Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Hive Hanlığı

Ansiklo sitesinden
19.27, 22 Temmuz 2026 tarihinde Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 342 numaralı sürüm ("'''Hive Hanlığı''', XVI. yüzyılın başlarında Harezm bölgesinde kurulan ve 1920 yılına kadar varlığını sürdüren bir Türk hanlığıdır. Şibanî hanedanına mensup İlbars Han tarafından kurulan devlet, tarihî Harezm sahasında siyasî, askerî ve kültürel açıdan önemli bir güç hâline gelmiştir. Başlangıçta Ürgenç merkezli olan hanlık, daha sonra Hive şehrinin ön plana çıkmasıyla bu adla anılmıştır. Harezm'in O..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Hive Hanlığı, XVI. yüzyılın başlarında Harezm bölgesinde kurulan ve 1920 yılına kadar varlığını sürdüren bir Türk hanlığıdır. Şibanî hanedanına mensup İlbars Han tarafından kurulan devlet, tarihî Harezm sahasında siyasî, askerî ve kültürel açıdan önemli bir güç hâline gelmiştir. Başlangıçta Ürgenç merkezli olan hanlık, daha sonra Hive şehrinin ön plana çıkmasıyla bu adla anılmıştır. Harezm'in Orta Asya'daki önemli ticaret yolları üzerinde bulunması, Hive Hanlığı'nın bölgesel siyaset ve ticarette etkili olmasını sağlamıştır. Devlet, özellikle Buhara Hanlığı ve Safevîler başta olmak üzere çevre güçlerle mücadele etmiş; XVII ve XVIII. yüzyıllarda iç çekişmeler ve kabile mücadeleleriyle karşı karşıya kalmıştır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Kongratların güç kazanmasıyla hanlığın yönetiminde önemli değişimler yaşanmış, XIX. yüzyılda ise merkezî otorite yeniden güçlendirilmiştir. Hive Hanlığı, 1873 yılında Çarlık Rusya'nın hâkimiyetine girerek Rusya'ya bağlı bir vasal devlet durumuna düşmüş, 1920 yılında Bolşeviklerin müdahalesiyle ortadan kaldırılmıştır. Hanlık dönemi boyunca Hive şehri, medreseleri, camileri, sarayları ve mimari eserleriyle Türkistan'ın önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur.

Yadigar Şibanileri ve Hive Hanlığı'nın Doğuşu

Şiban Hanedanının Kökenleri

Hive Hanlığı'nın kuruluşunda önemli rol oynayan Yadigar Şibanileri, adını Cengiz Han'ın büyük oğlu Cuci'nin oğlu Şiban'dan alan Şiban hanedanının bir koludur. Moğol siyasî geleneğinde hanedan üyeleri savaşlardaki başarılarına karşılık kendilerine verilen yurtlar aracılığıyla ayrı hâkimiyet alanlarına sahip olurlardı. Cuci'nin oğlu Şiban da 1241 yılında Macaristan seferinde gösterdiği başarıların ardından kendisine tahsis edilen topraklarda hâkimiyet kurdu. Şiban'ın soyundan gelenler uzun süre bu bölgelerde varlıklarını sürdürdüler.

Şiban Han'ın ölümünden sonra yerine oğulları Bahadır ve Cuci-Buga geçti. Daha sonra Badakul'un ardından, Maveraünnehir, Harezm ve Sibirya'da farklı kollar oluşturan Ming-Timur (Mengü, Münge) Şiban ulusunun başına geçti. Ming-Timur'un ölümünden sonra sırasıyla oğlu Fulad (Pulad) ve 1370'li yıllarda onun yeğeni Kan-Bay hüküm sürdü.

Bu dönemde Altın Orda tahtında bulunan Toktamış, Kan-Bay'ı yönetimden uzaklaştırarak kendisini destekleyen Fulad Han'ın oğlu Arab-Şah'ı 1381 yılında Şiban ulusunun başına getirdi. Arab-Şah döneminde yönetim kardeşi İbrahim Oğlan ile birlikte yürütüldü. XV. yüzyılın başlarında Arab-Şah'ın oğlu Hacı Tuh, ardından 1420 yılında Timur-Şeyh Şiban ulusunun yöneticileri oldu.

Yadigar Şibanilerinin Ortaya Çıkışı

Timur-Şeyh döneminde Kalmuk akınları yoğunlaştı. Tura'da bulunmadığı sırada bölgeye düzenlenen bir Kalmuk baskını sırasında Timur-Şeyh hazırlıksız şekilde harekete geçti ve öldürüldü. Timur-Şeyh'in erkek çocuğu bulunmaması sebebiyle hanedan soyunun devamı tehlikeye girdi. Ancak en büyük hatununun hamile olduğunu bildirmesi ve kısa süre sonra bir erkek çocuğun dünyaya gelmesiyle bu tehlike ortadan kalktı.

Bu çocuk, babasının hatırasına duyulan saygı sebebiyle Yadigar adıyla anıldı. Henüz bebekken han ilan edilen Yadigar'ın döneminde Şiban ulusunun gerçek yönetimi Ming-Timur soyundan gelen İlbak ve Tunga neslinin elindeydi. Bu dönemde Şiban ulusunda hâkimiyet mücadeleleri devam etmekteydi.

Tura hâkimlerinden Mahmudek Hoca ile mücadele eden Ebü'l-Hayr Han, Mahmudek Hoca'yı yenerek 1428 yılında Özbek uluslarının beylerinin katıldığı toplantıda Şibanilerin hanı ilan edildi. Toplantıya katılan Yadigar Han da Ebü'l-Hayr Han'ın üstünlüğünü kabul ederek kendi hâkimiyet alanında varlığını sürdürdü. Yadigar Han'ın hâkimiyet sahası Uygur ve Nayman boylarıyla sınırlı kaldı.

Yadigar Han'ın Berke, Ebulek, Aminek (Eminek) ve Abak adlı dört oğlu bulunuyordu. Oğulları büyüdükçe yönetimde daha etkin hâle geldiler. Bunlar arasında özellikle Berke Sultan, askerî yetenekleri ve cesaretiyle öne çıktı.

Berke Sultan ve Yadigar Han Soyunun Güçlenmesi

Berke Sultan, Ebü'l-Hayr Han tarafından desteklenen önemli bir lider hâline geldi. Ebü'l-Hayr Han, Timurlu mirzaları arasındaki mücadeleden yararlanmak amacıyla Berke Sultan'ı Maveraünnehir üzerine gönderdi. Otuz bin kişilik kuvvetle bölgeye giren Berke Sultan, Taşkent ve Şahruhiye'yi ele geçirerek Semerkant'a kadar ilerledi. Ancak Timurlu hükümdarı Ebû Said'in büyük bir orduyla harekete geçmesi üzerine geri çekilmek zorunda kaldı.

Deşt-i Kıpçak'a dönen Berke Sultan, bölgede yaşanan siyasî mücadelelerden yararlanarak kendi ailesinin hâkimiyetini güçlendirmeye başladı. Mangıt beyleri arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanarak Musa Bey'in desteğini aldı ve babası Yadigar Han'ı yeniden han ilan ettirdi. Her ne kadar han olarak Yadigar Han görünse de bölgedeki asıl güç Berke Sultan'dı.

Ebü'l-Hayr Han'ın devleti Çağataylılar, Kalmuklar ve Kazak hanlarının baskılarıyla zayıflarken Berke Sultan kendi nüfuzunu artırmaya çalıştı. 1468 yılında Ebü'l-Hayr Han'ın ölümünün ardından onun kurduğu siyasî yapı dağıldı. Berke Sultan, Şiban hanedanı içinde en güçlü isim hâline geldi.

Ancak kısa süre sonra Ebü'l-Hayr Han'ın torunu Muhammed Şibani ortaya çıktı. Astrahan Hanı Kasım Han'ın desteğini alan Muhammed Şibani, dedesinin eski taraftarlarını çevresinde toplamayı başardı. Böylece Şiban hanedanı içinde yeni bir güç dengesi oluştu.

Muhammed Şibani ile Mücadele ve Hive Hanlığı'nın Temelleri

Muhammed Şibani, hanedan içindeki en güçlü rakibi olarak gördüğü Berke Sultan'ı hedef aldı. Bir süre Sır Derya çevresinde bekledikten sonra uygun zamanı kollayarak Berke Sultan üzerine baskın düzenledi. Çatışma sonunda Berke Sultan öldürüldü. Ancak geride bıraktığı iki oğlu İlbars ve Bübars (Balbars) ileride Harezm'de kurulacak Hive Hanlığı'nın kurucuları olacaklardı.

Berke Sultan'ın ölümünden sonra Yadigar Han soyunun gücü zayıfladı. Berke'nin kardeşi Ebulek, hayatta kalanları bir araya getirerek yaklaşık on altı yıl boyunca han unvanını kullandı. Ancak bu dönemde han unvanı Deşt-i Kıpçak'ta birçok kişi tarafından kullanıldığından siyasî gücü sınırlı kaldı. Ebulek'in ölümünden sonra yerine kardeşi Aminek geçti.

Bu sırada Muhammed Şibani, Maveraünnehir'de büyük başarılar kazanarak Özbekleri kendi yönetimi altında birleştirdi. 1505 yılında Harezm'in de Şibani Han tarafından ele geçirilmesi üzerine Yadigar Şibanileri bölgeye göç etmeye başladı. Ancak Berke Sultan'ın öldürülmesiyle başlayan rekabet nedeniyle Muhammed Şibani'nin hâkimiyetini kabul etmediler.

Yadigar Şibanileri ile Muhammed Şibani'nin mensup olduğu kol arasındaki bu ayrılık, ilerleyen dönemde Hive Hanlığı ile Buhara Hanlığı arasındaki siyasî rekabetin temelini oluşturdu. Aynı hanedandan gelen bu iki devlet, geçmişten gelen mücadeleler ve hanedan içi çekişmeler sebebiyle uzun süre birbirine rakip olarak kaldı.

Hive Hanlığı'nın Kuruluşu

Yadigar Şibanileri veya Arapşahîler olarak da bilinen hanedan, Muhammed Şibani Han'ın 1505 yılında Harezm'i ele geçirmesinin ardından bölgeye yerleşmeye başladı. Ancak Muhammed Şibani Han'ın 1510 yılında Safevî hükümdarı Şah İsmail'e karşı yapılan Merv Savaşı'nda yenilerek öldürülmesi, Harezm'de yeni bir siyasî dönemin başlamasına yol açtı.

Şibani Han'ın ölümünden sonra Harezm, Safevî hâkimiyeti altına girdi. Safevîler bölgeyi atadıkları darugalar aracılığıyla yöneterek Hive, Vezir, Hezaresb ve Ürgenç şehirlerini denetimleri altına aldılar. Ancak Safevîlerin Şiî mezhebine bağlı olması, bölgedeki çoğunluğu oluşturan Sünnî halk ile yönetim arasında ciddi bir gerilim oluşturdu. Harezm halkı, kendileriyle mezhep bakımından farklı olan Safevî yönetimine karşı bağımsızlık arayışına yöneldi.

Bu hareketin merkezlerinden biri Vezir şehri oldu. Şehrin kadısı Ömer'in öncülüğünde başlayan isyan sırasında Harezm halkı, bölgede yeniden Özbek hâkimiyetini kurmak amacıyla bir han arayışına girdi. Bu amaçla Yadigar Şibanilerinin başında bulunan İlbars Han'a başvuruldu. İlbars, kardeşiyle yaptığı görüşmenin ardından teklifi kabul ederek Harezm'e hareket etti.

İlbars'ın bölgeye gelişiyle birlikte Safevî yönetimine karşı isyan güç kazandı. Vezir halkı, İlbars'ın kuvvetlerinin şehrin önüne gelmesi üzerine şehirde bulunan Safevî yöneticilerini ortadan kaldırarak kapıları ona açtı. Böylece Vezir, Safevî hâkimiyetinden çıkarıldı. Bu başarı kısa sürede bütün Harezm bölgesine yayılan bir bağımsızlık hareketine dönüştü.

Vezir'in ele geçirilmesinin ardından İlbars, Harezm'deki hâkimiyetini genişletmek amacıyla Ürgenç üzerine yürüdü. Ürgenç kuvvetlerini yenilgiye uğratarak şehri ele geçiren İlbars, bölgedeki diğer merkezleri kontrol altına almak için harekete geçti. Ancak Safevî karşıtı hareketin başarılı olabilmesi için daha büyük bir askerî güce ihtiyaç vardı.

Bu amaçla İlbars, Deşt-i Kıpçak'ta bulunan Yadigar Şibanilerinden destek istedi. Bu dönemde hanedanın diğer kollarının başında Ebulek ve Aminek'in oğulları bulunuyordu. İlbars'ın Vezir ve Ürgenç'teki başarıları kısa sürede duyuldu ve Harezm'in yeni bir yurt olarak görülmesi üzerine Yadigar Şibanilerinden önemli bir grup bölgeye göç etti.

Yaklaşık 1514 yılında gerçekleşen bu göçün ardından İlbars Vezir'in, amcazadeleri ise Ürgenç'in yönetimini üstlendi. Böylece Türk devlet geleneğinde görülen ortak yönetim anlayışı yeniden uygulandı. Deşt-i Kıpçak'tan gelen Özbek gruplarının yerleşmesiyle Harezm'deki Türk nüfusu arttı ve fethedilen bölgelerin askerî açıdan korunması kolaylaştı.

Yeni gelen kuvvetlerin harekete geçmesiyle Safevî hâkimiyeti Harezm'de tamamen sona ermeye başladı. Hive ve Hezaresb üzerine düzenlenen seferler sonucunda bu şehirler ele geçirildi ve Safevî kuvvetleri bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Böylece Yadigar Şibanileri Harezm'de hâkimiyetlerini sağlamlaştırdı.

İlbars Han'ın bundan sonraki hedefi Horasan oldu. Safevîler ile Özbekler arasında mücadele alanı olan Horasan, aynı zamanda Sünnîlerin önemli geçiş yollarından biriydi. Özbeklerin bölgeye yönelik akınları devam etti ve Şah İsmail'in ölümünden sonra Safevî tahtına geçen I. Tahmasb döneminde Horasan'ın önemli bir bölümü Özbeklerin etkisi altına girdi.

1511 yılında İlbars Han'ın tahta çıkmasıyla Hive Hanlığı resmen kurulmuş oldu. Böylece Yadigar Şibanileri, Harezm merkezli bağımsız bir siyasî yapı meydana getirerek Orta Asya tarihinde yeni bir hanlık kurdular.

Kuruluş Sonrası Taht Mücadeleleri

İlbars Han'ın ölümünden sonra Hive Hanlığı'nda kısa süreli taht değişiklikleri yaşandı. Devlet varlığını korusa da hanedan üyelerinin ortak hâkimiyet anlayışı nedeniyle siyasî istikrar sağlanamadı.

İlbars'ın ölümünden sonra Bilbars'ın oğlu Sultan Hacı Han (1525-1526) tahta geçti. Ancak gerçek yönetim, İlbars'ın oğlu Sultan Gazi'nin elindeydi. Sultan Hacı Han'ın kısa süren saltanatının ardından Ebulek'in oğlu Hasankulu Han (1526-1527) Ürgenç'te han ilan edildi. Bu durum, İlbars ve Bilbars soyundan gelenlerin tepkisine yol açtı.

Hasankulu Han'a karşı başlayan muhalefete Aminek'in oğlu Sufyan da katıldı. Ürgenç üzerine yürüyen kuvvetler Hasankulu Han'ı yenerek yönetimi ele geçirdi. Bunun ardından Yadigar Şibanileri arasında yeni bir paylaşım yapıldı.

Buna göre Sufyan Han (1527-1533) Ürgenç'te han ilan edilirken; Hive, Hezaresb, Kat, Boldumsaz, Bağabad ve çevresindeki bazı şehirler Aminek soyuna bırakıldı. Sultan Gazi liderliğindeki İlbars ve Bilbars soyuna ise Vezir, Yengişehir, Tersek ve Horasan çevresindeki bazı bölgeler verildi.

Sufyan Han döneminin önemli gelişmelerinden biri Türkmenler üzerine düzenlenen seferler oldu. İlbars Han döneminde itaat altına alınan Türkmen grupları yeniden kontrol altına alındı.

Sufyan Han'ın ölümünden sonra tahta geçen Bucuga Han (1533-1537) döneminde ise Yadigar Şibanileri ile Maveraünnehir Özbekleri arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Safevî hükümdarı I. Tahmasb, iki hanedan arasındaki mücadeleyi kendi lehine çevirmeye çalıştı.

