Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Buhara Hanlığı

Ansiklo sitesinden
19.05, 22 Temmuz 2026 tarihinde Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 341 numaralı sürüm ("'''Buhara Hanlığı''', XVI. yüzyılın başlarında Şeybânîler tarafından Mâverâünnehir merkezli olarak kurulan ve Orta Asya tarihinin önemli siyasi oluşumlarından biri olan Türk hanlığıdır. Buhara şehri merkezli gelişen devlet, Özbeklerin bölgedeki hâkimiyetini sağlamlaştırmış; Timurluların ardından Mâverâünnehir'de yeni bir siyasi düzen oluşturmuştur. Şeybânîler, Astrahanlılar ve Mangıtlar hanedanlarının yöne..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Buhara Hanlığı, XVI. yüzyılın başlarında Şeybânîler tarafından Mâverâünnehir merkezli olarak kurulan ve Orta Asya tarihinin önemli siyasi oluşumlarından biri olan Türk hanlığıdır. Buhara şehri merkezli gelişen devlet, Özbeklerin bölgedeki hâkimiyetini sağlamlaştırmış; Timurluların ardından Mâverâünnehir'de yeni bir siyasi düzen oluşturmuştur. Şeybânîler, Astrahanlılar ve Mangıtlar hanedanlarının yönetiminde varlığını sürdüren Buhara Hanlığı, XVI–XVIII. yüzyıllarda bölgenin önemli askerî, ekonomik ve kültürel merkezlerinden biri olmuştur. 1785'te Mangıtların yönetimi ele geçirmesiyle Buhara Emirliği adını alan devlet, XIX. yüzyılda Çarlık Rusyası'nın Orta Asya'daki yayılması sonucunda giderek bağımsızlığını kaybetmiş ve 1920 yılında Sovyet güçleri tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Şibani Hanedanı Döneminde Buhara Hanlığı (1500–1599)

Şibanî Hanedanının Kökeni ve Özbeklerin Yükselişi

Buhara Hanlığı’nı kuran Şibanî hanedanının adı, Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci’nin oğlu Şiban’dan (Şeyban) gelmektedir. Bozkır geleneğinde savaş, yalnızca askerî bir faaliyet değil, aynı zamanda hanedan üyelerinin siyasî konumlarını belirleyen temel unsurlardan biriydi. Hanedan mensupları seferlere katılarak gösterdikleri başarılar karşılığında kendilerine yurtlar tahsis edilirdi. Şiban Han da 1241 yılında gerçekleştirilen Macaristan seferindeki başarıları sonucunda kendisine verilen bölgelerde hâkimiyet kurdu.

Şiban’ın soyundan gelenler uzun süre Deşt-i Kıpçak sahasında varlıklarını sürdürdüler. Özbek adının kökeni konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte yaygın kabul edilen görüşe göre bu ad, 1313–1340 yılları arasında Altın Orda hükümdarı olan Özbek Han’dan gelmektedir. Özbek Han döneminde Şiban ulusu, hanın yanında yer almış ve gösterdiği bağlılık sebebiyle bu adla anılmaya başlanmıştır.

Özbek Han’ın ölümünden sonra onun soyundan gelenlerin taht üzerinde devamlılık sağlayamaması, Şibanîleri Altın Orda mirasının önemli adayları hâline getirdi. Batı Sibirya çevresine yönelen Özbekler burada yaşayan çeşitli kabileleri kendi hâkimiyetleri altında birleştirdikten sonra Türkistan bölgesine doğru genişlemeye başladılar.

Ebü’l-Hayr Han Dönemi

Şibanîlerin ilk önemli hükümdarı Ebü’l-Hayr Han (1428–1469) oldu. Kabile beylerinin desteğiyle 1428 yılında Tura-Tümen bölgesinde han ilan edildi. Ardından Sır Derya’nın kuzeyindeki Cuci uluslarına ait bölgeleri hâkimiyeti altına aldı ve Harezm üzerine seferler düzenledi.

Ebü’l-Hayr Han’ın Türkistan’da ilerlemesinde Timurlu Devleti’nin içinde bulunduğu taht mücadeleleri önemli rol oynadı. Timur’un kurduğu devlet, hükümdar ailesi arasındaki rekabetler sebebiyle zayıflamıştı. Bu durumdan yararlanan Özbekler, Mâverâünnehir’de etkilerini artırmaya başladılar. Ebü’l-Hayr Han, Timurlu şehzadelerinden Ebû Said Mirza’nın Semerkant tahtına çıkmasına destek vererek bölgede siyasî nüfuz kazandı.

Ancak Şibanîlerin yükselişi uzun sürmedi. 1457 yılından itibaren güçlenen Kalmukların Deşt-i Kıpçak üzerine düzenlediği seferler Özbekleri zor durumda bıraktı. Ebü’l-Hayr Han, Nur Tukay Savaşı’nda Kalmuklara yenildi ve bu yenilgi Özbek birliğine büyük zarar verdi.

Ebü’l-Hayr Han’ın 1468’de ölümünden sonra yerine oğlu Şeyh Haydar geçti. Ancak onun yönetim kabiliyeti zayıftı ve emirlerin devlet yönetimindeki etkisi arttı. İç mücadelelerin sonucunda Şeyh Haydar öldürüldü ve Özbek kabileleri dağıldı. Bu dönemde Şibanîler yeniden toparlanmak için uygun şartların oluşmasını beklemek zorunda kaldılar.

Muhammed Şibanî Han ve Buhara Hanlığı’nın Kuruluşu

Muhammed Şibanî Han (1451–1510), Ebü’l-Hayr Han’ın torunu ve Şah Budak’ın oğluydu. Babasının ve dedesinin ölümünün ardından genç yaşta kabilesinin liderliğini üstlendi. Ancak bölgede yaşanan siyasî karışıklıklar nedeniyle kardeşi Mahmud ile birlikte Deşt-i Kıpçak’tan ayrılarak Astrahan’a gitti ve burada Kasım Han’ın desteğini aldı.

Daha sonra Mâverâünnehir’e yönelen Muhammed Şibanî, Buhara’da bulunduğu dönemde bölgenin ilmî çevrelerinden yararlandı. Arapça ve Farsça öğrendi; dönemin din âlimleri ve Nakşibendî çevreleriyle ilişkiler kurdu. Bu süreç onun hem siyasî hem de idarî açıdan gelişmesine katkı sağladı.

Buhara hâkimi Ahmed Mirza’nın desteğiyle güç kazanan Şibanî Han, Yesi (Türkistan) şehrini ele geçirdi. Ardından Timurlular arasındaki mücadelelerden yararlanarak Mâverâünnehir’de etkisini artırdı.

1500 yılında Buhara’yı ele geçirmesiyle Buhara Hanlığı kurulmuş oldu. Bu tarihten itibaren 1599 yılına kadar devlet Şibanî hanedanı tarafından yönetildi.

Muhammed Şibanî Han’ın Fetihleri

Muhammed Şibanî Han’ın ilk hedeflerinden biri Timurluların önemli merkezlerinden Semerkant oldu. 1500 yılında şehri ele geçirdi ancak Babür kısa süre sonra Semerkant’ı geri aldı. 1501 yılında gerçekleşen Ser-i Pul Savaşı’nda Babür’ü yenilgiye uğratan Şibanî Han, yeniden Semerkant’ı ele geçirdi.

Bu zaferin ardından Taşkent, Şahruhiye ve Fergana bölgelerinde hâkimiyet kuruldu. Daha sonra Belh üzerine yönelen Şibanî Han, 1506 yılında şehri ele geçirdi. 1507’de Timurlu başkenti Herat’ın alınmasıyla Horasan bölgesinde de hâkimiyet sağlandı. Böylece Timurlu Devleti’nin Mâverâünnehir ve Horasan’daki hâkimiyeti sona erdi.

Şibanî Han daha sonra Kazak hanlarıyla mücadele etti. 1509 yılında Kazak sultanlarına karşı düzenlenen seferlerde önemli başarılar elde etti.

Safevîlerle Mücadele ve Muhammed Şibanî Han’ın Ölümü

Şibanî Han’ın yükselişi, İran’da Safevî Devleti’nin kuruluşuyla yeni bir mücadele alanı oluşturdu. Şah İsmail’in liderliğinde kurulan Safevî Devleti ile Buhara Hanlığı arasında Horasan hâkimiyeti için rekabet başladı.

İki hükümdar arasındaki mücadele aynı zamanda Sünnî-Şiî ayrılığı üzerinden de şekillendi. Şibanî Han Nakşibendî çevrelerle ilişkili bir Sünnî hükümdar olarak Safevî yayılmasına karşı çıktı.

1510 yılında Şah İsmail ile Muhammed Şibanî Han arasında Merv yakınlarında yapılan savaşta Özbek kuvvetleri büyük bir yenilgiye uğradı. Muhammed Şibanî Han savaş sırasında öldürüldü. Onun ölümüyle Buhara Hanlığı kısa süreli bir siyasî bunalım yaşasa da Şibanî hanedanının hâkimiyeti devam etti.

Muhammed Şibanî Han Sonrası Buhara Hanlığı’nın Yeniden İnşası

Safevî Baskısı ve Babür Tehdidi

Muhammed Şibanî Han’ın 1510 yılında Merv Savaşı’nda ölümü, Özbekler için büyük bir siyasî krize yol açtı. Dağınık kabileleri bir araya getirerek güçlü bir devlet yapısı oluşturan liderin kaybedilmesi, Safevîlerin Mâverâünnehir’de ilerlemesini kolaylaştırdı. Şah İsmail’in Herat’ı ele geçirmesi üzerine Özbek ileri gelenleri Safevî hükümdarına elçiler göndererek daha fazla ilerlememesini istediler. Yapılan anlaşma sonucunda Amu Derya’nın sol yakasında bulunan bazı şehirler Safevî hâkimiyetine bırakıldı.

Ancak Özbekler için yeni bir tehdit ortaya çıktı. Timurlu mirası üzerindeki hak iddiasını sürdüren Babür, Mâverâünnehir’i yeniden ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Şah İsmail de Babür’ü destekleyerek bölgedeki nüfuzunu artırmayı amaçladı. Babür’ün Timurlu hanedanından gelmesi ve bölgeyi tanıması, Safevîler açısından önemli bir avantaj oluşturuyordu. Buna karşılık Babür, Muhammed Şibanî Han’ı yenmiş olan Şah İsmail’in desteğiyle Özbek hâkimiyetini sona erdirmeyi hedefliyordu.

Köçküncü Han Dönemi ve Özbeklerin Toparlanması

Muhammed Şibanî Han’ın ölümünden sonra kısa süreliğine amcası Süyünç Hoca tahta geçti. Ardından Köçküncü Han (1510–1530) Buhara Hanlığı hükümdarı oldu. Köçküncü Han dönemi, devletin yeniden toparlanmaya başladığı dönem olarak kabul edilir. Bu süreçte Muhammed Şibanî Han’ın yeğeni Ubeydullah, askerî işlerde önemli bir rol üstlendi.

Şah İsmail’in desteğini alan Babür, yaklaşık 60.000 kişilik bir orduyla Mâverâünnehir’e yöneldi. İlk olarak Karşı üzerine yürümeyi planlasa da daha sonra Buhara’ya yöneldi ve şehirdeki otorite boşluğundan yararlanarak Buhara’yı ele geçirdi. Ardından Semerkant’a girerek şehirde yeniden Timurlu hâkimiyetini kurmaya çalıştı.

Ancak Babür’ün Safevîlerle ilişkisi bölgedeki desteğini zayıflattı. Semerkant’a girdiğinde Şah İsmail adına hutbe okutması ve onun adına para bastırması, Sünnî halkın tepkisine yol açtı. Özbekler bu durumdan yararlanarak yeniden güç kazandılar.

1512 yılında Kul-i Melik Savaşı’nda Ubeydullah önderliğindeki Özbek kuvvetleri Babür’ü mağlup etti ve Buhara’yı geri aldı. Babür’ün yardım talebi üzerine Şah İsmail tarafından gönderilen Safevî ordusu da Gicduvan Savaşı’nda yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Babür, Mâverâünnehir üzerindeki hedeflerinden vazgeçerek 1514 yılında Kabil’e çekildi.

Ubeydullah Han Dönemi (1533–1539)

Safevî-Babür ittifakının sona ermesiyle Özbekler Mâverâünnehir’de yeniden hâkimiyet kurdular. Köçküncü Han’ın ölümünden sonra kısa süreli Ebu Said Han döneminin ardından Ubeydullah Han (1533–1539) tahta çıktı.

Ubeydullah Han, fiilen 1510’dan itibaren devlet yönetiminde etkili olmuştu. Hükümdarlığı sırasında Safevîlere karşı aktif bir siyaset izledi ve onları Mâverâünnehir’den uzaklaştırarak bölgedeki Sünnî hâkimiyeti güçlendirdi. Ayrıca Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkiler kurdu ve Kanûnî Sultan Süleyman döneminde elçiler gönderdi.

1538 yılında Hive Hanlığı üzerine düzenlediği seferle Harezm bölgesinde hâkimiyet kurmaya çalıştı ancak bu başarı kalıcı olmadı.

Ubeydullah Han aynı zamanda ilmî ve kültürel faaliyetleri destekleyen bir hükümdardı. Arapça ve Farsçayı bilen, Çağatay Türkçesiyle eserler veren Ubeydullah Han, Ahmed Yesevî geleneğine bağlılığıyla tanınıyordu.

