Altın Orda Hanlığı
Daha fazla eylem
Kuruluş
XII. yüzyılda Moğolistan, Avrasya bozkır kuşağının doğu ucunda yer alan, çok sayıda göçebe kabile ve boyun yaşadığı bir bölgeydi. İranî, Türk, Moğol ve Mançu kökenli toplulukların uzun süre birlikte yaşadığı bu coğrafyada merkezi bir devlet bulunmuyordu. Kabileler arasında kesin sınırlar yoktu ve halkın büyük bölümü Moğolca konuşmakla birlikte Türkçe, Çince ve başka diller de kullanılıyordu. Etnik farklılıklara rağmen göçebe hayat tarzı ve sosyal teşkilat bakımından topluluklar büyük ölçüde benzer özellikler taşıyordu. Bu dönemde "Moğol" adı yalnızca küçük bir kabileyi ifade etmekteydi.
Moğollar çok sayıda kabileye ayrılmıştı. Bunların en önemlilerinden biri, Cengiz Han'ın babası Yesügey ile atalarının mensup olduğu Kıyat kabilesiydi. XII. yüzyılda doğuda Tatarlar ve Çinliler, batıda Naymanlar, güneyde Tangutlar ve kuzeyde Merkitler Moğolların başlıca rakipleri arasında yer alıyordu.
Cengiz Han'ın Moğol kabilelerini tek bir siyasî birlik altında toplamasının ardından başlayan fetihler, Asya ve Avrupa'nın geniş bölgelerini etkisi altına aldı. Bu fetihler sonucunda kurulan devletlerde uzun süre Moğol hanedanları hâkimiyetlerini sürdürdü. İmparatorluğun sınırlarının Orta Asya'dan Doğu Avrupa'ya kadar genişlemesi üzerine Cengiz Han ülkeyi oğulları arasında paylaştırdı. Deşt-i Kıpçak bozkırlarını kapsayan batı toprakları büyük oğlu Cuci'ye verildi. Daha sonra Altın Orda Hanlığı'nı meydana getirecek olan bölge bu ulusun çekirdeğini oluşturdu.
Bu topraklar Cuci'nin adından dolayı Cuci Ulusu olarak anıldı. Moğolcada "halk" anlamına gelen ulus kelimesi aynı zamanda bir siyasî topluluğu ve ülkeyi ifade etmekteydi. Türkçeye Moğolcadan geçen bu kelime, daha önce Orhun Yazıtları'nda uluş biçiminde de kullanılmıştır.
Cuci, babası Cengiz Han'dan önce öldüğü için kendisine ayrılan toprakların idaresi oğulları arasında düzenlendi. Rivayete göre Cengiz Han, Cuci'nin nesebi hakkındaki şüpheler sebebiyle onu veliaht tayin etmemiş, imparatorluğun genel varisliğini ise en küçük oğlu Toluy'a bırakmıştır. Cuci'nin ölümünden sonra oğulları Batu ve Orda, ulusun yönetiminin belirlenmesi için Cengiz Han'ın huzuruna çıktılar. Cengiz Han, altın süslemeli Ak Orda'yı Batu'ya, gümüş süslemeli Gök Orda'yı ise Orda'ya tahsis etti. Böylece Batu, Cuci Ulusu'nun başına geçerek Deşt-i Kıpçak'ın hâkimi oldu. Orda ise İdil'den İrtiş'e kadar uzanan doğu kesimini yönetmeye başladı. Her iki kolun ortak merkezi Saray şehriydi.
Başlangıçta Cuci Ulusu, Moğol İmparatorluğu'nun bir parçası olarak Büyük Han'a bağlılığını sürdürdü. Batu döneminde Cengiz Han'ın halefleri olan Ögedey ve daha sonra Mengü Han'ın üstünlüğü tanındı. Ancak Batu'nun kurduğu siyasî yapı zamanla bağımsız bir devlet hüviyeti kazanarak tarihte Altın Orda Hanlığı adıyla anılmaya başladı.
"Orda" kelimesi başlangıçta hanın otağını, karargâhını ve ona bağlı askerî teşkilatı ifade ediyordu. Zamanla bu ad, hükümdarın yönetim merkezi ve devlet teşkilatı için de kullanılmaya başlandı.
Kuruluşundan itibaren Altın Orda Hanlığı, Deşt-i Kıpçak bozkırlarını kapsayan geniş bir coğrafyaya hâkim oldu. Devletin sınırları doğuda Sibirya ve bugünkü Kazakistan'dan başlayarak batıda Karadeniz'in kuzey kıyıları ile Tuna Nehri ağzına kadar uzanıyordu. Bu geniş coğrafyada göçebe topluluklar, yerleşik şehir halkı ve tarımla uğraşan nüfus birlikte yaşamaktaydı.
Batu Han Dönemi (1227–1256)
Altın Orda Hanlığı'nın kurucusu kabul edilen Batu Han, babası Cuci'nin ölümünün ardından kendisine bırakılan ulusu Moğol İmparatorluğu'na bağlı olarak yönetmeye başladı. Cengiz Han'ın 1227 yılında ölümünden sonra da Cuci Ulusu'nun Büyük Han'a bağlılığı devam etti. Cengiz Han, ölümünden önce yerine üçüncü oğlu Ögedey'i veliaht tayin etmişti.
Cengiz Han'ın ölümünün ardından yaklaşık iki yıl boyunca Büyük Hanlık makamı boş kaldı. Bu süreçte Sultan Celâleddin Harezmşah'ın İran ve Kafkasya'daki faaliyetleri Moğollar açısından önemli bir tehdit oluşturuyordu. Bunun üzerine hanedan mensupları, noyanlar ve askerî kumandanlar Toluy'un başkanlığında büyük bir kurultay topladılar. Moğol geleneklerine göre gerçekleştirilen kurultayın sonunda Cengiz Han'ın vasiyeti yerine getirilerek Ögedey Büyük Han ilan edildi. Kaynaklarda tahta çıkış tarihi konusunda farklı bilgiler bulunmakla birlikte, olayın 1228 veya 1229 yılında gerçekleştiği kabul edilmektedir.
Ögedey döneminde Moğol fetihleri doğuda ve batıda hız kesmeden sürdü. Curmagun Noyan İran'a gönderilerek Celâleddin Harezmşah'ın direnişi ortadan kaldırıldı ve Yakın Doğu'da Moğol hâkimiyetinin önü açıldı. Aynı dönemde Kuzey Çin'deki Kin Devleti'nin başkenti ele geçirildi, Song Devleti üzerine yeni seferler düzenlendi ve Kore tamamen Moğol hâkimiyeti altına alındı. 1236 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad'a gönderilen yarlıkla Moğol üstünlüğünün tanınması istendi ve bu talep kabul edildi.
Ögedey devrinin en önemli askerî hedeflerinden biri batı seferiydi. 1229 yılında toplanan kurultayda Kıpçak bozkırlarının, İdil Bulgarlarının ve Rus knezliklerinin tamamen itaat altına alınması kararlaştırıldı. Bu görev Cuci Ulusu'nun hükümdarı Batu Han'a verildi.
Cengiz Han'ın ülke paylaşımı sırasında Cuci Ulusu'na bırakılan çekirdek kuvvet yaklaşık dört bin Moğol savaşçısından oluşuyordu. Batu Han, bu kuvveti Türkmen boylarından ve kendi hâkimiyeti altındaki Türk topluluklarından sağladığı askerlerle takviye etti. Ancak planlanan büyük sefer için bu sayı yeterli görülmedi. Bunun üzerine Ögedey Han, diğer uluslara Batu'nun ordusuna asker göndermelerini emretti.
Batı seferine Ögedey'in oğulları Güyük ve Kadan, Toluy'un oğlu Mengü, Çağatay'ın oğlu Baydar ve torunu Büri kendi kuvvetleriyle katıldılar. Böylece çeşitli Moğol uluslarından gelen birliklerin birleşmesiyle büyük bir sefer ordusu oluşturuldu. Ordudaki Moğol savaşçılarının sayısı yaklaşık elli bin olup, Türk birlikleri ve yardımcı kuvvetlerle birlikte toplam mevcudun yüz yirmi binin üzerine çıktığı belirtilmektedir.
Seferin askerî planlaması Cengiz Han'ın en tecrübeli kumandanlarından Sübüdey Noyan'a bırakıldı. Daha önce 1223'teki Kalka Savaşı'na katılmış olan Sübüdey, Kafkasya ve Doğu Avrupa coğrafyasını yakından tanıyordu. Bu tecrübe, batı seferinin hazırlanmasında ve yürütülmesinde belirleyici rol oynadı.
Bulgar Seferleri (1229-1236)
Batı seferinin ilk hedefi İdil Bulgar Devleti oldu. Deşt-i Kıpçak'ın güvence altına alınması ve Doğu Avrupa'ya ilerleyebilmek için İdil havzasının kontrol altına alınması gerekli görülüyordu. Bu nedenle 1229 yılında toplanan kurultayda Bulgarlar, Kıpçaklar ve Rus knezlikleri üzerine sefer düzenlenmesi kararlaştırıldı.
İlk sefer aynı yıl Subutay Bahadır ile Kukday kumandasında yaklaşık otuz bin kişilik bir kuvvetle başlatıldı. Seferin genel sorumluluğu ise Cuci Ulusu'nun hükümdarı Batu Han'a verildi. Moğol ordusu Yayık ve İdil bozkırlarına kadar ilerlediyse de Bulgarlar tarafından durduruldu ve kesin bir sonuç elde edemedi.
1223 ve 1229 yıllarındaki başarısız girişimlerin ardından Moğollar 1232 yılında yeniden harekete geçti. Subutay'ın idaresindeki kuvvetler bu defa doğrudan Bulgar ülkesinin merkezine yönelmek yerine Aşağı İdil bölgesindeki Saksin üzerine yürüdü. Bölge ele geçirilerek şehirler tahrip edildi ve Moğollar Güney Ural ile Aşağı İdil havzasında kalıcı bir hâkimiyet kurdu. Böylece İdil Bulgar Devleti doğrudan Moğol sınırıyla karşı karşıya kaldı. Bazı araştırmacılar bu harekâtı, 1236 yılındaki büyük istilaya hazırlık niteliğinde bir keşif ve hazırlık seferi olarak değerlendirmektedir.
1235 yılında Ögedey Han tarafından toplanan büyük kurultayda Doğu Avrupa'nın fethi kesin olarak kararlaştırıldı. Birleşik Moğol ordusunun başkomutanlığı Batu Han'a verildi. İmparatorluğun çeşitli uluslarından gönderilen kuvvetlerin katılımıyla oluşturulan büyük ordu, ertesi yıl İdil Bulgar Devleti üzerine yürüdü.
1236 yılında gerçekleştirilen sefer sırasında Bulgar ülkesinin şehirleri ele geçirildi ve devlet ağır bir yenilgiye uğradı. Rus yıllıkları Bulgar şehrinin zapt edildiğini, yakıldığını, halkın önemli bir bölümünün öldürüldüğünü veya esir alındığını, büyük miktarda ganimet elde edildiğini kaydeder. Cüveynî de Bulgar ülkesinin güçlü direnişine rağmen Moğollar tarafından ele geçirildiğini ve halkın bir kısmının öldürülüp bir kısmının esir edildiğini belirtmektedir.
İdil Bulgar Devleti'nin yıkılmasıyla birlikte Deşt-i Kıpçak'ın kuzeydoğusundaki en önemli siyasî güç ortadan kalktı. Bulgar ülkesi daha sonra Altın Orda Hanlığı'nın hâkimiyetine girdi ve iç işlerinde belirli ölçüde özerkliğini korudu. Bundan sonraki süreçte Bulgar tarihi, büyük ölçüde Altın Orda ve daha sonra Kazan Hanlığı'nın tarihiyle iç içe gelişti.
İdil Bulgarları'nın daha önce İslamiyet'i benimsemiş olması, Altın Orda hâkimiyeti döneminde de önemini korudu. Bölgedeki İslamî gelenek ve kültür, Altın Orda hükümdarlarının İslamiyet'i kabul etmesinde etkili unsurlardan biri hâline geldi.
