir.

İbn Fadlan'ın dikkatini çeken bitkilerden biri de gövdesi delinince baldan daha tatlı bir sıvı veren ağaçlardır. Seyyah, bu sıvının fazla tüketildiğinde sarhoşluk verdiğini aktarmaktadır.

İdil Nehri ile bölgedeki çok sayıdaki göl ve akarsu, Bulgar ülkesini balıkçılık bakımından zengin hâle getiriyordu. el-Gırnatî, daha önce görmediği büyüklükte balıklardan söz etmekte; bazı türlerin çok iri olduğunu ve bol miktarda bulunduğunu belirtmektedir. Aynı müellife göre bu balıklardan elde edilen yağ aydınlatmada da kullanılıyordu. İbn Fadlan ise Bulgar ülkesinde zeytin ve susam yağı yerine balık yağının tüketildiğini kaydetmektedir.

Hayvancılık da ekonomik yaşamın önemli unsurlarından biriydi. Özellikle köpekler, kış aylarında ulaşım ve yük taşımacılığında temel rol üstleniyordu. İbn Battûta'nın aktardığına göre kuzey bölgelerine yapılan yolculuklarda kızakları köpekler çekiyor, güzergâhı ise eğitimli bir rehber köpek belirliyordu. Köpekler büyük değer görüyor, önce onların beslenmesine özen gösteriliyordu. İbn Fadlan da Bulgarların köpek ulumasını bereket ve bolluğun işareti saydıklarını belirtmektedir.

Kaynaklarda Bulgar ülkesinin zengin doğal hayatına da değinilmektedir. İbn İyas, bölgede yaşayan ve etinin böbrek taşına iyi geldiğine inanılan uzun gagalı bir kuş türünden söz etmektedir. İbn Fadlan ise ormanlarda çok sayıda yabani arı kovanı bulunduğunu, Bulgarların bu kovanlardan bal topladığını ve zaman zaman bu sırada saldırılarla karşılaştıklarını kaydetmektedir. Aynı seyyah, bölgede çok sayıda yılan bulunduğunu ve halkın bunlara zarar vermediğini de aktarmaktadır.

İbn Fadlan'ın dikkatini çeken hayvanlardan biri de "Kergedane" adını verdiği tek boynuzlu bir hayvandır. Seyyah, bu hayvanı deve ile öküz arasında bir büyüklüğe sahip, başının ortasında tek boynuzu bulunan ve yeşil yapraklarla beslenen bir canlı olarak tarif etmektedir. Verdiği özellikler, söz konusu hayvanın gergedan olarak tanımlanmasına imkân vermektedir.

Ticaret

İdil Bulgar Devleti, kuzey ve güney arasındaki ticaret yolları üzerinde önemli bir konuma sahipti. İbn Rüsteh, Bulgarların Ruslar ve Hazarlarla ticaret yaptığını belirtirken, Mesudî de Bulgar-Hazar ilişkilerinin ticaret sayesinde geliştiğini ifade etmektedir. Kaynaklara göre tüccar kafileleri Horasan'dan Harezm'e, oradan da Bulgar ülkesine ulaşıyordu.

Bulgar şehrinin İdil Nehri üzerindeki limanı, uluslararası ticaretin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İbn Fadlan, nehir kıyısında çok sayıda değerli malın alınıp satıldığı büyük bir ticaret merkezinin bulunduğunu kaydetmektedir.

Bulgar tüccarları komşu ülkelerle yoğun ticari ilişkiler yürütüyordu. el-Gırnatî'ye göre Bulgar tüccarları Rusya'daki Visu (Ves) bölgesinden kaliteli samur kürkü satın alıyor, karşılığında Azerbaycan yapımı kılıçlar satıyorlardı. Ayrıca Türk ülkelerine giderek canlı hayvan ticareti yapan Bulgar tüccarlarından da söz edilmektedir.

İbn Rüsteh, Bulgar tüccarlarının özellikle samur kürkü ticaretiyle tanındığını belirtmektedir. İbn Fadlan da bu bilgiyi doğrulamakta ve Bulgarların Müslüman tüccarlarla para karşılığında, Ruslarla ise çoğunlukla mal değişimi yoluyla ticaret yaptığını aktarmaktadır. Samur kürkünün bedeli Müslüman tüccarlardan beyaz gümüş dirhem üzerinden tahsil ediliyordu.

Kaynaklar, Bulgarların kendi darphanelerine ve paralarına sahip olduğunu göstermektedir. Rus tüccarları kürk, deri ve köle gibi malları Bulgar pazarına getiriyor; bunları Bulgar ve Müslüman tüccarlara Bulgar veya diğer Asya ülkelerinde kullanılan paralar karşılığında satıyordu.

Ticari faaliyetlerden vergi de alınmaktaydı. İbn Rüsteh'e göre Bulgar ülkesine gelen Müslüman tüccarların mallarından öşür vergisi tahsil ediliyordu. İbn Fadlan ise Rus ve diğer yabancı tüccarların getirdiği her on köleden birinin hükümdarın payı olarak alındığını belirtmektedir.

