Cücenler
Daha fazla eylem
Cücenler, Çin kaynaklarında en yaygın biçimde Juan-juan adıyla anılan ve Asya Hun Devleti'nin yıkılışından sonra Moğolistan merkezli bozkır sahasında ortaya çıkan göçebe bir siyasî topluluktur. Hun hâkimiyetinin sona ermesiyle bölgede oluşan otorite boşluğundan yararlanan Cücenler, IV. yüzyıldan VI. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli bozkır kavimlerini egemenlikleri altında toplayarak Orta Asya'nın önemli güçlerinden biri hâline gelmiştir.
Bu topluluğun adı Çin kaynaklarında Juan-juan, Jou-jan, Ju-juan, Jui-jui ve Ju-ju gibi farklı şekillerde kaydedilmiştir. 402 yılından itibaren Kuzey Wei İmparatoru Shih-tsu'nun onlara küçümseyici bir anlam taşıyan ve "kaynaşan böcekler" şeklinde yorumlanan Juan-juan adını verdiği belirtilmektedir. Modern araştırmalarda ise bu topluluk için Rouran veya Ruan-ruan adları da kullanılmaktadır.
Bazı araştırmacılar, topluluğun gerçek etnik adının Avar veya Apar olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, batıya göç eden kollar kendi iç etnik adlarını korumuş, Juan-juan ise yalnızca Çinlilerin kullandığı bir adlandırma olarak kalmıştır. Czeglédy de topluluğun esas adının Hua/Uar/Avar olduğu, Juan-juan adının ise Çin kaynaklarına özgü bir kullanım olduğu görüşündedir.
Juan-juan adının kökeni konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Yıldırım, Çin kaynaklarında geçen Jui-jui ve Ju-ju biçimlerinin Türkçe cüce, Jou-jan ve Juan-juan biçimlerinin ise cücen ("cüceler", "kısa boylular") kelimesinin farklı yazılışları olabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca Sung-shu ve Wei-shu gibi Çin kaynaklarında bu topluluk için Ta-t'an adının da kullanıldığı belirtilmektedir.
Kökenleri
Cücenlerin kökeni, tarih yazımında üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Çin kaynakları onları genel olarak Çinlilerin "Doğu Barbarları" olarak nitelendirdiği Tung-hularla ilişkilendirir. Bu doğrultuda Barthold ve Aristov, Cücenleri Tunguz kökenli bir topluluk olarak değerlendirmiştir. Buna karşılık David Christian, onların etnik ve dilsel kökenlerinin kesin olarak belirlenemediğini ileri sürmektedir.
Peter B. Golden ise Cücenlerin iç etnik adı olduğu düşünülen Avar adına dayanarak, bu topluluğun Çin kaynaklarında daha önce Wu-huan adıyla geçen ve Sienpilerin de mensup olduğu Tung-hu topluluğuyla bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Bu görüş doğrultusunda Cücenlerin dilinin de Sienpi-Tung-hu kökeni nedeniyle Moğolca olduğu ileri sürülmektedir. Golden ayrıca Cücen Kağanlığı ile Ak Hun Devleti'nin temelini Uar-Hun (Avar-Hun) boy birliğinin oluşturduğunu belirtmektedir.
Lev Gumilëv'e göre Cücenler, yeni ortaya çıkmış bağımsız bir halk değil, Asya Hunları ile Sienpilerin etnogenezinden kalan unsurların birleşmesiyle oluşmuş karma bir topluluktu. Gumilëv, ortak dillerinin ise Sienpice, yani eski Moğolca olduğunu ifade etmektedir. Benzer şekilde Hyun Jin Kim de Cücen siyasî teşekkülünün, Asya Hunlarından geriye kalan grupların Sienpiler ve muhtemelen Wuhuanlarla kaynaşması sonucunda ortaya çıktığını ileri sürmektedir.