Şibanî Hanedanlığının Son Dönemi

Fetret Devri (1539–1561)

Ubeydullah Han’ın 1539 yılında ölümü, Buhara Hanlığı’nda uzun süren bir siyasî istikrarsızlık döneminin başlamasına yol açtı. Yerel hanedan üyeleri bağımsız hareket etmeye başladı ve merkezi otorite zayıfladı.

Ubeydullah Han’ın ardından I. Abdullah Han kısa süre hüküm sürdü. Daha sonra Buhara, Semerkant ve Taşkent gibi şehirlerde ayrı hâkimiyet alanları ortaya çıktı. Bu dönemde öne çıkan yöneticiler arasında Taşkent hâkimi Nevruz Ahmed Han (Barak Han), Buhara hâkimi Abdülaziz Han ve Semerkant hâkimi Abdüllatif Han bulunuyordu.

Hanedan üyeleri arasındaki mücadeleler, Mâverâünnehir’de siyasî parçalanmaya neden oldu. Buhara Hanlığı, yeniden güçlü bir merkezi yönetim kurmak için uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı.

II. Abdullah Han Dönemi (1583–1598)

Şibanî hanedanının en güçlü hükümdarlarından biri olan II. Abdullah Han, 1561 yılından itibaren devlet yönetiminde etkili oldu ve babası İskender Han’ın ölümünden sonra 1583’te resmen tahta çıktı.

II. Abdullah Han’ın temel amacı, hanedan üyelerinin bağımsız hareketlerine son vererek merkezi otoriteyi yeniden sağlamaktı. Bu amaçla iç mücadeleleri bastırdı ve Hisar, Karşı, Taşkent, Hive, Semerkant ve Şahruhiye gibi önemli merkezleri yeniden Buhara hâkimiyeti altına aldı.

Safevîlerle mücadele onun döneminin önemli unsurlarından biri oldu. Horasan üzerine düzenlenen seferler sonucunda Herat, Meşhed, Sistan, Nişabur ve çevresindeki bazı şehirlerde Özbek hâkimiyeti sağlandı. Ancak bu bölgelerin önemli bir kısmı daha sonra Safevî hükümdarı I. Abbas tarafından geri alındı.

II. Abdullah Han döneminde askerî başarıların yanı sıra büyük imar faaliyetleri gerçekleştirildi. Sulama kanalları, köprüler, medreseler ve kervansaraylar yaptırıldı; bilim ve sanat çevreleri desteklendi.

Osmanlı Devleti ile de ilişkiler geliştirildi. II. Abdullah Han, Safevîlere karşı Osmanlılarla ittifak arayışında bulundu ancak iki devlet arasında kalıcı bir askerî iş birliği kurulamadı.

Şibanî Hanedanının Sonu (1598–1601)

II. Abdullah Han’ın 1598 yılında ölümünden sonra oğlu Abdülmümin Han tahta geçti. Ancak kısa süren saltanatı sırasında sert politikalar izlemesi nedeniyle hanedan içindeki desteğini kaybetti ve altı ay sonra öldürüldü.

Bunun ardından II. Pir Muhammed Han (1598–1601) hükümdar oldu. Ancak onun döneminde siyasî karışıklıklar devam etti. Astrahanlı Canıoğulları hanedanından Baki Muhammed’in müdahalesiyle çıkan mücadelede II. Pir Muhammed Han öldürüldü.

1601 yılında yaşanan bu gelişmeyle Şibanî hanedanının Buhara Hanlığı üzerindeki hâkimiyeti sona erdi ve yönetim Canî (Astrahanî) hanedanına geçti.

Astrahan (Canî) Hanedanı Döneminde Buhara Hanlığı (1601–1747)

Astrahanlıların Buhara’da İktidarı Ele Geçirmesi

Şibanî hanedanının 1601 yılında sona ermesinden sonra Buhara Hanlığı’nın yönetimi Astrahanlılar hanedanına geçti. 1756 yılına kadar Buhara’da hüküm süren bu hanedan, kökenleri Astrahan şehrine dayandığı için Astrahanlılar, Buhara’da tahta çıkan ilk hükümdarları Canî Muhammed’den dolayı Canîoğulları veya Canîler, soylarını Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin on üçüncü oğlu Tukay Timur’a dayandırmaları sebebiyle de Tukay Timurlular olarak adlandırılmıştır.

Astrahan’ın 1556 yılında Ruslar tarafından ele geçirilmesi üzerine Astrahan hanedanı mensupları ve bölge halkının bir kısmı batıdan doğuya doğru göç etmek zorunda kaldı. Astrahan hükümdarı Yar Muhammed ile oğlu Canî Muhammed, Harezm üzerinden Buhara’ya geldiler. Bu sırada Buhara Hanlığı’nın başında İskender Han bulunuyordu. İskender Han, Astrahanlılara destek verdi ve iki hanedan arasında evlilik yoluyla akrabalık kuruldu. Yar Muhammed, İskender Han’ın kızı Masume Sultan Hanım ile; Canî Muhammed ise diğer kızı Zühre Hanım ile evlendi.

Bu evlilikten Din Muhammed, Veli Muhammed ve Baki Muhammed dünyaya geldi. Astrahanlıların Şibanî hanedanına sağladığı destek karşılığında II. Abdullah Han tarafından Horasan’daki bazı bölgelerin yönetimi kendilerine verildi.

Şibanîlerin Sonu ve Astrahanlıların İktidara Gelişi

II. Abdullah Han’ın ölümünden sonra tahta geçen Abdülmümin Han, merkezi otoriteyi güçlendirmek amacıyla hanedan üyeleri ve önemli emirler üzerinde sert bir tasfiye hareketine girişti. Ancak bu politika onun desteğini artırmak yerine yönetimine karşı tepki oluşmasına yol açtı.

Buhara ileri gelenleri, ülkenin Astrahanlılar tarafından yönetilmesi gerektiğini düşünmeye başladılar. Bunun üzerine Abdülmümin Han, potansiyel rakip olarak gördüğü Canî Muhammed’i hapse attı ve Yar Muhammed’i Belh dışına sürdü. Ancak Canî Muhammed’in oğulları buna karşı harekete geçti. Artan muhalefet sonucunda Abdülmümin Han, saltanatının ilk aylarında öldürüldü.

Bu gelişmeler Buhara Hanlığı’nda büyük bir siyasî boşluk oluşturdu. Kazak hükümdarı Tevekkül Han’ın Taşkent üzerine ilerlemesi ve farklı şehirlerde ayrı hanların ortaya çıkması merkezi otoritenin zayıfladığını gösterdi. Belh emirleri Abdülemin’i, Buhara ve Semerkant emirleri ise II. Pir Muhammed Han’ı destekledi.

Bu karışıklık ortamında Astrahanlılar güç kazanmaya başladı. Baki Muhammed ve kardeşleri Horasan, Kuhistan ve Sistan bölgelerinde etkili oldular. Din Muhammed ise Safevîlerin ilerleyişi karşısında Herat halkının desteğini aldı ancak 1598 yılında Pul-ı Salar Savaşı’nda Safevîlere yenildi ve hayatını kaybetti.

Baki Muhammed, Buhara’da II. Pir Muhammed Han’ı destekleyerek Kazak tehdidinin bertaraf edilmesinde önemli rol oynadı. Ancak daha sonra II. Pir Muhammed Han ile arası açıldı. Miyankal bölgesi üzerindeki mücadele sonunda Baki Muhammed Buhara üzerine yürüdü ve 1601 yılında Bağ-ı Şimal Savaşı’nda II. Pir Muhammed Han’ı yenerek öldürdü. Böylece Buhara Hanlığı’nda Astrahanlılar dönemi başladı.

İlk Astrahanlı Hükümdarlar

Astrahanlılar iktidarı ele geçirdikten sonra bir kurultay topladılar. Baki Muhammed, ailenin en yaşlı üyesi olan Yar Muhammed’e hanlık teklif etti ancak bu teklif kabul edilmedi. Bunun üzerine Canî Muhammed (1601–1603) han ilan edildi ve devlet yönetimi büyük ölçüde oğlu Baki Muhammed’in elinde kaldı.

Canî Muhammed’in hükümdarlığı sırasında hutbe onun adına okunmuş ve para onun adına basılmış olsa da gerçek siyasî güç Baki Muhammed’deydi. Baki Muhammed hem Şibanî hanedanı mensuplarının muhalefetiyle hem de aile içindeki mücadelelerle uğraştı.

Canî Muhammed’in 1603 yılında ölümünden sonra Baki Muhammed Han (1603–1605) tahta geçti. İlk icraatı Buhara’yı yeniden başkent yapmak oldu. Onun döneminde Taşkent ve Fergana üzerindeki hâkimiyet güçlendirilmeye çalışıldı ancak başarılı olunamadı. Safevî tehdidine karşı Osmanlı Sultanı III. Mehmed’den askerî destek talebinde bulundu.

Baki Muhammed’in ölümünden sonra kardeşi Veli Muhammed Han (1605–1611) tahta çıktı. Onun döneminde 1608 yılında Taşkent yeniden Buhara hâkimiyetine alındı. Ancak şehir üzerindeki hâkimiyet kalıcı olmadı ve Kazaklarla Buhara Hanlığı arasında mücadele devam etti.

Veli Muhammed’in yönetimi, yeğenleri İmam Kulu ve Nadir Muhammed ile yaşadığı mücadelelerle geçti. Hanın otoritesinin zayıflaması üzerine Özbek beyleri İmam Kulu’nun etrafında toplandı. Veli Muhammed 1611 yılında Safevîlere sığındı. Şah Abbas’ın desteğiyle geri dönmeye çalışsa da İmam Kulu tarafından mağlup edildi ve öldürüldü.

İmam Kulu Han Dönemi (1611–1642)

İmam Kulu Han’ın tahta geçmesiyle Buhara Hanlığı’nda görece istikrarlı bir dönem başladı. Kardeşi Nadir Muhammed’i Belh valiliğine getiren İmam Kulu Han, 31 yıl süren saltanatı boyunca Kazaklar, Karakalpaklar ve Kalmuklarla mücadele etti.

Kalmukların yeniden Mâverâünnehir’e yönelmesi Özbekler için önemli bir tehdit oluşturdu. İmam Kulu Han’ın bu güçlere karşı yürüttüğü başarılı mücadele, halk arasındaki itibarını artırdı.

Saltanatının ilerleyen yıllarında daha çok ilmî ve kültürel faaliyetlere yönelen İmam Kulu Han, ilim ve şiir meclisleri düzenledi. Safevîlerle mücadeleyi büyük ölçüde kardeşi Nadir Muhammed’e bıraktı. 1642 yılında görme yetisini kaybetmesi üzerine tahtı kardeşine bıraktı ve hacca gitti. Medine’de hayatını kaybetti.

Nadir Muhammed ve Abdülaziz Han Dönemleri

İmam Kulu Han’ın 1642 yılında tahttan çekilmesinin ardından Buhara Hanlığı’nın başına kardeşi Nadir Muhammed (1642–1645) geçti. Nadir Muhammed, tahta çıktıktan sonra oğulları arasındaki görev dağılımını düzenledi. Oğlu Abdülaziz’i veliaht ilan ederek Semerkant valiliğine, diğer oğlu Subhan Kulu’yu ise Belh valiliğine getirdi.

Nadir Muhammed döneminde Hive Hanlığı’ndaki siyasî karışıklıklardan yararlanılarak bölge üzerindeki Buhara etkisi artırılmaya çalışıldı. Hive hanı İsfendiyar’ın ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sırasında Hive halkı Nadir Muhammed’i ülkeye davet etti. Bunun üzerine Buhara Hanlığı bölgeye bir yönetici gönderdi ancak bu girişim kalıcı olmadı ve Hive yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.

Nadir Muhammed’in saltanatının sonunu getiren gelişme, Kazaklara karşı düzenlenen sefer sırasında yaşandı. Bu sefere katılan oğlu Abdülaziz, askerler tarafından han ilan edildi. Abdülaziz (1645–1681) Buhara’ya gelerek tahta çıktı ve babası Nadir Muhammed’i Belh yönetimine gönderdi. Nadir Muhammed, daha sonra oğulları Abdülaziz ve Subhan Kulu arasındaki mücadelelerle karşı karşıya kaldı. Hacca gitmek amacıyla yönetimindeki bölgeleri Subhan Kulu’ya bıraktı ve 1651 yılında hayatını kaybetti.

Abdülaziz Han döneminin en önemli gelişmeleri Hive Hanlığı ile yaşanan mücadeleler oldu. Hive hükümdarı Ebü’l-Gazi Bahadır Han, 1655–1661 yılları arasında Buhara topraklarına yönelik seferler düzenledi. Bu savaşlar Mâverâünnehir’in ekonomik düzenini olumsuz etkiledi. Ebü’l-Gazi’nin ölümünden sonra Hive hükümdarı Anuşa Han da Buhara’ya karşı saldırgan bir politika izledi.

1681 yılında Anuşa Han kısa süreliğine Buhara’yı ele geçirdi ancak Abdülaziz Han şehri geri almayı başardı. Uzun süren savaşlardan yorulan Abdülaziz Han, 36 yıllık saltanatının ardından 1681 yılında tahtı kardeşi Subhan Kulu’ya bıraktı ve Hicaz’a gitti. 1684 yılında Mekke’de öldü.

