Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Harzemşahlar Devleti

Ansiklo sitesinden

Sultan Sencer Döneminde Harezmşahlar

Anuş Tegin oğullarının Harezm’deki yükselişi, Sultan Sencer’in Büyük Selçuklu İmparatorluğu üzerindeki hâkimiyeti döneminde başladı. Melikşah’ın 1092’de ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri sırasında Horasan’ın idaresi Sencer’e bırakıldı. Sencer, 1118’de Büyük Selçuklu tahtının başlıca hâkimi hâline gelerek Horasan, Mâverâünnehir, Gazne ve çevre bölgeler üzerinde üstünlük kurdu.

Bu dönemde Harezm de Sultan Sencer’e bağlı bölgeler arasında bulunuyordu. Anuş Tegin oğulları, başlangıçta Büyük Selçuklu sultanına tâbi Harezm valileri olarak hüküm sürdüler. Sultan Sencer’in güçlü olduğu yıllarda Harezmşahlar bağımsız bir siyaset izleyemedi; buna karşılık Harezm’deki idarî ve askerî konumlarını giderek sağlamlaştırdılar.

1141’deki Katvan Savaşı, Sultan Sencer’in Orta Asya’daki hâkimiyetini sarstı. Ardından 1153’te başlayan Oğuz İsyanı, Büyük Selçuklu merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Bu gelişmeler, Harezmşahların Selçuklu hâkimiyetinden uzaklaşarak daha bağımsız hareket etmelerine elverişli bir ortam hazırladı. Sultan Sencer’in 1157’de ölümüyle birlikte Harezmşahlar için yeni bir siyasî dönem başladı.

Bu bölüm Harezm’in coğrafi ve ekonomik önemini, önceki Harezmşah hanedanlarını ve Anuş Tegin oğullarının iktidara gelişini doğrudan anlatıyor. Maddeye şu şekilde uyarlanabilir:

Harezm’in Coğrafi ve Ekonomik Önemi

Harezm, Ceyhun’un Aral Gölü’ne döküldüğü kesimde, nehrin iki yakasında uzanan bölgenin adıdır. Batı Türkistan’ın geniş bozkır ve çölleri arasında yer alan bölge; doğuda Kızılkum, batıda Üstyurt Platosu ve Karakum ile çevrilidir. Ceyhun’un aşağı mecrasında kollara ayrılması, çevresindeki kurak alanların ortasında verimli bir tarım sahasının oluşmasını sağlamıştır.

Ceyhun’dan sulanan topraklar fazla geniş olmamakla birlikte hububat, pamuk ve bağcılık bakımından verimliydi. Nehrin deltası balıkçılığa, bölgenin doğu ve batısındaki otlaklar ise koyun yetiştiriciliğine elverişliydi. Bu nedenle yün ve yünlü ürünler Harezm ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu. Pamuk yağı, peynir, balık, halı, kumaş, süslü elbiseler ve uzak bölgelere gönderilen kavunlar başlıca ürünler arasındaydı.

Ceyhun ve nehirden ayrılan büyük kanallar, bölge içindeki ulaşımı kolaylaştırıyordu. Küçük kayık ve sandalların yanı sıra askerî nakliyatta kullanılabilecek daha büyük gemiler de bu su yollarında hareket edebiliyordu.

Ticaret Yolları Üzerindeki Konumu

Harezm; Çin, İran, Hindistan, Sibirya, Güney Rusya ve İskandinavya arasındaki yolların kavşağında bulunuyordu. Farklı bölgelerden gelen kervanların buluştuğu ve mallarını pazarladığı önemli bir ticaret merkeziydi. Harezmliler de uzak ülkelere kadar uzanan ticari faaliyetleriyle tanınıyordu.

Volga Bulgar ülkesinden getirilen hayvan derileri, bal, mum ve giyecekler; İskandinavya’dan gelen balık dişi, tutkal ve çeşitli silahlar; kuzey bozkırlarında yaşayan toplulukların koyun, sığır ve atları Harezm pazarlarında alınıp satılıyordu. Bölgenin doğu ve kuzeyindeki Türk topluluklarıyla yürütülen ticaretin başlıca merkezleri arasında Git, Kerder ve Baratigin bulunuyordu.

Harezm ile çevresindeki Türk toplulukları arasında başlangıçta ticaret yoluyla kurulan ilişkiler, Harezmşahlar döneminde devletin yükselişi ve çöküşü üzerinde etkili olan siyasî ve askerî bağlara dönüştü.

Savunma İmkânları

Harezm’in tarımsal zenginliği ve ticari konumu, doğal savunma imkânlarıyla tamamlanıyordu. Ceyhun, büyük kanallar ve diğer su yolları yabancı orduların ilerlemesini güçleştiren engeller oluşturuyordu. Gerektiğinde bentler açılarak düşmanın geçeceği alanlar su altında bırakılabiliyordu.

Bu şartlar, Harezm’i yöneten valilerin kısa sürede güç kazanmasına elverişli bir ortam hazırladı. Sâmânîler, Gazneliler ve Selçuklular dönemlerinde bölgeye gönderilen valiler zamanla yönetimin babadan oğula geçtiği hanedanlar kurdular. Bununla birlikte Harezm’in geniş çöllerle çevrili olması, önceki hanedanların hâkimiyetlerini genellikle bölge dışına taşımalarını engelledi. Anuş Tegin oğulları bu bakımdan önceki Harezmşah hanedanlarından ayrıldı.

Harezmşah Unvanı ve Önceki Hanedanlar

“Harezmşah” unvanı, İslâmiyet’ten önceki dönemlerden itibaren Harezm hükümdarları tarafından kullanıldı. Harezm’de bu unvanı taşıyan hanedanlar dört dönemde ele alınabilir:

  1. İslâmiyet’ten önce hüküm sürmeye başlayarak 995’e kadar devam eden Afrigoğulları.
  2. 995-1017 yılları arasında hüküm süren Me’mûnoğulları.
  3. Gazneli Mahmud’un 1017’de Harezm’e vali tayin ettiği Altuntaş ve onun soyundan gelenler.
  4. 1097’den itibaren Harezm’i yöneten ve daha sonra geniş bir imparatorluk kuran Anuş Tegin oğulları.

Afrigoğulları döneminde Ceyhun’un doğusunda bulunan Kâs, Harezm’in siyasî merkeziydi. Ceyhun’un batısındaki Gürgenç hükümdarı Me’mûn’un 995’te Kâs ve çevresini ele geçirmesiyle bölgenin siyasî ve ekonomik ağırlığı batı Harezm’e geçti. Gürgenç’in bütün ülkenin ticaretinde kazandığı önem, bu değişimde belirleyici oldu. Şehir daha sonra siyaset ve kültür alanlarında da gelişerek Moğol istilasının hemen öncesinde en parlak dönemine ulaştı.

Gazneliler ve Selçuklular Döneminde Harezm

Gazneli Mahmud, Temmuz 1017’de Me’mûnoğullarının son hükümdarı Ebü’l-Hâris Muhammed b. Ali’yi ortadan kaldırarak Harezm’i ele geçirdi ve kumandanlarından Altuntaş’ı bölgeye vali tayin etti.

Altuntaş’ın oğlu Harun, Gazneli Mahmud’un 1030’da ölümünün ardından Sultan Mesud’a karşı bağımsızlık yoluna girdi. Horasan’ı ele geçirmeyi amaçlayan Harun, Tuğrul Bey, Çağrı Bey ve İbrahim Yınal yönetimindeki Selçuklu Türkmenleriyle iş birliği kurdu. Selçuklular da kendilerine yerleşme alanı ve erzak sağlayan, hediyeler gönderen Harun’u desteklemeye hazırdılar.

Harun, Selçuklu süvarilerini Horasan seferinde öncü kuvvet olarak kullanmayı planladı. Ancak Selçukluların eski düşmanı olan Cend hâkimi Şah Melik’in 1034’te düzenlediği gece baskını bu planı geciktirdi. Baskında Selçuklular ağır kayıplar verdi; atları ele geçirildi, kadınları ve çocukları esir alındı.

Harun, Şah Melik ile Selçukluların arasını bulmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Selçukluları yeniden topladı, silahlandırdı ve Horasan seferi için hazırlıklara başladı. Selçuklu kuvvetlerinin Harun’un ordusunun önünde Horasan’a girmesi kararlaştırıldı. Ancak Harun, Mayıs 1035’te Gazneli veziri Ahmed b. Abdüssamed’in hazırladığı bir suikast sonucunda öldürüldü.

Harun’un ölümünden sonra Harezm’de karışıklık çıktı. Harezmliler, kardeşi İsmail Handan’ı Harezmşah ilan ettiler. Selçuklular ise Harezm’de tutunma imkânlarını kaybederek Ceyhun’u geçip Horasan’a yöneldiler.

Gazneli yönetimi, Harezm üzerindeki emelleri nedeniyle Şah Melik’i destekledi. Şah Melik’e Harezm’in kendisine verildiğini bildiren bir menşur ve hilat gönderildi. Şah Melik, Altuntaşoğullarını Harezm’den çıkararak 12 Şubat 1041’de Gürgenç’e girdi ve hutbeyi Sultan Mesud ile kendi adına okuttu.

Bu sırada Selçuklular, Gazneli ordularına karşı Horasan’da önemli başarılar kazanmış ve Dandanakan Savaşı’nın ardından Gaznelileri bölgeden çıkarmışlardı. Harezm’den uzaklaştırılan Altuntaşoğulları Selçuklulara sığındılarsa da bekledikleri desteği bulamayarak dağıldılar.

Harezm’in Selçuklulara Geçişi

Harezm’in Selçukluların eline geçişi hakkında kaynaklarda farklı anlatımlar bulunmaktadır. Bir rivayete göre Çağrı Bey, Belh ve Buhara ile birlikte Harezm’i ele geçirdi; daha sonra bölgede çıkan isyan üzerine yeniden harekete geçerek Hezâresb ve Gürgenç’i fethetti.

Başka bir anlatımda Çağrı Bey’in ilk seferinde başarı sağlayamadığı, ardından Tuğrul Bey ile birlikte Harezm’e girerek Şah Melik’i mağlup ettiği belirtilir. İbnü’l-Esîr’in kaydına göre ise Şah Melik, Tuğrul Bey’in Harezm seferi üzerine bölgeden kaçtı; Dihistan, Tabes ve Kirman üzerinden Mekran’a kadar çekildi. Burada İbrahim Yınal’ın kardeşi Ertaş tarafından yakalanarak Çağrı Bey’e teslim edildi. Böylece Harezm Selçuklu hâkimiyetine geçti.

Sultan Alp Arslan 1066’da Mangışlak’a bir sefer düzenledi. Ardından Cend’e giderek Selçuk’un mezarını ziyaret etti ve Gürgenç’e uğradı. Bu sırada Harezm emirliğini oğlu Arslan Argun’a verdi. Bununla birlikte Alp Arslan ve Melikşah dönemlerinde bölge fiilen merkezden tayin edilen valiler tarafından yönetildi.

Anuş Tegin ve Harezm Valiliği

Selçuklular döneminde bir süre Horasan’a bağlı olarak yönetilen Harezm, Melikşah zamanında saray teşkilatındaki taştdarlık makamının gelir kaynakları arasına alındı. Hükümdarın leğen ve ibriklerinden sorumlu olan taştdar, sarayın bu hizmeti için ayrılan masrafları Harezm gelirlerinin bir bölümüyle karşılıyordu.

Anuş Tegin, Sultan Melikşah’ın taştdarı ve bu nedenle Harezm mutasarrıfıydı. “Harezm valisi” unvanını taşımasına rağmen bölgeyi doğrudan yönetmedi. Harezm’in fiilî idaresi, Harezmşah unvanını kullanan başka bir valinin elindeydi.

Melikşah’ın ölümünden sonra başlayan karışıklıklar sırasında Harezm valiliğinde Kıpçak Türklerinden Ekinci b. Koçkar bulunuyordu. Sultan Berkyaruk, Horasan’daki mücadeleleri sırasında Ekinci’yi kuvvetleriyle birlikte yanına çağırdı. Ekinci, on bin kişilik süvari ordusuyla harekete geçti ve üç yüz seçkin atlıyla önden Merv’e ulaştı.

Merv şehnesi Emir Kodan, Ekinci’nin gelişinden şüphelenerek Emir Yaruktaş ile birlikte onu ortadan kaldırmaya karar verdi. İki emir, beş yüz süvariyle Ekinci’yi kuşatarak 1097’de öldürdü ve kuvvetlerini dağıttı. Ardından Harezm’e giderek Sultan tarafından gönderildiklerini ilan ettiler ve bölgeyi ele geçirdiler.

Berkyaruk, Horasan valiliğine tayin ettiği Habeşî b. Altuntak’ı isyancıları cezalandırmakla görevlendirdi. Habeşî, topladığı kuvvetlerle Ceyhun’u geçti. Kodan’a katılmak üzere ilerleyen Yaruktaş’ı yolda mağlup ederek esir aldı. Kodan’ın askerleri de isyan ederek hazinesini ve ağırlıklarını yağmaladılar. Kodan önce Buhara’ya kaçtı, daha sonra Horasan’a dönerek Sultan Sencer’in hizmetine girdi.

Harezm’de yeniden düzeni sağlayan Habeşî b. Altuntak, Anuş Tegin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’i 1097’de Harezm valiliğine tayin etti. Bu tayinle Harezm’de Anuş Tegin oğullarının kesintisiz hâkimiyeti ve Harezmşahlar Devleti’nin kuruluş süreci başladı.Bu bölümün ilk kısmı hanedanın kökeni, son kısmı ise Kutbüddin Muhammed dönemi ile ilgilidir. Köken tartışmasını gereksiz ayrıntılardan arındırarak şöyle düzenlemek daha uygundur:

Hanedanın Kökeni

Harezmşahlar hanedanının Türk kökenli olduğu dönemin başlıca kaynaklarında açıkça belirtilmektedir. Bununla birlikte hanedanın kurucusu Anuş Tegin’in Türklerin hangi boyuna mensup olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

İbnü’l-Esîr ve Cüveynî’ye göre Anuş Tegin, Selçuklu devlet adamlarından Bilge Bey’in Garcistanlı bir kişiden satın aldığı Türk kökenli bir köleydi. Bu nedenle kaynaklarda “Anuş Tegin Garca” veya “Anuş Tegin Garcaî” adıyla anıldı. Reşîdüddin ise Anuş Tegin’i Oğuzların Begdili boyuna bağladı. Fuad Köprülü tarafından da kabul edilen bu görüşü doğrulayacak kesin bir belge bulunmamaktadır.

Anuş Tegin’in Kanklı veya Kıpçak kökenli olduğu da ileri sürülmüştür. Ancak Harezmşahlarla Kanklılar arasındaki yakın ilişkiler, hanedanın kuruluşundan yaklaşık seksen yıl sonra, Alâeddin Tekiş döneminde başladı. Tekiş’in Terken Hatun ile evlenmesinin ardından Kanklılar Harezm topraklarına kalabalık gruplar hâlinde yerleştiler. Atsız ve İl Arslan dönemlerinde ise Harezmşahlarla bozkırdaki Türk toplulukları arasındaki ilişkiler daha çok askerî mücadelelere dayanıyordu. Bu nedenle hanedanın doğrudan Kanklı veya Kıpçak kökenli olduğu görüşü kesinlik taşımamaktadır.

Anuş Tegin’in Çiğil, Yağma, Karluk veya Halaç Türklerinden biri olabileceği yönünde de tahminler ileri sürülmüştür. Garcistan ve çevresindeki Halaç varlığından hareketle onun Halaç kökenli olabileceği düşünülmüşse de bu görüş de herhangi bir belgeye dayanmamaktadır.

Sonuç olarak Anuş Tegin ve onun soyundan gelen Harezmşahların Türk kökenli oldukları bilinmekte, ancak mensup oldukları boy kesin biçimde belirlenememektedir.

Kutbüddin Muhammed Dönemi

Horasan Valisi Habeşî b. Altuntak’ın ölümünden sonra Horasan’da hâkimiyetini güçlendiren Sultan Sencer, Kutbüddin Muhammed b. Anuş Tegin’i Harezm valiliğinde bıraktı. Böylece Anuş Tegin oğullarının Harezm’deki yönetimi devam etti.

Kutbüddin Muhammed, babasının sağlığında Merv’de eğitim görmüş, devlet idaresi ve siyaset usullerini öğrenmişti. Kaynaklarda güçlü ve adaletli bir idareci, ilim ve dinin koruyucusu olarak tanıtılmaktadır. Selçuklu yönetimine bağlılığını koruması, Sultan Sencer’in güvenini kazanmasını sağladı.

Yaklaşık otuz yıl süren yönetimi sırasında Harezm’de genel olarak istikrar hâkim oldu. Bu dönemin en önemli askerî gelişmelerinden biri, öldürülen eski Harezm valisi Ekinci b. Koçkar’ın oğlu Tuğrul Tegin’in Harezm üzerine yürümesiydi. Tuğrul Tegin, bozkırdaki akrabalarının yanına giderek kalabalık bir Türk kuvvetiyle Kutbüddin Muhammed’e karşı harekete geçti.

Kutbüddin Muhammed, Sultan Sencer’den yardım istedi. Bununla birlikte Sencer bölgeye ulaşmadan önce saldırıyı durdurmayı başardı ve bozkır kuvvetlerinin bir kısmını Mangışlak, bir kısmını Cend yönüne sürdü.

Kutbüddin Muhammed, 1118’de Sultan Sencer ile Gıyâseddin Mahmud arasında Sâve yakınlarında yapılan savaşta Horasan ordusunda görev aldı. Semerkant Hanı Muhammed Arslan’ın Sultan Sencer’in sefer hazırlıklarını durdurmak amacıyla arabuluculuğuna başvurduğu önemli kişilerden biri de Kutbüddin Muhammed’di. Bu durum onun Selçuklu yönetimi içindeki nüfuzunu göstermektedir.

