Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.
11.22, 16 Temmuz 2026 tarihinde Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 32 numaralı sürüm (" === Hun Arkeolojisi === Asya Hun Devleti'nin siyasi tarihi büyük ölçüde Çin yıllıklarına dayanmaktadır. Ancak bu kaynaklar çoğu zaman olayların bütün yönlerini açıklamaya yeterli değildir. Çin kronikleri esas olarak Hunlarla kendi ilişkilerini kaydetmiş, ayrıca hanedan tarihçiliğinin doğası gereği olayları Çin merkezli bir bakış açısıyla aktarmıştır. Bu nedenle Hun tarihinin karanlıkta kalan birçok yönünün ayd..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Hun Arkeolojisi

Asya Hun Devleti'nin siyasi tarihi büyük ölçüde Çin yıllıklarına dayanmaktadır. Ancak bu kaynaklar çoğu zaman olayların bütün yönlerini açıklamaya yeterli değildir. Çin kronikleri esas olarak Hunlarla kendi ilişkilerini kaydetmiş, ayrıca hanedan tarihçiliğinin doğası gereği olayları Çin merkezli bir bakış açısıyla aktarmıştır. Bu nedenle Hun tarihinin karanlıkta kalan birçok yönünün aydınlatılmasında arkeolojik buluntular ile sanat tarihi araştırmaları temel başvuru alanlarını oluşturmaktadır. Hunların maddi kültürü, sanat anlayışı ve arkeolojik mirası incelenmeden onların tarihini bütün yönleriyle değerlendirmek mümkün değildir. Bu sebeple Hun arkeolojisine ilişkin başlıca bulguların genel hatlarıyla ele alınması önem taşımaktadır.

Kurgan Geleneği

Hun mezar mimarisinin temel unsurunu oluşturan kurgan geleneğinin kökeni Neolitik Çağ'a kadar uzanmaktadır. Defin sırasında uygulanan gelenekler, Hun toplumunda ölümden sonraki yaşama ilişkin güçlü bir inancın varlığına işaret etmektedir. Mezarların kalıcı yapılar hâlinde inşa edilmesi, ölen kişinin atı, silahları ve günlük yaşamında kullandığı çeşitli eşyalarla birlikte gömülmesi, bu inancın en belirgin göstergeleri arasında yer almaktadır.

Boyutlarına göre kurganlar genel olarak küçük, orta ve büyük olmak üzere üç gruba ayrılır. Pazırık örnekleri esas alındığında küçük kurganların çapı yaklaşık 13-15 metre veya daha az, orta büyüklüktekilerin 20-24 metre, büyük kurganların ise 30-46 metre arasında değişmektedir.

Kurganın merkezinde bulunan mezar odası bazen tek bölümden oluşurken, bazı örneklerde daha karmaşık planlı çok odalı yapılar görülmektedir. Bazı mezar odalarına gizli geçitlerle ulaşılırken, bazılarında oda büyük mezar çukurunun bir köşesine yerleştirilmiş ve üzeri ayrıca taş ve toprakla örtülmüştür. Oda tabanları ile duvarları çoğunlukla kalas veya ağaç kütüklerinden yapılmıştır.

Ölüler çoğunlukla ağaçtan oyulmuş tabutlar içerisine yerleştirilmiş, bazı seçkin kişilerin cesetleri ise mumyalanmıştır. Defin sırasında ceset genellikle başı doğuya gelecek şekilde yan yatırılmıştır. Bazı mezarlarda iç içe yerleştirilmiş birden fazla tabut kullanılmış, bazılarında ise tabut tercih edilmemiştir. Baş ve ayak kısımlarına ahşap yastıklar konulduğu da görülmektedir. Silahlar cesedin yakınına bırakılmış; ayrıca elbiseler, çantalar, masalar, kazanlar ve çeşitli kullanım eşyaları mezara yerleştirilmiştir. Birçok kurganda kurban edilmiş atlara rastlanmakta, bunlar bazen ölüyle aynı odada, bazen de ayrı bir bölümde bulunmaktadır.

Bazı kurganlarda asıl defin dışında başka kadın veya erkek bireylere ait iskeletler de tespit edilmiştir. Bunlar kimi zaman ayrı bölümlerde, kimi zaman ise ana definle birlikte yer almaktadır. Bu kişilerin de kendilerine ait silah ve eşyalarla gömüldükleri görülmekle birlikte, mezar hediyeleri esas gömüye kıyasla daha sade niteliktedir. Bunun yanında bazı mezarlarda kazı sırasında kullanılan kürek ve kazma gibi araçların da mezar içine bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Kurganların inşasında önce mezar odasını taşıyacak dikey destekler yerleştirilmiş, ardından mezar çukuru tomruklarla kapatılmıştır. Tomrukların üzerine ağaç dalları, kabuklar, kökler ve çalılar serilmiş, kazı sırasında çıkarılan toprak bunların üzerine yığılarak tümsek oluşturulmuştur. Son aşamada kurganın çevresi dairesel biçimde taşlarla çevrilmiş, birçok örnekte yüzeye ayrıca taş parçaları yerleştirilmiştir. Bununla birlikte taş örtüsü bulunmayan kurganlar da mevcuttur.

Zaman içerisinde yeri bilinen bazı kurganlar kutsal mekân niteliği kazanmış ve aynı alanlarda yeni definler gerçekleştirilmiştir. Bu durum, bazı mezarların mimarisinde değişikliklere yol açmıştır. Kimi kurganların yakınında ibadet alanları veya kurban sunakları bulunurken, bazılarında doğu yönüne doğru uzanan taş dizileri tespit edilmiştir.

Rusya Federasyonu Altay Bölgesi'ndeki Hun Kurganları

Pazırık Kurganları

Hun arkeolojisinin en önemli buluntu merkezlerinden biri olan Pazırık Kurganları, Altay Dağları'nda Büyük Ulagan Vadisi içerisinde, Çulışman ile Başkaus nehirleri arasındaki Pazırık Yaylası'nda yer almaktadır. Bölgedeki ilk bilimsel kazılar 1929 yılında Rus arkeologlar S. I. Rudenko ile M. P. Griaznov tarafından gerçekleştirilmiştir. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle çalışmalar bir süre kesintiye uğramış, kazılar 1947-1948 yıllarında yeniden sürdürülmüştür.

Pazırık nekropolü, irili ufaklı yaklaşık kırk kurgandan meydana gelmektedir. Bunlardan yalnızca beşi büyük ölçekli kurgan niteliğindedir. Araştırmacılar mezarların tarihlendirilmesi konusunda farklı görüşler ileri sürmüş olmakla birlikte, genel kabul bunların MÖ V-III. yüzyıllar arasına ait olduğu yönündedir. Bazı araştırmacılar ise büyük kurganların tarihini MÖ II. yüzyıla kadar indirmektedir. Kurganların aynı dönemde inşa edilmediği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte hemen tamamının eski dönemlerde yağmalanmış olması ve ele geçen eserlerin büyük ölçüde tahrip edilmesi, inşa sıralarının kesin biçimde belirlenmesini güçleştirmektedir. Buna rağmen mezar çukurlarının planları ile mimari özellikleri, kurganların ortak bir inşa geleneğine bağlı olarak yapıldığını göstermektedir.