Subhan Kulu Han Dönemi (1681–1702)

Subhan Kulu Han’ın tahta geçmesiyle Buhara Hanlığı yeni bir istikrarsızlık dönemine girdi. Han, daha iktidarını sağlamlaştırmadan kendi oğulları arasındaki taht mücadeleleriyle karşılaştı. Bu durum onun otoritesini zayıflattı ve Özbek beylerinin etkisinin artmasına yol açtı.

Bu dönemde Hive Hanlığı yeniden Buhara için önemli bir tehdit hâline geldi. Hive hükümdarı Anuşa Han, Mâverâünnehir’i kendi hâkimiyeti altına almak amacıyla seferler düzenledi. 1685 yılında Semerkant Hive kuvvetleri tarafından ele geçirildi ve hutbeler Anuşa Han adına okutuldu. Ancak Hive hâkimiyeti uzun sürmedi. Anuşa Han’ın aldığı yenilgilerin ardından Hive’de iktidarı kaybetmesiyle Subhan Kulu Han Semerkant’ı yeniden Buhara hâkimiyetine aldı.

Subhan Kulu Han döneminde Buhara Hanlığı’nın askerî ve ekonomik sorunları arttı. Savaşlar nedeniyle İpek Yolu ticaretinden elde edilen gelirler azaldı. Büyük toprak sahiplerine verilen vergi ayrıcalıkları da devlet gelirlerini olumsuz etkiledi. Ekonomik sıkıntılar şehirlerdeki merkezî otoriteyi zayıflatırken kabile reislerinin ve emirlerin gücünü artırdı.

Bu dönemde Bedehşan emiri Mahmud Bi Atalık önemli bir siyasî güç hâline geldi. Hive mücadelelerinde Buhara Hanlığı’na destek veren Mahmud Bi Atalık, Subhan Kulu Han tarafından önce Bedehşan’ın ardından Belh’in yönetimiyle ödüllendirildi.

Ancak merkezi otoritenin zayıflaması toplum üzerindeki baskının artmasına yol açtı. Yerel yöneticilerin ağır vergiler uygulaması halkın devlete olan bağlılığını azalttı. Subhan Kulu Han ise bu sorunları çözmek yerine merkezî otoriteyi güçlendirmek amacıyla vergileri artırdı. Bu durum halk desteğinin daha da azalmasına neden oldu.

Subhan Kulu Han’ın son dönemlerinde Mahmud Bi Atalık’ın etkisi giderek arttı. Atalık makamının güç kazanması, sonraki dönemde Buhara Hanlığı’nda hanların yerine emirlerin belirleyici hâle gelmesinin temelini oluşturdu.

Subhan Kulu Han 1702 yılında öldü ve yerine Ubeydullah Han (1702–1711) geçti.

Ubeydullah Han ve Astrahanlıların Son Dönemi

Ubeydullah Han’ın tahta geçmesiyle Buhara Hanlığı, merkezî otoritenin zayıfladığı ve emirlerin güç kazandığı bir döneme girdi. Subhan Kulu Han döneminde başlayan siyasî sorunlar onun zamanında daha belirgin hâle geldi.

Ubeydullah Han, devlet otoritesini yeniden güçlendirmeye çalıştı ancak hanedan üyeleri ve güçlü emirlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Bu dönemde özellikle Atalık makamında bulunan devlet adamlarının etkisi arttı. Hanlık makamı giderek sembolik bir hâle gelirken gerçek güç emirlerin eline geçmeye başladı.

Astrahanlılar döneminde başlayan iç mücadeleler, ekonomik sorunlar ve merkezî yönetimin zayıflaması, Buhara Hanlığı’nın eski gücünü kaybetmesine neden oldu. Bu süreç sonunda Mangıtların yükselişi hızlandı ve Astrahanlı hanedanının hâkimiyeti sona erme aşamasına geldi.

Kargaşa Yılları: Ubeydullah Han ve Ebu’l-Feyz Han Dönemleri

Ubeydullah Han Dönemi (1702–1711)

Subhan Kulu Han’ın 1702 yılında ölümünden sonra Buhara Hanlığı tahtına Ubeydullah Han (1702–1711) geçti. Onun saltanatının ilk yılları, uzun süredir devam eden siyasî parçalanmayı sona erdirerek merkezî otoriteyi yeniden kurma çabalarıyla geçti.

Ancak Buhara Hanlığı’nda kabile beyleri büyük bir güç kazanmıştı. Merkezî yönetime bağlılık zayıflamış, siyasî ilişkiler kabile bağları ve yerel çıkarlar üzerinden şekillenmeye başlamıştı. Öyle ki han makamı dahi güçlü beylerin etkisi altında kalmıştı. Ubeydullah Han, başlangıçta farklı kabileler arasındaki dengeleri kullanarak yönetimini sürdürmeye çalıştı.

Merkezî otoriteyi güçlendirmek amacıyla ekonomik düzenlemelere yönelen Ubeydullah Han, vakıf arazilerinden vergi almaya başladı ve hazine gelirlerini artırmaya çalıştı. Ancak bu politikalar toplumun bazı kesimlerinin tepkisini çekti.

1708 yılında uygulanan para reformu büyük bir krize yol açtı. Hazinenin nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla sikkelerdeki gümüş oranı düşürüldü. Bu durum ticaret hayatını olumsuz etkiledi ve tüccarların faaliyetlerini durdurmasına neden oldu. Ekonomik sıkıntılar halkın da katıldığı bir isyan hareketine dönüştü.

İsyanların ardından hanlığın çeşitli bölgelerinde bağımsız hareket eden beyler ortaya çıktı. Fergana, Belh, Hisar, Tirmiz ve Şehrisebz gibi önemli merkezler Buhara Hanlığı’ndan ayrıldı. Ticaret yollarının güvenliğinin bozulması ekonomik gerilemeyi hızlandırdı.

Yaşanan siyasî ve ekonomik çöküş sonucunda Ubeydullah Han 18 Mart 1711 tarihinde tahttan indirildi. Yerine kardeşi Ebu’l-Feyz Han geçti.

Ebu’l-Feyz Han Dönemi (1711–1747)

Ebu’l-Feyz Han’ın saltanatı, Buhara Hanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde ortadan kalktığı bir dönem oldu. Hükümdar siyasî kararlar üzerinde etkili olamadı ve hanlık yönetimi giderek kabile beylerinin kontrolüne girdi.

Bu dönemde Buhara Hanlığı birçok parçaya ayrıldı. Amu Derya’nın güneyindeki topraklarla bağlantı koptu ve Fergana bölgesi hanlıktan ayrıldı. Yerel yöneticiler bağımsız hareket ederek kendi bölgelerinde hâkimiyet kurmaya başladılar.

Kabile reisleri, kendilerine bağlı bölgelerde halk üzerinde baskı kurarken Ebu’l-Feyz Han bu uygulamalara karşı koyabilecek güçten yoksundu. Semerkant valisi Ferhad Bey ve Keneges kabilesinin reisi İbrahim Bey, hanlık içindeki otoritelerini artırdılar.

Özellikle İbrahim Bey’in Semerkant’taki faaliyetleri büyük bir krize yol açtı. İbrahim Bey, Recep Sultan’ı han ilan ederek kendisini emir olarak tanıttı. Kazakların desteğini alan Recep Sultan, Semerkant’ta yedi yıl boyunca hüküm sürdü. Bu dönem şehir ve halk için büyük bir istikrarsızlık dönemi oldu.

Ebu’l-Feyz Han, bu durum karşısında destek aramak zorunda kaldı. Bu arayış, Mangıt kabilesinin liderlerinden ve saray nazırı Atalık Muhammed Hakim Bey’in yükselişine zemin hazırladı. Muhammed Hakim Bey, Recep Sultan isyanını bastırarak Ebu’l-Feyz Han’a destek verdi.

Bu gelişmeden sonra Buhara Hanlığı’nda siyasî güç Astrahanlı hanedanından Mangıt beylerine doğru kaymaya başladı.

Nadir Şah’ın Buhara Seferi ve Hanlığın Bağımlı Hale Gelmesi

XVIII. yüzyılın ortalarında bölgedeki güç dengeleri değişti. Safevî Devleti’nin yıkılmasının ardından İran’da yükselen Afşar hükümdarı Nadir Şah, Güney Türkistan’a yöneldi.

Hindistan seferinden sonra Buhara ve Hive üzerine hareket eden Nadir Şah’ın büyük bir orduyla geldiğini öğrenen Ebu’l-Feyz Han, onunla çatışmak yerine diplomatik yol izlemeye çalıştı. Ancak Buhara içindeki bazı ileri gelenler Nadir Şah’a karşı mücadele edilmesini savundu.

Atalık Muhammed Hakim Bey, Nadir Şah’ın gücüne karşı savaşmanın tehlikeli olduğunu belirtse de görüşü kabul edilmedi. Bunun üzerine Buhara Hanlığı ile Afşarlar arasında savaş başladı. Ateşli silahlarla donatılmış Nadir Şah’ın ordusu karşısında Buhara kuvvetleri yenildi.

Ebu’l-Feyz Han, yenilginin ardından Nadir Şah’a bağlılığını bildirdi. Nadir Şah ise onu Buhara hanı olarak makamında bıraktı. Yapılan anlaşmaya göre Buhara Hanlığı Nadir Şah’ın üstünlüğünü kabul etti; Amu Derya iki devlet arasındaki sınır oldu ve Buhara tarafından Nadir Şah’a askerî destek sağlandı.

1743 yılında Atalık Muhammed Hakim Bey’in ölümü üzerine kabileler arasındaki mücadele yeniden başladı. Buhara şehrinde karışıklık çıkınca Ebu’l-Feyz Han, Nadir Şah’tan yardım istedi. Bunun üzerine Muhammed Hakim Bey’in oğlu Muhammed Rahim Buhara’ya gönderildi.

Astrahanlıların Sonu ve Mangıtların İktidarı Ele Geçirmesi

1747 yılında Nadir Şah’ın öldürülmesi, Buhara Hanlığı için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İran baskısından kurtulan Buhara’da Muhammed Rahim, uzun süredir hedeflediği siyasî hâkimiyeti kurmak için harekete geçti.

Muhammed Rahim, Ebu’l-Feyz Han’ı tutuklatarak hapse attı. Ancak hanın serbest bırakılmasını isteyenlerin tepkisi üzerine onu öldürttü. Daha sonra Abdülmümin ve Ubeydullah adlı hanedan üyelerini tahta çıkardı; ancak bu hükümdarlar gerçek bir siyasî güce sahip değildi.

1756 yılında Muhammed Rahim kendisini han ilan ederek Buhara’da Mangıt hanedanının yönetimini başlattı. Böylece Astrahanlıların hâkimiyeti sona erdi.

Mangıtlar, Timurlulardan sonra Buhara’da Cengiz Han soyuna dayanmayan ilk hanedan oldu. Buhara, 1920 yılında Sovyet hâkimiyetinin kurulmasına kadar Mangıtların yönetiminde kaldı.

Buhara’da Mangıt Dönemi ve Buhara Emirliği’nin Kuruluşu

Mangıtların Yönetimi Ele Geçirmesi ve Kukla Hanlar Dönemi

Muhammed Rahim Han’ın 1756 yılında Buhara Hanlığı’nın başına geçmesiyle Mangıtların hâkimiyet dönemi başladı. Cengiz Han soyundan gelmeyen ilk Buhara hükümdarlarından biri olan Muhammed Rahim Han, iktidarını güçlendirmek ve merkezî bir yönetim oluşturmak amacıyla askerî teşkilata önem verdi.

Mangıt yönetiminin karşılaştığı en önemli sorun, hanedan meşruiyetinin tartışmalı olmasıydı. Bu nedenle Muhammed Rahim Han, kendisine karşı çıkan kabileleri sert biçimde bastırarak merkezî otoriteyi sağlamaya çalıştı. Aynı zamanda gerçekleştirdiği askerî faaliyetlerle Buhara Hanlığı’nın hâkimiyet alanını genişletti.

Muhammed Rahim Han döneminde Buhara, Semerkant, Hocend, Taşkent, Türkistan, Miyankal, Karşi, Şehrisebz, Huzar, Karagöl ve Amu Derya çevresindeki bölgeler yeniden hanlık hâkimiyetine alındı. Ayrıca Oratepe, Hisar ve Nur-Ata gibi merkezler de Buhara’ya bağlandı.

Uzun süren karışıklıkların ardından Buhara Hanlığı’nda yeniden toparlanma belirtileri görülmeye başlamıştı. Ancak Muhammed Rahim Han’ın 1759 yılında ölümü, bu süreci kesintiye uğrattı. Erkek varisinin bulunmaması taht meselesini yeniden gündeme getirdi.

Devlet adamları ve beyler, Muhammed Rahim Han’ın kızının oğlu Fazıl Töre’yi han ilan ettiler. Ancak henüz altı yaşında olması ve devlet işlerini yürütememesi nedeniyle kısa süre sonra tahttan indirildi.

Bunun ardından Muhammed Rahim Han’ın amcası Muhammed Danyal Bey (1759–1785) iktidarı ele aldı. Ancak bazı Özbek beyleri onun yönetimini kabul etmedi ve çeşitli isyanlar çıktı. Merkezî otoriteyi sağlamakta zorlanan Muhammed Danyal Bey, Cengiz Han soyundan gelen Seyyid Ebulgazi’yi han ilan etti.

Ebulgazi’nin han olmasına rağmen gerçek siyasî yetkisi bulunmuyordu. Buhara yakınlarında ikamet eden Ebulgazi yalnızca sembolik bir hükümdar konumundaydı. Devletin askerî ve siyasî yönetimi ise Muhammed Danyal Atalık’ın elindeydi.

