Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

II. Göktürk Kağanlığı

Ansiklo sitesinden

II. Göktürk Kağanlığı, 682 yılında Kutlug Kağan'ın önderliğinde Doğu Göktürk Devleti'nin yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla kurulan ve 744 yılına kadar Orta Asya bozkırlarına hâkim olan Türk devletidir. Çin egemenliğine son vererek Göktürk siyasi birliğini yeniden tesis eden bu devlet, İlteriş Kutlug Kağan, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde en güçlü devrini yaşamış; askerî başarılarının yanı sıra gelişmiş devlet teşkilatı, diplomatik faaliyetleri ve Orhun Yazıtları gibi Türk tarihinin en önemli yazılı miraslarını bırakmasıyla Türk siyasi ve kültür tarihinde kalıcı bir yere sahip olmuştur.

Göktürk Kağanlığı’nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması

Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında ortaya çıkan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T’u-li Kağan’ın ağır vergi uygulamaları, Töles ve Moğol kökenli boyların merkezî yönetime karşı ayaklanmasına yol açtı. Sir Tarduşların güç kazanması ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması, devletin siyasi bütünlüğünü daha da sarstı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Göktürk ülkesindeki bu durumdan yararlanarak Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında ağır bir yenilgiye uğrayan İl Kağan, önce Demir Dağı’na çekildi, ardından Tang yönetimine bağlanacağını bildirdi. Buna rağmen Çin kuvvetlerinin ani saldırısı sonucunda Göktürk ordusu dağıldı; İl Kağan’ın oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu.

Kaçmayı başaran İl Kağan daha sonra yakalanarak Ch’ang-an’a götürüldü. İdam edilmeyen İl Kağan, hayatının kalan kısmını Çin’de geçirdi ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti sona erdi ve Göktürklerin önemli bir bölümü Tang hâkimiyeti altına girdi. T'u-li Kağan (Shen-po-pi), Shih-pi Kağan'ın oğluydu ve İl Kağan'ın yeğeniydi. Henüz genç yaşta devletin doğu kanadının idaresiyle görevlendirilmiş, çok sayıda Moğol boyunun yönetimini üstlenmişti. Ancak uyguladığı ağır vergi politikası nedeniyle yönetimi altındaki boyların desteğini kaybetti. Başta Sir Tarduşlar olmak üzere birçok topluluk ayaklanırken, bazı Moğol boyları da Tang Hanedanı'nın hâkimiyetini kabul etti.

İl Kağan tarafından isyanları bastırmakla görevlendirilen T'u-li başarılı olamadı. Ağır bir yenilgiye uğramasının ardından cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozuldu. Devlet içindeki mücadelelerin şiddetlenmesi üzerine 629 yılında Tang İmparatoru T'ai-tsung'a elçi göndererek Çin'e sığınmak istedi. Tang sarayında törenle karşılanan T'u-li Kağan'a askerî ve idarî unvanlar verildi. Beraberindeki Göktürk toplulukları Çin'in kuzeyindeki çeşitli bölgelere yerleştirilirken, kabile reisleri merkezden uzak bölgelere gönderildi. Tang yönetimi, T'u-li'yi yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasi gücünü yeniden kazanmasını önlemeyi amaçladı. T'u-li Kağan, 631 yılında Çin topraklarında öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.

Göktürklerin Dağılması

Doğu Göktürk Devleti'nin yıkılışı sırasında ülkede siyasi ve ekonomik düzen büyük ölçüde çökmüştü. 627 yılında yaşanan ağır kıtlık, Töles boylarının ayaklanmaları ve devlet yönetimindeki otorite kaybı halkın yaşamını olumsuz etkiledi. Ayrıca Soğd kökenli bazı devlet adamlarının geleneksel Göktürk idare anlayışında yaptıkları değişiklikler de merkezî yönetime duyulan güveni zayıflattı. 630 yılında İl Kağan'ın Tang kuvvetlerine esir düşmesiyle Göktürkler ortak bir siyasi otoriteden mahrum kaldı. Bunun ardından halk farklı bölgelere dağıldı. Bir kısmı Ötüken'de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul etti. Başka bir grup Tanrı Dağları'nın güneyindeki Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi Türkistan şehirlerine yerleşerek bölgedeki Türk nüfusunun artmasına katkıda bulundu.Göktürklerin en büyük kitlesi ise Tang İmparatorluğu'na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu topluluğun Çin sınırlarına yerleşmesi, Tang yönetiminde önemli güvenlik tartışmalarına yol açtı. Göktürklerin nasıl idare edileceği ve gelecekte yeniden güçlenmelerinin nasıl önleneceği, Çin sarayının öncelikli meselelerinden biri hâline geldi.

Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi

Doğu Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk, Çin’in kuzey sınırlarına geldi. Göçebe hayat tarzına sahip bu toplulukların nereye yerleştirileceği ve nasıl idare edileceği, Tang sarayında ciddi tartışmalara yol açtı. Çinli devlet adamları, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasi ve askerî bir güç hâline gelmesinden endişe ediyordu.

Sarayda ileri sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak’ın güneyine dağıtılarak Çin şehir ve kasabalarına yerleştirilmesiydi. Bu görüşü savunanlar, Göktürklerin dokumacılık ve tarımla uğraşmalarını sağlayarak zamanla yerleşik hayata geçmelerini ve Çin kültürü içinde erimelerini amaçlıyordu. Böylece hem Çin’in nüfusu artacak hem de Göktürklerin eski yurdu olan Gobi Çölü’nün kuzeyi boş bırakılarak yeni saldırıların önüne geçilecekti.

Yen Shih-ku ise Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak’ın kuzeyine yerleştirilmesini, her topluluğun başına ayrı bir yönetici tayin edilmesini önerdi. Bu düzenlemenin, Göktürklerin tek bir siyasi yapı altında birleşmesini engelleyeceğini düşünüyordu.

Li Pai-yao da Göktürklerin birbirinden bağımsız boylar hâlinde tutulmasını savundu. Ona göre boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeli, ancak bu reisler yalnızca Tang imparatoruna bağlı olmalıydı. Göktürk hanedanına mensup A-shih-na ailesinin de sadece kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması yeterli görülüyordu. Böylece Göktürk boyları arasında birlik kurulamayacak ve birbirlerine üstünlük sağlayamayacaklardı. Sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ting-hsiang’da bir askerî valilik kurulması da teklif edildi.

Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesini tehlikeli buluyordu. Çin’e teslim olmuş olsalar bile eski yurtlarını unutmayacaklarını ve güçlendikleri takdirde başkent Ch’ang-an için tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bu nedenle Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski topraklarının boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Böylece Göktürklerin Tang İmparatorluğu’na bağlı küçük siyasi birlikler hâlinde yaşamaları sağlanacaktı.

Wen Yen-po ise daha farklı bir politika benimsedi. Göktürklerin gelenekleri bozulmadan, boy ve kabile yapıları korunarak Çin’in kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini savundu. Bu toplulukların sınır bölgelerini Çin adına koruyabileceğini ve Tang yönetiminin askerî gücüne katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Ayrıca Göktürklerin Çin geleneklerini, tarımı ve dokumacılığı öğrenmeleri, cesur savaşçılarının ise saray muhafızı olarak görevlendirilmeleri gerektiğini belirtti.

Wei Cheng bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Göktürklerin geçmişte Çin’e defalarca saldırdığını, güçlendikleri zaman yeniden isyan edeceklerini ve Çin nüfusu içinde hızla çoğalarak büyük bir tehdit oluşturacaklarını ileri sürdü. Bu nedenle onların Sarı Irmak’ın güneyine yerleştirilmemesini, mümkünse eski topraklarına gönderilmelerini istedi.

Tartışmaların sonunda İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun görüşünü kabul etti. Böylece Çin’e gelen Göktürklerin kuzey sınırlarına yerleştirilmesine, boy düzenlerinin korunmasına ve Tang yönetimine bağlı askerî ve idarî topluluklar hâlinde teşkilatlandırılmasına karar verildi.

Esir Göktürklerin Yerleştirilmesi

Tang sarayında yapılan değerlendirmelerin ardından İmparator T’ai-tsung, Wen Yen-po’nun önerisini kabul ederek Çin’e sığınan Göktürklerin kuzey sınır bölgelerine yerleştirilmesine karar verdi. Kaynaklarda sayılarının yüz bini aştığı belirtilen Göktürkler, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki çeşitli bölgelere dağıtıldı ve bu yerleşim alanları yeni askerî-idarî teşkilatlar hâline getirildi.

Göktürklerin eski yurtları da yeniden düzenlenerek Tang yönetimine bağlı askerî valiliklere ayrıldı. Böylece hem sınır güvenliğinin sağlanması hem de Göktürk boylarının yeniden tek bir siyasi otorite altında birleşmelerinin önlenmesi amaçlandı.

Çin başkentine gelen Göktürk boy beyleri ve ileri gelenleri çeşitli askerî ve idarî unvanlarla ödüllendirildi. Bir kısmı Tang sarayında resmî görevlere getirildi; aileleri de daha sonra başkent Ch'ang-an'a yerleşti. Kısa süre içinde şehirde yaşayan Göktürk ailelerinin sayısı önemli ölçüde arttı.

Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması

639 yılında, Çin'e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T'u-li Kağan'ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin'e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin'de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.

Hazırlanan plana göre İmparator T'ai-tsung'un ele geçirilmesi ve yerine T'u-li Kağan'ın oğlu Ho-lo-hu'nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin'in iç bölgelerine sürgün edildi.

İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin'in kuzeyinde ve başkent Ch'ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Ssu-mo’nun Kağan İlan Edilmesi

Chie-shih-shuai’ın 639’daki ayaklanma girişimi, Tang yönetiminin Çin’de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye gönderme kararını hızlandırdı. Bu topluluğun başına, Göktürk hanedanına mensup ve uzun süredir Çin’le yakın ilişkiler kurmuş olan Ssu-mo getirildi.

Ch’i-min Kağan’ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmıştı. Bir dönem Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş, ancak Ch’i-min Kağan’ın ülkesine dönmesi üzerine yerini ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch’u-lo kağanlar zamanında hanedan mensubu olduğu konusunda duyulan kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu dönemde Tang Hanedanı ile ilişki kurarak Çin sarayına birçok kez elçi gönderdi.

Göktürk Kağanlığı’nın 630’da yıkılmasının ardından Çin’e gelen Ssu-mo’ya askerî ve idarî görevler verildi. Tang yönetimi, 639 yılında onu İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan unvanıyla Çin’deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti. Ayrıca kendisine Tang hanedanının Li soyadı verilerek Çin imparatoruna bağlılığı güçlendirilmeye çalışıldı.

Ssu-mo başlangıçta, Ötüken çevresinde hâkimiyet kuran Sir Tarduşlardan çekindiği için kuzeye gitmek istemedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Sir Tarduşlara gönderdiği elçi aracılığıyla Gobi Çölü’nün kuzeyinin onların, güneyinin ise Ssu-mo yönetimindeki Göktürklerin hâkimiyetinde kalacağını bildirdi. İki tarafın birbirine saldırması hâlinde Tang ordusunun müdahale edeceği de açıklandı.

Ssu-mo’nun yönetimini desteklemek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens olarak görevlendirildi. Göktürk halkı ve onlarla birlikte yaşayan Soğd topluluklarının eski yerleşim alanlarına dönmeleri kararlaştırıldı.

641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürülerinden oluşan Göktürk topluluğu Ssu-mo’nun idaresinde Sarı Irmak’ı geçerek kuzeye yerleşti. Yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo, Tang sarayına bağlılığını bildirerek Çin’in kuzey sınırlarını koruyacağını, Sir Tarduş saldırısı karşısında ise Çin Seddi’ne sığınmak istediğini belirtti.

Ancak kurulan yönetim uzun ömürlü olmadı. Ssu-mo, kendisine bağlı topluluklar üzerinde tam bir hâkimiyet kuramadı ve yönetimi sırasında çeşitli isyanlarla karşılaştı. Aynı yıl Sir Tarduş kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Ssu-mo önce Shuo-chou’ya, ardından 643 yılında yeniden Çin’e sığınmak zorunda kaldı.

Tang sarayında kendisine yeni askerî unvanlar verilen Ssu-mo, daha sonra Çin ordusunda görev aldı. Liao-tung seferi sırasında yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Böylece Tang yönetiminin Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde, kendisine bağlı bir siyasi yapı hâlinde tutma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü

Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar en güçlü topluluklardan biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre bu topluluk, Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle ortaya çıktı. Sirlerin Tarduşları yenerek onların halkını kendi bünyelerine katmasından sonra iki ad birlikte kullanılmaya başlandı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle benzer özellikler taşıyorlardı.

552’den önce Bumin Kağan’ın hâkimiyet altına aldığı Töles toplulukları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. Batı Göktürk ülkesinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Töles boyları zaman zaman merkezî yönetime karşı ayaklandı. Ch’u-lo Kağan’ın ağır vergiler uygulaması ve bazı boy beylerini öldürtmesi üzerine bu topluluklar Ch’i-pi ve Sir Tarduşlar çevresinde toplanmaya başladı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po’ya Ye-shih Kağan unvanını verdiler. Daha sonra güçlenen Batı Göktürk hükümdarlarına bağlandılar.

İ-nan’ın Ötüken’de Hâkimiyet Kurması

Batı Göktürk ülkesinde 628 yılında başlayan karışıklık üzerine İ-shih-po’nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya yönelerek İl Kağan’a bağlandı. Doğu Göktürk Devleti’nin de kısa süre içinde karışıklığa sürüklenmesi üzerine İl Kağan’a karşı ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu başarının ardından birçok boy Sir Tarduşlara katıldı ve Ötüken bölgesi İ-nan’ın denetimine geçti.

Tang İmparatoru T’ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti’ni zayıflatmak amacıyla İ-nan’la ilişki kurdu. Kendisine davul ve sancak gönderilerek Chen-chu Bilge Kağan unvanı verildi. İ-nan da bu unvanı kabul ederek Tang sarayına elçi ve hediyeler gönderdi.

Doğu Göktürk Devleti’nin 630’da ortadan kalkmasının ardından Sir Tarduşlar merkezlerini Tola Irmağı’nın güneyine taşıdı. Hâkimiyet alanları Baykal Gölü’nden doğudaki Shih-wei topluluklarına, batıda ise Tanrı Dağları’nın kuzeyine kadar genişledi. Böylece Gobi Çölü’nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların denetimine girdi. Kaynaklarda ordularındaki yetişmiş asker sayısının iki yüz bine ulaştığı belirtilmektedir.

İ-nan, devletin kuzey ve güney kanatlarını oğulları Tardu ile T’u-li-shih’in idaresine verdi; kendisi ise merkezde kaldı. Sir Tarduşlar bu dönemde Tang sarayıyla düzenli elçilik ilişkileri kurdular. Ancak onların giderek güçlenmesi, Tang yönetiminde endişe uyandırdı. İmparator T’ai-tsung, Sir Tarduşların siyasi bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla İ-nan’ın iki oğlunu da ayrı hükümdarlar gibi tanımaya çalıştı.

Ssu-mo Yönetimindeki Göktürklere Saldırı

Sir Tarduşlar, Çin’den geri gönderilen Göktürklerin yeniden güçlenmesinden kaygı duyuyordu. Göktürk boylarının Ssu-mo’nun çevresinde toplanması hâlinde kendilerine bağlı toplulukların ayrılabileceğini düşünüyorlardı.

641 yılında T’ai-tsung’un doğudaki kutsal dağa gitmesini fırsat bilen İ-nan, oğlu Tardu Şad’ı iki yüz bin askerle Gobi Çölü’nün güneyine gönderdi. Tardu Şad, Ssu-mo’nun kuvvetlerine saldırınca Ssu-mo geri çekilerek Shuo-chou’ya sığındı. Tang yönetimi bunun üzerine bölgeye çok sayıda birlik sevk etti.

Sir Tarduş kuvvetleri başlangıçta Tang ordusundaki Göktürk askerlerini geri püskürttü. Ancak Çinli kuvvetlerin karşı saldırısı sonucunda dağıldılar ve kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Sert kış şartları da Sir Tarduşların kayıplarını artırdı. Bu gelişmelerin ardından Sir Tarduşlar Tang sarayına elçi göndererek barış istediler.

Tang Hanedanı ile Evlilik Görüşmeleri

Sir Tarduşlar, Tang Hanedanı ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Çinli bir prensesle evlilik talebinde bulundu. İlk teklif İmparator T’ai-tsung tarafından reddedildi. Ancak sonraki görüşmelerde çok sayıda at, deve, sığır ve koyun sunulması üzerine evlilik ittifakı yeniden değerlendirildi.

Tang sarayında yapılan görüşmelerde, Sir Tarduşların tamamen ortadan kaldırılmasının Göktürk ülkesini denetlemeye yönelik Çin politikasını bozabileceği düşünüldü. Bu nedenle bir süre için onlarla iyi ilişkiler kurulması tercih edildi. Bununla birlikte Sir Tarduşların vaat edilen hayvanları gönderememesi ve Tang sarayına düzenli vergi sunmaması üzerine evlilikten vazgeçildi.

Evliliğin gerçekleşmemesinden sonra ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar Çin sınırlarına saldırılar düzenlediler. Buna rağmen İ-nan, Tang’ın Kore seferine askerî yardım teklif ederek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Korelilerin ittifak teklifini ise kabul etmedi. İ-nan 645 yılında hastalanarak öldü.