Birinci Pazırık Kurganı

Yaklaşık 50 metre çapında ve 2 metre yüksekliğindeki Birinci Pazırık Kurganı'nın doğusunda dikili taşlardan meydana gelen bir taş dizisi bulunmaktadır. Kare planlı mezar çukuru yaklaşık 7,20 metre uzunluğunda olup, biri diğerinin içine yerleştirilmiş iki odadan oluşmaktadır.

Mezarın üst kısmında kazı sırasında kullanıldığı düşünülen bir kürek parçası ile çekiç ve keski ele geçirilmiştir. Kurban edilen atlar ise mezar odasının dışında, mezar çukurunun giriş kısmına eyer ve koşum takımlarıyla birlikte yerleştirilmiştir. Çift katlı olarak inşa edilen oda duvarları ile çatılar arasındaki boşluk taşlarla doldurulmuştur.

Mezar odasında bulunan mumyalanmış ceset, ağaçtan oyulmuş bir tabut içine konulmuş olup tabutun kapağı çam ağacından yapılmıştır. Odanın duvarları keçe dokumalarla süslenmiş; ölünün şahsi eşyaları, yiyecek ve içecek kapları, masa, tabak, çatal ve bıçak gibi günlük kullanım araçları düzenli biçimde yerleştirilmiştir. Silahlar arasında deri kaplamalı ahşap bir kalkan da bulunmaktadır. Ayrıca ağaçtan oyularak hazırlanmış ve hayvan figürleriyle bezenmiş çeşitli eserler ele geçirilmiştir.

Kurgandan çıkarılan eyer örtülerinden biri üzerinde, bir kaplanın geyiğe saldırdığı hayvan mücadele sahnesi tasvir edilmiştir. Geyiğin gövdesi üzerindeki nokta ve virgül biçimli süslemeler, Hun sanatında görülen hayvan üslubunun belirgin özellikleri arasında yer almaktadır. Hareketi ifade eden bu stilize motifler, Hun sanat anlayışının karakteristik unsurlarındandır.

Mezarda toplam on at bulunmuştur. Bunlar eyerleri, koşum takımları ve kamçılarıyla birlikte gömülmüştür. İki atın başına hayvan maskeleri takılmış olup bunlardan biri geyik başı biçimindedir. Atların iyi cins olmaları, seçkin bir zümreye ait olduklarını düşündürmektedir. Ayrıca kulaklarında bulunan farklı işaretler, her bir atın ayrı bir boy veya kabile tarafından kurban edilmiş olabileceğine işaret etmektedir.

İkinci Pazırık Kurganı

İkinci Pazırık Kurganı yaklaşık 36 metre çapında ve 4 metre yüksekliğindedir. Defin odasının üzerinde dokuz kat ağaç kütüğü yer almakta, mezar odası ise dört metre derinliğindeki çukurun tabanına döşenmiş taş zemin üzerine kurulmuştur. Odanın tabanı ince kalaslarla kaplanmış, duvarları ise siyah keçe ile örtülmüştür.

Mezarda soyguncular tarafından tahrip edilmiş, mumyalanmış bir kadın ile bir erkeğe ait kalıntılar bulunmuştur. Yaklaşık elli-altmış yaşlarında olduğu belirlenen erkek iskeletinin omuz ve kollarında Hun hayvan üslubuna uygun dövmeler tespit edilmiştir.

Lahitlerin üzerinde deriden yapılmış koşan geyik figürleri yer almaktadır. İnce keçe üzerine yatırılmış olan erkek cesedinin Mongoloid özellikler taşıdığı, siyah saçlı olduğu ve kafatasında muhtemelen bir silah darbesinden kaynaklanan delikler bulunduğu belirlenmiştir. Giysiler büyük ölçüde tahrip olmuş olmakla birlikte, sincap kürkünden yapılmış giysisinin yüksek kaliteli olduğu anlaşılmaktadır. Bu kürk üzerinde koç başı motifli ince altın levhalar yer almakta, gömlekleri ise mezar odasının güneybatı köşesinde ele geçirilmiştir.

Mezarda ayrıca gümüş ayna, demir topuz, altın kaplamalı kanatlı aslan biçimli gerdanlık, altın levhalarla süslü geyik ve grifon figürleri, çeşitli ölü hediyeleri, toprak şişeler, ahşap vazolar, taş kandil, küçük masalar, ahşap kaplar, deriden yapılmış sığın figürü ile telli saz ve davul gibi çeşitli eserler bulunmuştur.

Mezarın kuzey bölümünde yedi at kadavrası, koşum takımları ve kamçılarıyla birlikte gömülmüştür. Atlardan birinin başında deri ve beyaz keçeden hazırlanmış bir başlık yer almakta, bu başlığın alın kısmında dağ keçisi başı üzerinde kanatlarını açmış bir kartal figürü bulunmaktadır. Atların bulunduğu bölüm, cesetlerin yer aldığı odadan daha yüksekte inşa edilmiştir. İki at dışında diğerlerinin yeleleri kesilmiş, kuyrukları ise örülmüştür. Koşum takımları genel özellikleri bakımından Birinci Pazırık Kurganı'ndakilerle benzerlik göstermektedir.

Üçüncü Pazırık Kurganı

1948 yılında kazılan Üçüncü Pazırık Kurganı'nın yapımında büyük taş bloklar kullanılmıştır. Mezar odasının üzeri yalnızca ağaç kütükleriyle değil, taş ve kaya parçalarıyla da örtülmüştür. Bu dolgu içerisinde ahşap kürek, tahta kamalar, yedi adet ahşap tekerlek ile bir arabaya ait kalıntılar ele geçirilmiştir. Ayrıca mezar odasının duvarlarının içe doğru çökmesini önlemek amacıyla yerleştirilmiş ahşap destek sisteminin izleri de tespit edilmiştir.

Kurganda on dört ata ait iskelet bulunmuştur. En gösterişli koşum takımlarına sahip atlar doğu bölümüne yerleştirilmiş olup bunların başlarına çeşitli maskeler takılmıştır. Birbiri içine yerleştirilmiş iki mezar odasının iç kısmında, yaklaşık 35 santimetre genişliğinde, tek parça ağaç kütüğünden oyularak hazırlanmış bir lahit yer almaktadır. Ancak lahitte bulunan mumyalanmış ceset eski çağlarda mezarı soyan kişiler tarafından dışarı çıkarılmış ve mezar zemini üzerine bırakılmıştır.

Kurgandan çıkarılan diğer buluntular arasında iki küçük masa, koyun kemikleri, sığır boynuzundan yapılmış ancak parçalanmış bir davul, ölünün başının altına konulmuş ahşap bir yastık, tahta kürek, ipek ve kürk parçaları, ok gövdeleri ile üç adet kalkan bulunmaktadır. Doğu duvarına asılmış bir miğfer de mezarın dikkat çekici eserleri arasındadır.

Dördüncü Pazırık Kurganı

Yaklaşık 24 metre çapında ve 1,40 metre yüksekliğinde olan Dördüncü Pazırık Kurganı, diğer büyük Pazırık kurganlarına göre daha küçük ölçülere sahiptir. Buna rağmen doğu yönüne uzanan dikili taş sıraları bakımından diğer büyük kurganlarla benzerlik göstermektedir. Taş bloklarla doldurulan mezar çukuru yaklaşık 30 metrekarelik bir alanı kaplamakta olup, üst bölümde ahşap kirişlerden oluşan bir tabaka, bunun altında ise tek odalı ahşap bir mezar yapısı bulunmaktadır.