Muhammed Danyal Bey, Buhara Hanlığı’nın dağılmış bölgelerini yeniden bağlamaya çalıştı. Ancak Belh üzerindeki hâkimiyet mücadelesinden sonuç alamadı ve Afgan yöneticiler lehine bu bölgedeki iddialarından vazgeçti.

Yirmi yedi yıl süren yönetimi sırasında devlet gelirleri azaldı ve ulemanın yönetime yönelik hoşnutsuzluğu arttı. Bununla birlikte Muhammed Danyal Bey, sakin ve ölçülü yönetimiyle tanındı. Muhammed Rahim Han’ın aksine “han” unvanını kullanmadı ve “Atalık” unvanıyla yetindi. Ebulgazi adına sikke bastırarak onun hükümdarlığını sürdürdü.

Mangıtların Tam İktidarı ve Buhara Emirliği’nin Kuruluşu

Muhammed Danyal Bey’in oğlu Şah Murad (1785–1800), babasının son dönemlerinde devlet yönetiminde etkili olmaya başladı. Daha önce kendisine sunulan hanlık teklifini derviş hayatını tercih ettiği için kabul etmeyen Şah Murad, babasının 1785 yılında ölümünden sonra yönetimi ele aldı.

Şah Murad, önce sembolik hükümdar Ebulgazi’yi saraydan uzaklaştırdı ve kendisini Buhara Emiri ilan etti. Böylece Mangıtların Buhara üzerindeki hâkimiyeti kesinleşti ve Buhara Hanlığı yerini Buhara Emirliği’ne bıraktı.

Şah Murad ilk olarak kendisine karşı çıkan kardeşleri etkisiz hâle getirdi. Daha sonra Kermine, Oratepe, Hocend, Urgut ve Hisar gibi merkezlerde bağımsız hareket eden yerel yöneticiler üzerine seferler düzenleyerek otoritesini güçlendirdi.

Yönetimi sırasında idarî, askerî ve malî reformlara önem verdi. Uzun süren karışıklıkların bozduğu devlet maliyesini düzeltmeye çalıştı; sulama sistemlerini geliştirdi ve tarımsal üretimi artırmaya yönelik faaliyetlerde bulundu.

1785 yılında gerçekleştirdiği para reformuyla eski gümüş tenge ve altın tilla sisteminin yerine değeri yükseltilmiş yeni gümüş sikkeler bastırdı. Ayrıca halkın elindeki altınları devlet aracılığıyla paraya çevirerek hazine gelirlerini artırdı.

Ekonomik düzenlemelerin yanında askerî faaliyetlerini de sürdürdü. Belh ve Merv bölgeleri onun döneminde Buhara Emirliği’ne bağlandı. Amu Derya’nın güneyindeki bölgelere yapılan seferlerle Meymene ve Endhuy gibi merkezler ele geçirildi. İran üzerine de uzun süre mücadele yürütüldü.

Dindar ve sade yaşamıyla tanınan Şah Murad, hükümdarlık alametleri ve gösterişli unvanlardan uzak durdu. 30 Kasım 1800 tarihinde Buhara’da öldü.

Buhara Emirliği’nin Güçlenmesi

Emir Haydar Dönemi (1800–1826)

Şah Murad’ın ölümünden sonra yerine oğlu Said Emir Haydar (1800–1826) geçti. Emir Haydar, “Seyyid” unvanını kullanan ilk Buhara emiri oldu. Dinî eğitim almış olması ve ulema çevreleriyle yakın ilişkileri sayesinde yönetimini meşrulaştırmaya çalıştı.

Onun döneminde Buhara Emirliği’nde siyasî meşruiyetin kaynağı olarak Cengiz soyuna dayanan evlilik bağlarının önemi azalmaya başladı. Bunun yerine seyyidlik ve dinî otorite daha önemli hâle geldi.

Emir Haydar’ın ilk yılları iç karışıklıklarla geçti. Göçebe Özbekleri yönetimi için tehdit olarak gördüğünden şehirli Türk ve Tacik unsurlara dayandı. Ancak bu politika bazı kabilelerin isyan etmesine yol açtı. Merv Türkmenleri de bu hareketlere katıldı.

Ayrıca Oratepe başta olmak üzere Hokand Hanlığı ile sorunlar yaşandı ve Hive Hanlığı Buhara topraklarına yönelik saldırılarda bulundu.

Emir Haydar, saltanatının büyük bölümünü bu iç ve dış mücadelelerle geçirdi. 1826 yılında ölümünden sonra kısa süreli hükümdarlıkların ardından oğlu Nasrullah tahta çıktı.

Emir Nasrullah Dönemi (1827–1860)

Emir Nasrullah’ın hükümdarlığı, merkezî otoritenin güçlendirilmesi ve askerî reformların yapıldığı bir dönem oldu. Ülke içinde kendisine karşı çıkan gruplara karşı sert tedbirler aldı ve otoritesini artırmaya çalıştı.

Ancak bu dönemin en önemli gelişmesi, Çarlık Rusyası ve İngiltere’nin Türkistan üzerindeki rekabetinin yoğunlaşmasıydı. Rusya’nın güneye doğru ilerleme politikaları ve İngiltere’nin Hindistan merkezli faaliyetleri, Türkistan’ı uluslararası rekabet alanına dönüştürdü. Bu süreç “Büyük Oyun” olarak bilinen rekabet döneminin bir parçası oldu.

İngiltere, Rus yayılmasına karşı Buhara, Hive ve Hokand arasında iş birliği oluşturmak amacıyla bölgeye heyetler gönderdi. Arthur Conolly ve Charles Stoddart’ın yer aldığı İngiliz girişimleri bu dönemde gerçekleşti.

Buhara’ya gelen Stoddart, Emir Nasrullah ile anlaşma sağlamaya çalıştı ancak başarılı olamadı ve casusluk suçlamasıyla hapsedildi. Daha sonra onu kurtarmak amacıyla gelen Conolly de aynı suçlamayla tutuklandı. İki İngiliz diplomat 1842 yılında Emir Nasrullah’ın emriyle idam edildi.

Bu olayın ardından İngiltere yeni girişimlerde bulunsa da Buhara ile ilişkiler düzelmedi.

Emir Nasrullah döneminde Osmanlı Devleti ile de ilişkiler sürdürüldü. Osmanlı yönetimi Türkistan hanlıkları arasında birlik sağlanmasını ve Rus tehdidine karşı ortak hareket edilmesini istiyordu. Ancak Buhara, Hokand ve Hive arasındaki mücadeleler bu tür bir siyasî birlik kurulmasını engelledi.

Emir Nasrullah, iç politikada sert yönetimi nedeniyle çeşitli isyanlarla karşılaştı. 1860 yılında ölümünün ardından yerine oğlu Muzafferüddin geçti. Onun döneminde Çarlık Rusyası’nın Buhara Emirliği üzerindeki baskısı artacak ve Rus işgali gerçekleşecekti.

Çarlık Rusyası’nın Türkistan’a Yönelmesi

Keşif, Ticaret ve İşgal Politikası

XVI. yüzyılın ortalarından itibaren Rusya, Asya yönünde üç ana istikamette yayılma siyaseti izlemeye başladı. Bunlardan ilki doğuda Sibirya üzerinden Çin’e, ikincisi güneyde Kafkaslar üzerinden İran ve Osmanlı topraklarına, üçüncüsü ise güneydoğuda Türkistan üzerinden Hindistan’a uzanan hatlardı.

Türkistan’a yönelik Rus yayılmasının gelişiminde üç önemli dönüm noktası bulunuyordu.

Kazan ve Astrahan’ın Ele Geçirilmesi

Rusların Türkistan’a yönelik ilerleyişinin ilk önemli aşaması 1552 yılında Kazan Hanlığı’nın Çar IV. İvan tarafından ele geçirilmesiyle başladı. Kazan’ın alınması, Rusların Müslüman bir Türk devleti üzerindeki ilk büyük hâkimiyet deneyimi oldu.

Rus yönetimi, Kazan’ı elde tutabilmek amacıyla şehirde güçlü bir askerî merkez oluşturdu ve bölgedeki hâkimiyetini genişletmeye başladı. 1556 yılında Astrahan Hanlığı’nın da ortadan kaldırılmasıyla Ruslar Hazar kıyılarına ve Kazak bozkırlarına yaklaşma imkânı elde etti.

Bu gelişmeler sonucunda Başkurt toprakları, Nogay sahaları ve Sibirya yönündeki bölgeler Rus hâkimiyetine girdi. Böylece Türkistan’a açılan kuzey yolları Rusların kontrolüne geçmiş oldu.

I. Petro Dönemi ve Türkistan’a Ulaşma Çabaları

Rusların Türkistan politikasındaki ikinci önemli aşama XVIII. yüzyılın başlarında I. Petro döneminde yaşandı. Petro, Osmanlı Devleti ve İsveç ile mücadele ettiği dönemlerde dahi güneye yönelik genişleme hedeflerini sürdürdü.

Rus hükümdarının temel amaçlarından biri, Türkistan üzerinden Çin, Hindistan, İran ve çevre bölgelerle ekonomik ve siyasî ilişkiler kurmaktı. Bu nedenle Buhara, Hive ve Belh üzerinden uzanan ticaret yolları Rusya açısından büyük önem taşıyordu.

Bu amaçla 1715 yılında Albay İvan Buhgolts Yarkend’e, Aleksandr Bekoviç Çerkasskiy ise 1717 yılında Hive’ye gönderildi. Ancak her iki girişim de istenilen sonucu vermedi.

I. Petro döneminde Kazak bozkırlarının kontrol altına alınması için yoğun bir kale inşa politikası uygulandı. 1716 yılında Omsk Kalesi, ardından Yamışevsk, Jelezninsk, Dolonsk, Semipalatinsk ve Ubinsk kaleleri kuruldu. 1720 yılında Ust-Kamenogorsk Kalesi’nin inşasıyla Rusya, Kazak sahalarının kuzeyini askerî hatlarla çevreledi.

XVIII. yüzyılın ilk yarısında Orenburg Kalesi’nin kurulmasıyla Kazak bozkırları, Türkistan’a yönelik Rus askerî harekâtlarının başlangıç noktası hâline geldi.

Kırım Savaşı Sonrası Rus Yayılması

Rus yayılmasının üçüncü ve en önemli aşaması, 1853–1856 Kırım Savaşı sonrasında ortaya çıktı. Çarlık Rusyası’nın Osmanlı Devleti ve müttefikleri karşısında aldığı yenilgi, Rusların Avrupa’daki genişleme hedeflerini zorlaştırdı.

Bunun üzerine Rusya yönünü doğuya çevirdi ve Türkistan’ı yeni bir yayılma alanı olarak görmeye başladı. Bu dönemde Rusya’da askerî reformlar gerçekleştirildi ve Türkistan’ın işgali için gerekli hazırlıklar hızlandırıldı.

1853 yılında Hokand Hanlığı’na bağlı Akmescit’in ele geçirilmesi önemli bir gelişme oldu. Ruslar burada Sır Derya boyunca askerî bir hat oluşturdu. 1854 yılında Vernıy Kalesi’nin kurulmasıyla Sibirya askerî hattı meydana getirildi. Böylece Rusya, Hokand Hanlığı’nı iki askerî hat arasında kuşatma altına aldı.

Rus Keşif Heyetleri ve İşgal Hazırlıkları

Rusya, doğrudan askerî harekâta başlamadan önce Türkistan hakkında ayrıntılı bilgi toplamaya yöneldi. Bu amaçla bölgeye çeşitli araştırma ve diplomasi heyetleri gönderildi.

N. V. Hanikov İran’ın doğusu ve Herat’a, N. P. İgnatyev Hive ve Buhara’ya, Çokan Velihanov ise Doğu Türkistan’a gönderildi. İgnatyev başkanlığındaki heyet, Türkistan hanlıklarının siyasî, askerî ve ekonomik durumunu incelemekle görevlendirildi.

1858 yılında Petersburg’a sunulan raporda Türkistan hanlıklarının zayıf ve savunmasız olduğu belirtildi. Raporda özellikle Hokand Hanlığı’nın hedef alınması gerektiği ve hanlıkların birbirleriyle mücadele ettirilerek Rus nüfuzunun artırılabileceği ifade edildi.

Bu rapor, Rusya’nın Türkistan politikasında önemli bir dönüm noktası oldu. Savunma Bakanı Dmitriy Milyutin, Kafkasya Valisi Baryatinskiy ve İgnatyev gibi isimlerin etkisiyle işgal politikası devlet kararlarının merkezine yerleşti.

Rusların Hokand Üzerinden İlerleyişi

Çarlık Rusyası, Türkistan’daki ilk büyük hedef olarak Hokand Hanlığı’nı seçti. Hokand’ın iç karışıklıklarla mücadele ediyor olması Ruslar açısından önemli bir avantaj oluşturuyordu.

1858 yılında Hudayar Han’a karşı çıkan isyanlardan yararlanan Rus kuvvetleri Yedisu bölgesinden harekete geçti. 1860 yılında Tokmak ve Bişkek ele geçirildi. Ardından Ruslar Sır Derya’nın üst kesimlerini ve Doğu Türkistan yollarını kontrol altına aldı.

1864 yılında General Mihail Çernyayev komutasındaki Rus birlikleri Çimkent üzerine yürüdü. Stratejik konumu nedeniyle büyük önem taşıyan şehir kısa sürede Rusların eline geçti. Böylece Rusya, Türkistan hanlıklarına yönelik ilerleyişinde önemli bir mevzi kazandı.