Tahmasb, Bucuga Han ile akrabalık kurmak amacıyla onun kızıyla evlenmek istedi. Ancak Bucuga Han'ın kızı olmadığı için evlilik Sufyan Han'ın kızıyla gerçekleştirildi. Bu evlilik yoluyla Safevîler, Harezm Özbekleri ile ilişkilerini güçlendirmeyi ve özellikle Horasan üzerine düzenlenen akınları durdurmayı amaçladı. Nitekim bu girişim bir süreliğine başarılı oldu ve Yadigar Şibanileri Horasan akınlarını azalttı.

Yadigaroğulları Arasındaki Mücadele

Bucuga Han'ın 1537 yılında ölümünden sonra Harezm Özbeklerinin başına Aminek'in üçüncü oğlu Avaniş Han (1537-1539) geçti. Avaniş Han, tahta çıktıktan sonra daha önce İlbars ve Bilbars soyundan gelenlerle yapılan ahde bağlı kaldı. Ancak onun döneminde yaşanan olaylar, Yadigaroğulları arasındaki birliği tamamen ortadan kaldırarak uzun sürecek bir hanedan mücadelesini başlattı.

Avaniş Han'ın Din Muhammed, Mahmud ve Ali Sultan adlı üç oğlu bulunuyordu. Mahmud ve Ali Sultan'ın anneleri Mangıt mirzalarının kızlarıydı. Din Muhammed'in annesi de Mangıt kökenli olmasına rağmen ten renginden dolayı babası tarafından diğer kardeşlerinden farklı görülüyor ve saray çevresinde dışlanıyordu. Bu durum Din Muhammed'in kendisini kanıtlama arzusunu güçlendirdi.

Babası tarafından yeterince değer görmeyen Din Muhammed, çevresine topladığı gençlerle birlikte dönemin yaygın uygulamalarından biri olan Horasan akınlarına başladı. Bu akınlardan birinden dönerken İlbars Han'ın oğlu Muhammed Gazi Sultan'ın tahsildarının Türkmenlerden aldığı hayvan sürüsüyle karşılaştı. Bir sarı keçi sebebiyle çıkan anlaşmazlık sonucunda bu kafileyi yağmaladı.

Bu olay, uzun süredir devam eden Yadigaroğulları arasındaki dengeyi bozdu. Muhammed Gazi Sultan, Din Muhammed'in yaptığı saldırıya karşılık vererek onu yakalattı ve hapsettirdi. Ancak Avaniş Han, oğlunun davranışlarını desteklemediği için bu duruma müdahale etmedi. Bunun üzerine Muhammed Gazi Sultan, Din Muhammed'i serbest bırakarak babasına teslim etmek istedi.

Din Muhammed, Ürgenç'e gönderildiği sırada kaçmayı başardı. Babası Avaniş Han'ı, Muhammed Gazi Sultan'ın kendisini serbest bıraktığına inandırdı. Ardından sahte bir mühür kullanarak Avaniş Han'ın ağzından Muhammed Gazi Sultan'a mektup yazdı ve onu Ürgenç'e çağırdı. Kardeşinin hastalandığını düşünerek hazırlıksız şekilde gelen Muhammed Gazi Sultan, Din Muhammed'in emriyle öldürüldü.

Bu olay, İlbars ve Bilbars soyları ile Aminek soyları arasındaki anlaşmazlığı açık bir düşmanlığa dönüştürdü. Muhammed Gazi Sultan'ın kardeşi Sultan Gazi, ağabeyinin ölüm haberini alınca intikam almak istedi. Ancak öfkeyle hareket ederek kendi kayınbiraderi Ali Sultan'ı öldürdü. Böylece iki kol arasındaki mücadele geri dönüşü olmayan bir kan davasına dönüştü.

Yadigaroğullarının Tek Yönetim Altında Birleşmesi

Avaniş Han, olayların ardından Harezm'de iki düşman siyasî merkezin ortaya çıktığını gördü. Yapılan görüşmeler sonucunda Vezir'de bulunan İlbars ve Bilbars soyuna karşı harekete geçmek zorunda kaldı.

Avaniş Han'ın ordusu Vezir üzerine yürüdüğünde İlbars Han'ın oğulları, Yengişehir'de bulunan Bilbars soyundan yardım istedi. Ancak yardım kuvvetleri yetişmeden Avaniş Han şehrin önüne ulaştı. Yapılan mücadelede Sultan Gazi yenildi ve Vezir ele geçirildi.

Avaniş Han, zaferin ardından Sultan Gazi de dâhil olmak üzere İlbars Han soyundan on beş şehzadeyi öldürttü. Böylece daha önce su boyu ve dağ boyu şeklinde iki koldan yönetilen Harezm, Aminek soyunun hâkimiyetinde tek yönetim altında birleşti. Sultan Gazi'nin yönettiği Derun bölgesi ise Din Muhammed'e verildi.

Din Muhammed, uzun süre babası tarafından görev verilmemesine rağmen bu olayların ardından ilk defa önemli bir yönetim makamına sahip oldu. Ancak İlbars Han soyundan hayatta kalan tek önemli kişi, Muhammed Gazi Sultan'ın oğlu Ömer Gazi Sultan idi.

Buhara Müdahalesi ve Harezm Mücadelesi

Ömer Gazi Sultan, babasının intikamını almak amacıyla Maveraünnehir Özbeklerinin lideri Ubeydullah Han'ın yanına gitti. Onu Harezm üzerine sefer düzenlemeye ikna etmeye çalıştı. Ömer Gazi Sultan'ın amacı babasının ölümünün hesabını sormak ve eski topraklarını geri almaktı. Ubeydullah Han ise Harezm'i doğrudan kendi hâkimiyeti altına almak istiyordu.

Ubeydullah Han hazırlıklarını tamamlayarak büyük bir orduyla Harezm üzerine yürüdü. Avaniş Han'ın oğulları ona karşı koyamayarak kaçtı. Ürgenç'i ele geçiren Ubeydullah Han, Bayat Kırı mevkiinde yakalanan Avaniş Han'ı Ömer Gazi Sultan'a teslim etti. Ömer Gazi Sultan da babasının intikamını almak amacıyla Avaniş Han'ı öldürdü.

Ancak Ömer Gazi Sultan'ın beklentisi gerçekleşmedi. Ubeydullah Han, Harezm'e onu han yapmak için değil, bölgeyi doğrudan Buhara yönetimine bağlamak amacıyla gelmişti. Bu nedenle Ürgenç'i oğlu Abdülaziz'e verdi ve diğer bölgeleri sefere katılan hanedan üyeleri arasında paylaştırdı.

Bir süre sonra Avaniş ve Sufyan Han soyundan gelenler Ubeydullah Han'ın kontrolünden kurtularak Derun'da bulunan Din Muhammed'in yanına sığındı. Böylece Yadigaroğulları içindeki en büyük mücadelelere sebep olan Din Muhammed, Harezm'de yeniden güç kazanmaya başladı.

Din Muhammed'in Harezm'i Yeniden Ele Geçirmesi

Din Muhammed, sahip olduğu kuvvetlerin bütün Harezm'i ele geçirmek için yeterli olmadığını biliyordu. Bu nedenle öncelikle Hive'yi hedef aldı. Türkmenlerden destek isteyen Din Muhammed, karşılığında onların yönetimde daha etkili olmasını kabul etti.

Türkmenlerden gelen bin kişilik kuvvetle birlikte ordusunu güçlendiren Din Muhammed, toplam üç bin kişilik bir kuvvetle Hive üzerine yürüdü. Şehri ele geçirerek yöneticilerini öldürdü. Bunun üzerine Hezaresb yöneticisi de aynı akıbetten korkarak bölgeden kaçtı.

Böylece Ubeydullah Han'ın Harezm'de bıraktığı yöneticilerden yalnızca Ürgenç hâkimi Abdülaziz kaldı. Ancak onun da Buhara'ya dönmesiyle Yadigaroğulları Harezm üzerindeki hâkimiyetlerini yeniden sağladı.

Hezaresb Savaşı

Ubeydullah Han, Harezm'in kolayca elinden çıkmasına büyük tepki gösterdi ve kırk bin kişilik bir ordu hazırlayarak Ürgenç üzerine yürüdü. Din Muhammed, şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede Buhara ordusunun gücüne rağmen savaşmaya karar verdi.

Buhara ordusunun yaklaşması üzerine Din Muhammed askerlerini ikiye ayırarak savaş düzeni aldı. Uygun zamanı bekleyen Din Muhammed, özellikle komutanların bulunduğu merkez kuvvetlerine yönelik bir pusu kurdu. Bu saldırı sonucunda sayıca çok daha üstün olan Buhara ordusu ağır bir yenilgiye uğradı.

Bu zafer, Din Muhammed'in Harezm'deki konumunu güçlendirdi ve Yadigaroğullarının bölgede yeniden hâkimiyet kurmasını sağladı. Ancak hanedan içindeki mücadeleler ve Buhara ile olan rekabet, Hive Hanlığı'nın sonraki dönemlerinde de siyasî hayatın temel unsurlarından biri olmaya devam etti.

Maveraünnehir Özbeklerinin Harezm'i İşgali

Buhara kuvvetlerinin Din Muhammed tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından Hive Hanlığı'nda yeniden bir düzen kurulması gerekiyordu. Bu amaçla hanedanın en yaşlı üyelerinden Kal Han (1540-1548) tahta çıkarıldı. Kal Han'ın dönemi, uzun süren mücadelelerin ardından siyasî istikrarın sağlandığı ve ekonomik hayatın yeniden canlandığı bir dönem oldu. Ticaret gelişirken savaşlardan yorulan halk kısa süreliğine de olsa huzura kavuştu.

Kal Han döneminde askerî güç de yeniden toparlanmaya başladı. Yadigar Şibanileri, önceki dönemlerde olduğu gibi Horasan üzerine akınlar düzenlemeye devam etti. Kal Han'ın ölümünden sonra yerine kardeşi Akatay Han (1548-1556) geçti. Ancak onun döneminde hanedan içindeki mücadeleler yeniden başladı.

Daha önce İlbars ve Bilbars soyları arasında yaşanan iktidar çekişmeleri bu defa Yadigaroğulları'nın kendi kolları arasında ortaya çıktı. Bucuga, Akatay ve Avaniş hanların oğulları ile Sufyan ve Kal Han soyundan gelenler arasında hâkimiyet mücadelesi başladı. Akatay Han, tahta çıktıktan sonra ülkeyi hanedan üyeleri arasında paylaştırmış olsa da bu düzen bütün tarafları memnun etmedi.

Bu dönemde Avaniş Han'ın oğlu Din Muhammed, Horasan'ın bir bölümünde uzun süre bağımsız hareket eden bir güç hâline geldi. Hanlık içerisindeki bölünmüş yapı, merkezî otoritenin zayıflamasına yol açtı.

Yunus Sultan'ın Ürgenç'i Ele Geçirmesi

Akatay Han döneminin sonunu, şehir yöneticilerinin bağımsız hareketleri hazırladı. Ürgenç yöneticisi Mahmud Sultan'ın keyfî yönetimi halk arasında hoşnutsuzluğa sebep oldu. Bu durumdan yararlanan Yunus Sultan, Ürgenç'i ele geçirmek için harekete geçti.

Mangıt mirzalarından İsmail Bey'in kızıyla evli olan Yunus Sultan, kayınpederini ziyaret etmek amacıyla bölgeye geldiği sırada Tök Kalesi'nde durdu. Daha sonra karar değiştirerek yanındaki kırk kişiyle Ürgenç üzerine yürüdü. Şehrin savunmasına rağmen gizlice içeri girmeyi başaran Yunus Sultan, Mahmud Sultan'ı ele geçirdi ve onu öldürmeyerek Vezir'deki Akatay Han'ın yanına gönderdi.

Mahmud Sultan'ın kötü yönetiminden rahatsız olan halk, Yunus Sultan'ı destekledi. Özbek ve Sartların desteğiyle Yunus Sultan Ürgenç'te han ilan edildi. Böylece Harezm Özbeklerinin başında biri Vezir'de, diğeri Ürgenç'te olmak üzere iki ayrı han ortaya çıktı.

Akatay Han, Mahmud Sultan'ın teşvikiyle Ürgenç üzerine yürüdü. Ancak yapılan savaşta üstün gelen taraf Yunus Sultan oldu. Ele geçirilen Akatay Han'a başlangıçta dokunulmadı; fakat kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından geride Hacim Sultan, Mahmud Sultan, Fulad Sultan, Timur Sultan, Allahkulu Sultan ve Süleyman Sultan adlı altı oğlu kaldı.

Hacim Han Dönemi ve İç Birliğin Sağlanması

Yunus Sultan'ın iktidarı ele geçirmesi Akatay Han'ın oğullarının isyanına yol açtı. Hacim Sultan etrafında toplanan kardeşler babalarının intikamını almak için harekete geçti. Bucuga Han'ın oğulları Dost ve İş Sultanlar da onlara destek verdi.

Yunus Sultan, karşısındaki kuvvetlere direnemeyeceğini anlayarak hanlığının üzerinden yalnızca beş ay geçmişken Harezm'i terk etti ve Safevî hükümdarı Şah Tahmasb'a sığındı. Ardından Akatay Han'ın oğulları Vezir ve Ürgenç'i, Avaniş Han'ın oğulları Horasan'ı, Bucuga Han'ın oğulları ise Hive, Hezaresb ve Kat bölgelerini kontrol etti.

Bucuga Han'ın büyük oğlu Dost Sultan, Hive'de han ilan edildi. Böylece Hive şehri, Harezm Özbeklerinin yeni siyasî merkezi hâline geldi. Ancak Dost Han'ın saltanatı uzun sürmedi. Kardeşi İş Sultan, yönetimde daha etkili bir konuma sahip olmak istedi ve iki kardeş arasında mücadele başladı.

Bu mücadele sırasında hem Dost Sultan hem de İş Sultan öldürüldü. Böylece Bucuga Han'ın soyu siyasî olarak sona erdi. Bunun ardından Avaniş Han'ın oğlu Hacim Han (1557-1602) Ürgenç'te han ilan edildi.

Hacim Han, kardeşleri arasında en güçlü ve güvenilir isimdi. Onun uzun süren hâkimiyeti sırasında Hive Hanlığı iç karışıklıklardan büyük ölçüde uzak kaldı. Safevîlere karşı mücadeleyi ise kardeşi Ali Sultan yürüttü. Ali Sultan'ın seferleri sonucunda Cürcan, Cacirem, Kirayli ve Esterabad gibi şehirlerde Hive Hanlığı'nın etkisi arttı.

Osmanlı Devleti ile İlişkiler

Hacim Han döneminde Hive Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasında diplomatik temaslar kuruldu. Rusya'nın Kazan Hanlığı'nı 1552 yılında, Astrahan Hanlığı'nı ise 1556 yılında ele geçirmesi üzerine Hacim Han, Osmanlı padişahı II. Selim'e mektup göndererek Rusların kapattığı ticaret yollarının yeniden açılması için yardım istedi.

Osmanlı Devleti bu talebi değerlendireceğini bildirdi. Bu ilişkilerin devamında Osmanlıların 1569 yılında Astrahan Seferi düzenlemesi, bölgedeki gelişmelere verilen önemin göstergesi oldu.

Buhara Hanlığı ile Mücadele

Hacim Han'ın döneminde yeni bir tehdit ortaya çıktı. Maveraünnehir'de güçlenen Buhara Hanlığı, Harezm'i kendi hâkimiyetine almak istiyordu. II. Abdullah Han döneminde Buhara yeniden güçlü bir siyasî merkez hâline gelmişti.

Daha önce II. Abdullah Han ile Hacim Han arasında iyi ilişkiler bulunmasına rağmen II. Abdullah'ın iktidarı ele geçirmesiyle durum değişti. Maveraünnehir'de hâkimiyetini sağlamlaştıran II. Abdullah Han'ın yeni hedefi Harezm'i Buhara'ya bağlamaktı.

II. Abdullah Han, Hacim Han döneminde Harezm üzerine üç büyük sefer düzenledi.

II. Abdullah Han'ın İlk Seferi

İlk sefer, II. Abdullah Han'ın tahta geçtiği dönemde gerçekleşti. Hacim Han'ın Horasan üzerine sefer düzenlemesini fırsat bilen II. Abdullah Han Hive üzerine yürüdü. Ancak Hive halkı ve yöneticileri güçlü bir savunma hazırladı. Şehir çevresinde hendekler kazıldı ve Hacim Han'a haber gönderildi.

