Türkistan
Daha fazla eylem
Metni yalnızca verdiğin kaynağa dayanarak Türkistan maddesinin coğrafya ve sınırlar bölümüne uyarladım:
Coğrafya ve Sınırlar
Türkistan, Asya kıtasının merkezinde yer alan geniş bozkır, dağ, çöl ve havza kuşağını kapsar. Genel olarak kuzeyde Kazakistan bozkırları ve Güney Sibirya, güneyde Himalayalar, Hindukuş ve Afganistan, batıda Hazar Denizi, doğuda ise Kadırgan Dağları ile çevrilidir. Bu konumu nedeniyle Asya’nın merkezî bölgelerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Türkistan adının sınırları tarih boyunca farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Bazı kaynaklarda bölgenin batı sınırı Hazar Denizi, doğu ve güney sınırları ise Sirderya ile Hindukuş Dağları olarak gösterilmiştir. Daha geniş coğrafi tanımlarda ise Türk ve Moğol göçebelerinin yaşadığı sahalar esas alınmış; ülkenin doğu sınırı Kadırgan Dağları’ndan güneye doğru uzatılarak Tibet Platosu’na kadar götürülmüştür.
İslam ülkeleri ile Çin arasında uzanan Türkistan, Türk ve Moğol göçebe topluluklarının başlıca yaşam alanlarından biri olmuştur. Bölge bazı kaynaklarda İç Asya, günümüzde ise çoğunlukla Orta Asya adıyla anılmaktadır. Coğrafi ve siyasi bakımdan Batı Türkistan ve Doğu Türkistan olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Batı kaynaklarında Batı Türkistan için Sovyet Türkistanı, Doğu Türkistan için Çin Türkistanı ve Afganistan’ın kuzey kesimleri için Afgan Türkistanı adları da kullanılmıştır.
Türkistan’ın kuzey sınırı Ural Dağları’ndan başlayarak Akmola Yaylası, Altay Dağları’nın kuzey etekleri ve Güney Sibirya boyunca doğuya uzanır. Bu hat Kadırgan Dağları’na ulaştıktan sonra güneye yönelerek Gobi Çölü üzerinden Tibet Platosu’na iner. Güney sınırı buradan Himalayaları takip ederek Pamir’e ulaşır ve Afganistan’ın kuzey kesimlerini içine alır. Batı sınırı ise Hazar Denizi’nin doğu kıyıları, Ural Nehri ve Ural Dağları boyunca uzanarak kuzeydeki başlangıç noktasına bağlanır.
Dağlar ve Geçitler
Türkistan’ın başlıca dağ sistemlerini Altay, Tanrı Dağları, Pamir, Himalayalar, Hindukuş ve Kadırgan Dağları oluşturur. Altay ile Tanrı Dağları arasında Çungarya Kapısı adı verilen geçit bulunur. Bu geçit, doğu ile batı arasındaki ulaşım yollarının önemli noktalarından biri olmakla birlikte tarih boyunca topluluklar ve kültürler arasında doğal bir sınır işlevi de görmüştür.
Tanrı Dağları birbirine paralel uzanan dağ sıralarından meydana gelir. Altay Dağları ise geniş geçitler ve yüksek zirvelerden oluşan uzun bir dağ silsilesidir. Türkistan’ın güneyindeki Pamir, bölgenin en yüksek alanlarından biri olup Amuderya ve Sirderya nehirlerinin kaynaklarını barındırır.
Bozkırlar ve Çöller
Kadırgan Dağları’ndan Karpatlara kadar uzanan geniş bozkır kuşağının kuzey ve güney kesimleri koyu kestane renkli topraklarla kaplıdır. Hazar Denizi, Aral Gölü ve Balkaş Gölü’nün kuzeyinde uzanan verimli otlaklar Altay Dağları’nda kesintiye uğrar. Bu otlak kuşağı, Altayların doğusunda yeniden ortaya çıkarak Kadırgan Dağları’na kadar devam eder.
Verimli bozkırların güneyinde kumlu bozkırlar ve çöller yer alır. Bu kurak kuşak, Altayların doğusu ile batısındaki bozkır alanlarını birbirine bağlar. Türkistan’ın büyük bölümü çöl ve bozkırlardan oluşurken Tanrı Dağları ile Pamir silsilesi bu geniş kurak saha içinde yükselen bir dağ kuşağı görünümündedir.
Batı Türkistan bozkırları, Tanrı Dağları’nın batıya uzanan kolları, Karaçuk Dağları, Aral Gölü ve Hazar Denizi arasındaki Üstyurt sahası esas alınarak kuzey ve güney bozkırları şeklinde ikiye ayrılabilir.