Türkistan Hanlıklarının Bölünmüşlüğü

Rus işgallerinin hızlandığı dönemde Türkistan hanlıkları ortak bir savunma oluşturamadı. Buhara Emirliği ve Hive Hanlığı, Hokand Hanlığı’na yardım etmedi. Hanlıklar arasındaki siyasî rekabet, Rus ilerleyişini kolaylaştırdı.

İngiltere ise Hindistan’daki çıkarlarının tehlikeye girmesi üzerine Rus yayılmasına karşı çıktı ve diplomatik girişimlerde bulundu. Ancak Rusya, Türkistan’daki faaliyetlerini savunmak amacıyla 3 Aralık 1864 tarihinde Gorçakov bildirisi yayımladı.

Bu bildiride Rusya, Türkistan’daki ilerleyişini sınır güvenliği ve bölgeye düzen getirme gerekçeleriyle açıklıyordu. Rus yönetimi, diğer Avrupa devletlerinin sömürgecilik politikalarına benzer biçimde, işgallerini “medeniyet götürme” söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştı.

Rusya’nın Türkistan’daki ilerleyişinde en önemli avantajlardan biri, bölgedeki hanlıkların kendi aralarındaki mücadeleler nedeniyle ortak hareket edememeleriydi. Bu durum, Çarlık Rusyası’nın Buhara Emirliği başta olmak üzere Türkistan devletleri üzerindeki baskısını artırmasına zemin hazırladı.

Buhara Emirliği’nin Rus Tabiiyetine Girmesi (1865–1885)

Taşkent’in İşgali ve Buhara–Rusya Çatışması

Çarlık Rusyası’nın Türkistan’daki ilerleyişi karşısında bölge hanlıkları ortak bir savunma oluşturamadı. Buhara Emiri Muzafferüddin, Rusların Hokand Hanlığı topraklarında ilerlediği dönemde Hokand’ın yardım taleplerine karşılık vermediği gibi, Ruslarla mücadele eden bu hanlığa karşı harekete geçti. Hocend’i ele geçirerek Hokand’ın başkenti çevresine kadar ilerlemesi, Rusların Türkistan’daki genişleme siyasetini kolaylaştırdı.

Rus General Mihail Çernyayev, bu durumdan yararlanarak Taşkent üzerine yürüdü. Şehrin savunması, Türkistan hanlıklarının askerî bakımdan Rusya karşısındaki zayıflığını ortaya koydu. Yaklaşık 30.000 kişilik savunma kuvvetinin önemli bir kısmı modern silahlardan yoksundu. Rus topçularının yoğun bombardımanı sonucunda şehir ağır kayıplar verdi ve 15 Mayıs 1865 tarihinde Rus birlikleri Taşkent’e girdi. Şehir, ardından Çarlık Rusyası yönetimine bağlandı.

Taşkent’in işgali, Buhara Emirliği ile Rusya’yı doğrudan sınır komşusu hâline getirdi. Böylece daha önce Hokand’a karşı Rusların lehine hareket eden Emir Muzafferüddin, yeni tehdidin kendisine yöneldiğini fark etti. Emir, Çernyayev’den Taşkent’i boşaltmasını istedi ancak bu talep kabul edilmedi.

Diplomatik Girişimler ve Savaş Hazırlıkları

Rus tehlikesi karşısında Emir Muzafferüddin, İngiltere ve Osmanlı Devleti’nden destek arayışına girdi. Bu amaçla Muhammed Parsa adlı elçisini görevlendirdi. Elçi 1866 yılında Hindistan’da İngilizlerle görüştü, ardından İstanbul’a giderek Sultan Abdülaziz ile temas kurdu ve daha sonra İngiltere’ye geçti.

Ancak bu girişimlerden sonuç alınamadı. İngiltere bölgedeki çıkarlarına rağmen doğrudan askerî destek vermedi. Osmanlı Devleti ise Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediği için Buhara Emirliği’ne yardım edemedi. Böylece Buhara Emirliği, Çarlık Rusyası karşısında yalnız kaldı.

Bu dönemde Emir Muzafferüddin ile Rusya arasındaki ilişkiler daha da gerildi. Rusların Buhara vatandaşlarını esir alması ve Petersburg’a gönderilen Buhara elçilerinin tutuklanması üzerine Emir, Buhara’daki Rus elçilik heyetini tutuklattı.

Bu gelişme üzerine Ruslar Buhara sınırındaki askerî faaliyetlerini artırdı. 1866 yılında Çernyayev Buhara üzerine sefer düzenledi ancak iklim şartları, kıtlık ve salgın hastalıklar nedeniyle başarısız oldu. Buhara kuvvetlerinin karşı saldırıları sonucunda Taşkent çevresinde hareketlilik yaşandı.

Başarısızlığın ardından Çernyayev görevden alındı ve yerine General Romanovskiy getirildi.

Hocend, Oratepe ve Cizzak’ın Kaybedilmesi

Romanovskiy komutasındaki Rus ordusu Buhara kuvvetleri üzerine harekete geçti. Buhara ordusu sayı bakımından üstün olmasına rağmen modern silah ve askerî düzen bakımından Rusların gerisindeydi. Rus topçularının etkili kullanılması sonucu Buhara kuvvetleri yenildi ve Emir Muzafferüddin geri çekilmek zorunda kaldı.

Bu yenilginin ardından Ruslar ilerleyişlerini sürdürerek 25 Mayıs 1866 tarihinde Hocend’i ele geçirdi. Rus ilerleyişi karşısında Emir Muzafferüddin barış görüşmeleri başlatmak zorunda kaldı. Ancak Rusya ağır şartlar ileri sürdü.

Buhara Emirliği savaş tazminatı olarak 100.000 altın ödemeyi kabul etmeyince Rus kuvvetleri yeniden harekete geçti. Oratepe ve Cizzak şehirleri Rusların eline geçti. Bu süreçte çok sayıda Buharalı hayatını kaybetti.

Türkistan Genel Valiliği ve Semerkand’ın İşgali

Çarlık Rusyası, Türkistan’daki hâkimiyetini güçlendirmek amacıyla 11 Haziran 1867 tarihinde Türkistan Genel Valiliği’ni kurdu ve başına General Konstantin Kaufman’ı getirdi. Taşkent merkezli bu yeni idarî yapı, Rusların bölgedeki askerî ve siyasî faaliyetlerini daha etkin biçimde yürütmesini sağladı.

Kaufman, Buhara kuvvetlerinin sınır ihlallerini gerekçe göstererek Buhara topraklarına yöneldi. İlk hedef olarak Semerkand seçildi. Şehir, Özbekler açısından tarihî ve ekonomik öneme sahipti. Ayrıca Zerefşan Nehri havzasını kontrol eden Semerkand’ın ele geçirilmesi, Buhara Emirliği’nin ekonomik kaynaklarını doğrudan etkileyecekti.

Kaufman’ın ilerleyişi karşısında Semerkand yöneticileri Emir Muzafferüddin’den yardım istedi. Ancak Emir’in şehre gitmemesi halkın direncini zayıflattı. 2 Mayıs 1868 tarihinde Semerkand Ruslar tarafından ele geçirildi.

Ruslar Semerkand’ı doğrudan Türkistan Genel Valiliği’ne bağladı. Bölgenin verimli tarım alanları ve pamuk üretimi açısından taşıdığı önem nedeniyle şehir Buhara Emirliği’ne geri bırakılmadı.

Zirebulak Savaşı ve Rus Hâkimiyetinin Kurulması

Semerkand’ın kaybedilmesinden sonra Buhara Emirliği son bir savunma girişiminde bulundu. Buhara kuvvetleri Zirebulak mevkiinde Rus ordusunu durdurmayı amaçladı.

2 Haziran 1868 tarihinde gerçekleşen Zirebulak Savaşı, Buhara Emirliği açısından büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Rusların üstün topçu gücü savaşın sonucunu belirledi. Yenilginin ardından Emir Muzafferüddin ateşkes talebinde bulundu.

Yapılan antlaşmaya göre:

  • Semerkand, Hocend, Oratepe ve Cizzak Rusya’ya bırakıldı.
  • Zerefşan bölgesi Rus kontrolüne geçti.
  • Buhara toprakları Rus ticaretine açıldı.
  • Rus tüccarlarına geniş ekonomik ayrıcalıklar tanındı.
  • Buhara Emirliği 500.000 ruble savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

Bu antlaşmayla Buhara Emirliği, Çarlık Rusyası’nın siyasî ve ekonomik nüfuzu altına girdi.

Rus Himayesi Altında Buhara Emirliği

Zirebulak Savaşı sonrasında Emir Muzafferüddin’e karşı muhalefet arttı. Oğlu Abdülmelik, Ruslarla yapılan antlaşmaya karşı çıkarak isyan etti ve kendisini Buhara emiri ilan etti. Ancak Rus desteğiyle hareket eden Emir Muzafferüddin isyanı bastırmayı başardı.

1873 yılında Hive Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgal edilmesinin ardından Buhara Emirliği üzerinde daha kapsamlı bir antlaşma uygulandı. Bu antlaşmayla:

  • Buhara ile Rusya arasındaki sınırlar belirlendi.
  • Rus gemilerine Amu Derya’da serbest dolaşım hakkı verildi.
  • Rus tüccarlarına Buhara topraklarında geniş ticaret imtiyazları tanındı.
  • Rus vatandaşlarına mülk edinme ve ticari faaliyetlerde bulunma hakkı sağlandı.
  • Buhara dış dünyayla ilişkilerinde Rus kontrolünü kabul etti.

Bu düzenlemeler sonucunda Emir Muzafferüddin, bağımsız dış politika yürütme imkânını kaybetti. Buhara Emirliği varlığını sürdürse de gerçek güç Türkistan Genel Valiliği’nin eline geçti.

1884 yılında Rusların isteğiyle Buhara’da demiryolu ve telgraf hatları kurulmaya başlandı. Böylece bölge, Rus merkezî yönetimine daha sıkı bağlandı.

Emir Muzafferüddin, 31 Ekim 1885 tarihinde öldü. Yerine geçen Abdulahad Han, Rusların desteğiyle Buhara tahtına çıktı. Bu dönemden itibaren Buhara Emirliği, 1920’deki sona erişine kadar Rus himayesi altında varlığını sürdüren yarı bağımsız bir devlet hâline geldi.

Emir Abdulahad Döneminde Buhara Emirliği (1885–1910)

Rus Himayesi Altında Yeni Dönem

Emir Abdulahad, Buhara tahtına çıktığında emirliğin siyasî ve askerî bağımsızlığı büyük ölçüde sınırlandırılmış durumdaydı. Tahta geçişinin onaylanması için Rusya’ya bir heyet göndermek zorunda kaldı. Çarlık Rusyası, Abdulahad’ın emirliğini tanımasına rağmen Buhara üzerindeki denetimini artıran yeni şartlar ileri sürdü.

Ruslar; Buhara’nın iç güvenliğinde görev yapan asker sayısından gümrük vergilerine, köle ticaretinden yabancıların ülkeye girişine kadar birçok alanda yeni düzenlemeler getirdi. Buna karşılık Buhara Emirliği’ni dış saldırılara karşı koruma sözü verdiler. Ancak bu şartlar, emirliğin hareket alanını daha da daralttı ve Rus nüfuzunu güçlendirdi.

Rus Yerleşimi ve Ekonomik Baskılar

Emir Abdulahad döneminde Rusların Buhara topraklarındaki iskân faaliyetleri hız kazandı. Özellikle Buhara’yı Rusya’ya bağlayan demiryolu hattının faaliyete geçmesi, Rusların bölgeye daha kolay ulaşmasını sağladı. Rus vatandaşları demiryolu aracılığıyla Buhara topraklarında oluşturulan yerleşim merkezlerine yerleştirildi.

Bu gelişmeler sonucunda Buhara’daki Rus nüfuzu giderek arttı. Demiryolu ağı, ilerleyen yıllarda Rusların bölge üzerindeki siyasî ve askerî kontrolünü kolaylaştıran önemli unsurlardan biri hâline geldi.

Emir Abdulahad, ekonomik durumu düzeltmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulundu ancak Rus baskısı nedeniyle başarılı olamadı. Rusların gümrük vergilerini artırması, Buhara üzerinden yapılan ticaretin azalmasına yol açtı. Ayrıca Rusya, Buhara’nın para basma faaliyetlerini de sınırlandırdı. Emirliğin sikke basmasına ancak Rus Devlet Bankası’nda belirli miktarda karşılık bulundurması şartıyla izin verildi.

Eğitim Reformları ve Ceditçilik Hareketi

Emir Abdulahad’ın siyasî ve askerî reform girişimleri Rus engellemeleri nedeniyle sınırlı kaldı. Ancak eğitim alanında daha kararlı bir politika izledi. Öncelikle dil ve hukuk eğitimi almak amacıyla Rusya’ya öğrenciler gönderildi. Daha sonra yüzlerce öğrenci gizlice İstanbul’a gönderilerek modern eğitimle tanışmaları sağlandı.

Bu dönemde Türkistan’da ortaya çıkan Ceditçilik hareketi, Buhara’da da etkili olmaya başladı. Geleneksel eğitim anlayışını savunan Kadimcilerin karşısında yer alan Ceditçiler, eğitim başta olmak üzere siyasî ve toplumsal alanlarda yenilik yapılmasını savunuyordu.