Mezar odasında karaçam kütüklerinden oyulmuş iki lahit ele geçirilmiştir. Büyük lahitte yaşlı bir erkeğe, diğerinde ise yaklaşık on beş yaşındaki bir kıza ait iskelet bulunmaktadır. Her iki iskeletin de kafataslarının ölümden sonra açıldığı anlaşılmıştır. Kurganda ayrıca masa parçaları, ahşap yastık ile ren geyiği boynuzundan yapılmış kuş başı biçimli bir eser bulunmuştur.

Mezar odasının yanındaki bölümde on dört at iskeleti tespit edilmiştir. Atların bulunduğu kısım ile defin odası arasında ahşap bir merdiven yer almaktadır. Bunun yanı sıra koşum takımları, altın kaplamalı deri parçaları, kamçılar ile ahşap ve bronzdan yapılmış çeşitli koşum malzemeleri de ele geçirilmiştir.

Beşinci Pazırık Kurganı

Genel planı bakımından diğer Pazırık kurganlarına benzeyen Beşinci Pazırık Kurganı'nın en belirgin özelliği, mezar çukurunun ortasından mezar odasına ulaşan oldukça uzun bir tünele sahip olmasıdır. Mezar odasında biri kadın, diğeri erkek olmak üzere iki ayrı lahit yer almaktadır. Mumyalanmış cesetler önemli ölçüde tahrip edilmiş olmakla birlikte üzerlerinde mumyalama uygulandığını gösteren izler korunmuştur. Ayrıca bu mezarda da Dördüncü Pazırık Kurganı'nda görülen ahşap merdivene benzer bir yapı bulunmaktadır. Diğer bazı Pazırık örneklerinden farklı olarak iç ve dış odalar arasındaki boşluk taşla doldurulmamıştır.

Kurganda keçe ve ipekten yapılmış çok sayıda eser ortaya çıkarılmıştır. Bunlar arasında keçe kaplı dört tekerlekli ahşap bir araba, keçe yaygı ve çadırın tepe bölümüne ait parçalar dikkat çekmektedir. Keçe yaygı üzerinde, elinde ağaç tutan bir kişinin karşısında duran atlı figürü tasvir edilmiştir.

Mezarın bir bölümünde koşum takımlarıyla birlikte gömülmüş dokuz at kadavrası bulunmuştur. Bunlardan beşinin üzeri keçe, birinin ise kumaş örtüyle kaplanmıştır. Aynı bölümde yaklaşık 189 × 200 santimetre ölçülerinde ve 2 milimetre kalınlığında ünlü Pazırık Halısı ele geçirilmiştir. Santimetrekare başına otuz altı düğüm düşen bu halının orta bölümü yirmi dört kareye ayrılmış, her karenin içine yıldız biçiminde dört yapraklı çiçek motifleri işlenmiştir. Kırmızı zemin üzerine sarı çiçek bezemeleri bulunan halının bordürlerinde geyik, grifon ve atlı figürleri yer almaktadır. Atların tamamı yularlı olarak tasvir edilmiş, bazı yularlar ayrıca süs plakalarıyla zenginleştirilmiştir. Atlarda eyer görülmemekle birlikte göğüslerini örten işlemeli örtüler kullanılmıştır.

Pazırık Halısı'nın kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kazıları yöneten Rudenko halıyı Ahamenid sanatına bağlarken, bazı araştırmacılar da yerleşik bir kültür çevresinde dokunduğunu savunmuştur. Buna karşılık göçebe yaşam tarzında halının temel ihtiyaçlardan biri olması ve Orta Doğu ile İran'da Türk topluluklarının bölgeye gelişinden önce ilmek tekniğiyle dokunmuş halılara rastlanmaması, bu görüşlere karşı ileri sürülen başlıca değerlendirmeler arasında yer almaktadır.

Beşinci Pazırık Kurganı'ndan çıkarılan diğer eserler arasında sökülüp takılabilir özellikte üç ahşap masa ile öküz boynuzundan yapılmış bir davul da bulunmaktadır.

Şibe Kurganı

Altaylar'daki önemli Hun mezarlarından biri olan Şibe Kurganı, 1927 yılında M. P. Griaznov tarafından ortaya çıkarılmıştır. Genel planı ve mimari özellikleri bakımından Pazırık kurganlarıyla büyük benzerlik göstermektedir. Ursul Nehri'nin Şibe yöresinde bulunan kurgan yaklaşık 45 metre çapında ve 2 metre yüksekliğindedir. Yaklaşık 7 metre derinliğindeki mezar çukurunun içinde, karaçam kütüklerinden inşa edilmiş 5 × 3 metre ölçülerinde bir mezar odası bulunmaktadır. Odanın üzeri üç büyük çapraz kirişle desteklenmiş, bunların üzerine on üç kat ağaç kütüğü yerleştirilmiş, en üst kısım ise çalı ve dallarla kapatılmıştır. Ana mezar odasının içinde ayrıca daha küçük ikinci bir oda yapılmıştır.

İç odada bulunan ağaç lahit içerisinde mumyalanmış yaşlı bir erkek ile bir çocuğa ait iskeletler ele geçirilmiştir. Yaşlı erkeğin antropolojik özellikleri Moğol tipini göstermekte olup Rus araştırmacılar bu kişinin Hun devletinin seçkin yöneticilerinden biri olabileceğini ileri sürmektedir.

Şibe Kurganı da eski dönemlerde yağmalandığından değerli eserlerin büyük bölümü kaybolmuştur. Buna rağmen altın düğmeler, çeşitli süs plakaları, geometrik biçimli küçük objeler, ok uçları, hayvan figürlü plakalar, boncuklar ve hayvan üslubunda işlenmiş çeşitli eserler ele geçirilmiştir. Ayrıca MÖ 86-48 yıllarına tarihlenen vernikli kaplar sayesinde mezarın kronolojisi belirlenebilmiştir. Mezarın kuzey bölümünde ise on dört at kadavrası bulunmuştur.

Tuyahdı (Tüekta) Kurganları

Tuyahdı Kurganları iki büyük mezardan oluşmaktadır. Bunlardan ilki yaklaşık 68 metre çapında ve 4 metre yüksekliğindedir. Yaklaşık yedi metre derinlikte bulunan mezar odası çift duvarlı geniş bir plan göstermektedir. Soyulmuş durumda ele geçirilen mezarın bir erkeğe ait olduğu anlaşılmıştır.

Mezardan çıkarılan başlıca eserler arasında giysi parçaları, küçük ahşap masalar, ocaklar, hançer kınları, ok gövdeleri ve demir kılıç parçaları bulunmaktadır. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki bir masanın ise mumyalama işlemlerinde kullanıldığı düşünülmektedir. Atlara ait koşum takımları günümüze ulaşmamış olmakla birlikte, eyerlerin deri ve ağaç kabuklarıyla süslendiği anlaşılmaktadır.

Başadar Kurganı

Başadar Kurganı yaklaşık 58 metre çapında ve 2,7 metre yüksekliğindedir. Yaklaşık altı metre derinlikte bulunan mezar odası, diğer bazı büyük kurganlara göre daha sade ve tek duvarlı bir plan göstermektedir. Burada bulunan iki ahşap lahdin birinde mumyalanmış bir erkek, diğerinde ise bir kadın cesedi yer almaktadır. Kadın lahdi sade biçimde süslenmişken, erkek lahdi kapağında dört kaplan, iki domuz, iki boynuzsuz geyik ve üç keçi tasviri bulunmaktadır.