Rusya Seferleri (1237-1242)
1236 yılında İdil Bulgar Devleti'nin itaat altına alınmasının ardından Batu Han ve Moğol kumandanları yeni bir kurultay düzenleyerek Rus knezlikleri üzerine sefer yapılmasını kararlaştırdılar. O dönemde Doğu Avrupa'da siyasî birlik bulunmuyor, Rus toprakları birbirinden bağımsız çok sayıda knezlik tarafından yönetiliyordu. Bu parçalanmış yapı, Moğol ilerleyişini kolaylaştıran başlıca etkenlerden biri oldu.
Sefer başlamadan önce Rus knezliklerine elçiler gönderilerek teslim olmaları istendi. Ancak Ryazan Knezliği bu çağrıyı reddetti. Bunun üzerine Moğol ordusu Aralık 1237'de Ryazan'ı kuşattı. Yaklaşık on beş gün süren kuşatmanın ardından şehir ele geçirildi; halkın önemli bir bölümü öldürüldü veya esir alındı, şehir ise büyük ölçüde tahrip edildi.
Ryazan'ın düşmesinden sonra Kolomna yakınlarında Rus kuvvetleri yeniden direniş göstermeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Ardından Batu Han Moskova üzerine yürüdü. Şehir kısa süre içinde ele geçirildi, knezi esir alındı ve Moskova ateşe verildi.
Bir sonraki hedef Vladimir Knezliği oldu. 2 Şubat 1238'de başlayan kuşatma yaklaşık bir hafta sürdü ve şehir Moğolların eline geçti. Vladimir'in alınmasının ardından Suzdal, Kostroma, Rostov ve çevredeki birçok şehir de Moğol hâkimiyetini kabul etti. Daha sonra Novgorod yönünde ilerleyen Batu Han, Tver dâhil bazı yerleşimleri ele geçirdi. Ancak ilkbahar mevsiminde yolların çamur hâline gelmesi ve ikmal güçlükleri nedeniyle Novgorod üzerine yürüyüşünü tamamlamadan geri çekildi.
Batu Han daha sonra güneye yönelerek Don ve Dinyeper havzalarındaki harekâtını sürdürdü. 1239 yılında Murom, Pereyaslavl ve Çernigov ele geçirildi. Aynı dönemde Kuzey Kafkasya'daki bazı yerel güçler de Moğol hâkimiyeti altına alındı.
1240 yılında seferin en önemli hedefi olan Kiev kuşatıldı. Dinyeper kıyısındaki bu büyük şehir, Rus dünyasının en önemli siyasî ve ticaret merkezlerinden biriydi. Batu Han teslim olmaları için elçiler gönderdiyse de Kiev yönetimi bunu reddetti ve Moğol elçileri öldürüldü. Bunun üzerine şehir kuşatıldı. Şiddetli çarpışmaların ardından Kiev Aralık 1240'ta ele geçirildi. Şehrin büyük bölümü tahrip edilirken, knez Dimitri esir düştü. Kaynaklar, Batu Han'ın onun cesaretinden etkilenerek hayatını bağışladığını belirtmektedir.
Kiev'in alınmasıyla Rus knezliklerinin büyük bölümü Moğol hâkimiyetine girmiş oldu. Ardından sefer batıya yöneldi. Moğol orduları Galiçya ve Volhinya üzerinden ilerleyerek Polonya ve Macaristan'a girdi. Aynı zamanda Subutay, Baydar ve diğer kumandanlar farklı kollardan hareket ederek Silezya ve Bohemya yönünde ilerlediler. Bu harekât sonucunda Polonya, Macaristan ve Dalmaçya'ya kadar uzanan geniş bir bölge Moğol ordularının akınlarına sahne oldu.
Ancak 1241 yılı sonunda Büyük Han Ögedey'in ölüm haberi ulaştı. Moğol devlet geleneğine göre yeni büyük hanın seçileceği kurultaya hanedan mensuplarının katılması gerektiğinden Batu Han batıdaki ilerleyişini durdurdu. Ayrıca Batu Han ile Güyük ve Büri arasında yaşanan siyasî anlaşmazlıklar da geri dönüş kararını etkileyen unsurlar arasında gösterilmektedir. Moğol ordusu 1242 yılında Eflak ve Boğdan üzerinden Deşt-i Kıpçak'a döndü.
Rusya seferleri sonucunda İdil Bulgar ülkesinden Dinyeper havzasına kadar uzanan geniş saha Batu Han'ın hâkimiyeti altına girdi. Bu başarı, Cuci Ulusu'nun bağımsız bir siyasî güç olarak yükselişini hızlandırmış ve kısa süre sonra Altın Orda Hanlığı'nın Doğu Avrupa'nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.
Altın Orda Hanlığı'nın Ortaya Çıkışı ve Batu Han Dönemi
Batu Han'ın 1236-1241 yılları arasındaki batı seferleri, Cuci Ulusu'nun batı kolunun bağımsız bir siyasî güç olarak ortaya çıkmasını sağladı. Daha önce Cuci'nin adıyla anılan ulusun batı kesimi, bu dönemde Altın Orda Hanlığı veya Altın Orda Devleti adıyla tarih sahnesine çıktı. Hanlığın kurucusu kabul edilen Batu Han, Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin oğluydu.
Altın Orda Hanlığı; İdil (Volga) Bulgarları, Kıpçaklar, Hazar bölgesindeki topluluklar, Slav knezlikleri ve Kafkasya'daki bazı bölgeleri içine alan geniş bir coğrafyada kuruldu. Deşt-i Kıpçak bozkırlarından Harezm'e, Hazar çevresinden Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan bu saha, Cuci Ulusu'nun batı hâkimiyet alanını oluşturuyordu.
Batu Han, kağanlığın birliğini korumak amacıyla Karakurum'daki Büyük Han'ın üstünlüğünü resmen tanımaya devam etti. Bu dönemde sırasıyla Ögedey, Güyük ve Mengü büyük han olarak hüküm sürdüler. Ancak Batu Han, kendi ulusunda geniş bir hareket serbestisine sahipti ve Deşt-i Kıpçak'tan İdil-Kama havzasına, Aral çevresinden Dinyester bölgesine kadar uzanan geniş alanda kendi yönetim teşkilatını oluşturdu.
Batu Han, Deşt-i Kıpçak'taki Cuci Ulusu'nun iki kolu olan Ak Orda ve Gök Orda'yı kendi hâkimiyeti altında birleştirdi. Rusya seferleri sonucunda Kiev'in ele geçirilmesi ve Doğu Avrupa'daki Moğol hâkimiyetinin kurulmasıyla birlikte Altın Orda'nın sınırları batıda Karpatlar ve Tuna havzasına kadar genişledi. Doğuda ise Cuci Ulusu'nun doğu kolu olan Gök Orda'nın hâkimiyet alanı İrtiş Nehri ve Seyhun (Sir Derya) boylarına kadar uzanıyordu.
Batu Han, 1241 yılında Doğu Avrupa seferlerinden döndükten sonra İdil Nehri'nin aşağı kesimlerinde Saray şehrini kurarak burayı devlet merkezi hâline getirdi. Ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunan Saray, kısa sürede Altın Orda'nın en önemli siyasî ve ekonomik merkezlerinden biri oldu.
1241 yılında Ögedey Han'ın ölümü, Cengiz Han soyundan gelen hanlar arasındaki dengeleri değiştirdi. Batu Han, Cengiz Han'ın torunları arasında en güçlü hükümdarlardan biri hâline geldi. Yeni kağanın belirlenmesi için 1246 yılında toplanan kurultaya Batu Han katılmadı ve yerine kardeşlerini gönderdi. Kurultay sonucunda Güyük Han büyük han seçildi.
Güyük Han ile Batu Han arasındaki eski anlaşmazlıklar, Güyük'ün tahta çıkmasından sonra devam etti. İki hükümdar arasındaki mücadele, Güyük Han'ın Batu üzerine sefere hazırlanmasına kadar ilerledi. Ancak 1251 yılında Güyük Han'ın ölümüyle bu çatışma gerçekleşmeden sona erdi. Ardından toplanan kurultayda Batu Han'ın desteklediği Mengü Han büyük han seçildi.
Batu Han döneminde Altın Orda'da kültürel gelişmelerin temelleri de atılmaya başladı. Başlangıçta Moğol yönetici unsuru ile Türk toplulukları arasında kültürel etkileşim sınırlıydı. Ancak zamanla Arapça ve Türkçe yazılı eserlerin etkisi arttı. Türkçe fermanlar ve edebî eserler, Altın Orda sahasında Türk dilinin ve kültürünün güçlenmesine katkı sağladı. XIV. yüzyılın başlarında Altın Orda topraklarında gelişecek olan İslamî Türk yazı dilinin temelleri bu dönemde oluşmaya başladı.
Batu Han'ın ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1255 sonları veya 1256 başlarında öldüğü kabul edilir. Ölümünden sonra yerine büyük oğlu Sartak Han geçti. Ancak Sartak'ın kısa süre sonra ölmesi üzerine Batu'nun diğer oğlu Ulakçı han ilan edildi. Ulakçı'nın da birkaç ay içinde ölmesiyle Altın Orda'da veraset sorunu ortaya çıktı. Bu gelişmelerin ardından Batu Han'ın kardeşi Berke Han, Mengü Han'ın onayıyla Altın Orda tahtına çıktı.Bu bölümde bazı bilgiler önceki kısımlarla tekrar ediyor. Özellikle İdil Bulgarlarının İslamlaşması ayrı bir maddeye ait olduğu için burada yalnızca Berke Han'ın İslam'ı kabul etmesine etkisi kadar değinmek daha doğru olur. Ayrıca "Altın Orda'nın tamamen Müslüman olması" ifadesi erken dönem için fazla kesin; İslamlaşma Berke ile başlamış, Özbek Han döneminde devlet politikası hâline gelmiştir.
Berke Han Dönemi (1257–1266) ve İslamiyet'in Yayılması
Batu Han'ın ölümünden sonra Altın Orda tahtına kardeşi Berke Han geçti. Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin oğlu olan Berke, kaynaklarda Berke, Berkâ veya Berke Oğul adlarıyla geçmektedir. Berke Han'ın hükümdar olmadan önce Harezm bölgesinde bulunduğu ve burada İslamiyet'i kabul ettiği düşünülmektedir.
Berke Han'ın tahta çıkışı sırasında bazı devlet ileri gelenleri Batu Han'ın diğer oğullarından birinin yerine İlhanlı hükümdarı Hülagü'nün hanlığa getirilmesini istemişlerdi. Ancak Berke Han'ın güçlü siyasî konumu ve otoritesi bu girişimin gerçekleşmesini engelledi.
Berke Han döneminde Cengiz Han soyundan gelen hanedan üyeleri arasındaki mücadeleler devam etti. 1259 yılında Mengü Han'ın ölümünden sonra Kubilay ile Arık Böke arasında Büyük Hanlık mücadelesi başladı. Berke Han, bu mücadelede Arık Böke'yi destekledi. Ancak Çağatay ulusunun desteğini alan Kubilay üstünlük sağlayınca Altın Orda ile Karakurum merkezli Büyük Hanlık arasındaki bağlar daha da zayıfladı.
Berke Han döneminde Çağatay Ulusu ile Harezm ve Maveraünnehir üzerindeki hâkimiyet mücadelesi de yaşandı. Batu Han zamanında Cuci Ulusu'na bağlanan bazı bölgeler, Çağatay Hanlığı'nın hükümdarı Algu Han tarafından yeniden ele geçirildi. Bu gelişmeler sonucunda Çu ve Yedisu bölgeleri tekrar Çağatay hâkimiyetine girdi.
Berke Han döneminin en önemli gelişmelerinden biri Altın Orda'da İslamiyet'in güç kazanması oldu. Berke Han'ın Müslümanlığı kabul etmesiyle birlikte İslamiyet, hanedan çevresinde ve devletin yönetici kesiminde etkisini artırmaya başladı. Bu süreçte Deşt-i Kıpçak bölgesindeki Türk topluluklarının kültürel etkisi de güçlendi ve Altın Orda'nın zamanla Türk-İslam karakteri belirginleşti.
Altın Orda sahasında İslam kültürünün yayılmasında daha önce İdil Bulgarları aracılığıyla başlayan ilişkiler önemli rol oynadı. 922 yılında İdil Bulgar hükümdarı Almış Han'ın İslamiyet'i kabul etmesiyle birlikte İdil havzasında İslamî gelenekler gelişmeye başlamıştı. Bulgar şehirleri, Harezm ve Orta Asya ile kurulan ticari ilişkiler sayesinde İslam kültürünün yayılmasında etkili merkezlerden biri oldu.