Buhara’da yenileşme düşüncesinin önemli temsilcilerinden biri Ahmet Daniş’ti. Diplomatik görevleri sayesinde farklı ülkeleri tanıyan Daniş, reform düşüncelerinin gelişmesinde etkili oldu. Ayrıca İsmail Gaspıralı ile Emir Abdulahad arasındaki ilişkilerin gelişmesi, Buhara’da Usul-i Cedit okullarının açılmasının önünü açtı. İlk Cedit okulu 1900 yılında faaliyete geçti.

Abdulahad Han’ın Yönetimi ve Son Yılları

Emir Abdulahad dönemi, önceki dönemlere kıyasla daha sakin geçti. Eğitim ve kültür faaliyetlerine önem veren emir, şiirle ilgilenmiş ve ilim adamlarını desteklemiştir. Dini yönü güçlü olmakla birlikte yeniliklere açık bir yönetici olarak tanındı.

Onun döneminde Buhara, Batı dünyasıyla daha yoğun ilişkiler kurmaya başladı. Bu durum şehirlerde eğitimli bir aydın grubunun ortaya çıkmasına ve yenilik fikirlerinin yayılmasına katkı sağladı.

Ancak saltanatının son yıllarında mezhep temelli bazı çatışmalar yaşandı. Emir Abdulahad’ın Şii Astanakul’u Kuşbeyi makamına getirmesi ve yönetimde Şii unsurlara daha fazla yer vermesi Sünni halk arasında tepkiye yol açtı. Şii toplulukların dinî törenleri sırasında çıkan olaylarda her iki taraftan da ölenler oldu.

Çatışmaların büyümesi üzerine Emir Abdulahad, Astanakul’u görevden aldı ve yerine Sünni Nasrullah Buhari’yi getirdi. Ancak olayların ardından Rusya, Buhara’nın iç işlerine müdahalesini artırdı. Bölgede polis teşkilatı kurulmasıyla emirliğin daha önce sahip olduğu iç yönetim yetkileri de büyük ölçüde Rus kontrolüne geçti.

Emir Abdulahad, son yıllarında ağır bir hastalığa yakalandı ve 22 Aralık 1910 tarihinde Kermine’de öldü. Yerine oğlu Alim Han geçti.


Son Emir: Alim Han Dönemi (1910–1920)

Tahta Çıkışı ve Buhara’nın Son Dönemi

Emir Abdulahad’ın oğlu Alim Han, 1881 yılında Kermine’de doğdu. Dinî eğitim aldıktan sonra daha geniş bir eğitim görmesi ve gelecekteki emirlik görevi için 13 yaşında Petersburg’a gönderildi. Babasının veliaht olarak belirlediği Alim Han’ın bu görevi Ruslar tarafından da onaylandı.

1910 yılında babasının ölümü üzerine Buhara tahtına çıkan Alim Han, Buhara Emirliği’nin Sovyet Rusya tarafından ortadan kaldırılmasından önceki son hükümdarı oldu.

Alim Han’ın iktidara geldiği dönemde Buhara Emirliği siyasî, ekonomik ve sosyal açıdan ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı. Toprakların önemli bir bölümü doğrudan Rus hâkimiyetine girmiş, emirlik içinde ise Rus nüfuzu giderek artmıştı.

Yaş Buharalılar ve Ceditçilik

Alim Han döneminde Buhara’daki yenilik hareketleri siyasî bir nitelik kazanmaya başladı. Buharalı Ceditçiler, 1910’dan sonra “Yaş Buharalılar” adıyla anılan daha örgütlü bir hareket hâline geldi.

Bu hareketin gelişmesinde yurt dışına gönderilen öğrenciler etkili oldu. İstanbul’da eğitim gören Abdurrauf Fıtrat, Osman Hoca, Feyzullah Hoca ve diğer genç aydınlar, modern siyasî fikirlerle tanışarak Buhara’da değişim taleplerini güçlendirdiler.

Abdurrauf Fıtrat, diğer Ceditçilerden farklı olarak yalnızca eğitim reformunu değil, siyasî yapının değiştirilmesini de savundu. Böylece Yaş Buharalılar, Buhara Emirliği’nin geleneksel yönetim anlayışına karşı siyasî muhalefet hareketine dönüştü.

1917 Devrimi ve Yaş Buharalıların Mücadelesi

1917 yılında Çarlık Rusyası’nın yıkılması, Buhara’daki siyasî dengeleri değiştirdi. Yaş Buharalılar, yeni Rus yönetimine başvurarak Emir Alim Han’ın yönetimini eleştirdi ve reform taleplerini dile getirdi.

Alim Han, bu girişimlerin kendi yönetimini hedef aldığını düşünerek muhalefete karşı sert tedbirler aldı. Ancak baskılar hareketin daha da güçlenmesine neden oldu.

Yaş Buharalıların baskısı sonucunda Alim Han, 30 Mart 1917 tarihinde bir hürriyet beyannamesi yayımladı. Ancak bu reformlar uygulanmadı. Bunun üzerine Yaş Buharalılar örgütlenerek emirliğe karşı daha sert bir mücadele yürütmeye başladı.

Bolşeviklerle İttifak ve 1918 Buhara Seferi

Ekim Devrimi sonrasında Yaş Buharalılar, Buhara Emirliği’ni ortadan kaldırmak amacıyla Taşkent’teki Bolşevik yönetimiyle ilişki kurdu. Bolşevikler de bölgedeki etkilerini artırmak amacıyla bu hareketi destekledi.

Halk Komiserleri Şurası Başkanı F. Kolesov’un desteğiyle Yaş Buharalılar silahlandırıldı ve 13 Mart 1918 tarihinde Buhara üzerine harekete geçildi.

Ancak Bolşevik ve Yaş Buharalı güçler Buhara Emirliği karşısında başarılı olamadı. Çatışmalar sırasında Rus birlikleri birçok şehri yağmaladı ve sivil halk zarar gördü.

Savaşın ardından 25 Mart 1918 tarihinde imzalanan Kızıltepe Antlaşması ile Buhara Emirliği bağımsızlığını korudu. Ancak bu durum geçici oldu; ilerleyen süreçte Sovyet Rusya’nın bölgedeki baskısı yeniden artacak ve 1920 yılında Buhara Emirliği tamamen ortadan kaldırılacaktır.

Bağımsız Buhara Emirliği ve Küçük Kıyamet (1918–1920)

1918 Sonrası Buhara Emirliği

1918 yılında Bolşeviklerin Buhara’ya yönelik saldırısının başarısız olması ve Kızıltepe Antlaşması ile bağımsızlığını yeniden kazanan Buhara Emirliği, Rusya’daki iç mücadelelerin kendilerine daha geniş bir hareket alanı sağlayacağını düşünüyordu. Ancak Bolşevikler, Çarlık Rusyası’nın Türkistan politikasını büyük ölçüde devam ettirdi. Türkistan’ın stratejik önemini koruması ve Taşkent’in Bolşeviklerin elinde bulunması, bölgedeki Rus etkisinin sürmesini sağladı.

Emir Alim Han, Buhara’daki zaferin ardından muhalif Yaş Buharalıların büyük bölümünün ülkeyi terk etmesinden memnundu. Yaş Buharalıların bir kısmı Moskova’ya, bir kısmı ise Taşkent ve Semerkand’a gitti. Bu süreçte hareket içinde siyasî ayrılıklar ortaya çıktı. Haziran 1919’da Buhara Komünist Partisi kuruldu. Osman Hoca, Feyzullah Hoca ve Polat Hoca gibi isimler ise komünist görüşü benimsemedikleri için bu oluşumdan ayrılarak farklı bir siyasî yapılanma arayışına girdiler.

Emir Alim Han’ın Savunma Hazırlıkları

Alim Han, Bolşeviklerin yeniden saldırıya geçme ihtimalini göz önünde bulundurarak güçlü bir ordu kurmaya çalıştı. Bu amaçla ülke genelinde asker, silah ve at toplanmasını emretti. Asker ihtiyacını yerli halk ve Afganlardan karşılamaya çalışan emir, silah tedariki için İngiltere ve Afganistan ile temas kurdu.

Yapılan çalışmalar sonucunda Buhara Emirliği yaklaşık 40.000 kişilik bir ordu oluşturdu. Ancak silah ve askerî teçhizat konusunda yeterli destek sağlanamadı. İngiltere ve Afganistan’dan beklenen miktarda silah alınamaması, ilerleyen dönemde Kızıl Ordu karşısında önemli bir zayıflık oluşturdu.

Alim Han aynı zamanda Bolşeviklere karşı diplomatik destek arayışına girdi. İngiltere ile görüşmek üzere Meşhed’e Hacı Seferbay gönderildi. Ancak İngiltere, Afganistan’daki gelişmeler nedeniyle Buhara meselesinde doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Afganistan ve Hive Hanlığı ile yapılan görüşmelerden de sonuç alınamadı. Böylece Buhara Emirliği, Bolşevik tehdidi karşısında yalnız kaldı.

Yaş Buharalıların Bolşeviklerle Yakınlaşması

Alim Han, Bolşevik saldırısında Yaş Buharalıların rol oynadığını düşündüğü için bu hareketi tamamen ortadan kaldırmaya yönelik sert tedbirler aldı. Yaş Buharalı olduğu düşünülen kişilerin evleri basıldı, mallarına el konuldu ve birçok kişi cezalandırıldı. Bu süreçte yaklaşık 1.500 Yaş Buharalı idam edildi.

Bu sert uygulamalar, daha önce komünizme mesafeli duran Yaş Buharalıların da Bolşeviklerle yakınlaşmasına neden oldu. Taşkent ve Semerkand’da faaliyet gösteren Yaş Buharalılar, Genç Buharalılar Partisi adı altında örgütlendi. Kısa süre içinde Buhara Komünist Partisi ve Genç Buharalılar Partisi, Alim Han yönetimini sona erdirmek amacıyla Bolşeviklerle ortak hareket etmeye başladı.

Sovyet Müdahalesine Hazırlık

Bolşevikler Rusya’daki hâkimiyetlerini güçlendirdikten sonra Türkistan’daki faaliyetlerini artırdı. Önce Fergana bölgesindeki Hokand yönetimi ortadan kaldırıldı, ardından Hive Hanlığı ele geçirildi. Bu gelişmeler Buhara Emirliği’nin sıradaki hedef olduğunu gösteriyordu.

Alim Han, Bolşeviklerle anlaşma sağlamak amacıyla Moskova’ya bir heyet gönderdi ancak sonuç alamadı. General Mihail Frunze ile 20 Mart 1920 tarihinde yapılan görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı. Frunze, Buhara üzerinde Sovyet nüfuzunun kurulmasını isterken Alim Han bağımsızlığın korunmasını savundu.

Bolşevikler, doğrudan bir işgal görüntüsü vermemek için Buhara halkının kendi yönetimine karşı ayaklandığı izlenimini oluşturmayı amaçladı. Bu nedenle Yaş Buharalılar aracılığıyla bir ayaklanma planlandı. 25 Ağustos 1920 tarihinde yapılan toplantıda Buhara’da ihtilalin başlatılması kararlaştırıldı.

Buhara’nın İşgali (1920)

Yaş Buharalılar arasında müdahalenin yöntemi konusunda görüş ayrılıkları yaşandı. Feyzullah Hoca liderliğindeki milliyetçi grup, Kızıl Ordu’nun müdahalesi olmadan emirliği değiştirmeyi savunurken komünist kanat Sovyet desteğini gerekli görüyordu. Sonuçta Sovyetlerle birlikte hareket edilmesi kararlaştırıldı.

Plan doğrultusunda Beşim Serdar, Çarçuy vilayetindeki Sakar köyünde ayaklanma çıkardı ve Kızıl Ordu’dan yardım istedi. Böylece Sovyet müdahalesi için gerekli gerekçe oluşturuldu.

29 Ağustos 1920 tarihinde General Frunze komutasındaki Sovyet kuvvetleri Buhara üzerine harekete geçti. Kızıl Ordu yaklaşık 10.000 asker, 46 top, 29 makineli tüfek, zırhlı araçlar, zırhlı trenler ve uçaklarla donatılmıştı. Buna karşılık Alim Han’ın ordusunda 8.725 piyade, 7.850 süvari ve 27.070 gönüllü asker bulunuyordu.

Sayı bakımından üstün durumda olan Buhara kuvvetleri, askerî teknoloji ve silah bakımından Sovyetlerden oldukça gerideydi. Alim Han doğrudan çatışmaya girmek yerine Buhara şehrinde savunma yapmayı tercih etti.

Buhara’nın Düşüşü ve Küçük Kıyamet

Kızıl Ordu Buhara önlerine ulaştığında şehri kuşattı. Çatışmaların uzaması üzerine General Frunze şehrin bombalanması emrini verdi. Sovyet uçaklarının gerçekleştirdiği bombardımanlar sonucunda Buhara büyük zarar gördü. Askerî hedeflerle sivil yerleşimler arasında ayrım yapılmadan yapılan saldırılar şehrin önemli bölümünün tahrip olmasına yol açtı.

1 Eylül 1920 tarihinde Karşi Kapısı’nın patlatılmasıyla Kızıl Ordu Buhara’ya girdi. Şehir içinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Afgan birliklerinin geri çekilmesi üzerine Alim Han, Buhara’nın savunulamayacağını anlayarak 1 Eylül’de şehirden ayrıldı.

2 Eylül 1920 tarihinde Buhara tamamen Sovyet kontrolüne geçti. İşgal sırasında şehir büyük bir yıkıma uğradı. Yangınlar günlerce devam etti, birçok kütüphane ve el yazması eser yok oldu. Katliamlar sonucunda çok sayıda sivil hayatını kaybetti.