Çin kaynakları, Cücen hükümdar sülalesinin kökenini Yü-chiu-lü ailesine dayandırmaktadır. Kaynaklarda, Tabgaç hükümdarı Li-wei'nin (220-277) hâkimiyetinin son dönemlerinde ele geçirilen ve gerçek adını hatırlamayan, saçları seyrek bir kişiye Tabgaç dilinde "başı kel" anlamına gelen Mu-ku-lü adının verildiği anlatılır. Mu-ku-lü ile Yü-chiu-lüadlarının ses benzerliği nedeniyle, bu kişinin soyundan gelenlerin Yü-chiu-lü adını aile veya hanedan adı olarak benimsedikleri belirtilmektedir.
Rivayete göre Yü-chiu-lü, bir süre sonra Tabgaç hâkimiyetinden kaçarak kuzeye yerleşmiş, onun soyundan gelenler ise zamanla Cücen Kağanlığı'nı kurmuştur. Yü-chiu-lü hanedanı, devletin yıkılışına kadar Cücen hükümdar ailesi olarak varlığını sürdürmüştür.
Şe-lun Dönemi ve Kağanlığın Kuruluşu
İlk Cücen konfederasyonu IV. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış olmakla birlikte, bu dönemde siyasî birlik henüz zayıf durumdaydı. 390'lı yıllarda Yü-chiu-lü soyundan gelen Şe-lun (394-409), Moğolistan'daki çeşitli kabileler üzerinde otoritesini kurarak Cücen Kağanlığı'nı oluşturdu. Yeni kurulan devlet, ilk olarak Uygurların kökeninde yer aldığı belirtilen Kao-ch'e (Yüksek Arabalılar) topluluklarını hâkimiyeti altına aldı. Devletin sınırları batıda Karaşar'dan (Yen-chi), doğuda ise Kore topraklarına kadar uzanıyordu. Şe-lun, Tun-huang ile Çang-ye'nin kuzeyinde ikamet ediyor, kağanunvanını kullanıyor ve kendisini Çin imparatoruyla eşit konumda görüyordu. Cücen Kağanlığı, esas olarak Moğolistan merkezli olmak üzere Güney Mançurya ve Tarım Havzası'na kadar genişleyen bir hâkimiyet sahasına ulaştı. Tabgaç Devleti gibi çok sayıda halkı bünyesinde barındıran çok dilli bir siyasî yapı niteliği taşıyordu.
Şe-lun döneminde Cücenler Çin Seddi'ne iki akın düzenlediler. Ancak Sienpilere karşı yapılan bir çatışmada yenilgiye uğradılar ve Şe-lun 410 yılında hayatını kaybetti. Ertesi yıl Sayan Tinglinglerini mağlup eden Cücenler, Turfan Vadisi'ndeki Kao-chang Kalesi'ni ele geçirdiler. Cücen nüfuzunun giderek güçlenmesi Kuzey Wei Devleti'ni harekete geçirdi ve 424-425 yıllarında komutan Cui Hao'nun düzenlediği sefer sonucunda Cücenler Kuzey Çölü'nün ötesine çekilmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Wei Devleti'ne yönelik akınlarını sürdürmeleri, Çin tarafını uzun bir savunma duvarı inşa etmeye sevk etti. Ardından Wei ile Kao-ch'e topluluklarının oluşturduğu ittifakın 429 yılında düzenlediği seferde Cücenler yeniden yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Kağan Da-tan'ın (415-429) aklî dengesini kaybettiği ve kısa süre sonra öldüğü belirtilmektedir.
Da-tan döneminde Cücenlerle batı komşuları Yüe-banlar arasındaki ilişkiler de bozuldu. Çin kaynaklarına göre Yüe-ban hükümdarı, maiyetiyle birlikte Da-tan'ı ziyaret etmek amacıyla Cücen ülkesine geldiğinde halkın temizlik anlayışından rahatsız olmuş ve ülkesine döndükten sonra iki devlet arasında düşmanlık başlamıştır.