Berke Han'ın İslamiyet'i benimsemesinde dış ilişkiler de etkili oldu. Özellikle İlhanlı Devleti hükümdarı Hülagü ile yaşanan mücadeleler sırasında Mısır Memlük Sultanlığı ile yakın ilişkiler kuruldu. Memlük Sultanı Baybars ile Berke Han arasında kurulan ittifak, iki Müslüman devletin İlhanlılara karşı ortak hareket etmesini sağladı.
Berke Han döneminde Altın Orda'nın Büyük Hanlık karşısındaki bağımsızlığı daha belirgin hâle geldi. Berke Han adına sikke bastırdı ve İdil Nehri kıyısında Yeni Saray adı verilen yeni bir merkez kurdu. Daha sonra Saray Berkeadıyla anılan bu şehir, zamanla Batu Han'ın kurduğu Saray şehrinin önemini aşan bir merkez hâline geldi.
Berke Han'ın hükümdarlığı sırasında Altın Orda fiilen bağımsız bir devlet görünümü kazanmaya başladı. Ancak Büyük Hanlık ile olan bağların tamamen kopması, daha sonraki hükümdar Mengü Timur döneminde gerçekleşti.
Berke Han'ın ölümünden sonra Altın Orda'da İslamlaşma süreci devam etti. Ancak İslamiyet'in devletin temel unsurlarından biri hâline gelmesi ve yaygın bir devlet politikası olarak benimsenmesi özellikle Özbek Han (1313–1341) döneminde gerçekleşti. Bu dönemde Saray şehrinde camiler, medreseler ve dinî kurumlar gelişerek Altın Orda'nın Türk-İslam kültür merkezi hâline gelmesini sağladı.
Altın Orda–Memlük İttifakı
Berke Han döneminde Altın Orda Hanlığı'nın dış politikasının en önemli unsurlarından biri İlhanlı Devleti'ne karşı Mısır Memlük Sultanlığı ile kurulan ittifak oldu. Her iki devletin ortak rakibi İlhanlılar olduğundan, Altın Orda ile Memlükler arasında siyasî ve askerî iş birliği gelişti.
1256 yılında Hülagü Han'ın İran merkezli İlhanlı Devleti'ni kurması, Moğol dünyasındaki dengeleri değiştirdi. Hülagü, Mengü Han'ın emriyle İran, Irak, Suriye ve çevresindeki bölgeleri ele geçirmek üzere harekete geçti. 1258 yılında Bağdat'ın alınması ve Abbâsî Halifeliği'nin ortadan kaldırılması, İslam dünyasında büyük yankı uyandırdı. Ardından Hülagü'nün Suriye üzerine ilerlemesi, Memlük Sultanlığı ile İlhanlılar arasındaki çatışmayı kaçınılmaz hâle getirdi.
Altın Orda ile İlhanlılar arasındaki gerilimin temelinde ise hanedan ve toprak mücadeleleri bulunuyordu. Hülagü'nün Kafkasya, Azerbaycan ve çevresindeki hâkimiyet kurma girişimleri, Berke Han'ın çıkarlarıyla çatıştı. Özellikle Cuci Ulusu ile Hülagü'nün kurduğu İlhanlı Devleti arasındaki mücadele, iki Moğol devleti arasında uzun sürecek bir rekabetin başlangıcı oldu.
Berke Han'ın İslamiyet'i kabul etmiş olması da Memlüklerle yakınlaşmayı kolaylaştıran önemli unsurlardan biriydi. Her iki devlet hükümdarı da kendilerini Müslüman dünyasının savunucuları olarak görüyordu. Ayrıca İlhanlıların Bağdat'ı ele geçirmesi ve Abbâsî Halifesi'nin öldürülmesi, Memlükler ile Altın Orda'yı ortak bir siyasî zeminde buluşturdu.
1259 yılında Hülagü'nün Suriye seferi sırasında İlhanlı orduları bölgeye hâkim olmaya başladı. Ancak Hülagü'nün Büyük Han Mengü'nün ölümü üzerine doğuya dönmesiyle Suriye'deki Moğol kuvvetleri zayıfladı. 1260 yılında Memlük Sultanı Kutuz komutasındaki ordu, Ayn Câlût Savaşı'nda İlhanlı kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaş, Moğol ilerleyişinin ilk büyük yenilgilerinden biri oldu.
Ayn Câlût zaferinin ardından Memlük Sultanı Baybars döneminde Altın Orda ile ilişkiler daha da güçlendi. Baybars, 1261 yılından itibaren Berke Han'a elçiler göndererek İlhanlılara karşı ortak hareket etmeyi teklif etti. İki devlet arasında karşılıklı elçilik faaliyetleri başladı ve hediyeler gönderildi.
Berke Han ile Baybars arasındaki ittifak, yalnızca dinî yakınlığa değil, ortak siyasî çıkarlara da dayanıyordu. Memlükler Suriye ve Mısır üzerindeki İlhanlı baskısını azaltmak isterken, Altın Orda da İlhanlıların Azerbaycan ve Kafkasya'daki genişleme girişimlerini engellemeye çalışıyordu.
Berke Han ile Hülagü arasındaki mücadele 1262 yılında savaşa dönüştü. Berke Han, İlhanlılara karşı Kafkasya bölgesinde harekete geçti. İki taraf arasındaki çatışmalar sonucunda Altın Orda, İlhanlıların kuzeye doğru genişlemesini sınırlandırdı ve bölgedeki siyasî dengeleri değiştirdi.
Berke Han'ın 1266 yılında ölümünden sonra tahta geçen Mengü Timur, Memlüklerle kurulan ittifakı sürdürdü. Sultan Baybars'ın gönderdiği elçiler aracılığıyla iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti. Böylece Altın Orda–Memlük ittifakı, İlhanlılara karşı oluşturulan uzun süreli siyasî denge unsurlarından biri hâline geldi.
Altın Orda–Memlük–Anadolu Selçuklu İttifakı
Berke Han döneminde Altın Orda Hanlığı, İlhanlılara karşı yalnızca Mısır Memlükleriyle değil, Anadolu Selçuklu Devleti'nin bazı unsurlarıyla da diplomatik ilişkiler kurdu. Bu ittifak arayışının temelinde, İlhanlı Devleti'nin İran, Kafkasya ve Anadolu üzerindeki genişleme politikaları bulunuyordu.
1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı'ndan sonra Türkiye Selçuklu Devleti, Moğol hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Selçuklular yıllık vergi ödemeyi ve Moğol üstünlüğünü tanımayı kabul ederken iç işlerinde belirli ölçüde varlıklarını sürdürdüler. Ancak zamanla İlhanlı kumandanlarının artan müdahaleleri ve ağır ekonomik yükler, Selçuklu yönetimi üzerinde büyük baskı oluşturdu.
Batu Han döneminden itibaren Türkiye Selçukluları ile Cuci Ulusu arasında ilişkiler kurulmuştu. Selçuklu hükümdarları, özellikle İlhanlı kumandanlarının baskılarına karşı zaman zaman Batu Han'ın desteğine başvurmuşlardı. Bu ilişkiler Berke Han döneminde daha siyasî bir nitelik kazandı.
Berke Han'ın İlhanlı hükümdarı Hülagü ile karşı karşıya gelmesi, Anadolu Selçuklu taht mücadeleleriyle birleşti. Bu dönemde Türkiye Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus, Moğol baskısına karşı destek arayışına girdi. İlhanlıların desteklediği IV. Rükneddin Kılıç Arslan ile mücadele eden II. İzzeddin Keykâvus, önce Bizans ve ardından Memlük Sultanlığı ile ilişki kurmaya çalıştı.
Memlük Sultanı Baybars, İlhanlı tehdidine karşı II. İzzeddin Keykâvus'a destek verdi. Aynı dönemde Baybars ile Berke Han arasında da İlhanlılara karşı bir ittifak kurulmuştu. Böylece Altın Orda, Memlükler ve II. İzzeddin Keykâvus çevresinde şekillenen ortak bir siyaset ortaya çıktı.
Berke Han ile Baybars arasındaki ilişkiler karşılıklı elçilik faaliyetleriyle sürdürüldü. Baybars, İlhanlılara karşı ortak hareket etmek amacıyla Berke Han'a elçiler gönderdi. İki hükümdar arasındaki ittifak, İlhanlıların Suriye ve Anadolu'daki genişleme girişimlerine karşı önemli bir denge unsuru oluşturdu.
II. İzzeddin Keykâvus'un İlhanlı baskısı karşısında Anadolu'dan ayrılmak zorunda kalması üzerine Berke Han da ona destek verdi. 1264 yılında Berke Han'ın gönderdiği kuvvetler, II. İzzeddin Keykâvus'u Bizans tarafından tutulduğu Enez Kalesi'nden kurtardı. Daha sonra Selçuklu sultanı Altın Orda topraklarına geçti ve Berke Han tarafından iyi karşılandı. Kendisine Kırım bölgesinde bazı yerler tahsis edildi ve Berke Han'ın kızıyla evlenerek Altın Orda hanedanıyla akrabalık kurdu.
Bu ittifakın amacı, İlhanlıların Anadolu, Suriye ve Kafkasya'daki hâkimiyetini sınırlandırmaktı. Ancak Berke Han'ın 1266 yılında ölümü, II. İzzeddin Keykâvus'un yeniden Anadolu tahtına dönme ihtimalini zayıflattı. Bununla birlikte Altın Orda–Memlük ilişkileri devam etti ve İlhanlılara karşı oluşturulan siyasî denge uzun süre varlığını korudu.
Daha sonraki dönemde Memlük Sultanı Baybars, Anadolu'daki İlhanlı hâkimiyetine karşı Türkmenlerin ve bazı Selçuklu ileri gelenlerinin çağrısıyla 1277 yılında Anadolu seferine çıktı. Elbistan Savaşı'nda İlhanlı kuvvetlerini yenmesine rağmen kalıcı bir sonuç elde edemedi. Bu gelişme, Altın Orda ve Memlüklerin İlhanlılara karşı yürüttüğü ortak siyasetin Anadolu'daki son önemli yansımalarından biri oldu.
Altın Orda–İlhanlı Münasebetleri
Altın Orda ile İlhanlı Devleti arasındaki ilişkiler, Cengiz Han'ın torunları arasında yaşanan siyasî rekabetin en önemli örneklerinden biri oldu. Başlangıçta her iki devlet de Moğol İmparatorluğu'nun batı bölgelerindeki unsurları olarak Büyük Han'a bağlı hareket etmekteydi. Ancak Hülagü'nün İran merkezli İlhanlı Devleti'ni kurmasıyla birlikte iki ulus arasındaki ilişkiler hızla bozuldu.
Mengü Han'ın büyük kağanlığı döneminde kardeşi Hülagü, batı seferiyle görevlendirildi. Hülagü 1253 yılında başlayan seferleri sonucunda İran, Irak ve çevresindeki bölgelerde hâkimiyet kurdu. 1258 yılında Bağdat'ın ele geçirilmesi ve Abbâsî Halifeliği'nin sona erdirilmesi, ardından Suriye üzerine düzenlenen seferler, Hülagü'nün bölgedeki gücünü artırdı.
İlhanlıların yükselişi, Altın Orda'nın çıkarlarıyla doğrudan çatıştı. Özellikle Azerbaycan bölgesi iki devlet arasında temel anlaşmazlık konusu hâline geldi. Batu Han döneminden itibaren Cuci Ulusu'nun bu bölge üzerinde nüfuz iddiası bulunuyordu. Mengü Han döneminde Altın Orda kuvvetleri Tebriz, Meraga ve Hemedan çevresinden vergi toplama hakkına sahipti. Ancak Hülagü, İran'da kendi hâkimiyetini kurduktan sonra Azerbaycan'ı İlhanlı topraklarına dâhil etti.
Hülagü'nün Altın Orda'ya bağlı görevlileri görevden uzaklaştırması ve Berke Han taraftarı bazı kişileri öldürtmesi, iki devlet arasındaki gerilimi artırdı. Ayrıca Tebriz'deki Altın Orda tüccarlarının mallarına el konulması üzerine Berke Han da İlhanlı tüccarlarına karşı benzer uygulamalara başvurdu. Böylece siyasî anlaşmazlık ekonomik bir çatışmaya da dönüştü.