Mezar odasında ayrıca deri çizme, kumaş ve deri parçaları, bronz levhalar, boynuzlar, çadır direği, geyik ve koyun kemikleri, tabak içerisinde et parçaları ile pişmiş topraktan yapılmış kaplar ele geçirilmiştir.

Koşum takımlarıyla birlikte gömülmüş on dört at iskeleti de mezarın dikkat çekici buluntuları arasındadır. Bunlardan birine koç boynuzlu maske takılmıştır. Eyerlerden birinde bulunan halı parçasının santimetrekare başına yetmiş düğüm içermesi ve Pazırık Halısı'ndan daha eskiye tarihlendirilmesi, Başadar Kurganı'nın dokumacılık tarihi açısından da önemini ortaya koymaktadır.

Ulandırık Kurganları

Proto-Türk ve Hun kültür çevresi içerisinde değerlendirilen Ulandırık Kurganları, mimari özellikleri bakımından Pazırık geleneğini sürdürmektedir. Bu mezarlık alanında Taşanta I Kurganı yaklaşık 25 metre çapındadır. Orta büyüklükteki yirmi dokuz kurgandan sekizi yaklaşık 15 metre çapında olup, küçük kurganların çapları ise 1,8 ile 6,5 metre arasında değişmektedir.

Kurganlarda mezar odaları dikdörtgen planlıdır. Çoğu mezar toprak ve taşlarla örtülmüş, bazıları ise kalas ve ağaç kütükleriyle kapatılmıştır. Mezar odalarının önemli bir kısmı kütüklerden oluşturulan ahşap odalar hâlinde düzenlenmiş, ölüler ağaçtan oyulmuş lahitlere yerleştirilmiştir. Erkek mezarlarında kısa kılıçlar, savaş baltaları, yay ve oklar ile dallardan yapılmış kalkanlar; kadın mezarlarında ise kolye, ayna, muska, küpe, tarak ve çanta gibi eşyalar bulunmuştur.

Katandı Kurganı

Katandı Köyü çevresinde dört ayrı mezarlık alanı tespit edilmiştir. Birinci alanda otuz ile kırk arasında, ikinci alanda ise yaklaşık yirmi kurgan yer almaktadır. Üçüncü ve dördüncü mezarlık alanları ise nehrin farklı kıyılarında bulunmaktadır.

Katandı kurganlarında kadın ve erkek iskeletlerinin yanı sıra at kadavraları, bakır küpeler, demir ve kemikten yapılmış ok uçları, bıçaklar, mızrak uçları ve yay parçaları ele geçirilmiştir. Yaklaşık yirmi metre genişliğindeki bir kurganda mezar odasının aşağı doğru daraldığı, ortasında ise ahşap lahitlerin bulunduğu belirlenmiştir. Tavan ve duvarlar karaçam kütüklerinden yapılmış, iki iskelet üç ayaklı sedyeler üzerine bırakılmıştır. Aynı mezarda ayrı bir bölüm içerisinde altı at kadavrası da bulunmuştur.

Berel Kurganı

Berel Kurganı, 1865 yılında Güney Altaylar'daki Berel Bozkırı'nda Wilhelm Radloff tarafından keşfedilmiştir. Ağaçtan oyulmuş lahdin üzerinde bakırdan yapılmış grifon tasvirleri yer almaktadır. Mezar çukurunda bulunan insan iskeleti büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır. Ayrıca burada on dört at kadavrası ortaya çıkarılmıştır. Buluntular arasında İskit tipinde demir bir hançer, hilal biçimli altın kaplamalı eyer süsleri ile oldukça gerçekçi biçimde işlenmiş geyik başı figürleri dikkat çekmektedir.

Ukok Kurganı

Ukok Platosu'ndaki kurganlar 1990-1991 yıllarında Natalya Polosmak başkanlığındaki ekip tarafından kazılmıştır. Mimari özellikleri bakımından Pazırık geleneğini sürdüren bu mezarlarda mezar odaları tomruklarla desteklenmiş, ölüler ağaç lahitler içerisinde eşyalarıyla birlikte gömülmüş, atlar ise ayrı bölümlere yerleştirilmiştir.

1993 yılında açılan kurganlardan biri soylu bir kadına aittir. Lahit içerisinde mumyalanmış olarak bulunan bu kadının vücudundaki dövmeler, İkinci Pazırık Kurganı'nda bulunan erkek cesedinin dövmeleriyle büyük benzerlik göstermektedir. Mezar içerisinde küçük masalar üzerine bırakılmış yiyecekler de ele geçirilmiştir.

Bu Altay grubu kurganları, Hun mezar mimarisi, defin gelenekleri, hayvan üslubu, dokumacılık, ahşap işçiliği ve at kültürü hakkında günümüze ulaşan en zengin arkeolojik verileri sağlamaları bakımından Hun arkeolojisinin temel kaynakları arasında yer almaktadır. Bu değerlendirme, metinde aktarılan bulguların genel görünümünü yansıtmaktadır.

Moğolistan'daki Hun Kurganları

Noin-Ula Kurganları

Hun arkeolojisinin en önemli merkezlerinden biri olan Noin-Ula Kurganları, Selenga Nehri yakınındaki Noin-Ula Dağları'nda yer almaktadır. Bölgedeki kazılar Kozlov başkanlığındaki ekip tarafından gerçekleştirilmiş olup mezarlar genel olarak MÖ II-I. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Toplam 212 kurgandan özellikle 1, 6, 12, 23 ve 25 numaralı olanların Hun prenslerine ait olduğu kabul edilmektedir.

Noin-Ula kurganlarının mezar odaları genel olarak yaklaşık beş metre uzunluğunda, iki-üç metre genişliğinde ve bir-üç metre yüksekliğindedir. Dikdörtgen planlı bu odaların duvarları ve çatıları ağaç kütüklerinden inşa edilmiş, mezar odalarına ulaşımı sağlayan merdivenler yapılmıştır. Dış odaların içerisinde daha küçük ölçülerde ikinci bir iç oda bulunmakta, mezarların duvarları, tabanları ve tavanları ise ipek, keçe ve yünlü kumaşlarla kaplanmaktadır.

Altıncı kurgan yaklaşık 16 × 14 metre ölçülerinde olup dokuz metre derinliğe sahiptir. Giriş bölümünün duvarları tamamen ahşaptan yapılmıştır. Mezar odasının üç duvarı dik, bir duvarı ise içe doğru eğimli inşa edilmiştir. Bu eğim, lahdin mezar odasına bu bölümden indirildiğini düşündürmektedir. Asıl defin odası ise bir dehliz aracılığıyla ulaşılan yaklaşık 3 × 1,70 × 1,20 metre ölçülerindeki ikinci odada yer almaktadır.

Kurganda tunç eserler ağırlıklı olmak üzere az sayıda demir ve altın eşya ele geçirilmiştir. Altın ve demir buluntuların önemli bir bölümünün mezar soyguncuları tarafından götürüldüğü düşünülmektedir. Günümüze ulaşan eserler arasında ölülere ait giysiler, grifon ile yak arasındaki mücadeleyi tasvir eden keçe yaygı, çeşitli kumaş ve dokumalar, ahşap ve metal kaplar, tunç yağ lambası, içinde et kalıntıları bulunan tunç tencere, hayvan biçimli kulplara sahip çaydanlık, yün dolgulu deri eyerler, koşum takımları, kurt figürlü takılar ve Çin kökenli olduğu değerlendirilen çeşitli eşyalar yer almaktadır.