434 yılında Cücenler, Baktriya'daki Kidara Hunlarına karşı bir sefer düzenlediler. Bununla birlikte devletin temel mücadelesi Kuzey Wei İmparatorluğu ile devam etti. Çin imparatorunun elçisinin Cücen hâkimiyetindeki bir bölgeden geçmesine izin verilmemesi üzerine Wei Devleti 438 yılında büyük bir sefer düzenledi; ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Kağan Wu-ti (429-444), daha önce Sakaların Perslere karşı uyguladığı göçebe savaş stratejisini benimseyerek ordusunu doğrudan savaşa sokmadı. Kuraklık ve kıtlıkla karşılaşan Wei kuvvetleri hedeflerine ulaşamadan geri çekildi. Cücenler 440 yılında Wu-sun ülkesini yağmaladılar. Wei İmparatoru Tai-wu ise 448 yılında Yüe-banlarla ittifak kurarak yeniden saldırıya geçti ve Cücen Kağanı Tu-ho-chen'i ağır bir yenilgiye uğrattı.
Wei Devleti'nin karşı seferleri Cücen akınlarını kısmen sınırlandırınca, Cücenler faaliyetlerini Tarım Havzası'na yönelttiler ve bölgedeki yerel devletlerin siyasetine müdahale etmeye başladılar. 460 yılında Koço'ya düzenlenen sefer sırasında hükümdar An-chou öldürüldü ve Hun kökenli olduğu belirtilen Cü-çü hanedanı ortadan kalktı. Aynı sefer sonucunda Turfan da Cücen hâkimiyetine girdi.
Kağan Tou-lun (485-492) döneminde Cücen hâkimiyetindeki T'ieh-le toplulukları kuzey ve batıya göç ettiler. Tou-lun, eski tebaasını yeniden itaat altına alamayınca öldürüldü ve yerine amcası Nakai (492-506) geçti. Yaklaşık 500 yılında T'ieh-leler, Wei Devleti ile ittifak kurarak Nakai ve halefi Fu-t'ouya (506-508) karşı mücadele ettiler. T'ieh-le sorununu çözen hükümdar ise Chou-nu (508-520) oldu. Chou-nu, 516 yılında batıya düzenlediği seferde T'ieh-leleri mağlup ederek hükümdarları Mi-e-tu'yu öldürttü, isyana katılanları ise ortadan kaldırdı. Bu başarı Cücenlerin eski güçlerini kısmen yeniden kazanmalarını sağladı. Ancak 520 yılında T'ieh-le önderi A-fu-chi-lo Cücen ülkesini istila ederek Chou-nu'yu yenilgiye uğrattı. Chou-nu daha sonra annesinin düzenlediği saray darbesiyle tahttan indirildi ve öldürüldü; yerine kardeşi A-na-kui geçti.
A-na-kui'nin tahta çıkması üzerine Chou-nu taraftarları ayaklanarak yeni kağanı mağlup ettiler. Bunun üzerine A-na-kui, Wei sarayına sığındı ve bir Çin prensesiyle evlenerek Wei'nin desteğini kazandı. Bu sırada boşalan tahta amcası Po-lo-men (Brahman) geçti. Ancak o da T'ieh-le saldırıları karşısında Çin'e sığınmak zorunda kaldı. Wei yönetimi, birbirine rakip iki Cücen hükümdarını ayrı bölgelerde iskân ederek birleşmelerini engelledi. A-na-kui, Turfan ile Karaşar arasındaki Gümüş Dağı (Kinşan) çevresine, Po-lo-men ise Kokonor civarına yerleştirildi. Daha sonra Po-lo-men, Ak Hun hükümdarıyla akrabalık kurarak tecritten çıkmaya çalıştıysa da Çin yönetimi tarafından Lo-yang'da gözetim altında tutuldu ve burada öldü.