Bu dönemde Altın Orda, İlhanlılara karşı Mısır Memlükleriyle ittifak kurdu. Memlük Sultanı Baybars ile Berke Han arasında başlayan diplomatik ilişkiler, Hülagü'ye karşı ortak hareket etme amacına dayanıyordu. Her iki devlet de İlhanlıların genişlemesini kendi çıkarları açısından tehdit olarak görmekteydi.
Berke Han ile Hülagü arasındaki mücadele 1262 yılında savaşa dönüştü. Berke Han, Cuci Ulusu'nun Azerbaycan üzerindeki haklarını korumak amacıyla İlhanlı topraklarına sefer düzenledi. İki ordu Kafkasya bölgesinde karşı karşıya geldi. İlk çatışmalarda geri çekilen Altın Orda kuvvetleri, Terek Nehri çevresinde yeniden saldırıya geçti.
1263 yılında gerçekleşen Terek Nehri Savaşı'nda İlhanlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Moğol ordusunun önemli bir bölümü nehirde hayatını kaybetti. Bu zafer, Altın Orda'nın İlhanlılar karşısındaki gücünü gösterdi ve iki devlet arasındaki uzun süreli mücadelenin başlangıcı oldu.
Terek zaferinden sonra Berke Han, İslam dünyasında önemli bir itibar kazandı. Memlük Sultanı Baybars'a gönderdiği haberlerde İlhanlılara karşı kazanılan zaferi ve Cuci Ulusu içindeki İslamlaşmayı vurguladı.
Hülagü'nün 1265 yılında ölümünden sonra yerine oğlu Abaka Han geçti. Berke Han, Abaka döneminde de İlhanlılara karşı mücadeleyi sürdürdü. 1265 yılında Kafkasya'da gerçekleşen yeni çatışmalarda kesin bir sonuç alınamadı. Berke Han'ın sefer sırasında ölmesiyle iki devlet arasındaki mücadele yeni bir döneme girdi.
Yaklaşık on yıl süren hükümdarlığı boyunca Berke Han, Altın Orda'nın siyasî bağımsızlığını güçlendirdi, İslam dünyasıyla ilişkilerini geliştirdi ve İlhanlılara karşı mücadele ederek Cuci Ulusu'nun ayrı bir devlet olarak varlığını sağlamlaştırdı. Berke Han'ın 1266 yılında ölümünden sonra Altın Orda tahtına Batu Han'ın torunu Mengü Timur geçti.
Mengü Timur Dönemi (1266–1282)
Berke Han'ın 1266 yılında ölümünden sonra Altın Orda tahtına Batu Han'ın torunu Mengü Timur geçti. Mengü Timur, Batu Han'ın oğlu Togan'ın oğluydu. Berke Han'ın ardından hükümdar olan Mengü Timur, Altın Orda'nın siyasî bağımsızlığını güçlendiren hükümdarlardan biri oldu.
Mengü Timur döneminde Altın Orda ile Mısır Memlükleri arasındaki dostane ilişkiler devam etti. Sultan Baybars, Mengü Timur'un tahta çıkışını kutlamak ve Berke Han'ın ölümü nedeniyle taziyelerini bildirmek amacıyla 1267 yılında Saray'a elçi gönderdi. İki devlet arasında karşılıklı elçilik faaliyetleri sürdü ve İlhanlılara karşı ortak siyaset devam ettirildi.
Mengü Timur döneminde Altın Orda–İlhanlı mücadelesi de devam etti. Berke Han zamanında başlayan rekabet, özellikle Azerbaycan ve Kafkasya üzerindeki hâkimiyet mücadelesi nedeniyle sürdü. Ancak 1269 yılında yapılan anlaşmadan sonra İlhanlı hükümdarı Abaka Han, Altın Orda topraklarına karşı doğrudan büyük bir saldırıda bulunmadı.
Bu dönemde Altın Orda'nın dış politikasında İlhanlılar kadar Bizans ile ilişkiler de önemli bir yer tuttu. Altın Orda ile Memlükler arasındaki diplomatik bağlantılar büyük ölçüde Karadeniz ve İstanbul Boğazı üzerinden gerçekleşiyordu. Bu nedenle Bizans'ın Boğazlar üzerindeki kontrolü siyasî açıdan önem taşıyordu.
Mengü Timur döneminde Altın Orda kuvvetleri Bizans üzerine baskı kurmaya çalıştı. 1269-1270 yıllarında gerçekleştirilen sefer sırasında İstanbul üzerine bir harekât planlandı ancak Memlük elçisi Farisüddin Mesud'un girişimiyle bu hareket durduruldu. Daha sonra Altın Orda ile Bizans arasında ilişkiler yeniden düzenlendi.
1271 yılında Altın Orda kuvvetleri, Kırım bölgesinde güçlü bir konuma sahip olan Emir Nogay'ın idaresinde Trakya üzerine sefer düzenledi. Bu gelişme Bizans İmparatoru VIII. Mihail'i Nogay ile anlaşmaya yöneltti. Yapılan anlaşmayla Altın Orda-Bizans ilişkileri daha dengeli bir hâle geldi ve Nogay, Bizans siyasetinde etkili bir aktör olarak ortaya çıktı.
Mengü Timur, Rus knezlikleri üzerindeki Altın Orda hâkimiyetini de sürdürdü. 1275-1276 yıllarında Rus topraklarında idarî ve malî düzenlemeler yapmak amacıyla nüfus sayımı gerçekleştirildi. Böylece Altın Orda'nın Rus knezlikleri üzerindeki vergi ve yönetim sistemi güçlendirildi.
Mengü Timur, yaklaşık on altı yıl süren hükümdarlığı boyunca Altın Orda'nın siyasî yapısını korudu ve devletin bağımsızlığını daha da sağlamlaştırdı. 1282 yılında ölümünden sonra yerine kardeşi Tuda Mengü geçti.
Birinci Fetret Devri (1282–1299)
Mengü Timur Han'ın 1282 yılında ölümünden sonra Altın Orda'da merkezî otorite zayıflamaya başladı. Mengü Timur'un oğulları henüz küçük yaşta olduğu için tahta kardeşi Tuda Mengü Han geçti. Ancak bu dönemde Berke Han zamanından itibaren güç kazanan Emir Nogay, devlet yönetiminde belirleyici bir konuma ulaştı.
Nogay, Cuci soyundan gelmemesine rağmen askerî gücü, siyasî etkisi ve sahip olduğu geniş nüfuz sayesinde Altın Orda hanları üzerinde önemli bir otorite kurdu. Resmî olarak hanlık makamına geçme hakkı bulunmayan Nogay, hükümdarları destekleyen veya değiştiren güçlü bir devlet adamı hâline geldi. Bu durum, Altın Orda tarihinde Birinci Fetret Devri olarak adlandırılan dönemin başlamasına yol açtı.
Tuda Mengü Han döneminde Nogay'ın etkisi giderek arttı. Han, devlet yönetiminde büyük ölçüde Nogay'ın desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bunun sonucunda Altın Orda'da han ile güçlü emir arasındaki ikili yönetim yapısı ortaya çıktı. Nogay, özellikle batı bölgelerinde kendi nüfuz alanını oluşturdu ve bağımsız bir hükümdar gibi hareket etmeye başladı.
1287 yılında Tuda Mengü'nün yerine Tula Buka Han geçti. Ancak yeni hükümdar döneminde de Nogay'ın etkisi devam etti. Tula Buka ile Nogay arasındaki anlaşmazlıkların temelinde, özellikle Rus knezlikleri üzerindeki hâkimiyet ve devlet yönetimindeki yetki paylaşımı bulunuyordu.
Tula Buka döneminde Macaristan üzerine düzenlenen sefer sırasında yaşanan sorunlar, iki lider arasındaki ilişkileri daha da bozdu. Sefer sırasında ordunun zor durumda kalması üzerine Tula Buka bu başarısızlıktan Nogay'ı sorumlu tuttu. Bununla birlikte asıl anlaşmazlık, Rus bölgelerindeki idarî uygulamalardan kaynaklandı.
Altın Orda yönetimi, Rus topraklarında vergi ve denetim görevlerini yerine getirmek üzere baskak adı verilen görevliler kullanıyordu. Kursk bölgesine gönderilen Ahmet Baskak'ın yerel Rus yöneticileri ve din adamlarıyla anlaşmazlık yaşaması üzerine konu Tula Buka Han'a taşındı. Hanın verdiği kararlar sonrasında bölgede çatışmalar çıktı. Ahmet Baskak'ın Nogay'ın adamlarından biri olması sebebiyle Nogay olaya müdahale etti ve kendi kuvvetlerini göndererek Rus knezleri üzerine sefer düzenledi.
Bu gelişmeler sonucunda Nogay ile Tula Buka arasındaki ilişkiler tamamen bozuldu. Nogay, Tula Buka'ya karşı yeni bir hükümdar arayışına girdi. Batu Han soyundan gelen Tokta, Nogay'ın desteğiyle taht mücadelesine başladı. 1291 yılında Nogay'ın desteğiyle Tula Buka öldürüldü ve Tokta Han Altın Orda tahtına çıktı.
Tokta Han'ın tahta çıkışıyla birlikte Nogay'ın siyasî etkisi bir süre daha devam etti. Ancak Tokta, zamanla kendi otoritesini güçlendirmeye ve Nogay'ın bağımsız hareketlerini sınırlandırmaya çalıştı. Bu durum iki güçlü lider arasında yeni bir mücadele döneminin başlamasına yol açtı.
Birinci Fetret Devri boyunca Altın Orda'da hanlık makamı varlığını sürdürse de gerçek güç zaman zaman emirlerin eline geçti. Bu dönem, merkezî yönetimin zayıfladığı ve hanedan dışından güçlü askerî liderlerin devlet siyasetinde belirleyici hâle geldiği bir süreç oldu.
Tokta Han Dönemi (1291–1313) ve Birinci Fetret Devri'nin Sonu
Tokta Han, 1291 yılında Emir Nogay'ın desteğiyle Altın Orda tahtına çıktı. Nogay, kendisine bağlı hareket edecek bir hükümdar seçmeyi amaçlamıştı. Ancak Tokta Han zamanla kendi otoritesini güçlendirmeye çalıştı ve Nogay'ın devlet üzerindeki etkisini azaltma yoluna gitti.
İki lider arasındaki mücadele, 1298 yılında Tokta Han'ın yanından ayrılan bazı emirlerin Nogay'a sığınmasıyla daha da arttı. Nogay, bu emirleri kabul ederek kendilerine yer ve makam verdi. Tokta Han'ın bu kişilerin iadesi yönündeki taleplerini reddetmesi üzerine iki taraf arasında çatışma başladı.
1298-1299 yıllarında gerçekleşen ilk mücadelede Tokta Han yenilerek geri çekildi. Ancak Nogay'ın yanında bulunan bazı beyler ve emirler, zamanla Nogay'ın oğullarının baskısından rahatsız olarak Tokta Han'ın tarafına geçti. Böylece güç kazanan Tokta Han, yeniden Nogay üzerine yürüdü.
1299 yılında Dinyeper Nehri yakınlarında yapılan savaşta Tokta Han'ın ordusu Nogay'ın kuvvetlerini mağlup etti. Savaşın ardından Nogay öldürüldü ve böylece Altın Orda'da uzun süredir devam eden ikili iktidar sona erdi. Nogay'ın ortadan kaldırılmasıyla birlikte merkezî hanlık otoritesi yeniden güç kazandı ve Birinci Fetret Devri sona erdi.
Nogay'ın ölümünden sonra Altın Orda'nın batı bölgelerindeki siyasî dengeler değişti. Bulgaristan ve Bizans ile Nogay döneminde kurulan ilişkiler zayıfladı. Bulgaristan üzerindeki Altın Orda etkisi azalırken Bulgar hükümdarları daha bağımsız hareket etmeye başladı.
Tokta Han, iç siyasette sağladığı üstünlüğün ardından dış politikaya ağırlık verdi. Özellikle Azerbaycan ve Kafkasya üzerindeki eski Cuci Ulusu iddialarını yeniden gündeme getirdi. Bu dönemde İlhanlı Devleti ile ilişkiler yeniden gerildi.
Tokta Han, Memlüklerle daha önce zayıflayan diplomatik ilişkileri yeniden geliştirmeye çalışırken İlhanlılara karşı da Azerbaycan üzerindeki haklarını savundu. İlhanlıların aynı dönemde Memlükler ve Çağataylılarla mücadele hâlinde olması, Altın Orda'nın bölgedeki nüfuzunu artırma girişimlerini destekleyen bir ortam oluşturdu.