Kutbüddin Muhammed, Sultan Sencer’e bağlılığını düzenli olarak sürdürdü. Bir yıl kendisi, ertesi yıl oğlu Atsız Horasan’a giderek vergi ve hediyeleri sunuyor, böylece merkeze bağlılıklarını yeniliyorlardı. Kutbüddin Muhammed’in 1128’de ölümünün ardından oğlu Alâeddin Atsız Harezmşah oldu.Bu bölümün ilk kısmını, yalnızca Harezmşahlar ve Atsız'ın faaliyetlerini merkeze alarak, Selçuklu tarihine giren uzun ayrıntıları çıkartarak şu şekilde düzenlemek uygun olur:

Alâeddin Atsız'ın Tahta Çıkışı

Kutbüddin Muhammed'in 1128 yılında ölümü üzerine yerine oğlu Alâeddin Atsız geçti. İyi bir eğitim gören Atsız, ilim ve edebiyatla ilgilenen, Farsça şiir ve rubailer yazan bir hükümdar olarak tanındı. Bununla birlikte onun hükümdarlığını asıl önemli kılan, Harezmşahlar Devleti'nin bağımsızlığını sağlamaya yönelik siyaseti oldu.

Atsız'ın hükümdarlığı iki döneme ayrılır. İlk dönemde Büyük Selçuklu Sultanı Sencer'e bağlılığını sürdürdü. İkinci dönemde ise bağımsız hareket etmeye başlayarak Selçuklu hâkimiyetine karşı mücadele etti.

Sultan Sencer'e Bağlılık Dönemi

1128-1135 yılları arasında Atsız, Sultan Sencer'e bağlı bir hükümdar olarak hareket etti. Bu dönemde Harezm'de önemli bir iç karışıklık yaşanmadı. Atsız, Sencer'in Mâverâünnehir ve Irak seferlerine kuvvetleriyle katıldı ve savaşlarda gösterdiği başarılarla öne çıktı.

Kaynaklar, onun cesareti ve askerî kabiliyeti sayesinde Selçuklu hizmetinde büyük itibar kazandığını belirtmektedir. Aynı dönemde Aral Gölü çevresi, Mangışlak ve bozkırdaki bazı bölgelerde nüfuzunu genişleterek Harezm'in kuzey sınırlarını güçlendirdi. Cend çevresindeki faaliyetleri de bu yıllarda başladı.

Bağımsızlık Siyasetinin Başlaması

Atsız'ın Selçuklu hizmetindeki başarıları saray çevresinde kıskançlığa yol açtı. Sultan Sencer'in Mâverâünnehir seferi sırasında ortaya çıkarılan bir suikast girişimini haber vererek hükümdarın hayatını kurtarması, onun saraydaki nüfuzunu daha da artırdı. Ancak bu durum devlet adamlarının aleyhindeki faaliyetlerini hızlandırdı.

1135 yılında Sultan Sencer'in Gazne seferine katılan Atsız, hükümdarın kendisine karşı güvenini kaybetmeye başladığını fark etti. Bunun üzerine izin alarak Harezm'e döndü. Bu dönüş, Harezmşahlar ile Büyük Selçuklu Devleti arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Harezm'e döndükten sonra Atsız, ülkesindeki hâkimiyetini güçlendirdi ve bozkırdaki Türk topluluklarını kendi yönetimi altında toplamaya yöneldi. Cend ve Mangışlak çevresindeki bölgeleri denetimi altına almak amacıyla askerî harekâtlara girişti. Sultan Sencer'e göre Atsız, daha önce Selçuklu hâkimiyetini tanıyan bu bölgelerde kendi adına hareket ediyor ve izin almadan fetihler gerçekleştiriyordu. Bunun yanında Harezm'deki Selçuklu görevlilerini tutuklaması, mallarına el koyması ve Horasan yollarını kapatması, iki hükümdar arasındaki gerginliği açık bir çatışmaya dönüştürdü.

Birinci Harezm Seferi (1138)

Sultan Sencer, 1138 yılında Atsız'ı itaate zorlamak amacıyla Harezm üzerine yürüdü. Atsız, Hezâresb Kalesi çevresinde savunma hazırlıkları yaptı; bentleri açtırarak bölgeyi bataklığa çevirdi ve Selçuklu ordusunun ilerleyişini güçleştirmeye çalıştı.

16 Kasım 1138'de yapılan savaşta Harezm ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Yaklaşık on bin asker öldü veya esir düştü. Atsız'ın oğlu Atlığ da esir alınarak Sultan Sencer'in emriyle idam edildi.

Zaferin ardından Sultan Sencer, Atsız'ı görevden alarak Harezm'i yeğeni Süleyman Şah'ın idaresine verdi ve ardından Merv'e döndü. Ancak Selçuklu ordusunun bölgeden ayrılmasının hemen ardından Atsız yeniden Harezm'e geldi. Süleyman Şah'ı mağlup ederek ülke üzerindeki hâkimiyetini kısa sürede geri kazandı ve Harezmşahlığını yeniden ele geçirdi.

Bu gelişme, Harezmşahlar Devleti'nin Selçuklu hâkimiyetinden tamamen kurtulamasa da güçlü bir siyasî varlık hâline geldiğini gösteren ilk önemli dönüm noktalarından biri oldu.Devamında konu Katvan Savaşı'na kadar olan gelişmeler ve Atsız'ın Horasan seferleridir. Harezmşahları merkeze alarak şöyle düzenlenebilir:

Katvan Savaşı Öncesi Gelişmeler

Harezm'de yeniden hâkimiyetini kuran Atsız, Cürcan taraflarına akınlar düzenledi ve Buhara üzerine yürüyerek Sultan Sencer'in valisi Emir Zengi b. Ali'yi idam ettirdi. Şehrin kalesi tahrip edildi ve uzun süre harap durumda kaldı.

Ancak Atsız, yükselen gücüne rağmen Büyük Selçuklu Devleti ile doğrudan mücadeleyi sürdürmenin güçlüğünü gördü. Bu nedenle 1141 yılı başlarında Sultan Sencer'e yeniden bağlılığını bildirdi ve sadakat yemini etti. Bu bağlılık uzun sürmedi.

Katvan Savaşı ve Atsız'ın Fırsatı

1141 yılında Sultan Sencer ile Karahıtaylar arasında yapılan Katvan Savaşı, Büyük Selçuklu Devleti'nin ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Bu gelişme, Atsız'ın uzun zamandır gerçekleştirmeye çalıştığı bağımsızlık siyasetini hızlandırdı.

Savaşın ardından Sultan Sencer'in otoritesinin zayıflamasından yararlanan Atsız, Horasan üzerine yürüdü. İlk olarak Serahs'ı ele geçirdi, ardından Selçuklu başkenti Merv'e ilerledi. Şehir halkı başlangıçta teslim olmayı kabul ettiyse de kısa süre sonra ayaklanınca Atsız kuvvet kullanarak Merv'i yeniden kontrol altına aldı. İsyanın önderleri ve şehrin ileri gelenlerinden bazıları idam edildi. Bunun yanında dönemin tanınmış âlimlerinden bir kısmı Harezm'e götürüldü.

Merv'in ardından Nişabur üzerine yürüyen Atsız, şehir halkına yayımladığı bildiride Harezmşahların ve babasının haklarının göz ardı edilmesinin Sultan Sencer'i felakete sürüklediğini ifade etti. Şehri tahrip etmeyeceğini bildiren Atsız, Nişabur'da kendi adına hutbe okutttu ve önemli miktarda vergi ile ganimet topladı. Ayrıca kardeşi Yinal Tegin kumandasındaki birlikler Beyhak, Ferîyûmez ve çevresindeki bölgelere akınlar düzenledi.

İkinci Harezm Seferi (1143)

Katvan Savaşı'nın ardından Karahıtay ordularının Mâverâünnehir'den çekilmesi üzerine Sultan Sencer yeniden güç topladı ve 1143 yılında ikinci kez Harezm üzerine yürüdü.

Selçuklu ordusu Gürgenç'i kuşattı. Şehir surları mancınıklarla dövüldü ve şiddetli çatışmalar yaşandı. Harezm kuvvetleri ilk saldırıları püskürtmeyi başarsa da uzun süre direnemeyeceklerini anlayan Atsız barış istemek zorunda kaldı.

Yapılan anlaşmaya göre Atsız, Horasan'dan götürdüğü malları iade edecek, yeniden Sultan Sencer'e bağlılığını tanıyacak ve gerektiğinde askerî hizmette bulunacaktı. Böylece Harezm, ikinci defa Selçuklu hâkimiyetini kabul etti.

Üçüncü Harezm Seferi (1147-1148)

Barış uzun ömürlü olmadı. Atsız'ın yeniden bağımsız hareket etmeye başlaması üzerine Sultan Sencer 1147 yılında üçüncü kez Harezm seferine çıktı.

Bu defa Atsız açık arazide savaşmak yerine Hezâresb Kalesi'ne çekilerek savunma yaptı. Yaklaşık iki ay süren kuşatma sonunda Selçuklu ordusu kaleyi ele geçirdi ve Gürgenç üzerine ilerledi. Başkentin düşmesinin kaçınılmaz olduğunu gören Atsız, elçiler göndererek af istedi ve yeniden bağlılığını bildirdi.

Sultan Sencer, Harezm halkına zarar vermemeyi kabul etti. Atsız, Ceyhun kıyısında hükümdarın huzuruna çıkarak bağlılığını yeniledi. Buna rağmen uyguladığı bağlılık merasimi beklenen ölçüde olmadı. Sencer ise yeni bir savaşa girişmeyerek Merv'e döndü.

Üç büyük sefer sonunda Atsız kesin bir bağımsızlık elde edememiş olsa da Harezm'deki iktidarını korumayı başardı. Sultan Sencer de Harezm'i doğrudan yönetmek yerine Atsız'ın bağlılığını kabul etmekle yetindi. Böylece iki taraf arasındaki mücadele geçici olarak sona erdi.

Cend'in Yeniden Fethi

Sultan Sencer ile yapılan anlaşmanın ardından Atsız, dikkatini yeniden kuzey sınırlarındaki bozkırlara çevirdi. Karahıtaylara yıllık vergi ödemek zorunda kalmasına rağmen, Cend ve çevresindeki hâkimiyetini yeniden kurmaya çalıştı.

1145 yılında Cend'i tekrar ele geçiren Atsız, bölgedeki otoritesini güçlendirdi. Ardından Karahanlı hükümdarı Kemâleddin ile anlaşarak çevredeki eski bağlı toplulukları yeniden hâkimiyeti altına aldı ve yeni fetihlerde bulundu. Daha sonra gayrimüslim Kıpçaklar üzerine ortak bir sefer düzenlemeyi planladı.

Ancak Kemâleddin, Atsız'ın emrindeki büyük orduyu görünce kendisine karşı harekete geçileceğinden şüphelenerek bölgeden ayrıldı. Atsız onu geri dönmeye ikna ettiyse de dönüşünün ardından tutuklattı. Kemâleddin hayatının sonuna kadar esaret altında kaldı.

Atsız daha sonra Cend'i tamamen kontrol altına alarak oğlu İl Arslan'ı buraya vali tayin etti. Cend ve çevresi bundan sonraki dönemde Harezmşah hanedanının veliahtlarına bırakılan en önemli idarî merkezlerden biri hâline geldi.

Kıpçak Bozkırlarına Seferler

Cend'in güvenliğini sağladıktan sonra Atsız, kuzeydeki Kıpçak bozkırlarına yöneldi. Amacı hem sınır güvenliğini sağlamak hem de Harezm'in kuzey ticaret yollarını kontrol altına almaktı.

Bu sırada Horasan'da meydana gelen gelişmeler seferin yönünü değiştirdi. Sultan Sencer'in Oğuzlara yenilerek esir düştüğü haberi üzerine Atsız bozkır seferlerini yarıda bırakarak yeniden Horasan siyasetine yöneldi.

Oğuz İsyanı ve Harezmşahların Güçlenmesi

1153 yılında Sultan Sencer'in Oğuzlara yenilip esir düşmesi, Büyük Selçuklu Devleti'nin fiilen çözülme sürecini başlattı. Merkezi otoritenin zayıflamasıyla Horasan'da siyasî boşluk meydana geldi ve çeşitli kumandanlar ile hanedan mensupları bölgede hâkimiyet kurmaya çalıştı.

Bu gelişmeler, Atsız'ın uzun yıllardır sürdürdüğü bağımsızlık siyasetini önemli ölçüde kolaylaştırdı. Daha önce üç defa Sultan Sencer'in seferleriyle karşı karşıya kalan Harezmşah hükümdarı artık güçlü bir Selçuklu müdahalesi tehdidiyle karşılaşmıyordu.

Horasan'daki karışıklık sırasında Atsız, Harezm'deki idaresini daha da sağlamlaştırdı. Kuzey sınırlarında yürüttüğü askerî faaliyetleri sürdürürken Cend ve çevresindeki hâkimiyetini pekiştirdi. Böylece Harezmşah Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı bir uç idaresi olmaktan çıkarak bağımsız bir bölgesel güç hâline gelme sürecine girdi.

Sultan Sencer'in esaret yıllarında Horasan'da çeşitli hükümdarlar adına hutbe okunmasına ve farklı güç odakları ortaya çıkmasına rağmen Atsız, Harezm'deki hâkimiyetini korudu. Bu dönem, Harezmşah Devleti'nin müstakil bir siyasî güç olarak yükselişinin dönüm noktalarından biri oldu.

Sultan Sencer'in Esaret Döneminde Harezmşahlar

Sultan Sencer'in Oğuzlara esir düşmesinin ardından Büyük Selçuklu Devleti'nin merkezi otoritesi büyük ölçüde çöktü. Horasan'da çeşitli kumandanlar ve hanedan mensupları hâkimiyet kurmaya çalışırken, Harezmşah Atsız bu gelişmeleri kendi devletinin konumunu güçlendirmek için değerlendirdi.

Selçuklu emirlerinin bir kısmı Horasan'da yeni bir düzen kurabilmek amacıyla Sencer'in yeğeni Mahmud Han'ı hükümdar ilan ederek onun adına hutbe okutmaya başladı. Ancak bu teşebbüs, Oğuzların Horasan üzerindeki baskısını sona erdirmeye yetmedi. Bölgedeki mücadeleler devam ederken Atsız, Harezm'deki hâkimiyetini korudu ve doğrudan bu iç mücadelelerin tarafı olmamaya özen gösterdi.

Bu dönemde Harezmşahlar Devleti, Selçuklu merkezindeki karışıklıklardan yararlanarak siyasî bakımdan daha bağımsız bir konuma ulaştı. Daha önce Sultan Sencer'in askerî müdahaleleriyle sınırlandırılan Harezmşah yönetimi, artık kendi siyasî hedeflerini daha serbest biçimde uygulayabilecek bir ortam buldu.

Atsız'ın Devleti Güçlendirme Politikası

Atsız, bir yandan Harezm'in iç düzenini sağlamlaştırırken diğer yandan kuzey bozkırlarındaki hâkimiyetini genişletmeye devam etti. Cend ve çevresinin yeniden denetim altına alınması, Harezm'in kuzey sınırlarının güvenliği ve bozkır ticaret yollarının kontrolü açısından önemli bir gelişme oldu.

Karahıtaylara vergi ödemeyi sürdürmek zorunda kalmasına rağmen, Harezmşahlar Devleti bölgedeki askerî ve siyasî ağırlığını giderek artırdı. Özellikle Cend'in yeniden teşkilatlandırılması ve buraya İl Arslan'ın vali olarak gönderilmesi, hanedanın kuzey siyasetinde bu bölgeye verdiği önemi göstermektedir.

Atsız Döneminin Değerlendirilmesi

Atsız'ın hükümdarlığı, Harezmşahlar Devleti'nin tarihinde bir dönüm noktası kabul edilmektedir. Babası Kutbüddin Muhammed döneminde Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı bir uç idaresi durumunda bulunan Harezm, Atsız'ın uzun süren mücadelesi sonunda bağımsız hareket edebilen güçlü bir siyasî teşekkül hâline geldi.

Sultan Sencer'e karşı üç defa savaşmak zorunda kalmasına rağmen devletini ayakta tutmayı başaran Atsız, uygun siyasî şartları değerlendirmeyi bildi. Büyük Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla birlikte Harezmşahların nüfuzu Mâverâünnehir, Cend ve bozkır bölgelerine doğru genişledi. Onun kurduğu siyasî ve askerî temel, sonraki hükümdarlar döneminde Harezmşahlar Devleti'nin Orta Asya ve İran'ın en güçlü devletlerinden biri hâline gelmesinin zeminini hazırladı.Atsız ve Oğuzlar

Sultan Sencer’in 1153 yılında Oğuzlara yenilerek esir düşmesi, Atsız’a Horasan’a hâkim olabilmek için elverişli bir ortam sağladı. Buna rağmen Atsız doğrudan Horasan’ı istilaya girişmedi. Siriderya kıyılarından Ceyhun boyunca güneye ilerleyerek önce Âmûye Kalesi’ni ele geçirmeye çalıştı. Harezm ile Merv arasındaki yol üzerinde bulunan bu kale, ülkenin güney sınırının güvenliği bakımından önemliydi.

Horasan’da düzenli bir askerî gücün kalmamasına rağmen bölgenin Oğuz topluluklarının denetimine girmesi, Atsız’ın ihtiyatlı hareket etmesine yol açtı. Önceliğini Harezm’in savunmasına veren Atsız, Oğuzlara karşı bölgedeki hükümdarlarla ortak hareket etmeye yöneldi. Bu sırada Selçuklu Devleti’nin ve esir durumdaki Sultan Sencer’in haklarını savunduğunu ileri sürerek Oğuzların Horasan’daki hâkimiyetini tanımadı.