Sir Tarduşlarda İç Mücadele

İ-nan’ın ölümünün ardından Sir Tarduş ülkesi iki kısma ayrıldı. Oğullarından Ye-mang doğu kanadını, akrabası Po-chuo ise batı kanadını yönetmeye başladı. Ancak Po-chuo, Ye-mang’ı öldürerek bütün ülkenin hâkimi oldu ve yeni bir kağanlık unvanı aldı.

Po-chuo, Tang ordularının kuzeydoğuda savaşmasını fırsat bilerek Çin sınırlarına saldırdı. Tang yönetiminin geniş çaplı askerî hazırlık yapması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde ise sert ve baskıcı bir yönetim kurdu. Babası döneminin önde gelen devlet adamlarını öldürtmesi, kendisine karşı büyük bir hoşnutsuzluk doğurdu.

İç çatışmaların artmasıyla boylar Po-chuo’yu terk etmeye başladı. Yanında az sayıda süvari kalan hükümdar, sığınacak bir yer ararken Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik bir topluluk Doğu Türkistan’daki şehir devletlerine sığındı.

Sir Tarduşların Dağılması

Po-chuo’nun ölümünden sonra geride kalan Sir Tarduşlar, Tuo-mo-chih’i hükümdar seçtiler. Tuo-mo-chih, Tang sarayına elçi göndererek Ötüken’e yerleşmek istediklerini bildirdi. Çin yönetimi başlangıçta onların yeniden teşkilatlanmasına izin verdi.

Ancak Ch’i-pi ve Uygurlar başta olmak üzere bazı Töles boylarının yeniden Sir Tarduşlara bağlanması Tang sarayını endişelendirdi. Bunun üzerine bölgeye gönderilen Çin ordusu Sir Tarduş kuvvetlerine saldırdı. Çarpışmalarda binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi esir alındı. Tuo-mo-chih ise teslim olarak Çin başkentine götürüldü ve kendisine Tang ordusunda görev verildi.

Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’i-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang İmparatorluğu’na bağlılıklarını bildirdiler. Sir Tarduşlardan geriye kalan bazı topluluklar da Çin topraklarına götürülerek çeşitli bölgelere yerleştirildi. Böylece 647 yılına gelindiğinde Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasi hâkimiyeti sona erdi.

Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi

Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.

İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.

Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.

Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini İ-chu Ch’e-pi Kağan ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.

Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.

Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.

Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.

650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.

Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.

Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri

Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.

Bununla birlikte, Tang Hanedanı'nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.

Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.

VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı'na bağlı olmakla birlikte, Çin'in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan'ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı'nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.

Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi

Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.

Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.

Çin İdari Teşkilatının Kurulması

Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.

Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.

664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.

Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.

Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri

Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.

A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.

Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.

Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri

Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.

Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.

Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi

İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.

Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.

Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.

Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.

Ayaklanmanın Genişlemesi

Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.

Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.

Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.

Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.

Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket

681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.

Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.

Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.

Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.

Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması

P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.

Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.

Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.

P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.

Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması

T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.

Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.

Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.

Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.

Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.

Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.

On Ok Teşkilatının Kurulması

Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.

Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.

Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.

Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.

Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması

Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.

638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.

Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.

İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.

Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi

Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.

Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.

Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.

Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.

Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.

Tang Hanedanının Müdahalesi

Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.

Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.

İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.

İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.

Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri

Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.

Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.

Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.

Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.

Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.

Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi

Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.

Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.

Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.

Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.

653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.

654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.

Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi

656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.

Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.

Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.

Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.

Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.

Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması

Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.

Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.

Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.

Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.

Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.

Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması

Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.

Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.

Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.

Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.

Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.

Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.

Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.

662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.

671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.

Kutlug Kağan ve II. Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu

Bağımsızlık Mücadelesinin Gelişimi

Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çin hâkimiyetine girmesinden yaklaşık elli yıl sonra, İl Kağan’ın soyundan gelen Kutlug, yürüttüğü mücadelelerin ardından 682 yılında bağımsızlığını ilan etti. Böylece II. Göktürk Kağanlığı kuruldu. Kutlug’un hareketi, 679 yılından itibaren başlayan bağımsızlık girişimlerinin üçüncü aşamasını oluşturuyordu.

679’daki ilk ayaklanmada Kutlug’un adına rastlanmaz. Bu hareket, A-shih-te Feng-chih ile A-shih-te Wen-fu tarafından başlatılmış ve Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu kağan ilan edilmişti. İlk ayaklanmanın bastırılmasından sonra A-shih-te Wen-fu, bu kez A-shih-na Fu-nien’i kağan seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ancak Çin yönetiminin uyguladığı yöntemler, taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yiyecek sıkıntısı bu girişimin de başarısız olmasına yol açtı. Teslim olmaları hâlinde öldürülmeyecekleri bildirilmesine rağmen Fu-nien, Wen-fu ve elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.

Kutlug’un Ortaya Çıkışı

Çin kuvvetlerinden kurtulmayı başaran Kutlug, Çogay-kuzı olarak adlandırılan bölgeye çekildi. Burada Çin baskısından korunma imkânı buldu ve Dokuz Oğuzlara ait sürülere düzenlediği akınlarla kuvvetini artırdı. Yeterli güce ulaştıktan sonra bağımsızlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurdu.

Kutlug’un hükümdarlık unvanı İlteriş idi. Bu unvan, devleti ve halkı yeniden bir araya getiren hükümdarı ifade etmekteydi. Kutlug adı da eski Türkçede yaygın olarak kullanılan bir addı.

Çin Hâkimiyeti Dönemi

Doğu Göktürk Kağanlığı’nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin yönetimi, ele geçirilen veya kendiliğinden teslim olan yüz binden fazla Türkü Çin’in kuzey eyaletlerine yerleştirdi. Bu toplulukların nüfuslarının artması ve 639 yılında Chie-shih-shuai’ın ayaklanması üzerine Çin yönetimi, onları yeniden Göktürk ülkesine göndermeyi düşündü.

Ancak Doğu Göktürk ülkesinin kuzey bölgelerini elinde bulunduran Sir Tarduşlar buna karşı çıktı. Sir Tarduşlarla Çin arasındaki mücadeleler 647 yılına kadar sürdü. Bu sırada Altay Dağları çevresinde Göktürk hanedanına mensup Ch’e-pi bağımsızlığını ilan ederek kağan unvanını aldı. Çin yönetimi, Sir Tarduşların gücünü kırdıktan sonra Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarını Ch’e-pi’ye karşı kullandı ve onun hareketini de sona erdirdi.

650 yılına gelindiğinde Doğu Göktürk ülkesi tamamen Tang Hanedanı’nın denetimine girdi. Bölge, Çin adları taşıyan askerî valiliklere ayrıldı. Gobi Çölü’nün güneyindeki askerî valilikte Göktürk hanedanına mensup beyler, kuzeyindeki valilikte ise diğer Türk boyları bulunuyordu. Boylara ayrı garnizonlar verilmiş, reisleri de Çin yönetimi adına idareci olarak görevlendirilmişti.

Bu parçalı idarî yapı, Türk boylarının uzun süre birlikte hareket etmesini engelledi. 650 ile 679 yılları arasında büyük çaplı bir ayaklanma meydana gelmedi.

679 Ayaklanması

679 yılının kışında Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği yöneticilerinden A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih harekete geçti. İki lider, Göktürk hükümdar ailesinden A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan olmaya ikna etti.

Ayaklanma kısa sürede genişledi. Askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak için Hsiao Ssu-ye’yi büyük bir ordunun başına gönderdi.

Kuzeyin ağır kış şartlarına hazırlıksız olan Çin askerleri soğuktan büyük ölçüde etkilendi. Çin ordusunun hareketlerini izleyen Göktürkler ani bir saldırı düzenleyerek birlikleri dağıttı. Savaşta on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Göktürk kuvvetleri ilerleyerek Ting eyaletine kadar ulaştıysa da şehrin yöneticisinin uyguladığı hile nedeniyle buraya girmeden geri çekildi.

Çin yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordunun başına getirdi. Hei-shan’da yapılan savaşta Göktürk kuvvetleri mağlup edildi ve A-shih-te Feng-chih esir alındı. A-shih-na Ni-shu-fu ise kendi adamları tarafından öldürülerek başı Çin’e gönderildi. Hayatta kalanlar Altay Dağları’nın doğusundaki Kurt Dağı’na çekildi. Yün eyaleti çevresinde mücadele eden başka bir Göktürk grubu da yenildi.

Fu-nien’in Bağımsızlık Girişimi

İlk ayaklanmadan kurtulan A-shih-te Wen-fu, Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien’i kağan ilan ederek mücadeleyi yeniden başlattı. Göktürk kuvvetleri Kansu çevresindeki bölgelere saldırdı.

Çin casuslarının Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu bildirmesi üzerine Çin orduları harekete geçti. İlk ilerleyişlerinde Göktürk kuvvetlerini bulamayan Çin birlikleri, dönüş sırasında Wen-fu ile sonuçsuz kalan bir savaş yaptı.

Daha sonra Heng Suyu kıyısında Fu-nien ile dört Çin ordusu karşılaştı. Fu-nien, bu birliklerin tamamını yenerek Çinli kumandanları savaş alanından uzaklaştırdı. Bunun üzerine P’ei Hsing-chien yeniden görevlendirildi.

P’ei Hsing-chien, önce Wen-fu ile Fu-nien’in arasını açtı. Ardından Wen-fu’nun saldırısına uğrayan Fu-nien yenildi. İç mücadeleler sonucunda Göktürk kuvvetleri zayıfladı ve askerlerin önemli bir bölümü dağıldı. Kalan askerlerin çoğunun da hastalanması üzerine Fu-nien teslim olmayı kabul etti.

Teslim olanların öldürülmeyeceği bildirilmişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve onlarla birlikte teslim olan elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’ın doğu pazarında idam edildi.

Kutlug’un Ortaya Çıkışı

Çin kaynaklarında Kutlug’un, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın ailesinden geldiği ve Göktürk hanedanının mensup olduğu A-shih-na soyuna bağlı bulunduğu belirtilir. Kutlug, bağımsızlık mücadelesine başlamadan önce Yün-chung, diğer adıyla Ch’an-yü askerî valiliğinde boy reisliği yapıyordu. Dedesi ve babası da tudunluk makamında görev almıştı.

A-shih-na Fu-nien’in 681 yılındaki bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından dağılan Göktürklerin önemli bir bölümü Çogay-kuzı Dağı’na sığındı. Çin askerî kuvvetlerinden uzakta bulunan bu bölgede varlıklarını koruma imkânı buldular.

Kutlug, buradan Karakum Kalesi’ne geçti. Dokuz Oğuzlara ait sürüleri ve atları ele geçirerek kuvvetini artırdı. Ardından kağanlığını ilan etti. Bu ilan, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunu ve bağımsızlığını kazanmasını ifade ediyordu.

Kutlug, yeni kurulan devletin teşkilatını oluşturmaya başladı. Kardeşi Mo-ch’o’yu, diğer adıyla Beg Çor’u şad; Tuo-hsi-fu’yu ise yabgu tayin etti.

Tonyukuk’un Kutlug’a Katılması

Ch’an-yü askerî valiliğinde teslim olan boyları Çin yönetimi adına denetlemekle görevli A-shih-te Yüan-chen, vali yardımcısı Wang Pen-li tarafından tutuklanmıştı. Kutlug’un Çin topraklarına akın düzenlediği sırada Yüan-chen, suçunun bağışlanmasını ve eski görevine geri verilmesini istedi.

Talebinin kabul edilmesi üzerine hapisten çıkan Yüan-chen, önce kendi boyunun bulunduğu yere gitti, ardından Kutlug’un yanına sığındı. A-shih-te Yüan-chen, Tonyukuk ile aynı kişi olarak kabul edilmektedir.

Kutlug, zekâsı, planlama yeteneği ve askerî konulardaki bilgisi nedeniyle Tonyukuk’u Apa Tarkan tayin etti. Askerî işlerin ve atların yönetimi onun sorumluluğuna verildi. Tonyukuk’un katılması Kutlug tarafından memnuniyetle karşılandı.

679 ve 681 yıllarındaki bağımsızlık girişimlerinin önderleri arasında da A-shih-te ailesinden kişiler bulunuyordu. Kutlug, aynı aileye mensup Tonyukuk’u kendisine yardımcı olarak görevlendirdi.

Oğuzlarla Mücadele

Göktürk yöneticileri devlet içinde birliği sağlamaya çalışırken Oğuzların bulunduğu bölgeden gelen bir kişi Tonyukuk’a bilgi verdi. Buna göre Dokuz Oğuzlar kendilerine bir kağan seçmiş, Çin’e General Ku’yu, Kıtanlara ise Tongra Eşim adlı bir elçiyi göndermişti.

Dokuz Oğuz kağanı, Göktürklerin sayıca az olmalarına rağmen giderek güçlendiklerini, Kutlug’un cesur, Tonyukuk’un ise bilgili olduğunu bildirmişti. Kutlug ile Tonyukuk varlıklarını sürdürdükçe Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzlar için tehlike oluşturacaklardı.

Dokuz Oğuz kağanı, Kıtanların doğudan, Çinlilerin güneyden, Oğuzların ise kuzeyden saldırmasını teklif etti. Böylece Göktürklerin ve onlara bağlı toplulukların yenilmesi, bir daha güç kazanmalarının önlenmesi amaçlanıyordu.

Bu haberi alan Tonyukuk, Çinliler, Kıtanlar ve Oğuzların birleşmesi hâlinde Göktürklerin zor durumda kalacağını Kutlug’a bildirdi. Düşman henüz zayıfken harekete geçilmesi gerektiğini, güçlendikten sonra onunla mücadele etmenin zorlaşacağını söyledi.

Kutlug, ordunun yönetimini Tonyukuk’a bıraktı. Tonyukuk, Kök Öng Irmağı’nı geçerek ordusunu Ötüken Dağları yönüne sevk etti. Oğuzlar, İnekler Gölü ile Tola Irmağı tarafından Göktürk kuvvetlerine saldırdı.

Oğuz ordusu altı bin, Tonyukuk’un kuvveti ise iki bin kişiden oluşuyordu. Yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir yenilgiye uğradı. Geri çekilenlerin bir bölümü ırmağa düştü, bir bölümü ise savaş alanında öldü. Bunun ardından diğer Oğuz toplulukları Kutlug Kağan’a bağlılıklarını bildirdi.

Çin’e Düzenlenen Akınlar

Kutlug ve Tonyukuk aynı yıl Ping eyaletine saldırarak Ch’an-yü askerî valiliğine bağlı toprakları ele geçirmeye başladı. İlerleyiş sırasında Lan eyaletinin askerî valisi Wang Te-mao öldürüldü.

Göktürk kuvvetleri daha sonra Ting eyaletine yönelerek burayı yağmaladı. Tang yönetimi, P’ei-p’ing eyaletinin askerî valisi Yüan-kui’yi bir orduyla onların üzerine gönderdi. Ancak Yüan-kui, Kutlug’un ordusuyla savaşmaya cesaret edemedi.

Şehrin kapılarını açtıran Yüan-kui, surlara sancak astırdı ve halkı sakladı. Şehri boş gören Göktürkler burada bir tuzak bulunduğunu düşünerek içeri girmedi ve geri çekildi. Bu sırada Li Chia-yün adlı bir Çinli, Göktürkler lehine çalışarak çevresine adam toplamıştı. Yüan-kui, onu öldürttü ve yanındakileri cezalandırdı.

Göktürklerin Kui eyaleti ile Ch’an-yü askerî valiliğine yönelik akınları devam etti. Ch’an-yü kuşatıldı ve vali Chang Hsing-shih öldürüldü. Ardından Wei eyaletine girilerek askerî vali Li Ssu-chien ortadan kaldırıldı. Feng eyaletine yapılan akın sırasında bölgenin askerî valisi Ts’ui Chih-pien, Chiao-na Dağı’nda esir alındı.

Hsie Jen-kui ile Yapılan Savaş

Tang İmparatoru, Tonyukuk’un yönettiği kuvvetlere karşı Tai bölgesinin askerî valisi Hsie Jen-kui’yi gönderdi. Tonyukuk, daha önce öldüğünü sandığı bu kumandanın geldiğine inanmadı ve bunun Çinliler tarafından hazırlanmış bir hile olduğunu düşündü.

Hsie Jen-kui miğferini çıkararak kendisini Göktürklere gösterdi. Göktürk kuvvetlerinin şaşkınlığından yararlanan Çinli kumandan saldırıya geçti ve onları yenilgiye uğrattı. Savaşta on bin Göktürk öldü, yirmi binden fazla kişi esir düştü. Otuz bin baş deve, at, sığır ve koyun da Çinlilerin eline geçti. Kurtulabilenler geri çekildi.

Bu savaştan sonra Çin ordusunun başka bir askerî başarısından söz edilmemektedir.

Feng Eyaleti Üzerindeki Tartışmalar

Göktürklerin Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına yönelik akınları ve Çinli kumandanların öldürülmesi veya esir alınması Tang sarayında endişeye yol açtı. Yapılan görüşmeler sırasında Feng eyaletinin boşaltılarak Göktürklere bırakılması teklif edildi.

Tang Hsiu-ching adlı devlet adamı buna karşı çıktı. Feng eyaletinin eski dönemlerden beri Çin toprağı olduğunu, yalnızca Sui Hanedanı’nın son zamanlarında Göktürklere bırakıldığını söyledi. Halkın yeniden güneye göç ettirilmesinin Çin için zararlı olacağını bildirdi. Bunun üzerine eyaletin boşaltılmasından vazgeçildi.