1303 yılında Tokta Han, İlhanlı hükümdarı Gazan Han'a bir elçilik heyeti gönderdi. Heyet, Arran ve Azerbaycan'ın geçmişte Cuci Ulusu'na ait olduğunu ileri sürerek bu bölgelerin iadesini talep etti. Tokta Han'ın temsilcileri, Cengiz Han'ın paylaşımı sırasında Azerbaycan'ın Batu Han'ın hâkimiyet alanı içinde bulunduğunu savundu. Ancak Gazan Han bu talepleri kabul etmedi.
Bu gelişmelerden sonra Altın Orda ile İlhanlılar arasında zaman zaman askerî hareketlilik yaşansa da iki devlet arasında büyük çaplı bir savaşa dönüşmedi. Tokta Han dönemi, esas olarak merkezî otoritenin yeniden kurulması ve Altın Orda'nın siyasî gücünün toparlanmasıyla öne çıktı.
Tokta Han'ın 1313 yılında ölümünden sonra Altın Orda tahtına Özbek Han geçti. Özbek Han dönemi, devletin siyasî ve kültürel açıdan en parlak dönemlerinden biri olacaktır.
Özbek Han Dönemi (1313–1340)
Tokta Han’ın ölümünden sonra Altın Orda tahtına 1313 yılında yeğeni Özbek Han geçti. Özbek Han dönemi, Altın Orda Devleti’nin siyasî ve kültürel açıdan en güçlü dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Özbek Han, dış politikada selefi Tokta Han’ın Azerbaycan ve İlhanlılar üzerindeki hâkimiyet kurma siyasetini devam ettirdi.
Özbek Han’ın ilk hedeflerinden biri Azerbaycan ve Horasan bölgeleri üzerinde yeniden nüfuz sağlamaktı. Bu amaçla İlhanlılarla mücadeleye girişti. İlhanlı Devleti’nin iç sorunları ve bölgesel mücadeleleri, Altın Orda’nın bu bölgelerde etkisini artırma girişimlerine zemin hazırladı.
Özbek Han döneminde Bizans ile ilişkiler zaman zaman bozuldu. 1319 yılında Altın Orda kuvvetleri Trakya’ya sefer düzenleyerek Edirne’ye kadar ilerledi ve bölgeyi yağmaladı. Ertesi yıl daha büyük bir askerî harekât gerçekleştirildi. Altın Orda ordusu Trakya’da ilerleyerek Bizans’ı zor durumda bıraktı. Bizans İmparatoru III. Andronikos’un kuvvetleriyle karşı karşıya gelen taraflar daha sonra anlaşmaya vardı ve Altın Orda kuvvetleri geri çekildi.
Özbek Han döneminde İslâm kültürü Altın Orda ülkesinde daha da güçlendi. Harezm ve İran bölgelerinden gelen din âlimleri Saray şehirlerinde faaliyet gösterdi. 1333 yılında Altın Orda topraklarını ziyaret eden İbn Battûta, Saray ve Saray Berke şehirlerinde camilerin, medreselerin ve dinî kurumların önemli merkezler hâline geldiğini belirtmiştir.
Özbek Han, Bizans ile ilişkileri tamamen koparmamış ve iki devlet arasındaki diplomatik bağları sürdürmüştür. Bu dönemde Bizans İmparatoru’nun kızı Beylun Hatun ile evlenerek iki hanedan arasındaki ilişkileri güçlendirmiştir.
Özbek Han'ın uzun süren hâkimiyeti sırasında Altın Orda Devleti siyasî gücünü korumuş, İslâmî kurumların gelişmesi ve şehir hayatının canlanmasıyla devletin kültürel yapısı da güçlenmiştir.
Canı-Bek Han Dönemi (1340–1357)
Özbek Han’ın ölümünden sonra oğlu Tini-Bek kısa süreliğine tahta çıktı. Ancak kardeşi Canı-Bek’in isyanı sonucunda Tini-Bek öldürüldü ve 1340 yılında Canı-Bek Han Altın Orda tahtına geçti.
Canı-Bek Han, selefleri gibi Azerbaycan üzerindeki Cuci Ulusu haklarını yeniden gündeme getirdi. Bu dönemde Tebriz, Erdebil ve Nahçıvan gibi şehirlerin ileri gelenleri Canı-Bek Han’ı bölgeyi ele geçirmeye teşvik etti. Bunun üzerine Canı-Bek Han büyük bir orduyla Derbent üzerinden Azerbaycan’a ilerledi ve Tebriz’i ele geçirdi.
Tebriz’in alınmasıyla Azerbaycan, Altın Orda hâkimiyetine girdi. Canı-Bek Han, oğlu Berdi-Bek’i 50.000 kişilik bir kuvvetle Tebriz valisi olarak bıraktı. Böylece Berke Han döneminden beri devam eden Altın Orda–İlhanlı mücadelesi Azerbaycan üzerinde geçici olarak Altın Orda lehine sonuçlandı.
Canı-Bek Han döneminde Altın Orda’nın İran ve Irak bölgelerindeki etkisi arttı. Azerbaycan’ın ele geçirilmesi, İlhanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde de etkisini gösterdi ve bazı yerel yöneticiler Canı-Bek Han adına sikke bastırdı.
Ancak Canı-Bek Han Azerbaycan seferinden dönerken hastalandı. Saray şehrine ulaştığında hastalığı ağırlaştı. Emir Tulubay’ın desteğiyle oğlu Berdi-Bek çağrıldı. Berdi-Bek’in gelişinden kısa süre sonra Canı-Bek Han öldürüldü ve Berdi-Bek tahta geçti.
Canı-Bek Han’ın ölümüyle Altın Orda’da yeni bir siyasî dönem başladı. Bundan sonraki süreçte taht mücadeleleri artacak ve devlet Büyük Fetret Devri olarak adlandırılan uzun bir istikrarsızlık dönemine girecektir.
Fetret Dönemine Kadar Altın Orda–Rus İlişkileri
Altın Orda hanları, Rus knezlikleri üzerindeki hâkimiyetlerini yarlık verme ve vergi toplama sistemiyle sürdürdüler. Tokta Han döneminden itibaren Moskova ve Tver knezlikleri arasındaki rekabet, Altın Orda'nın Rusya siyasetinin temel unsurlarından biri hâline geldi.
Tokta Han, Rostov yerine Moskova ve Tver knezliklerini destekleyerek iki güç arasında denge kurmaya çalıştı. Bu siyaset sonucunda Moskova ve Tver giderek güç kazandı ve Vladimir Büyük Knezliği için rekabet etmeye başladı.
Özbek Han döneminde de bu denge siyaseti devam etti. Özbek Han, başlangıçta Moskova Knezi Yuriy’i destekledi. Yuriy, Özbek Han’ın kız kardeşi Konçaka ile evlenerek hanın desteğini kazandı ve Vladimir Büyük Knezliği yarlığını aldı. Ancak Tver Knezi Mihail ile yaşanan mücadele sonucunda Mihail 1319 yılında öldürüldü.
Daha sonra Tver Knezi Dmitriy, Moskova Knezi Yuriy’i öldürünce Özbek Han tarafından idam edildi. Vladimir Büyük Knezliği önce Tverli Aleksandr’a, ardından Moskova Knezi İvan Kalita’ya verildi.
İvan Kalita döneminde Moskova Knezliği Altın Orda ile iyi ilişkiler kurarak güç kazandı. Kalita, Altın Orda’ya gönderilecek vergileri düzenli biçimde topladı ve bunun karşılığında Moskova üzerinde daha geniş bir hareket alanı elde etti. Bu durum Moskova’nın siyasî ve ekonomik olarak yükselmesini sağladı.
Özbek Han, Rus knezlikleri arasında birlik oluşmasını engellemeye çalışsa da Moskova’nın güçlenmesine engel olamadı. XIV. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Moskova Knezliği, Rus dünyasında önemli bir merkez hâline gelmişti.
Canı-Bek Han döneminde ise Altın Orda ile Rus knezlikleri arasındaki ilişkiler genel olarak sakin bir dönem geçirdi. Han, Moskova’nın yükselişini doğrudan engelleyen bir politika izlemedi ve Rus knezliklerine karşı büyük askerî seferler düzenlemedi.
Fetret (Bulkak) Dönemi (1360–1380)
Altın Orda Devleti’nde uzun süren istikrar dönemi, Canı-Bek Han’ın ölümünden sonra sona erdi. Canı-Bek Han’ın 1357 yılında öldürülmesinin ardından oğlu Berdi-Bek Han tahta çıktı. Berdi-Bek Han, tahta geçer geçmez taht üzerindeki rakiplerini ortadan kaldırmak amacıyla sert bir tasfiye politikası izledi. Emir Tulubay’ın tavsiyesiyle kardeşlerinin tamamına yakınını öldürttü. Daha sonra kendi oğlunun da ölmesiyle Batu Han soyundan gelen Sayın Han kolunun erkek devamı sona erdi.
Bu nedenle Berdi-Bek Han, kaynaklarda "Kökün Kırgan Köten Han" yani kendi soyunu yok eden han olarak anılmıştır. Yaklaşık üç yıl süren hükümdarlığının sonunda 1360 yılında öldü. Berdi-Bek Han’ın uyguladığı siyaset, Altın Orda içerisinde büyük bir hoşnutsuzluğa yol açtı ve taht mücadelelerini hızlandırdı.
Berdi-Bek Han’ın ölümünden sonra Altın Orda’da merkezi otorite büyük ölçüde zayıfladı. 1360–1380 yılları arasında yirmiden fazla han tahta çıktı ve kısa sürelerle hüküm sürdü. Bu dönem Altın Orda tarihinde Fetret Devri veya yerli kaynaklarda geçen adıyla Bulkak Devri olarak adlandırılır.
Fetret döneminde gerçek güç, Cengiz soyundan gelmediği için hanlık makamına geçemeyen emirlerin eline geçti. Bu dönemin en önemli siyasi aktörü, Kıyat kabilesinden Emir Mamay oldu. Mamay Mirza, Nogay’ın geçmişte oynadığı role benzer şekilde kendi desteklediği hanları tahta çıkararak Altın Orda siyasetini yönlendirdi.
Mamay, Cuci soyundan olmadığı için doğrudan han olamıyordu. Bu nedenle Abdullah Han gibi kendi desteklediği hükümdarları tahta çıkardı ve özellikle Kırım bölgesindeki kuvvetleriyle devlet işlerinde belirleyici bir konuma geldi. Aynı dönemde Kıyat Tengiz-Buka ve diğer emirler de kendi bölgelerinde bağımsız hareket etmeye başladılar. Sağ Kol olarak kabul edilen Kırım bölgesi ile Sol Kol olarak kabul edilen Seyhun boyları arasında güç mücadelesi ortaya çıktı.
Fetret döneminde Saray şehri sık sık el değiştirdi. Merkezi yönetimin zayıflamasıyla birlikte farklı bölgelerde ortaya çıkan hanlar birbirleriyle mücadele etti ve birçok hükümdar kısa süre içerisinde ortadan kaldırıldı. Bu hanların önemli bir kısmının hangi Cuci kolundan geldiği kesin olarak bilinmemektedir.
Hızır Han ve Sol Kol’un Güçlenmesi
Sayın Han soyunun sona ermesinden sonra Özbek Han’ın hatunu Taytuğlu Bigüm, Şiban neslinden gelen Hızır Han’ı Saray tahtına çıkardı. Ancak Hızır Han ile Taytuğlu Bigüm arasındaki anlaşmazlıklar sonucunda Hızır Han kısa süre sonra tahttan indirildi ve yerine Kildibek Han geçirildi.
Kildibek Han’ın Canı-Bek Han’ın oğlu olduğu iddiasına rağmen bu durum kabul görmedi ve kendisine "Yalancı Kildibek Han" adı verildi. Hızır Han yeniden mücadele ederek Saray hâkimiyetini ele geçirdi ve rakiplerini ortadan kaldırdı. Ancak Hızır Han daha sonra oğlu Murid’in düzenlediği bir suikast sonucu öldürüldü.
Bu dönemde Mamay Mirza yeniden taht mücadelelerine müdahil oldu ve Murid’e karşı Abdullah Han’ı destekledi. Bununla birlikte Mamay’ın asıl gücü Kırım bölgesine dayanıyordu ve Saray üzerindeki hâkimiyeti sürekli değildi.