Hacim Han'ın geri döndüğünü öğrenen II. Abdullah Han, kuşatmayı kaldırarak barış yapmayı tercih etti.

Buhara'nın Harezm'i Ele Geçirmesi

Yaklaşık on sekiz yıl süren barışın ardından II. Abdullah Han 1593-1594 yıllarında ikinci Harezm seferine çıktı. Seferin nedenleri arasında bazı yağma olayları ve Horasan üzerindeki rekabet bulunuyordu.

Hacim Han'ın Horasan'daki faaliyetleri Buhara'yı rahatsız etmişti. II. Abdullah Han büyük bir orduyla Harezm'e ilerlediğinde bölgedeki şehzadeler Vezir'de birleşerek karşı koymaya karar verdi. Ancak Hive başta olmak üzere birçok şehir savunmasız kaldı ve Buhara kuvvetleri kolayca ilerledi.

II. Abdullah Han önce Hive'yi ele geçirdi, ardından Vezir üzerine yürüdü. Bir aylık kuşatmanın ardından şehir teslim oldu. Şehzadeler II. Abdullah Han'a teslim edilirken halk ağır vergilere tabi tutuldu. Harezm'deki şehirlerin başına Buhara tarafından yöneticiler atanarak II. Abdullah Han Buhara'ya döndü.

Safevîlere Sığınma ve Harezm'in Geri Alınması

Derun'da bulunan Hacim Sultan, Harezm'in kaybedildiğini öğrenince Safevî hükümdarı I. Şah Abbas'a sığındı. Şah Abbas, Buhara'ya karşı kullanabileceği bir güç olarak gördüğü Hacim Sultan'a destek verdi ve ona "Han Baba" unvanıyla yaklaştı.

Ancak Hive şehzadeleri uygun zamanı beklemeye devam etti. 1595 yılında Buhara ile Safevîler arasında Horasan mücadelesinin yoğunlaşması üzerine fırsat doğdu. Şah Abbas'ın Buhara kuvvetlerine karşı hareket etmesini fırsat bilen Hive şehzadeleri, Türkmen desteğiyle Harezm'i geri almak için harekete geçti.

Eymir, Teke, Yomut ve Ersan Türkmenlerinden destek alan Hacim Han, Ürgenç üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Ardından Hive de halkın desteğiyle alındı. Türkmenler ganimetlerini aldıktan sonra geri çekildi.

Buhara'nın Son İşgali

Harezm'deki gelişmeleri öğrenen II. Abdullah Han üçüncü kez bölge üzerine sefer düzenledi. Buhara kuvvetleri Hezaresb ve Hangah'ı ele geçirdi. Ürgenç önlerinde yapılan savaşta Buhara ordusu galip geldi.

Hacim Han, oğlu Arap Muhammed ile birlikte Ürgenç'i terk ederek yeniden Şah Abbas'a sığındı. Ürgenç'te kalan Baba Sultan ise dört ay boyunca direndi ancak sonunda şehir düştü ve öldürüldü.

Böylece 1593-1598 yılları arasındaki mücadelelerin sonunda Harezm toprakları üçüncü kez Buhara Hanlığı'nın hâkimiyetine girdi. Hive ve Buhara hanlıkları arasındaki sürekli mücadele, yalnızca iki devletin gücünü zayıflatmakla kalmadı; aynı zamanda Türkistan'daki siyasî dengeleri de önemli ölçüde etkiledi.

Hive Hanlığı'nda İstikrar Arayışı

II. Abdullah Han'ın Hive Hanlığı'nı ele geçirmesinin ardından Safevîlere sığınan Hacim Han ve şehzadelerinin en büyük amacı, kaybettikleri topraklara yeniden dönmekti. Ancak II. Abdullah Han hayatta olduğu sürece bu hedefi gerçekleştirmek mümkün görünmüyordu. Safevî hükümdarı I. Şah Abbas da Hacim Han'a, güçlü bir hükümdar olan II. Abdullah Han'ın varlığı devam ettiği sürece Harezm'in geri alınmasının çok zor olduğunu bildiriyordu.

Bu nedenle Hacim Han ve hayatta kalan Hive şehzadeleri uygun zamanı beklemek zorunda kaldılar. II. Abdullah Han'ın Kazaklar üzerine düzenlediği sefer sırasında ölümü, Hive Hanlığı için yeni bir fırsat doğurdu. Buhara Hanlığı, güçlü hükümdarının ölümünün ardından taht mücadeleleri ve iç karışıklıklarla karşı karşıya kaldı.

Hacim Han, ortaya çıkan bu durumdan yararlanmak amacıyla I. Şah Abbas'a başvurarak Harezm'e dönmek ve hanlığını yeniden kurmak için yardım istedi. Şah Abbas bu talebi kabul etti. Ancak anlaşma gereği Hacim Han'ın torunu Burunduk Sultan, Safevî sarayında amanat olarak bırakıldı. Devletler arasındaki anlaşmaların güvence altına alınması amacıyla karşılıklı emanet verme geleneği, Türk siyasî hayatında daha önce de görülen bir uygulamaydı.

Teke Türkmenlerinin bulunduğu bölgeye ulaşan Hacim Han, Buhara'daki esaretten kaçmayı başaran kişilerle görüşerek hanlığın içinde bulunduğu durumu öğrendi. Buhara'nın siyasî olarak zayıfladığını anlayınca harekete geçti. Yanındaki kuvvetlerle önce Ürgenç'i, ardından bütün Harezm bölgesini ele geçirdi.

Harezm Özbeklerinin dönüşü, daha önce bölgeden uzaklaştırılmış Özbek gruplarının da yeniden buraya gelmesine yol açtı. Hacim Han, kırk beş yıl süren yönetimi boyunca büyük mücadelelerle karşılaştı. Harezm'in üç defa işgal edilmesine rağmen hanlığı yeniden toparlamayı başardı. 1602 yılında seksen üç yaşında hayatını kaybetti.

Arap Muhammed Han Dönemi

Hacim Han'ın ölümünden sonra 1602 yılında oğlu Arap Muhammed Han (1602-1621) tahta geçti. Ancak onun dönemi, Hive Hanlığı açısından sürekli mücadelelerle geçti.

Arap Muhammed Han döneminde hanlık; Ürgenç'i yağmalayan Rus Kazakları, Harezm'e akınlar düzenleyen Kalmuklar, isyan eden Nayman ve Uygur kabileleri ve hanedanın kendi içindeki taht mücadeleleriyle karşı karşıya kaldı.

Arap Muhammed Han, yönetimi kolaylaştırmak amacıyla şehirleri oğulları arasında paylaştırdı. Ancak bu düzen, oğullarından Habeş Sultan ve İlbars Sultan tarafından kabul edilmedi. Özellikle İlbars Sultan'ın Hive üzerine yürümesiyle baba ve oğulları arasındaki mücadele başladı.

Arap Muhammed Han, Hive'ye döndüğünde oğluyla karşı karşıya gelmek istemedi. Ancak İlbars Sultan, şehre girer girmez gönderdiği adamlarla babasını tutuklattı. Evlat kanı dökülmesini istemeyen Arap Muhammed, oğulları İsfendiyar ve Ebü'l Gazi'nin Habeş ve İlbars üzerine harekete geçmesini engelledi.

Fakat İlbars Sultan'ın tutumu nedeniyle Arap Muhammed Han sonunda harekete geçmek zorunda kaldı. Oğullarından, isyana katılan kişileri teslim etmelerini ve ayaklanmaya son vermelerini istedi. Ancak bu çağrı kabul edilmedi.

1621 yılında Arap Muhammed Han, Habeş ve İlbars Sultanlar üzerine yürüdü. Yapılan savaşta yenilgiye uğrayan Arap Muhammed Han, Habeş Sultan'ın emriyle kör edildi. İsfendiyar Sultan Safevîlere, Ebü'l Gazi ise Semerkant'a sığındı.

Habeş ve İlbars Sultanlar Dönemi

Arap Muhammed Han'ın yenilgisinden sonra yönetimde asıl güç İlbars Sultan'ın elindeydi. İlbars Sultan, babasını yaklaşık bir yıl boyunca gözetim altında tuttuktan sonra onu ve İsfendiyar Sultan'ın iki küçük oğlunu öldürttü.

Habeş ve İlbars Sultanlar, 1621-1623 yılları arasında ülkeyi yönetmelerine rağmen hanlık makamını doğrudan üstlenmediler. Bunun temel nedeni, hanedan içindeki yaşça büyük kişinin ve meşru varisin İsfendiyar Sultanolmasıydı.

İsfendiyar Sultan, kendisine yapılan çağrılar üzerine Harezm'e dönmeye karar verdi. Önce Habeş Sultan üzerine baskın düzenledi ve onu İlbars Sultan'a sığınmak zorunda bıraktı. İlk mücadelede yenilmesine rağmen Türkmenlerin desteğini aldı ve yeniden harekete geçti.

Yirmi üç gün süren savaşın ardından İsfendiyar Sultan, İlbars ve Habeş Sultanları öldürerek 1623 yılında Hive tahtına çıktı. Böylece Hive Hanlığı'nda yeni bir dönem başladı.

İsfendiyar Han, kardeşleriyle uzlaşarak yönetimi yeniden düzenledi. Hive, Hezaresb ve Kat şehirlerini kendi hâkimiyetinde tutarken, Ürgenç'in yönetimini Ebü'l Gazi'ye, Vezir'in yönetimini ise Şerif Muhammed'e verdi. Böylece İsfendiyar Han'ın on dokuz yıl sürecek saltanatı başlamış oldu.

Özbek-Türkmen Çatışması ve Ebü'l Gazi Bahadır Han Dönemi

İsfendiyar Han (1623-1642), tahta çıkışını büyük ölçüde Türkmenlerin desteğine borçluydu. Bu nedenle hükümdarlığı boyunca Türkmenlere dayanan bir siyaset izledi ve Özbek unsurların etkisini sınırlandırmaya çalıştı. Bu durum, Özbekler arasında hoşnutsuzluğa yol açtı. İsfendiyar Han'ın kardeşleri de bu politikaya karşı çıktı ve özellikle Ebü'l Gazi Bahadır Han ile arasında ciddi bir iktidar mücadelesi başladı.

İki kardeş arasında gerçekleşen mücadelelerde kesin bir üstünlük sağlanamadı. Ebü'l Gazi'nin başarılı olamaması üzerine Özbekler arasındaki desteği azaldı. İsfendiyar Han'ın Türkmenleri öne çıkaran yönetim anlayışı sebebiyle kendilerini ikinci planda gören Özbek grupları bölgeden ayrılmaya başladı.

Bu dönemde Ebü'l Gazi önce Taşkent'e çekildi ve uygun zamanı bekledi. İsfendiyar Han ile Türkmenler arasında yaşanan anlaşmazlıklar, onun yeniden harekete geçmesi için fırsat oluşturdu. Türkmenlerin daveti üzerine Ebü'l Gazi 1630 yılında Hive'yi ele geçirdi. Ancak bu başarı kalıcı olmadı. İsfendiyar Han Türkmenlerle yeniden anlaşarak onların desteğiyle Hive'yi geri aldı ve Ebü'l Gazi'yi Safevî topraklarına sürgüne gönderdi.

İsfendiyar Han, Ebü'l Gazi tehlikesini ortadan kaldırdıktan sonra Özbeklere karşı sert politikasını sürdürdü ve çok sayıda Özbek'i öldürttü. Bu sırada Ebü'l Gazi yaklaşık on bir yıl Safevî topraklarında yaşamak zorunda kaldı. Daha sonra kendisine ayrılan maaştan bin tengelik kısmı İranlı muhafıza rüşvet olarak vererek kaçmayı başardı.

Ebü'l Gazi, iki yıl Türkmenlerin, bir yıl da Kalmuk hanının yanında kaldıktan sonra Ürgenç'e ulaşmayı başardı. İsfendiyar Han'ın ölümünden sonra 1643 yılında Hive Hanlığı tahtına çıktı.

Ebü'l Gazi Bahadır Han'ın İktidarı

Ebü'l Gazi Bahadır Han (1643-1663), tarih yazıcılığı açısından önemli eserler kaleme alan bir hükümdardı. 1659 yılında tamamladığı Şecere-i Terâkime ve ölümünden sonra tamamlanamayan Şecere-i Türk adlı eserleriyle tanınmaktadır.

Tahta çıktıktan sonra ilk hedefi Türkmenler üzerinde hâkimiyet kurmak oldu. İsfendiyar Han'ın ölümünden sonra Türkmenlerden, ağabeyinin eşi ve çocuklarının kendisine teslim edilmesini istedi. Bu talebin kabul edilmemesi üzerine Türkmenler üzerine harekete geçti.

Türkmenler bu gelişme karşısında Buhara Hanı Nadir Muhammed Han'a başvurarak onu Hive'ye davet etti ve hutbeyi onun adına okutmaya başladı. Bunun üzerine Nadir Muhammed, bölgeye yöneticiler göndererek Harezm üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştı.

Ancak Ebü'l Gazi Bahadır Han geri adım atmadı ve Hive çevresine yönelik akınlarını sürdürdü. Hive üzerindeki baskıların artması ve Türkmenlerin bölgedeki yöneticilere müdahaleleri, Nadir Muhammed'in hanedan üyelerini Harezm'e göndermesine neden oldu.

Buhara'daki siyasî gelişmeleri yakından takip eden Ebü'l Gazi, Nadir Muhammed'in ölümünden sonra fırsattan yararlanarak 1644 yılında Hive'ye girdi ve şehrin yönetimini ele geçirdi. Böylece bütün Harezm yeniden tek yönetim altında birleşti.

Türkmenlere Karşı Seferler

Ebü'l Gazi Bahadır Han, Hive'yi ele geçirdikten sonra ilk olarak şehirdeki Türkmen nüfuzunu kırmaya yöneldi. Hive'deki Türkmenleri ortadan kaldırarak kendi hâkimiyetine rakip olabilecek bir gücü ortadan kaldırmak istedi.

Han, Türkmenlerin kendisine düşmanlık beslemediğine dair haberler göndererek onları Hezaresb yakınlarında bir toplantıya çağırdı. Çağrıya uyan üç-dört bin kadar Türkmen bölgeye geldi. Düzenlenen toy sırasında yaklaşık iki bin Türkmen öldürüldü.

Bu olayın ardından Hive çevresindeki Türkmenler bölgeden uzaklaşarak Tecen Irmağı yakınlarındaki bir kaleye sığındılar. Ebü'l Gazi Bahadır Han burada da saldırılarını sürdürdü; birçok Türkmen öldürüldü ve mallarına el konuldu.

Türkmen grupları birleşerek karşı koymaya hazırlanırken Ebü'l Gazi, onların güçlenmesine fırsat vermeden harekete geçti. 1648 yılında Türkmenlerle yapılan mücadelede barış tekliflerini kabul etmeyerek büyük bir katliam gerçekleştirdi ve önemli miktarda ganimet elde ederek Hive'ye döndü.

Türkmenler üzerine seferler bununla sınırlı kalmadı. Ebü'l Gazi Bahadır Han:

  • 1651 yılında Bayraç Türkmenleri üzerine sefer düzenledi.
  • 1653 yılında Eymir Türkmenlerine karşı harekete geçti.
  • Aynı yıl Sarık Türkmenlerine saldırdı.
  • Daha sonraki yıllarda da Türkmenler üzerine seferlerini sürdürdü.

Bu mücadeleler sonucunda yaklaşık yirmi bin yetişkin Türkmen'in öldürüldüğü aktarılmaktadır. Ebü'l Gazi'nin Türkmenlere yönelik sert politikası, sonraki dönemlerde kendisi tarafından da sorgulanmış; Şecere-i Terâkime adlı eserinde Türkmenlerle ilgili anlatılarıyla bu geçmişi telafi etmeye çalıştığı ileri sürülmüştür.

Buhara ve Kalmuklarla Mücadele

Ebü'l Gazi Bahadır Han döneminde Hive Hanlığı yalnızca iç meselelerle değil, dış tehditlerle de mücadele etti. Kalmukların akınlarına karşı seferler düzenleyen Ebü'l Gazi, onların yağma hareketlerini sınırlamaya çalıştı.