683 yılının sonunda Tang yönetimi, Ch’eng Wu-t’ing’i Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği’ni yeniden denetim altına almakla görevlendirdi. Kuzey sınırlarında savunma hazırlıkları başlatıldı. Bundan birkaç ay önce Lan eyaletine saldıran Göktürkler, bölgedeki Çinli kumandan tarafından geri püskürtülmüştü.

684 yılında Kutlug’un yönettiği kuvvetler Shuo eyaletine akın düzenledi. 685 yılının başında Tai eyaletine giren Göktürkler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerledi. İki eyalette görev yapan sivil memurlar da saldırılardan etkilendi.

Göktürk akınlarını durdurmak için gönderilen General Shun-yü Ch’u-p’ing, Hsin eyaletine ulaştığında yenilgiye uğratıldı. Savaşta beş binden fazla Çin askeri öldü. Aynı yılın sonlarına doğru Wei Shih-chia, Yen-jan bölgesi başkumandanı olarak Göktürklerin üzerine gönderildi. Herhangi bir başarı kazanamadan bir yıl sonra geri döndü.

686 Yılındaki Çarpışmalar

Kutlug’un önderliğindeki akınlar 686 yılında da devam etti. İmparatoriçe Wu, Göktürk saldırılarını önlemek amacıyla Büyük General Hei-ch’ih Ch’ang-chih’yı görevlendirdi.

Liang-chih bölgesinde üç binden fazla Göktürk askeriyle karşılaşan Çin kuvvetleri saldırıya geçti. Göktürkler önce yenilerek geri çekildi. Ancak gece yeniden geldiler ve sayılarının fazla olması nedeniyle Çinli kumandan savaşa girmekten kaçındı.

Hei-ch’ih Ch’ang-chih çevreden kuru ağaç toplatarak karargâhının ortasında büyük bir ateş yaktırdı. Güneyden esen rüzgâr ateşi büyüttü. Göktürkler, güneyden Çin destek kuvvetlerinin geldiğini düşünerek geri çekildi.

Çin’in Karşı Tedbirleri

687 yılının başında Kutlug, Ch’ang-p’ing bölgesine girdi. Burada Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın yönettiği Çin ordusuyla karşılaştı. Birkaç ay sonra Kutlug ve Tonyukuk, Shuo eyaletine yeniden akın düzenledi.

Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ın ordusuna Li To-cha ve Wang Chiu-yen gibi generaller de katıldı. Kalabalık Çin ordusu, Shan-hsi’deki Shuo çevresinde yapılan savaşta Göktürkleri yenilgiye uğrattı. Çin kuvvetleri geri çekilen Göktürkleri kırk li kadar takip etti, ancak saldırıda bulunmadı.

Göktürk ordusu Gobi Çölü’ne çekildi. Çin yönetimi, elde edilen başarının ardından kuzeye yeni bir harekât düzenlemeye karar verdi. Öncü kuvvetlerin başında bulunan Ts’uan Pao-pi, destek birliklerini beklemeden Göktürklere saldırmak istedi.

Göktürkler onun erken harekete geçeceğini öğrenerek Çin kuvvetlerine baskın düzenledi. Ts’uan Pao-pi’nin ordusu tamamen yok edildi. Kendisi savaş alanından kaçarak Çin’e döndü.

İmparatoriçe Wu, bu yenilginin ardından Ts’uan Pao-pi’yi cezalandırdı ve Hei-ch’ih Ch’ang-chih’ı görevden aldı. Kutlug’a duyduğu öfke nedeniyle onun adını Çin kaynaklarında “kısa ömürlü Kutlug” anlamına gelen Pu-tsu-lu şeklinde değiştirdi.

Kutlug hakkında Çin kaynaklarında 688 yılına ait bilgi bulunmamaktadır. 689 yılında İmparatoriçe Wu, Göktürklere karşı yeni bir ordu hazırlattı. Hsin-p’ing-tao ordusunun başına Budist rahip Hsie Huai-i getirildi.

Hsie Huai-i, Ts’u Irmağı’na kadar ilerledi ancak herhangi bir Göktürk ordusuyla karşılaşmadı. Dört ay sonra yeni bir sefer düzenlendiyse de bunun sonucu hakkında kaynaklarda bilgi verilmemektedir.

Kutlug Kağan’ın Ölümü

Tonyukuk, 689 yılında Türgişlerle savaştı. Bu olaydan iki yıl sonra hastalanan Kutlug Kağan öldü. Hükümdarlığı boyunca Çinlilerle on yedi, Kıtanlarla yedi ve Oğuzlarla beş kez savaştı.

Kutlug, Çogay-kuzı bölgesine çekildikten sonra çevresindeki Göktürkleri bir araya getirmiş, Dokuz Oğuzların hayvanlarını ele geçirerek ihtiyaç duyduğu yiyecek ve malzemeyi sağlamıştı. Ardından kağanlığını ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı’nı kurmuştu.

Tonyukuk’un Dokuz Oğuzların Çin ve Kıtanlarla kurmaya çalıştığı ittifaka karşı harekete geçmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Ötüken çevresindeki ve Altay Dağları’na kadar uzanan bölgelerdeki Türk boyları Kutlug’un hâkimiyetine girdi.

Kutlug ve Tonyukuk’un yönetiminde II. Göktürk Kağanlığı, Ötüken’i merkez edindi. Kutlug’un ölümüne kadar geçen dönemde Tang İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarına aralıksız akınlar düzenlendi. Kutlug, 691 yılının sonunda öldü.

Kapgan Kağan’ın Tahta Geçişi

Kutlug Kağan’ın 692 yılında ölmesinin ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına kardeşi Kapgan geçti. Kutlug’un oğulları Bilge ile Kül Tegin henüz küçük yaşta olduklarından hükümdarlık görevini Kapgan üstlendi.

Çin kaynaklarının bir bölümünde Kapgan’ın tahtı zorla ele geçirdiği belirtilirken, TCTC’de yalnızca kendisini kağan ilan ettiği kaydedilir. Orhun Yazıtlarında ise onun töre gereğince tahta çıktığı ifade edilir. Göktürklerde hükümdarlığın her zaman doğrudan babadan oğula geçmemesi ve siyasi iktidar gücüne sahip kişinin kağan olabilmesi dikkate alındığında, Kapgan’ın tahta geçişi bu uygulamaya uygun görünmektedir.

Kapgan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug adına Baz Kağan’ın balbalını diktirdi. Kaynaklarda hükümdarlık unvanı olarak kullanılan Kapgan kelimesi “fatih” anlamındadır. Tonyukuk Yazıtı’nda ise Bögü adıyla da anılmıştır.

Kapgan’ın hükümdarlığı yirmi dört yıl sürdü. Bu dönem, II. Göktürk Kağanlığı’nın genişlediği ve çevredeki birçok Türk topluluğunun Göktürk hâkimiyeti altına girdiği bir devre oldu.

Kapgan Kağan'ın Siyaseti

Kapgan Kağan, tahta çıktıktan sonra ağabeyi Kutlug'un başlattığı siyaseti sürdürerek devleti askerî, siyasi ve idari bakımdan daha da güçlendirmeyi hedefledi. Bu doğrultuda hem Çin'e karşı akınlarını devam ettirdi hem de Göktürk hâkimiyetini Orta Asya'nın farklı bölgelerine yaymaya çalıştı.

693 yılının sonlarında Çin'in Ling eyaletine düzenlediği akında bölgeyi yağmaladı ve karşı koymaya çalışan Çinli general Li To-tsu'yu mağlup etti. Esir aldığı Çinli asker ve memurların önemli bir kısmını öldürttü.

Aynı dönemde Batı Göktürk sahasında Çin'e karşı Tibetlilerle birlikte hareket eden A-shih-na Suei-tsu, Çin kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun ardından Tokmak (Sui-ye) şehri kumandanı Han Ssu-chung da Çin topraklarına akın düzenleyen Ni-shu Erkin'i mağlup etti.

Kapgan'ın Çin sınırlarına yönelik saldırıları üzerine İmparatoriçe Wu, Budist rahip Hsie Huai-i'yi on sekiz generalin başına getirerek Göktürklere karşı büyük bir askerî harekât başlattı. Çin ordusu sefer sırasında yalnızca Göktürk süvarilerinin küçük birlikleriyle karşılaşabildi. Ana kuvvetlerle temas kuramayan Hsie Huai-i herhangi bir sonuç elde edemeden geri çekildi. Aynı dönemde Çin yönetimi, kuzey sınırında geniş bir savunma hattı oluşturmaya başladı.

Bu girişimin başarısız olması üzerine aynı yıl Wang Hsiao-chie, Shuo-fang bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi ve kuzey sınırındaki savunma hazırlıklarını yürütmekle görevlendirildi.

695 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek dostane ilişkiler kurulmasını teklif etti. İmparatoriçe Wu bu girişimi olumlu karşılayarak Kapgan'a Sol Muhafızları Büyük Generalliği ile Ülkeye Dönen Dük unvanlarını verdi ve beş bin top ipek gönderdi.

Bu diplomatik temaslar, iki devlet arasındaki mücadele devam etmekle birlikte, tarafların zaman zaman siyasî ilişkileri farklı yöntemlerle yürütmeye çalıştığını göstermektedir.

Çin'in Baskı Altına Alınması

695 yılından sonra Çin'in kuzeydoğusunda yaşayan Kitanlar, Tang Hanedanı'na karşı ayaklandı. 696 yılının beşinci ayında Sung-mo askerî valisi Li Chin-chung ile Kui-ch'eng askerî valisi Sun Wan-lao, Ying eyaletine saldırarak askerî tesisleri tahrip etti ve eyalet valisi Chao Wen-kuei'yi öldürdü.

Tang yönetimi isyanı bastırmakta zorlanınca Kapgan Kağan durumu kendi lehine değerlendirdi. Çin sarayına gönderdiği haberle Kitan ayaklanmasını bastırabileceğini, ancak bunun karşılığında bazı isteklerinin yerine getirilmesini istedi.

Kapgan'ın taleplerinin başında, Çin hâkimiyeti döneminde Çin'in iç bölgelerine yerleştirilen Türk boylarının Göktürk ülkesine geri gönderilmesi bulunuyordu. Çin'in içinde bulunduğu güç durum nedeniyle İmparatoriçe Wu bu isteği kabul etti. Elçi Yen Chih-wei, Kapgan'a "İyi Reform Yapan Kağan" unvanını vermek ve taleplerinin kabul edildiğini bildirmek üzere Göktürk ülkesine gönderildi. Çin'in bu şartları kabul etmesi, Kapgan'ın siyasi itibarını ve Göktürk Kağanlığı'nın bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.

696 yılının sonbaharında Göktürk kuvvetleri Liang eyaletine akın düzenledi. Bölgenin askerî valisi Hsü Ch'in-ming ani bir baskın sonucunda esir alındı.

Aynı dönemde Kapgan Kağan, Çin ile anlaşmasının ardından Yenisey bölgesindeki Kırgızlar üzerine sefer düzenledi. Tonyukuk Yazıtı'nda anlatıldığına göre Göktürk ordusu ağır kış şartlarında Kögmen Dağları'nı aşarak Yenisey kaynaklarına ulaştı ve Anı Irmağı kıyısında Kırgızları ani bir baskınla mağlup etti. Kırgız hükümdarı öldürüldü ve Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kabul etti.

Kapgan daha sonra On Oklar üzerine yürümeyi planladı. Ancak bu sırada hatununun ölümü üzerine düzenlenecek yas törenine katılmak amacıyla geri dönmek zorunda kaldı.

Kitan isyanının bastırılması ve Çin'deki Türk topluluklarının geri alınmasının ardından Kapgan'ın nüfuzu daha da arttı. İmparatoriçe Wu, ona İlteriş Büyük Ch'an-yü ve Millî Davasında Başarılı Kağan unvanlarını vermek üzere elçiler gönderdi.

Elçilik heyeti henüz Göktürk ülkesine ulaşmadan Kapgan, 697 yılının başlarında yeniden Çin topraklarına akın düzenledi. Ling ve Sheng eyaletlerine yapılan saldırılarda sınır birlikleri yenilgiye uğratıldı; çok sayıda kişi öldürüldü veya esir alındı. Ping ordusu kumandan yardımcısı An Tao-mai de mağlup edildi.

Bu sırada Çin'de İmparatoriçe Wu'nun kendi ailesini ön plana çıkarması ve Tang hanedanı mensuplarını devlet yönetiminden uzaklaştırması dikkatle izleniyordu. Kapgan, bu gelişmeleri Çin karşısında izleyeceği siyasette değerlendirmeye başladı. Bu durum, ilerleyen dönemde iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir safhaya girmesinde etkili oldu.

Çin ile Yapılan Diplomatik Girişimler

698 yılında Kapgan Kağan, Çin sarayına bir elçi göndererek kızı ile bir Tang hanedanı prensi arasında evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını ve iki devlet arasında ittifak yapılmasını teklif etti. Bunun yanında Göktürk Devleti için önemli gördüğü bazı talepleri de Çin yönetimine iletti.

Kapgan, Göktürk Devleti'nin Çin hâkimiyeti döneminde kaybettiği Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği topraklarının geri verilmesini istedi. Ayrıca uzun süredir Göktürk ülkesinde yaşayan Soğdların ve Feng, Sheng, Hsia, Shuo, Ling ile Tai eyaletlerinde bulunan Türk boylarının Göktürk hâkimiyetine bırakılmasını talep etti. Bunların yanında tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere darı, demir ve tarım aletleri de istedi.

Bu talepler Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu ile devlet adamları, isteklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığına karar vererek elçi T'ien Kuei-tao'yu Göktürk ülkesine gönderdiler.

Kapgan Kağan, taleplerinin reddedildiğini öğrenince büyük tepki gösterdi. Çin elçisi T'ien Kuei-tao'yu tutuklatarak öldürmeyi düşündü. Ancak Tonyukuk, bunun iki devlet arasındaki ilişkileri daha da kötüleştireceğini belirterek Kağan'ı bu kararından vazgeçirdi.

Çin sarayı gelişmeler üzerine tutumunu değiştirdi. Göktürklerin talep ettiği Türk ve Soğd aileleri kuzeye gönderildi. Tarım aletleri, demir ve tohumluk darı da Göktürk ülkesine ulaştırıldı. Bunun ardından T'ien Kuei-tao serbest bırakılarak ülkesine dönmesine izin verildi.

Evlilik meselesi de yeniden ele alındı. Kapgan'ın kızıyla evlenmek üzere İmparatoriçe Wu'nun ailesinden Wu Yen-hsiou görevlendirildi. Heyete daha önce Göktürk ülkesine gitmiş olan Yen Chih-wei ile askerî görevli P'ei Huai-ku da katıldı.

Çin heyeti Karakum'daki Göktürk merkezine ulaştığında Kapgan Kağan, prenses adayının Tang hanedanına mensup olmamasını sert sözlerle eleştirdi. Çin tahtında Li hanedanının hak sahibi olduğunu, Wu ailesinden birinin bu evlilik için gönderilmesini kabul etmediğini belirtti. Ayrıca Tang hanedanının gerçek varislerinden birini desteklemek amacıyla Çin üzerine yürüyebileceğini ifade etti.

Bunun ardından Wu Yen-hsiou ve beraberindekiler tutuklandı. Kapgan, Yen Chih-wei'i ise "Çin Kağanı" ilan etti. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.

Çin'e Karşı Yeni Akınlar

Wu Yen-hsiou'nun "Çin Kağanı" ilan edilmesinden sonra Kapgan Kağan büyük bir orduyla Çin üzerine yürüdü. İlk hedefleri Ching-nan, P'ing-ti ve Ch'ing bölgelerindeki Çin askerî birlikleri oldu. Ching-nan ordusunun kumandanı Mu-jung Hsüan-tse, emrindeki beş bin askerle birlikte Göktürklere teslim oldu.

Göktürk kuvvetleri daha sonra Kuei ve Tan eyaletlerine yönelerek buralarda yağma faaliyetlerinde bulundu.

Bu gelişmeler üzerine İmparatoriçe Wu geniş çaplı askerî hazırlıklara girişti. Wu Chung-kuei, Sha-to Chung-i ve Yen Ching-jung'un kumandasında çok sayıda Çin askeri Göktürklere karşı görevlendirildi. Ancak sayıca üstün olmalarına rağmen Çin orduları Kapgan'ın ilerleyişini durduramadı.

Kapgan, Heng-you üzerinden yeniden Çin topraklarına girerek Wei eyaletine saldırdı. Ardından Fei-hu ilçesini tahrip etti ve Ting eyaletine ilerledi. Bölgenin valisi Sun Yen-kao öldürüldü; yerleşim yerleri yakılıp yıkıldı ve birçok köy boşaldı.

Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine İmparatoriçe Wu, Kapgan'ı öldürene prenslik unvanı verileceğini ilan etti. Ayrıca daha önce Çin kaynaklarında kullanılan Mo-ch'o adını değiştirerek onu "Başı Kesik Kurt" anlamına gelen Chan-ch'o adıyla anılmasını emretti.

Kapgan daha sonra Chao eyaletini kuşattı. Vali yardımcısı T'ang Po-jo kaleyi savunmaya çalıştıysa da Göktürkler şehre girmeyi başardı. Vali yardımcısı Kao Juei öldürüldü, T'ang Po-jo ise teslim olmak zorunda kaldı.

Ardından Hsiang eyaletine giren Göktürk kuvvetleri burayı da yağmaladı.