Buhara halkı yaşanan bu felaketi “Küçük Kıyamet” olarak adlandırdı. Buhara’nın işgaliyle 1785 yılından beri Mangıt hanedanı tarafından yönetilen Buhara Emirliği sona erdi.

Buhara Halk Cumhuriyeti ve Emirliğin Sonu

Buhara Emirliği’nin yerine Sovyetlerin desteğiyle Buhara Halk Cumhuriyeti kuruldu. Ancak bu yapı da uzun süre bağımsız kalamadı. Bolşevikler kısa süre sonra Yaş Buharalıların yönetimdeki etkisini ortadan kaldırdı ve 1924 yılında Buhara Halk Cumhuriyeti’nin yerine Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Buhara’nın bağımsız siyasî varlığı tamamen sona erdi.

İdarî Yapı ve Yönetim Anlayışı

Hanlık Yönetiminin Temelleri

Buhara Hanlığı’nda devlet anlayışı, diğer Türk devletlerinde olduğu gibi hanedanın ortak mülk kabul edildiği bir yönetim anlayışına dayanıyordu. Bu nedenle fethedilen yeni topraklar, kurultaylarda alınan kararların ardından hanedan üyeleri olan han ve sultanlar arasında paylaştırılırdı. Bu uygulama, hanedan mensuplarının kendi askerî güçlerine sahip olmalarını gerekli kılıyordu.

Han, hanedan üyeleri ve ileri gelenlerin katıldığı kurultay aracılığıyla belirlenirdi. Ancak kesin bir veraset sisteminin bulunmaması, hükümdar değişikliklerinde ciddi karışıklıklara yol açıyordu. Hanın ölümüyle birlikte hanedan üyeleri taht üzerinde hak iddia ediyor, sahip oldukları askerî güçlere dayanarak bu mücadeleyi çoğu zaman silahlı çatışmaya dönüştürüyorlardı.

Devlet merkezi Buhara şehriydi. Şibanîler döneminden itibaren devam eden uygulamaya göre hükümdarlık makamı Cengiz Han soyundan gelenlere aitti ve bu anlayış Astrahanlılar döneminde de sürdürüldü. Ancak Astrahanlıların özellikle son dönemlerinde merkezî otoritenin zayıflaması, devlet yönetiminde yerel güçlerin etkisini artırdı. Subhan Kulu Han, Ubeydullah Han ve Ebu’l-Feyz Han dönemlerinde görülen siyasî zayıflık, Atalık makamında bulunan kişilerin devlet yönetiminde belirleyici hâle gelmesine neden oldu.

Ebu’l-Feyz Han döneminde Mangıt kabilesinden Muhammed Rahim Atalık’ın güç kazanması, Astrahanlı hanedanının sonunu hazırladı. 1747 yılında Ebu’l-Feyz Han’ın öldürülmesinden sonra Muhammed Rahim doğrudan tahta geçmek istese de Cengiz soyuna bağlı geleneksel anlayış nedeniyle tepki görmekten çekindi. Bu sebeple Cengiz Han soyundan gelen kukla hanlar tahta çıkarıldı. Resmî belgelerde ve paralarda bu hanların adı kullanılmasına rağmen devlet yönetimi fiilen Mangıtların elindeydi.

Muhammed Rahim, gücünü artırdıktan sonra 16 Aralık 1756 tarihinde Buhara Hanlığı tahtına çıktı. Böylece Maveraünnehir tarihinde ilk defa Cengiz Han soyundan gelmeyen bir hükümdar han unvanını kullanarak hutbe okuttu ve kendi adına para bastırdı. Ardından gelen Danyal Bey, yönetimi tekrar Atalık unvanıyla sürdürdü. 1785 yılında Şah Murad’ın iktidara gelmesiyle birlikte Mangıtların yönetimi kesinleşti. Şah Murad, Türk-Moğol siyasî geleneğindeki “Han” unvanı yerine İslâmî geleneğe dayanan “Emir” unvanını tercih etti. Böylece Buhara Hanlığı, Buhara Emirliği adıyla anılmaya başladı.

Merkezî Yönetim ve Yerel Güçler

Buhara Emirliği idarî açıdan klasik bir monarşi görünümündeydi. Ancak merkezî otoritenin zayıfladığı dönemlerde yerel güç sahiplerinin etkisi büyük ölçüde artıyordu. Yönetim, askerî aristokrasiye dayanıyor; önemli Özbek boylarının liderleri ve dinî çevrelerin ileri gelenleri devlet işlerinde etkili oluyordu.

Emirin altında çok sayıda yüksek görevli bulunuyordu. Bu görevliler askerî, idarî, hukukî, dinî ve ekonomik alanlarda devlet işlerinin yürütülmesinden sorumluydu.

Yönetim Makamları

Beyler

Beyler, han tarafından kendilerine verilen yetkiye dayanarak belirli bölgeleri yöneten yerel güç sahipleriydi. Kendi askerî birliklerine sahip olan beyler, bölgelerinden vergi toplar ve merkezî yönetime bağlı olarak hareket ederdi. Ölüm cezası gerektiren davalar dışında halkı yargılama yetkileri de bulunurdu.

Han çocukları ve hanedan üyelerinin çoğu zaman bey olarak görevlendirilmesi, bu makamın önemini artırıyordu. Beylerin görevlerinden biri de sorumlu oldukları bölgelerdeki gelişmeler hakkında merkezi yönetime bilgi vermekti.

Kuşbeyi

Şibanîler döneminde sınırlı bir öneme sahip olan Kuşbeyi makamı, Astrahanlıların son dönemlerinde güç kazandı. Asıl önemini ise Mangıtlar döneminde elde etti. Buhara Emirliği’nde emirden sonra en güçlü makam hâline gelen Kuşbeyi, devlet yönetimi, hazine, maliye ve vergi işlerinden sorumluydu.

Vilayetler üzerinde yetkiye sahip olan Kuşbeyi’nin atanması ve görevden alınması tamamen emirin iradesine bağlıydı.

Atalık

Atalık makamı, devlet yöneticisi tarafından tayin edilen ve kelime anlamı olarak lala, mürebbi veya babalık görevlerini ifade eden bir mevkiydi. Şibanîler döneminden itibaren varlığını sürdüren bu makam, Astrahanlılar döneminde siyasî önem kazandı.

Merkezî otoritenin zayıflamasıyla birlikte Atalıklar devlet yönetiminde etkili olmaya başladı. Ebu’l-Feyz Han döneminde Atalık makamındaki Mangıtlar gerçek iktidarı ele geçirdi. Ancak Mangıtların Buhara Emirliği’ni doğrudan yönetmeye başlamasından sonra bu makam eski önemini büyük ölçüde kaybetti.

Divanbeyi

Divanbeyi, devlet divanından sorumlu olan görevliydi. Buhara Emirliği döneminde önemli bir konuma sahip olan bu makam, mali işlerin yürütülmesi, bazı vilayetlere yönetici atanması ve savaş ile barış kararlarında rol oynardı.

Harb-i Vezir

Buhara’nın askerî işlerinden sorumlu en yüksek görevlerden biriydi. Bu makama genellikle ordudaki topçu birliklerinin komutanları getirilirdi.

Nakip

Nakipler devlet hiyerarşisinin üst kademelerinde yer alan görevlilerdi. Askerî, diplomatik ve idarî alanlarda çeşitli görevler üstlenirlerdi. Hana yakın olmaları sebebiyle gerektiğinde farklı devlet işlerinde görevlendirilebilirlerdi.

Ordunun düzenlenmesi, savaş hazırlıkları ve askerî teçhizatın sağlanması gibi konularda da sorumluluk sahibiydiler.

Daruga

Moğol döneminden gelen Daruga makamı, Timurlular ve Buhara Hanlığı dönemlerinde de kullanılmaya devam etti. Vilayet ve şehirlerin yönetiminden sorumlu olan darugalar; nüfus kayıtlarının tutulması, asayişin sağlanması, vergi toplanması ve gerektiğinde askerî komutanlık görevlerini yürütürdü.

İnak

İnak makamı ikiye ayrılırdı. Baş İnak, devlet görevlileri arasındaki iletişimi sağlar ve hanın emirlerini ilgili kişilere ulaştırırdı. Kiçik İnak ise han mührünü taşır ve yabancı elçilerin getirdiği mektupları kabul ederdi.

Hukukî ve Dinî Makamlar

Kadı-kelan

Kadı-kelan, hanlıkta görev yapan kadıların başıydı. Hukuk, eğitim, vakıf işleri ve sosyal meselelerle ilgilenirdi. Yetimler ve dulların korunması da görevleri arasındaydı.

Kadı-kelanlar genellikle müderrisler arasından seçilir ve saraya girme hakkına sahip olurdu. Haftada bir kez emirin huzuruna çıkarak ülkenin durumu hakkında bilgi verirlerdi.

Müftü

Müftüler, hukukî meselelerde fetva veren ve uygulamaların kanuna uygunluğunu denetleyen görevlilerdi.

Reis

Reisler şehir düzeni, güvenlik ve temizlik işlerinden sorumluydu. Özellikle pazar yerleri, caddeler ve halkın günlük yaşamı üzerinde denetim yetkisine sahiptiler.

Bunun yanında ahlak ve dinî uygulamaların gözetiminden de sorumlu olan reisler, halkın dinî yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini kontrol ederdi.

Saray ve Haberleşme Görevlileri

Pervaneçi

Pervaneçiler, han tarafından hazırlanan fermanların ilgili yerlere ulaştırılmasından sorumluydu. Gizli haberleşmeler de bu görevliler aracılığıyla gerçekleştirilirdi.

Dadhah

Dadhahlar, halka ait şikâyet dilekçelerini doğrudan hana ulaştırır ve hanın görevlendirmesiyle bazı önemli davalarla ilgilenirdi.

Yesavul

Yesavullar, hanın ziyaretçileri ve misafirleriyle ilgilenir, yabancı elçileri karşılayarak getirdikleri mesaj ve hediyeleri hana ulaştırırdı.

Şigavul

Şigavullar saray teşrifatından sorumluydu. Yabancı elçilerin ve yüksek makam sahibi misafirlerin karşılanması ve ağırlanması görevlerini yürütürdü.

Mali ve Diğer Görevliler

Muhtar

Muhtarlar memleket işlerinden sorumlu vezir sınıfına mensup görevlilerdi. Genellikle İranlılardan seçilir ve özellikle Buhara şehrinin yönetimiyle ilgilenirlerdi.

Zıkyatçı

Zıkyatçılar devlet gelirleri, giderleri ve gümrük işlerinden sorumluydu. Güvenilir kişiler arasından seçilirlerdi. Ayrıca han ailesinin harcamalarını da düzenlerlerdi.

Bunların yanında Buhara Emirliği’nde çeşitli özel görevleri bulunan başka makamlar da vardı. Çurakası resmî kabullerde hanın yanında bulunur, Toksabay önemli davetlerde yemek işlerini düzenler, Desturhancı saray mutfağından sorumlu olurdu. Sadr vakıf işlerini, Kutval bayındırlık faaliyetlerini, Udeyçı askerî birliklerin düzenlenmesini, Kurçi Başı silah işlerini ve Baş Hace hac organizasyonlarını yürütürdü.

Askerî Yapı ve Ordu Düzeni

Buhara Hanlığı’nda askerî teşkilat, eski Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri olan ordu-millet anlayışına dayanıyordu. Türk toplumlarında askerlik yalnızca belirli bir sınıfın görevi olarak görülmemiş, savaş zamanlarında halkın büyük bölümü askerî bir teşkilatlanma içinde hareket edebilmiştir. Bu anlayış, Buhara Hanlığı’nda da devam etmiş ve devletin askerî yapısının temelini oluşturmuştur.

Buhara ordusu, merkezde bulunan hanın ve taşrada kendi bölgelerini yöneten beylerin emrindeki birliklerden meydana geliyordu. Hanlığa bağlı olup Özbek olmayan bölgelerin yöneticileri de savaş zamanlarında hana asker göndermekle yükümlüydü. Bunun yanında halk arasından toplanan düzensiz birlikler ile hanın karargâhında sürekli hazır bulunan profesyonel askerler de ordunun önemli unsurları arasındaydı.

Ordunun başında genellikle han bulunurdu. Daha küçük çaplı askerî seferler ise beyler tarafından yönetilirdi. Buhara toplumunda erkeklerin önemli bir kısmı kendisini askerî görevlere hazır kabul ederdi. Ordunun kışlık ve yazlık olmak üzere iki ayrı karargâhı bulunurdu. Askerî teşkilatlanma eski Türk sistemine uygun olarak onlu düzene göre oluşturulmuştu. Buhara ordusu özellikle bozkır savaş geleneğine dayanan hareketli süvari savaşına önem verirdi.

Askerî Birlikler ve Savaş Düzeni

Buhara ordusunun temel gücünü süvariler oluşturuyordu. Gerektiğinde piyade olarak savaşabilen askerler, çoğunlukla at üzerinde hareket ederdi. Askerler ok-yay, kılıç, mızrak, gürz, teber ve teberzin gibi geleneksel silahları kullanmada uzmandı. Bunun yanında top ve tüfek gibi ateşli silahlardan da yararlanılıyordu.