Buhara Hanlığı'nda Abdülaziz Han ile Subhan Kulu arasındaki taht mücadelesinden de yararlandı. Akrabası Subhan Kulu'nun yardım talebini kabul ederek Buhara topraklarına sefer düzenledi. Bu seferlerde Buhara çevresindeki köyler yağmalandı ve önemli miktarda ganimet elde edildi.

Daha sonra Taşkent'te bulunan Abdülaziz Han'ın yokluğundan yararlanarak düzenlediği saldırıda Buhara kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Kermine üzerine yaptığı sefer sırasında ise Abdülaziz Han'ın ani saldırısıyla karşılaştı. Ancak oğlu Anuşa Muhammed Sultan'ın yardımıyla mücadeleyi sürdürdü ve Buhara ordusunu yenmeyi başardı.

Ebü'l Gazi Bahadır Han, 1661 yılında Maveraünnehir üzerine son seferini gerçekleştirdi. Buhara'ya yönelik kuşatmasında başarılı olamayınca Hive'ye döndü. İlerleyen yaşı nedeniyle devlet işlerini oğlu Anuşa Muhammed Sultan'a bıraktı ve Abdülaziz Han ile barış yaptı.

Ebü'l Gazi Bahadır Han'ın Mirası

Ebü'l Gazi Bahadır Han, hükümdarlığı sırasında Hive Hanlığı'nı yeniden düzenleyen ve merkezî otoriteyi güçlendiren bir hükümdar oldu. Özbek kabilelerini daha kolay yönetebilmek amacıyla onları dört büyük gruba ayırdı:

  • Uygur ve Naymanların birleşmesiyle oluşan grup
  • Kongrat ve Kıyatların birleşmesiyle oluşan grup
  • Nüküz ve Mangıtların birleşmesiyle oluşan grup
  • Kanglı ve Kıpçakların birleşmesiyle oluşan grup

Bu düzenleme ile Hive ve Hezaresb çevresindeki Özbek unsurlar güçlendirilerek Türkmen nüfuzuna karşı yeni bir denge oluşturuldu.

Ebü'l Gazi Bahadır Han, askerî yetenekleri, devlet adamlığı ve tarihçiliğiyle Hive Hanlığı'nın en tanınmış hükümdarlarından biri oldu. Bununla birlikte Türkmenlere karşı yürüttüğü sert ve kanlı politikalar, onun tarihî mirasının en tartışmalı yönlerinden biri olarak kaldı.

1664 yılında ölen Ebü'l Gazi Bahadır Han, oğlu Anuşa Muhammed Han'a güçlü ve yeniden teşkilatlanmış bir Hive Hanlığı bıraktı.

Harezm Özbeklerinin Buhara'yı Ele Geçirmesi

Ebü'l Gazi Bahadır Han'ın ölümünden sonra yerine geçen Anuşa Muhammed Han (1663-1687), babasının Buhara Hanlığı ile yaptığı barışı ilk yıllarında sürdürdü. Bu dönemde yönünü yeniden Horasan'a çevirerek Safevîlerle mücadele etti. Düzenlediği seferler sonucunda Meşhed'i ele geçirdi ve Horasan'ın büyük bölümünde hâkimiyet kurdu.

Anuşa Han'ın Horasan'da bulunmasını fırsat bilen Buhara Hanlığı hükümdarı Abdülaziz Han, barışı bozarak Harezm üzerine kuvvet gönderdi. Bu gelişme üzerine Anuşa Han hızla harekete geçti ve doğrudan Buhara üzerine yürüdü. Abdülaziz Han'ın Kermine'de bulunmasından yararlanan Anuşa Han, 1665 yılında Buhara'yı ele geçirerek kendi adına hutbe okuttu.

Böylece ilk defa Hive Hanlığı, Buhara Hanlığı'nın siyasî merkezini ele geçirmiş ve burada kendi yönetimini kurmuş oldu. Ancak bu hâkimiyet uzun sürmedi. Kermine'de Anuşa Han'ın gönderdiği kuvvetleri yenilgiye uğratan Abdülaziz Han, yeniden Buhara'ya girerek şehri geri aldı.

Bu mücadeleden sonra Anuşa Han yaklaşık on sekiz yıl boyunca Buhara üzerine yeni bir sefer düzenlemedi. Ancak Buhara tahtına Subhan Kulu Han'ın geçmesiyle birlikte 1683 yılında yeniden harekete geçti. Amacı Maveraünnehir'i Hive Hanlığı'nın hâkimiyeti altında birleştirmekti.

Bu seferler sırasında birçok yerleşim yeri Hive yönetimine geçti. Bunların en önemlisi 1685 yılında ele geçirilen Semerkant oldu. Şehirde hutbeler Anuşa Han adına okutuldu. Ancak Semerkant'ın Hive hâkimiyetinde kalması uzun sürmedi.

Subhan Kulu Han, başlangıçta Anuşa Han'a karşı yeterli destek bulamadı. Ancak Bedehşan Emiri Mahmud Bi AtalıkBuhara adına kuvvet göndererek mücadeleye katıldı. Bu desteğin ardından Buhara kuvvetleri Hive ordusunu geri püskürttü ve Semerkant yeniden Buhara hâkimiyetine girdi.

Anuşa Han, bu mücadelelerin ardından devlet yönetimini oğlu Hüdaydad Sultan ile Seyyid Muhammed İnak'a bırakarak hacca gitti. Dönüşünden sonra vefat eden Seyyid Muhammed İnak'ın yerine kardeşi Biki Can'ı inak olarak görevlendirdi.

Kaos Yılları: Hive Hanlığı'nda İç Çatışma Dönemi

Anuşa Han'ın yirmi dört yıllık hükümdarlığı, Hive Hanlığı'nın askerî ve siyasî açıdan güçlendiği dönemlerden biri oldu. Onun döneminde Türkmenler önemli bir tehdit oluşturmaya devam etse de büyük çaplı bir isyan gerçekleştiremediler.

Bu dönemin önemli gelişmelerinden biri inakların devlet yönetimindeki etkisinin artmasıydı. İnaklar, han adına devlet işlerini yürüten ve gerektiğinde ordunun başkomutanlığını üstlenen yüksek görevlilerdi. Genellikle en güçlü Özbek kabilelerinin beyleri arasından seçilirlerdi.

Aynı dönemde Amu Derya yatağındaki değişikliklerin yol açtığı ekonomik sorunları gidermek amacıyla büyük imar faaliyetleri yürütüldü. Anuşa Han'ın dönemi, Hive Hanlığı'nın siyasî gücünün arttığı ve dış seferlerde başarılar elde ettiği bir dönem olarak değerlendirildi.

Hüdaydad Han ve Arenk Han Dönemleri

Anuşa Han'ın ölümünden sonra yerine oğlu Hüdaydad Han (1687-1689) geçti. Ancak henüz on beş yaşında tahta çıkan Hüdaydad Han'ın hükümdarlığı yalnızca iki yıl sürdü. Kardeşi Arenk Han tarafından öldürülmesiyle sona erdi.

Arenk Han (1689-1694) döneminde Aral bölgesindeki Özbeklerin lideri Adine Muhammed Bey önemli bir güç hâline geldi. Aral çevresinde bağımsız hareket eden Adine Muhammed Bey ile han arasındaki ilişkiler zamanla bozuldu. Bölgedeki Özbeklerin Hive üzerine yağma akınları düzenlemesi üzerine Arenk Han, onu atalık makamına getirdi.

Ancak Adine Muhammed Bey'in hanlık içerisindeki gücünü artıran asıl gelişme, Arenk Han'ın ölümü oldu. Rivayete göre Arenk Han bir eğlence dönüşünde fazla içki nedeniyle attan düşerek öldü. Fakat annesi Türkmen Tokta Hanım, hanlığın elinden çıkmasını önlemek amacıyla ölüm haberini gizledi.

Tokta Hanım, Arenk Han'a benzeyen kardeşini onun yerine tahta çıkardı. Bu sırada avda bulunan Adine Muhammed Bey durumdan habersizdi. Düzmece han, saraydaki güçlü Özbek beylerinden yedisini Türkmenler arasına sürgün ederek Türkmen nüfuzunun yeniden artmasını sağladı.

Adine Muhammed Bey'in İktidarı Ele Geçirmesi

Gerçekleri öğrenen Adine Muhammed Bey Hive üzerine yürümek istedi. Ancak Türkmenlerin kendisini yakalamak amacıyla kuvvet gönderdiğini öğrenince Buhara'ya sığınmayı düşündü. Yolda kendisine katılan Özbekleri görünce karar değiştirdi ve Aral bölgesine yöneldi.

Türkmen kuvvetlerini yenilgiye uğratan Adine Muhammed Bey, Aral'da Hacim Han soyundan gelen Cuci Sultan'ı han ilan etti. Çeşitli Özbek boylarının desteğini aldıktan sonra Hive üzerine yürüdü. Düzmece hanı ve Tokta Hanım'ı ortadan kaldırarak Hive'yi ele geçirdi.

Bundan sonra Aral'da han ilan edilen Cuci Han (1694-1697) ve ardından Veli Han (1697-1698), Adine Muhammed Bey'in etkisi altında hüküm süren sembolik hükümdarlar oldular.

Buhara Müdahalesi ve Kukla Hanlar Dönemi

Hive'deki Özbek ileri gelenleri, Buhara Hanı Subhan Kulu Han'dan kendilerini yönetecek bir hükümdar göndermesini istedi. Bunun üzerine Subhan Kulu Han, Şah Niyaz'ı Hive'ye gönderdi.

Şah Niyaz Han (1698-1702), oğlu Şah Baht Han (1702-1703) ve aynı çevreden gelen Seyyid Ali Han (1703-1704), Buhara'nın etkisi altında Hive Hanlığı'nı yönetti. Seyyid Ali Han'ın görevden alınmasının ardından kardeşi Musa Han (1704-1708) tahta çıktı.

Musa Han, kendisinden önceki hükümdarların aksine kukla bir yönetici olmayı kabul etmedi. Kendi adına para bastırarak hâkimiyetini güçlendirmeye çalıştı ve Türkmenler üzerine başarılı seferler düzenledi.

Ancak güç kazanması, ona karşı olan muhalefeti artırdı. Baskılar sonucunda Hive'yi terk ederek Merv'e sığındı. Burada yakalanan Musa Han'ın başı kesilerek Hive'ye gönderildi.

İkinci Yadigar Han ve Çift Başlılık

Musa Han'ın ölümünden sonra Hacim Han soyundan geldiği iddia edilen II. Yadigar Han (1708-1713) tahta çıkarıldı. Ancak devlet işlerinden çok dinî faaliyetlerle ilgilenen II. Yadigar Han, yönetimi bırakarak hacca gitti.

Bu durum Özbeklerin ayaklanmasına yol açtı. Karakalpak şehzadelerinden İşim Sultan han ilan edildi. Böylece Harezm'de iki ayrı han ortaya çıktı.

II. Yadigar Han, çift başlılığı sona erdirmek amacıyla İşim Sultan üzerine sefer düzenledi ancak başarılı olamadı. 1713 yılında ölümüyle birlikte Hive Hanlığı'ndaki siyasî bölünmüşlük daha da derinleşti.

Çar Petro ve Türkistan'ın Keşfi: Yadigar Şibanilerinin Tasfiyesi

Şir Gazi Han Dönemi Siyasî Gelişmeleri

II. Yadigar Han döneminde ortaya çıkan ve kendisini han ilan ederek Harezm'de çift başlılığa yol açan İşim Sultanmeselesi, Yadigar Han'ın ölümünden sonra da devam etti. Bu durumun temel nedenlerinden biri, Özbek kabileleri arasındaki rekabetti. Özellikle Aral bölgesindeki Mangıtlar ile Kongrat ve Nayman kabileleri arasındaki mücadele, siyasî bölünmüşlüğü daha da derinleştirdi.

Harezm ileri gelenleri bu karışıklığa son vermek amacıyla yeni bir han arayışına girdi. Bu amaçla Avaniş Han döneminde İlbars Han'ın oğlu Sultan Gazi'nin tasfiye edilmesinden sonra Buhara'ya sürgün edilen şehzadelerin soyundan gelen Şir Gazi Hive'ye davet edildi.

Buhara'da doğan ve burada yetişen Şir Gazi, Buhara medreselerinde eğitim görmüştü. Yapılan daveti kabul eden Şir Gazi, 1714 yılında Hive Hanlığı tahtına çıktı.

Şir Gazi Han'ın tahta geçmesiyle birlikte uzun yıllardır devam eden Özbek kabileleri arasındaki mücadele büyük ölçüde sona erdi. Hanedanın kurucusu İlbars Han'ın soyundan gelen bir hükümdarın başa geçmesi, hanlık içinde meşruiyet sağladı.

İç Düzenin Sağlanması ve Askerî Faaliyetler

Şir Gazi Han'ın ilk hedefi, ülkenin siyasî birliğini tehdit eden İşim Sultan meselesini çözmek oldu. Kendisine karşı harekete geçileceğini anlayan İşim Sultan, kendisine bağlı Karakalpaklarla birlikte bölgeden ayrıldı. İsyancıların geride kalan kısmı ise Şir Gazi Han'a itaat etti.

Böylece Hive Hanlığı içinde yeniden düzen sağlandı. İç meseleleri çözen Şir Gazi Han daha sonra Türkmenler üzerine seferler düzenledi. Başarılı akınlar sonucunda Türkmen grupları haraç vermek zorunda kaldı.

Ardından Karakalpaklar üzerine harekete geçen Şir Gazi Han karşısında duramayacağını anlayan Karakalpaklar, Sır Derya taraflarına çekildi. Ancak Şir Gazi Han onları da bir tehdit olarak gördü ve üzerlerine beş bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Hive kuvvetlerinin takibi sonucunda çok sayıda Karakalpak öldürüldü, hayatta kalanlar ise esir edilerek Hive'ye götürüldü.

Şir Gazi Han'ın iç ve dış politikadaki başarıları, çevre bölgelerde etkisini artırdı. Kazaklar ve çeşitli Türkmen grupları onun hedefi olmamak için değerli hediyelerle Hive'ye gelerek bağlılıklarını bildirdiler.

Safevîler ve Horasan Seferi

Şir Gazi Han döneminde önemli askerî faaliyetlerden biri Safevîlere karşı gerçekleştirilen sefer oldu. Safevî valisinin bölgedeki Sünnî halka baskı uyguladığı haberini alan Şir Gazi Han, Meşhed üzerine yürüdü.

Yakın bölgelerdeki Türkmenlerden aldığı destekle ordusunu güçlendiren Şir Gazi Han, iki günlük kuşatmanın ardından Meşhed'i ele geçirdi. Safevî halkı esir edildi ve değerli eşyalar karşılığında serbest bırakıldı. Şehirden elde edilen ganimetlerin ardından bölgeye bir yönetici bırakan Şir Gazi Han, Nişabur üzerine hareket etti.

Nişabur kuşatması başarıyla sonuçlanmasa da önemli miktarda ganimet elde edildi. Bunun üzerine Şir Gazi Han Hive'ye geri döndü.

Çarlık Rusya ve Hive Seferi Hazırlıkları

Şir Gazi Han döneminde Hive Hanlığı'nın karşı karşıya kaldığı en önemli dış tehdit, Çarlık Rusya'nın bölgeye yönelik ilgisi oldu. Çar I. Petro (1689-1725), siyasî olarak bölünmüş durumdaki Türkistan'ı Rusya'nın ekonomik ve siyasî çıkarları açısından önemli bir alan olarak görüyordu.

XVIII. yüzyılın başlarında Rusya birçok cephede mücadele hâlindeydi. 1700 yılında Osmanlı Devleti ile İstanbul Antlaşması yapılarak savaş sona erdirildi. Ardından Petro, devletin güçlendirilmesi amacıyla reform hareketlerine başladı.

Aynı dönemde Rusya, 1700-1721 yılları arasında İsveç ile Büyük Kuzey Savaşı'na girdi. 1711 yılında Osmanlı Devleti ile yapılan Prut Savaşı ise Rusya açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Rus ordusu yenilmesine rağmen Osmanlıların barışı kabul etmesi sayesinde Petro büyük bir felaketten kurtuldu.

Prut Savaşı sonrasında Petro, dikkatini Kafkaslar, Hazar çevresi ve Türkistan üzerine çevirdi. Rusya'nın Türkistan'a yönelik ilgisinin temelinde ekonomik genişleme, yeni ticaret yolları bulma ve bölgenin kaynaklarını ele geçirme düşüncesi bulunuyordu.