Yirmi beş numaralı kurgandan çıkarılan yün işlemeli bir örtü üzerinde ise bir Hun erkeğinin portresi tasvir edilmiştir. Bu eser, Hun insan tasvirlerini göstermesi bakımından dikkat çekici buluntular arasında yer almaktadır.

Kazakistan'daki Hun Kurganları

Esik Kurganı

Esik Kurganı, Alma Ata'nın yaklaşık elli kilometre yakınındaki Issık kasabasında yer almakta olup 1969-1970 yıllarında gerçekleştirilen kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Yaklaşık dört bin altın eserin ele geçirildiği bu mezar, Hun arkeolojisinin en dikkat çekici buluntularından biri kabul edilmektedir. Üzeri taş ve toprak yığınıyla örtülü mezar odası yaklaşık 3 × 2 metre ölçülerinde ve 1,20 metre derinliğindedir. Odanın duvarları ile tavanı kalın karaçam kütükleriyle çevrilmiş, bu yapı sayesinde içeriye su girmemesi sağlanmış ve mezar büyük ölçüde bozulmadan günümüze ulaşmıştır.

Kurganda başlığından çizmesine kadar altın levhalarla süslenmiş kıyafetler giyen bir kişiye ait iskelet bulunmuştur. Laboratuvar incelemeleri ile radyokarbon analizleri, "Altın Elbiseli Adam" olarak tanınan bu kişinin yaklaşık on yedi-on sekiz yaşlarında olduğunu ve mezarın MÖ V-IV. yüzyıllarda yapıldığını ortaya koymuştur.

Cesedin başında külah biçiminde, altın aplikelerle kaplı bir başlık yer almaktadır. Başlığın üzerinde hayvan heykelciği ile ok uçları, yapraklar, kuşlar, dağ keçileri ve aslan figürleri işlenmiştir. Zırh görünümündeki gömleğin omuz bölümlerinde aslan başı motifleri bulunurken, kemer üzerindeki altın plakalar da çeşitli hayvan tasvirleriyle süslenmiştir. Pantolon ve yumuşak binici çizmeleri de altın bezemeler taşımaktadır. Sol tarafta altın kaplamalı bir hançer, sağ tarafta ise altın kaplamalı bir kılıç yer almakta; her iki silah üzerinde de hayvan figürleri görülmektedir. Ayrıca altın kaplamalı bir kamçı ile iki altın yüzük mezarın önemli buluntuları arasındadır.

Mezardan ayrıca içleri yiyecek dolu otuz bir seramik kap, dört ahşap tabak, iki gümüş kupa ve bir gümüş çanak çıkarılmıştır. Bunlar arasında özellikle gümüş çanak ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü üzerinde Göktürk harflerini andıran işaretlerden oluşan iki satırlık yirmi altı karakterlik bir yazı bulunmaktadır. Bu yazının okunuşu ve anlamı konusunda çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır.

Esik Kurganı'nın hangi topluluğa ait olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kazıyı gerçekleştiren Kazak araştırmacılar mezarı İskitlere ait kabul ederken, gümüş çanaktaki yazının Göktürk harflerine benzemesi ve buluntuların Hun sanatının karakteristik özelliklerini taşıması sebebiyle birçok Türk araştırmacısı tarafından Hun kültür çevresi içerisinde değerlendirilmektedir.

Esik buluntuları ile Pazırık, Noin-Ula, Şibe, Tuyahdı ve Berel gibi Hun kurganlarından elde edilen eserler arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. Altın kaplama tekniği, hayvan üslubuna uygun bezemeler, defin gelenekleri ve cesedin başının doğuya yönlendirilmesi gibi özellikler bu ortak kültürel unsurlar arasında sayılmaktadır. Bu nedenle Esik Kurganı'nın Hun sanatı ve maddi kültürüyle yakın ilişkisi bulunduğu değerlendirilmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki Hun Kurganları

Hun arkeolojisine ilişkin bilgilerin büyük bölümü uzun yıllar Sovyet araştırmacılarının yürüttüğü kazılardan elde edilmiştir. Buna karşılık, Çin Halk Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen çalışmalar, hem ülkenin uzun süre dışa kapalı kalması hem de Çince yayınların sınırlı ölçüde değerlendirilmesi nedeniyle uluslararası literatürde yeterince tanınmamıştır. Oysa Asya Hun Devleti'nin kuruluşundan itibaren Han Hanedanlığı ile yoğun siyasî, askerî ve ekonomik ilişkiler kurulmuş; yüzyıllar boyunca Çin Seddi çevresinde ve Çin topraklarında çok sayıda mücadele yaşanmıştır. Daha sonraki dönemlerde kuzey Çin'e yerleşen Hun toplulukları da bölgede önemli arkeolojik izler bırakmıştır. Bu nedenle Çin'de ortaya çıkarılan Hun buluntuları, Hun arkeolojisinin tamamlayıcı unsurları arasında önemli bir yer tutmaktadır.

Erken Hun dönemine ait kültür kalıntıları en yoğun biçimde İç Moğolistan Özerk Bölgesi'nde, özellikle Yin-shan Dağları'nın güney yamaçlarında ve nehir vadilerinde tespit edilmiştir. Ordos çevresindeki T'ao-hung-pa-la, Yin-niu Vadisi, Fan-chia Yao-tzu, Kou-li-t'ou gibi mezarlık ve yerleşim alanları İlkbahar-Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemlerine tarihlenmektedir. Bunun yanı sıra Ordos'un farklı kesimlerindeki Hsi-kou-pan, Shui-chien Vadisi, Ulustay ve benzeri merkezlerde bulunan buluntular daha çok Savaşan Devletler Dönemi'nin son evresini temsil etmektedir. Liang-ch'eng'deki Mao-ch'ing Vadisi Mezarlığı ise İlkbahar-Sonbahar Dönemi'nin sonları ile Savaşan Devletler Dönemi arasına tarihlendirilmektedir.

Kuruluş Dönemine Ait Kurganlar

Hun İmparatorluğu dönemine ait arkeolojik kalıntılar yalnızca Moğolistan'da değil; Baykal Gölü'nün güneyi, Tuva, İç Moğolistan, Ch'ing-hai, Sha'an-hsi, Shan-hsi'nin kuzeyi ve Doğu Türkistan'ın kuzey kesimlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu merkezler içerisinde özellikle Baykal'ın güneybatısı ile Moğolistan'ın kuzey ve orta kesimlerindeki Noin-Ula, Tarhan Dağı, İlmova, Cheremkhovo ve Barbulag mezarlıkları ile İvolga, Bayan Ude ve Huni Nehri çevresindeki şehir kalıntıları dikkat çekmektedir. Bu bölgelerin Hun Ch'an-yülerinin gömü alanı olarak kullanılmış olabileceği, ayrıca Ch'an-yü merkezinin de Gobi Çölü'nün kuzeyinde bu çevrede bulunduğu değerlendirilmektedir.