Askerî donanımda zırh önemli bir yere sahipti. Kuşatma savaşlarında ise mancınık ve arrade gibi araçlar kullanılırdı. Ancak zamanla ateşli silahların savaş alanındaki öneminin artmasına rağmen Buhara ordusu bu alanda yeterli gelişmeyi gösteremedi.

Buhara Ordusunun Yapısı

Mangıtlar döneminde Buhara ordusunun teşkilatı, Orta Çağ İslâm devletlerinin askerî yapısına benzer bir görünüm kazandı. Şibanîler döneminden kalan askerî sistem büyük ölçüde korunmuş, ancak bu yapının üzerine yeni askerî reformlar eklenememişti.

Eyaletlerde görev yapan yöneticiler emir adına vergi toplar, karşılığında belirli miktarda asker yetiştirerek savaş zamanında merkeze gönderirdi. Eyalet askerleri iki temel gruba ayrılırdı:

Nökerler

Nökerler, vergi karşılığında yetiştirilen düzenli askerlerdi. Eyalet yöneticilerinin sorumluluğunda bulunan bu birlikler, savaş zamanlarında emirin ordusuna katılırdı.

Kara-çirikler

Kara-çirikler, halk arasından toplanan gönüllü ve düzensiz birliklerdi. Sayıları nökerlerden daha fazlaydı çünkü belirli askerî şartlara bağlı olmadan olağanüstü dönemlerde silah altına alınabilirlerdi.

Ancak Kara-çiriklerin savaş zamanlarında toplanması ekonomik sorunlara yol açıyordu. Çünkü bu birliklerin büyük bölümü tarımla uğraşan halktan oluşuyordu. Uzun süren savaşlar ve iç mücadeleler nedeniyle halkın üretim faaliyetlerinden uzaklaşması, ekonomik sıkıntıları artırıyordu.

Ordunun Sayısı ve Daimî Birlikler

Buhara Emirliği döneminde eyaletlerden gelen askerlerin sayısının yaklaşık 24.000 olduğu belirtilmektedir. Bunların yaklaşık 20.000’i süvari, 4.000’i ise piyadelerden oluşuyordu. Kara-çirik birliklerinin sayısı ise yaklaşık 10.000 civarındaydı.

Bu kuvvetlere ek olarak başkent Buhara ve çevresinde emiri korumakla görevli yaklaşık 12.000 kişilik sürekli bir askerî birlik bulunuyordu. Savaş dönemlerinde Türkmenler gibi farklı topluluklardan asker alınmasıyla ordunun mevcudu artırılabiliyordu.

Askerî Zayıflama ve Rus İşgali Karşısındaki Durum

XIX. yüzyılda Buhara Emirliği, ordusunu dönemin askerî teknolojisine uygun şekilde yenileyemedi. Siyasî karışıklıklar, ekonomik zayıflık ve bilimsel gelişmelerin sınırlı kalması askerî alandaki ilerlemeyi engelledi.

Özellikle silah teknolojisinin gelişmesi için gerekli olan madencilik ve mühendislik alanlarında yeterli ilerleme sağlanamadı. Buna karşılık Çarlık Rusya modern silahlarla donatılmış düzenli ordulara sahipti. Bu nedenle Buhara Emirliği’nin asker sayısı bakımından önemli bir gücü bulunmasına rağmen askerî teknoloji ve donanım bakımından Rus ordusunun gerisinde kalması, Rus işgalinin kolaylaşmasındaki temel etkenlerden biri oldu.

İdarî, İktisadî ve Kültürel Yapı

Eğitim ve İlmi Hayat

Buhara Hanlığı, kendisinden önce Maveraünnehir'de hüküm süren Timurluların kültürel mirasını devam ettiren önemli merkezlerden biri oldu. Özellikle Şibanîler döneminde Buhara ve Semerkand şehirleri, Herat'ın eski kültürel ağırlığını büyük ölçüde üstlendi. Özbek hanlarının ilmi faaliyetleri desteklemesi ve ulemanın himaye edilmesi, Buhara'nın eğitim ve kültür merkezi hâline gelmesinde etkili oldu.

Buhara hanlarının şeriata bağlı yönetim anlayışı, eğitim sisteminin şekillenmesinde belirleyici oldu. Timurlular döneminde önem verilen astronomi gibi bazı pozitif bilimler zamanla geri planda kalırken, medreselerde dinî ilimler ağırlık kazandı. Buhara'daki eğitim kurumları özellikle hukuk, ilahiyat ve Arapça öğretimiyle öne çıktı. Bu durum, şehrin İslam dünyasında önemli bir eğitim merkezi olarak tanınmasını sağladı.

Medreseler yalnızca dinî eğitim verilen kurumlar değildi; aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinden insanların eğitim aldığı merkezlerdi. Öğrencilerin ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır, başarılı öğrenciler desteklenirdi. Medreselerde görev yapan müderrisler devlet tarafından maaş alır, ayrıca çeşitli yardımlardan yararlanırlardı. Bu nedenle Buhara'ya yalnızca Türkistan'dan değil, Hindistan, Afganistan ve çevre bölgelerden de öğrenciler gelirdi.

Astrahanlılar döneminde yaşanan siyasi istikrarsızlıklar eğitim hayatını olumsuz etkiledi. İç mücadeleler, Hive ve Safevîlerle yapılan savaşlar nedeniyle Buhara ve Semerkand'daki bazı medreseler eski önemini kaybetti. Mangıtların iktidara geldiği ilk yıllarda devam eden karışıklıklar sebebiyle bazı medrese binaları farklı amaçlarla kullanıldı.

Şah Murad'ın 1785 yılında iktidara gelmesiyle birlikte eğitim alanında yeniden canlanma başladı. Merkezi otoritenin güçlenmesiyle medreseler onarıldı ve yeni eğitim kurumları açıldı. Şah Murad'ın ardından Emir Haydar'ın da eğitim faaliyetlerine önem vermesi, Buhara'daki ilmî hayatın gelişmesine katkı sağladı. Bu dönemde din âlimlerinin eserleri çoğaltıldı, eğitimciler desteklendi ve mimari, sulama, cebir ve geometri gibi alanlarla ilgilenen kişiler arttı.

XIX. yüzyılda Buhara şehrinde yüzlerce medrese bulunuyordu. Medreselerde hukuk-ilahiyat, Arapça ve hikmet başlıkları altında eğitim verilirdi. Öğrenciler tefsir, hadis, fıkıh, kelam, Arap dili, mantık ve benzeri alanlarda dersler alırdı. Eğitim süreci temel, orta ve ileri seviyelerden oluşur; başarılı olanlar kadı, müftü ve müderris gibi görevlerde bulunabilirdi.

Bununla birlikte Buhara eğitim sistemi zamanla önemli sorunlarla karşılaştı. Medreselerde dinî ilimlere ağırlık verilmesi, fen ve sosyal bilimlerin yeterince gelişmemesine yol açtı. Bu durum, devletin modern teknoloji ve askerî gelişmeleri takip etmesini zorlaştıran unsurlardan biri hâline geldi.

Dini Hayat ve Tarikatlar

Buhara şehri, Rus işgalinden önce İslam dünyasının önemli dinî merkezlerinden biri olarak kabul edilirdi. "Kutsal Buhara" olarak anılan şehirdeki camiler, medreseler ve türbeler çok sayıda ziyaretçiyi bölgeye çekmekteydi. Türkistan, Hindistan ve Deşt-i Kıpçak gibi bölgelerden gelen ziyaretçiler, Buhara'nın hem dinî hem de ekonomik canlılığına katkı sağladı.

Buhara Hanlığı'nda halkın büyük çoğunluğu Müslümandı ve yönetim anlayışında din önemli bir yere sahipti. Hanlar ve emirler, yönetimlerini İslami esaslarla meşrulaştırmaya çalışıyor, siyasi hayat ile dinî kurumlar arasında güçlü bir ilişki bulunuyordu.

Şibanîler döneminde Nakşibendî tarikatı Buhara ve çevresinde büyük bir nüfuz kazandı. Tarikatın kurucusu Bahâeddin Nakşibend'in halefleri bölgede etkili faaliyetlerde bulundu. Ubeydullah Ahrar'ın çalışmalarıyla Nakşibendilik Türkistan'ın en yaygın tarikatlarından biri hâline geldi. Özbek hanları da zamanla bu tarikatla yakın ilişkiler kurdu.

Şibanî hanları, Sünnî anlayışı ve şeriatı siyasi meşruiyetlerinin önemli unsurlarından biri olarak gördüler. Nakşibendîlik, özellikle Safevîlerle yaşanan mezhep mücadelelerinde de önemli bir dayanak noktası oldu.

XVI ve XVII. yüzyıllarda Nakşibendîlik çeşitli kollara ayrıldı. Ahmed Kasanî'nin faaliyetleriyle ortaya çıkan Kasaniyye veya Dehbidiyye kolu, Fergana, Semerkand ve Buhara çevresinde etkili oldu. Bu kollardan biri olan Cuybari tarikatı ise özellikle II. Abdullah Han döneminden itibaren siyasî hayatta önemli bir güç hâline geldi. Tarikat şeyhleri zaman zaman hanların tahta çıkışı ve görevden alınması gibi gelişmelerde etkili oldular.

Mangıtlar döneminde dinin devlet yönetimindeki etkisi daha da arttı. Cengiz Han soyundan gelmeyen Mangıtlar, siyasi meşruiyetlerini dinî temellere dayandırmaya çalıştı. Emirler seyyid aileleriyle akrabalık kurarak seyyidlik unvanını kullandılar ve "emîrü'l-mü'minîn" gibi dinî ifadelerle yönetimlerini güçlendirdiler.

Ekonomik Yapı ve İktisadi Hayat

Buhara Hanlığı, Orta Asya'nın önemli ticaret yollarının kesiştiği bir bölgede bulunuyordu. Bu nedenle ticari faaliyetlerin devamlılığı bütün hanedanlar için temel önceliklerden biri oldu. Moğol istilası sonrasında gerileyen ticaret, Timurlular döneminde yeniden canlandı; ancak Timurlu hâkimiyetinin zayıflamasıyla yaşanan siyasi mücadeleler ekonomik hayatı olumsuz etkiledi.

Özbeklerin XVI. yüzyılda Buhara Hanlığı çevresinde siyasi birlik oluşturmasıyla bölgede ticari faaliyetler yeniden gelişmeye başladı. Şehirlerde yaşayan halk daha çok ticaretle uğraşırken, kırsal kesimde yaşayan nüfusun temel geçim kaynağı tarımdı.

Buhara ekonomisinin temelini tarım oluşturuyordu. Bölgedeki tarımsal üretim, büyük ölçüde nehirlerden yararlanılarak oluşturulan sulama kanallarına dayanıyordu. Buğday, arpa, darı ve pirincin yanı sıra kavun, üzüm, şeftali, kayısı, elma, armut, nar ve çeşitli sebzeler yetiştiriliyordu.

Hayvancılık da ekonomik hayatın önemli unsurlarından biriydi. Tarım alanlarının nüfusun ihtiyacını karşılamakta yetersiz kaldığı bölgelerde büyükbaş hayvancılık yapılıyordu. Göçebe toplulukların ise temel sorunlarından biri otlaklara erişimdi.

Buhara halkının diğer önemli geçim kaynaklarından biri pamuk ve ipek üretimiydi. Pamuk ve ipek iplikleri evlerde işleniyor, kumaş üretiminde kullanılıyordu. Özellikle ipek üretimi Astrahanlılar döneminde önem kazandı.

Mangıtlar döneminde Buhara'nın uluslararası ticaretteki önemi arttı. Başkent Buhara; Afganistan, Hindistan, Çin, Rusya, Hive ve Hokand arasındaki ticari ilişkilerde önemli bir merkez hâline geldi. Buhara, Semerkand ve Taşkent şehirleri ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı başlıca merkezlerdi.

Mimari ve Şehir Kültürü

Buhara Hanlığı döneminde en önemli mimari eserler yönetim merkezi olan Buhara şehrinde inşa edildi. XVI. yüzyıldan itibaren şehrin siyasi ve ekonomik öneminin artmasıyla çok sayıda cami, medrese ve kamu yapısı meydana getirildi.

Buhara mimarisinde parlak renkli kubbeler ve süslü yapı anlayışı dikkat çeker. Şehrin surları, Ark adı verilen iç kale bölgesi, İsmail Samanî Türbesi, Meğak-ı Attari Camii, Kalon Camii ve Namazgah gibi yapılar Buhara'nın tarihî dokusunun önemli parçalarıdır.

Medrese yapımı Buhara'da büyük önem taşıyordu. Genellikle kare planlı ve iki katlı olarak inşa edilen medreselerin alt katlarında derslikler, üst katlarında ise öğrenci odaları bulunurdu. Mir Arab Medresesi, Abdülaziz Han Medresesi, Nadir Divan Bey Medresesi, Kukeldaş Medresesi ve Elçi İrnazar Medresesi bu dönemin önemli eserleri arasındadır.

Bunun yanında Leb-i Havuz çevresindeki yapılar, Bola Havuz Mescidi, Çar Minar Camii ve Buhara emirlerinin sarayları Buhara mimarisinin seçkin örnekleri arasında yer alır.

Anıtsal yapıların aksine halkın yaşadığı konutlar oldukça sadeydi. Evler genellikle kerpiçten yapılır, alçak ve birbirine yakın şekilde inşa edilirdi. Düz damlı bu evlerin pencereleri çoğunlukla tavan seviyesine yakın olur, bazı yapılarda giriş ve pencere işlevi aynı açıklık üzerinden sağlanırdı.

İçindekiler