Altın Orda’nın doğu kanadında ise Sol Kol güç kazanmaya başladı. Sır Derya boyundaki Sığnak merkezinde başlayan bu yükseliş, Urus Han döneminde daha da belirginleşti. Urus Han 1370’li yıllarda Hacı Tarhan ve Saray şehirlerini ele geçirerek Sol Kol’un hâkimiyetini genişletti. Ancak Altın Orda’daki parçalanmış yapıya kesin olarak son veren kişi Urus Han’ın rakibi Toktamış Han olacaktır.
Fetret döneminin sonunda Altın Orda’da iki büyük güç ortaya çıktı: Kırım merkezli Mamay Mirza ve doğu bölgelerinde etkili olan hanlar. Bu mücadele, 1380 yılında Toktamış Han’ın Mamay’ı yenerek Altın Orda tahtını ele geçirmesine kadar devam etti.
Fetret Devri Altın Orda–Rus İlişkileri
Altın Orda’da Fetret Devri’nin başlamasıyla birlikte hanların merkezi otoritesi büyük ölçüde zayıfladı. Taht mücadeleleri ve emirler arasındaki rekabet, Rus knezlikleri üzerindeki Altın Orda hâkimiyetini de etkiledi. Bu durumdan yararlanan Rus knezlikleri daha bağımsız hareket etmeye başladılar.
Bu dönemde Doğu Avrupa’da iki önemli güç ortaya çıktı. Batı Rus topraklarında hâkimiyet kuran Litvanya Büyük Knezliği, Altın Orda’nın eski hâkimiyet alanlarından bazılarını ele geçirerek Karadeniz kıyılarına kadar ulaştı. Doğu Rusya’da ise Moskova Knezliği giderek güç kazandı.
Fetret döneminde Altın Orda tahtındaki değişikliklerin sıklaşması, Rus knezlerinin Saray şehrine yaptıkları ziyaretleri de etkiledi. Her yeni hanın tahta çıkışıyla birlikte knezler yeniden yarlık almak zorunda kalıyor, bu durum Rus knezliklerine daha geniş hareket alanı sağlıyordu. Han adaylarının kendi aralarındaki mücadeleleri ve Mamay Mirza’nın siyasete müdahalesi, Altın Orda’nın otoritesini daha da zayıflattı.
Bu dönemde Moskova ve Tver knezlikleri arasındaki Vladimir Büyük Knezliği mücadelesi yeniden önem kazandı. Moskova Knezi Dimitri İvanoviç, Tver Knezliği ile uzun süren mücadelelerin ardından üstünlük sağlamaya başladı. Tver’in Moskova üstünlüğünü kabul etmesi ve Novgorod’un da Moskova’ya vergi ödemek zorunda kalmasıyla Dimitri İvanoviç, Rus knezleri arasında en güçlü hükümdar hâline geldi.
Fetret Devri sırasında Ruslar Altın Orda topraklarına yönelik saldırılar da düzenlemeye başladı. 1370, 1374 ve 1376 yıllarında Bulgar şehri Rus saldırılarına uğradı. Moskova Knezi Dimitri İvanoviç, Tver ve Litvanya karşısındaki başarılarının ardından Altın Orda’ya karşı daha cesur bir siyaset izlemeye başladı.
1377 yılında Altın Orda tahtındaki Arabşah Han, Nijniy Novgorod, Novgorod, Murom ve Ryazan bölgelerine sefer düzenledi. Ancak aynı dönemde Toktamış Han’ın Saray şehrini ele geçirmesi, Altın Orda’daki güç mücadelesini daha da karmaşık hâle getirdi. Bu gelişmelerden yararlanan Dimitri İvanoviç, 1378 yılında Don Nehri yakınlarında Altın Orda kuvvetlerini yenerek bağımsız hareket etme eğilimini güçlendirdi.
Kulikovo Savaşı (8 Eylül 1380)
Fetret Devri’nin en önemli olaylarından biri, Moskova Knezi Dimitri İvanoviç ile Altın Orda’nın güçlü emiri Mamay Mirza arasında gerçekleşen Kulikovo Savaşı’dır.
Mamay Mirza, Moskova Knezliği’nin giderek güçlenmesinden rahatsız olmuş ve Dimitri İvanoviç’i yeniden itaat altına almak istemişti. Moskova’ya gönderdiği taleplerin reddedilmesi üzerine Mamay, büyük bir ordu hazırlayarak harekete geçti. Ordusunda Moğol birliklerinin yanı sıra Kuman, Çerkes, Alan, Burtan, Ermeni ve Kırım’daki Ceneviz unsurlarından oluşan kuvvetler bulunuyordu. Ayrıca Litvanya hükümdarı Jagellon ile de ittifak kurmuştu.
Dimitri İvanoviç ise savaşa hazırlanarak kendisine bağlı Rostov, Yaroslavl ve Beloozero knezlerinden destek aldı. Tver, Novgorod ve Ryazan knezlikleri ise Moskova’ya yardım göndermedi. Buna rağmen Dimitri’nin emrinde büyük bir ordu toplandı.
Dimitri İvanoviç, savaştan önce Troitsa Manastırı’na giderek dinî destek aldı. Daha sonra ordusuyla birlikte Don Nehri yönüne ilerledi. Mamay’ın ordusu ile Litvanya kuvvetlerinin birleşmesini engellemek amacıyla hızlı hareket eden Moskova kuvvetleri, Don Nehri yakınındaki Kulikovo Ovası’nda Altın Orda ordusuyla karşılaştı.
8 Eylül 1380 tarihinde başlayan savaşta başlangıçta Rus kuvvetleri zor durumda kaldı. Ancak Dimitri İvanoviç’in önceden sakladığı yedek süvari birliklerinin savaşa katılmasıyla Mamay’ın ordusu bozguna uğradı. Altın Orda kuvvetleri geri çekilirken Ruslar takip harekâtı gerçekleştirdi.
Kulikovo Savaşı, Moskova Knezliği açısından önemli bir psikolojik dönüm noktası oldu. Dimitri İvanoviç bu zaferden sonra Donskoy (Don’un muzafferi) unvanını aldı. Savaş, Rus knezliklerinin Altın Orda karşısındaki özgüvenini artırdı ve Moskova’nın Rus dünyasındaki konumunu güçlendirdi.
Bununla birlikte Kulikovo Savaşı, Altın Orda Devleti’nin kesin yenilgisi anlamına gelmiyordu. Savaşta yenilen güç, Altın Orda’nın merkezi ordusu değil, Mamay Mirza’nın kuvvetleriydi. Ayrıca Rus ordusu da büyük kayıplar verdiği için Altın Orda’ya ödenen vergiler hemen sona ermedi.
Kulikovo Savaşı’nın Altın Orda açısından sonucu ise Mamay Mirza’nın zayıflaması oldu. Kısa süre sonra Toktamış Han tarafından yenilgiye uğratılan Mamay’ın ortadan kaldırılmasıyla Altın Orda’da yeniden merkezî otorite kurulmasının yolu açıldı.
Toktamış Han Dönemi (1380-1395)
Toktamış Han’ın Altın Orda Tahtına Çıkışı
Toktamış Han, Altın Orda tahtına ulaşmadan önce Doğu Deşt-i Kıpçak hâkimiyeti için mücadele etmek zorunda kaldı. Babası Tuy Hoca Oğlan’ın Urus Han tarafından öldürülmesinden sonra Toktamış, kendisine yönelik tehlikeyi görerek Çağatay ülkesinde güç kazanan Emir Timur’a sığındı.
Emir Timur, Deşt-i Kıpçak’ta güçlenen Urus Han’a karşı Toktamış’ı destekledi ve onu bölgenin hükümdarı olarak tanıdı. Toktamış’a asker, silah ve maddî destek sağlayarak Urus Han’ın hâkimiyetindeki bazı şehirleri ele geçirmesine yardımcı oldu. Ancak Toktamış’ın Urus Han’ın oğulları Kutluk Boğa, Toktakıya ve Timur Melik’e karşı gerçekleştirdiği ilk üç sefer başarısızlıkla sonuçlandı ve her defasında Timur’un yanına dönmek zorunda kaldı.
Urus Han’ın ölümünden sonra Toktakıya Han kısa süre içinde öldü ve yerine kardeşi Timur Melik geçti. Toktamış, Timur’un desteğiyle dördüncü kez harekete geçti. 1379 yılında Sığnak’ı ele geçirerek kendi adına para bastırdı ve ardından Timur Melik’i yenerek Doğu Deşt-i Kıpçak üzerindeki hâkimiyetini güçlendirdi.
Toktamış’ın bütün Altın Orda topraklarına hâkim olabilmesi için Batı Deşt-i Kıpçak’ta etkili olan Emir Mamay Mirza’yı ortadan kaldırması gerekiyordu. Altın Orda siyasetinde hanlar çoğu zaman güçlü emirlerin desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle Toktamış da Kırım bölgesinde güçlenen Kıyat kabilesi ve Mamay Mirza ile mücadele etti.
1380 yılında Kulikovo Savaşı’ndan sonra Kırım’a dönen Mamay Mirza, Ruslar üzerine yeni bir sefer hazırlığı yaparken Toktamış’ın kendisine karşı harekete geçtiğini öğrendi. İki Altın Orda kuvveti Kalka Irmağı çevresinde karşılaştı. Savaşı Toktamış Han kazandı. Mamay Mirza Kefe’ye kaçtı ancak burada Cenevizliler tarafından öldürüldü.
Bu zaferle Toktamış Han, Harezm ve Azerbaycan dışında daha önce Altın Orda’ya bağlı olan toprakların büyük bölümünde hâkimiyet kurdu. Böylece Altın Orda’da yaklaşık yirmi yıl süren İkinci Fetret Devri sona erdi ve devlet yeniden tek yönetim altında birleşti.
Toktamış–Timur Mücadeleleri ve Altın Orda’nın Zayıflaması
Toktamış Han, Altın Orda’nın bütünlüğünü sağladıktan sonra Azerbaycan ve Harezm üzerinde hâkimiyet kurmayı hedefledi. Ancak Azerbaycan üzerinde hak iddia eden güçlerden biri, daha önce kendisini destekleyen Emir Timur’du.
Toktamış, Timur’un 1384 yılında İran seferinde bulunmasını fırsat bilerek Harezm’de kendi adına para bastırdı. Timur başlangıçta bu duruma karşı açık bir tepki göstermedi. Ancak Toktamış’ın Azerbaycan’a yönelik faaliyetleri iki hükümdarı karşı karşıya getirdi.
Toktamış Han, Timur’a karşı denge oluşturmak amacıyla Mısır Memlük Sultanı Berkuk ile ilişkiler kurmaya çalıştı. Memlüklerle yapılan görüşmelerin ayrıntıları bilinmemekle birlikte, Toktamış’ın Timur’a karşı ortak hareket arayışı içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Toktamış 1385 yılında Tebriz üzerine yürüdü. Şehir halkının direnişi nedeniyle kısa sürede başarı sağlayamayan Toktamış, sonunda şehri ele geçirerek yağmaladı. Bu hareketi, Timur ile olan ilişkilerinin tamamen bozulmasına yol açtı.
Timur, Toktamış’ın Azerbaycan seferi üzerine harekete geçti. Kafkasya’daki hâkimiyetini güçlendirdikten sonra Toktamış’ın kuvvetleriyle karşılaştı. Toktamış’ın Derbend yönündeki ilerleyişi Timur’un kuvvetleri tarafından durduruldu ve Altın Orda ordusu geri çekildi.
1387 yılında Toktamış yeniden Timur topraklarına yöneldi. Sığnak üzerinden ilerleyerek Savran’ı kuşattı, ardından Maveraünnehir’e girerek Buhara’yı tehdit etti ancak başarılı olamadı. Timur’un karşı harekât hazırlıkları üzerine Toktamış Deşt-i Kıpçak’a geri çekildi.
Kundurça (Kunduzca) Muharebesi (1391)
Toktamış ile Timur arasındaki ilk büyük savaş 18 Haziran 1391 tarihinde Kundurça Irmağı çevresinde gerçekleşti.
Toktamış Han, Deşt-i Kıpçak’ın birçok beyini ve şehzadesini yanına alarak güçlü bir ordu oluşturdu. Timur ise ordusunu yedi bölüme ayırarak Yedi Kol Düzeni adı verilen savaş düzenini uyguladı.