Çin'e Gönderilen Mesaj

Kapgan Kağan, Çin'i meşru hükümdar olarak tanımadığını göstermek amacıyla yanında bulunan Çinli memurlara kendi rütbelerine uygun Çin unvanları ve resmî kıyafetler vererek onları ülkelerine gönderdi. Böylece Çin üzerinde üstünlük kurduğu mesajını vermeyi amaçladı. Ancak İmparatoriçe Wu bu unvanları ve kıyafetleri geçersiz saydı.

Kapgan, Çin sarayına gönderdiği mektupta daha önce yapılan anlaşmaların yerine getirilmediğini ileri sürdü. Gönderilen tohumluk darının pişmiş olduğunu, hediye edilen altın ve gümüşün düşük ayarlı bulunduğunu, Çinli memurlara verilen resmî kıyafetlere el konulduğunu ve kızının Tang hanedanına mensup bir prens yerine İmparatoriçe Wu'nun ailesinden biriyle evlendirilmek istenmesini eleştirdi.

Bu gerekçelerle Çin'e yeniden saldıracağını ve Ho-pei bölgesini ele geçireceğini bildirdi.

Kapgan ayrıca Çin heyetine refakat eden General P'ei Huai-ku'ya vezirlik teklif etti. General bu teklifi kabul etmeyince tutuklandı. Daha sonra bulunduğu yerden kaçarak Çin'e dönmeyi başardı.

Tang Hanedanı'nın Yeniden Kurulması ve İlişkilerin Değişmesi

705 yılında İmparatoriçe Wu devrilerek Tang Hanedanı yeniden iktidara geldi ve Chung-tsung ikinci defa tahta çıktı. Çin'deki bu yönetim değişikliği, Göktürklerle ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Yeni imparator, Kapgan Kağan ile bozulan ilişkileri düzeltmek amacıyla uzlaşmacı bir siyaset izledi. Bu kapsamda daha önce tutuklanan veya alıkonulan kişilerin serbest bırakılması ve diplomatik temasların yeniden başlatılması yönünde girişimlerde bulunuldu.

Kapgan Kağan ise Çin'deki iktidar değişikliğini dikkatle takip etti. Daha önce de meşru hükümdarın Tang hanedanı olduğunu savunan Kapgan, Wu ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasını olumlu karşıladı. Bununla birlikte Çin'e karşı askerî baskıyı tamamen sona erdirmedi ve gerektiğinde sınır akınlarını sürdürdü.

Yeni Tang yönetimi, kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla hem askerî tedbirlerini artırdı hem de Göktürklerle diplomatik ilişkileri canlı tutmaya çalıştı. Böylece iki devlet arasındaki mücadele, yalnızca askerî çatışmalarla değil, diplomatik girişimler ve karşılıklı elçilik heyetleri aracılığıyla da devam etti.

Kitan ve Tatabı Seferleri

Kapgan Kağan, Çin ile ilişkilerini sürdürürken doğudaki Kitanlar ve Tatabılar üzerine de seferler düzenledi. Çin'in kuzeydoğusunda yaşayan bu topluluklar zaman zaman Tang yönetimiyle iş birliği yapıyor, zaman zaman da bağımsız hareket ediyordu.

Göktürk orduları Kitanlar üzerine düzenlenen seferlerde önemli başarılar kazandı. Kitan kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Göktürk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Ardından Tatabı toplulukları üzerine yürüyen Kapgan, onları da itaat altına aldı.

Bu başarılar sonucunda II. Göktürk Kağanlığı'nın doğu sınırları güvence altına alınırken, Çin'in kuzeydoğudaki müttefikleri de önemli ölçüde etkisiz hâle getirildi. Böylece Kapgan Kağan, doğu bozkırlarında Göktürk üstünlüğünü yeniden sağlamlaştırdı.

Çin’de Veliaht Değişikliği

Kapgan Kağan’ın art arda düzenlediği akınlar karşısında zor durumda kalan İmparatoriçe Wu, daha önce geri planda tuttuğu Tang hanedanına mensup şehzade Chung Tsung’u merkeze çağırdı. Şehzade, Sarı Irmak’ın kuzeyindeki kuvvetlerin başkumandanlığına getirildi. Böylece Kapgan’ın baskısı, Tang hanedanına mensup bir şehzadenin yeniden etkin bir göreve atanmasında etkili oldu.

Ancak bu görevlendirme Göktürk ilerleyişini durduramadı. Çin ordusu henüz harekete geçmeden Kapgan, Chao ve Ting eyaletlerine saldırarak bölgeyi yağmaladı. Akın sırasında kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 80-90 bin kişi esir alındı. Göktürk ordusu daha sonra Wu-huei-tao adlı askerî bölgeden geçerek ülkesine döndü.

Çin kaynaklarında Kapgan’ın bu seferde sonuç alamadığı belirtilse de Göktürk kuvvetleri kuzey Çin’in geniş bir bölümüne ulaşmış ve büyük miktarda ganimet elde etmişti. Göktürklere karşı görevlendirilen Sha-to Chung-i ile takviye kuvvetleri kumandanı Li To-su ise Kapgan’ın ordusuyla karşılaşmaya cesaret edemedi.

Çinli devlet adamı Ti Jen-chie, geri çekilen Göktürk ordusunu yüz bin askerle takip etti. Ancak takip harekâtından herhangi bir sonuç alınamadı.

Kapgan’ın Çin’e karşı kazandığı başarılar sonucunda Göktürk Kağanlığı’nın gücü büyük ölçüde arttı. Çin kaynaklarında devletin, I. Göktürk Kağanlığı dönemindeki genişliğe ve kuvvete yeniden ulaştığı belirtilir. Göktürk ülkesinin doğudan batıya yaklaşık on bin li genişliğinde olduğu ve Kapgan’ın emrinde dört yüz bin asker bulunduğu kaydedilir. Çevredeki toplulukların büyük bölümü de onun hâkimiyetini tanımıştı.

Bu sırada Kapgan tarafından serbest bırakılan Yen Chih-wei Çin’e döndü. Ancak İmparatoriçe Wu, Göktürk ülkesinde “Çin Kağanı” ilan edilmesini affetmedi ve Yen Chih-wei ile ailesini öldürttü.

Yeni İdarî Düzen

Kapgan Kağan, devletin hızla genişlemesi üzerine Göktürk ülkesinin yönetiminde yeni bir düzenlemeye gitti. Kutlug Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinden yaklaşık on altı yıl sonra Göktürk Kağanlığı geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Bu durum, ülkenin farklı bölgelerinin yeni görevliler aracılığıyla yönetilmesini gerekli hâle getirdi.

Kapgan, kardeşi Tu-hsi-fu’yu doğu kanadının şadı olarak görevlendirdi. Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge ise batı kanadının şadlığına getirildi. Kapgan kendi oğlu İnel’i, iki şadın üzerinde yer alan Küçük Kağan unvanıyla görevlendirdi.

Çin kaynaklarında İnel’in Bögü ve Fu-chü adlarıyla da anıldığı görülür. Küçük Kağan, aynı zamanda Ch’u-mi-k’un’un da içinde bulunduğu On Ok boylarının idaresini üstlendi. Kendisine ayrıca Çin kaynaklarında “Geniş Batı” anlamında açıklanan T’o-hsi unvanı verildi.

Bu düzenlemeyle Kapgan Kağan, ülkenin doğu ve batı kanatlarını şadlar aracılığıyla yönetirken kendi oğlunu onların üzerinde bir konuma yerleştirdi.

Batı Yönündeki Seferler

Kapgan Kağan’ın Çin’e karşı doğuda yürüttüğü mücadele devam ederken, batıda isyan eden Türgişler üzerine de sefer düzenlendi. Küçük Kağan İnel, Bilge Şad ve Tonyukuk’un idaresindeki Göktürk ordusu Altay Dağlarını aşarak Cungarya’daki Yarış Ovası’na ulaştı. Buradan Bolçu’ya ilerleyen ordu, Türgiş kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.

Bolçu’daki zaferin ardından Türgişlere bağlı Nu-shih-pi ve To-lu boyları yeniden Kapgan Kağan’ın hâkimiyetini tanıdı. Böylece Balkaş, İli, Isık Göl ve Talas çevresindeki Türk toplulukları Göktürk yönetimine bağlandı.

Göktürk kuvvetleri daha sonra Maveraünnehir yönünde ilerledi. Akınlar Kengü Tarban bölgesine, Otrar şehrine ve Arıs Irmağı çevresine kadar ulaştı.

Bu sırada Bilge Şad, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Sefer sonucunda Tangutların çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.

Çin’e Yönelik Yeni Akınlar

Kapgan Kağan, Lung-you bölgesine düzenlediği akında on binden fazla at ele geçirdikten sonra ülkesine döndü. Bu saldırılar üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler almaya başladı.

Çinli devlet adamı Wei Yüan-chung, Ling-wu bölgesi harekât ordusunun kumandanlığına getirildi. An-pei bölgesi büyük genel askerî valisi Hsiang Wan-tan ise T’ien-ping bölgesi birinci kumandanı olarak Çin kuvvetlerinin idaresini üstlendi.

Bilge ile Kül Tegin’in de katıldığı sefer sırasında Kül Tegin, Çinli kumandan Wei Yüan-chung’u esir alarak Kapgan Kağan’a sundu. Çin kuvvetleri başarı sağlayamayınca geri çekildi. Akınlarını tamamlayan Göktürk ordusu da 701 yılında kendi topraklarına döndü.

Tonyukuk’un Batı Seferi

Batı yönündeki Göktürk harekâtı bu sırada devam ediyordu. Tonyukuk, İnel ve Bilge’nin idaresindeki Göktürk ordusu Seyhun kıyılarına ulaştı. Nehri geçen kuvvetler Maveraünnehir’deki Kızılkum Çölü’ne girdi.

İnel Kağan’ın kumandasındaki birliklerin bir kısmı burada bırakıldı. Tonyukuk ise güneye ilerleyerek Türgiş hükümdarı So-ke’nin idaresindeki Soğd halkını hâkimiyet altına aldı. Ek-Tağ’ı geçen Göktürk ordusu 701 yılında Demir Kapı’ya kadar ulaştı.

702 Yılı Çin Seferi

Kapgan Kağan, 702 yılının ilkbaharında Yen ve Hsia eyaletlerine saldırdı. Bu akınlarda yüz bin at ve koyun ele geçirildi. Ardından Shih-ling’e yönelen Göktürk kuvvetleri Ping eyaletini kuşattı.

İmparatoriçe Wu, saldırılar karşısında yeni savunma tedbirleri almaya çalıştı. Ancak oluşturulan Çin orduları Göktürk kuvvetleriyle karşılaşmaya cesaret edemedi. Göktürk ordusu daha sonra Tai ve Hsin bölgelerine girerek buralarda da yağma yaptı.

Yeni Evlilik İttifakı Girişimi

Kapgan Kağan, 703 yılında Çin’e yönelik saldırılarını durdurarak politikasını değiştirdi. Baga Tarkan’ı elçi olarak Çin sarayına gönderdi ve yeni bir evlilik ittifakı teklifinde bulundu.

Bu defa damadın yalnızca Tang hanedanına mensup olması yeterli görülmüyor, aynı zamanda veliahdın oğlu olması isteniyordu. Kapgan’ın teklifi Çin sarayında görüşüldü. İmparatoriçe Wu, veliahtları huzuruna çağırarak konuyu değerlendirdi ve teklifin kabul edilmesine karar verildi.

Kapgan Kağan, teklifinin kabul edilmesi üzerine ileri gelen devlet adamlarından İ-li-t’an-kan’ı bin seçkin atla birlikte Çin sarayına gönderdi. Göktürk elçisi, Kapgan’ın teşekkürlerini imparatoriçeye iletti.

Elçi şerefine Su-yü-t’ing’de bir eğlence düzenlendi. Veliaht, başvezir ve saray görevlileri törene katıldı. Göktürk elçisine çeşitli hediyeler verildikten sonra ülkesine dönmesine izin verildi.

Kapgan Kağan da buna karşılık daha önce Göktürk ülkesinde tutulan Wu Yen-hsiou’yu serbest bıraktı.

Bu sırada Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Basmıllar yeniden itaat altına alındı.

Çin'de Taht Değişikliği ve Bunun Göktürklere Etkisi

705 yılında İmparatoriçe Wu, tahtı Chung Tsung'a bıraktı. Böylece Göktürk-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Yeni imparatorun önceki yönetimden farklı bir siyaset izlemesi, iki devlet arasındaki ilişkileri de etkiledi.

Kapgan Kağan, aynı yıl yeniden Çin üzerine yürüyerek Ling eyaletine bağlı Wu-sha kasabasına saldırdı. Ling-wu bölgesi ordusunun başkumandanı Sha-t'o Chung-i, Göktürk ordusunu durdurmaya çalıştıysa da Çin kuvvetleri yenilerek geri çekildi. Bu seferde Bilge de önemli rol oynadı.

Göktürk kuvvetleri aynı zamanda Yüan ve Huei eyaletlerine girerek Lung-you bölgesini yağmaladı. Sefer sonunda on binden fazla at ve koyun ele geçirildi. Bu başarısızlık üzerine Çinli kumandan Sha-t'o Chung-i görevinden alındı.

Göktürk akınlarının devam etmesi üzerine Çin yönetimi, daha önce kabul ettiği evlilik anlaşmasını iptal etti. Ayrıca Kapgan Kağan'ı öldürene prenslik ve büyük generallik unvanı verileceğini ilan etti.

Bunun yanında imparator, devlet adamlarından Göktürklere karşı uygulanacak yeni askerî ve siyasi tedbirler hazırlamalarını istedi. Hazırlanan raporlarda Göktürk akın yollarını denetlemek amacıyla üç yeni kale kurulması, sınır savunmasının güçlendirilmesi, cesaret göstermeyen kumandanların görevden alınması, sınır valilerinin dikkatle seçilmesi, asker sayısının artırılması ve gerekli askerî malzemenin önceden depolanması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca Göktürk ülkesinde uygun şartlar oluşuncaya kadar beklenmesi ve ardından geniş çaplı bir sefer düzenlenmesi tavsiye edildi.

Kapgan Kağan ise evlilik teklifinin reddedilmesine tepki göstererek Göktürk ülkesinde bulunan Çinli resmî görevli Ts'ang Ssu-yen'i öldürttü. Kaynaklarda bu kişinin elçi olarak değil, resmî görevli sıfatıyla bulunduğu belirtilmektedir.

Bu tarihten sonra Göktürk ülkesinde art arda isyanların görülmesi ve Çin kaynaklarında Göktürk boylarını içeriden zayıflatmaya yönelik planların yer alması, Çin'in Göktürkler üzerindeki faaliyetlerini artırdığını göstermektedir.

Sınır Savunmalarının Güçlendirilmesi

707 yılında Çin yönetimi, kuzey sınırlarının savunmasını güçlendirmek amacıyla Chang Jen-tan'ı Shuo-fang bölgesi başkumandanlığına tayin etti.

Ertesi yıl Sarı Irmak'ın kuzeyinde, daha önce yabancı topluluklarla ilişkilerin yürütüldüğü üç kale yeniden inşa edildi veya onarıldı. Göktürk akınlarının gelebileceği güzergâhlarda tahkimatlar yapıldı ve savunma hatları oluşturuldu. T'ang Hsiou-ching de bu sınır bölgelerinin korunmasıyla görevlendirildi.

708 yılının sonlarında batıdaki bazı Göktürk birlikleri yeniden Çin topraklarına girdi. Aynı dönemde batıdaki Göktürklere gönderilen Feng Chia-ping öldürüldü.

Bunun yanında Çin'in An-hsi askerî valisi Niou Shih-chiang ile Türgişler arasında Hou-shao Kalesi yakınlarında yapılan savaşta Çin kuvvetleri yenildi ve vali hayatını kaybetti.

Boy İsyanları

709 yılında Göktürk hâkimiyetine karşı ayaklanan Çikler ile Azlar yeniden itaat altına alındı. Bilge Şad'ın idaresindeki Göktürk ordusu, Kem-İrtiş bölgesindeki Çikleri ve Isık Göl'ün batısındaki Azları mağlup etti.

Aynı dönemde Çin'de yeniden hükümdar değişikliği yaşandı. Chung Tsung'un ölümünün ardından Juei Tsung tahta çıktı.

Kapgan Kağan, yeni hükümdarın tahta çıkmasının ardından Çin'e yeniden elçi göndererek evlilik yoluyla ittifak kurulmasını teklif etti. Bu defa bir Çin prensesini hatun olarak almak istedi. Yapılan görüşmeler sonunda Sung bölgesi prensi Ch'eng-ch'i'nin kızına Chin-shan (Altay Dağı) Prensesi unvanı verilerek Göktürk ülkesine gönderilmesi kararlaştırıldı.

Kapgan, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti göstermek amacıyla oğullarından Yang-wo-chih Tegin'i Çin sarayına gönderdi. Çin'e ulaştığında kendisine yüksek askerî unvanlardan biri verildi.

Prensese refakat etmekle görevlendirilen Ho Feng-yao başkanlığındaki Çin heyeti Göktürk ülkesine ulaştığında, Kapgan başlangıçta prensesin Tang hanedanına mensup olmamasından dolayı tepki gösterdi. Ancak getirilen hediyelerin çokluğu ve Çin heyetinin gösterdiği saygı üzerine anlaşmayı kabul ederek Çin ile iyi ilişkiler kurmayı benimsedi.

Bu siyaset değişikliğinde, aynı dönemde Bayırku ve Türgiş isyanlarının Göktürk Devleti'ni içeride zor durumda bırakmasının etkisi oldu.