Âmûye Kalesi Teşebbüsü

Atsız, ordusuyla Âmûye önüne geldiğinde kaleyi doğrudan kuşatmak yerine kale kumandanını kendi tarafına çekmeye çalıştı. Tekliflerinin reddedilmesi üzerine Sultan Sencer’e başvurarak bağlılığını yeniledi ve kalenin kendisine verilmesini istedi.

Sencer, Âmûye ile birlikte başka bölgeleri de vermeye hazır olduğunu, ancak bunun karşılığında Atsız’ın oğlu İl Arslan kumandasında bir ordu göndererek kendisini esaretten kurtarması gerektiğini bildirdi. Atsız bu teklifi kabul etmedi ve Âmûye üzerindeki girişiminden vazgeçerek Kıpçaklar üzerine sefere yöneldi.

Kardeşi Yınal Tegin’i ise kuvvetlerin bir bölümüyle Horasan sınırına gönderdi. Yınal Tegin, Aralık 1153 ile Eylül 1154 arasında Beyhak’ı kuşattı ve çevresini ağır biçimde tahrip etti. Bu akınların bölgede uzun süren kıtlığa yol açtığı kaydedilmektedir.

Oğuzlara Karşı İttifak Arayışları

Atsız kısa süre sonra yeniden Horasan siyasetine yöneldi. 1154 yılı ilkbaharında Semerkant hükümdarı Kök Sağun ile ilişkilerini güçlendirmeye çalıştı. Ayrıca Sistan hükümdarı Tâceddin Ebü’l-Fazl’a, Gurlu hükümdarı Alâeddin Hüseyin Cihansûz’a ve Mâzenderan hükümdarı Şah Gazi Rüstem’e mektuplar gönderdi.

Bu mektuplarda Horasan’daki karışıklığın sona erdirilmesini, Selçuklu hanedanının ve Sultan Sencer’in Oğuz baskısından kurtarılmasını teklif etti. Atsız, kurulacak ittifakın kendi önderliğinde hareket etmesini ve Oğuzların Horasan’dan çıkarılmasını amaçlıyordu.

Horasan’da Mahmud Han’ın hükümdar ilan edilmesi, Atsız’ın bu siyasetiyle başlangıçta uyumlu göründü. Atsız, Mahmud Han’ı tebrik ederek devlet düzeninin yeniden kurulması için kendisinden yardım istenmesi durumunda harekete geçmeye hazır olduğunu bildirdi. Mahmud Han’ın Oğuzlar karşısında başarısızlığa uğramasının ardından yardım talebinde bulunması üzerine Atsız bu çağrıya karşılık verdi.

Atsız’ın Horasan’a İnişi

Atsız, oğlu Hitay Han’ı Harezm’de vekil bıraktı ve diğer oğlu İl Arslan’ı yanına alarak kalabalık bir orduyla Horasan’a hareket etti. Mayıs 1156 sonlarında Şehristâne’ye ulaştı. Buradan Sistan, Gur ve Mâzenderan hükümdarlarına yeniden mektuplar göndererek askerleriyle birlikte kendisine katılmalarını istedi.

Bu sırada Sultan Sencer’in esaretten kurtarıldığı haberi geldi. Atsız, Sencer’in dönüşü üzerine siyasetini değiştirmedi. Mahmud Han ile yaptığı görüşmelerde Horasan’daki düzenin yeniden kurulmasını ele alırken, Sencer’e de bağlılığını bildirdi.

Atsız, Sultan Sencer’e gönderdiği mesajda onun kurtuluşundan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Ordusuyla Nesa sınırında bulunduğunu, Termiz’e gelmesi, Harezm’e dönmesi veya Horasan’da kalması yönünde verilecek her emre uyacağını bildirdi. Bununla birlikte Oğuzlara karşı komşu hükümdarlarla kurmaya çalıştığı ittifakı sürdürdü.

Oğuz Beylerine Gönderilen Mektuplar

Atsız, Horasan’daki Oğuz beylerine de mektuplar göndererek yağma ve katliamları durdurmalarını istedi. Oğuzların Horasan üzerinde herhangi bir meşru hakka sahip olmadığını, Sultan Sencer’in geri dönmesiyle birlikte bölgedeki tasarruflarının sona erdiğini bildirdi.

Tûtî Bey’e gönderdiği mektupta Oğuzların daha önce Horasan şehirlerine hâkim olabilmelerini Sultan Sencer’in yanlarında bulunmasına bağladı. Sencer’in yeniden devletin başına geçmesiyle Oğuzların Selçuklu hâkimiyetine itaat etmeleri gerektiğini belirtti.

Oğuzların boyun eğmeleri durumunda Atsız, Mahmud Han, Sistan hükümdarı ve Gurlu hükümdarının Sultan Sencer nezdinde kendileri için aracılık edeceğini; aksi hâlde bu hükümdarların ortak bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

Atsız’ın Ölümü

Atsız, Oğuzlara karşı oluşturmayı tasarladığı ittifakı harekete geçiremeden hastalandı. Habûşân’da bulunduğu sırada felç geçirdi ve 31 Temmuz 1156 tarihinde, altmış bir yaşında öldü.

Atsız, Cend ve Mangışlak bölgelerini hâkimiyeti altına almış, bu bölgelerdeki göçebe toplulukları kendisine bağlamış ve güçlü ordular kurmuştu. Büyük Selçuklu Devleti’ne karşı uzun süre mücadele etmesine rağmen Karahıtaylara ödenen vergiyi sona erdiremedi ve bağımsızlığını resmen ilan edemedi. Horasan’a hâkim olabilmek için Oğuzlara karşı tek başına savaşa girişmekten kaçındı ve bölgedeki diğer hükümdarlarla ittifak kurmaya çalıştı.

Sultan Sencer’e bağlı olarak ölmesine rağmen Atsız, Harezmşahlar Devleti’nin siyasî ve askerî temellerini güçlendirdi. Onun ölümünden yaklaşık dokuz ay sonra Sultan Sencer’in de ölmesiyle Büyük Selçuklu Devleti sona erdi.

İl Arslan’ın Tahta Çıkışı

Atsız’ın ölümünün ardından yanında bulunan oğlu Ebü’l-Feth İl Arslan, orduyla birlikte Harezm’e hareket etti. Kumandanlar ve askerler yolculuk sırasında kendisine biat ettiler. İl Arslan’ın Horasan’dan hızla ayrılmasında, Harezm’de başlayan taht mücadelesi etkili oldu.

Gürgenç’e ulaşan İl Arslan, küçük kardeşi Süleyman Şah’ı tutuklattı ve onun atabeyi Oğul Bey’i idam ettirdi. Oğul Bey ve taraftarları, Süleyman Şah’ı Harezmşah yapmak istiyorlardı. Başka bir rivayete göre İl Arslan, amcalarından birini öldürttü ve kardeşinin gözlerine mil çektirdi.

İl Arslan, 23 Ağustos 1156 tarihinde resmen Harezm tahtına çıktı. Ordunun maaşlarını ve iktalarını artırarak askerlerin desteğini kazandı ve taht üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırdı.

Atsız’ın ölümünden yararlanan göçebe Türk toplulukları Cend ve Mangışlak’ı ele geçirmişlerdi. İl Arslan, bu bölgeleri düzenlediği seferlerle yeniden hâkimiyeti altına aldı. Bununla birlikte babasının Oğuzlara karşı izlediği siyaseti doğrudan sürdürdüğünü gösteren bir gelişme bulunmamaktadır.

Sultan Sencer ile İlişkiler

İl Arslan, hükümdarlığının ilk döneminde İran ve Horasan meselelerine müdahale etmekle birlikte Sultan Sencer’e bağlılığını bildirdi. Sultan Sencer de onun Harezmşahlığını tasdik ederek kendisine hükümdarlık menşuru ve hediyeler gönderdi.

Sultan Sencer’in ölümünden sonra Horasan’da Rükneddin Mahmud Han hükümdar oldu. İl Arslan, Mahmud Han’ın tahta çıkışını kutladı ve Sultan Sencer için Harezm’de üç gün yas tutulduğunu bildirdi. Mahmud Han da elçiler göndererek İl Arslan’ın hükümdarlığını tebrik etti ve Atsız’ın ölümü dolayısıyla taziyelerini iletti.

Bu döneme ait yazışmalarda İl Arslan, babasının Sultan Sencer’e karşı kullandığı “bende” ifadesi yerine kendisini “sadık dost” olarak tanımladı. Bununla birlikte yazışmaların üslubu, Harezmşah ile Mahmud Han arasındaki ilişkinin tam anlamıyla eşit iki hükümdarın ilişkisi hâline gelmediğini göstermektedir.

Mahmud Han’ın Harezm’i ziyaret etmek istemesi üzerine İl Arslan, onun gelişinden memnuniyet duyacağını bildirdi. Ancak o yıl ülkede kıtlık ve hastalık bulunduğunu belirterek ziyaretin sonraki yıla bırakılmasını istedi.

Irak Selçukluları ile İlişkiler

Mahmud Han, Horasan’daki Oğuz toplulukları karşısında etkili bir otorite kuramıyordu. Buna karşılık Irak Selçuklu hükümdarı Gıyâseddin Muhammed, Selçuklu hanedanının erkek kolunun en büyük temsilcisi olduğunu ileri sürerek Büyük Selçuklu tahtında hak iddia ediyordu.

Gıyâseddin Muhammed, İl Arslan’a elçiler göndererek ordusuyla Horasan’a ilerleme niyetinde olduğunu bildirdi ve bu girişim hakkındaki görüşünü sordu. Aynı zamanda Harezmşahın Halife Muktefî karşısında kendisini desteklemesini sağlamaya çalıştı.

İl Arslan, Gıyâseddin Muhammed’in girişimini destekledi. Halifenin vezirine gönderdiği mektupta Horasan’da yağma ve karışıklığın hüküm sürdüğünü, Mâverâünnehir’in ise gayrimüslimlerin hâkimiyetinde bulunduğunu belirtti. Bu bölgelerde düzeni sağlayabilecek kişinin Gıyâseddin Muhammed olduğunu ileri sürerek halifeye onunla arasındaki düşmanlığı sona erdirmesini tavsiye etti.

İl Arslan’ın Gıyâseddin Muhammed’den “Sultan-ı Âzam” gibi ifadelerle söz etmesi, Harezmşahların Selçuklu hanedanına bağlılık geleneğini şeklen sürdürdüğünü göstermektedir. Gıyâseddin Muhammed’in 1159 yılında ölmesi ve Irak’taki siyasî iktidarın Atabey Şemseddin İldeniz’in eline geçmesinden sonra da bu tutum bir süre devam etti.

İl Arslan, Irak Selçuklu tahtına çıkan Süleyman Şah ve daha sonra Arslan Şah ile yaptığı yazışmalarda Selçuklu hükümdarlarına üstünlük ifade eden unvanlarla hitap etti ve kendisi için “bende” tabirini kullandı.

Dihistan ve Horasan’daki Faaliyetler

İl Arslan’ın doğu Horasan’da bulunan Harezm kuvvetleri sayesinde bölgede belirli bir nüfuz kurduğu anlaşılmaktadır. Sultan Sencer’in eski kumandanlarından Dihistan hâkimi İhtiyareddin Aytak, Harezmşahın himayesini kabul eden emirlerden biriydi.

Aytak ile Oğuz reisi Yağmur Han arasında çıkan mücadelede Oğuzlar Dihistan üzerine yürüdüler. Aytak’ın da yer aldığı Taberistan ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Aytak Harezm’e kaçarken Oğuzlar Dihistan’ı yağmalayarak bölge halkını dağıttılar.

Oğuzların çekilmesinin ardından Aytak, Harezm kuvvetlerinin yardımıyla bölgesinde yeniden hâkimiyet kurdu. Cürcan ve Dihistan’da hutbe İl Arslan ile Aytak adına okunmaya başlandı.

Nesa’nın Harezmşahlara Bağlanması

Nişabur’da güçlenen Müeyyed Ay-aba, Nesa üzerine yürüyerek şehri kuşattı. İl Arslan’ın kuvvetlerle bölgeye yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Nişabur’a çekilmek zorunda kaldı. Bunun sonucunda Nesa hâkimi İl Arslan’a bağlılığını bildirdi ve hutbeyi onun adına okutmaya başladı.

İl Arslan daha sonra ilişkilerinin bozulduğu Aytak’ın toprakları üzerine yürüdü. Aytak, Müeyyed Ay-aba’dan aldığı kuvvetlerle ülkesinin güney kısmını elinde tutabildiyse de Dihistan doğrudan Harezmşah hâkimiyetine geçti. İl Arslan bölgeye kendi valisini tayin etti.

Nişabur Mücadelesi

İl Arslan’ın Nişabur üzerindeki baskısı, Atabey İldeniz’in tepkisine yol açtı. İldeniz, Horasan ve Harezm’in Selçuklu hükümdarlarının mirası olduğunu ileri sürerek Nişabur’a karşı düzenlenecek bir harekete silahla karşılık verileceğini bildirdi.

İki tarafın kuvvetleri 1167 yılında Bistam civarında karşılaştı, ancak taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bundan önce İl Arslan, Ekim 1166’da Beyhak’ı kuşatmış olan Müeyyed Ay-aba’yı yenmiş ve Kurban Bayramı sırasında Sebzevar’da kendi adına hutbe okutmuştu.

İl Arslan’ın Sebzevar’da bıraktığı kumandanları kuşatan Ay-aba, Mayıs 1167’de geri çekilmek zorunda kaldı. Haziran 1167’de Nişabur’da da hutbe “Türk ve Acem hükümdarı Tâceddin ve’d-dünyâ İl Arslan” adına okundu.

Müeyyed Ay-aba daha sonra bir elçi göndererek İl Arslan’a itaatini bildirdi ve ülkesinde hutbeyi onun adına okutacağını açıkladı. İl Arslan da Ay-aba’nın elçisini hilatlerle ödüllendirdi ve kendisine hediyeler gönderdi.

Bu gelişmelerden sonra İl Arslan’ın Selçuklu hanedanına bağlılığının fiilen sona erdiği kabul edilebilir. Irak Selçuklu hükümdarı Arslan Şah’ın yetkilerini Atabey İldeniz’e bırakması ve Irak’taki emirlerin bağımsız hareket etmeye başlaması, Harezmşahın İran siyasetine doğrudan müdahale etmesini kolaylaştırdı.

Rey Emiri İnanç Bey’in Desteklenmesi

Atabey İldeniz’e karşı çıkan emirler, Harezmşahların desteğini kazanmaya çalıştılar. Rey Emiri İnanç Bey de İldeniz’e karşı giriştiği mücadelede İl Arslan’a başvurdu.

İnanç Bey, İldeniz karşısında yenilerek Bistam’a çekildiğinde İl Arslan’a bir mektup gönderdi ve onun himayesine girdiğini bildirdi. İl Arslan, Dihistan emirine İnanç Bey’in ihtiyaçları için otuz bin dinar vermesini emretti.

Ayrıca Şemsülmülk Hüseyin Ayaz kumandasında bir Harezm kuvvetini İnanç Bey’e gönderdi. Bu destek sayesinde İnanç Bey Rey’i yeniden ele geçirdi. Sultan Arslan Şah ve Atabey İldeniz’in oğlu Cihan Pehlivan, İnanç Bey’i takip ederek Sâve’ye kadar ilerlediler. Ancak İldeniz’in İnanç Bey’i öldürtmesi üzerine Rey’deki Harezmşah etkisi sona erdi ve Irak Selçuklu hâkimiyeti yeniden sağlamlaştı.

Güney Sınırlarının Güvenliği

İl Arslan’ın Nişabur, Nesa ve Dihistan’daki faaliyetlerinin doğrudan geniş çaplı fetihlerden çok Harezm’in güney sınırlarını güvence altına almaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Harezm kuvvetlerinin Nişabur çevresinde bulunması, bölgenin Oğuzlar tarafından tehdit edilmesiyle bağlantılıydı. Kuşatmanın sona ermesinden sonra bu kuvvetler geri çekilmişti. İl Arslan’ın Sistan, Gur ve Mâzenderan hükümdarlarıyla sürdürdüğü dostane yazışmalar da onun güneyde genişleme siyaseti yerine sınır güvenliğine öncelik verdiğini göstermektedir.

İl Arslan’ın asıl dikkatini doğudaki gelişmeler ve Mâverâünnehir siyaseti üzerinde toplaması da bu tutumda etkili oldu.

İl Arslan’ın Doğu Siyaseti

Katvan Savaşı’nın ardından Mâverâünnehir, Karahıtayların hâkimiyetine girmiş ve Semerkant tahtına Tamgaç Han İbrahim b. Arslan Muhammed Han çıkarılmıştı. Bölgede önemli bir güç durumunda bulunan Karluklar, daha sonra yeniden ayaklandılar. Tamgaç Han İbrahim’i öldürerek cesedini şehir dışına attılar.

Onun yerine geçen ve Kök Sağun adıyla tanınan Celâleddin Çağrı Han b. Hasan Tegin, Karluklara karşı harekete geçti. Karluk reisi Yabgu Han’ı öldürttü ve diğer ileri gelenleri ortadan kaldırmak için hazırlıklara başladı. Bunun üzerine Yabgu Han’ın oğulları Laçın Bey ile bazı Karluklar Harezm’e sığındılar.

İl Arslan, kısa süre önce Semerkant hükümdarıyla dostane yazışmalar yapmış olmasına rağmen Karluk mültecileri kabul etti. Mâverâünnehir’deki Karahıtay hâkimiyetine karşı mücadele etmek amacıyla büyük bir ordu hazırladı ve Haziran 1158’de bölgeye yürüdü.