Rusların Hive Politikası

Rusların Hive ile ilk teması Prut Savaşı'ndan önce gerçekleşti. 1700 yılında Hive Hanı Şah Niyaz Han, Rusya'dan koruma talebinde bulundu. Petro bu isteği kabul ederek Türkistan hakkında daha fazla bilgi toplamaya başladı.

Rusya açısından Türkistan, henüz yeterince tanınmayan ancak büyük ekonomik imkânlar barındırdığı düşünülen bir bölgeydi. Petro özellikle Hindistan, Çin, İran ve Orta Asya ile kurulabilecek ticaret yollarının öneminin farkındaydı.

Bu nedenle Rusya'nın amacı yalnızca askerî hâkimiyet kurmak değil; bölgenin coğrafyasını, su yollarını, ticaret güzergâhlarını ve doğal kaynaklarını araştırmaktı.

1711 yılında Osmanlı-Rus savaşının başlaması nedeniyle Hive üzerine planlanan faaliyetler ertelendi. Savaşın sona ermesinden sonra Petro, Türkistan meselesine yeniden yöneldi.

Rus hükümeti bölge hakkında ayrıntılı bilgi toplamak için çeşitli araştırmalar yaptı. Astrahan valisi Zamanov'dan bölge hakkında bilgi alındı. Onun yönlendirmesiyle Rusların hizmetine giren Türkmen Hoca Nefes, bölgede altın yataklarının bulunduğunu ileri sürdü.

Devam eden Büyük Kuzey Savaşı ve önceki savaşların Rus hazinesini zorlaması sebebiyle bölgedeki maden kaynakları Rusların ilgisini daha da artırdı.

Aleksandr Bekoviç Çerkasskiy ve Hive Seferi

Hive üzerine yapılacak seferin komutanlığı için Aleksandr Bekoviç Çerkasskiy seçildi. Müslüman Kabardey kökenli olan Çerkasskiy, Rus hizmetine girdikten sonra eğitim görmüş ve Petro'nun güvenini kazanmıştı.

Çerkasskiy, askerî eğitiminin yanında dil ve denizcilik alanlarında da yetişmişti. 1707-1709 yılları arasında Hollanda'da denizcilik eğitimi aldı. Bu özellikleri onu Hive seferi için uygun bir komutan hâline getirdi.

Petro'nun planına göre Hive seferi üç aşamada gerçekleştirilecekti:

  1. Hazar Denizi çevresinin incelenmesi ve haritalarının çıkarılması,
  2. Stratejik bölgelerde kaleler kurulması,
  3. Hive Hanlığı üzerine yürünerek bölge kaynaklarının ve Hindistan yollarının kontrol altına alınması.

Seferin amacı yalnızca altın yataklarını bulmak değildi. Aynı zamanda Rusya'nın Asya içlerine doğru genişlemesi, yeni ticaret yollarının keşfi ve Türkistan coğrafyasının askerî açıdan incelenmesi hedefleniyordu.

Petro, Kazan Valisi P. S. Saltıkov ve M. İ. Çirikov'a 1.500 kişilik eğitimli bir birlik hazırlanması ve sefer masrafları için gerekli kaynakların ayrılması talimatını verdi.

Çerkasskiy'in Hazırlıkları ve Keşif Faaliyetleri

Çerkasskiy, 1714 yılı yaz ve sonbaharını Kazan ve Astrahan'da geçirerek hazırlıklarını tamamladı. Bölge halkı ve Türkmenlerle görüşerek Hive hakkında bilgi topladı.

7 Kasım 1714'te yaklaşık 1.500 asker ve 27 Strug adı verilen gemiyle Guryev'e doğru hareket etti. Ancak çıkan fırtına nedeniyle altı gemi zarar gördü ve birlikler Astrahan'a dönmek zorunda kaldı.

1715 yılı başlarında yaşanan Kalmuk-Rus ilişkileri de sefer hazırlıklarını etkiledi. Ayuka Han'ın Rusların Hive seferine destek vermekte tereddüt etmesi ve hazırlıkları Şir Gazi Han'a bildirmesi, Hive yönetiminin Rus planlarından haberdar olmasını sağladı.

Çerkasskiy daha sonra yeniden harekete geçti ve Guryev'e ulaştı. Burada Türkmenlerle görüşerek Amu Derya'nın eski yatağı ve bölgenin coğrafyası hakkında bilgi aldı.

Rus keşif birlikleri Hazar çevresi, Mangışlak Yarımadası ve Kara Boğaz Gölü çevresinde araştırmalar yaptı. Amu Derya'nın eski yatağı keşfedildi ve bölge hakkında ayrıntılı raporlar hazırlandı.

Çerkasskiy, Petro'ya gönderdiği raporlarda Hazar'ın doğu kıyılarını gösteren haritalar sundu ve Amu Derya'nın eski yatağı hakkında bilgiler verdi.

Petro ise 1716 yılında gönderdiği talimatlarda Amu Derya üzerinde kaleler kurulmasını, Hive Hanı ile ilişkilerin dikkatli yürütülmesini ve gerekirse Hive'nin Rus himayesine alınmasını istedi.

Ayrıca Buhara Hanlığı ile de temas kurulması ve Rus çıkarlarına uygun ilişkiler geliştirilmesi planlandı. Böylece Rusya, yalnızca askerî bir sefer değil, Türkistan'ın siyasî ve coğrafî yapısını uzun vadeli kontrol altına alma girişimi başlatmış oldu.

Hive Seferi (1717)

Rusların Hive Hanlığı üzerine düzenlediği sefer, başlangıçta ticaret ve diplomatik ilişkileri geliştirme amacı taşıyan bir girişim olarak gösterilse de hazırlıkların niteliği bunun çok daha kapsamlı bir askerî harekât olduğunu ortaya koyuyordu. Çerkasskiy başkanlığındaki heyette deniz subaylarının bulunması, ayrıca Çerkasskiy'e gerekli durumlarda askerî emir verme yetkisinin verilmesi, Rusların bölgeye yalnızca diplomatik amaçlarla gelmediğini gösteriyordu.

1716 yılına gelindiğinde elçilik heyeti olarak adlandırılan kuvvet, Kozaklarla birlikte yaklaşık 6.100 kişiye ulaşmıştı. Kazan, Nijniy Novgorod ve Astrahan'dan mühimmat, askerî malzeme, üniforma ve diğer ihtiyaçların karşılanması istendi. Sefer için yapılan harcamalar yaklaşık 220 bin rubleye ulaşmıştı. Bu durum, Çar Petro'nun Hive ve daha geniş anlamda Türkistan siyasetine verdiği önemi göstermekteydi.

Hazar Kıyılarında Rus Hazırlıkları

Eylül 1716'da başlayan keşif seferi sırasında Çerkasskiy, Hazar Denizi'nin doğu kıyısında üç kale kurdurdu:

  • Tyub-Karagansk,
  • Aleksandrbay,
  • Krasnovodsk.

Petro'nun genişleme siyaseti doğrultusunda kale inşasına büyük önem verilmekteydi. Bu dönemde yalnızca Hazar çevresinde değil, doğuda İrtiş hattında da askerî üsler oluşturuldu. 1714-1720 yılları arasında Omsk, Jelezninsk, Yamışevsk, Semipalatinsk, Ubinsk ve Ust-Kamenogorsk kaleleri kuruldu. Bu kaleler, daha sonraki dönemlerde Rusya'nın Türkistan'a yönelik ilerleyişinde önemli askerî merkezler hâline geldi.

9 Ekim 1716'da Çerkasskiy'nin kuvvetleri Tyub-Karagansk Körfezi'ne ulaştı. Burada Hoca Nefes ile görüşüldü. Teğmen Kojin, bölgenin yerleşim için uygun olmadığını belirterek burada ne yeterli su kaynağı ne de doğal imkân bulunduğunu, bölgenin büyük ölçüde çölden ibaret olduğunu ifade etti. Ancak Çerkasskiy, Hive'ye ulaşan eski yolların buradan geçtiğini düşünerek bölgede kalmakta ısrar etti.

Çerkasskiy bölgedeki Türkmenlerle iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Türkmenlerin Ruslara karşı düşmanca tavır almaması, Rus hazırlıklarını kolaylaştırdı. 18 Kasım 1716 tarihli raporunda, bölgedeki Türkmenlerin Rus çıkarları doğrultusunda hareket edeceklerine dair söz verdiklerini belirtti.

Bu ilişkileri hanlıklarla da geliştirmek isteyen Çerkasskiy, Hive ve Buhara hanlarına hediyeler gönderdi. Hive Hanı Şir Gazi Han ile görüşmek üzere İvan Voronin, Hive ileri gelenlerinden Kolumbay'a Aleksey Sivyatov, Buhara Hanlığı'na ise Davıdov gönderildi.

Hive'nin Rus Niyetlerinden Şüphelenmesi

Mart 1717'de Şir Gazi Han, Rus elçilerini kabul etti. Ancak Hiveliler Rusların gerçek amacından şüpheleniyordu. Onlara göre Ruslar barış amacıyla değil, Hive'yi ele geçirmek için bölgeye gelmişti.

Çerkasskiy, Hive Hanlığı üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Astrahan'daki kuvvetlerini topladı. Ancak bu sırada Rus birlikleri çeşitli sorunlarla karşılaştı. Yeni Kale'de başlayan salgın hastalık nedeniyle beş yüzden fazla kişi öldü.

Çerkasskiy, Şir Gazi Han'a karşı Türkmenlerden destek almayı umuyordu. Fakat bu beklentisi gerçekleşmedi. Rus birlikleri bozkır boyunca ilerlerken Karakalpak saldırılarına uğradı. Karakalpaklar yaklaşık altmış Kozak'ı esir aldı ve bazı hayvanları ele geçirdi.

Çerkasskiy Haziran 1717'de yeniden harekete geçti. Yanında özel korumaları, kardeşleri ve ailesi bulunuyordu. Ancak yolculuk sırasında büyük bir felaket yaşandı. Eşini ve çocuklarını taşıyan gemi Volga Nehri ağzında parçalandı. Çerkasskiy'in eşi Maria Borisovna ve iki kızı hayatını kaybetti. Bu olay komutan üzerinde büyük bir moral kaybına yol açsa da sefer hazırlıkları devam etti.

Hive Üzerine İlerleyiş

Çerkasskiy, geleneksel kervan yollarını kullanmak yerine Emba Irmağı güzergâhını tercih etti. Ancak bu yolculuk sırasında askerler büyük sıkıntılar yaşadı. Atların çoğu kaybedildi, yiyecek sıkıntısı ortaya çıktı ve bölgenin coğrafî şartları Rus birliklerini zorladı.

1717 Temmuzunda yaklaşık 2.500 askerle Hive'ye doğru ilerleyen Çerkasskiy'e Rus, Tatar ve Buharalı yaklaşık iki yüz tüccar da eşlik etti. Ayrıca Aleksey Tevkelev, İran, Çin ve Hindistan hakkında istihbarat toplamak üzere görevlendirildi.

Aral Gölü yakınlarında Türkmen rehberlerin kaçması üzerine Rus birlikleri kervan yolunu takip etmek zorunda kaldı. Bölgenin iklimi, arazi şartları ve lojistik sorunlar Rus ilerleyişini giderek zorlaştırdı.

Ağustos 1717'de Rus birlikleri Amu Derya'ya ulaştı. Hive'ye yaklaşık 100-150 km mesafede bulunan Çerkasskiy, savaşmak istemediğini göstermek amacıyla Kireytov komutasındaki yüz kişilik bir Kozak birliğini barış mesajıyla Hive Hanı'na gönderdi.

Ancak taraflar arasında güven oluşmadı. Hive birlikleri Rusların yolunu Aybugir Nehri civarında kesti. Doğal engeller arasında kalan Rus kuvvetleri Hive ordusunun saldırılarına maruz kaldı.

Çerkasskiy'in Yenilgisi

Hive kuvvetlerinin sayısı yaklaşık 24 bin kişi olmasına rağmen Ruslar ilk saldırılara karşı koymayı başardı. Üç gün süren mücadelede Hive ordusu ağır kayıplar verdi. Ancak Şir Gazi Han, hem Rus direnişini kırmak hem de halkın huzursuzluğunu gidermek amacıyla görüşme yoluna başvurdu.

22 Ağustos 1717'de Çerkasskiy ile Şir Gazi Han arasında görüşme yapıldı. Görüşmede Şir Gazi Han, Rusların şartlarını kabul ettiğini belirtti ve Çerkasskiy'i Hive'ye davet etti.

Rus birlikleri Hive yakınlarında Porsugan Nehri çevresinde konuşlandı. Şir Gazi Han, tek bir yerleşimde bu kadar askeri barındırmanın mümkün olmadığını söyleyerek birliklerin beş ayrı bölgeye ayrılmasını teklif etti.

Çerkasskiy bu teklifi kabul ederek kuvvetlerini bölmeye karar verdi. Rus komutanlarından Frankenberg önce bu karara karşı çıktı ancak daha sonra emre uydu.

Rus birlikleri birbirinden ayrıldıktan sonra Hive kuvvetleri saldırıya geçti. Rus askerlerinin büyük bölümü öldürüldü, kalanlar esir alındı. Palçikov, Frankenberg, Zvanskiy ve Ekonomov gibi Rus subayları idam edildi.

Çerkasskiy, Zamanov ve diğer komutanların da başları kesildi. Hive kaynakları bu olayı büyük bir zafer olarak kaydetti.

Çerkasskiy'in ölüm şekli hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Bazı anlatımlara göre esir alınarak birliklerinin dağılması için emir vermeye zorlandı; bazılarına göre ise öldürüldü ve başı Hive sokaklarında sergilendi. Bu farklı anlatılar, olayın Hive ve Rus hafızasında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.

Hive Seferinin Sonuçları

1717 Hive Seferi Rusya açısından büyük bir askerî başarısızlıkla sonuçlandı. Çerkasskiy'in yenilgisi ve öldürülmesi, Rusların Hive'ye yönelik ilgisini azaltmadı; aksine bölgeyi ele geçirme isteğini güçlendirdi.

Seferin Rusya açısından en önemli kazanımı, Hazar Denizi'nin doğu kıyılarının keşfi ve bölgenin haritalandırılması oldu. Çerkasskiy ve Teğmen Kojin'in çalışmaları sonucunda "General Flat Picture of the Caspian Sea" adlı harita hazırlandı. Petro'nun görevlendirdiği Guillaume Delisle tarafından düzenlenen harita 1720 yılında Amsterdam'da yayımlandı.

Ancak yeni bir Hive seferi için gerekli kaynak bulunamadığından Rusya planlarını ertelemek zorunda kaldı. Bunun yerine dikkatini İran'a çevirdi ve Yarbay Artemiy Volınskiy'i bölge hakkında bilgi toplamak amacıyla gönderdi.

Şir Gazi Han ve Rusya ile İlişkiler

Çerkasskiy ve askerlerinin öldürülmesinden sonra Şir Gazi Han, Rusya'nın yeni bir saldırısından endişe etmeye başladı. Bu nedenle Petro'ya dostluk mesajları içeren bir mektup gönderdi ve olaydan duyduğu üzüntüyü ifade etti.

Ayrıca Buhara Hanlığı ile ittifak kurmaya çalıştı ancak bu girişim başarısız oldu. Rus elçisi Florio Beneveni'nin Buhara'dan Hive üzerinden dönmesini isteyen Şir Gazi Han, böylece Rusya'nın tepkisini azaltmayı amaçladı.

Beneveni 1725 yılında Hive'ye ulaştı ancak burada beklediği serbestliği elde edemedi. Petro'nun ölümünden sonra Eylül 1725'te Hive'den kaçmayı başararak Astrahan'a ulaştı.

Çerkasskiy Seferi, Rusların Türkistan'a yönelik ilk büyük girişimlerinden biri olarak başarısızlıkla sonuçlansa da, bölgenin keşfi ve sonraki Rus yayılmacılığı için önemli bir başlangıç noktası oldu. Bu başarısızlık, Rus hafızasında "Bekoviç gibi kaybetmek" deyimiyle yer aldı.

Yadigar Şibanilerinin Tasfiyesi ve Kukla Hanlar Dönemi

Şir Gazi Han'ın (1714-1728) son yılları, Aral Özbeklerinin isyanları ve kabile mücadeleleriyle geçti. Han, kendisine karşı oluşan muhalefeti bastırmakta zorlandı ve 1728 yılında beyler tarafından öldürüldü. Yerine geçen İlbars Han (1728-1740), iç düzeni sağlamaya çalıştıysa da dönemin en önemli gelişmesi Nadir Şah'ın Türkistan siyaseti oldu.