Akarsular
Türkistan’ın nehir sistemi bölgedeki dağ sıralarıyla doğrudan ilişkilidir. Dağlardan doğan nehirler, bozkır ve çöl alanlarında yerleşim, tarım ve hayvancılığın temelini oluşturmuştur.
Bölgenin en önemli akarsuları Pamir’den doğarak Aral Gölü’ne ulaşan Amuderya ve Sirderya’dır. Bu iki nehir, Türkistan’ın başlıca su kaynaklarını meydana getirir.
Altay Dağları’ndan doğan İrtiş ve Obi, Sayan Dağları’ndan doğan Yenisey ve Lena da bölgenin önemli akarsuları arasındadır. Kansu Vadisi’nden başlayarak Çin içlerine uzanan Wei Irmağı ise Doğu Asya ile Türkistan arasında doğal bir ulaşım koridoru oluşturur.
Türkistan’ın Eski Kültürleri ve Tarihî Önemi
Türkistan, eski çağlardan itibaren farklı kültür ve toplulukların yaşadığı başlıca bölgelerden biri olmuştur. Bölgedeki arkeolojik merkezlerin ortaya çıkarılması, Türkistan’ın çeşitli kavimlerin ana yurdu olduğu yönünde görüşlerin ileri sürülmesine yol açmıştır. Bununla birlikte erken dönem buluntularını belirli bir kavim veya millete bağlamak her zaman mümkün değildir.
Türkmenistan’da Aşkabat yakınındaki Anav harabelerinde yapılan kazılar, geçmişi çok eski dönemlere uzanan bir kültürün varlığını göstermiştir. Bu yerleşimin tarihi için MÖ 4500’den MÖ 9000’e kadar değişen tarihler ileri sürülmüştür. Burada ele geçirilen buluntular, bölgenin eski kültürleri hakkında önemli bilgiler sağlasa da bu kültürü meydana getiren topluluğun etnik kimliğini belirlemek için yeterli değildir.
İlk Arkeolojik Kültürler
Türkistan’ın erken tarihine ilişkin düzenli buluntu topluluklarından biri, Altay Dağları’nın kuzeyi ile Yukarı Yenisey bozkırlarında gelişen Afanasyevo kültürüdür. Bu kültür MÖ 2500-1700 yılları arasına tarihlendirilmektedir.
Afanasyevo kültürünü, MÖ II. binyılın başlarından itibaren aynı bölgede görülen Okunevo kültürü izledi. Daha sonra ortaya çıkan Andronovo kültürü, Karadeniz bozkırlarından Yenisey çevresine kadar geniş bir alanda benzer kültürlerle bağlantılıydı.
Yenisey ile Altay arasındaki Minusinsk bozkırlarında MÖ 1300-800 yılları arasında Karasuk kültürü gelişti. Bunun ardından MÖ VIII. yüzyıl ile MÖ I. yüzyıl arasına tarihlenen Tagar kültürü ortaya çıktı. Tagar kültürü, bölgede en iyi incelenmiş erken kültür tabakalarından biridir.
Eski Topluluklar
MÖ III. binyılın sonlarına doğru Türkistan’da aynı kökene bağlı dillerin farklı lehçelerini konuşan toplulukların hareketleri görülmeye başladı. Kaynaklarda Ari adıyla anılan bu gruplar bölgenin erken tarihinde etkili oldu.
Daha sonraki dönemlerde Yunan kaynaklarının genel olarak İskit adıyla andığı Sakalar, Türkistan tarihinin önemli topluluklarından biri hâline geldi. Sakalar, MÖ II. yüzyılın ortalarında Grek-Baktriya Krallığı’nın önce kuzey, ardından güney bölgelerini ele geçirdi ve Hindistan’ın bazı kesimlerine kadar ilerledi.
Hunlar ise Türkistan’da dağınık hâlde yaşayan göçebe toplulukları güçlü bir konfederasyon altında birleştirdi. Böylece bölgede geniş sahalara hâkim olan ilk büyük siyasî teşkilatlardan biri ortaya çıktı.
İslamiyet’in yayılmasından önce Türkistan’da hâkimiyet kuran başlıca topluluk ve devletler arasında Hunlar, Avarlar ve Göktürkler bulunuyordu. Çin kaynakları Göktürklerin kökenini Hunlarla ilişkilendirmektedir. Avar kültüründe de Hun kültürüne dayanan unsurlar bulunduğu belirtilmiştir.