Semerkant Seferi

Kök Sağun, Cend ile Karagöl arasındaki bozkırlarda yaşayan Türkmenlerden kuvvet toplayarak Semerkant’a çekildi. Aynı zamanda Karahıtay hükümdarından yardım istedi. İl Arslan ise Buhara’yı çeşitli vaatlerle kendi tarafına çekerek Semerkant üzerine ilerledi.

Karahıtaylar, İlig Türkmen kumandasında on bin kişilik bir süvari kuvveti gönderdiler. İki ordu Zerefşan Irmağı’nın karşı kıyılarında mevzilendi. Ancak İlig Türkmen savaşa girmekten kaçındı ve Semerkant’ın âlimleriyle imamlarını aracı yaparak barış teklifinde bulundu.

Yapılan görüşmeler sonunda İl Arslan, Karluk reislerinin makamlarına iade edilmeleri ve kendilerine saygılı davranılması şartıyla anlaşmayı kabul etti. Karluk ileri gelenlerini yeniden yerlerine yerleştirdikten sonra Harezm’e döndü.

Bu sefer, 1141’de Harezm’in Karahıtay saldırısına uğramasından sonra Harezmşahların Karahıtaylara karşı kazandığı ilk önemli siyasî başarı oldu. Bununla birlikte anlaşma, Harezm’in Karahıtaylara ödediği yıllık vergiyi sona erdirmedi ve Buhara’nın doğrudan Harezmşah hâkimiyetine girmesini sağlamadı.

Mâverâünnehir’deki Karluk Meselesi

İl Arslan, Mâverâünnehir’deki Karahıtay karşıtı Karluklarla ilişkisini sürdürdü. Bölgede 1163 yılı civarında yeniden karışıklıklar çıktı. Karluk kuvvetlerinin bastırılması ve Buhara çevresindeki Karlukların bölgeden uzaklaştırılması sırasında İl Arslan’ın Mâverâünnehir işlerine yeniden müdahale ettiği anlaşılmaktadır.

1163 tarihli bir fermanda Türkistan ve Mâverâünnehir’in Karahanlı hükümdarı Tamgaç Buğra Han’a İl Arslan tarafından verildiği belirtilmektedir. Bu belge, Harezmşahın bölgede siyasî nüfuz kurmaya çalıştığını göstermektedir.

Semerkant hükümdarı Kılıç Tamgaç Han, Buhara surlarını yeniden inşa ettirdi ve Karluklara karşı mücadeleyi sürdürdü. 1165 yılından sonra bölgede düzen büyük ölçüde sağlandı. Karlukların bastırılmasının ardından Karahıtaylar bu defa doğrudan Harezmşahlara karşı harekete geçtiler.

Karahıtay Seferi

Karahıtay ordusu, Mâverâünnehir’den topladığı yardımcı kuvvetlerle birlikte Ceyhun’un orta kesimini izleyerek Harezm üzerine ilerledi. İl Arslan, saldırı haberini alınca su bentlerini açtırarak ülkenin savunması için daha önce de uygulanan tedbirleri aldı ve Âmûye’ye doğru hareket etti.

Ordunun büyük bölümünü Karluk kumandan Ayyar Bey idaresinde ileri gönderdi. Ancak İl Arslan hastalanarak Âmûye’de kalmak zorunda kaldı ve öncü kuvvetlere yetişemedi. Meydana gelen savaşta Karahıtaylar Harezm ordusunu yenilgiye uğrattılar. Ayyar Bey esir alınarak Mâverâünnehir’e götürüldü.

Bu yenilginin ardından hastalığı ağırlaşan İl Arslan Gürgenç’e döndü. 19 Mart 1172 tarihinde burada öldü.

İl Arslan Döneminin Sonu

İl Arslan’ın hükümdarlığı on altı yıl sürdü. Babası Atsız kadar geniş çaplı bir siyaset izlememekle birlikte Horasan, Irak ve Mâverâünnehir’de Harezmşahların nüfuzunu artırdı. Selçuklu hanedanına karşı başlangıçta sürdürdüğü bağlılık siyasetini zamanla terk ederek bağımsız hareket etmeye başladı.

Doğuda Karlukları destekleyerek Mâverâünnehir siyasetine müdahale etti ve Karahıtay hâkimiyetine karşı koydu. Ancak Harezm’in Karahıtaylara bağlılığını ve yıllık vergi yükümlülüğünü sona erdiremedi. Son seferin sebebi de bu verginin zamanında ödenmemesi olarak gösterilmektedir.

İl Arslan’ın Karahıtaylar karşısındaki yenilgisi ve ardından ölümü, vergi yükümlülüğünün oğullarına geçmesine yol açtı. Ölümünden sonra Harezmşah tahtı için başlayan mücadele, hanedanın yeni dönemini oluşturdu. Bu mücadeleden galip çıkan Alâeddin Tekiş, Harezmşahlar Devleti’ni daha güçlü ve geniş bir siyasî yapı hâline getirdi.

Harezmşahlar Devleti’nde Taht Mücadelesi

İl Arslan öldüğünde büyük oğlu Tekiş, veliahtların görevlendirildiği Cend’de vali bulunuyordu. Küçük oğlu Sultanşah Mahmud’un annesi Terken Hatun bu durumdan yararlanarak oğlunu Harezm tahtına çıkardı ve yönetimi kendi eline aldı.

Yeni hükümdara biat etmek üzere Gürgenç’e çağrılan Tekiş, Cend’e gönderilen elçileri geri çevirdi. Taht üzerinde kendisini hak sahibi gördüğünü belirterek Sultanşah’ı tanımadığını bildirdi. Terken Hatun’un üzerine ordu göndermeye hazırlanması üzerine Harezm’den ayrılarak Karahıtaylara sığındı.

Tekiş, Karahıtaylardan askerî yardım istedi. Harezm tahtını ele geçirmesi durumunda yıllık vergiyi düzenli biçimde ve artırarak ödeyeceğini taahhüt etti. Karahıtay hükümdarı, eşi Fu-ma’yı büyük bir orduyla Tekiş’in yanına verdi.

Karahıtay ordusuyla Gürgenç’e yaklaşan Tekiş karşısında direnemeyeceklerini anlayan Terken Hatun ile Sultanşah Horasan’a çekildiler. Tekiş savaşmadan şehre girdi ve halkla ordunun desteğini kazanarak 10 Ocak 1173 tarihinde resmen Harezmşah oldu.

Sultanşah’ın Horasan’a Çekilmesi

Terken Hatun ile Sultanşah başlangıçta Mâzenderan hükümdarı Hüsâmeddevle Erdeşir’den yardım istemek üzere bölgeye yöneldiler. Yanlarında üç veya dört bin kadar Harezmli bulunuyordu.

Harezmşahlar ailesindeki mücadeleden yararlanmak isteyen Horasan hâkimi Müeyyed Ay-aba, Sultanşah’ı Dihistan’da karşıladı. Onu Mâzenderan’a gitmekten vazgeçirerek Horasan’a götürdü. Terken Hatun, Harezm hazinesinden yanında getirdiği mal ve mücevherleri Ay-aba’ya sundu. Tekiş’e karşı yardım edilmesi hâlinde daha fazla servet vereceğini taahhüt etti. Ayrıca Harezm halkı ile ordusunun Sultanşah’ı desteklediğini ileri sürdü.

Müeyyed Ay-aba, Sultanşah’ın varlığından yararlanarak kendi hâkimiyetini genişletmeye çalıştı. Mâzenderan’a ilerleyerek Sâriye’ye ulaştı ve Esterebâd’daki Bâlemen Kalesi’ni ele geçirdi. Daha sonra Terken Hatun’un ısrarı üzerine ordusunu toplayarak Sultanşah’ı yeniden Harezm tahtına çıkarmak amacıyla harekete geçti.

Müeyyed Ay-aba’nın Yenilgisi

Ay-aba’nın ordusu Merv ile Nesa arasından ilerleyerek Karakum Çölü’nü geçmek zorundaydı. Su kıtlığı nedeniyle kuvvetler dağınık gruplar hâlinde hareket ediyor ve Harezm’in yaklaşık otuz fersah güneyindeki Subarlı’da birleşmeyi planlıyordu.

Ay-aba’nın hareketini öğrenen Tekiş, ondan önce Subarlı’ya ulaştı ve askerlerini çölden çıkış noktalarına yerleştirdi. Hazırlıklardan habersiz olan Ay-aba, öncü kuvvetleriyle bölgeye geldiğinde Harezm ordusunun ani saldırısına uğradı. Askerlerinin büyük bölümü öldürüldü, kendisi de esir alındı.

Tekiş’in huzuruna çıkarılan Müeyyed Ay-aba, 11 Temmuz 1174 tarihinde otağın önünde öldürüldü. Terken Hatun ile Sultanşah Dihistan’a kaçtılar. Tekiş şehri ele geçirdi ve yakaladığı Terken Hatun’u öldürttü.

Sultanşah ise Nişabur’a giderek Müeyyed Ay-aba’nın oğlu Togan Şah’a sığındı. Togan Şah’ın kendisine yeterli askerî yardım sağlayamayacağını anlayınca Gur hükümdarı Gıyâseddin Muhammed’in yanına geçti.

Sultanşah’ın Karahıtaylarla İttifakı

Bu sırada Tekiş ile Karahıtayların arası bozuldu. Karahıtay görevlileri Harezm’i vergiye bağlı bir ülke sayarak taleplerini artırıyor ve Harezmşaha karşı hükümdarlar arasında geçerli olan saygı kurallarına uymuyorlardı.

Tekiş, vergi toplamaya gelen ve aşırı taleplerde bulunan Karahıtay elçilerini öldürttü. Harezm’deki diğer Karahıtay görevlileri de ortadan kaldırıldı. Böylece iki taraf arasında savaş kaçınılmaz hâle geldi.

Sultanşah bu anlaşmazlıktan yararlanmak üzere Gıyâseddin Muhammed’den aldığı teçhizatla Balasagun’a gitti. Karahıtay hükümdarını, Harezm ordusuyla halkının kendi tarafında bulunduğuna ve kendisini beklediğine inandırdı. Bunun üzerine Fu-ma, Sultanşah’la birlikte yeniden Harezm üzerine gönderildi.

Karahıtayların Harezm Seferi

Tekiş, Karahıtay ordusunun yaklaştığını öğrenince bentleri açtırarak yolları ve geçitleri su altında bıraktı. Karahıtay kuvvetleri büyük güçlüklerle Gürgenç’e yaklaşırken Harezmşah savunma hazırlıklarını tamamladı.

Harezm halkı Tekiş’le birlikte direnmeye başladı. Fu-ma, Sultanşah lehine herhangi bir hareket görmeyince girişimin sonuçsuz kalacağını anladı ve geri çekilme kararı verdi.

Harezm tahtını ele geçirme umudunu kaybeden Sultanşah, Horasan’da tutunabilmek için Karahıtay ordusundan bir miktar asker istedi. Fu-ma, bazı taahhütler karşılığında ona yeterli sayıda kuvvet bırakarak Mâverâünnehir’e döndü.

Sultanşah’ın Serahs ve Merv’i Ele Geçirmesi

Sultanşah, Karahıtay askerleriyle güneye ilerleyerek Oğuz beyi Melik Dinar’ın elindeki Serahs’a baskın düzenledi. Ani saldırıda çok sayıda Oğuz öldürüldü. Melik Dinar kaleye çekilerek savunmaya devam etti.

Serahs’tan ayrılan Oğuzların bir bölümü aileleriyle birlikte Kirman’a gitti. Sultanşah daha sonra Merv üzerine yürüyerek şehri ele geçirdi. Bu zaferin ardından önemli miktarda servet kazandı ve çevresine yeni kuvvetler topladı. Karahıtay askerlerini de Mâverâünnehir’e geri gönderdi.

Sultanşah, Serahs’a yönelik saldırılarını sürdürdü. Kuvvetleri azalan Melik Dinar, kaleyi Togan Şah’a teslim etmeye karar verdi. Karşılığında Bistam’ın kendisine verilmesini istedi. Serahs, Togan Şah’ın gönderdiği Ömer-i Fîrûzkûhî’ye teslim edildi.

Serahs Savaşı

Togan Şah daha sonra Serahs’ın savunmasını Emir Karakuş’a bıraktı. Sultanşah yaklaşık üç bin kişilik kuvvetle yeniden şehri kuşatmak üzere harekete geçti.

Togan Şah, iyi donatılmış ve sayıca üstün ordusuyla Serahs’a ilerledi. İki taraf arasında 14 Mayıs 1181 tarihinde şiddetli bir savaş meydana geldi. Togan Şah, asker sayısı ve teçhizat bakımından üstün olmasına rağmen yenilerek Nişabur’a çekildi.

Emir Karakuş da Serahs’ı terk ederek Togan Şah’a katıldı. Sultanşah böylece şehri ve çok miktarda ganimeti ele geçirdi. Kısa süre sonra Tûs’u da hâkimiyetine aldı.

Sultanşah’ın Horasan’daki Yükselişi

Sultanşah, Serahs ve Tûs’u ele geçirdikten sonra Togan Şah üzerindeki baskısını artırdı. Sürekli saldırılar karşısında Togan Şah’ın kuvvetleri zayıfladı ve ileri gelen kumandanlarının bir bölümü Sultanşah’ın tarafına geçti.

Togan Şah, Tekiş’in himayesine girmeye ve Gur hükümdarından askerî yardım almaya çalıştı. Bir defasında Herat’a kadar giderek destek istemesine rağmen bu girişimlerinden belirleyici bir sonuç elde edemedi.

Karahıtaylar ve Kıpçaklar

Tekiş’in Karahıtay ordusuna karşı Harezm’i başarıyla savunduğu seferin kesin tarihi bilinmemektedir. Bu olayın 1175 ile 1180 yılları arasında, muhtemelen 1175’e yakın bir tarihte meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu savunmanın ardından Tekiş, Karahıtay hâkimiyetinden çıktı ve gerek Mâverâünnehir’de gerek Siriderya’nın ötesindeki bölgelerde askerî faaliyetlerini sürdürdü.

Siriderya’nın kuzeydoğusundaki geniş bozkırlarda yaşayan gayrimüslim Kıpçak boyları, Harezm üzerinde baskı oluşturuyordu. Cend ve çevresi bu nedenle Harezmşahlar için askerî ve siyasî önem taşıyordu. Tekiş, tahta çıkmadan önce valilik yaptığı Cend’e daha sonra oğlu Nâsırüddin Melikşah’ı tayin etti.

Cend’in İdaresi

Nâsırüddin Melikşah adına düzenlenen menşurda Cend, İslâm ülkesinin ana bölgelerinden ve devletin büyük vilayetlerinden biri olarak tanımlanıyordu. Şehrin, Harezmşah hâkimiyetinin başlangıç ve gelişme merkezlerinden biri olduğu belirtiliyordu.

Cend halkının sınırların korunmasındaki görevi sebebiyle özel bir ilgi görmesi, gazilerle mücahitlerin haklarının gözetilmesi ve bölgenin seçkin savaşçılarla takviye edilmesi emrediliyordu. Ani saldırılara karşı her zaman hazırlıklı olunması isteniyordu.

Cend aynı zamanda Harezm’e ulaşan ana ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Menşurda yerli ve yabancı tüccarlara eşit davranılması, ticaret yollarının güvenli tutulması, tacirlerin canlarıyla mallarının korunması ve bozkırlardaki toplulukların tüccarları rahatsız etmesine izin verilmemesi bildiriliyordu.

Barçınlığkent ve Doğu Sınırı

Tekiş, Siriderya ötesindeki faaliyetleri sırasında Barçınlığkent ve çevresini de Harezmşah hâkimiyetine aldı. Bu bölge, diğer oğlu Tâceddin Ali Şah’a verildi. Barçınlığkent ile Ribat-ı Togan, Harezmşahlar Devleti’nin doğu sınırındaki önemli merkezler hâline geldi.

Ali Şah adına hazırlanan menşurda bölgede karışıklık çıkaranların bastırılması ve halkın görevlilerin baskısından korunması emredildi. Düşman hareketlerinin zamanında öğrenilebilmesi için uzak bölgelere kadar haber alma görevlilerinin gönderilmesi istendi.

Kıpçak Seferi Hazırlıkları

Tekiş, Ocak 1181’de Gur hükümdarı Gıyâseddin Muhammed’e gönderdiği mektupta Harezm ordusunun Kıpçak ülkesine doğru hareket edeceğini bildirdi. Siriderya ötesindeki bu seferle bölgedeki meselelerin çözüleceğini ifade etti.

Mayıs 1181 tarihli diğer bir mektupta Uran kabilesinin reisi Alp Kara’nın kalabalık bir Kıpçak kuvvetiyle Cend sınırlarına geldiği belirtilmektedir. Alp Kara, Harezmşahın hizmetine girmek istediğini bildirdi ve oğlu Kıran’ı Yugur boyuna mensup bir grupla Gürgenç’e gönderdi.

Tekiş, gelen Kıpçak ileri gelenlerini ağırladı, kendilerine hilat ve hediyeler verdi. Yanlarına Harezm ordusunun on büyük kumandanını katarak Cend’de bulunan oğlu Melikşah’ın yanına gönderdi. Melikşah’a da bölgedeki askerleri toplayarak Alp Kara ve Harezm kumandanlarıyla birlikte Karahıtay topraklarına yürümesini emretti.

Alp Kara’nın Karahıtay Topraklarındaki Faaliyetleri

Alp Kara’nın Harezmşahın hizmetine girmesinden yaklaşık bir yıl önce Karahıtayların elindeki bölgelere akın düzenlediği anlaşılmaktadır. Alp Kara, Talas’a kadar ilerlemiş ve geçtiği bölgeleri denetim altına almıştı.