Nadir Şah'ın Afganistan, İran ve Hindistan'daki başarılarının ardından sıra Türkistan'a gelmişti. İlbars Han, Osmanlı Devleti ile ittifak kurmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Ardından Horasan üzerine düzenlediği sefer sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Nadir Şah 1740 yılında büyük bir orduyla Harezm üzerine yürüdü. Buhara Hanlığı kısa sürede teslim olurken, Hive kuvvetleri direnmeye çalıştı. Ancak Pitnak Savaşı'nda yenilgiye uğrayan İlbars Han yakalanarak öldürüldü.

Nadir Şah'ın işgali Hive Hanlığı'nda büyük siyasi ve ekonomik sonuçlara yol açtı. Şehirler tahrip edildi, Özbek nüfusunun bir kısmı göç etti ve hanlığın idarî yapısı büyük ölçüde bozuldu. Nadir Şah, Harezm'i kendi kontrolünde tutmak amacıyla hanları kendisine bağlı kişiler arasından seçmeye başladı.

İlk olarak Küçük Cüz hanı Ebu'l Hayr Han Hive tahtına getirildi. Ancak Nadir Şah'ın onayını alamayınca kısa süre sonra bölgeden ayrıldı. Daha sonra Buhara hanedanından Muhammed Tahir Han (1740-1741) Hive yöneticisi yapıldı. Fakat Özbek kabileleri tarafından kabul görmeyince görevden uzaklaştırıldı.

Bu dönemden itibaren Hive Hanlığı'nda hanlık makamı büyük ölçüde sembolik hâle geldi. 1741-1804 yılları arasında yirmi bir kişinin han olması, siyasi istikrarsızlığın boyutlarını göstermektedir. Hanları atayan ve devlet işlerini yönetenler ise İnak, Atalık ve Mihter unvanlarını taşıyan Özbek kabile reisleri oldu.

Tarihe Kukla Hanlar Dönemi olarak geçen bu süreçte Cengiz Han soyundan gelen hanlar yalnızca meşruiyet unsuru olarak varlığını sürdürdü. Asıl yönetim, güçlü kabile beylerinin elindeydi. Hanlar devlet kararlarını uygulamakla sınırlı kalıyor, beylerle anlaşmazlığa düştüklerinde ise azlediliyor veya öldürülüyorlardı.

1741 yılında Nurali Han kısa süreliğine Hive tahtına çıktı ancak kabile beylerinin desteğine bağlı kaldı ve üç ay sonra bölgeden uzaklaştırıldı. Ardından II. Ebu'l Gazi Han (1741-1745) tahta geçirildi. Ancak Mangıt beyleri Artuk İnak ve Huraz Bek'in nüfuzu altında kalan han, bu beyleri tasfiye etmeye çalışınca öldürüldü.

Sonraki yıllarda Hive'de han değişiklikleri devam etti. Kaip Han (1745-1756), Timur Gazi Han (1757-1762) ve Tavke Han (1762-1764) dönemlerinde kabile mücadeleleri sürdü. Merkezi otoritenin zayıflamasıyla Yomut Türkmenleri de siyasette etkili hâle geldi ve bir süre Harezm yönetimini ele geçirdi.

Uzun süren mücadeleler sonucunda ülkenin ekonomik yapısı ağır zarar gördü. Tarım alanları tahrip oldu, ticaret geriledi ve kıtlık ile salgın hastalıklar nedeniyle bölgeden göçler başladı.

1770 yılında Kongrat kabilesinin lideri Muhammed Emin İnak, Yomut Türkmenlerini yenerek Hive'de hâkimiyet kurdu. Böylece Cengiz Han soyundan gelen Yadigar Şibanileri fiilen sona ererken, Kongratlar yeni bir yönetici hanedan olarak ortaya çıktı. Bu gelişme, Hive Hanlığı'nda geleneksel Cengizli meşruiyet anlayışından kabile gücüne dayalı yeni bir siyasi düzene geçişin başlangıcı oldu.

Kongratların Hive'de Yönetimi Ele Geçirmesi

1770 yılında Kongrat kabilesinin lideri Muhammed Emin İnak'ın Yomut Türkmenlerini yenerek Hive'de hâkimiyet kurmasıyla Harezm'de yeni bir dönem başladı. Kongratlar, başlangıçta Cengiz Han soyundan gelen kukla hanları tahta çıkarmaya devam ettiler. Ancak zamanla gerçek siyasi güç inakların eline geçti.

Muhammed Emin İnak, Hive'de düzeni sağladıktan sonra devlet görevlerine yeni atamalar yaptı. Uzun süren savaşlar nedeniyle bölgeden ayrılan Özbeklerin geri dönmesiyle sosyal ve ekonomik hayat yeniden canlanmaya başladı. Ancak merkezi otoritenin güçlenmesi, bazı beylerin tepkisine neden oldu. Muhammed Emin İnak, iktidarını tehdit eden isyanlarla mücadele ederek yönetimini sağlamlaştırdı.

Onun döneminde Nadir Şah'ın işgali sonrasında bozulan şehirler yeniden imar edildi. Özellikle Hive'nin onarılması ve ekonomik hayatın canlanması, Kongrat yönetiminin ilk istikrar dönemini oluşturdu. 1790 yılında Muhammed Emin İnak'ın ölümünden sonra yerine oğlu İvaz İnak geçti.

İvaz İnak döneminde Türkmen ayaklanmaları ve devlet içerisindeki muhalif unsurlar bastırıldı. Ayrıca mimari faaliyetlere önem verildi ve şehirlerin gelişimi sürdürüldü. Onun yaklaşık on üç yıllık yönetimi, Hive Hanlığı için barış ve istikrar dönemi olarak kabul edilir. 1804 yılında İvaz İnak'ın ölümünden sonra yerine İltüzer geçti.

İltüzer Han ve Yeni Hanedan Düzeni

İltüzer İnak, uzun süredir devam eden Cengizli hanlık geleneğine son vererek kendisini doğrudan han ilan etti. Ona göre hükümdarlığın kaynağı yalnızca soy değil, askerî güç ve yönetme yeteneğiydi. Bu düşünceyle Cengiz Han soyundan gelen kukla Kazak hanlarını yönetimden uzaklaştırdı.

Kurultay toplayan İltüzer, ulema, beyler ve devlet ileri gelenlerinin huzurunda Hive Hanı olduğunu ilan etti. Böylece Hive Hanlığı'nda hanlık makamının meşruiyeti Cengizli soya değil, siyasi güce dayandırılmaya başladı.

İltüzer Han döneminde Yomut Türkmenlerinin isyanları bastırıldı ve iç düzen yeniden sağlandı. Ardından Buhara Hanlığı üzerine sefer hazırlıklarına başladı. Ancak Emir Haydar yönetimindeki Buhara kuvvetleriyle yapılan mücadele sırasında Uygur kabilesinin desteğini kaybetmesi üzerine Hive ordusu bozguna uğradı. Amu Derya'yı geçerken hayatını kaybeden İltüzer Han'ın yerine kardeşi Muhammed Rahim geçti.

I. Muhammed Rahim Han Dönemi

I. Muhammed Rahim Han (1806-1825), Kongrat Hanedanı'nın gerçek anlamda güçlenmesini sağlayan hükümdar oldu. Öncelikle kendisine karşı çıkabilecek rakipleri ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirdi.

Aral bölgesinde etkili olan Sufi kardeşlere karşı düzenlediği seferlerle kuzey bölgelerinde hâkimiyet sağladı. Daha sonra Karakalpaklar ve Kazaklar üzerine seferler düzenleyerek Hive Hanlığı'nın sınırlarını genişletti.

I. Muhammed Rahim Han döneminde Horasan üzerine gerçekleştirilen seferlerle Türkmenler kontrol altına alındı. Buhara Hanlığı ile yapılan mücadelelerde ise kesin sonuç alınamasa da Hive Hanlığı Türkistan'ın önemli güçlerinden biri hâline geldi.

Bu dönemde devlet teşkilatında önemli düzenlemeler yapıldı. Vergiler merkezileştirildi, para sistemi düzenlendi ve sulama faaliyetleri genişletildi. Yeni tarım alanlarının açılmasıyla göçebe toplulukların yerleşik hayata geçirilmesi desteklendi. Böylece Hive Hanlığı'nda ekonomik ve idarî yapı güçlendi.

I. Muhammed Rahim Han'ın 1825 yılında ölümü üzerine yerine oğlu Allah Kulu Han geçti.

Allah Kulu Han Dönemi ve Rusya ile İlişkiler

Allah Kulu Han (1825-1842), babasından güçlü ve düzenli bir devlet devraldı. Onun döneminde Karakalpak ayaklanmaları bastırıldı, Buhara Hanlığı ile mücadele sürdürüldü ve Horasan üzerine seferler düzenlendi.

Bu dönemin en önemli gelişmelerinden biri Çarlık Rusya ile ilişkilerin giderek gerilmesiydi. 1717 yılındaki Çerkasskiy Seferi'nin ardından Rusya uzun süre Hive üzerine yeni bir askerî harekât düzenlememiş, ancak diplomatik ilişkilerini sürdürmüştü.

İki devlet arasındaki temel sorunlar, Hazar çevresindeki faaliyetler, Kazak bozkırlarındaki çatışmalar ve Hive Hanlığı topraklarında bulunan esirlerin durumu üzerine yoğunlaştı. Bu gelişmeler, XIX. yüzyılda Hive Hanlığı ile Çarlık Rusya arasında yaşanacak doğrudan çatışmaların zeminini hazırladı.

Çarlık Rusya ile İlişkiler ve Hive Seferleri (1839–1873)

Rus-Hive İlişkilerinde Gerilim Dönemi

XVIII. yüzyıl boyunca Hive Hanlığı ile Çarlık Rusya arasında diplomatik ve ticari ilişkiler devam etti. İki devlet arasında düzenli elçi alışverişleri yapılırken ticari faaliyetler de gelişti. Ancak ilişkilerdeki temel sorunlardan biri, Hive Hanlığı'nın Kazak bozkırları üzerindeki etkisini artırma girişimleri oldu. Rusya'nın Kazak topraklarını işgal ederek güneye doğru ilerlemesi, Hive'nin bölgedeki faaliyetlerinin daha yakından takip edilmesine neden oldu.

XVIII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın başlarına kadar iki devlet arasında doğrudan bir savaş yaşanmadı. Bu dönemde ilişkiler daha çok Rus esirlerin durumu, Hive tüccarlarının faaliyetleri, ticaret yollarındaki güvenlik sorunları ve Kazak bölgelerindeki nüfuz mücadelesi etrafında şekillendi.

Allah Kulu Han döneminde Rusya, Hive Hanlığı topraklarında bulunan Rus esirlerinin serbest bırakılmasını ve ticari güvenliğin sağlanmasını talep etti. Ancak bu girişimlerden sonuç alınamadı. 1836 yılında Rusya'da bulunan çok sayıda Hiveli tüccarın tutuklanması ve mallarına el konulması, ilişkileri daha da gerginleştirdi. Bu gelişmelerin ardından Rus yönetimi, Hive üzerine askerî bir sefer düzenleme düşüncesini güçlendirdi.

Perovskiy ve Hive Seferi Kararı

Çarlık Rusya'nın Hive Hanlığı'na karşı askerî harekât düşüncesinin önemli savunucularından biri Orenburg Valisi Vasiliy Alekseyeviç Perovskiy oldu. Perovskiy, 1835 yılında Çar I. Nikolay'a gönderdiği raporlarda Hive Hanlığı'nı Rus çıkarları için tehdit olarak gösterdi. Hive'nin ticaret yollarını tehdit ettiğini, Rus esirlere kötü davrandığını ve bölgenin Rus hâkimiyetine alınmasının ekonomik ve siyasi faydalar sağlayacağını ileri sürdü.

Başlangıçta Çarlık yönetimi, bölge hakkındaki bilgi eksikliği, coğrafi zorluklar ve sefer maliyetleri nedeniyle Hive üzerine doğrudan bir harekâta sıcak bakmadı. Ancak Rusya'nın Türkistan'daki nüfuzunu artırma isteği, İngiltere ile Orta Asya'daki rekabetin başlaması ve Hive Hanlığı ile yaşanan sorunlar sonucunda sefer kararı alındı.

11 Mart 1839 tarihinde yapılan toplantı sonucunda Hive üzerine askerî harekât düzenlenmesine karar verildi ve seferin komutanlığına Perovskiy getirildi.

1839–1840 Hive Seferi

Perovskiy, sefer hazırlıkları sırasında özellikle kış şartlarına uygun bir lojistik planlama yapmaya çalıştı. Çöl iklimi nedeniyle yaz aylarında yapılacak bir seferin büyük kayıplara yol açacağı düşünüldü ve harekâtın kış mevsiminde gerçekleştirilmesine karar verildi.

Yaklaşık 5.000 kişilik Rus ordusu, 18 Kasım 1839 tarihinde Orenburg'dan hareket etti. Ordunun yanında binlerce deve, büyük miktarda yiyecek ve askerî malzeme bulunuyordu. Ancak Rus kuvvetleri daha yolun başında ağır kış şartlarıyla karşı karşıya kaldı.

Şiddetli soğuk, kar fırtınaları, hastalıklar ve lojistik sorunlar ordunun ilerleyişini büyük ölçüde yavaşlattı. Çok sayıda asker hayatını kaybederken develerin önemli bir kısmı telef oldu. Rus ordusu Hive'ye ulaşmadan önce ciddi kayıplar verdi.

Aralık 1839'da Ak-Bulak bölgesinde Hive kuvvetleri Rus birliklerine saldırdı. Sayıca üstün olan Hive birlikleri, Rusların ateşli silahları karşısında kesin sonuç alamadı ve geri çekildi. Ancak bu çatışmalar Rus ordusunun içinde bulunduğu zor durumu değiştirmedi.

Perovskiy, Emba ve Ak-Bulak çevresindeki şartları değerlendirdikten sonra Hive üzerine ilerlemenin mümkün olmadığı sonucuna vardı. Ağır kayıplar, azalan deve sayısı, yiyecek sıkıntısı ve sert kış koşulları nedeniyle seferin durdurulmasına karar verildi.

Rus birlikleri 1840 yılında Orenburg'a geri döndü. Sefer sırasında 1.000'den fazla asker hayatını kaybetti, çok sayıda asker hastalandı. Böylece Perovskiy'in Hive Seferi başarısızlıkla sonuçlandı.

Seferin Sonuçları

1839–1840 Hive Seferi, Çarlık Rusya için askerî ve ekonomik açıdan büyük bir başarısızlık oldu. Ancak sefer, Rusların Türkistan coğrafyası hakkındaki bilgilerini artırdı ve bölgeye yönelik daha sistemli araştırmalar yapılmasına neden oldu.

Rus yönetimi, doğrudan askerî harekât yerine öncelikle bölge hakkında ayrıntılı bilgi toplamaya yöneldi. XIX. yüzyılın ortalarında gönderilen Rus araştırma heyetleri ve hazırlanan raporlar, daha sonraki işgal politikalarının temelini oluşturdu.

Hive Hanlığı açısından ise Perovskiy Seferi, Rus tehdidinin geçici olarak ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Ancak Rusya'nın Türkistan üzerindeki yayılmacı politikası sona ermedi. Yaklaşık otuz yıl sonra Çarlık Rusya yeniden harekete geçerek 1873 yılında Hive Hanlığı'nı işgal etti.

Rus İşgali ve Hive Hanlığı'nın Yıkılması (1873)

İşgal Öncesinde Hive Hanlığı

Perovskiy'in 1839–1840 yıllarında düzenlediği başarısız Hive Seferi'nden birkaç yıl sonra, 1842 yılında Allah Kulu Han öldü ve yerine oğlu Rahim Kulu Han (1842–1845) geçti. Rahim Kulu Han döneminde Hive Hanlığı'nın temel meselelerinden biri Türkmenlerle yaşanan mücadeleler oldu. Merv bölgesindeki Türkmenlere karşı seferler düzenleyen han, Buhara Hanlığı tarafından desteklenen Türkmen kuvvetlerine karşı da mücadele etti.