Savaşın başlangıcında Toktamış’ın kuvvetleri üstünlük sağladı. Ancak Timur’un taktik değiştirerek bütün ordusuyla saldırıya geçmesi sonucunda savaşın seyri değişti. Toktamış Han yenildi ve Timur büyük bir zafer kazandı.
Timur, Altın Orda’nın önemli merkezlerinden Saray ve Astrahan çevresini yağmaladı ve büyük miktarda ganimet elde etti. Ancak bu sefer Altın Orda Devleti’nin tamamen ortadan kalkmasına yol açmadı; Toktamış Deşt-i Kıpçak üzerindeki hâkimiyetini sürdürdü.
Terek Muharebesi (1395)
Toktamış Han, Kundurça yenilgisinden sonra yeniden güç toplamaya çalıştı. 1394 yılında Derbend’i geçerek Şirvan bölgesine girdi. Timur’un geri çekilme çağrısını kabul etmeyince iki hükümdar arasındaki mücadele yeniden başladı.
14 Nisan 1395 tarihinde Timur ile Toktamış’ın orduları Terek Irmağı boyunda karşılaştı. Toktamış, Timur’a karşı Memlük Sultanı Berkuk ile ittifak kurmaya çalışmış ancak bu girişim sonuçsuz kalmıştı.
Savaşta Timur yine Yedi Kol Düzeni’ni uyguladı. Çetin geçen mücadelede Timur’un ordusu başlangıçta zor durumda kaldıysa da savaşın ilerleyen aşamalarında üstünlüğü ele geçirdi. Toktamış Han’ın ordusu dağıldı ve Toktamış kaçmak zorunda kaldı.
Zaferin ardından Timur, Deşt-i Kıpçak ve Kuzey Kafkasya’daki şehirleri ve kaleleri yağmaladı. Bu sefer Altın Orda’nın ekonomik ve siyasî gücünü büyük ölçüde zayıflattı.
Toktamış Han, Timur’un takiplerinden kurtularak Litvanya hükümdarı Vitovt’a sığındı. Vitovt ona destek vererek kaybettiği tahtı geri kazanmasına yardımcı olmaya çalıştı. Ancak 1399 yılında Timur Kutluk Han ve Emir Edigey’in kuvvetleriyle yapılan savaşta yenildi. Bu yenilgiden sonra Toktamış’ın yeniden Altın Orda tahtına çıkma ihtimali ortadan kalktı.
Toktamış Han’ın son yılları kaçış ve mücadele içinde geçti. Timur ile yeniden ilişki kurmaya çalışsa da Timur’un 1405 yılında ölümü sonrasında Emir Edigey’in takibinden kurtulamadı ve hayatını kaybetti.
Toktamış Han dönemindeki Timur mücadeleleri her iki devleti de olumsuz etkiledi. Altın Orda, Deşt-i Kıpçak üzerindeki hâkimiyetini korusa da büyük ölçüde zayıfladı. Bu dönemin ardından Rus knezlikleri güçlenmeye başlarken Altın Orda’da yeni taht mücadeleleri ortaya çıktı.
Toktamış Han Dönemi Altın Orda–Rus İlişkileri
Toktamış Han’ın Altın Orda tahtında hâkimiyet kurmasından sonra Rus knezlikleri yeniden Altın Orda hâkimiyetine girmek zorunda kaldı. Kulikovo Savaşı’ndan sonra Kırım’a dönen Mamay Mirza, Ruslar üzerine yeni bir sefer hazırlığı yaparken Toktamış Han’ın kendisine karşı harekete geçtiğini öğrendi. Bunun üzerine Rusya seferinden vazgeçerek Toktamış ile mücadeleye girişti.
1380 yılının sonbaharında Altın Orda’nın iki kuvveti Kalka Irmağı çevresinde karşılaştı. Savaşı Toktamış Han kazandı. Mamay Mirza Kefe’ye kaçtı ancak burada Cenevizliler tarafından öldürüldü. Bu zaferle Toktamış Han, yaklaşık yirmi yıldır devam eden fetret dönemine son verdi ve Cuci Ulusu’nda siyasî birliği yeniden sağladı. Harezm ve Azerbaycan dışında daha önce Altın Orda’ya bağlı olan toprakların büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı.
Toktamış Han, Mamay Mirza’yı ortadan kaldırdıktan sonra Rus knezlerinden yeniden bağlılık göstermelerini istedi. Moskova Knezi Dimitri İvanoviç Donskoy, Toktamış’ın çağrısına doğrudan karşılık vermeyerek yalnızca hediyeler göndermekle yetindi. Bunun üzerine Toktamış Han, Moskova üzerine sefer düzenlemeye karar verdi.
1382 yılında Toktamış Han büyük bir orduyla Moskova üzerine yürüdü. Bu seferin amacı, Rus knezliklerinin yeniden itaat altına alınmasını sağlamak ve iki yıl önceki Kulikovo yenilgisinin etkilerini ortadan kaldırmaktı. Moskova çevresindeki knezlikler Toktamış’a karşı birleşmedi. Dimitri Donskoy şehri terk ederek Kostroma’ya çekilirken, şehir halkı savunma hazırlığı yaptı.
Toktamış Han’ın ordusu Moskova’yı kuşattı. Litvanya Knezi Olgerd’in torunu Ostey, Moskova’ya yardım etmek üzere bir kuvvetle şehre gelmişti. Ancak kuşatma sırasında yaşanan gelişmeler sonucunda Toktamış, geri çekiliyormuş izlenimi vererek Moskovalıları yanılttı ve şehre ani bir saldırı düzenledi. Moskova ele geçirildi, şehir yağmalandı ve devlet hazinesi Altın Orda kuvvetlerinin eline geçti.
Bu gelişmenin ardından 1383 yılında Rus knezleri Toktamış Han’a bağlılıklarını bildirdi. Moskova Seferi, Kulikovo Savaşı’nın Ruslar üzerindeki etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Dimitri Donskoy, Toktamış’a vergi ödemek zorunda kaldı ve oğlu Vasili’yi rehin olarak Saray’a gönderdi.
Toktamış Han daha sonra Timur ile uzun süren mücadelelere girdi. Timur karşısında aldığı yenilgiler, Rusya politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu. Toktamış daha önce Moskova’nın güçlenmesini engellemek amacıyla Tver, Ryazan, Nijegorod-Suzdal ve Moskova knezlikleri arasında denge siyaseti izlemişti. Ancak Timur mücadeleleri sonrasında Doğu Rusya üzerindeki hâkimiyetini koruyabilmek için Moskova ile daha yakın ilişkiler kurmaya yöneldi.
Bu dönemde Moskova Knezi Vasili, Toktamış Han’ın desteğini alarak Nijegorod Knezliği’nin Moskova’ya bağlanmasını sağlamaya çalıştı. Toktamış’ın onayıyla gerçekleşen bu gelişme, Moskova Knezliği’nin büyümesini hızlandırdı ve Doğu Rusya’nın siyasî birliği yönündeki sürecin önemli aşamalarından biri oldu.
Edigey Mirza Dönemi (1396-1419)
Toktamış Han’ın ölümünden sonraki dönemde Altın Orda’da siyasî otorite büyük ölçüde emirlerin eline geçti. Devletin parçalanma sürecinde etkili olan temel unsurlardan biri, güçlü bey ve mirzaların yönetimde daha fazla söz sahibi olma mücadelesiydi. Bu dönemin en önemli siyasî aktörü, Mangıt kabilesinden gelen Emir Edigey oldu.
Edigey, daha önce Toktamış Han’ın hizmetinde bulunmuş ve zamanla devlet yönetiminde önemli bir konuma yükselmişti. Toktamış Han’ın Timur Kutluk tarafından yenilmesinden sonra Altın Orda siyasetinde belirleyici güç hâline geldi. Ancak Cuci soyundan gelmediği için han unvanını alamadı; bunun yerine kendi seçtiği hanlar aracılığıyla devleti yönetti.
Edigey’in desteklediği ilk han Timur Kutluk oldu. Timur Kutluk’un Edigey’in kız kardeşiyle evli olması, onun devlet işlerine müdahalesini kolaylaştırdı. Timur Kutluk’un 1400 yılında ölümünden sonra Edigey sırasıyla Şadibek, Puladbek ve Timur hanları tahta çıkardı. Bu hanlar döneminde Edigey devlet yönetiminde asıl belirleyici kişi oldu.
Edigey, Altın Orda’da düzen ve askerî disiplini yeniden sağlamaya çalıştı. Yönetimi güçlendirmek amacıyla çeşitli düzenlemeler yaptı ve Mısır’a yapılan köle ticaretini yasakladı.
Edigey ve Rus Knezlikleri
Toktamış Han döneminden sonra Altın Orda’nın Rus knezlikleri üzerindeki hâkimiyeti zayıflamıştı. Moskova Knezi Vasiliy, Altın Orda’ya gönderilen vergileri azaltmaya ve daha bağımsız hareket etmeye başlamıştı. Edigey bu gelişmeleri kendi otoritesine yönelik bir tehdit olarak gördü.
1408 yılında Edigey, Moskova üzerine sefer düzenledi. Sefer hazırlıklarını gizli tuttu ve Pulad Han’ın Litvanya üzerine yürüyüş yapacağı haberini yaydı. Ancak asıl hedef Moskova Knezliği idi.
Edigey’in ordusu Moskova çevresindeki birçok yerleşimi ele geçirerek şehrin önlerine ulaştı. Moskova halkı, Toktamış Han’ın 1382 yılındaki seferinin sonuçlarını hatırlayarak direnmek yerine anlaşma yoluna gitti. Moskova, Edigey’e 3000 gümüş ruble ödeme yaparak saldırıdan kurtuldu.
Edigey Moskova’yı ele geçirememiş olsa da çevrede büyük tahribat meydana getirdi. Bu sefer sonucunda Rus knezlikleri yeniden Altın Orda’ya vergi ödemek zorunda kaldı. Nijegorod Knezliği de Moskova’nın kontrolünden çıkarıldı.
Edigey’in Gücünü Kaybetmesi
1410 yılında Pulad Han’ın ölümü üzerine Edigey’in desteğiyle Timur Kutluk’un oğlu Timur Han tahta çıktı. Ancak Timur Han kısa süre sonra Edigey’in etkisinden kurtulmak istedi ve ona karşı harekete geçti. Edigey yenilgiye uğrayarak Kırım’a çekildi.
1411 yılında Toktamış Han’ın oğlu Celaleddin Altın Orda tahtını ele geçirdi. Bu tarihten sonra Altın Orda tahtında sık sık değişiklikler yaşandı:
- Celaleddin Han (1411-1412)
- Kerim Berdi Han (1412)
- Kibek Han (1412-1414)
- Çokre Han (1414-1416)
- Cabbar Berdi Han (1416)
- Derviş Han (1416-1419)
- Kadir Berdi Han (1419)
Bu süreçte Edigey yeniden güç kazanmaya çalıştı. 1416 yılında Litvanya üzerine sefer düzenleyerek bölgeyi yağmaladı ve çok sayıda esir aldı. Ancak 1419 yılında Toktamış Han’ın oğlu Kadir Berdi ile yaptığı mücadelede yenildi. Savaş sırasında yaralanan Edigey esir alınarak öldürüldü.
Emir Edigey’in ölümüyle Altın Orda siyasetinde güçlü emirlerin belirleyici olduğu dönem sona erdi. Ancak devlet içindeki taht mücadeleleri ve merkezî otoritenin zayıflaması devam etti. Bu süreç, ilerleyen dönemde Altın Orda’nın parçalanmasına ve Kırım, Kazan, Astrahan ve Kasım gibi yeni hanlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladı.
Uluğ Muhammed Han Dönemi (1419-1438)
Kadir Berdi Han’ın ölümünden sonra Altın Orda tahtına Uluğ Muhammed Han çıktı. Uluğ Muhammed Han döneminde Altın Orda’nın Rus knezlikleri üzerindeki geleneksel hâkimiyeti devam etti.
1425 yılında Moskova Knezi I. Vasiliy’in ölümünden sonra, küçük yaştaki oğlu II. Vasiliy ile I. Vasiliy’in kardeşi Yuriy arasında Moskova tahtı için mücadele başladı. Taraflar, önceki dönemlerde olduğu gibi anlaşmazlığı çözmek amacıyla Altın Orda hanının hakemliğine başvurdular. 1432 yılında Uluğ Muhammed Han, Moskova knezliğini II. Vasiliy’e verdi.