Nüfus ve Yaşam Şartları
Türkistan, sonraki dönemlerde ağırlıklı olarak Türk ve Moğol topluluklarının yerleştiği bir yurt hâline geldi. Bölgedeki geniş bozkırlar, kurak alanlar ve verimsiz topraklar nüfusun seyrek ve düzensiz biçimde dağılmasına yol açtı. En verimli sahalar Yukarı Yenisey ile Maveraünnehir çevresinde bulunuyordu.
Türkistan’ın sert iklimi ve geniş bozkırları, bölge halklarının ekonomik ve toplumsal hayatını doğrudan etkiledi. Tarıma elverişli alanların sınırlı olması hayvancılığın gelişmesine yol açtı. Büyük sürülerin yönetilmesi, sürekli yer değiştirme, otlakların korunması ve boylar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi güçlü bir teşkilatlanmayı gerekli kıldı.
Bu hayat tarzı binicilik, askerlik, dayanıklılık ve hareket kabiliyeti gibi özelliklerin gelişmesini sağladı. Göçebe toplulukların boy ve oymak esasına dayanan teşkilatları, daha geniş siyasî birliklerin kurulmasına zemin hazırladı.
Türkistan’ın Jeopolitik ve Ticarî Önemi
Türkistan, Çin ile Batı Asya arasındaki ulaşım ve ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle eski çağlardan itibaren önem taşıdı. Avrupa ve Altay bölgesinde bulunan Çin kökenli ipekler ile bronz eşyalar, doğu ile batı arasında erken dönemlerden itibaren bir iletişim bulunduğunu göstermektedir.
MÖ II. yüzyıldan itibaren Çin’den Ön Asya’ya uzanan ana kervan yolunun önem kazanması, Türkistan’ın jeopolitik konumunu daha da güçlendirdi. Daha sonra İpek Yolu adıyla anılan bu güzergâh, Çin ile Batı arasındaki mal ve kültür alışverişinin başlıca hattı hâline geldi.
Çin ipeği bu yol üzerinden batıya taşınırken Greko-Roma dünyasından cam, kristal ve çeşitli değerli eşyalar Çin’e ulaştırıldı. Doğudan gelen teknik etkiler madenciliğin gelişmesine katkı sağlarken batıdan gelen etkiler Türkistan’da cam üretiminin başlamasında rol oynadı.
Bu ticaret daha çok saraylar, aristokratlar ve yüksek gelirli kesimlerin talep ettiği lüks mallara dayanıyordu. İpek, değerli taşlar, halılar, kumaşlar, inci, mercan, ilaçlar ve süs malzemeleri başlıca ticaret ürünleri arasındaydı. İpek, bazı dönemlerde ödeme ve değişim aracı olarak da kullanıldı.
Doğu ile batı arasındaki ticaretin önemli bir bölümü önce Arsaklılar, ardından Sasaniler tarafından denetlendi. İran üzerinden yürütülen bu ticaret, Çin ile Roma arasında doğrudan bağlantı kurulmasını sınırlandırdı. Ticaret yollarının geçtiği Soğd bölgesi ise Çin, Hint, İran ve Grek-Baktriya kültürlerinin etkisiyle gelişen başlıca merkezlerden biri oldu.
Türkistan’ın Ticaret ve Askerî Yolları
Tanrı Dağları, Türkistan’ı kuzey ve güney olmak üzere iki tabii bölgeye ayırıyordu. Bu dağ silsilesi, halkların yerleşme alanları ve medeniyet çevreleri arasında sınır oluşturduğu gibi doğu-batı yönündeki ulaşım yollarının da iki ayrı kola ayrılmasına yol açtı.
Güney Türkistan yolları Çin’den başlayarak Suriye ve Anadolu limanlarına kadar uzanıyordu. Bu güzergâhlar başlıca ticaret yollarıydı. Kuzey Türkistan yolları ise Orkun bölgesinden çıkıyor ve birkaç istisna dışında daha çok askerî amaçlarla kullanılıyordu. Kırgız sahasından güneye uzanan ve çelik yolu olarak adlandırılan güzergâh, kuzeydeki ticaret yollarından biriydi.
Orkun bölgesi, stratejik konumu nedeniyle Türkistan’da hâkimiyet kuran devletlerin başlıca merkezlerinden biri oldu. Hunlardan Cengiz Han dönemine kadar farklı topluluklar bu bölgede başkentler kurdu. Göktürkler Ötüken’i, Uygurlar Karabalgasun’u, Moğollar ise Karakurum’u merkez edindiler.