Bu seferin ardından Talas ve çevresinin doğrudan Harezmşah ülkesine katıldığına dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Harezmşah ordusuna asker vermekle yükümlü merkezler arasında Barçınlığkent, ribatlar ve Sığnak yer almakta, Sayram veya Talas gibi daha doğudaki bölgeler sayılmamaktadır.

Sığnak hükümdarının da kuvvetleriyle Karahıtaylara karşı başarılı seferler düzenlediği kaydedilmektedir. Böylece 1180’den itibaren Siriderya ötesinde ve Balasagun yakınlarına kadar uzanan bölgelerde Karahıtaylara karşı askerî baskı sürdürüldü.

Buhara Seferi

Tekiş, Karahıtaylara karşı yürütülen mücadele sırasında Mâverâünnehir’e büyük bir sefer düzenledi ve Buhara’yı ele geçirdi. Sefer için hazırlanan fetihnamede bu harekât büyük bir cihat olarak nitelendiriliyordu.

Tekiş, başlangıçta Horasan yönünde hareket ederken aniden Mâverâünnehir’e yöneldi. Seçkin birliklerini öncü kuvvet olarak gönderdi ve halka zarar verilmemesini, bölgenin barışçı biçimde kazanılmasını emretti. Bütün halka güvence verildiğini bildiren bir ferman yayımladı.

Buna rağmen bir grup Buhara Kalesi’ne çekilerek direnmeye başladı. Tekiş, kaleye saldırmadan önce elçiler göndererek savunucuları teslim olmaya çağırdı. Teklifin kabul edilmemesi üzerine kuşatma başladı ve kale zorla ele geçirildi.

Tekiş, Karahıtay hâkimiyetinden zarar görmüş olan şehir halkının yeni bir yıkıma uğramasını istemedi. Yağmayı önlemek amacıyla ordusunu dış surların gerisine çekti. Gece kaleden çıkmaya çalışan savunucuların bir bölümü öldürüldü, yaklaşık bin kişi de esir alındı. Tekiş daha sonra bu esirleri bağışladı.

Buhara’da hutbe Tekiş adına okundu ve onun adına para basılmaya başlandı. Harezmşah, şehirdeki dinî görevlere ilişkin emirler yayımladı. Hatip ve müftü Bedreddin görevinde bırakıldı; hutbede halifeden sonra Tekiş’in adının okunması emredildi.

Buhara’nın ele geçirilmesinin 14 Ekim 1182 tarihinde gerçekleştiği kabul edilmektedir. Kasım 1182 tarihli bir mektupta Karahıtaylarla olan sınırın sakinleştiği ve yapılan anlaşmanın güçlendiği bildirilmektedir.

Horasan’daki Gelişmeler

Tekiş, doğu seferlerini sürdürürken Horasan’daki gelişmeleri de yakından takip etti. Kardeşi Sultanşah’ın Horasan’da güç kazanması ve Togan Şah’ın topraklarına saldırması, Harezmşah ile Gur hükümdarı Gıyâseddin Muhammed’i ortak hareket etmeye yöneltti.

Sultanşah, Karahıtaylardan aldığı kuvvetlerle Horasan’a geldikten sonra küçük kalelerde bulunan Oğuz gruplarını kendisine bağladı. Serahs, Nesa, Ebîverd ve Merv’i ele geçirdi. Daha sonra Gur hâkimiyetindeki Herat, Fûşenc ve Bâdgis bölgelerine akınlar düzenledi.

Gıyâseddin Muhammed, Sultanşah’a gönderdiği mektupta bu saldırıları durdurmasını istedi. Sultanşah başlangıçta akınlarına ara verdi. Ancak ele geçirdiği bölgelerde Gur hükümdarı adına hutbe okutması talep edilince yeniden harekete geçti. Fûşenc’i kuşattı ve ardından Herat üzerine yürüdü. Sicistan ve Bâmiyân kuvvetlerinin karşı saldırısı üzerine bölgeyi tahrip ederek Merv’e çekildi.

Tekiş ile Gur Hükümdarının İttifakı

Tekiş ile Gıyâseddin Muhammed arasındaki yazışmaların bilinen en eskisi Ocak 1181 tarihlidir. Bununla birlikte ilişkilerin daha önce başladığı anlaşılmaktadır. Gıyâseddin Muhammed’in elçisi Hümâmeddin, görüşmeler yapmak üzere Harezm’e gönderildi. Yapılan müzakereler sonucunda iki hükümdar arasında anlaşma sağlandı.

Kış mevsiminin sonunda Tekiş’in ordusuyla Horasan’a ilerlemesi, Gıyâseddin Muhammed’in de ona katılması kararlaştırıldı. Tekiş, görüşmelerin ayrıntılarını bildirmek üzere kendi elçisi Fahreddin’i Fîrûzkûh’a gönderdi.

Bu ittifakın temelinde Sultanşah’ın faaliyetleri bulunuyordu. Onun saldırıları karşısında zor durumda kalan Togan Şah, daha 1180 yılında Tekiş’e bağlılığını bildirmişti. Kadılkudat ile Sadr Kıvâmeddin’i Harezm’e göndererek yardım istemiş ve Tekiş’ten destek sözü almıştı.

Tekiş, ordusuyla Horasan’a gelerek Sultanşah’ın kuvvetlerine karşı Habûşân çevresinde baskı kurdu. Ancak Togan Şah’ın huzura gelerek bağlılığını bildirmekten çekinmesi üzerine Mart 1181’de Harezm’e döndü.

Serahs Savaşı’ndan sonra Togan Şah’ın kumandanları Nişabur’da bulunan Tekiş’in ordugâhına geldiler ve hükümdarlarının bağlılığının kabul edilmesini istediler. Tekiş de Bahâeddin ile Emir Seyfeddin’i Togan Şah’a göndererek aralarındaki anlaşmazlıkların tamamen sona erdirilmesini ve mevcut meselelerin çözüme kavuşturulmasını emretti.

Sultanşah ile Geçici Uzlaşma

Tekiş ile Gur hükümdarının sefer hazırlıkları sırasında Sultanşah, kardeşine elçi göndererek bağlılık göstereceğini bildirdi. Tekiş de Sultanşah’a, artık kendi hâkimiyetinde sayılan Togan Şah’ın topraklarına saldırmamasını, onunla barış yapmasını ve Harezm’den gönderilecek emirlere aykırı davranmamasını emretti.

Sultanşah’ın elçisi bu şartların kabul edileceğini bildirdi. Bunun üzerine Tekiş ile Gıyâseddin Muhammed’in planladıkları Horasan seferinden vazgeçildi.

Ancak Gıyâseddin Muhammed’in Fîrûzkûh’a dönmesinden sonra Sultanşah verdiği sözü bozdu ve yeniden saldırıya geçti. Tekiş de Harezm ordusuna Cend, Barçınlığkent ve Mangışlak kuvvetlerini katarak Serahs üzerine yürüdü. Cürcan, Dihistan, Bâverd, Nesa ve Nişabur askerlerinin de yolda kendisine katılması planlanıyordu.

Tekiş, Mayıs 1181’de Gıyâseddin Muhammed’e gönderdiği mektupta askerî harekât mevsiminin başladığını bildirdi ve Gur kuvvetlerinin yardıma gönderilmesini istedi. Gur hükümdarının gelememesi hâlinde Horasan sınırındaki birliklerin gecikmeden sevk edilmesini talep etti.

Bu sırada Alp Kara ile oğlu Kıran, Harezm kumandanları ve Cend Valisi Melikşah’ın idaresindeki kuvvetlerle Siriderya ötesinde Karahıtaylara karşı faaliyet gösteriyordu. Tekiş ise Serahs’ı ele geçirerek Sultanşah’ı etkisiz hâle getirdikten sonra yeniden Mâverâünnehir meselelerine yönelmeyi planlıyordu.

Horasan’ın İlhakı ve Mâzenderan’ın Tabiiyeti

Tekiş’in Serahs kuşatması sırasında beklediği yardımı alamadığı ve şehir üzerinde sonuç elde edemediği anlaşılmaktadır. Bir yıl sonra yeniden Serahs önünde bulunması da ilk girişimin başarısız kaldığını göstermektedir. Bu süre içinde Horasan’daki karışıklıklar büyümüş, saldırılar yalnızca Harezmşah hâkimiyetindeki bölgelere değil, Merv çevresinden Gurluların elindeki topraklara da yayılmıştı.

Gıyâseddin Muhammed bunun üzerine Serahs vilayeti ile Bâverd ve Serahs arasındaki Hâberân bölgesinde harekete geçti. Çevredeki kalelere sığınan saldırganları bastırdı ve bölgede düzeni yeniden sağladıktan sonra gelişmeleri Tekiş’e bildirdi.

Tekiş de aynı amaçla Horasan’a hareket etmek üzere hazırlık yapmış ve on bin kişilik bir öncü kuvveti sınıra göndermişti. Ancak Gur hükümdarının saldırganları bastırdığını öğrenmesi, şiddetli kış şartları ve atlar için yem bulunamaması üzerine seferden vazgeçti ve öncü birlikleri geri çağırdı.

Baharın gelmesiyle yeniden harekete geçti ve Serahs yönüne ilerledi. Gıyâseddin Muhammed’den tekrar yardım istedi; iki hükümdar arasında daha önce kararlaştırıldığı hâlde gerçekleşmeyen görüşmenin yapılmasını arzuladığını bildirdi. Bununla birlikte Ocak 1183 tarihli mektubu, Tekiş’in bu sefer Serahs’ı kuşatmadığını ve şehrin yakınlarına kadar gitmediğini göstermektedir.

Tekiş başlangıçta Horasan’a giderek Gıyâseddin Muhammed ile buluşmayı ve bölgedeki meseleleri birlikte düzenlemeyi planlamıştı. Ancak yol üzerinde yönünü Mâverâünnehir’e çevirdi ve Buhara’yı ele geçirdi. Daha sonra Horasan yerine Harezm’e dönüşünü atların yorgunluğu, kış şartları, soğuk ve sürekli yağmurlarla açıkladı.

Horasan’a Yeniden Yöneliş

Mâverâünnehir’deki gelişmelerin ardından Tekiş, Horasan’da daha etkili biçimde görünmeye başladı. Temmuz 1183 tarihli ve Bâverd sınırından gönderilen bir mektubunda, uzun süredir kendi himayesinde bulunan Togan Şah’ı korumak amacıyla bölgeye geldiğini bildirdi.

Tekiş’in yanında elli bin Türk savaşçı bulunuyordu. Bu kuvvetler Horasan’a girdikten sonra dağılmış durumdaki saldırganları takip etmeye başladılar. Bu defa Tekiş, Gur hükümdarından yardım istemedi ve ordusunun gücünü göstermek amacıyla farklı bölgelerden gelecek kuvvetleri sıralamaya ihtiyaç duymadı.

Togan Şah’ın Ölümü ve Mengli Bey’in Yönetimi

Togan Şah, 16 Nisan 1185 tarihinde öldü. Yerine geçen oğlu Sancar Şah, dedesinin memlüklerinden Atabey Mengli Bey’in hâkimiyeti altına girdi. Mengli Bey, idareyi düzenlemek yerine halkın malına el koymaya ve müsaderelere başladı. Kumandanlara karşı sert ve haksız davranması nedeniyle Togan Şah’ın eski emirlerinden bir kısmı Sultanşah’ın tarafına geçti.

Mengli Bey’in uygulamaları, mallara el koymanın ötesine geçerek muhaliflerini öldürmeye yönelince Tekiş 1186 baharında onun üzerine yürümeye karar verdi. Mengli Bey ile Sultanşah arasında iyi ilişkiler bulunmamakla birlikte Mengli, Togan Şah dönemindeki Harezm’e bağlılığı tanımadığı için ikisi de Tekiş’in karşısında yer alıyordu.

Tekiş’in Horasan’a indiğini öğrenen Sultanşah, Harezm’in askersiz kaldığını düşünerek yeniden tahtı ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Fakat Tekiş planını değiştirerek Merv üzerine yürüdü. Bunun üzerine Sultanşah Âmûye’den geri döndü. Şehre giren Harezm öncü birliklerine baskın düzenleyerek Merv’e hâkim oldu ve savunmaya çekildi.

Nişabur’un İlk Kuşatılması

Tekiş daha sonra asıl hedefi olan Nişabur’a yöneldi ve Mayıs 1186’da Mengli Bey ile Sancar Şah’ı kuşatma altına aldı. İki ay süren baskının ardından şehirdekiler Harezmşaha bağlılıklarını bildirmeyi ve vergi ödemeyi kabul ettiler.

Tekiş, Nişabur’dan ayrıldıktan sonra anlaşmanın şartlarını ve ödenecek vergiyi belirlemek üzere Büyük Hâcib Şehâbeddin Mesud, Hansâlâr Seyfeddin Merdanşir ve Münşî Bahâeddin Muhammed b. Müeyyed el-Bağdâdî’den oluşan bir heyeti şehre gönderdi.

Mengli Bey anlaşmaya uymadı. Görüşmelere başlamak yerine heyet üyelerini tutuklatarak bağlattı ve Sultanşah’a gönderdi. Ayrıca Tekiş’in maiyetindeki Kadı ve Şeyhülislâm Burhâneddin Ebû Sa‘d b. Abdülaziz el-Kûfî’yi yakalatarak öldürttü.

Burhâneddin daha önce takibattan kaçarak Mâzenderan’a sığınmış ve İsfahbed tarafından iyi karşılanmıştı. Mengli Bey’in hayatına dokunmayacağına dair yemin etmesi üzerine Nişabur’a dönmüş, ancak daha sonra öldürülmüştü.

Nişabur’un Ele Geçirilmesi

Tekiş, kışın sona ermesinin ardından 27 Mart 1187’de yeniden Nişabur önüne geldi. Kırk gün süren kuşatma ve çetin savaşlardan sonra Mengli Bey direnemedi. Seyyitler ve imamlar aracılığıyla eman istedi ve şehri teslim etti.

Mengli Bey Tekiş’in huzuruna çıkarıldı. Harezmşah 18 Mayıs 1187’de Nişabur’a girdi. Halkın malına yapılan müdahaleleri durdurdu ve Mengli Bey tarafından el konulan malların sahiplerine iade edilmesini sağladı.

Tekiş, canına dokunmayacağına dair söz verdiği Mengli Bey’i doğrudan öldürtmedi. Burhâneddin’in katili olması nedeniyle fakihlerin fetvası üzerine onu öldürülen kadının babası Abdülaziz el-Kûfî’ye teslim etti. Mengli Bey kısas yoluyla öldürüldü.

Nişabur ile Togan Şah’a ait diğer topraklar Harezmşah hâkimiyetine girdi. Tekiş, bu bölgenin idaresine büyük oğlu Nâsırüddin Melikşah’ı tayin etti ve Eylül ayında Gürgenç’e döndü.

Sancar Şah’ı da yanında Harezm’e götürdü ve ona başlangıçta itibar gösterdi. Daha sonra Sancar Şah’ın annesinin yardımıyla Nişabur’a para göndererek gizlice taraftar toplamaya çalıştığı ortaya çıktı. Bunun üzerine Tekiş onun gözlerine mil çektirdi. Sancar Şah 1198 yılına kadar Harezm’de kaldı.

Sultanşah’ın Nişabur’a Saldırısı

Mengli Bey’in ortadan kaldırılmasıyla Horasan’ın önemli bir bölümü Harezm’e bağlandı. Ancak Sultanşah, Merv ve çevresindeki faaliyetlerini sürdürdü. Nişabur’un Tekiş tarafından alınmasından önce şehir üzerinde baskı kurmuş, ardından Sebzevar’ı ele geçirmişti.

Tekiş’in ayrılmasından sonra yeniden Nişabur üzerine yürüdü ve şehrin burçlarını yıktı. Çatışmalar ağırlaşınca Nâsırüddin Melikşah babasından yardım istedi. Tekiş büyük bir orduyla yola çıktı. Bunun üzerine Sultanşah kuşatma makinelerini yaktırarak Merv’e çekildi.

Tekiş şehre ulaştıktan sonra zarar gören kısımları tamir ettirdi ve kışı geçirmek üzere Mâzenderan’a gitti.

Mâzenderan ile İlişkiler

Bu dönemde Mâzenderan’da Hüsâmeddevle Erdeşir hüküm sürüyordu. Müeyyed Ay-aba’nın ölümünden sonra İsfahbed ile Tekiş arasındaki ilişkiler gelişti. İki taraf arasında düzenli elçi alışverişi yapılıyor, Tekiş Mâzenderan elçilerine hediyeler, kumaşlar, gulâmlar ve atlar gönderiyordu.

İlişkiler zamanla evlilik bağının kurulmasına kadar ilerledi. İsfahbed, Tekiş’in kızı Şah Hatun ile evlenmek istedi. Harezm’e gönderilen elçi olumlu karşılandı; ancak Tekiş, kızının küçük olması nedeniyle bir süre beklenmesi gerektiğini bildirdi.

Yaklaşık üç veya dört yıl sonra, muhtemelen 1181-1182 yıllarında, Mâzenderan’dan gelen bir heyet Şah Hatun’u almak üzere Gürgenç’e ulaştı. Heyet beraberinde yüz bin Nişabur altını, Rum, Bağdat ve Tiflis kumaşları ile mücevherlerden oluşan hediyeler getirdi. Şah Hatun’un annesi ve ileri gelenlerin yol hazırlıkları nedeniyle heyet sekiz ay boyunca Harezm’de kaldı.

Melik Dinar’ın Mâzenderan’a Saldırısı

Bu sırada Melik Dinar, yedi bin süvariyle Mâzenderan sınırına geldi ve bölgeye akınlar düzenledi. Bunun üzerine İsfahbed, Tekiş’ten yardım istedi. Amaç, Melik Dinar’ın kuvvetlerini kuzeyden ve güneyden sıkıştırmaktı.