Çin sınırları içerisinde yer alan Hun mezarları ise daha çok Sarı Irmak havzasında yoğunlaşmaktadır. Batı Han Hanedanlığı'nın başlangıcından Doğu Han döneminin ilk yıllarına kadar tarihlenen bu mezarlar, Hsi-kou-pan, K'o-sheng Chuang, T'ung-ch'üan Tzao-miao, Tao-tun-tzu ve Li-chia T'ao-tzu gibi merkezlerde ortaya çıkarılmıştır.

Hsi-kou-pan Mezarlığı

Ordos Yaylası'nda bulunan Hsi-kou-pan Mezarlığı'nda 1979-1980 yıllarında gerçekleştirilen kazılarda on iki mezar belirlenmiştir. Bunlardan M1-M3 numaralı mezarlar Savaşan Devletler Dönemi'nin sonuna tarihlenirken, M4-M8 ile M10-M12 numaralı mezarlar Han dönemi Hun kurganları olarak değerlendirilmektedir.

Dikdörtgen planlı mezar odaları kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş ve çoğu tek kişilik defin için hazırlanmıştır. Ölüler sırtüstü yatırılmış, başları kuzeye çevrilmiştir. Mezar hediyeleri arasında seramik kaplar, dağ koyunu motifli altın süslemeler, taş bezemeler, bronz at figürleri, ok uçları ve yüzükler yer almaktadır. M4 numaralı kurganın daha zengin bir gömü olduğu anlaşılmaktadır. Burada altın, gümüş, yeşim, taş ve camdan yapılmış başlık süsleri ile kemer parçaları yanında bronz at figürleri ve taş aksesuarlar ele geçirilmiştir. Mezar MÖ III. yüzyıl sonları ile MÖ II. yüzyıla tarihlenmektedir.

K'o-sheng Chuang Mezarlığı

Sha'an-hsi Eyaleti'ndeki K'o-sheng Chuang Mezarlığı 1955-1957 yılları arasında kazılmıştır. Özellikle M140 numaralı mezar dikkat çekmektedir. Yaklaşık 1,90 metre uzunluğunda ve 60 santimetre genişliğindeki mezarda ceset kuzey-güney doğrultusunda, başı kuzeye gelecek biçimde yerleştirilmiştir.

Mezarda günümüze ulaşan eserler arasında güreşen iki savaşçıyı tasvir eden bronz bir aksesuar, bronz halkalar ve altın telle sarılmış demir bir bıçak bulunmaktadır. Seramik eşya ele geçirilmemiştir. Arkeolojik değerlendirmeler mezarın Savaşan Devletler Dönemi'nin sonları ile Batı Han Hanedanlığı'nın ilk yılları arasında, muhtemelen MÖ II. yüzyılda yapıldığını göstermektedir.

T'ung-ch'üan Tzao-miao Mezarlığı

Sha'an-hsi Eyaleti'nde bulunan bu mezarlıkta 1984 yılında yirmi beş mezar açılmıştır. Bunlardan M25 numaralı mezarın kesin olarak Hunlara ait olduğu belirlenmiştir. Doğu-batı doğrultusunda inşa edilen dikdörtgen mezar odasında seramik kaplarla birlikte Hun hayvan üslubunu yansıtan bronz bir plaka bulunmuştur. Mezar MÖ III. yüzyıl sonları ile MÖ II. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir.

Tao-tun-tzu Mezarlığı

Ning-hsia Hui Özerk Bölgesi'nde yer alan Tao-tun-tzu Mezarlığı'nda 1983-1985 yılları arasında otuz iki kurgan tespit edilmiştir. Kurganlar kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş olup bunların altısında giriş koridoru bulunmaktadır. Bazılarında taş tabutlar kullanılmış, mezar odalarının duvarları taş plakalarla örülmüş ve kuzey duvarında mezar hediyeleri için küçük nişler yapılmıştır.

Mezarlarda koyun ve sığır kafataslarının yanı sıra Hun tipinde kemer parçaları, deniz kabukları, bronz çıngıraklar, bronz borular, demir ve bronz bıçaklar, baltalar, biley taşları, halkalar, kemer tokaları, küpeler ve çeşitli süs eşyaları bulunmuştur. M22 numaralı mezarda taş tabut içerisinde bir bebek gömülü olup mezar hediyeleri oldukça sınırlıdır. Ayrıca mezarlardan toplam 689 adet Wu-chu parası çıkarılmıştır. Arkeolojik buluntular bu mezarlığın MÖ II-I. yüzyıllar arasına tarihlendiğini göstermektedir.

Li-chia T'ao-tzu Mezarlığı

1983 yılında kazılan Li-chia T'ao-tzu Mezarlığı'nda beş kurgan açılmıştır. Bunlardan üçü klasik Hun mezar tipinden farklı bir mimari plana sahiptir. Kuzey-güney doğrultusunda inşa edilen mezar odalarının duvar ve tabanları düzgün kesilmiş taş plakalarla kaplanmıştır. Mezar içerisinde insan kemiği ya da mezar hediyesi bulunmamakla birlikte tabanda altı adet Wu-chu parası ele geçirilmiştir. Bu buluntular mezarın Batı Han Hanedanlığı'nın sonları ile Wang Mang dönemine tarihlendiğini göstermektedir.

Bu mezarlarda bronz halkalar, süslü seramikler, kemik yaylar, deniz kabukları gibi Hun geleneğini yansıtan eserlerin yanında Han kültürüne ait kazanlar, araba parçaları, kılıçlar ve çeşitli sikkeler de bulunmuştur. Arkeolojik veriler, bu mezarların MÖ 121 yılında Çin'e teslim olduktan sonra bölgeye yerleştirilen Hun topluluklarına ait olabileceğini düşündürmektedir.

Doğu Türkistan'daki Hun Kurganları

Hun kültürünün etkisi yalnızca Çin'in kuzeyiyle sınırlı kalmamış, Doğu Türkistan'da bulunan bazı mezarlıklarda da belirgin biçimde görülmüştür. Bununla birlikte bazı mezarların Hun kültürüyle yakın benzerlik göstermesine rağmen farklı topluluklara ait olduğu anlaşılmıştır. Örneğin Liao-ning Eyaleti'ndeki Hsi-ch'a Kou M4 numaralı mezar yoğun Hun kültürel özellikleri taşımasına karşın Tabgaçlardan önce bölgede yaşayan Hsien-pilere ait kabul edilmektedir. Benzer şekilde Ch'i-ch'i-ha-erh, Lao-ho-sheng, Eski Ch'en-ba-erh-hu ve Pa Vadisi'ndeki bazı mezarlarda da Hun kültürünün etkisi açık biçimde görülmekle birlikte bunların Hsien-pi veya Wu-huan topluluklarıyla bağlantılı olduğu değerlendirilmektedir.

Doğu Türkistan'da Barköl ve Hami çevresinde bulunan bazı mezarlar Batı Han Hanedanlığı dönemine, Ho-ching'deki Ch'a-wu Kou mezarlığının bir bölümü ise Doğu Han Hanedanlığı'nın ilk yıllarına tarihlendirilmektedir. Ayrıca Lop Nor yakınındaki Miran yerleşmesinde Hunlara ait altın ve bronzdan yapılmış geyik figürleri, Barköl ile Mu-pao çevresinde ise çeşitli bronz süs eşyaları ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntular, Hun kültürünün Batı Bölgeleri'ne kadar yayıldığını göstermektedir.