Göktürkler ve İpek Yolu Mücadelesi
VI. yüzyılda kurulan Göktürk Kağanlığı, sınırlarını İran ve Bizans topraklarına kadar genişletti. Göktürkler bir yandan Ak Hun hâkimiyetine son verirken diğer yandan İran ve Soğdlarla İpek Yolu ticareti üzerinde hâkimiyet kurmak için mücadele etti.
Ak Hunların ortadan kaldırılmasıyla Göktürkler, Sasani İmparatorluğu ile doğrudan sınır komşusu oldu. Sasani yönetiminin Maveraünnehir ticaret yolunu denetim altına almak ve ipek ticaretini sınırlandırmak istemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri bozdu.
Soğd tüccarları, Türkistan’daki ipek ticaretinin önemli bölümünü denetliyordu. Göktürk kağanlarının danışmanlığını yapan Soğdlar, Türklerle Batı dünyası arasındaki diplomatik temaslarda da etkili oldular. Soğdların ticari çıkarları, Göktürklerin İran’la ilişkilerinin kopmasında ve Bizans ile doğrudan diplomatik temas kurulmasında rol oynadı.
Göktürk yönetimi, İran topraklarından geçmeden Bizans’la doğrudan ipek ticareti kurabilmek amacıyla Soğd temsilcilerden oluşan bir elçilik heyeti gönderdi. Böylece İpek Yolu üzerindeki ekonomik rekabet, Türkistan’daki devletler arası ilişkilerin başlıca unsurlarından biri hâline geldi.
Türk-İslam Devletleri Döneminde Türkistan
Moğol istilasına kadar Selçuklular, Gazneliler ve Karahanlılar Türkistan’ın başlıca siyasî güçleri arasında yer aldı. İslamiyet’in yayılış döneminden itibaren Türkistan Türkleri ile Müslüman Araplar arasında siyasî, iktisadî ve toplumsal ilişkiler kuruldu.
Bölgedeki Türk devletleri İslamiyet’i kabul ederek İslam dünyasıyla yakın ilişkiler geliştirdi. Aynı zamanda Türkistan’ın stratejik merkezlerine ve ticaret yollarına hâkim olmak için birbirleriyle mücadele ettiler.
Gazneliler, Gazne’yi merkez edinerek Hindistan’ın Pencap bölgesine seferler düzenledi. Bu seferlerden elde edilen imkânlar, Türkistan hâkimiyeti için Selçuklular ve Karahanlılarla yürütülen mücadelelerde kullanıldı.
Selçuklular ise batıya doğru genişleyerek Türkmenlere yeni yurt sahaları açtı. Bu hareket, Türkistan’dan çıkan siyasî ve askerî gücün İran, Anadolu ve Ön Asya’ya yönelmesinin başlıca aşamalarından biri oldu.
Çin de Türkistan’ın geçitlerini ve ticaret yollarını denetim altında tutmak istedi. Bu nedenle Hun döneminden itibaren bölgede hâkimiyet kuran Türk devletleriyle uzun süreli mücadelelere girişti. Türk devletleri de zengin bölgelere açılan bu yolları ellerinde tutmaya çalıştı.
İpek Yolu’nun Yeniden Canlanması
XI ve XII. yüzyıllarda İpek Yolu ticaretinde yeniden canlanma yaşandı. Büyük kervanlar ana güzergâhlar üzerinde düzenli olarak hareket etmeye başladı. Büyük Selçuklu Devleti’nin ticareti destekleyen iktisadî politikası bu gelişmede etkili oldu.
Ticaretin gelişmesi Türkistan şehirlerinin büyümesine ve zenginleşmesine katkı sağladı. Batıda Buhara, Merv, Semerkant, Taşkent ve Harezm; doğuda Kaşgar, Yarkent, Hoten ve Turfan önemli ticaret ve kültür merkezleri hâline geldi.
Harezm, göçebe topluluklarla yerleşik bölgeler arasındaki ticarette özel bir konuma sahipti. Bölge Selçuklu emirleri döneminde giderek Türkleşti ve daha sonra Harezmşahlar Devleti’nin merkezi oldu.
Otrar, Orta Çağ Türkistan ticaretinin başlıca merkezlerinden biriydi. Harezmşah yönetiminin Moğol ticaret kervanını durdurması ve ticaret yolunu kapatması, Cengiz Han’ın Türkistan seferine yol açan gelişmeler arasında yer aldı.