İç İsyanlar ve Dış Gelişmeler

Bu sırada Çinli generaller Sung Ch’üan ile T’ang Hsiou-ching başta olmak üzere bazı kumandanlar, Göktürklere bağlı Hsi topluluklarıyla Ling-hsing bölgesinde yaptıkları savaşta esir düştü. Daha sonra Hsi toplulukları tarafından Göktürklere teslim edilen bu generaller idam edildi. Bunun ardından sınır savunmasının sorumluluğu Kuo Yüan-chen’e verildi.

Kısa süre sonra Çin’de yeniden taht değişikliği yaşandı ve Juei Tsung’un yerine Hsüan Tsung geçti. Yeni imparator, daha önce kabul edilen evlilik ittifakını geçersiz saydı. Bu dönemde Kapgan Kağan ise giderek artan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.

710 yılında Kırgızlar yeniden ayaklandı. Bilge ile Kül Tegin’in kumandasındaki Göktürk ordusu Kögmen Dağlarının kuzeyindeki Songa Ormanı civarında Kırgızları ikinci defa yenilgiye uğrattı.

Aynı yıl Tola Irmağı çevresinde yaşayan Bayırkular da isyan etti. Türgi-Yargın Gölü yakınlarında yapılan savaşta Bayırkular mağlup edildi.

711 yılında Türgişler yeniden ayaklanınca Göktürk ordusu üzerlerine yürüdü. Yapılan savaşta Türgiş hükümdarı So-ke öldürüldü ve isyan bastırıldı.

Bunun ardından Bars Beg, Türgiş Kağanı olarak görevlendirildi ve Bilge’nin kız kardeşiyle evlendirildi. Daha sonra Semerkant yönüne bir sefer düzenlendi.

Beşbalık halkının daveti üzerine gerçekleştirilen seferde Bilge, şehre saldıran düşman kuvvetlerini yenerek halkı kurtardı.

713 yılında Karluklar da ayaklandı. Kapgan, Bilge ve Kül Tegin’in birlikte yönettiği Göktürk ordusu Tamug Iduk Baş’ta Karlukları mağlup etti. Yenilen Karlukların bir bölümü Çin’e sığındı.

714–715 Yıllarındaki Gelişmeler

714 yılında İnel Kağan, Tung-e Tegin ve Kapgan Kağan’ın kız kardeşinin eşi olan Huo-pa İlteber, süvarileriyle birlikte Pei-t’ing üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında Tung-e Tegin kaleye yaklaşırken öldürüldü.

Bu başarısızlığın ardından Huo-pa İlteber Göktürk ülkesine dönmeyerek ailesiyle birlikte Çin’e sığındı. Çin imparatoru onu yüksek askerî unvanlarla ödüllendirdi; ayrıca kendisine prenslik verildi. Eşine Altay Dağı (Chin-shan) Prensesiunvanı verilirken çeşitli hediyeler de sunuldu.

Aynı yılın üçüncü ayında Chi-hsi bölgesinin vergi memuru A-shih-na Hsien, Türgişler üzerine düzenlediği seferde reisleri Tou-tan’ı ele geçirdi.

Bu sırada Kapgan Kağan tarafından Çin sarayında ikamet etmek üzere gönderilmiş bulunan Yang-wo-chih Tegin hayatını kaybetti. Çin imparatoru, hanedana mensup ailelerin temsilcilerini görevlendirerek taziye ziyaretinde bulunmalarını emretti. Bu durum, Tegin’in Çin’de bulunduğu süre boyunca saygın bir konumda tutulduğunu göstermektedir.

Kapgan Kağan daha sonra yeniden Çin’e elçi göndererek evlilik yoluyla akrabalık kurulmasını teklif etti. Çin yönetimi bu girişime açık bir cevap vermedi.

Bu dönemde Çin kaynaklarına göre Kitanlar ile Hsiler de Göktürk hâkimiyetini kabul ederek Kapgan Kağan’a bağlandı. Göktürk ordusunun mevcudu dört yüz bin kişiye ulaşmıştı. Ancak Kapgan’ın sert yönetim anlayışı boylar arasında huzursuzluğun artmasına yol açtı.

Boyların Çin’e Yönelmesi

715 yılında On Ok teşkilatına bağlı bazı Tu-lu ve Nu-shih-pi beyleri ile Karluklar başta olmak üzere çeşitli Türk boyları Çin ile ittifak kurmak amacıyla başvuruda bulundu. Çin yönetimi bu talepleri kabul ederek söz konusu boyları Göktürk ülkesi sınırları içinde stratejik bölgelere yerleştirmeyi tercih etti. Böylece hem sınır güvenliğini güçlendirmeyi hem de Göktürk Devleti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladı.

Çin yönetimi, kendisine bağlanan bu toplulukların idarî teşkilatını yeniden düzenledi.

Kapgan Kağan ise Karluklar ve diğer isyancı boylar üzerine art arda seferler düzenledi. Buna karşılık Çin imparatoru sınır valilerine ve kumandanlarına iki koldan harekete geçerek isyancı Türk boylarını desteklemelerini emretti.

Bu dönemde Azlar ve İzgiller de yeniden itaat altına alındı. Aynı yıl Dokuz Oğuzlara karşı düzenlenen seferde yenilen Oğuzların bir bölümü Çin’e sığındı.

Göktürk Devleti’nde peş peşe meydana gelen bu isyanlar merkezi otoriteyi zayıflatmaya başladı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlar, Kao-li topluluklarının bir kolu ve Kapgan’ın damadı Kao Wen-chien dâhil olmak üzere çeşitli bağlı topluluklar Çin’e bağlandı. Çin yönetimi bunların reislerine generallik ve dükalık gibi yüksek unvanlar verdi.

Kapgan’ın damadı A-shih-te Hu-lu da Çin’e giderek Tang Hanedanı’nın hâkimiyetini kabul etti.

Bu sırada Kapgan Kağan, reisleri A-pu-ssu olan Dokuz Oğuzlar üzerine yürüdü. Chi-pei’de yapılan savaşta Oğuzlar yenilgiye uğratıldı ve çok sayıda kişi öldürüldü. Dokuz Oğuz topluluğuna bağlı İzgiller ile bazı diğer boylar da Çin’e bağlandı. Çin imparatoru bu boyların reislerine idarî unvanlar vererek Göktürk Devleti’nden kopmalarını teşvik etti.

Bununla birlikte Çin yönetimi, kuzey sınırlarında yeni savunma tedbirleri alarak olası Göktürk akınlarına karşı hazırlıklarını sürdürdü.

Kapgan Kağan'ın Ölümü

Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Kapgan Kağan'ı tamamen ortadan kaldırmayı veya ele geçirmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda daha önce Tang Hanedanı ile ittifak kuran ve Çin tarafından çeşitli unvanlarla ödüllendirilen Türk boylarının reislerine yeniden unvanlar ve hediyeler gönderildi. Böylece bu toplulukların Kapgan'a karşı harekete geçirilmesi hedeflendi.

Bu sırada Çin'in desteklediği Bayırkular yeniden ayaklandı. Kapgan Kağan isyanı bastırmak amacıyla üzerlerine yürüdü. Tola Irmağı kıyısında yapılan savaşta Bayırkular ağır bir yenilgiye uğratıldı.

Zaferin ardından Kapgan Kağan, az sayıda maiyetiyle geri dönerken Söğüt Ormanı civarında savaştan kurtulmayı başaran Bayırku kuvvetlerinin ani baskınına uğradı. Bayırku reisi Chie-chih-lüe'nin idaresindeki bu saldırı sırasında Kapgan Kağan öldürüldü.

Çin kaynaklarına göre, Bayırkuların yanında bulunan Ho Ling-ch'üan adlı Çinli görevli Kapgan'ın kesilen başını Tang başkentine götürdü. Bu olay 716 yılının altıncı ayında meydana geldi.

Kapgan Kağan'ın ölümüyle, yirmi dört yıl süren hükümdarlık dönemi sona erdi. Onun devrinde II. Göktürk Kağanlığı, Çin'e karşı art arda kazandığı askerî başarılarla genişlemiş; Orta Asya'daki çok sayıda Türk boyunu hâkimiyeti altına almış ve dönemin en güçlü bozkır devletlerinden biri hâline gelmişti.

Kapgan'ın ölümünden sonra daha önce Küçük Kağan unvanını taşıyan oğlu İnel tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Kutlug Kağan'ın oğlu Kül Tegin bir darbe gerçekleştirerek İnel'i ve ailesini ortadan kaldırdı. Ardından ağabeyi Bilge'yi kağan ilan ederek II. Göktürk Kağanlığı'nda yeni bir dönem başlattı.

Kağan Olmadan Önce Bilge’nin Faaliyetleri

Bilge, amcası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından tahta çıkan İnel’in devlet yönetiminde başarı gösterememesi üzerine Kül Tegin’in gerçekleştirdiği müdahale sonucunda 716 yılında kağan oldu. Ancak onun devlet hizmeti çok daha önce, henüz on dört yaşındayken başlamıştı.

683 yılında doğan Bilge, sekiz yaşında babası Kutlug Kağan’ı kaybetti. Kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Kül Tegin ile birlikte yetim kaldı. Kutlug’un ölümünden sonra töre gereğince kağanlık makamına amcaları Kapgan geçti. Bilge bu sırada Tegin unvanını taşıyordu.

Bilge, 697 yılında on dört yaşındayken Tarduş halkının başına şad olarak tayin edildi. Tarduşların bu dönemde Altay Dağlarının güneybatısı ile İrtiş Irmağı çevresinde yaşadıkları kabul edilmektedir. Bilge, bu göreve getirildikten Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede devletin doğu ve batı yönlerindeki çok sayıda askerî harekâta katıldı.

Bu dönemde Göktürk kuvvetleri doğuda Sarı Irmak ve Shantung Ovası’na, batıda Demir Kapı’ya, kuzeyde ise Kögmen Dağlarının ötesindeki Kırgız ülkesine kadar ulaştı. Bilge’nin anlatımına göre toplam yirmi beş sefer düzenlendi ve çeşitli topluluklarla üç kez büyük savaş yapıldı.

Tonyukuk’un idaresinde Bilge ile Kapgan’ın oğlu İnel, batı yönündeki orduların yönetiminde görev aldı. 699 yılında Türgişlerin önderliğindeki On Ok toplulukları yeniden Göktürk hâkimiyetine bağlandı. Türgiş hükümdarı Wu-chih-le ile yabgusu yakalanarak öldürüldü. Bilge, Türgişlerin Batı Göktürklerinin devamı olduğunu belirterek bu çatışmalardan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Ardından Azlar ile Kırgızlar yeniden düzene sokuldu.

Bilge, 700 yılında Tangutlar üzerine sefer düzenledi. Tangutlar yenilgiye uğratıldı; çocukları, kadınları, at sürüleri ve diğer malları ele geçirildi.

701 yılında Kapgan Kağan’ın Ordos bölgesine düzenlediği sefere Bilge ile Kül Tegin de katıldı. Tang imparatorunun gönderdiği elli bin kişilik ordunun kumandanı Ong Tutuk, Kül Tegin tarafından yakalanarak Kapgan Kağan’a sunuldu. Bilge, Çin ordusunun bu savaşta ortadan kaldırıldığını bildirmektedir.

703 yılında Bilge, kendisine akraba saydığı Basmılların Iduk Kut unvanlı yöneticisi üzerine yürüdü. Seferin sebebi, Basmılların Göktürk Devleti’ne vermesi gereken vergiyi ödememesiydi. Basmılların yeniden itaat altına alınmasının ardından vergi toplanmaya devam edildi.

705 yılında Bilge, Çinli kumandan Sha-to Chung-i’nin ordusuyla savaştı. Çarpışmalar sonucunda Çin kuvvetleri ağır kayıplar verdi.

709 yılında Bilge, daha önce Göktürk hâkimiyetine alınan Kırgızlar ile Çiklerin yeniden ayaklanması üzerine sefere çıktı. Kem Irmağı’nı geçerek Çiklerle Orpen’de savaştı. Ardından Azları yeniden itaat altına aldı.

710 yılında Kırgızlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusu Kögmen Dağlarını güç şartlar altında aşarak Kırgızlara ani bir baskın yaptı. Songa Dağlarında meydana gelen savaşta Kırgız kağanı öldürüldü ve ülke ele geçirildi.

Aynı yıl Bilge, Altay Dağlarını ve İrtiş Irmağı’nı geçerek Türgişler üzerine yürüdü. Türgiş kuvvetleri önce baskına uğratıldı. Ardından Bolçu’da yapılan savaşta Türgiş kağanı, yabgusu ve şadı öldürüldü.

713 yılında Beşbalık üzerine sefer düzenleyen Bilge, burada altı kez savaştı. Şehre baskı yapan düşman kuvvetlerini yenerek kendisini yardıma çağıran Beşbalık halkını kurtardı.

Karluk ve Oğuz İsyanlarıyla Mücadele

714 yılında Karlukların ayaklanması üzerine Bilge onların üzerine yürüdü. Tamıg Iduk Baş’ta yapılan savaşta Karluklar yenilgiye uğratıldı. Ancak bir süre sonra yeniden toparlandılar. Bu sırada Basmıllar da harekete geçmiş, Dokuz Oğuzlar ise Göktürk Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum almıştı.

Bilge, bir yıl içinde Dokuz Oğuzlarla dört kez savaşmak zorunda kaldı. İlk çarpışma Togu Balık’ta meydana geldi. Göktürk ordusu Tola Irmağı’nı askerleri yüzdürerek geçti ve düşmanla savaştı. İkinci savaş Antargu’da yapıldı ve Oğuzlar yeniden mağlup edildi. Üçüncü çarpışma Çuş Irmağı’nın kaynağında gerçekleşti. Bu savaşta Göktürk ordusunun safları başlangıçta dağıldıysa da düşman daha sonra geri püskürtüldü. Tongra boyuna mensup savaşçıların bir bölümü de yenilgiye uğratıldı. Dördüncü savaş Ezgenti Kadız’da yapıldı ve Oğuz kuvvetleri burada da mağlup edildi.

715 yılında Bilge, Amgı Kalesi’nde kışladığı sırada kıtlık yaşandı. Aynı yılın ilkbaharında Oğuzlar üzerine yeni bir sefer düzenlendi. Göktürk ordusunun bir bölümü sefere çıkmış, diğer bölümü ise merkezde kalmıştı. Bu sırada üç Oğuz ordusu Göktürk karargâhına ani bir baskın düzenledi.

Oğuz kuvvetlerinin bir kısmı Bilge ile Kül Tegin’in karargâhını ve ailelerinin bulunduğu bölümü yağmalamaya yönelirken diğerleri Göktürk askerlerine saldırdı. Bilge ve Kül Tegin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Karargâhın savunmasını üstlenen Kül Tegin, saldıran kuvvetleri geri püskürtmeyi başardı.

Bilge, bu mücadeleyi anlatırken kendisiyle kardeşinin çabaları olmasaydı Türk halkının yok olacağını belirtmektedir. Ardından Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birlikte yeniden saldırıya geçti. Ağu’da yapılan iki savaşta bu kuvvetler de yenilgiye uğratıldı ve ülkeleri Göktürk hâkimiyetine alındı.

716 yılında Dokuz Oğuzların bir bölümü yurtlarını terk ederek Çin’e sığındı. Son yıllarda art arda meydana gelen boy ayaklanmaları, II. Göktürk Kağanlığı’nda merkezî otoritenin büyük ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu isyanların bastırılmasında Bilge ile Kül Tegin belirleyici rol üstlendi.

Kül Tegin'in Faaliyetleri

Kül Tegin'in 684 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun ilk belirgin askerî başarısı, 700-701 yıllarında Çin'e karşı düzenlenen sefer sırasında kaydedilir. Ancak bundan önceki askerî harekâtlara da katılmış olması muhtemeldir. Kaynaklarda adı geçmemesi, bu dönemde öne çıkan bir başarısının kaydedilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Kapgan Kağan'ın idaresinde gerçekleştirilen Altı Çub Soğdakları seferine Bilge ile birlikte katılan Kül Tegin, ardından Çinli kumandan Wei Yüan-chung'un elli bin kişilik ordusuyla yapılan savaşta önemli rol oynadı. Çarpışmalar sırasında atını kaybetmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etti ve Çinli kumandanın yeğenini esir alarak Kapgan Kağan'ın huzuruna çıkardı. Savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.

705 yılında Çinli kumandan Sha-to Chung-i'ye karşı yapılan savaşta da ön saflarda yer aldı. Çatışmalar sırasında art arda üç farklı ata binerek hücum etti. Bindiği atların tamamı savaşta öldü. Kendisi zırhına ve kaftanına isabet eden çok sayıda oka rağmen savaşmaya devam etti. Sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı.

710 yılından önce Türgi Yargun Gölü çevresinde Bayırkuların Uluğ Erkin'i ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı. Yenilen Bayırku kuvvetlerinin başındaki Uluğ Erkin, az sayıdaki adamıyla kaçmayı başardı.

710 yılındaki Kırgız seferinin ardından düzenlenen Türgiş seferlerine de katılan Kül Tegin, bu mücadelelerde çok sayıda başarı elde etti. Azların yöneticisini bizzat esir aldı. Yenilen Türgiş kuvvetlerinin kalan kısmı etkisiz hâle getirildi ve Tabar bölgesine yerleştirildi.