Yardım talebini taşıyan elçinin yolda Melik Dinar’ın eline düştüğü ve Dinar’ın durumu öğrenince Serahs ve Merv yönüne çekildiği aktarılmaktadır. Tekiş ise bu gelişmeler sırasında Cürcan bölgesine geldi. İsfahbed, Harezmşah ordusu için hayvan yemiyle birlikte sekiz bin koyun, iki bin öküz ve başka erzak gönderdi.

Tekiş bölgeye ulaştığında saldırganlar geri çekilmişti. Buna rağmen yeni akınların önlenmesi için Cürcan’ın kendisine bırakılmasını ve burada sağlam bir kale yapılmasını istedi. Esterâbâd, Kebûdcâme ve çevresinden getirilen kişilerle Cürcan’da bir hisar inşa edildi.

Tekiş, Cürcan’ı Dihistan valiliğine tayin ettiği oğlu Ali Şah’a verdi. Elçisi Bahâeddin Ali’yi İsfahbed’e gönderdikten sonra Harezm’e döndü.

Şah Hatun’un Evliliği

Tekiş, kızı Şah Hatun’u annesinin refakatinde Mâzenderan’a gönderdi. Subarlı sınırına kadar Harezm’de yol boyunca hazırlıklar yapıldı. Şah Hatun, Dihistan sınırında karşılandı ve Mâzenderan’da dört ay süren düğün şenlikleri düzenlendi.

İsfahbed Hüsâmeddevle Erdeşir, Tekiş’in Mengli Bey’e karşı gerçekleştirdiği son sefer sırasında ona iki bin kişilik askerî kuvvet gönderdi. Böylece Mâzenderan İsfahbedliği Harezmşah hâkimiyetini tanıdı.

1183-1184 yıllarında Horasan seferiyle ilgili olarak Harezm’den gönderilen bir mektupta da Harezm ordusu Nesa ve Şehristâne sahrasına ulaştığında Mâzenderan kuvvetlerinin orduya katılması isteniyordu.

Nesa Kalesi de bölgenin hâkimi İmâdeddin Muhammed b. Ömer ile yapılan anlaşma sonucunda Tekiş’e bağlandı. İmâdeddin, Harezmşahın Horasan’daki hâkimiyetini güçlendirmesinde önemli rol oynadı.Irak’taki siyasî durumu ve Tekiş’in Sultanşah’la geçici uzlaşmasını kaynak sırasına bağlı kalarak düzenledim.

Irak’taki Siyasî Durum

Irak Selçuklu Devleti’nde fiilî hâkimiyeti elinde bulunduran Atabey İldeniz’in 1174’te ölümünden sonra yerine oğlu Şemseddin Muhammed Cihan Pehlevan geçti. Atabek-i Âzam unvanını alan Cihan Pehlevan, babasının yetkilerini devraldı.

Sultan Arslan Şah’ın Kasım 1175’te ölümünden sonra Irak Selçuklu tahtına yedi yaşındaki Rükneddin Tuğrul b. Arslan çıkarıldı. Böylece Cihan Pehlevan’ın devlet üzerindeki hâkimiyeti daha da güçlendi.

Cihan Pehlevan, kardeşi Muzafferüddin Kızıl Arslan Osman ile birlikte hareket etti. Daha önce Rey Emiri İnanç Bey’in desteğiyle tahta çıkmaya çalışan Muhammed b. Tuğrul’u itaate zorladı. Ona bağlı emirlerin bir bölümünü kendi tarafına çekti, bir bölümünü ise görevlerinden uzaklaştırdı. Azerbaycan’a yönelen Abhaz saldırılarını da durdurdu.

Cihan Pehlevan, 1185’teki ölümüne kadar ülkeyi düzen ve güvenlik içinde yönetti. Büyük mevkilere kendi adamlarını yerleştirdi ve yaklaşık altmış veya yetmiş memlükünü eski emirlerin yerine getirerek devletin idaresini sıkı biçimde denetimi altına aldı.

Tekiş ile Cihan Pehlevan Arasındaki İlişkiler

Irak’ta istikrarlı bir yönetimin bulunması, Tekiş’in Cihan Pehlevan’a karşı dostane bir siyaset izlemesini gerektiriyordu. Horasan’daki yerel hükümdarlar ve kumandanlar da meşru hükümdar olarak Irak Selçuklu sultanını tanıyorlardı. Harezmşahlarla Atabey arasında çıkacak bir anlaşmazlıkta bunların Irak tarafını desteklemeleri mümkündü.

Tekiş’in Cihan Pehlevan’a gönderdiği mektuplarda samimi ve dostane bir üslup kullanıldı. Harezmşah, Atabey’e “birader” diye hitap ediyordu. Mayıs 1181 tarihli mektupta iki hükümet arasında düzenli elçi alışverişi bulunduğu görülmektedir. Tekiş, Mart 1181’de Horasan’a düzenlediği seferin sebeplerini de bu mektupta açıklamıştı.

Ağustos 1181 tarihli başka bir mektupta, daha önce gönderileceği bildirilen sungur kuşunun Atabey’in elçisine teslim edildiği belirtildi. Tekiş, Atabey’in elçilerinin seyrekleşmesinden ve yazışmaların azalmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi; iki hükümdarın görüşmesi yönündeki arzusunu bildirdi.

Diğer mektuplarda Kıpçak boylarının Harezmşah hizmetine girmesi ve Horasan’da dostların korunmasıyla düşmanların uzaklaştırılması için yürütülen faaliyetler anlatıldı.

Cihan Pehlevan’ın Ölümünden Sonra Irak

Cihan Pehlevan’ın 1185’te ölümü üzerine Irak’taki siyasî düzen yeniden bozuldu. Sultan Tuğrul ile Pehlevan’ın kardeşi Kızıl Arslan, devlet yönetimini ele geçirmek için mücadeleye giriştiler.

Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, Sultan Tuğrul yerine Kızıl Arslan’ı destekledi. Halife, Irak Selçuklu Devleti’nin zayıflamasından yararlanarak kendi siyasî hâkimiyetini genişletmeye çalışıyordu.

Cihan Pehlevan’ın devletin önemli makamlarına yerleştirdiği memlükler de mücadelelerin başlamasıyla bulundukları bölgelerde bağımsız hareket etmeye başladılar. Bu kumandanlar bazen Sultan Tuğrul’u, bazen Kızıl Arslan’ı destekleyerek yağma ve baskınlarda bulundular. Bu durum halkın yerlerini terk etmesine ve ülkedeki düzenin bozulmasına yol açtı.

Sultan Tuğrul ile Kızıl Arslan’ın Mücadelesi

Sultan Tuğrul, üzerindeki atabey hâkimiyetini sona erdirmek istiyordu. Veziri ile bazı emirler, Kızıl Arslan’ın yalnızca Azerbaycan ve Arran bölgelerinde Sultan’a bağlı olarak hüküm sürmesini savunuyorlardı. Buna karşılık Cihan Pehlevan’ın eski memlükleri, yönetimin Kızıl Arslan’ın elinde bulunmasını kendi çıkarlarına daha uygun görüyorlardı.

Tuğrul, Kızıl Arslan’ı kabul etmediği takdirde Selçuklu hanedanından başka bir kişinin sultan ilan edilmesinden çekindi. Bu nedenle onu Atabek-i Âzam olarak tanımak zorunda kaldı.

Kızıl Arslan ordusuyla Hemedan’a gelerek kendisine karşı çıkanları ortadan kaldırmaya başladı. Buna karşılık Sultan Tuğrul’un taraftarları da arttı ve iki taraf arasındaki mücadele açık çatışmaya dönüştü. Mücadele özellikle 1187’den sonra şiddetlendi.

Kızıl Arslan, 1187’de Bağdat’a elçi göndererek Halife’den yardım istedi. Halife bu talebi kabul etti. Sultan Tuğrul’un eşi tarafından Bağdat’taki Dârüssaltana’nın tamir edilmesi için yapılan başvuru ise reddedildi ve yapı Halife’nin emriyle yıktırıldı.

Halife Ordusunun Yenilgisi

Halife, 1188’de Kızıl Arslan’ı desteklemek amacıyla Vezir Celâleddin Ubeydullah kumandasında bir ordu gönderdi. Yapılan plana göre Bağdat kuvvetleri Kızıl Arslan’ın ordusuyla birleşecek ve Hemedan üzerine yürüyerek Sultan Tuğrul’u bertaraf edecekti.

Sultan Tuğrul, İnanç Hatun’dan doğan Kılıç İnanç ve Emir-i Emîrân Ömer adlı oğullarıyla birlikte Kızıl Arslan’ın kuvvetleri yetişmeden önce Halife ordusunu Hemedan yakınlarında karşıladı. 8 Mayıs 1188’de yapılan savaşta Bağdat ordusunu yenilgiye uğrattı ve Vezir Ubeydullah’ı esir aldı.

Tekiş’in Sultanşah’ın Nişabur üzerindeki baskısını kaldırmak amacıyla Horasan’a geldiği ve ardından kışı geçirmek üzere Mâzenderan’a gittiği sırada Irak’taki siyasî durum bu şekildeydi.

Tekiş ile Sultanşah Arasında Uzlaşma

Tekiş, baharın gelmesiyle Horasan’a döndü ve Sultanşah’a karşı kesin bir harekâta hazırlanmağa başladı. Bununla birlikte iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların önce barış yoluyla çözülmesine çalışıldı.

Karşılıklı elçiler gönderilmesinin ardından zor durumda bulunan Sultanşah, bazı toprakların kendisine bırakılması şartıyla uzlaşmayı kabul etti. Tekiş, Câm, Bâherz ve Zîr-i Pîl bölgelerini Sultanşah’a verdi.

Sultanşah da daha önce Mengli Bey tarafından tutuklanarak kendisine gönderilen Şehâbeddin Mesud, Seyfeddin Merdanşir ve Münşî Bahâeddin Muhammed el-Bağdâdî’yi hilat ve hediyelerle Tekiş’e geri gönderdi.

Tekiş’in Saltanat Merasimi

Bu uzlaşmayla Tekiş’in hükümdarlığının ilk dönemindeki başlıca meseleler büyük ölçüde çözüldü. Harezmşahlar Devleti Karahıtay hâkimiyetinden kurtulmuş, ordu güçlendirilmiş, doğu ve kuzey sınırları genişletilmişti. Horasan ile Taberistan’da Harezmşah hâkimiyeti kurulmuş ve Sultanşah’la sürdürülen mücadele geçici olarak sona ermişti.

Tekiş, kazandığı mevkii bir saltanat merasimiyle duyurdu. 5 Temmuz 1189’da Tûs yakınlarındaki Râdekân koruluğunda kurulan büyük otağın önündeki saltanat tahtına oturdu.

Bu törende “Sultan Alâü’d-dünyâ ve’d-dîn Ebü’l-Muzaffer Muhammed Tekiş Burhânü Emîri’l-mü’minîn” unvanını kullandı. Merasim, Harezmşah ülkesinde ve komşu devletlerde geniş yankı uyandırdı. Şairler ve edipler bu münasebetle kasideler yazarken Tekiş de katılanlara ihsanlarda bulundu.Bu bölümün Ansiklo’ya uyarlanmış hâli:

Alâeddin Tekiş ile Sultanşah Mücadelesinin Sonu

Tekiş, 1189 sonbaharında Harezm’e döndü. Kardeşiyle yaptığı anlaşmaya rağmen Sultanşah yeniden harekete geçti. Çevresinde toplanan ve geçimlerini yağma, çapul ve yol kesicilikle sağlayan grupların da etkisiyle Gur topraklarına akınlar düzenledi. Gur Sultanı’na isyan eden Tâlekan Emiri ile birlikte hareket ederek Fûşenc’i ele geçirdi ve şehrin idaresine İzzeddin Tuğrul Felekî’yi tayin ettikten sonra Merv’e döndü.

Bu dönemde Tekiş’in sultan unvanını kullandığı görülmektedir. Daha önceki Harezmşahlar için resmî yazışmalarda bu unvana rastlanmazken Tekiş devrinde sikkelerde sultan unvanı yer almaya başlamıştır. Togan Şah’ın 1181 tarihli bir sikkesinde Tekiş’in “es-Sultânü’l-Muazzam” unvanıyla anılması, bu unvanın Irak Selçuklu hâkimiyetinin ortadan kaldırılmasından önce de kullanıldığını göstermektedir. Bununla birlikte saltanatının Abbâsî halifesi tarafından tanınması daha sonraki bir tarihte gerçekleşmiştir.

Gurlularla Mücadele

Gur hükümdarı Gıyâseddin Muhammed, Tekiş ile Sultanşah’ın uzlaşmasının ardından Sultanşah’a karşı tek başına mücadele etmek zorunda kaldı. Sultanşah’ın Gur topraklarına yönelik saldırıları üzerine Hindistan seferleriyle meşgul olan kardeşi Şihâbeddin Muhammed’i Horasan’a çağırdı.

Şihâbeddin, Gur ordusuna Sicistan Meliki’nin ve diğer hükümdarların kuvvetlerini de katarak Sultanşah üzerine yürüdü. Gıyâseddin Muhammed de Tâlekan’a kadar ilerledi. Mervürrûz’da sıkışan Sultanşah, elçileri aracılığıyla doğrudan Gıyâseddin Muhammed ile görüşmeye başladı.

Görüşmeler sırasında Gur hükümdarının siyaseti değişti. Gıyâseddin Muhammed, Fûşenc, Bâdgis ve Beyvar kalelerini Sultanşah’a bırakmayı kabul etti ve Şihâbeddin’in ilerlemesini durdurdu. Mervürrûz yakınlarında Sultanşah’ı kuşatan Gur ordusu, görüşmelerin sürdüğü iki ay boyunca yerinde bekledi.

Gıyâseddin Muhammed, Sultanşah’ı Tekiş’e karşı kullanmayı düşünüyordu. Buna karşılık Şihâbeddin Muhammed ve çevresindeki kumandanlar, uzun süredir Gur topraklarına saldıran Sultanşah’ın ortadan kaldırılmasını istiyorlardı. Sultanşah da yapılacak anlaşmanın şartları belirlenirken Şihâbeddin’in hazır bulunmasını talep etti.

Heratlı Mecdeddin Alevî ile Gıyâseddin Muhammed’in yeğeni Alp Gazi, savaşla ele geçirilen toprakların Sultanşah’a bırakılmasına karşı çıktılar. Savaştan kaçınmanın korkaklık olarak değerlendirileceğini ileri sürerek Şihâbeddin’i de kendi görüşlerine çektiler. Bunun üzerine Gıyâseddin Muhammed planından geçici olarak vazgeçti.

Pençdih Savaşı ve Serahs’ın Kaybı

Pençdih’te yapılan savaşta Sultanşah yenildi ve az sayıdaki kuvvetiyle geri çekildi. Dağılan süvarilerinden yaklaşık bin beş yüzü daha sonra Merv’e döndü.

Sultanşah’ın bu dönemde Serahs’ı yeniden ele geçirdiği ve şehri silah ile teçhizat deposu hâline getirdiği anlaşılmaktadır. Devlet ileri gelenlerinden bazılarını da burada bırakmıştı.

Tekiş, kardeşinin Pençdih’te yenildiğini öğrenince onu zayıf durumdayken yakalamak amacıyla harekete geçti. Sultanşah’ın Karahıtaylara kaçmasını önlemek için Ceyhun’un geçitlerine asker yerleştirdi. Ardından güneye ilerleyerek 1190 yılında Serahs Kalesi’ni zorla ele geçirdi ve büyük ölçüde tahrip etti.

Sultanşah Ceyhun’u geçmeye çalıştıysa da başarılı olamadı ve Gur hükümdarına sığındı. Gıyâseddin Muhammed onun sığınma talebini memnuniyetle kabul etti. Herat başta olmak üzere çevredeki şehir ve kalelere Sultanşah’ın karşılanması ve ihtiyaçlarının karşılanması için emirler gönderdi.

Sultanşah Fîrûzkûh’a ulaştığında Gur hükümdarının misafiri olarak kabul edildi. Yanındaki adamlar da rütbelerine göre vezirler, hâcibler ve kumandanlar tarafından ağırlandı. Sultanşah 1191 kışını burada geçirdi.

Tekiş’in Sultanşah’ı Teslim Alma Girişimi

Tekiş, Gur hükümdarına elçiler göndererek Sultanşah’ın yaptığı tahribatı, anlaşmaları bozduğunu ve sürekli asker toplayarak muhalefetini sürdürdüğünü bildirdi. Kardeşinin kendisine teslim edilmesini istedi. Herat’taki Gur valisine de tehdit içeren mektuplar gönderdi.

Gıyâseddin Muhammed, Tekiş’in elçisini iyi karşıladı ancak Sultanşah’ı teslim etmeyi reddetti. Sultanşah’ın bir hükümdar oğlu ve melik olduğunu, babasının ülkesinden kendisine düşen payın verilmesi gerektiğini bildirdi.

Bu cevap üzerine Tekiş, Gur üzerine yürüyeceğini bildiren bir tehdit mektubu gönderdi. Ancak Irak’taki gelişmeler nedeniyle bu seferi gerçekleştiremedi. Kızıl Arslan ile birlikte hareket eden Kutluğ İnanç’ın elçileri 1192’de Harezm’e gelerek Irak Selçuklu Sultanı Tuğrul’a karşı yardım istediler.

Irak’taki Karışıklıklar

Sultan Tuğrul, 1188’de Abbâsî ordusunu yenerek çok miktarda silah, at ve teçhizat ele geçirmişti. Bazı emirlerin de kendisine katılmasıyla ordusu güçlenmişti. Kızıl Arslan, Hemedan’a yaklaştığında müttefiki olan Halife kuvvetlerinin yenildiğini ve Tuğrul’un ordusunun büyüdüğünü öğrenince saldırmaya cesaret edemedi.