Moğol Hâkimiyeti
XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarında Temuçin, Türk ve Moğol topluluklarını kendi hâkimiyeti altında birleştirdi ve Cengiz Han unvanıyla hükümdar ilan edildi. Kısa sürede genişleyen Moğol Devleti, Türkistan’a ve İpek Yolu güzergâhlarına hâkim olmayı amaçladı.
Cengiz Han önce Harezmşahlar Devleti ile mücadeleye girişti. Celâleddin Harezmşah’ın yenilmesinin ardından 1220 yılına kadar Maveraünnehir’in büyük bölümü Moğol hâkimiyetine girdi. Daha sonra Moğol orduları Tangutlar ve Güney Çin üzerine yöneldi.
Moğollar ulaşım ve haberleşme yollarına büyük önem verdi. Bu yollar askerî birliklerin hızlı biçimde sevk edilmesini, emirlerin ulaştırılmasını ve haber alınmasını sağlıyordu. Bunun yanında geçitlerin ve ticaret güzergâhlarının denetimi, devletin iktisadî ihtiyaçları bakımından da önem taşıyordu.
Moğol döneminde İpek Yolu Çin’den başlayarak Gansu üzerinden doğu ve batı Türkistan’a ulaşıyordu. Güzergâh Taklamakan Çölü çevresinde kuzey ve güney kollarına ayrılıyor; Turfan, Kuça, Aksu, Kaşgar, Hoten ve Yarkent gibi merkezlerden geçiyordu. Kaşgar’dan sonra Pamir ve Tanrı Dağları arasındaki geçitler üzerinden Amuderya Vadisi’ne ulaşıyordu.
Timur Dönemi
XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyıl, Türkistan’ın siyasî ve iktisadî bakımdan en parlak dönemlerinden biri oldu. Timur, İran ile Türkistan’ı yeniden birleştirerek batıda Bursa ve İzmir’e, güneydoğuda Delhi’ye, kuzeyde ise İrtiş’e kadar uzanan seferler düzenledi.
Timur, ele geçirdiği şehirlerin imarına önem verdi. Ticaretin devlet hazinesi için başlıca gelir kaynaklarından biri olduğunun farkındaydı. Bu nedenle baharat ticaretinin önemli merkezlerinden Semerkant’ı başkent yaptı ve Türkistan’daki başlıca ticaret şehirlerini denetimi altına almaya çalıştı.
Timur’un siyaseti, Cengiz Han’ın mirasını yeniden birleştirme düşüncesine dayanıyordu. Çin’i de kurduğu siyasî yapıya katmak amacıyla sefere çıktığı sırada öldü.
Timur’un ölümünden sonra imparatorluk kısa sürede parçalandı. Halefleri İran’ın doğu ve güney bölgeleri dışında kalan toprakların büyük bölümünü kaybetti. Timurlular Horasan, Maveraünnehir ve Batı İran’da varlıklarını sürdürürken bölgede Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri arasında mücadeleler yaşandı.
Safevilerin yükselişi, Türkistan’ın batı ve güneybatısındaki siyasî dengeleri değiştirdi. Şah İsmail, İran’da hâkimiyetini kurduktan sonra Horasan ve Maveraünnehir’deki Özbeklerle mücadele etti. Safevi Devleti’nin güçlenmesi, Türkistan’ın jeopolitik dengelerinde yeni bir unsur oluşturdu.
Rusya’nın Türkistan’a İlerlemesi
XVI. yüzyılın ortalarında Kazan ve Astrahan hanlıklarının Rusya tarafından ele geçirilmesi, Türk hâkimiyetinin İdil bölgesinde sona ermesine yol açtı. İdil Nehri üzerindeki önemli ticaret yolları Rus denetimine geçti.
Bu gelişme, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’ya ve Türkistan’a doğru ilerlemesinin ilk aşamalarından biri oldu. Kazan’ın 1552’de, Astrahan’ın ise 1557’de alınmasıyla Rusya, Türkistan’a açılan kuzeybatı güzergâhlarında önemli bir üstünlük sağladı.
XIX. yüzyılda Türkistan, Asya jeopolitiğinin başlıca mücadele alanlarından biri hâline geldi. Kırım Savaşı’nın ardından Rusya’nın Balkanlar ve Anadolu yönündeki ilerlemesi durunca Rus yayılması Türkistan’a yöneldi.
Rus orduları Kafkasya üzerinden Türkistan içlerine ilerledi. İngiltere’nin güneyden bölgeye yaklaşması ve Türkistan’da Rus ilerlemesine karşı koyabilecek güçlü ve birleşik bir siyasî yapının bulunmaması, Rusya’nın kısa sürede başarı kazanmasını kolaylaştırdı.