Demir Kapı seferinden sonra Türgişler yeniden ayaklanınca Kül Tegin, az sayıdaki kuvvetle onların üzerine gönderildi. Sayıca üstün düşman karşısında yapılan savaşta Alp Salçı Kır adlı atına binerek çarpıştı ve Türgişleri bir kez daha mağlup etti.

Daha sonra Koşu Tutuk ile yapılan savaşta da önemli başarılar kazandı ve çok sayıda düşman askerini etkisiz hâle getirdi.

714 yılında patlak veren Karluk isyanının bastırılmasında başlıca görevlerden birini üstlendi. Tamıg Iduk Baş'ta Karluklarla savaştı. Ardından isyan eden Azlar üzerine yürüdü. Kara Göl yakınındaki savaşta Azların İlteber unvanlı yöneticisini sağ olarak ele geçirdi ve boyu ağır bir yenilgiye uğrattı.

II. Göktürk Kağanlığı'nın ardı ardına çıkan boy isyanlarıyla sarsıldığı dönemde Dokuz Oğuzlar da ayaklandı. Önce İzgiller mağlup edildi. Daha sonra Dokuz Oğuzlarla aynı yıl içinde Togu Balık, Koşulgak, Bolçu, Çuş Başı ve Ezgenti Kadız'da art arda savaşlar yapıldı.

Oğuzların Göktürk karargâhına düzenlediği baskın sırasında Kül Tegin belirleyici bir rol oynadı. Karargâhı savunarak saldırıyı püskürttü. Öksüz Kır adlı atına binerek hücuma geçti ve dokuz düşman savaşçısını mızrakladı. Bu sayede karargâh ele geçirilmekten kurtuldu; hükümdar ailesinin kadınlarının ve diğer yakınlarının esir düşmesi önlendi.

Bilge Kağan, kardeşinin bu mücadeledeki rolünü özellikle vurgulayarak, Kül Tegin'in müdahalesi olmasaydı kendilerinin ve Türk halkının büyük bir felaketle karşılaşacağını ifade etmektedir.

Çin kaynakları da Kül Tegin'i olağanüstü bir asker, savaş sanatında üstün yetenekli ve seçkin bir komutan olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, Göktürk yazıtlarında anlatılan askerî başarılarla uyumludur.

Bilge Kağan'ın Tahta Çıkışı

Kapgan Kağan'ın son yıllarında izlediği sert yönetim anlayışı ve Çin'in teşvikleri sonucunda, II. Göktürk Kağanlığı'na bağlı birçok boy peş peşe ayaklandı. Özellikle 711 yılından itibaren Türgiş, Karluk, Dokuz Oğuz ve diğer boyların isyanları devletin siyasî birliğini ciddi biçimde zayıflattı. Bir isyan bastırılmadan yenisi ortaya çıkıyor, bu durum merkezi otoriteyi giderek daha fazla sarsıyordu.

716 yılında Bayırkular üzerine düzenlediği seferde zafer kazanan Kapgan Kağan, dönüş yolunda yeterli güvenlik tedbiri almadan az sayıdaki maiyetiyle ilerlerken Söğüt Ormanı civarında Bayırkuların ani saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Bayırkuların yanında bulunan Çinli görevli Ho Ling-ch'üan, Kapgan Kağan'ın kesilen başını Tang sarayına götürdü.

Kapgan Kağan'ın ölümünün ardından II. Göktürk Kağanlığı tahtına oğlu İnel geçti. İnel, 699 yılından beri "Küçük Kağan" unvanını taşıyor ve geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyordu. Aynı dönemde Kapgan Kağan, kardeşi Tu-hsi-fu'yu Doğu Kanadı Şadı, Kutlug Kağan'ın oğlu Bilge'yi ise Batı Kanadı Şadı olarak görevlendirmiş, İnel'i de her ikisinin üzerinde Küçük Kağan makamına getirmişti. On Okların idaresi de İnel'e bırakılmıştı.

Buna rağmen kaynaklarda İnel'in askerî veya siyasî bakımdan dikkate değer bir başarısından söz edilmez. Adının geçtiği başlıca olay, 714 yılında Tongra Tegin ve Huo-pa İlteber ile birlikte Beşbalık'ın kuzeyine düzenlenen seferdir. Bu harekât sırasında Tongra Tegin öldürülmüş, Huo-pa İlteber ise başarısızlığın ardından Çin'e sığınmıştır.

Kapgan Kağan'ın ölümünden sonra devam eden boy isyanları karşısında İnel'in etkili bir yönetim sergileyememesi üzerine Kül Tegin harekete geçti. Kendi taraftarlarını toplayarak İnel'i ve onu destekleyen grubu etkisiz hâle getirdi. Ardından ağabeyi Mo-chü-lien'i tahta çıkardı. Hükümdar olduktan sonra Mo-chü-lien, Bilge Kağan unvanını aldı.

Çin kaynaklarında Bilge Kağan'ın adı Mo-chü-lien olarak kaydedilmiş, kağan olmadan önce ise daha çok Hsiao-sha (Küçük Şad) unvanıyla anıldığı belirtilmiştir. Aynı kaynaklar onun yumuşak huylu ve insanlara yakın bir kişiliğe sahip olduğunu bildirirken, tahta çıkışını da kardeşi Kül Tegin'in gerçekleştirdiği müdahaleye bağlamaktadır.

Bilge Kağan'ın hükümdar olmasının ardından Kül Tegin, Sol Bilge Prensi unvanını aldı ve devletin askerî işlerinin başına geçti.

Taht değişikliği sırasında Kapgan Kağan döneminin ileri gelen devlet adamlarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında yalnızca Tonyukuk'un sağ bırakıldığı belirtilmektedir. Bunun nedeni olarak Bilge Kağan'ın kayınpederi olması gösterilse de, Tonyukuk'un uzun yıllara dayanan devlet tecrübesi, halk arasındaki itibarı ve II. Göktürk Kağanlığı'nın kuruluşundan itibaren üstlendiği önemli görevler de onun görevde kalmasında etkili olmuştur. Nitekim Bilge Kağan döneminde devlet siyasetinin belirlenmesinde Tonyukuk yeniden önemli rol üstlenecektir.

Boy İsyanlarının Devam Etmesi ve Tonyukuk'un Yeniden Devlet Yönetimine Getirilmesi

Bilge Kağan'ın tahta çıkmasıyla birlikte II. Göktürk Kağanlığı'nda hükümdar değişmiş olsa da boy isyanları sona ermedi.

717 yılında ülkenin batısında yaşayan Kara Türgişler, Su-lu'nun önderliğinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Daha önce çor unvanını taşıyan Su-lu, kağanlığını ilan ettikten sonra merkezini Talas Irmağı'nın kuzeybatısındaki Balasagun'a taşıdı. Türgiş Devleti daha sonraki yıllarda Mâverâünnehir'e ilerlemeye çalışan Arap kuvvetlerine karşı önemli bir güç hâline geldi.

Bilge Kağan, hükümdar olduktan sonra devlet düzenini yeniden kurmaya ve töreyi uygulamaya öncelik verdi. İlk askerî harekâtlarından birinde Selenga Irmağı boyunca ilerleyerek Karagan Geçidi'nde Uygurları ağır bir yenilgiye uğrattı. Uygur İlteberi doğuya kaçarken, çok sayıda at sürüsü Göktürklerin eline geçti. Bilge, kıtlık nedeniyle sıkıntı yaşayan halkın bu ganimet sayesinde ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmektedir.

717 yılında uzun süredir Göktürk Devleti'ne karşı mücadele eden Oğuzların bir bölümü Çin'e sığındı. Bilge Kağan bu gelişmeden duyduğu üzüntüyü ifade ederken, geride kalan malların, hayvanların ve ailelerin Göktürklerin eline geçtiğini kaydeder.

Çin kaynakları da Bilge Kağan'ın tahta çıkışından sonra Türgişlerin bağımsızlığını ilan ettiğini, Kitanlar ile Tatabıların Tang Devleti'ne bağlandığını ve bazı Göktürk boylarının merkezi yönetime olan güvenlerini kaybederek devletten uzaklaştıklarını bildirmektedir.

Yaklaşık on yıldır süren savaşlar ve aralıksız devam eden boy isyanları, II. Göktürk Kağanlığı'nın siyasi bütünlüğünü önemli ölçüde zayıflatmıştı. Bu şartlar altında Bilge Kağan, devletin yeniden güçlenebilmesi için tecrübeli devlet adamı Tonyukuk'u yeniden göreve çağırdı.

Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen Tonyukuk, sahip olduğu askerî ve siyasî tecrübesiyle devlet yönetiminde yeniden belirleyici bir konuma getirildi. Kaynaklarda onun görevi, devletin genel stratejisini belirleyen ve siyaseti planlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.

717 yılının yazında Tatabıların Tang Devleti'ne bağlanması üzerine Bilge Kağan onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaşta Tatabılar mağlup edildi; at sürüleri ve diğer malları Göktürklerin eline geçti. Yenilgiden sonra Tatabılar Kadırkan Dağları çevresine çekildiler.

Bilge Kağan'ın Ülkede Hâkimiyeti Yeniden Sağlaması

Bilge Kağan'ın hükümdarlığının ilk yıllarında, daha önce Tang Devleti'ne sığınmış bazı Göktürk grupları yeniden ayaklanarak ülkelerine dönmeye başladı. Çin yönetimi, teslim olan Göktürk ailelerini Ch'an-yü Askerî Valiliği bölgesine yerleştiriyor ve onları sıkı denetim altında tutuyordu.

Bu dönemde Ch'an-yü Büyük Genel Askerî Valiliği'nin yardımcı kumandanı Chang Chih-lien, teslim olan Göktürklerin silahlarını toplattı. Yay ve ok taşımalarını yasakladı; avlanmalarını engelleyerek geleneksel yaşam biçimlerini değiştirmeye çalıştı. Daha sonra sınırı denetlemeye gelen Chiang Huei'ye durumu şikâyet eden Göktürklerin silahları geri verildi.

Chiang Huei'nin bölgeden ayrılmasının ardından Çin idaresine bağlı Göktürk grupları isyan ederek Chang Chih-lien'i ele geçirdiler ve onu Bilge Kağan'a götürmek üzere yola çıktılar.

Bunun üzerine Shuo-fang Harekât Ordusu Kumandanı Hsüe Na ile General Kuo Chih-lien isyancıların peşine düştü. Ta-p'in bölgesinde yapılan takip sonunda isyancı topluluk dağıtıldı ve Chang Chih-lien kurtarıldı.

Yenilen gruplar Hei-shan bölgesindeki Hu-yen Vadisi'ne sığındı. Chang Chih-lien ise kurtarılmış olmasına rağmen görevini başarıyla yerine getiremediği gerekçesiyle Tang yönetimi tarafından idam edildi.

Bütün bu gelişmeler sonucunda Çin'den ayrılarak yeniden Bilge Kağan'ın hâkimiyetine giren Göktürk toplulukları, II. Göktürk Kağanlığı'nın askerî ve siyasî gücünü önemli ölçüde artırdı.

718 yılında Tatabı meselesinin çözüme kavuşmasının ardından Bilge Kağan bu defa Karluklar üzerine yöneldi. Ancak sefere bizzat katılmayarak kumandanı Tudun Yamtar'ı görevlendirdi. Yapılan savaşta Karlukların İlteber unvanlı hükümdarı öldürüldü; kardeşi ise bir kaleye sığınarak kaçmayı başardı.

Daha sonra düzenlenen yeni harekâtta kaleyi savunan kuvvetlerin büyük bölümü kaçınca Karluk halkı teslim oldu. Bilge Kağan, yazıtında Karlukların kendisini "Kağanımız geldi." diyerek karşıladıklarını belirtmektedir. Teslim olan topluluklara çeşitli idarî unvanlar vererek onları yeniden devlet teşkilatına dâhil etti.

Böylece 717 yılının sonlarına doğru Karluk meselesi büyük ölçüde çözüldü. Oğuzların bir bölümü ise daha önce olduğu gibi Çin'e sığınmayı tercih etti.

Bu gelişmelerin ardından Bilge Kağan doğu yönünde Kök Öng Irmağı çevresine de bir sefer düzenledi. Yazıtlarda bu harekâtın ayrıntıları tam olarak korunmamıştır. Anlatıma göre Göktürk ordusu zorlu arazi şartlarını aşarak gece gündüz ilerlemiş, susuz bozkırları geçtikten sonra öncü birliklerini ileri göndermiş ve Keçen'e kadar ulaşmıştır. Ancak kitabelerdeki tahribat nedeniyle seferin amacı ve sonuçları ayrıntılı biçimde öğrenilememektedir.

Çin ile İlişkiler ve Tonyukuk'un Stratejik Yaklaşımı

Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan sonra dikkatini Çin'e çevirdi. Çin üzerinde yeniden baskı kurmayı ve sınır akınlarını başlatmayı planlıyordu. Çin'den ayrılarak Göktürk hâkimiyetine dönen topluluklar da devletin askerî gücünü artırmıştı.

Ancak Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine dayanarak, Çin'e karşı hemen harekete geçmenin doğru olmayacağını savundu. Ona göre bir devlet yalnızca savaşlarla değil, barış dönemlerinde de güçlenirdi. Göktürk ordusu uzun süren iç mücadelelerden yeni çıkmıştı; askerler yorgun düşmüş, kuvvetlerini tam olarak toparlayamamıştı. Bu nedenle ordunun yeniden güçlenmesi için zamana ihtiyaç vardı.

Tonyukuk, Göktürklerin en az birkaç yıl daha askerî hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini belirtti. Bu süre içinde ordunun dinlenmesi, hayvan sürülerinin çoğalması ve savaş gücünün yeniden eski seviyesine ulaşması gerektiğini ifade etti.

Bilge Kağan, bunun ardından ülkenin çeşitli yerlerinde surlarla çevrili şehirler kurmayı ve Budist tapınakları inşa ettirmeyi düşündü. Böylece daha yerleşik bir idarî düzen oluşturmayı amaçlıyordu.

Tonyukuk bu düşünceye de karşı çıktı. Ona göre Göktürklerin nüfusu Çin'e kıyasla oldukça azdı. Buna rağmen Çin karşısında başarı kazanmalarının temel sebebi, konargöçer yaşam tarzlarını korumalarıydı. Sürekli yer değiştiren, hayvancılıkla geçinen ve avcılık sayesinde savaş yeteneklerini canlı tutan Göktürkler, gerektiğinde saldırabiliyor, zor durumda kaldıklarında ise bozkırın ve dağlık bölgelerin sağladığı hareket serbestliğinden yararlanabiliyorlardı.

Tonyukuk, surlarla çevrili şehirlere yerleşilmesi hâlinde bu hareket üstünlüğünün kaybedileceğini, Göktürklerin savaşçı özelliklerinin zayıflayacağını ve Çin karşısında savunmasız kalacaklarını dile getirdi.

Aynı şekilde Budizmin devlet tarafından desteklenmesine de karşı çıktı. Bu dinin öğretilerinin savaşçı yaşam anlayışıyla bağdaşmadığını, Göktürk toplumunun askerî karakterini zayıflatacağını ve devletin savunma gücünü olumsuz etkileyeceğini savundu.

Bilge Kağan, Tonyukuk'un değerlendirmelerini kabul etti. Çin'e karşı planlanan büyük saldırılardan vazgeçtiği gibi surlarla çevrili şehirler kurma ve Budizmi devlet politikası hâline getirme düşüncesini de uygulamaya koymadı.

Bunun yerine Tang Hanedanı'na bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak Tang İmparatoru Hsüan Tsung bu teklifi kabul etmedi.

Çin'in II. Göktürk Kağanlığı'na Karşı Hazırlıkları

Bilge Kağan'ın ülke içinde düzeni yeniden sağlaması ve II. Göktürk Kağanlığı'nın eski gücüne kavuşması, Tang İmparatoru Hsüan Tsung'u yeni tedbirler almaya yöneltti. 720 yılının kışında Çin yönetimi, Göktürk Devleti'ni askerî bakımdan kuşatmayı hedefleyen kapsamlı bir plan hazırladı.

Bu plana göre Shuo-fang bölgesi kumandanı Wang Chün, bütün kuvvetlerin başkomutanı olacaktı. Çin ordusu güneyden ilerlerken Basmıllar batıdan, Tatabılar ve Kitanlar ise doğudan saldıracaktı. Amaç, Göktürk ordusunu aynı anda farklı yönlerden kuşatarak merkezini ele geçirmekti.

Çin yönetimi yalnızca askerî hazırlıklarla yetinmedi. Kırgız hükümdarı Kutlug Bilge Kağan, Kapgan Kağan'ın oğlu Mo Tegin, Aşina Bilge Tegin, Huo-pa-shih-shih-pi ve çeşitli boy beyleriyle gizli anlaşmalar yapıldı. Ayrıca Kitan, Tatabı ve Basmıl yöneticileri de bu ittifaka katıldı.

Çin kaynaklarına göre oluşturulan müttefik kuvvetlerin mevcudu yaklaşık üç yüz bin kişiye ulaşıyordu. Plan gereğince ordular çeşitli kollara ayrılarak Göktürk merkezine doğru ilerleyecekti. Tatabılar ve Kitanlar doğudan, Basmıllar ise batıdan saldıracak, Çin ordusu da güneyden harekete geçecekti.

Bu gelişmeler karşısında Bilge Kağan endişeye kapıldı. Ancak Tonyukuk durum değerlendirmesi yaparak müttefik kuvvetlerin aynı anda hareket etmesinin zor olduğunu belirtti. Basmılların Beşbalık çevresinde, Tatabı ve Kitanların ise doğuda bulunduğunu, aralarındaki mesafenin çok fazla olduğunu ifade etti. Ayrıca Çinli kumandanlar arasında da görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle ortak harekâtın başarıyla yürütülmesinin güç olduğunu söyledi.