Ancak Yuriy, bu kararı kabul etmeyerek 1433 yılında Moskova üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Buna rağmen Moskova halkının desteğini kazanamayan Yuriy, kısa süre sonra şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Yuriy’in 1434 yılında ölümünden sonra II. Vasiliy yeniden Moskova Knezi oldu.
1437 yılında Uluğ Muhammed Han, Küçük Muhammed’in isyanıyla karşılaştı ve Saray şehrini terk etmek zorunda kaldı. Ailesiyle birlikte batıya yönelen Uluğ Muhammed, önce Belev çevresine yerleşti, daha sonra Aşağı İdil bölgesine giderek Kazan şehrini ele geçirdi.
Uluğ Muhammed, yaklaşık 17 yıl Altın Orda tahtında, ardından Kazan Hanlığı’nda hüküm sürdü. Saray’dan ayrılmasından sonra Altın Orda tahtına Küçük Muhammed Han geçti.
Küçük Muhammed Han döneminde Kırım ve İdil çevresindeki gelişmeler Altın Orda’nın parçalanma sürecini hızlandırdı. Küçük Muhammed, Kırım yönetimini oğlu Said Ahmed Han’a verdi. Said Ahmed, bölgede güç kazanarak Moskova Knezliği tarafından da han olarak tanındı ve vergiler ona gönderildi. Ancak 1449 yılında Hacı Giray’ın Kırım’ı ele geçirmesiyle Kırım Hanlığı ortaya çıktı.
Küçük Muhammed Han’ın 1459 yılında ölümünden sonra oğulları Said Ahmed Han ve Mahmud Han arasında taht mücadelesi başladı. Mahmud Han’ın 1465 yılında Rus topraklarına yaptığı sefer sırasında Moskova Knezliği ve Kırım Hanlığı birlikte hareket ederek onu yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Mahmud Han Astarhan’a çekildi ve burada Astarhan Hanlığı’nı kurdu.
Rusya’nın Altın Orda’dan Ayrılması
XV. yüzyılın ikinci yarısında Moskova Knezliği, Altın Orda’nın hâkimiyetinden uzaklaşarak kendi siyasî gücünü artırmaya başladı. II. Vasiliy’in 1462 yılında ölümünden sonra Moskova Knezliği oğlu III. İvan’a geçti.
III. İvan döneminde Moskova, çevresindeki Rus knezlikleri üzerinde hâkimiyet kurmaya başladı. İlk hedeflerden biri Novgorod Knezliği oldu. Novgorod’un Litvanya ile yaptığı ittifak, Moskova tarafından Rus Ortodoksluğuna karşı bir tehdit olarak görüldü. III. İvan’ın seferleri sonucunda Novgorod 1478 yılında Moskova yönetimine bağlandı.
Bu sırada Altın Orda’da da siyasî istikrarsızlık devam ediyordu. Said Ahmed Han döneminde Moskova üzerindeki hâkimiyeti yeniden güçlendirme girişimleri başarısız kaldı. III. İvan, 1470’li yıllardan itibaren Altın Orda’ya vergi göndermeyi bıraktı ve kendi siyasî bağımsızlığını güçlendirmeye başladı.
Uğra Nehri Karşılaşması (1480)
Altın Orda Hanı Said Ahmed Han, Moskova’nın bağımsız hareket etmesini engellemek amacıyla 1480 yılında yeni bir sefer düzenledi. Litvanya Knezi Kazimir ile ittifak yapan Said Ahmed Han, Moskova üzerine yürüdü ve iki ordu Uğra Nehri kıyısında karşı karşıya geldi.
Ancak Litvanya kuvvetlerinin beklenen desteği vermemesi ve Kırım Hanlığı ile Kasım Hanlığı’nın Moskova tarafında yer alması, Altın Orda’nın durumunu zayıflattı. Taraflar uzun süre karşılıklı bekledikten sonra savaş gerçekleşmeden geri çekildiler.
Uğra Nehri olayı, Moskova’nın Altın Orda hâkimiyetinden fiilen ayrıldığı gelişme olarak kabul edilir. Altın Orda Devleti resmî olarak 1502 yılında sona ermiş olsa da, Rus knezlikleri üzerindeki etkisi 1480’den sonra büyük ölçüde ortadan kalktı.
III. İvan’ın bu başarısı Moskova’nın Rus topraklarında başlıca güç hâline gelmesini sağladı. 1485 yılından sonra III. İvan “bütün Rus topraklarının hükümdarı” unvanını kullanmaya başladı ve daha sonraki Rus devlet yapılanmasının temelini oluşturdu.
Altın Orda Devleti’nin Sonu (1502)
Said Ahmed Han’ın ölümünden sonra Altın Orda tahtı için oğulları Murtaza ve Şeyh Ahmed arasında mücadele başladı. Bu mücadele sonunda Şeyh Ahmed Han tahta çıktı. Ancak onun döneminde Altın Orda’nın siyasî gücü büyük ölçüde zayıflamıştı.
Şeyh Ahmed Han, 1491 yılında Kırım Hanı Mengli Giray üzerine sefer düzenledi. Ancak Moskova Knezi III. İvan, Kırım Hanlığı ile ittifak kurarak Kasım Hanlığı hükümdarı Nur Devlet ve oğlu Satılgan ile Kazan Hanı Muhammed Emin’i Saray şehrine yönlendirdi. Bu kuvvetlerin saldırısı sonucunda Altın Orda’nın başkenti Saray tahrip edildi ve Şeyh Ahmed Han’ın Kırım seferi başarısızlıkla sonuçlandı.
XV. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Altın Orda Devleti eski genişliğini kaybetmiş, hâkimiyet alanı büyük ölçüde daralmıştı. Bu dönemde Altın Orda’nın karşısındaki en önemli güçlerden biri Kırım Hanlığı oldu.
Kırım Hanı Mengli Giray, Şeyh Ahmed Han’ın yeniden güç kazanmasını engellemek amacıyla Altın Orda’ya karşı harekete geçti. 1502 yılında Mengli Giray, Altın Orda’nın düşmanlarıyla birlikte Aşağı İdil bölgesine sefer düzenledi ve Saray şehrini ele geçirdi. Bu saldırı sonucunda Altın Orda Devleti siyasî varlığını tamamen kaybetti.
Şeyh Ahmed Han ve taraftarları bozkırlara çekilirken, Batu Han tarafından kurulan Altın Orda Devleti’nin yaklaşık iki buçuk asırlık hâkimiyeti sona erdi. Altın Orda’nın ortadan kalkmasıyla birlikte bölgede Kırım, Kazan, Astarhan ve Kasım gibi yeni hanlıklar ortaya çıktı.
Altın Orda Sonrası Kurulan Hanlıklar
1502 yılında Altın Orda Devleti’nin ortadan kalkmasıyla birlikte Cuci Ulusu’nun topraklarında çeşitli bağımsız hanlıklar ortaya çıktı. Bu siyasi oluşumlar, Altın Orda’nın mirasını devam ettiren başlıca devletler olarak Kazan Hanlığı, Kasım Hanlığı, Kırım Hanlığı, Astrahan Hanlığı, Nogay Ordası ve Sibir Hanlığı şeklinde ortaya çıktı.
Kazan Hanlığı
Kazan Hanlığı’nın temelleri, Altın Orda Hanı Uluğ Muhammed’in 1437 yılında Saray’daki taht mücadelesini kaybettikten sonra Aşağı İdil bölgesine yönelmesiyle atıldı. Uluğ Muhammed, kısa süre sonra Kazan şehrini ele geçirerek burada yeni bir siyasî merkez oluşturdu.
Uluğ Muhammed Han döneminde Kazan Hanlığı, Moskova Knezliği üzerinde etkili bir güç hâline geldi. 1439 yılında Moskova üzerine sefer düzenleyen Uluğ Muhammed, Moskova çevresindeki bölgelerde hâkimiyet kurdu. 1445 yılında Suzdal yakınlarında yapılan savaşta Moskova Knezi II. Vasiliy yenilerek esir düştü.
Uluğ Muhammed’in ölümünden sonra Kazan’da taht mücadeleleri başladı. Kazan Hanlığı, XVI. yüzyılda Moskova’nın genişleme siyasetiyle karşı karşıya kaldı ve 1552 yılında Korkunç İvan’ın seferi sonucunda Rus hâkimiyetine girdi.
Kasım Hanlığı
Kasım Hanlığı, Kazan Hanı Uluğ Muhammed’in oğlu Kasım’ın yönetiminde 1452 yılında Moskova Knezliği sınırları içinde kuruldu. Moskova yönetimi tarafından stratejik bir bölgeye yerleştirilen Kasım Hanlığı, Kazan ve Altın Orda’dan gelebilecek saldırılara karşı bir tampon bölge görevi gördü.
Kasım Hanları zamanla Moskova’nın etkisi altına girdi. Bununla birlikte hanlık, Moskova-Rus devletinin gelişiminde ve Türk-Moğol siyasi unsurlarının Rus yönetimi üzerindeki etkisinde önemli rol oynadı.
Kırım Hanlığı
Kırım Yarımadası, Altın Orda döneminde güçlü emirlerin ve han adaylarının dayandığı önemli merkezlerden biri olmuştu. Fetret döneminde Mamay ve Edigey gibi güçlü emirler Kırım’dan destek almışlardı.
XV. yüzyılın ortalarında Hacı Giray, Kırım’da bağımsız bir hanlık kurdu. 1449 yılı civarında başlayan bu süreç, Kırım Hanlığı’nın ortaya çıkışı olarak kabul edilir.
Kırım Hanlığı, 1475 yılında Osmanlı Devleti’nin Kefe ve çevresini ele geçirmesiyle Osmanlı himayesine girdi. Bundan sonra Kırım hanları Osmanlı Devleti’ne bağlı olarak hüküm sürdüler.
Astrahan Hanlığı
Astrahan Hanlığı, Altın Orda’nın son dönemlerinde ortaya çıkan siyasî yapılardan biridir. Küçük Muhammed Han’ın ölümünden sonra oğlu Mahmud Han’ın Astrahan bölgesine çekilmesiyle bağımsız bir oluşum hâline geldi.
Astrahan şehri, İdil Nehri üzerindeki ticaret yolları nedeniyle önemli bir merkezdi. Ancak Kırım, Kazan ve Rusya arasındaki mücadeleler sonucunda zayıflayan Astrahan Hanlığı, 1556 yılında Ruslar tarafından ortadan kaldırıldı.
Nogay Ordası
Nogay Ordası, adını Altın Orda döneminin güçlü emirlerinden Nogay’dan aldı. Nogay’ın 1299 yılında ölümünden sonra ona bağlı boylar Altın Orda’dan ayrılarak ayrı bir siyasî topluluk hâline geldi.
1502 yılında Altın Orda’nın yıkılmasıyla Nogaylar, Hazar Denizi ile Aral Gölü arasındaki bölgede bağımsız bir siyasî yapı oluşturdular. Nogay Ordası’nın halkını büyük ölçüde Kıpçak ve diğer Türk boyları oluşturuyordu.
XVI. yüzyılda Kazan ve Astrahan hanlıklarının Rus hâkimiyetine girmesiyle Nogay Ordası da iç mücadelelere sürüklendi. Zamanla bir kısmı Rus hâkimiyetini kabul ederken, diğer gruplar Kırım Hanlığı’nın himayesine girdi.
Sibir Hanlığı
Sibir Hanlığı, Altın Orda’nın parçalanma döneminde İrtiş, Tobol, İşim ve Tura nehirleri çevresinde kuruldu. Bölgedeki siyasî yapılanmaların geçmişi Cengiz Han dönemine kadar uzanmaktadır.
XV. yüzyılda Hacı Muhammed Han tarafından kurulan Sibir Hanlığı’nın nüfusunu çeşitli Türk toplulukları oluşturuyordu. Hanlık, XVI. yüzyılın sonlarında Rus yayılmasıyla karşı karşıya kaldı.
Rusların Yermak önderliğinde başlattığı seferler sonucunda Sibir Hanlığı zayıfladı ve 1598 yılında Küçüm Han’ın ölümünden sonra siyasî varlığını kaybetti.