1845 yılında tahta çıkan Muhammed Emin Han (1845–1855), selefinin politikasını sürdürerek özellikle Güney Türkmen bölgelerine yönelik seferler gerçekleştirdi. Serahs, Tecen, Merv ve Pencdeh çevresindeki Türkmenlerle mücadele eden Muhammed Emin Han, 1855 yılında Merv'de Teke Türkmenleri tarafından öldürüldü.

Onun ardından tahta geçen Abdullah Han'ın saltanatı kısa sürdü. Türkmenlerle mücadele sırasında hayatını kaybetmesi üzerine Hive Hanlığı'nda kısa süreli bir taht mücadelesi başladı. Karakalpaklar, Kazaklar ve Yomut Türkmenleri farklı adayları destekledi. Bu dönemde yaşanan karışıklıkların ardından Seyyid Muhammed Han (1856–1865) hanlık makamına getirildi.

Seyyid Muhammed Han döneminde iç düzeni sağlamaya yönelik mücadelelerin yanında Çarlık Rusya'nın Türkistan'a yönelik yayılmacı politikası belirginleşmeye başladı.

Rusya'nın Türkistan Politikası

Kırım Savaşı'nın ardından Çarlık Rusya yönünü daha fazla Türkistan'a çevirdi. Rusların bölgeye ilgisinin temelinde ekonomik ve siyasi amaçlar bulunuyordu. Rus sanayisinin Avrupa mallarıyla rekabet etmekte zorlanması, Türkistan'ın geniş bir pazar ve hammadde kaynağı olarak görülmesine neden oldu. Özellikle pamuk üretimi, Rus tekstil sanayisi açısından bölgenin önemini artırdı.

Rus yönetimi, Türkistan'a yönelik ilerleyişi kolaylaştırmak amacıyla Hazar Denizi, Aral Gölü ve Sır Derya hattı üzerinden askerî ve lojistik hazırlıklar yaptı. Bölge hakkında ayrıntılı bilgi toplamak amacıyla çeşitli araştırma heyetleri gönderildi.

N. V. Hanikov İran ve Herat bölgesine, N. P. İgnatyev Hive ve Buhara'ya, Çokan Velihanov ise Doğu Türkistan'a gönderilen araştırma heyetlerinin başında bulunuyordu. İgnatyev'in 1858 yılında Petersburg'a sunduğu raporda Türkistan hanlıklarının askerî ve siyasi açıdan zayıf olduğu, aralarındaki anlaşmazlıklardan yararlanılarak Rus nüfuzunun artırılabileceği belirtiliyordu.

Bu çalışmaların ardından Rusya Türkistan'daki askerî faaliyetlerini hızlandırdı. 1864 yılında General Mihail Çernyayev'in Çimkent'i ele geçirmesi, 1865 yılında ise Taşkent'in işgali Rus ilerleyişinin önemli aşamalarından biri oldu.

Hive Hanlığı'nın İşgali

1865 sonrasında Rusya'nın Türkistan'daki ilerleyişi hız kazandı. Seyyid Muhammed Rahim Han'ın (1865–1910) tahta geçtiği dönemde Hive Hanlığı, Çarlık Rusya'nın doğrudan hedefi hâline geldi.

Rusların Hive üzerine harekât düzenleme nedenleri arasında ekonomik çıkarlar, Türkistan'daki nüfuz mücadelesi, ticaret yollarının kontrolü ve Hive topraklarında bulunan Rus esirlerin durumu bulunuyordu. Rus yönetimi, Hive Hanlığı'nı sınır güvenliği açısından tehdit olarak gösterirken Hive tarafı da Rus ilerlemesini topraklarına yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyordu.

Rusya'nın Hazar Denizi'nin doğu kıyısında Krasnovodsk Kalesi'ni kurması ve bölgede askerî hâkimiyet sağlaması, Hive Hanlığı'nın çevrelenmesine yol açtı. 1873 yılında Rus kervanlarına yönelik baskınların artması ve sınır çatışmaları, Rusya'nın büyük çaplı bir sefer düzenlemesi için gerekçe oluşturdu.

General Konstantin Kaufman komutasında Orenburg, Mangışlak ve Krasnovodsk gruplarından oluşan yaklaşık 15.000 kişilik Rus ordusu Hive üzerine gönderildi. Rus kuvvetleri üç farklı yönden ilerledi.

Krasnovodsk grubunun ilerleyişi çöl şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşılaştı. Su kaynaklarının yetersizliği, sıcaklık ve lojistik sorunlar asker ve hayvan kayıplarına yol açtı. Ancak Orenburg ve Mangışlak grupları ilerlemelerini sürdürerek Hive topraklarına ulaştı.

Rus birlikleri Mangıt ve çevresindeki yerleşimleri ele geçirdikten sonra Hive üzerine yürüdü. 26 Mayıs 1873 tarihinde Rus kuvvetleri Hive önlerine ulaştı. Şehirdeki direniş nedeniyle kısa süreli çatışmalar yaşandı. General Verevkin ve Skobelev'in birlikleri Hive surlarına saldırırken şehir yoğun bombardımana tutuldu.

Hive Hanı Seyyid Muhammed Rahim Han, daha fazla kayıp yaşanmaması için Ruslarla görüşme yoluna gitti. 2 Haziran 1873 tarihinde Kaufman ile görüşen han, Rus hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı.

Hive Hanlığı'nın Rus Himayesine Girmesi

12 Ağustos 1873 tarihinde Çarlık Rusya ile Hive Hanlığı arasında yapılan antlaşmayla Hive Hanlığı Rus himayesine girdi. Antlaşmaya göre:

  • Hive Hanlığı Çarlık Rusya'nın üstünlüğünü kabul etti.
  • Amu Derya'nın sağ kıyısındaki bazı bölgeler Rusya'ya bırakıldı.
  • Hive Hanlığı 2.200.000 ruble savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.
  • Rus tüccarlarına Hive topraklarında geniş ticari ayrıcalıklar tanındı.

Bu antlaşmayla Hive Hanlığı tamamen ortadan kaldırılmasa da bağımsız siyasi hareket kabiliyetini büyük ölçüde kaybetti ve Çarlık Rusya'nın himayesinde bulunan bir hanlık hâline geldi.

Rus hâkimiyetini kabul etmeyen Yomut Türkmenleri direniş göstermeye devam etti. Ancak Haziran 1873'te gerçekleştirilen askerî harekâtlarla bu direniş de bastırıldı.

Hive Hanlığı'nın Rus himayesine alınması, Çarlık Rusya'nın Türkistan'daki yayılma siyasetinin önemli aşamalarından biri oldu. Bundan sonraki dönemde hanlık, iç işlerinde sınırlı bir özerkliğe sahip olmakla birlikte Rus siyasi ve ekonomik denetimi altında varlığını sürdürdü.

Çarlık Rusya Himayesi ve Hive Hanlığı'nın Sonu

Rus Himayesi Dönemi

1873 yılında General Kaufman ile Seyyid Muhammed Rahim Han arasında imzalanan antlaşmayla Hive Hanlığı, Çarlık Rusya'nın himayesine girdi. Antlaşma sonrasında Hive'de görünüşte hanlık yönetimi devam etse de siyasi egemenlik büyük ölçüde Rusya'nın kontrolüne geçti.

Hive hanları, Çarlık Rusya'nın izni olmadan başka devletlerle diplomatik ilişki kuramaz hâle geldi. Ağır savaş tazminatı ve Rus tüccarlarına sağlanan ayrıcalıklar, hanlığın ekonomik bağımsızlığını zayıflattı. Rus tüccarlarının gümrük vergilerinden muaf tutulması ve Rus mallarının Hive pazarında yaygınlaşması yerli üretimi olumsuz etkiledi. Böylece Hive Hanlığı, Rusya için önemli bir hammadde kaynağı ve ticaret alanına dönüştü.

Rus himayesine rağmen hanlık makamı varlığını sürdürdü. 1873–1920 yılları arasında Hive tahtında sırasıyla Seyyid Muhammed Rahim Han (1865–1910), İsfendiyar Han (1910–1918) ve Seyyid Abdullah Han (1918–1920) bulundu.

Cüneyt Han ve Türkmen Muhalefeti

Seyyid Muhammed Rahim Han'ın ölümünden sonra İsfendiyar Han döneminde Hive'de siyasî hareketlilik arttı. Bu dönemde Türkmen kabilelerinin yönetimle yaşadığı sorunlar ve ekonomik sıkıntılar, geniş çaplı ayaklanmalara yol açtı.

Türkmenlerin liderlerinden Cüneyt Han, 1912 yılından itibaren hem Hive yönetimine hem de bölgedeki Rus hâkimiyetine karşı mücadele eden önemli bir güç hâline geldi. Türkmen ve Özbek kabilelerinin yerleşim düzeni, tarımsal faaliyetlerin aksaması ve merkezi yönetimin uygulamaları, Cüneyt Han'ın destek kazanmasını sağladı.

1916 yılında büyük bir isyan başlatan Cüneyt Han, 13 Şubat 1916'da Hive'yi ele geçirdi ve bazı devlet görevlilerini öldürdü. Ancak İsfendiyar Han'ın Ruslardan yardım istemesi üzerine General Galkin komutasındaki Rus birlikleri Hive'ye geldi. Rus müdahalesi sonucunda Cüneyt Han şehirden çekilmek zorunda kaldı.

Rus birlikleri isyanı bastırırken Türkmenlere karşı geniş çaplı operasyonlar düzenledi. Çok sayıda kişi tutuklandı ve cezalandırıldı. Her ne kadar Hive yönetimi yeniden sağlansa da bu olay, hanlığın Rus desteğine ne kadar bağımlı olduğunu gösterdi.

Bolşevik Devrimi ve Hive'deki Siyasi Değişim

1917 yılında Rusya'da gerçekleşen Bolşevik İhtilali, Hive Hanlığı'nda yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Rusya'daki iç savaş ve merkezi otoritenin zayıflaması, Hive'deki muhalif hareketlerin güçlenmesine fırsat verdi.

Rus birliklerinin bölgeden çekilmesi üzerine İsfendiyar Han, güvenliği için Cüneyt Han ile anlaşmak zorunda kaldı ve onu askerî işlerden sorumlu başkomutan olarak görevlendirdi. Ancak kısa süre sonra Cüneyt Han iktidarı ele geçirdi ve İsfendiyar Han'ı öldürdü. Ardından Seyyid Abdullah Han (1918–1920) tahta çıkarıldı.

Bu dönemde Hive Hanlığı görünüşte Seyyid Abdullah Han tarafından yönetilse de gerçek güç Cüneyt Han'ın elindeydi. Cüneyt Han, Yaş Hiveliler olarak bilinen reformcu gruplara baskı uyguladı ve Bolşeviklere karşı mücadeleye girişti.

Yaş Hiveliler Hareketi ve Bolşeviklerle İş Birliği

Cüneyt Han'ın baskıcı yönetimi, Yaş Hiveliler hareketinin Bolşeviklerle yakınlaşmasına neden oldu. Yaş Hiveliler, Cüneyt Han'a karşı mücadele edebilmek için Taşkent'e sığındı ve burada Bolşeviklerle iş birliği yaptı.

Bolşevikler ise Hive Hanlığı'na doğrudan müdahale etmek yerine, Yaş Hivelileri kullanarak müdahaleyi meşrulaştırmayı tercih etti. Yaş Hivelilerden oluşan ihtilal komiteleri kuruldu ve Hive'de mevcut yönetime karşı propaganda faaliyetleri yürütüldü.

Cüneyt Han, muhalefeti bastırmak amacıyla ordusunu güçlendirdi ve yaklaşık on bin kişilik bir kuvvet oluşturdu. Ancak uyguladığı sert politikalar nedeniyle halk desteğini giderek kaybetti. Kuş Mehmet Han ve Gulam Ali gibi muhalif Türkmen liderleri çevresinde yeni bir muhalefet oluştu.

Hive Hanlığı'nın Ortadan Kaldırılması

1919 yılı boyunca Bolşevikler bir yandan Cüneyt Han ile görüşmeler yürütürken diğer yandan Hive'ye yönelik askerî hazırlıklarını sürdürdü. 22 Aralık 1919'da bölgedeki Sovyet yönetiminin güçlenmesiyle Hive meselesi doğrudan gündeme alındı.

Bolşeviklerin planına göre Kızıl Ordu, Cüneyt Han'a karşı ayaklanan halka yardım amacıyla Hive topraklarına girecekti. Böylece askerî müdahale bir işgal değil, halkı destekleyen bir hareket olarak gösterilecekti.

Kızıl Ordu birlikleri kuzey ve güney olmak üzere iki koldan Hive üzerine ilerledi. Yaş Hivelilerden oluşan gönüllü birlikler de bu harekâta destek verdi. Ocak 1920 içerisinde Ürgenç, Pursi, İlali ve Taşoğuz ele geçirildi.

Cüneyt Han'ın Gazavat mevkiindeki yenilgisi Hive Hanlığı'nın kaderini belirledi. Cüneyt Han Karakum Çölü'ne çekilirken Rus ve Yaş Hiveli birlikleri 1 Şubat 1920'de Hive'ye girdi.

Seyyid Abdullah Han, direnişin mümkün olmadığını görerek tahttan çekilmek zorunda kaldı. 2 Şubat 1920 tarihinde hanlığın sona ermesiyle 1511 yılında başlayan Hive Hanlığı tarihi sona erdi.

Hive Hanlığı Sonrası

Bolşeviklerin Hive'yi ele geçirmesinin ardından bölgede Harezm Halk Cumhuriyeti kuruldu. Ancak bu yapı da uzun süre varlığını sürdüremedi. 1924 yılında Sovyet yönetimi tarafından kaldırılarak Harezm topraklarının önemli bir bölümü Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlandı.

Böylece Hive Hanlığı'nın ortadan kaldırılmasıyla Harezm bölgesinde yüzyıllardır devam eden hanlık yönetimi sona erdi ve bölge Sovyet yönetim sistemine dahil edildi.

İdari Yapı

Merkezi Yönetim ve Hanlık Sistemi

Hive Hanlığı'nın yönetim anlayışı, Türk ve Cengizli devlet geleneğinin etkisi altında şekillenmişti. Türk siyasi düşüncesinde hükümdarlık, Tanrı tarafından verilen kutsal bir yetki olarak kabul edilen kut anlayışına dayandırılıyordu. Bu anlayışa göre hükümdarlık belirli bir soya ait olup hanedan dışından kişilerin yönetimi ele geçirmesi meşru görülmüyordu.

Cengiz Han'ın kurduğu siyasi düzen de bu anlayışı güçlendirdi. Cengiz soyundan gelenlerin hükümdarlık hakkına sahip olduğu kabul edildiğinden, Türkistan'da kurulan birçok devlette uzun süre Cengizli hanedan üyeleri tahta çıkarıldı. Hive Hanlığı'nda da Yadigar Şibanileri döneminde bu gelenek devam etti.

Kongratların yönetimi ele geçirmesinden sonra da başlangıçta Cengizli hanedan geleneğine bağlı kalındı. Kongratlar, siyasi gücü ellerinde bulundurmalarına rağmen Cengiz soyundan gelen kukla hanları tahta çıkardılar. Ancak 1804 yılında İltüzer'in kendisini han ilan etmesiyle bu gelenek sona erdi ve Hive Hanlığı Cengiz soyundan gelmeyen Kongrat hanedanı tarafından yönetilmeye başlandı.

Hive Hanlığı'nda devlet, hanedan ailesinin ortak mülkü olarak kabul ediliyordu. Fethedilen topraklar hanedan üyeleri arasında paylaştırılır, han ve sultanlar kendi askerî güçlerine sahip olurdu. Veraset sisteminin kesin kurallara bağlanmamış olması, han değişikliklerinde taht mücadelelerine yol açıyordu. Hanın ölümünden sonra hanedan üyeleri kendi askerî güçlerine dayanarak yönetim üzerinde hak iddia edebiliyor, bu durum çoğu zaman iç çatışmalara dönüşüyordu.

Hive Hanlığı'nın yönetim sistemi klasik bir monarşi görünümündeydi. Yönetim merkezi zaman içinde Vezir, Ürgenç ve Hive şehirlerinde bulunmuştu. Bununla birlikte devletin zayıfladığı dönemlerde yerel beylerin ve kabile reislerinin siyasi etkisi artıyordu. Yönetim yapısının önemli bir özelliği, askerî aristokrasiye ve kabile temelli örgütlenmeye dayanmasıydı.