Tonyukuk'un değerlendirmesi doğru çıktı. 721 yılının sonbaharında Basmıllar diğer müttefik kuvvetleri beklemeden tek başlarına Göktürk ülkesine saldırıya geçti. Çin ordusu ile Tatabı ve Kitan kuvvetleri henüz harekete geçmediği için Basmıllar kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldılar.

Bilge Kağan geri çekilen düşmanı takip etmek istedi. Ancak Tonyukuk buna da karşı çıktı. Göktürk ordusunun uzun mesafelerde hızla ilerlemesinin askerleri yıpratacağını, bu nedenle daha temkinli hareket edilmesi gerektiğini savundu.

Ardından Göktürk ordusu Beşbalık yönüne ilerledi. Yaklaşık iki yüz li yol aldıktan sonra birlikler farklı kollara ayrılarak gizlendi. Önce Beşbalık ele geçirildi, ardından Basmıllara ani bir baskın düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan Basmıllar kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kale de ele geçirilince çok sayıda kişi esir alındı ve Göktürk ordusu merkezine döndü.

Bu zaferle Çin'in hazırladığı kuşatma planının en önemli unsurlarından biri etkisiz hâle getirildi.

Bilge Kağan daha sonra ordusunu güneye çevirerek Kansu bölgesindeki Ch'ih-t'ing ve Liang-chou çevresine akınlar düzenledi. Bu harekâtta çok sayıda at ve koyun ele geçirildi. Ancak şehir ve kaleler işgal edilmedi.

Bu gelişmeler üzerine Tang yönetimi Yang Ching-shu'yu askerî vali olarak görevlendirdi. Ayrıca Lu Kung-li ile Yüan Teng kumandasındaki kuvvetler Göktürk ordusunun üzerine gönderildi.

Tonyukuk bu sırada da doğrudan kalelere saldırılmasını doğru bulmadı. Önce barış teklif edilmesini, Çin ordusu açık arazide savaşmayı kabul ederse meydan muharebesi yapılmasını önerdi. Böylece güçlü surlarla korunan şehirleri kuşatmak yerine düşmanı hareket hâlindeyken karşılamayı amaçladı.

Nitekim Çin ordusu açık arazide savaşa çıktı. Şiddetli soğuk, kar ve olumsuz hava şartları Çin askerlerinin savaş düzenini bozdu. Yay ve oklarını etkili biçimde kullanamayan Çin kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Çinli kumandan Yüan Ch'eng savaş alanından güçlükle kaçabildi.

Bu zaferler II. Göktürk Kağanlığı'nın askerî gücünü yeniden yükseltti. Kaynaklara göre Bilge Kağan'ın ulaştığı siyasî ve askerî güç, birçok bakımdan Kapgan Kağan dönemini aşmıştı. Buna rağmen Bilge Kağan'ın temel hedefi sürekli savaş değil, ülke içinde huzur ve istikrarı korumaktı.

Çin ile Dostluk Siyaseti

Bilge Kağan, ülke içinde düzeni yeniden sağladıktan ve dış tehditleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra Çin ile kalıcı bir barış kurmayı hedefledi. Bu amaçla Tang sarayına bir elçilik heyeti göndererek barış teklifinde bulundu.

Orhun Yazıtlarında da bu dönemde gerçekleştirilen savaşlara değinen Bilge Kağan, Çin kuvvetlerine karşı art arda kazanılan başarıları anlatmaktadır. Yazıtlara göre iki gün süren çarpışmalarda çok sayıda Çin askeri etkisiz hâle getirilmiş, Tang orduları ilerleme imkânı bulamamıştır.

Bilge Kağan, Çin ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken daha önce Tang Devleti'ne bağlanan Kitanlar ve Tatabılar üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya yöneldi. 721 yılının kışında Kitanlar üzerine sefer düzenledi. Ertesi yıl ilkbaharda ise Tatabılar üzerine yürüdü. Bu seferlerde her iki topluluğun yöneticileri yenilgiye uğratıldı; hayvan sürüleri ile kadın ve çocuklar Göktürklerin eline geçti. Ancak yazıtlardaki tahribat nedeniyle bu harekâtların ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır.

Bu gelişmeler üzerine Tang İmparatoru Hsüan Tsung, II. Göktürk Kağanlığı'nın yeniden güç kazandığını kabul etmek zorunda kaldı. Bilge Kağan'ın barış teklifini kabul ettiği gibi, Çin prensesiyle evlilik talebini de kesin olarak reddetmedi. Göktürk elçisi büyük saygıyla karşılandı, kendisine çeşitli hediyeler verildi ve ülkesine uğurlandı.

Çin Sarayı ile Diplomatik Görüşmeler

725 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Budistler için kutsal kabul edilen Tai Dağı'nı ziyaret etmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bazı devlet adamları, imparator doğudayken Göktürklerin kuzey sınırlarına saldırabileceği endişesini dile getirdi. Bu nedenle sınır savunmasının güçlendirilmesi önerildi.

Saraydaki tartışmalarda devlet adamı Chang Yüe, Bilge Kağan'ın dostça bir siyaset izlemesine rağmen Kül Tegin'in üstün bir asker, Tonyukuk'un ise son derece tecrübeli ve yetenekli bir devlet adamı olduğunu belirterek bu üçlünün birlikte hareket ettiği sürece Göktürklerin ciddi bir güç olmaya devam edeceğini ifade etti.

Bunun üzerine Çin yönetimi, Yüan Chen'i Bilge Kağan'a elçi olarak gönderdi.

Bilge Kağan, elçiyi hatunu, Tonyukuk, Kül Tegin ve diğer devlet ileri gelenleriyle birlikte kabul etti. Görüşmenin başında yeniden evlilik meselesini gündeme getirdi. Daha önce Kitanlar ve Tatabılara Çin prensesleri verilmesine rağmen Göktürklere aynı şekilde davranılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Çin elçisi, Bilge Kağan'ın Tang imparatorunun manevi oğlu sayıldığını, bu nedenle böyle bir evliliğin uygun olmayacağını ileri sürdü. Bilge Kağan ise bu açıklamayı kabul etmedi. Kitanlar ve Tatabılar için yapılan uygulamayı örnek göstererek kendilerine de aynı şekilde davranılması gerektiğini söyledi. Ayrıca daha önce teklif edilen prensesin imparatorun öz kızı olmadığını bildiğini belirtti ve bunun Göktürk Devleti'nin itibarını zedelediğini ifade etti.

Bilge Kağan'ın bu konudaki ısrarı üzerine Çin elçisi, evlilik teklifinin kabul edilmesi için çalışacağına dair güvence verdi.

Bunun ardından Bilge Kağan, büyük veziri A-shih-te İlteber'i değerli hediyelerle birlikte Tang imparatorunun düzenleyeceği dinî törene göndermeyi kabul etti. Böylece Çin yönetimi, tören sırasında Göktürklerden gelebilecek olası bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu.

Göktürk heyeti Çin'e ulaştığında, beraberindeki bazı kişilerin hırsızlık girişiminde bulunması üzerine Tang imparatoru sert tepki gösterdi. A-shih-te İlteber suçlunun başını imparatora sunarak olayın Göktürk Devleti'ni temsil etmediğini bildirdi. Ardından Göktürk heyetine büyük bir ziyafet verildi, çeşitli hediyeler takdim edildi ve törenin ardından ülkelerine dönmelerine izin verildi.

Bütün bu diplomatik temaslara rağmen Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Bilge Kağan'ın Çin hanedanıyla evlilik yoluyla akrabalık kurma isteğini sonuçta kabul etmedi.

Bilge Kağan ise uzun yıllar süren savaşların ardından devlet içinde huzur ve istikrarı korumanın öncelikli hedef olduğuna inanıyordu. Tonyukuk'un tavsiyelerini de dikkate alarak Çin'e karşı geniş çaplı fetih siyasetinden uzak durmayı tercih etti. Bu doğrultuda iki devlet arasında barışçı ilişkilerin sürdürülmesine önem verdi.

Çin ile Barışın Pekiştirilmesi

Bilge Kağan, Çin ile kurduğu barış siyasetini sonraki yıllarda da sürdürdü. 727 yılında büyük veziri Buyruk Çor'u Tang sarayına göndererek otuz seçkin atı imparatora hediye etti. Bu diplomatik girişim, iki devlet arasındaki iyi ilişkilerin korunmasına yönelikti. Bu dönemde uzun süredir Çin sınırlarında önemli bir Göktürk askerî harekâtı da görülmedi.

Bu sırada Tibet, Tang Devleti'ne karşı ortak bir askerî harekât düzenlemek amacıyla Bilge Kağan'a ittifak teklifinde bulundu. Gönderilen mektupta iki devletin aynı anda Çin'e saldırması öneriliyordu.

Bilge Kağan bu teklifi kabul etmedi. Tang Hanedanı ile kurduğu dostane ilişkileri bozmak istemediği gibi, Tibet hükümdarının mektubunu da Çin imparatoruna gönderdi.

Bilge Kağan'ın bu tutumu Tang İmparatoru Hsüan Tsung tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin sarayına gelen Göktürk elçisi Buyruk Çor için Tzu-chen Sarayı'nda büyük bir kabul töreni düzenlendi. Elçiye değerli hediyeler verildi ve yüksek düzeyde ilgi gösterildi.

Bu dönemde iki devlet arasındaki ekonomik ilişkiler de geliştirildi. Shuo-fang bölgesindeki Batı Shou-hsiang-ch'eng'de karşılıklı ticaret yapılmak üzere bir pazar kurulmasına karar verildi. Ayrıca Tang Devleti her yıl Göktürklere çok sayıda ipek kumaş göndermeyi kabul etti.

Kül Tegin'in Ölümü

731 yılında II. Göktürk Kağanlığı'nın en önemli devlet ve ordu kumandanlarından biri olan Kül Tegin hayatını kaybetti. Kardeşinin ölümü Bilge Kağan üzerinde derin bir etki bıraktı. Orhun Yazıtlarında onun için tuttuğu yası ayrıntılı biçimde dile getirerek büyük üzüntü duyduğunu ifade etmektedir.

Kül Tegin'in cenaze törenine Göktürk Devleti'nin komşuları ile bağlı topluluklarının temsilcileri katıldı. Doğudan Kitanlar ve Tatabılar elçiler gönderirken Tang İmparatoru da çok sayıda ipekli kumaş, altın ve gümüş eşya ile birlikte özel temsilcilerini cenazeye yolladı.

Batıdan Soğdlar, İranlılar ve Buhara'dan gelen temsilciler de törene iştirak etti. Türgiş Kağanlığı adına Tamgacı Makaraç ile Oğuz Bilge, Kırgız Kağanı adına ise Tarduş İnançu Çor hazır bulundu.

Bu geniş katılım, Kül Tegin'in yalnızca Göktürk Devleti içinde değil, Orta Asya'nın siyasî çevrelerinde de önemli bir itibara sahip olduğunu göstermektedir.

Kül Tegin için görkemli bir anıt mezar inşa edildi. Yazıtın metni Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Türbenin yapımı ve süslenmesi için Çin'den usta sanatkârlar getirildi. Yapının içi resimlerle süslendi, çeşitli heykeller yerleştirildi ve anıt taşları dikildi.

Bilge Kağan, bu anıtı Göktürk merkezine yakın ve kolay ulaşılabilecek bir yerde diktirdi. Tang İmparatoru da yazıt ve türbenin hazırlanması için seçkin ustalar gönderdi. Çinli sanatkârların hazırladığı eserlerin kalitesinden etkilenen Bilge Kağan'ın, özellikle kardeşinin savaşlarını tasvir eden bölümleri görürken büyük üzüntü duyduğu kaynaklarda belirtilmektedir.

Tonyukuk'un Ölümü ve Devlet Yönetimindeki Değişim

Kül Tegin'in ölümünden kısa bir süre sonra II. Göktürk Kağanlığı'nın en önemli devlet adamlarından Tonyukuk da hayatını kaybetti. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklar onun Kül Tegin'in vefatından sonra öldüğünü göstermektedir.

İlteriş Kutlug Kağan döneminden itibaren devlet yönetiminde görev alan Tonyukuk, Kapgan Kağan ve Bilge Kağan devirlerinde de en etkili devlet adamlarından biri olarak faaliyet gösterdi. Çin kaynakları ile kendi adına diktirdiği yazıt, onun Göktürk Devleti'nin kuruluşu, güçlenmesi ve yeniden teşkilatlanmasındaki rolünü ortaya koymaktadır.

Bilge Kağan, hem kardeşi Kül Tegin'i hem de en önemli danışmanı Tonyukuk'u kaybettikten sonra devlet yönetiminde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde Yollug Tegin başta olmak üzere hanedan mensupları ve diğer devlet ileri gelenleri yönetimde daha fazla sorumluluk üstlendiler.

Bilge Kağan'ın Ölümü

734 yılında Bilge Kağan hayatını kaybetti. Çin kaynaklarına göre ölümünün doğal sebeplerden mi yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda saray çevresindeki görevlilerden biri tarafından zehirlendiği belirtilmektedir.

Bilge Kağan'ın ölümü II. Göktürk Kağanlığı için önemli bir dönüm noktası oldu. İlteriş Kutlug Kağan tarafından kurulan devlet, Kapgan Kağan döneminde genişlemiş, Bilge Kağan devrinde ise iç karışıklıklar büyük ölçüde sona erdirilmiş ve Çin ile dengeli ilişkiler kurulmuştu.

Bilge Kağan'ın cenaze törenine de çeşitli devletlerden elçiler katıldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, daha önce Kül Tegin'in cenazesinde olduğu gibi değerli hediyeler ve görevliler göndererek taziyelerini iletti.

Bilge Kağan adına Orhun Irmağı vadisinde bir anıt mezar ve yazıt yaptırıldı. Yazıtın metni, Kül Tegin Yazıtı'nda olduğu gibi Yollug Tegin tarafından kaleme alındı. Göktürk Devleti'nin kuruluşundan Bilge Kağan dönemine kadar geçen olaylar bu yazıtta hükümdarın ağzından anlatıldı.

Bilge Kağan Yazıtı, yalnızca hükümdarın hayatını anlatan bir kitabe değil, aynı zamanda II. Göktürk Kağanlığı'nın siyasî tarihi, devlet anlayışı, töre düzeni ve hükümdarın halkına yönelik öğütlerini içeren en önemli kaynaklardan biri hâline geldi.

Bilge Kağan'ın ölümünün ardından tahta oğlu Tengri Kağan geçti. Ancak yeni hükümdarın küçük yaşta olması ve devlet yönetiminde önceki dönemin güçlü şahsiyetlerinin artık bulunmaması, II. Göktürk Kağanlığı'nda yeniden siyasî istikrarsızlığın başlamasına zemin hazırladı.

Bilge Kağan’ın Ölümünden Sonraki Taht Değişikliği

Bilge Kağan’ın ölümünden II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışına kadar uzanan dönem hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Orhun Yazıtlarındaki anlatım Bilge Kağan’ın ölümüyle sona ermekte, Çin kaynakları da bu dönem için önceki yıllara kıyasla daha az bilgi vermektedir. Bunun başlıca sebebi, Göktürklerin Tang Hanedanı açısından eski askerî tehlikelerini kaybetmeleri ve iki taraf arasındaki ilişkilerin daha çok diplomatik bir nitelik kazanmasıdır. Nitekim 723 yılından sonra iki devlet arasında uzun süre önemli bir savaş yaşanmamıştır.

682 yılında Kutlug Kağan’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan II. Göktürk Kağanlığı, kısa sürede Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmişti. Kutlug Kağan’ın ardından 692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında öldürülünce oğlu hükümdar olmuş, ancak Kül Tegin’in müdahalesiyle tahttan uzaklaştırılmıştı. Aynı yıl Bilge Kağan hükümdar ilan edilmişti. Bilge Kağan, ilk yıllarında boy isyanlarını bastırmış, daha sonra Çin’i yenilgiye uğratarak barış yapmaya zorlamıştı.

On sekiz yıl hüküm süren Bilge Kağan, Buyruk Çor adlı bir devlet adamı tarafından zehirlendi. Ölümünden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ile ona yardım edenleri öldürttü. Bilge Kağan 25 Kasım 734 tarihinde hayatını kaybetti; cenaze töreni ise 22 Haziran 735’te gerçekleştirildi.

Bilge Kağan’ın ölümünün ardından devlet ileri gelenleri bir araya gelerek oğullarından İ-jan’ı kağan ilan ettiler. Ancak İ-jan Kağan’ın ne kadar süre tahtta kaldığı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Bazı kayıtlarda kısa süre sonra öldüğü belirtilirken, bir kaynakta sekiz yıl hüküm sürdüğü bildirilmektedir. Diğer kayıtlar ve sonraki gelişmeler dikkate alındığında, İ-jan Kağan’ın tahta çıktıktan kısa süre sonra hastalanarak öldüğü anlaşılmaktadır.

Tengri Kağan’ın Tahta Çıkışı

İ-jan Kağan’ın ölümünden sonra kardeşi Bilge Kutlug Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tang Hanedanı, Sağ Chin-wu muhafızları generali Li Chih’yı elçi olarak göndererek kendisine Tengri Kağan unvanını sundu.