Doğu Miao Vadisi Mezarlığı

Hami'nin yaklaşık otuz kilometre doğusunda yer alan Doğu Miao Vadisi Mezarlığı'nda 1978 yılında gerçekleştirilen kazılarda dokuz mezar açılmıştır. Dairesel taş yığınlarıyla belirlenen mezarların odaları dikdörtgen planlı olup ince taş plakalarla kaplanmıştır. Ölüler sırtüstü yatırılmıştır.

Mezarlarda taş baltalar, tokmaklar, el yapımı siyah seramik kaplar, bronz ayna parçaları, bronz baltalar, halka kabzalı demir bıçaklar, kısa demir kılıçlar ve çeşitli taş kaplar bulunmuştur. Bazı buluntular mezarların Savaşan Devletler Dönemi ile Han Hanedanlığı arasına ait olabileceğini düşündürse de özellikle bronz aynalar üzerindeki bezemeler nedeniyle mezarlık genel olarak Batı Han dönemine tarihlendirilmektedir. Kaynaklarda Hunların Batı Bölgeleri üzerindeki hâkimiyetinden söz edilmesi de bu mezarların bölgede yaşayan Hun topluluklarına ait olabileceği görüşünü desteklemektedir.

Nan-wan Mezarlığı

Doğu Türkistan'daki Barköl Yaylası'nın doğusunda bulunan Nan-wan Mezarlığı'nda 1981-1982 yıllarında yürütülen çalışmalarda yüzü aşkın mezar tespit edilmiştir. Çevresi taşlarla çevrili olan mezar odaları taş plakalarla inşa edilmiş olup yer seviyesinden yaklaşık otuz-kırk santimetre yüksekliktedir. Bazı kurganların geçmişi günümüzden üç ila üç buçuk bin yıl öncesine kadar uzanmakla birlikte, genel değerlendirmeye göre mezarlığın esas kullanım dönemi Doğu Miao Vadisi Mezarlığı ile aynı zaman dilimine, yani Batı Han Hanedanlığı dönemine rastlamaktadır.

Nan-yüeh Kralı'nın Mezarı

Hun kültürüne ait eserlerin yalnızca geleneksel Hun coğrafyasında değil, çok daha uzak bölgelerde de ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bunun en önemli örneklerinden biri, Çin'in güneyindeki Nan-yüeh Devleti hükümdarı Chao Mieh'in mezarıdır. MÖ 137-122 yılları arasında hüküm süren hükümdarın mezarı 1983 yılında açılmış ve çok sayıda değerli eser gün ışığına çıkarılmıştır.

Buluntular arasında üç çift dağ koyunu başlı altın plaka, ejderha-kaplumbağa ve grifon motifli aksesuarlar ile Hun sanatını yansıtan bronz süs levhaları yer almaktadır. Hun merkezlerinden oldukça uzakta bulunan bu eserler, Nan-yüeh Devleti ile Hunlar arasında doğrudan ticari ilişkilerin varlığı ihtimalini gündeme getirmiştir. Özellikle MÖ 121 yılında Çin'e teslim olan Hun boylarının yaşadığı Kansu bölgesinden Ch'ing-hai üzerinden Ssu-ch'üan ve Yün-nan'a uzanan doğal güzergâhın, iki devlet arasında doğrudan bağlantı kurulmasını mümkün kıldığı değerlendirilmektedir.

Kuzey Hunlarına Ait Kurganlar

Kuzey Hunlarına ait mezarlar genel hatlarıyla Gobi Çölü'nün kuzeyindeki Hun kurganlarının mimari özelliklerini sürdürmektedir. Bununla birlikte göçler sonucunda farklı topluluklarla kurulan ilişkilerin etkisiyle bazı yerel özellikler de ortaya çıkmıştır. Kurganlar dairesel ve dikdörtgen planlı olmak üzere iki temel gruba ayrılmaktadır.

Büyük kurganların çoğu dikdörtgen planlı, daha küçük olanlar ise yuvarlak biçimlidir. Mezar odalarının taş duvarlarla örülmesi Gobi'nin kuzeyindeki Hun mezarlarıyla ortak bir özellik oluştururken, Kuzey Hunlarına ait kurganlar genel olarak daha yüksek ve daha büyük boyutludur. Ayrıca bu mezarlarda toplu gömüler görülmeye başlanmıştır. Gobi'nin kuzeyindeki Hun mezarlarında ölüler sırtüstü yatırılarak başları kuzeye çevrilirken, Kuzey Hunlarına ait bazı mezarlarda başın güney veya batı yönüne çevrildiği anlaşılmaktadır. Bu durum, göç sürecinde farklı kültürel etkilerin mezar geleneklerine yansımış olabileceğini göstermektedir.

Bu noktadan sonra metin, Ch'a-wu-hu (察吾乎) Vadisi 3 numaralı Kurgan ile devam etmektedir. Dosyanın mevcut görüntüsü burada kesildiği için devam eden bölümleri sağlıklı biçimde özgünleştirebilmem için dosyanın kalan kısmını da açmam gerekiyor.

Ch'a-wu-hu Vadisi 3 Numaralı Kurgan

Doğu Türkistan'da Ho-chin (Hotun-Sumbul) Kasabası sınırları içerisindeki Ch'a-wu-hu Vadisi'nde bulunan 3 numaralı kurgan, mezar planı ve defin gelenekleri bakımından Han dönemi Hun mezarlarıyla büyük benzerlik göstermektedir. Antropolojik incelemeler, burada gömülü bireylerin Avrupai fiziksel özellikler taşıdığını ortaya koymuştur. Mezarlık alanı doğu ve batı olmak üzere iki bölümden oluşmakta ve toplam 338 mezar içermektedir. Bunların yirmisi 1988 yılında bilimsel kazılarla açığa çıkarılmıştır.

Mezarlar yığma taşlarla oluşturulmuş dairesel planlı yapılardır. Yüzeyden yükseklikleri genellikle 20-40 santimetre arasında değişirken, bazı örneklerde bu yükseklik 40-60 santimetreye ulaşmaktadır. Mezar odalarında tek tip bir plan uygulanmamış; kütük döşemeli odalar, ahşap tabutlu mezarlar, taş duvarlı yapılar ve giriş koridoruna sahip örnekler birlikte görülmüştür.

Doğu-batı doğrultusunda düzenlenen mezarlarda koyun ve at kafataslarına sıkça rastlanmıştır. Buluntular arasında dalga motifli Hun seramikleri, demirden yapılmış kılıç, kazan, bıçak ve kemer plakaları; bronz aynalar, kemer tokaları, kemer sarkıtları, yüzükler ve küpeler yer almaktadır. Ahşap eserler daha çok tepsi ve taraklardan oluşurken, kemikten yapılmış kaşıklar ile inci ve taş boncuklar da ele geçirilmiştir. Bunların yanında az sayıda altın süs eşyası, gümüş küpeler ve çok miktarda ipek dokuma kalıntısı bulunmuştur. Mezarlar genel olarak Doğu Han Hanedanlığı dönemine tarihlendirilmektedir.