Kızıl Arslan, Halife Nâsır-Lidînillâh’ın temsilcileriyle görüşmek ve Halife’nin nüfuzundan yararlanarak Hemedan’a girmek amacıyla Kirmanşah’a yöneldi. Sultan Tuğrul ise bu sırada çevresindeki desteği güçlendirmek yerine kendi kumandanlarından şüphelendiklerini ortadan kaldırmaya başladı. Ay-aba ve Boz-aba gibi tanınmış emirleri öldürttü. Bu uygulamalar çevresinde hoşnutsuzluğa yol açtı ve Kutluğ İnanç Rey’e çekildi.

Tuğrul, Kızıl Arslan’ın Azerbaycan’da bulunduğunu düşünerek oraya yöneldi. Kirmanşah’tan dönen Kızıl Arslan ise Hemedan’da evleri yağmalattı. Tuğrul’un geri dönmesi üzerine yeniden Azerbaycan’a çekildi.

Şeyhülislâm Zâhirüddin Belhî, Sultan Tuğrul’a muhalif emirleri tamamen ortadan kaldırmasını ve yerlerine sadık adamlarını getirmesini tavsiye ediyordu. Bundan endişe duyan bazı ileri gelenler Kutluğ İnanç’a gizlice mektuplar göndererek kendileriyle iş birliği yapması hâlinde Sultan’ı yakalayabileceklerini bildirdiler.

Mektuplardan biri ele geçirilince ilgili emirler tutuklanarak kaleye hapsedildi. Bir süre sonra Sultan Tuğrul’un emriyle hepsi öldürüldü. Böylece Tuğrul, kendi savunma gücünü daha da zayıflattı.

Kızıl Arslan’ın Hâkimiyeti ve Ölümü

Kızıl Arslan Azerbaycan’dan harekete geçince Sultan Tuğrul tahtını terk ederek Azerbaycan valisine sığınmak zorunda kaldı. Kızıl Arslan, Sultan’ın ağırlıklarını yağmaladıktan sonra Hemedan’a girdi ve yönetimi ele aldı.

Abbâsî Halifesi, Kızıl Arslan’a “Melik-i Muazzam” unvanıyla hilat ve hediyeler gönderdi. Ancak Irak’ta düzen sağlanamadı. Devlet adamları ve taraftarları halkın mallarına el koyuyor, müsadere ve yolsuzluklar artıyordu. Kızıl Arslan dönemindeki uygulamalar nedeniyle halk yeniden Sultan Tuğrul’un dönmesini istemeye başladı.

Kızıl Arslan, bazı adamları aracılığıyla Tuğrul’u yakalatarak hapsettirdi. Selçuklu ailesinden Sancar b. Süleyman Şah tahta çıkarılmış olmasına rağmen Halife, Selçuklu hanedanına son vermek amacıyla Kızıl Arslan’ın doğrudan sultan olmasını destekledi. Kızıl Arslan saltanat tahtına oturdu ve adına günde beş defa nevbet çaldırdı.

Kızıl Arslan, Ekim 1191’de muhalif bir grup tarafından çadırında öldürüldü. Onun ölümünden sonra Irak’taki karışıklıklar daha da arttı. Selçuklu toprakları emirler arasında paylaşıldı. Rey ve çevresi Kutluğ İnanç’ın, Azerbaycan ise Cihan Pehlevan’ın oğlu Ebû Bekir’in hâkimiyetine geçti. Diğer şehir ve kalelerdeki kumandanlar da bağımsız hareket etmeye başladılar.

Sultan Tuğrul bir grup emir tarafından hapisten çıkarıldı. Yeniden mücadeleye başlayan Tuğrul, Haziran 1192’de Kazvin önlerinde rakiplerini yenerek Hemedan’ı ele geçirdi ve tekrar tahta oturdu. Cihan Pehlevan’ın eski memlükleri de bu defa Tuğrul’un çevresinde toplandılar.

Tekiş’in Rey Seferi

Kazvin Savaşı’nın ardından Kutluğ İnanç, Harezmşah Tekiş’e başvurdu. Irak’taki durumu ve Sultan Tuğrul’un yeniden güç kazandığını bildirerek yardım istedi. Tekiş, Irak’a hâkim olma imkânı sağlayan bu teklifi kabul etti ve Harezm’den yola çıktı.

Bistam üzerinden Irak’a giren Tekiş’in ordunun başında bizzat geldiğini öğrenen Kutluğ İnanç ile annesi, güçlü bir hükümdarı bölgeye çağırmış olmaktan pişman oldular ve kaleye çekilmeye karar verdiler.

Tekiş buna rağmen ilerleyişini sürdürdü. Rey yakınındaki müstahkem Taberek Kalesi’ni birkaç gün içinde ele geçirdi ve ganimetleri ordusuna dağıttı. Yaz boyunca hâkim olduğu Rey çevresinden önemli miktarda mal topladı.

Sultan Tuğrul, Tekiş ile Kutluğ İnanç’ın arasının bozulduğunu öğrenince Harezmşaha hediyeler gönderdi. Tekiş’in ilerlemesini durdurmak amacıyla dostça davranmaya başladı ve kızını Tekiş’in oğlu Yunus Han ile evlendirdi.

Bu sırada Harezm’den gelen haberciler Sultanşah’ın Gürgenç’i kuşattığını bildirdiler. Tekiş, kuvvetlerinin bir bölümünü Emir Tamgaç kumandasında Taberek ile Rey Kalesi önlerinde bırakarak hızla Harezm’e döndü.

Sultanşah’ın Son Harezm Seferi

Gur hükümdarının yanında bulunan Sultanşah, Harezm’i ele geçirmek amacıyla yeniden harekete geçmişti. Gıyâseddin Muhammed, yeğeni Alp Gazi ile Sicistan Meliki’ni ordularıyla birlikte Sultanşah’ın yanına verdi.

Ancak Sultanşah, Tekiş’in yaklaştığını öğrenince Gürgenç kuşatmasını kaldırdı ve geri çekildi. Tekiş Dihistan’a ulaştığında kardeşinin ayrıldığı haberini aldı. Daha sonra Harezm’e giderek kışı, baharda Sultanşah’a karşı düzenleyeceği seferin hazırlıklarıyla geçirdi.

Taberistan Yolunun Güvence Altına Alınması

Tekiş, Sultanşah meselesini çözdükten sonra yarım kalan Irak seferini tamamlamayı düşünüyordu. Rey ve çevresindeki Harezm askerleriyle düzenli bağlantı kurulabilmesi için Taberistan güzergâhının güvenli hâle getirilmesi gerekiyordu.

Taberistan’daki Gülpâyegân Kalesi’nin sahibi Fahrüddevle, İsfahbed Hüsâmeddevle Erdeşir’den kaçarak Tekiş’e sığınmak istemiş, ancak yakalanarak nehre atılmak suretiyle öldürülmüştü. Oğlu Sirâceddin ile İsfahbed’in diğer muhaliflerinden Keykâvus ise Harezm’e giderek Tekiş’e sığındılar.

Hüsâmeddevle, elçileri aracılığıyla bu kişilerin geri verilmesini istedi. Tekiş’in mültecileri teslim etmeyi reddetmesi üzerine iki taraf arasındaki ilişkiler bozuldu. Tekiş ayrıca Gevâre Kumandanı Sâbıküddevle Rüstem’e gizlice haber göndererek kendi hizmetine girmesi hâlinde Cürcan ile Dihistan’ı vereceğini bildirdi. Rüstem bu teklifi İsfahbed’e haber verdi.

İsfahbed, Tekiş’in Cündfek’e gönderdiği Sirâceddin’i öldürttü ve oğlu Harezmşaha sığınan Seyyid Kemâleddin’e işkence yaptırdı. Tekiş, himayesine sığınan Sirâceddin’in öldürülmesi üzerine Kebûdcâme vilayetiyle çevresini tahrip etti ve Hümâyun Kalesi’ni ele geçirdi. Taberistan içlerine akınlar düzenleterek Esterâbad’ı da tahrip ettirdi.

Ardından Irak seferi sırasında kullanmak üzere Bistam ve Dâmegân vilayetlerinin kendisine bırakılmasını istedi. Bu bölgeleri ele geçirerek yönetici ve muhafızlar tayin etti.

Tekiş’e Karşı İttifak

İsfahbed, Gur hükümdarı ve Sultanşah ile temas kurmaya başladı. Aynı zamanda Irak Selçuklu Sultanı Tuğrul ile iş birliğine yöneldi. Yapılan anlaşmaya göre Tuğrul Bistam ile Dâmegân’ı, Sultanşah Nişabur’u, İsfahbed ise Cürcan ve çevresini ele geçirecekti. Böylece Tekiş’in Irak, Taberistan ve Horasan arasındaki bağlantıları kesilecekti.

Bu ittifakta Gurluların doğrudan yer aldığı belirtilmemektedir. Ancak yapılan plan uygulanamadı. Tekiş’in Irak yolu güvence altına alındı; kısa süre içinde Horasan’daki mücadele sona erdi ve Irak Selçuklu Devleti ortadan kaldırıldı.

Serahs’ın Teslimi ve Sultanşah’ın Ölümü

Tekiş, 1193 baharında Bâverd’e geldi. Sultanşah ise 1192’de Gur topraklarına yaptığı akınlar nedeniyle Gazne, Sicistan ve Bâmiyân ordularının ortak saldırısına uğramış ve Murgab yakınlarında yenilmişti.

Sultanşah’ın başlıca dayanağı Serahs Kalesi idi. Kalenin kumandanı Bedreddin Çakır, Sultanşah’a bağlı bazı muhafızları tutukladı ve Tekiş’e haber göndererek hızla gelmesini istedi.

Tekiş Serahs’a yaklaştığında Bedreddin Çakır onu karşıladı ve hizmetine girdiğini bildirdi. Kalenin anahtarlarını ve içerideki hazineleri Harezmşaha teslim etti.

Serahs’ın kaybedilmesiyle Sultanşah’ın son dayanağı da ortadan kalktı. Bunun üzerine hastalandı ve iki gün sonra, 29 Eylül 1193’te öldü.

Sultanşah’ın ölümünden sonra Tâlekan, Mervürrûz ve Herat hattına kadar uzanan Horasan toprakları Tekiş’in hâkimiyetine girdi. Nişabur Valisi ve veliaht Nâsırüddin Melikşah’ın isteği üzerine Merv ona verildi. Tekiş’in Harezm’den getirttiği diğer oğlu Kutbüddin Muhammed ise Aralık 1193’te Nişabur valiliğine tayin edildi.

Mücadelenin Sonuçları

Sultanşah’ın ölümü, Tekiş’in uzun süredir karşı karşıya bulunduğu önemli bir iç tehdidi ortadan kaldırdı. Horasan’ın büyük bölümü Harezmşah hâkimiyetinde birleşti ve devletin yönetim yapısı güçlendi.

1193 yılı, Harezmşahların uzun süren kademeli yükseliş döneminden çıkarak genişleme ve güçlenmenin hızlandığı yeni bir safhaya geçişini oluşturdu.

İlk kısmı baştan, yalnızca verdiğin metne bağlı kalarak düzenliyorum.

Irak Selçuklu Devleti'nin Yıkılışı

Irak Selçuklu Devleti, Sultan Tuğrul döneminde ağır bir idarî ve siyasî çözülme içindeydi. Henüz yirmi yaşlarında bulunan Tuğrul, devlet yönetimini elinde tutabilecek tecrübe ve yeterliliğe sahip değildi. Emirlerin şahsî çıkarlarını öne çıkaran, disiplinsiz ve fırsatçı tutumları merkezî otoriteyi daha da zayıflatıyordu.

Tuğrul kararlarında istikrarlı davranmıyor, bir gün yakınlık gösterdiği kişileri kısa süre sonra hapse attırıyor veya öldürtüyor, mallarını müsadere ettiriyordu. Tecrübeli ve güvenilir bir vezirden de mahrumdu. Kendisine destek olabilecek bazı devlet adamlarını ortadan kaldırmış, son olarak Hâce Muînüddin-i Kâşî'yi yüz bin dinar karşılığında vezirliğe getirmişti. Bu tür harcamaların yükü halka aktarılıyor ve idarî baskı giderek artıyordu.

Irak-ı Acem'de yerel emirlerin ve devlet görevlilerinin halka yönelik baskıları da yaygınlaşmıştı. Bazı gruplar Harezmli yöneticilerin nüfuzundan yararlanarak ailelerin mallarını yağmalıyor, vakıf kütüphanelerindeki kitapları ve mushafları ele geçiriyordu. Eserlerin üzerindeki vakıf kayıtları sildiriliyor ve yerlerine yeni sahiplerinin adları yazdırılıyordu.

Tuğrul'un Rey Seferi

Alâeddin Tekiş'in Rey'den Harezm'e dönmesini fırsat bilen Sultan Tuğrul, daha önce yaptığı anlaşmayı bozarak şehri geri almaya girişti. 1193 baharında Taberek Kalesi'ni kuşatarak ele geçirdi ve yıktırdı. Harezmşahın kumandanı Emir Tamgaç öldürüldü. Harezmli emirlerin silah ve teçhizat dışındaki mallarıyla ayrılmalarına izin verileceği bildirilmesine rağmen bu kişiler esir alınarak Ferrezîn Kalesi'ne gönderildi.

Tuğrul daha sonra Harezm kuvvetlerinin elindeki Bistam ve Dâmegân çevresine yöneldi. Bölgedeki Harezm birliklerini geri çekilmeye zorladı. Har-ı Rey Vadisi'nde meydana gelen savaşta Harezm kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve takip sırasında yüksek rütbeli yirmi beş kişiyi esir aldı.

Bu başarının ardından Tuğrul, Harezmşahın karşı saldırısına hazırlık amacıyla Rey'de askerî tedbirler almaya başladı. Ancak devletin içinde bulunduğu kritik duruma rağmen yönetimdeki istikrarsızlık devam etti. Muînüddin-i Kâşî yalnızca şüphe üzerine tutuklandı, malları yağmalandı ve yerine Fahrüddin-i Verâmînî getirildi. Tuğrul ise devlet işleriyle ilgilenmek yerine eğlence hayatını sürdürdü.

Tekiş'in Irak Seferi

Alâeddin Tekiş daha önce Irak üzerine yürümeyi planlamıştı. Kutluğ İnanç başta olmak üzere Irak emirlerinden gelen davet mektupları ve Halife Nâsır-Lidînillâh'ın elçisi bu seferi hızlandırdı. Elçi, Tuğrul hakkındaki şikâyetleri iletti ve onun hâkimiyetindeki toprakların Harezmşaha verildiğini bildiren halifelik menşurunu getirdi.

Tekiş 1194 baharında Simnân'a yaklaştığında Kutluğ İnanç ve diğer emirler tarafından karşılandı. Daha önceki davranışlarını bağışladığı Kutluğ İnanç'ı güçlü bir öncü birlikle Rey'e gönderdi ve kendisi de ordunun ardından ilerledi.

Tekiş'in büyük hâcibi Şihâbüddin Mesud, Sultan Tuğrul'a gizlice haber göndererek Rey'i Harezmşaha bırakmasını ve Save'ye çekilmesini tavsiye etti. Bu şekilde bir anlaşmaya varılabileceği ve kan dökülmesinin önlenebileceği bildirildi. Tuğrul'un bazı kumandanları da bu görüşü destekliyor, Tekiş'in Rey'den sonra ilerlemesi hâlinde İsfahan ve Hemedan çevresinde direnilebileceğini düşünüyordu.

Tuğrul ise Harezm kuvvetlerinin Rey halkına baskı yapacağını ileri sürerek bu teklifleri reddetti ve savaşmak üzere şehirden ayrıldı.

Rey Muharebesi ve Tuğrul'un Ölümü

Tuğrul, Rey'den üç fersah uzaklıkta ordusunu savaş düzenine sokarak beklemeye başladı. Kutluğ İnanç'ın süvarileri görülünce karşısındaki öncü kuvvetleri bir hamlede dağıtmak amacıyla genel taarruz emri verdi ve elindeki ağır gürzle ileri atıldı.

Ancak kendi ordusu hücuma katılmadı ve Tuğrul savaş alanında yalnız kaldı. Yanında yalnızca çetrini taşıyan görevli bulunuyordu. Tek başına savaşmayı sürdürdü. Gürzünün yanlışlıkla atının omzuna çarpması üzerine atıyla birlikte yere düştü ve yakalandı.

Kutluğ İnanç, Tuğrul'un feryatlarına aldırmadan başını kestirdi. Olay 29 Rebîülevvel 590'da, 25 Mart 1194 tarihinde meydana geldi. Tuğrul'un naaşı kısa süre sonra savaş alanına ulaşan Alâeddin Tekiş'in huzuruna getirildi. Başı Bağdat'a gönderilerek teşhir edildi, cesedi ise Rey çarşısında günlerce darağacında asılı bırakıldı.

Böylece Irak Selçuklu Devleti, son hükümdarının ölümüyle birlikte ortadan kalktı.

Tekiş'in Hemedan'a Girişi

Tekiş, Rey'i tamamen ele geçirdikten sonra Irak Selçuklularının başkenti Hemedan'a ilerledi. Irak emirlerinin desteğiyle 4 Receb 590'da, 26 Haziran 1194 tarihinde Irak tahtına oturdu.

Hemedan yakınlarında, Dezec ile Kasımâbâd arasında bir ay içinde yaptırdığı av köşkünde büyük bir kabul töreni düzenledi. Halkın şikâyetlerini dinledi, Hemedan imamlarını ve şehrin ileri gelenlerini çeşitli hediyelerle ödüllendirdi.

Bu sırada Halife Nâsır-Lidînillâh da yeni veziri Müeyyedüddin İbnü'l-Kassâb aracılığıyla Tekiş'e saltanat ahdi, hilatler ve çeşitli hediyeler gönderdi.