Po-lo-men'in ölümünün ardından A-na-kui, Cücen ülkesinin tek hükümdarı oldu. Doğu ve Batı Wei devletleriyle evlilik yoluyla ittifaklar kurdu ve zaman zaman Çin'deki rakip siyasî gruplar arasındaki güç dengesinde etkili bir rol oynadı. 534 yılında Wei Devleti'nin Doğu ve Batı Wei olarak ikiye ayrılmasının ardından her iki devlet de Cücenlerle ilişkilerini sürdürdü. Doğu Wei Cücenlerle müttefik olurken, Batı Wei 545 yılında Cücenlere bağlı bulunan Bumin ile ittifak kurdu.
Bu dönemde Cücenlere bağlı olarak demir işçiliği yapan Türkler, T'ieh-lelerin saldırı hazırlıklarını fırsat bilerek bağımsızlık mücadelesine giriştiler. Bumin, T'ieh-leleri mağlup ettikten sonra hizmetlerinin karşılığı olarak A-na-kui'den bir Cücen prensesiyle evlenmek istedi. Ancak A-na-kui bu isteği reddederek Bumin'i aşağılayan bir cevap verdi. Bunun üzerine Bumin, 552 yılının baharında Cücenlere saldırdı. Huai-huang'ın kuzeyindeki savaşta ağır yenilgiye uğrayan A-na-kui intihar etti. Yenilginin ardından Cücen ileri gelenlerinin büyük bölümü, An-lo-ch'en, Teng-chu ve K'u-t'i önderliğinde Kuzey Ch'i Devleti'ne sığınırken, Çin'e gitmeyenler T'ie-fa'yı hükümdar olarak seçtiler.
Bumin'in ölümünden sonra yerine geçen Kara (K'o-lo) Kağan, Teng-chu-tse'yi Mu-lai Dağı'nda mağlup etti ve Teng-chu-tse Batı Wei'ye sığındı. Ardından tahta çıkan Mukan Kağan, K'u-t'i'nin idaresindeki Cücen grubunu da yenilgiye uğrattı. Sağ kalanlar yeniden Kuzey Ch'i Devleti'ne sığındılar. Kuzey Ch'i yönetimi K'u-t'i'yi görevden alarak yerine An-lo-ch'en'i getirdi. Buna karşılık Batı Wei'ye sığınmış olan Teng-chu-tse ve maiyetindeki yaklaşık üç bin Cücen mülteci, Mukan Kağan'ın talebi üzerine teslim edilerek başkentin girişinde idam edildi.
T'ie-fa'nın önderliğindeki ve Çin'e sığınmayan Cücen topluluğu ise doğudaki Kıtanlar tarafından ortadan kaldırıldı. Kuzey Ch'i Devleti'nde bulunan An-lo-ch'en'in daha sonra isyan etmesi üzerine İmparator Wen Hsüan onu yakalattı; kendisine bağlı Cücen toplulukları da devletin çeşitli bölgelerine dağıtıldı. Böylece Cücenlerin bağımsız siyasî varlığı tamamen sona erdi.
Cücenlerin yıkılışından sonra geriye kalan toplulukların akıbeti konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bunların bir kısmının Kore yönüne, bir kısmının ise batıya göç ederek Avarlar adıyla tarih sahnesine çıktığını ileri sürmektedir. Buna karşılık Enkhbat Avirmed, Cücen kalıntılarının ne Kore'ye ne de batıya göç ettiğini, Moğol Shih-wei kabilelerine sığındıklarını ve daha sonra Türk Kağanlığı'nın hâkimiyeti altında Dokuz ve Otuz Tatar adıyla anıldıklarını savunmaktadır. Öte yandan Kurat, Karatay ve Czeglédy, Avrupa Avarlarının Çin kaynaklarında Juan-juan, Türk kaynaklarında ise Apar adıyla geçen Cücenlerin batıya göç eden kolunu oluşturduğu görüşünü benimsemektedir. Czeglédy, Cücen bakiyelerinin bazı Hun topluluklarıyla birlikte Uar-Hun adı altında VI. yüzyılın ortalarından itibaren Pannonia Ovası'nda görüldüğünü ve Avrupa Avarlarının bu topluluğun devamı olduğunu ileri sürmektedir.