Güney Hunlarına Ait Kurganlar

Hun İmparatorluğu'nun MS 48 yılında ikinci kez ikiye ayrılması esas alındığında, Gobi Çölü'nün güneyinde ve Çin sınırları içinde yer alan Hun mezarları genel olarak Güney Hunlarına ait kabul edilmektedir. Bununla birlikte, MS 48'den önce Çin'e bağlılığını kabul ederek güneye yerleşen Hun toplulukları ile bunların soyundan gelenleri, daha sonraki Güney Hunlarından ayırmak arkeolojik araştırmaların en önemli problemlerinden biridir. Doğu Han Hanedanlığı'nın son dönemlerine tarihlenen Pu-tung Vadisi, Ta-tung Shang Sun-chia-chai, Shen-mu Ta-pao-tang, Shou Kasabası Çin Mezarlığı ve Hsi-an yakınlarındaki Kang-chai Köyü mezarlıkları bu gruba dâhil edilmektedir.

Pu-tung Vadisi Mezarlığı

Pu-tung Vadisi Mezarlığı, Ordos bölgesindeki Tung-hsing şehrinin yaklaşık yirmi kilometre güneybatısında bulunmaktadır. Burada 1980 yılında gerçekleştirilen kazılarda dokuz mezar açığa çıkarılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda düzenlenen mezarlardan yalnızca M1 numaralı kurganda bir kadın, bir erkek ve bir bebeğin birlikte gömüldüğü belirlenmiş, diğer mezarların tamamında tek kişilik defin uygulanmıştır. Cesetlerin başları kuzeye yönlendirilmiştir.

Mezarlarda bronz aynalar, demir bıçaklar, kemer tokaları, çeşitli seramik kaplar ve günlük kullanım eşyalarının yanı sıra Hun kültürünü yansıtan farklı mezar hediyeleri de ele geçirilmiştir. Buluntular, mezarlığın Doğu Han Hanedanlığı'nın geç döneminde kullanıldığını göstermektedir.

Ta-tung Shang Sun-chia-chai Mezarlığı

Ch'ing-hai Eyaleti'nde bulunan Shang Sun-chia-chai Mezarlığı, Güney Hunlarına ait olduğu değerlendirilen önemli defin alanlarından biridir. Mezarların planı ve mezar eşyaları, Hun defin geleneğinin bölgede sürdüğünü göstermektedir. Ahşap tabutlar, seramik kaplar, demir silahlar ve çeşitli süs eşyaları mezarlarda ele geçirilen başlıca buluntular arasında yer almaktadır. Bu eserler Hun kültürünün Çin'in kuzeybatısındaki etkisini ortaya koymaktadır.

Shen-mu Ta-pao-tang Eski Şehir Harabeleri

Ta-pao-tang yerleşmesi 1990 yılında keşfedilmiş ve kazılar sırasında çok sayıda Hun üslubunda eser ortaya çıkarılmıştır. Buradaki en dikkat çekici buluntu ise üzerinde dokuz Çince karakter bulunan resmî bir mühürdür. Yazıttan, mührün Çin yönetimi tarafından Çin hâkimiyetini kabul etmiş Güney Hun yöneticilerinden birine verildiği anlaşılmaktadır. Bu bulgu, Ta-pao-tang'ın Güney Hunlarına ait idarî merkezlerden biri olduğunu göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kang-chai Köyü Mezarlığı

Kang-chai Köyü Mezarlığı, Sha'an-hsi Eyaleti'nde Hsi-an şehrinin kuzeyindeki Lung-shou Yaylası'nda yer almaktadır. 1994 yılında yürütülen kazılarda 120 Han dönemi mezarı incelenmiş, bunlardan M13 numaralı mezarın Güney Hunlarına ait olduğu belirlenmiştir.

Kuzey-güney doğrultusunda inşa edilen mezarın giriş koridoru güney tarafta yer almakta, mezar odası ise yaklaşık 5,4 metre derinliktedir. Burada yüzü güneye dönük genç bir kadına ait iskelet bulunmuştur. Mezar hediyeleri tabutun baş kısmına yerleştirilmiş olup seramik kaplar, bronz kazan, demir ayna, taş kakmalı tunç süs eşyaları, altın ve gümüş bilezikler ile geyik ve koyun kafataslarından oluşmaktadır. Bu buluntular mezarın Güney Hun kültürüne ait olduğunu ortaya koymaktadır.

Shou Kasabası Ch'in-Han Mezarlığı

Shan-hsi Eyaleti'ndeki Shou Kasabası, Han Hanedanlığı boyunca Hunlara karşı oluşturulan kuzey savunma sisteminin önemli garnizonlarından biriydi. Bu nedenle bölgede askerî malzemelerin yanı sıra çok sayıda sivil mezar da tespit edilmiştir. İki binden fazla mezarın incelendiği bu alanda ele geçirilen binlerce eserin önemli bir kısmı Hun sanatı ve maddi kültürünün izlerini taşımaktadır. Bölgenin MÖ 133 yılındaki Ma-i Pususu'na sahne olması ve MÖ 118 yılında Hunlar tarafından birçok defa ele geçirilmesi, Hun kültürünün burada güçlü biçimde hissedilmesini açıklayan başlıca nedenler arasında gösterilmektedir.

Hsi-ch'a Vadisi Mezarlığı

Liao-ning Eyaleti'nde, Hsi-feng Kasabası'na bağlı Lo-shan-hsiang'ın Wan-chung Köyü yakınında bulunan Hsi-ch'a Vadisi Mezarlığı, 1956 yılında tespit edilmiş ve aynı yıl Tung-pei Müzesi tarafından yürütülen kazılarda altmış üç mezar açığa çıkarılmıştır.

Dikdörtgen planlı mezarlar tek kişilik defin geleneğini yansıtmaktadır. Ölüler sırtüstü yatırılmış, başları kuzeybatı yönüne çevrilmiştir. Mezar odalarında ahşap ve kemik kalıntılarına rastlanmış, mezarların önemli bir bölümünde ise at kurbanı geleneğinin sürdürüldüğü belirlenmiştir.

Mezar hediyeleri oldukça zengin olup bunların büyük kısmını askerî malzemeler, at koşum takımları, giysi aksesuarları ve çeşitli el aletleri oluşturmaktadır. Silahlar arasında bıçak, kılıç, mızrak, bronz ok uçları, demir kazan ve benzeri eşyalar bulunmuştur. Ayrıca hayvan figürleriyle süslenmiş bronz plakalar ve çeşitli aksesuarlar, Hun sanatının karakteristik hayvan üslubunu yansıtmaktadır.

Mezarlarda Hun kültürüne ait eserlerin yanı sıra Çin kökenli buluntular da ele geçirilmiştir. Bunlar arasında demir el aletleri, seramik kaplar, bazı askerî malzemeler, bronz aynalar, giysi süsleri ve sikkeler yer almaktadır. Özellikle yetmiş yedi adet bronz aynanın bulunmuş olması dikkat çekicidir. Bu aynalar yıldız, bulut, bitki, yaprak, güneş ışını ve dört kutsal hayvan gibi çeşitli motiflerle süslenmiş olup Batı Han Hanedanlığı döneminin tipik ayna örneklerini temsil etmektedir.

Hsi-ch'a Vadisi Mezarlığı'nda aynı mezar içerisinde hem Hun hem de Çin kültürüne ait eserlerin birlikte bulunması, iki toplum arasındaki uzun süreli askerî, siyasî ve kültürel etkileşimin arkeolojik yansımalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Mezar mimarisi ve defin gelenekleri Hun karakterini korurken, mezar hediyelerinin bir bölümünde Han kültürünün belirgin etkisi görülmektedir.

İçindekiler