Makdisî'nin verdiği bilgilere göre Bulgar çarşılarında kürk, çeşitli hayvan derileri, balık yağı, balık dişi, fındık, ok, kılıç, zırh, ayakkabı, şapka, ev eşyası yapımında kullanılan ağaçlar, köle, mum, bal, koyun ve öküz gibi ürünlerin ticareti yapılmaktaydı.

El sanatları ve üretim

Kaynaklar, İdil Bulgarlarının çeşitli hammaddeleri işleyerek ticari ürünlere dönüştürdüğünü göstermektedir. Hayvan derilerinden kürk üreten Bulgarlar, deriyi tabaklayarak ayakkabı ve çeşitli giyim eşyaları da imal ediyordu.

Bulgarların mücevher işçiliğinde ve demir işlemeciliğinde de gelişmiş oldukları anlaşılmaktadır. İbnü'l-Esîr, bölgede üretilen kaliteli "Siyah Bulgar derisi"nin ün kazandığını kaydetmektedir. el-Gırnatî ise Bulgar ustalarının özellikle maden parlatma konusunda maharetli olduklarını, Azerbaycan yapımı kılıçları kendilerine özgü yöntemlerle işledikten sonra Ruslara sattıklarını aktarmaktadır.

Siyasi tarih

İdil Bulgar Devleti, Orta Çağ'ın bağımsız Türk devletlerinden biri olarak kendi hükümdarı ve siyasi teşkilatına sahipti. Komşu devletlerle kurduğu ilişkiler, özellikle ticaret yollarının güvenliği ve ekonomik faaliyetler bakımından önem taşımaktaydı. Bulgar şehrinin önemli bir ticaret merkezi hâline gelmesinde bu ilişkiler etkili olmuştur.

İbn Fadlan'ın aktardığına göre Bulgar hükümdarı Almış, komşu devletlerin saldırılarına karşı ülkesini korumak amacıyla bir kale inşa etmek istemiş ve bu konuda Abbâsî Halifesi Muktedir Billâh'tan yardım talep etmiştir.

Kaynaklarda Bulgarların özellikle Burdâs (Burtâs) topluluğuyla mücadele hâlinde bulunduğu belirtilmektedir. İstahrî, Burdâsların Bulgar hâkimiyetini tanıdığını ve hükümdara vergi olarak yük hayvanı verdiklerini kaydetmektedir.

Bulgarların en önemli rakibi ise Hazar Kağanlığı idi. İbn Fadlan, Bulgar hükümdarının her yıl Hazar hakanına ev başına bir samur kürkü vergi verdiğini ve hükümdarın oğlunun Hazar sarayında rehin bulunduğunu aktarmaktadır. İbnü'l-Mûncim de Bulgarların Hazarlara bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte aynı kaynak, ödenen verginin Hazar ülkesinden geçen ticaret yollarının güvenliğini sağlamak amacı taşıdığını da belirtmektedir.

İbn Havkal'a göre Ruslar 969 yılında Bulgarlar ve Hazarlara karşı sefer düzenleyerek bu ülkelerin şehirlerini tahrip etmiştir. Bununla birlikte Bulgar Devleti bu saldırıların ardından varlığını sürdürmüştür. Aynı müellif, zaman zaman Harezm yöneticilerinin de Bulgar topraklarına akınlar düzenleyerek yağmalarda bulunduğunu kaydetmektedir.

Bulgar Devleti, XIII. yüzyılda Moğollarla karşı karşıya geldi. İbnü'l-Esîr'in verdiği bilgiye göre Bulgarlar 1223 yılında Moğol ordusunu pusuya düşürerek geri çekilmeye zorladı. Ancak bu başarı kalıcı olmadı. Ögeday Han döneminde Batu Han kumandasındaki Moğol ordusu 1236 yılında Bulgar ülkesini istila ederek Bulgar şehrini ele geçirdi ve büyük ölçüde tahrip etti.

Bulgar hükümdarı İlhâm Han ertesi yıl Moğollara teslim oldu. Yapılan antlaşmayla Bulgar Devleti, Moğol hâkimiyetini kabul etti; hükümdarın Moğollar adına para bastırması ve devletin onların tabiiyetine girmesi kararlaştırıldı. Böylece İdil Bulgar Devleti, daha sonra Altın Orda Devleti'nin hâkimiyeti altında varlığını sürdürdü.

el-Ömerî'nin aktardığına göre 1330 yılında Bulgar hükümdarının gönderdiği bir elçilik heyeti Kahire'ye giderek Memlûk Sultanı'nın huzuruna çıkmıştır. Bu kayıt, Bulgar hanlığının Moğol hâkimiyeti altında da siyasi varlığını sürdürdüğünü gösteren önemli bilgilerden biri olarak değerlendirilmektedir.

İdil Bulgar Devleti, XIV. yüzyılın sonlarına kadar Altın Orda Devleti'nin himayesinde kaldı. Toktamış ile Timur arasındaki mücadele sırasında Bulgar toprakları Timur'un orduları tarafından istila edildi. Bunun ardından Bulgar halkının önemli bir bölümü Kazan Nehri çevresine göç etti ve daha sonra burada kurulan Kazan Hanlığı'nın nüfusunu oluşturan topluluklar arasında yer aldı. Günümüzde Çuvaşların İdil Bulgarlarının torunları olduğu yönünde görüşler bulunmaktadır. [Kategori:Türk Tarihi]]