Tengri Kağan’ın yaşının küçük olması, devlet işlerinde yeterli bir otorite kurmasını engelledi. Bu durumdan yararlanan annesi Po-fu Hatun, yönetim üzerinde etkili olmaya başladı. Tonyukuk’un kızı olan Po-fu Hatun, vezirlerden Yü-ssu Tarkan ile iş birliği yaparak devlet idaresini bütünüyle denetim altına almaya çalıştı. Ancak bu gizli ittifak diğer boylar ve devlet ileri gelenleri tarafından desteklenmedi.

Devlet Yönetiminde Otorite Mücadelesi

Tengri Kağan hükümdarlık unvanını taşımakla birlikte devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenemedi. Bu sırada ülkenin doğu ve batı kanatları iki amcasının idaresindeydi. Doğu kanadı Sol Şad, batı kanadı ise Sağ Şad unvanını taşıyan hanedan üyeleri yönetiyordu. Her iki şad da başarılı idareleri sayesinde kumandanlar ve özellikle genç askerler arasında saygınlık kazanmıştı.

Kağanın yaşının küçük olması ve yönetimde yeterli otorite kuramaması devlet düzenini zayıflattı. Buna, Po-fu Hatun ile Yü-ssu Tarkan'ın yönetimi ele geçirme girişimleri de eklenince merkezî otorite sarsılmaya başladı.

740 yılında Tang İmparatoru Hsüan Tsung, Tengri Kağan'ın hükümdarlığını resmen tanıdı. Ancak bu sırada Tengri Kağan ile annesi, devlet içinde nüfuzları giderek artan iki şadı kendileri için tehdit olarak görmeye başladılar. Güçlerini sağlamlaştırmak amacıyla önce batı kanadını yöneten Sağ Şad'a karşı harekete geçtiler. Kurulan bir komplo sonucunda Sağ Şad öldürüldü ve ona bağlı kuvvetler merkezî yönetime bağlandı.

Bu gelişmeyi haber alan doğu kanadının yöneticisi Sol Şad P'an Kül Tegin, aynı akıbetin kendisini de beklediğini düşündü. Karşı tarafın harekete geçmesini beklemeden Tengri Kağan'a saldırarak onu öldürdü. Ardından Bilge Kağan'ın oğullarından birini kağan ilan etti.

Ancak P'an Kül Tegin beklediği desteği bulamadı. Devlet ileri gelenleri ve boyların önemli bir kısmı onun yanında yer almadı. Bu durumdan yararlanan Basmıllar P'an Kül Tegin'e saldırarak onu yenilgiye uğrattılar. Kuvvetlerini kaybeden P'an Kül Tegin tek başına kaçmak zorunda kaldı.

Taht Mücadelelerinin Derinleşmesi

P'an Kül Tegin'in yenilgisiyle birlikte II. Göktürk Kağanlığı'ndaki taht mücadeleleri daha da şiddetlendi. Onun tahta çıkardığı hükümdar, Kutlug Yabgu tarafından öldürüldü. Kutlug Yabgu daha sonra Bilge Kağan'ın başka bir oğlunu hükümdar yaptıysa da kısa süre sonra onu da ortadan kaldırarak kendisini kağan ilan etti.

Bu sırada Tang Hanedanı, Göktürk Devleti'nde yaşanan karışıklıkları yakından takip ediyordu. İmparator Hsüan Tsung, Sun Lao-nu adlı elçisini Uygur, Karluk ve Basmıl boylarına göndererek onları Göktürk Kağanlığı'ndan ayrılmaya ve Çin'e yaklaşmaya teşvik etti.

Böylece uzun yıllardır Göktürkler ile Tang Hanedanı arasında devam eden barış dönemi sona ermeye başladı. Çin'in desteğini alan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları, merkezî otoritenin zayıflamasından yararlanarak II. Göktürk Kağanlığı'na karşı ayaklandılar.

İsyancı boylar ilk olarak Kutlug Yabgu'yu öldürdüler. Ardından kendi aralarında yeni bir idarî düzen kurdular. Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih kağan ilan edilirken, sağ ve sol kanat yabgulukları Karluklar ile Uygurlar arasında paylaştırıldı. Daha sonra üç boy birlikte Tang sarayına elçi göndererek yeni durum hakkında bilgi verdiler. Böylece Göktürk Devleti'ne karşı oluşturulan ittifak ile Çin arasındaki ilişkiler resmiyet kazandı.

Çin'in Boylar Arasındaki Mücadeleden Yararlanması

II. Göktürk Kağanlığı'nda yaşanan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Tang Hanedanı'nın kuzey siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırladı. İmparator Hsüan Tsung, kuzey sınırındaki Ling eyaletine Wang Chung-ssu'yu tayin etti. Kendini kanıtlamak isteyen bu kumandan, ilk olarak Sang-kan Irmağı çevresinde yaşayan Hsi ve Nu-chie topluluklarını yenilgiye uğrattı. Çok sayıda esir alarak kuzeydeki diğer boylara gözdağı verdi ve ardından geniş katılımlı bir toplantı düzenledi.

Kutlug Yabgu'nun öldürülmesi sırasında ortaya çıkan karışıklıkları yakından takip eden Wang Chung-ssu, Gobi Çölü'nün güneyine kadar ilerleyerek Göktürk toplulukları üzerinde baskı kurdu.

Ozmış Kağan'ın Tahta Çıkışı

Kutlug Yabgu'nun ölümünden sonra Basmıl, Uygur ve Karluk saldırılarından kurtulabilen Göktürk toplulukları, eski Doğu Kanadı Şadı P'an Kül Tegin'in oğlunu Ozmış Kağan unvanıyla hükümdar ilan ettiler.

Ancak Wang Chung-ssu'nun Gobi Çölü'ne kadar ilerlemesi, yeni kağanın durumunu daha da zorlaştırdı. Siyasi hâkimiyetinin ve askerî gücünün büyük ölçüde zayıfladığını gören Ozmış Kağan, bir ara Tang imparatorunu ziyaret ederek bağlılığını bildirmeyi düşündü. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçince Wang Chung-ssu onu ele geçirmek için harekete geçti.

Çinli kumandan doğrudan saldırmak yerine Basmıl, Karluk ve Uygur kuvvetlerini Ozmış Kağan'ın üzerine gönderdi. Yenilgiye uğrayan Ozmış Kağan geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun ardından Wang Chung-ssu da harekete geçerek kağanı takip etti ve batı kanadındaki kuvvetlerini bozguna uğrattı.

Çin'e Sığınmalar

Art arda yaşanan yenilgiler ve hanedan içindeki mücadeleler, Göktürk ileri gelenleri arasında Çin'e sığınmaları hızlandırdı.

Ozmış Kağan'ın batı kanadı yabgusu A-pu-ssu, Batı Şadı Ko-la-to, Kapgan Kağan'ın torunu Po-te-chih Tegin, Bilge Kağan'ın kızı Ta-lo Prenses, İ-jan Kağan'ın eşi Bilge Yü-sai-fu ile Tengri Kağan'ın kızı Yü-chu-kung Prenses ve binden fazla çadırdan oluşan topluluk Tang Devleti'ne sığındı.

Bu göç, zaten zayıflamış olan II. Göktürk Kağanlığı'nın nüfusunu ve siyasî gücünü daha da azalttı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, sığınanları büyük bir memnuniyetle karşıladı. Hua-wu-lou Köşkü'nde onlar için bir şölen düzenletti; çeşitli hediyeler verilmesini emretti. Ayrıca geçimlerini sağlayabilmeleri için büyük miktarda un tahsis edildi ve statülerine uygun resmî unvanlar verildi.

Bu gelişmeler, Tang Hanedanı'nın yalnızca askerî değil, diplomatik ve idarî yöntemlerle de Göktürk hanedanını kendi nüfuzu altına çekmeye çalıştığını göstermektedir.

Ozmış Kağan'ın Ölümü

Tang yönetimi, Ozmış Kağan'ı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla yeni bir harekât hazırladı. Wang Chung-ssu, bu kez de Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının birlikte hareket etmesini sağladı. Planına göre Ozmış Kağan'a karşı en etkili yöntem, bu üç boyun müşterek saldırısıydı.

İttifak kuvvetleri To-lo-ssu Kalesi yönünde ilerledikten sonra K'un Irmağı boyunca harekâtlarını sürdürdüler ve Ozmış Kağan'ın üzerine yürüdüler. Yapılan mücadelede Ozmış Kağan öldürüldü. Böylece Wang Chung-ssu doğrudan savaşa girmeden, müttefik Türk boylarını kullanarak amacına ulaşmış oldu.

Bu sırada Wang Chung-ssu kuzey sınırındaki savunma düzenini de güçlendirmeye çalışıyordu. Çin Seddi üzerindeki Ta-t'ung ve Ching-pien kalelerini birbirine bağlayacak tahkimat faaliyetleri yürüttü. Böylece kuzeyden gelebilecek saldırıları önlemeyi hedefliyordu.

Ozmış Kağan'ın kesilen başı Tang başkenti Ch'ang-an'a gönderildi.

Son Göktürk Kağanı

Ozmış Kağan'ın ölümüne rağmen Göktürk toplulukları mücadeleyi bırakmadı. Hayatta kalanlar, Ozmış Kağan'ın oğlu Pai-mei'i kağan ilan ederek devleti yeniden toparlamaya çalıştılar.

Tang İmparatoru Hsüan Tsung ise Göktürk Kağanlığı'nı kesin olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı. Bu amaçla bölgeyi iyi tanıyan Wang Chung-ssu'yu yeniden görevlendirdi.

Çin ordusu Sa-ho-nei Dağı çevresine ulaştığında Pai-mei Kağan'ın doğu kanadını yöneten A-po Tarkan'a bağlı on bir boyla savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Ardından batı kanadındaki kuvvetlere yönelerek saldırılarını sürdürdü.

Uygur Kağanlığı'nın Kuruluşu

Bu sırada Göktürk Kağanlığı'na karşı birlikte hareket eden Basmıl, Karluk ve Uygur boyları arasında da anlaşmazlıklar başladı.

Daha önce kağan olarak tanınan Basmıl hükümdarı Chieh-tie-i-shih, bu kez Uygurlar ve Karluklar tarafından öldürüldü. Bunun ardından Uygur hükümdarı Ku-li Pei-lo kendisini Kutlug Boyla Kül Kağan ilan etti ve durumu bildirmek üzere Tang sarayına bir elçi gönderdi.

Böylece Uygur Devleti resmen kurulmuş oldu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Göktürk devlet geleneğinin merkezi olan Ötüken de Uygurların hâkimiyetine geçti.

II. Göktürk Kağanlığı'nın Yıkılışı

745 yılının başlarında Ötüken'deki hâkimiyetini sağlamlaştıran Uygur Kağanı, son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan'ın üzerine yürüdü. Yapılan mücadelede Pai-mei Kağan yenilerek öldürüldü. Onun kesilen başı da babası Ozmış Kağan'ın başı gibi Tang başkentine gönderildi.

Pai-mei Kağan'ın ölümünün ardından Bilge Kağan'ın hatunu ve hayatta kalmayı başaran son Göktürk toplulukları da Tang Devleti'ne sığındılar.

Böylece 682 yılında Kutlug Kağan tarafından yeniden kurulan II. Göktürk Kağanlığı, yaklaşık altmış üç yıl süren hâkimiyetin ardından 745 yılında tarih sahnesinden çekildi. Ötüken merkezli siyasî hâkimiyet ise Uygur Kağanlığı'na geçti.

II. Göktürk Kağanlığı'nın Yıkılışından Sonra Göktürkler

Son Göktürk hükümdarı Pai-mei Kağan'ın öldürülmesi ve kesik başının Çin'e gönderilmesiyle Göktürk hanedanının siyasî varlığı tamamen sona erdi. Hanedan mensuplarının önemli bir bölümü daha önce Tang Devleti'ne sığınmış, Ötüken çevresinde uzun yıllar süren iç mücadeleler ise boyların dağılmasına yol açmıştı. Aynı dönemde Uygurlar, Basmılları yenilgiye uğratarak Büyük Uygur Kağanlığı'nı kurdular. Bu gelişmeler sonucunda Göktürk hanedanından herhangi bir kişinin devleti yeniden kurabilmesi mümkün olmadı. Uzun süren iç savaşlar, diğer boyların hanedana bağlılığını da büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.

Bununla birlikte Göktürk adı sonraki yüzyıllarda tamamen kaybolmadı. Çin kaynaklarında zaman zaman Göktürk topluluklarına ve hanedan mensuplarına dair kayıtlara rastlanmaktadır.

A-pu-sse'nin Girişimi

Kapgan Kağan'ın torunu A-pu-sse, 742 yılının sonlarında ülkedeki iç karışıklıklar sırasında Tengri Kağan'ın kızıyla birlikte Tang Devleti'ne sığınan topluluk arasında yer aldı. Tang İmparatoru Hsüan Tsung, bağlılığının karşılığı olarak kendisine Shuo-fang bölgesinde görev verdi ve Feng-hsin Prensi unvanını bahşetti.

Tang Devleti'ni sarsan An Lu-shan İsyanı sırasında A-pu-sse de karışıklıktan yararlanarak ayaklanmayı planladı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü'nün kuzeyindeki eski yurduna döndü.

752 yılının ilkbaharında Çin sınırlarına saldırılar düzenledi ve çeşitli yağmalarda bulundu. Ancak iki yıl sonra Beşbalık askerî valisi Ch'eng Chien-li tarafından yakalandı. Bazı kaynaklarda ise Karluk yabgusunun A-pu-sse'yi ele geçirerek Çin'e teslim ettiği belirtilmektedir. Sonunda Tang başkentine götürülen A-pu-sse, imparatorun huzuruna çıkarıldıktan sonra Chu-ch'iou Caddesi'nde idam edildi.

Çin'e Karşı Yeni Ayaklanmalar

756 yılında Tang hizmetine girerek generalliğe yükselen A-shih-na Ch'eng-ch'ing, daha sonra isyan ederek Ying-ch'uan bölgesini ele geçirdi. Bölgenin muhafızı Hsie Yüan ile vali yardımcısı P'ang Chien'i esir aldı. Ancak daha sonraki faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.

764 yılında ise liderleri belirtilmeyen başka bir Göktürk topluluğu Feng eyaletine saldırdı ve bölgenin muhafız generali Ma Wang'ı öldürdü.

IX. Yüzyılda Göktürk Toplulukları

Göktürk adına daha sonraki yüzyılda da Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. 837 yılında Chen-wu bölgesinde yaşayan yaklaşık yüz elli çadırlık bir Göktürk topluluğu ayaklandı. Tarım alanlarını ve çiftçileri yağmalayan bu grup, Çinli kumandan Liou Mien tarafından yenilgiye uğratılarak etkisiz hâle getirildi.

847 yılında aynı bölgede yaşayan Göktürkler tüccarlara ve vergi olarak toplanan pirinçlere saldırarak yağma hareketlerinde bulundular. Bölgenin yöneticisi Shih Hsien-chung bu toplulukları da mağlup ederek yeniden bir tehdit oluşturmalarını engelledi.

Beş Hanedan Dönemindeki Diplomatik İlişkiler

Göktürkler, yaklaşık seksen yıl sonra Beş Hanedan döneminde yeniden Çin kaynaklarında görünmeye başladılar. 925 yılının ilkbaharında Çin sarayına bir elçilik heyeti göndererek kendi ülkelerine ait hediyeler sundular. Heyetin başındaki Hun-chie-lou'nun aynı zamanda Göktürklerin lideri olduğu anlaşılmaktadır.

Aynı yılın kışında Göktürkler, Hsi ve Tu-hun topluluklarıyla birlikte yeniden elçi gönderdiler.

Bu dönemde Çin İmparatoru Ming-tsung, Po-ssu-ma-p'o adlı yerde Göktürk Tanrısı adına kurban sundu ve kuzey bozkır geleneklerine uygun bir tören yapılmasına izin verdi. Ertesi yıl Hun-chie-lou'nun ölümü üzerine gerçekleştirilen cenaze törenine de müsaade edildi. Bu sırada Göktürklerin başında Chang Mu-chin bulunuyor ve o da Çin sarayına elçiler göndermeyi sürdürüyordu.

931 yılında Tu-a-shu adlı Göktürk elçisi Çin İmparatoru Ming-tsung'u ziyaret etti.

Tang Hanedanı'nın yıkılmasının ardından kurulan Sonraki Chin Hanedanı döneminde de diplomatik ilişkiler devam etti. 941 yılının sonbaharında Göktürk elçisi Hsüe T'ung-hai, Sonraki Chin başkentine giderek resmî temaslarda bulundu.

Son Kayıtlar

941 yılı, Çin kaynaklarında Göktürklerin elçi gönderdiği son tarih olarak görülmektedir. Son Göktürk Kağanı Pai-mei'nin 745 yılında öldürülmesinden sonra Çin'e sığınan Göktürk toplulukları uzun süre kimliklerini korudular. Fırsat buldukça ayaklanmalar düzenlediler; Beş Hanedan döneminde ise Çin devletleriyle diplomatik ilişkiler kurabilecek ölçüde varlıklarını sürdürdüler.

Ancak bu toplulukların askerî güçleri ve sonraki akıbetleri hakkında kaynaklar yeterli bilgi vermemektedir. Çin kayıtlarının son ifadelerine göre, Göktürklerin askerî valilerinin ortadan kaybolmasının ardından onlar hakkında düzenli kayıt tutulmamış ve böylece kaynaklardaki izleri de sona ermiştir.

İçindekiler