Devlet Görevlileri

Hive Hanlığı'nda hanın altında çeşitli idarî ve askerî görevleri yerine getiren görevliler bulunuyordu.

Beyler

Beyler, han tarafından yetkilendirilen ve kendi askerî güçlerine sahip yerel yöneticilerdi. Bulundukları bölgelerde vergi toplar, güvenliği sağlar ve merkezi yönetime karşı sorumluluk taşırdı. Hanedan üyelerinin de çoğunlukla bey olarak görevlendirilmesi, bu makamın önemini artırıyordu.

Mihter

Genellikle Sartlar arasından seçilen mihter, hanlığın güney bölgelerindeki sivil yönetimden sorumluydu. Hanın en yakınındaki görevlilerden biri olarak kabul edilen mihter, yabancı elçilerin kabulü ve ağırlanması gibi görevleri yürütürdü. Hanın yokluğunda devlet işlerinin yürütülmesinde de önemli rol oynardı.

Kuşbeyi

Kuşbeyi, hanın büyük emirlerinden biri olup özellikle askerî işlerden sorumluydu. Genellikle Özbek soyluları veya hanın yakın çevresinden kişiler bu göreve getirilirdi. Hanlığın kuzey bölgelerinin yönetimi kuşbeyinin sorumluluğundaydı.

Atalık

Atalık unvanı, “lala, mürebbi ve babalık” anlamlarına gelmekteydi. Başlangıçta han ve han oğullarının koruyucusu ve danışmanı olarak kullanılan bu makam, zamanla askerî ve idarî görevleri de kapsadı. Atalıklar bazı dönemlerde askerî seferlere de komuta etti.

İnak

İnak, “yakın dost ve arkadaş” anlamına gelen bir unvandı. Harezm'deki Özbek kabile reislerine verilen bu makam, özellikle XVIII. yüzyılda büyük siyasi güç kazandı. Nadir Şah'ın bölgeden çekilmesinden sonra inaklar hanları belirleyecek kadar etkili hâle geldi.

İltüzer'in 1804 yılında kendisini han ilan etmesinden sonra kaldırılan bu makam, I. Muhammed Rahim Han tarafından yeniden oluşturuldu. XIX. yüzyılda inakların temel görevlerinden biri, han sefere çıktığında devlet yönetimini yürütmekti.

Mirab

Mirab, Hive Hanlığı'nın sulama sisteminden sorumlu görevliydi. Harezm'in tarımsal hayatında sulama kanallarının büyük önem taşıması nedeniyle mirablık önemli idarî makamlar arasında yer alıyordu.

Divanbeyi

Divanbeyi, devlet divanının yönetiminden sorumluydu. Ancak mihter ve kuşbeyine göre daha düşük seviyede bir makam kabul edilirdi.

Yesavul

Yesavullar düşük rütbeli askerî görevlilerdi. Haber taşıma, vergi toplama, hediyeleri ulaştırma, elçilik heyetlerini karşılama ve han ile şehzadeler arasındaki iletişimi sağlama gibi çeşitli görevleri bulunuyordu.

Pervaneçi

Pervaneçi, han fermanlarının hazırlanması ve ilgili yerlere ulaştırılmasından sorumluydu.

Reis

Reisler, toplum düzeni ve şehir güvenliğiyle ilgilenirdi. Halkın dinî ve ahlaki kurallara uygun yaşamasını denetler, pazarlarda ölçü ve tartı düzenini kontrol eder, tüccarların faaliyetlerini gözetirdi.

Diğer İdari Makamlar

Hive Hanlığı'nda bunların dışında çeşitli askerî ve idarî görevleri yerine getiren başka makamlar da bulunuyordu. Nakib askerî görevlerin yanında danışmanlık yapar; malhıran hanın emirlerini yerine getirir; hakimler vilayetleri yönetir; aksakallar köyler ve göçebe topluluklarla ilgilenir; mirşablar ise şehir güvenliğini sağlardı.

Hive Hanlığı'nın çok sayıda idarî makamdan oluşan bu yapısı, devlet yönetiminde ayrıntılı bir teşkilatlanmanın bulunduğunu göstermektedir. Hanlık yönetimi; ekonomik düzen, adalet ve güvenliği sağlama amacı taşıyan geleneksel Türk devlet anlayışı çerçevesinde şekillenmişti.

Ordu Teşkilatı

Hive Hanlığı'nın askerî teşkilatı, eski Türk devlet geleneğinde görülen ordu-millet anlayışını büyük ölçüde devam ettiriyordu. Halkın sosyal düzeni askerî teşkilatlanmayla iç içe geçmişti ve savaş zamanlarında toplum bir ordu düzeni içerisinde seferber oluyordu. İslamiyet'in cihad anlayışı da hanlığın askerî faaliyetlerini meşrulaştıran unsurlar arasında yer alıyordu.

Hanlıkta sürekli görev yapan profesyonel bir asker sınıfı bulunmuyordu. Ordu, savaş zamanlarında Özbek, Türkmen, Karakalpak ve Sart topluluklarına mensup kabile kuvvetlerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulurdu. Kabilelerin silah taşıyabilecek durumdaki erkekleri, kendi beylerinin emrinde askerlik hizmeti görürdü.

Sefer öncesinde han tarafından asker ve komutanlara hazineden para, altın ve çeşitli hediyeler dağıtılırdı. Ata ihtiyaç duyan askerlere ayrıca ödeme yapılırdı. Bu yardımların ardından askerler sefer boyunca kendi masraflarını karşılamakla yükümlüydü. Orduda ücret almadan savaşa katılan gönüllü savaşçılar da bulunur, bunlar savaş sonunda elde edilen ganimetten pay alırlardı.

Silahlar ve Donanım

Hive ordusunun askerî teçhizatı uzun süre geleneksel karakterini korudu. Başlıca silahları kılıç, mızrak, yay, ok, topuz, tüfek ve toptan oluşuyordu. Silahlar ile barutun önemli bir kısmı Hive'de üretiliyor, savaş dışındaki dönemlerde devlet depolarında muhafaza ediliyordu.

Orduda ulaşım ve süvari hizmetlerinde ağırlıklı olarak at ve deve kullanılırdı. Bazı askerler zırh taşımaktaydı. Ateşli silah olarak fitilli tüfekler (multık), tüfek ve şamhal kullanılmış; Rus işgali döneminde ise sınırlı ölçüde çakmaklı tüfekler de kullanılmaya başlanmıştır.

Sefer Düzeni

Hanlıkta daimî bir ordu bulunmadığından, sefer kararı alındığında han görevlilerini eyaletlere göndererek askerlerin toplanmasını emrederdi. Birlikler Bölcer adı verilen toplanma yerinde bir araya gelir, ardından hanın komutasında davul, nefir ve kerrenay eşliğinde harekete geçerdi.

Seferlerde Amu Derya Nehri ulaşım amacıyla etkin biçimde kullanılır; savaş malzemeleri ve erzak teknelerle taşınırdı. Muharebe öncesinde siper ve hendekler kazılarak savunma düzeni oluşturulurdu.

Ordu, geleneksel Türk askerî teşkilatına uygun olarak çeşitli birliklere ayrılmıştı. Bunlar öncü kuvvetleri oluşturan karavul, sağ kanat barangar, sol kanat cavangar, merkez kuvveti kol veya kalbgâh ile artçı birlik çağdavuldan meydana geliyordu.

XIX. Yüzyıldaki Düzenlemeler

XIX. yüzyılda askerî teşkilatta kısmi bir düzenlemeye gidildi ve nöker adı verilen askerlerden oluşan yaklaşık iki bin kişilik daha düzenli bir birlik kuruldu. Her cemaat nüfusuna göre belirli sayıda nöker yetiştirmekle yükümlüydü. Nökerlere vergi konusunda çeşitli ayrıcalıklar tanınıyor, sefer sırasında her birine beş tilla ödeme yapılıyordu.

Genel seferberlik dönemlerinde Hive Hanlığı ordusunun mevcudu yaklaşık 15.000 askere kadar ulaşabiliyordu.

Dini Yapı

Türk, Fars, Çin, Hint ve İslam medeniyetlerinin kesişme alanında bulunan Harezm bölgesinde kurulan Hive Hanlığı'nda halkın büyük çoğunluğu Müslümandı. Hanlar yönetimlerinde İslami esaslara önem verir, devlet ve toplum hayatında din önemli bir yere sahip olurdu. Türkistan hanlıkları arasında uleması ve medreseleriyle öne çıkan Buhara'nın ardından Hive de önemli bir dinî merkez konumundaydı.

Harezm'in şehir, kasaba ve köylerinde cami, mescit, medrese, kervansaray ve hamam gibi İslam medeniyetine ait yapılar yaygındı. Devletin dinî teşkilatında görev alan ulema; kadılık, müftülük, imamlık, müezzinlik, muallimlik ve müderrislik gibi görevleri yürütüyordu. Hanlığın en yüksek dinî makamı kadı-kelanlık idi. Çok sayıda medresenin bulunması, bölgede geniş bir ulema sınıfının oluşmasını sağlamıştı.

Ulemanın önemli bir kısmı han tarafından tayin edildiğinden, hükümdarın meşruiyetini destekleyen bir konuma sahipti. Dinî çevreler yalnızca toplumsal hayatta değil, siyasî gelişmeler üzerinde de etkiliydi.

Harezm'de tasavvufî hareketler de önemli bir yere sahipti. Moğol istilası sırasında öldürülen Necmeddin Kübrâ (1145-1221) tarafından kurulan Kübrevîlik, bölgedeki en etkili tarikatlardan biriydi. Bunun yanında Türk çevrelerinde ortaya çıkan Yesevîlik, zamanla Mâverâünnehir ve Harezm sahasına yayıldı. Bakırgan şehri Yesevîliğin bölgedeki önemli merkezlerinden biri hâline geldi ve özellikle Özbekler arasında etkili oldu.

XV. yüzyıldan itibaren Nakşibendîlik, Kübrevîlik ve Yesevîlik gibi tarikatların etkisini de bünyesine katarak Harezm ve Özbekler arasında en güçlü tasavvufî yapı hâline geldi. Bazı Hive hanları da bu tarikata bağlıydı.

Ekonomik Düzen

Hive Hanlığı, tarihî ticaret yollarının kesiştiği bir bölgede bulunması sebebiyle ticarete büyük önem veriyordu. Moğol istilası sonrasında gerileyen ekonomik hayat, Timurlular döneminde yeniden canlanmaya başlamış ancak siyasî istikrarsızlıklar nedeniyle yeniden zayıflamıştı. Özbeklerin XVI. yüzyıl başlarında Harezm'e gelmesiyle bölgedeki şehirler ve üretim merkezleri eski gücünü büyük ölçüde kaybetmişti.

Hanlıkta siyasî istikrarın sağlanmasıyla ekonomik faaliyetler yeniden gelişmeye başladı. Hive tüccarları Rusya, Hindistan, İran ve Afganistan ile ticari ilişkiler kurdu. Ancak ticaret büyük ölçüde Sartların elinde bulunuyordu. Bu nedenle önemli ticaret merkezi, Sart nüfusunun yoğun olduğu Ürgenç şehriydi.

Ürgenç pazarlarında doğu ve batı ülkelerinden getirilen çeşitli mallar bulunuyordu. İthal edilen ürünler arasında keten kumaş, ipekli kumaş, Keşmir şalı, pamuk, çuha, bakır, demir, cam ve tütün yer alıyordu. Hanlığın başlıca ihraç ürünleri ise kokulu Hive sabunu ve Astrahan derisiydi.

XIX. yüzyılda Hive Hanlığı'nın önemli ekonomik faaliyetlerinden biri de esir ticaretiydi. Bölge, Türkistan'ın en büyük esir pazarlarından biri hâline gelmişti. Fars, Kürt ve Rus esirler arasında özellikle Rus esirleri yüksek değer görmekteydi. Esirlerin büyük kısmı tarımsal faaliyetlerde kullanılıyordu.

Halkın temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktı. Tahıl üretiminde özellikle buğday ön plandaydı; bunun yanında arpa, keten ve susam yetiştiriliyordu. Meyvecilikte kavun, karpuz, elma, nar, kayısı, incir ve üzüm önemli ürünler arasındaydı. XVII. yüzyıldan sonra açılan sulama kanalları tarımsal üretimin gelişmesini sağladı.

Hayvancılık da ekonomik hayatın önemli unsurlarından biriydi. Sığır ve koyun yetiştiriciliği yaygındı; hayvanlardan elde edilen deri, yün ve et çeşitli alanlarda kullanılıyordu. Ayrıca ipek, yün ve pamuk ipliklerden üretilen kumaşlar hanlığın önemli ticaret ürünleri arasında yer alıyordu.

Mimari Anlayış

Hive Hanlığı'nın başkenti olan Hive şehri, özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren siyasî ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak önemli mimari eserlerle donatıldı. Şehir, iç ve dış hisardan oluşan güçlü bir sur sistemiyle çevriliydi.

Dış hisarın uzunluğu yaklaşık yedi kilometreydi ve on iki kapısı bulunuyordu. İç hisarın surları ise 2-3 metre genişliğinde ve 4-5 metre yüksekliğindeydi. İç kalede han sarayı, medreseler, kervansaraylar ve mahalleler yer alıyordu.

Şehrin en önemli yapılarından biri Han Sarayı idi. Bunun yanında camiler, türbeler ve mescitler Hive mimarisinin temel unsurlarını oluşturuyordu. XIX. yüzyılda şehirde yaklaşık otuz cami ve mescit ile yirmi iki medrese bulunuyordu.

Hive'nin önemli dinî yapılarından biri Pehlivan Ata Camii idi. Bunun yanında Cuma Mescidi, Ata Murad Kuşbeyi Mescidi, Karayüz Mescidi ve Han Mescidi şehirdeki diğer önemli ibadet yerlerindendi.

Medreseler arasında Muhammed Emin Han Medresesi en dikkat çekici yapılardan biriydi. 1855 yılında inşa edilen yapı 260 öğrenciyi barındırabilecek kapasitedeydi. Medresenin karşısında bulunan Kalta Minor (Kısa Minare), renkli çinileriyle Hive'nin sembollerinden biri hâline geldi.

Diğer önemli eğitim yapıları arasında Allah Kulu Han Medresesi, Kutlug Murad İnak Medresesi, İslam Hoca Medresesi, Arap Han Medresesi ve Şirgazi Han Medresesi bulunuyordu.

Hive mimarisinin önemli örneklerinden biri de Allah Kulu Han tarafından 1830 yılında yaptırılan Taş Avlu Sarayı idi. Ayrıca ticaret hayatında önemli rol oynayan kervansaraylar şehir dokusunun temel unsurlarındandı.

Anıtsal yapılara karşılık halkın yaşadığı evler oldukça sadeydi. Evlerin büyük bölümü kerpiçten yapılmış, alçak ve birbirine yakın yapılar şeklindeydi.

Dil ve Edebiyat

Harezm bölgesi, Türk edebî dilinin gelişiminde önemli merkezlerden biri olmuştur. Bölgede uzun süredir Türk nüfusunun bulunması nedeniyle kendine özgü bir Türkçe geleneği oluşmuştu. Çağatay Türkçesi, Hive Hanlığı döneminde de resmî ve edebî dil olarak kullanılmaya devam etti.

Hive hükümdarları edebiyat, bilim ve sanat erbabını korumuş; bazı hanlar bizzat şiir ve edebiyatla ilgilenmiştir. Doğu Türkçesi geleneğinin önemli temsilcileri arasında Hüseyin Baykara, Babür Han ve Muhammed Şibani Han gibi hükümdarlardan sonra Hive hanları da yer aldı.

Yadigar Şibanileri döneminde özellikle Dost Han ve Ebu'l Gazi Bahadır Han edebî faaliyetleriyle öne çıktı. Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın kaleme aldığı Şecere-i Türkmen ve Şecere-i Türk, Çağatay Türkçesiyle yazılmış önemli tarihî eserler arasında yer almaktadır.

Şecere-i Türkmen Türkmenlerin tarihini, Şecere-i Türk ise Türk ve özellikle Yadigar Şibani hanedanının geçmişini anlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın eserleri, Doğu Türk nesir edebiyatının en önemli örnekleri arasında kabul edilir.

Siyasî mücadelelerin yoğun olduğu dönemlerde dahi Hive Hanlığı'nda dil ve edebiyat gelişimini sürdürmüş, Harezm sahası Çağatay edebiyatının önemli merkezlerinden biri olmuştur.

İçindekiler