Halife–Harezmşah İhtilafının Başlaması

Halife Nâsır-Lidînillâh, Irak'taki gelişmeleri kendi siyasî nüfuzunu artırmak için değerlendirmek istiyordu. Harezmşah Tekiş'in Irak'taki başarısında halifenin daha önce Sultan Tuğrul'a karşı aldığı tutum önemli rol oynamıştı. Ayrıca Irak halkının dinî bakımdan halifeye bağlı olması, Tuğrul'un durumunu zayıflatmıştı.

Bununla birlikte Halife, Harezmşah üzerindeki etkisini artırmak ve dünyevî otoritesini genişletmek amacıyla hareket etmeye başladı. Bu amaçla veziri İbnü'l-Kassâb'ı, hilatleri ve hediyeleri götürmek üzere Irak emirleri ve bedevî Araplardan oluşan yaklaşık on bin kişilik bir kuvvetle birlikte gönderdi.

İbnü'l-Kassâb Esedâbâd'a ulaştığında Tekiş'e açık bir üstünlük ifadesi taşıyan bir haber gönderdi. Buna göre getirilen hilatler ve saltanat ahdi halifelik divanının bir lütfuydu. Sultan bütün memleket işlerinden sorumlu olan vezirin huzuruna az sayıdaki adamıyla gelmeli, hilati vezirin çadırında giymeli ve onun yanında yaya yürümeliydi.

Tekiş bu isteği kabul etmedi. Veziri karşılamak için kendi ordusunu gönderdi. Bunun üzerine İbnü'l-Kassâb kaçmak zorunda kaldı ve kuvvetleri dağıldı. Harezmşah onu takip ederek Dinever'e kadar ilerledi, önemli miktarda mal ele geçirdi ve Hemedan'a döndü.

Tekiş Irak'ın idaresini yeniden düzenledi. İsfahan'ı Kutluğ İnanç'a, Hemedan'ı Emir Karagöz'e verdi. Çeşitli emirlere iktalar tahsis etti. Irak'ın genel yönetimini sağlamak amacıyla oğlu Yunus Han'ı Rey hâkimi olarak görevlendirdi ve büyük emirlerden Mayacık'ı onun atabeyi yaptı.

Tekiş ile Halife Arasındaki Gerilimin Artması

İbnü'l-Kassâb olayı, Harezmşah ile Halife Nâsır arasındaki görüş ayrılığını açık biçimde ortaya koydu. Halife dinî otoritesine dayanarak siyasî çıkarlarını korumaya çalışırken, Tekiş fethettiği bölgeler üzerindeki hâkimiyetinden taviz vermek istemiyordu.

Bu anlaşmazlık zamanla büyüyecek ve Tekiş'in oğlu Muhammed Harezmşah döneminde devletin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri hâline gelecekti.

Halife daha bu dönemde Gur hükümdarı Gıyâseddin'e mektup göndererek onu Tekiş'e karşı harekete geçmeye teşvik etti. Gıyâseddin de Harezmşaha karşı tehditkâr bir tutum aldı ve onun topraklarını ele geçireceğini bildirdi.

Bunun üzerine Tekiş, Karahıtaylardan yardım istedi. Kendisi Herat'ı kuşatırken Karahıtay ordusunun Ceyhun'u geçerek Bâmiyân yönünde ilerlemesi Gurluları zor durumda bıraktı. Ancak Muhammed b. Cürbek, Hüseyin b. Harmil ve Emir Hâmiş gibi kumandanların yönettiği Gurlular gece baskınıyla Karahıtayları yenilgiye uğratarak Ceyhun'a kadar geri sürdüler.

Sirderya Bölgesindeki Gelişmeler

Tekiş'in Irak meseleleriyle uğraşması, doğu sınırlarında yeni hareketliliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Sirderya boylarındaki bozkır kavimleriyle ilgili gelişmeler yeniden önem kazandı.

1195 yılında Tekiş, Signak'ta bulunan Katır Buku Han'a karşı sefere çıkmaya karar verdi. Harezm ordusu Cend yakınlarına ulaştığında Katır Buku geri çekildi. Ancak Harezm ordusundaki Uranlar, akrabalarıyla savaşmak istemedikleri için Katır Buku ile gizlice anlaştılar.

18 Mayıs 1195 tarihinde iki taraf karşılaştığında Uranlar saf değiştirdi ve ordunun ağırlıklarını yağmaladı. Bunun sonucunda Harezm ordusu dağıldı. Askerlerin büyük kısmı savaş alanında öldü, bir bölümü ise sıcak ve susuzluk sebebiyle çölde hayatını kaybetti. Tekiş ancak on sekiz gün sonra Harezm'e dönebildi.

Bu sırada Irak'taki olaylar sebebiyle Tekiş, Sirderya bölgesindeki meselelerle yeterince ilgilenemedi. Ancak 1197 yılında Alp Direk'in girişimleri sonucunda durum yeniden Harezm lehine gelişti. Alp Direk, Katır Buku'yu ortadan kaldırabileceğini ve onun topraklarını sultana teslim edebileceğini bildirdi.

Kutbüddin Muhammed'in yardımıyla yapılan harekât sonucunda Katır Buku yenildi ve büyük kumandanlarıyla birlikte esir edildi. Böylece Sirderya boylarındaki bozkır unsurları Alp Direk aracılığıyla Harezm hâkimiyetine girdi.

Katır Buku'nun Yeniden Görevlendirilmesi

Bozkır topluluklarının Harezm hâkimiyetine girmesi uzun sürmedi. Bir süre sonra Alp Direk de sorun çıkarmaya başladı. Bunun üzerine Tekiş, bu defa Alp Direk'e karşı daha önce esir aldığı Katır Buku'dan yararlanmayı tercih etti.

Katır Buku esaretten çıkarıldı ve yapılan anlaşmanın ardından büyük bir kuvvetle Alp Direk üzerine gönderildi. Ertesi yıl, 1199 yılı sonlarında Katır Buku'nun Alp Direk'i mağlup ettiği haberi Harezm'e ulaştı.

Kanglı ve Kıpçak Unsurlarının Yükselişi

Kıpçak, Uran ve Kanglı boyları, XII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kitleler hâlinde Harezm ülkesine gelmeye başladılar. Bu topluluklar Harezmşah ordusunda görev alarak imparatorluğun çeşitli bölgelerindeki askerî faaliyetlerde önemli rol üstlendiler.

Özellikle Tekiş'in Terken Hatun ile evlenmesinden sonra Kanglı ve Kıpçak unsurlarının devlet içindeki etkisi daha da arttı. Bozkır kökenli olan Terken Hatun, kendi çevresindeki boyların Harezm'e gelmesini teşvik etti ve onları korudu.

Bu toplulukların ileri gelenleri yüksek askerî görevlere getirildi. Böylece devlet bünyesinde ayrı bir askerî zümre meydana geldi. Tekiş döneminde Harezm Devleti'nin askerî gücünü artıran bu gelişme, daha sonraki yıllarda Muhammed Harezmşah döneminde devletin en önemli zayıflıklarından biri hâline gelecekti.

Irak'ta Karışıklıkların Yeniden Başlaması

Tekiş'in Harezm'e dönmesinin ardından Irak'ta yeniden karışıklıklar başladı.

Büyük emirlerden Ulug Bar Boy Ayaba, Sultan Tuğrul'un daha önce hazine ve silah deposu olarak kullandığı Ferrezîn Kalesi'ni ele geçirmek istedi. Aynı zamanda Emir Karagöz'ü Yunus Han'a karşı isyana teşvik etti.

Ferrezîn'i terk etmek zorunda kalan kale kumandanı durumu Harezm'e bildirirken, İsfahan'da bulunan Kutluğ İnanç da Hemedan üzerine yürüdü.

Bunun üzerine Irak'taki Harezm kuvvetlerinin başkumandanı Mayacık, Yunus Han ile birlikte Rey'den hareket ederek Kutluğ İnanç'ın üzerine yürüdü. Bağdat yakınlarında Muhammedî ve Sâmin köyleri arasında yapılan savaşta Kutluğ İnanç yenildi ve kuvvetleri dağıldı.

Kutluğ İnanç Bağdat'a giderek Halife tarafından iyi karşılandı. Kendisine ve maiyetine hilatlar verildi. Ayrıca kuvvetlerine at, çadır ve çeşitli askerî malzemeler sağlandı. Bağdat'ta beş bin kişilik yeni bir kuvvet oluşturuldu.

İbnü'l-Kassâb ile Kutluğ İnanç'ın kumandasındaki bu ortak ordu Hemedan üzerine yürüdü. Yunus Han ve Mayacık Rey'e çekilmek zorunda kaldılar.

1195 yılı Eylül ayında Hemedan'ı ele geçiren Halife kuvvetleri, Hardekan, Mezdegan ve Save'yi de hâkimiyetleri altına aldıktan sonra Rey'e yöneldiler. Ancak ilerledikleri bölgelerde yağma ve talanı sürdürdüler.

Harezm kuvvetleri Har-ı Rey'de tutunmaya çalıştıysa da başarılı olamayarak Dâmegân, Bistam ve Cürcân yönüne çekildi.

Rey İçin Mücadele

Kutluğ İnanç Harezm kuvvetlerini takip ederken İbnü'l-Kassâb, Rey'i doğrudan halifelik yönetimine bağlamaya çalıştı. Böylece Halife Nâsır-Lidînillâh'ın Irak-ı Acem üzerinde fiilî hâkimiyet kurma siyaseti açık biçimde ortaya çıktı.

Bu gelişme Kutluğ İnanç ile İbnü'l-Kassâb arasında anlaşmazlığa yol açtı. Kutluğ İnanç Rey'i kuşattı ve şehirdeki taraftarlarının yardımıyla içeri girdi. Ancak İbnü'l-Kassâb bütün kuvvetlerini toplayarak şehri yeniden ele geçirdi.

Şehrin ele geçirilmesinden sonra Rey büyük bir katliam ve yağmaya uğradı. Kutluğ İnanç Ave'ye çekildi. Ardından Hemedan ve Kerec Derbendi üzerinden yeniden Rey'e döndü ve yeni kuvvetler toplamaya başladı.

Bu sırada Halife kuvvetleri, Harezmşahın daha önce Kutluğ İnanç'a verdiği İsfahan ve çevresini de işgal etti.

İbnü'l-Kassâb, Hemedan'da Tekiş'in yaptırdığı köşke yerleşti ve Irak-ı Acem'in çeşitli bölgelerine valiler ile memurlar tayin etti. Ayrıca Huzistan'da olduğu gibi Irak-ı Acem'de de Halifenin doğrudan hâkimiyetini yerleştirmeye çalıştı. Mülkiyet konusunda da bütün toprakların Emirü'l-mü'minîn'e ait olduğunu ileri süren uygulamalara başvurdu.

Kutluğ İnanç'ın Öldürülmesi

Yunus Han, Irak'tan ayrılarak yardım sağlamak amacıyla Horasan'a giderken, Mayacık Simnân ve Dâmegân çevresinde dağılmış bulunan Harezm kuvvetlerini toplamaya çalışıyordu.

Bu sırada İbnü'l-Kassâb'ın Irak-ı Acem'i ele geçirmesi Kutluğ İnanç'ı zor durumda bıraktı. Mayacık bu durumdan yararlanarak Kutluğ İnanç ile temasa geçti. Harezmşah'tan çekindiğini bildiği Kutluğ İnanç'a dostluk gösterdi ve gerekirse Sultan Tekiş'e karşı birlikte hareket edebileceklerini bildirdi.

Kutluğ İnanç bu teklifi kabul ederek Mayacık ile Rey'de buluştu. Ancak Mayacık önceden hazırladığı planı uyguladı. Kutluğ İnanç Save'ye gitmek üzere küçük bir süvari birliğiyle ayrıldığı sırada pusuya düşürüldü ve 592 yılı Cemâziyelâhir ayında (Mayıs 1196) öldürüldü.

Hemedan Muharebesi

Bu gelişmeler sırasında Alâeddin Tekiş Irak'a ulaştı. Halife veziri İbnü'l-Kassâb'a elçiler göndererek zorla ele geçirilen memleketlerin tamamının iadesini istedi ve ancak bundan sonra bir anlaşmanın mümkün olabileceğini bildirdi.

İbnü'l-Kassâb bu isteği reddedince Tekiş doğrudan Hemedan üzerine yürüdü.

1196 yılı Temmuz ayında Hemedan önlerinde Halife ordusu ile Harezm ordusu arasında şiddetli bir savaş meydana geldi. Muharebeden kısa süre önce İbnü'l-Kassâb ölmüş, ancak bu durum ordunun dağılmaması için askerlerden gizlenmişti.

Savaş sırasında Mayacık sahte geri çekilmelerle karşı tarafı yanıltmaya çalıştı. Harezm kuvvetleri kayıplar vermesine rağmen Halife ordusunun morali bozuldu. Yıva kuvvetlerinin de geri çekilmesi üzerine Halife ordusu ağır bir yenilgiye uğradı.

Teslim olan askerlerin canları bağışlandı ve memleketlerine gönderildi. Kaçan birlikleri takip eden Mayacık Dinever'e kadar ilerledi, önemli miktarda ganimet ele geçirdikten sonra Hemedan'a döndü ve daha önce Tekiş tarafından yaptırılan köşke yerleşti.

Tekiş'in Hemedan'daki Uygulamaları

Mayacık, İbnü'l-Kassâb'ın cesedini mezardan çıkarttırarak başını kestirdi ve Harezmşah'a gönderdi.

Hemedan halkı başlangıçta Tekiş'in gerçekten geldiğine inanmadığı için teslim olmakta tereddüt gösterdi. Sultanın şehre ulaştığının ilan edilmesinden sonra şehrin ileri gelenleri huzuruna çıkarak özür dilediler.

Tekiş halka karşı yumuşak davrandı. Ordunun halka zarar vermeyeceğini açıkladı, esirleri serbest bıraktı ve halka zulmettiği belirlenen bazı görevlileri cezalandırdı. Ayrıca Iraklıların Harezm külahı giymelerini yasakladı.

Bu uygulamalar şehir halkı tarafından memnuniyetle karşılandı ve Hemedan'da kutlamalar yapıldı.

Halife Elçileriyle Görüşme

Bu sırada Halife Nâsır-Lidînillâh'ın elçileri Hemedan'a ulaştı. Heyetin başında Bağdat Nizamiyesi müderrislerinden Mucîrüddin Ebü'l-Kāsım bulunuyordu.

Tekiş elçileri saygıyla karşıladı. Ancak halifenin gönderdiği mesaj, önceki taleplerin değişmediğini gösteriyordu. Halife, Tekiş'in babası ve dedesine verilmiş topraklarla yetinmesini, Irak'ı geri bırakmasını istiyor; aksi hâlde Harezm topraklarına karşı sefer düzenlemek zorunda kalacağını bildiriyordu.

Tekiş buna karşılık, askerlerinin sayısının yüz yetmiş bine ulaştığını, mevcut topraklarının bu kuvveti beslemekte yetersiz kaldığını belirtti. Bu sebeple Halife'nin elindeki Huzistan'ın kendisine verilmesinin uygun olacağını ifade etti.

Görüşmenin ardından Tekiş, Mucîrüddin'i kendi elçisi Büyük Hâcib Şihâbüddin Mesud el-Harezmî ile birlikte Bağdat'a geri gönderdi.

Hemedan'dan Ayrılışı ve Irak'ın Düzenlenmesi

Halife ile yürütülen görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine Tekiş, Irak'taki idarî düzenlemeleri tamamladıktan sonra Harezm'e dönmeye karar verdi.

Sultan, Irak-ı Acem'in yönetimini yeniden düzenledi. Oğlu Yunus Han'ın bölgedeki yetkilerini korudu; Mayacık'ın askerî görevini sürdürmesini uygun gördü. Hemedan, Rey ve çevresindeki şehirlerde görev yapan emirlerin yetkileri yeniden belirlendi. Böylece Harezm hâkimiyetinin bölgede devam ettirilmesi amaçlandı.

Tekiş daha sonra Horasan'a hareket etti. Irak'taki gelişmeleri yakından takip etmeleri için kumandanlarına gerekli talimatları verdi.

Melikşah'ın Faaliyetleri

Tekiş'in Irak'tan ayrılmasının ardından Irak Selçuklu hanedanına mensup Melikşah yeniden ortaya çıktı. Bazı emirler onun etrafında toplanarak eski Selçuklu hâkimiyetini canlandırmaya çalıştılar.

Melikşah kısa sürede çevresine belirli bir kuvvet toplamayı başardı. Ancak bu teşebbüs uzun ömürlü olmadı. Harezmşahlara bağlı birliklerin harekete geçmesi üzerine girişimi başarısızlıkla sonuçlandı ve Melikşah öldürüldü. Böylece Irak Selçuklu hanedanının yeniden iktidara dönme ihtimali ortadan kalktı.

Horasan'daki Düzenlemeler

Tekiş, Horasan'a döndükten sonra doğu eyaletlerinin idaresiyle yakından ilgilendi. Bazı şehirlerde görev değişiklikleri yaptı ve merkezî otoriteyi güçlendirmeye yönelik tedbirler aldı.

Horasan'ın güvenliğini sağlamak amacıyla çeşitli askerî birlikler yeniden teşkilatlandırıldı. Hudut bölgelerinde görev yapan kumandanların yetkileri gözden geçirildi. Böylece hem doğu sınırlarının korunması hem de Irak'taki gelişmelere gerektiğinde müdahale edilebilmesi hedeflendi.

Nûreddin Gökçe'nin İsyanı

Bu sırada Nûreddin Gökçe isyan etti. Kısa zamanda çevresine kuvvet toplayarak Harezmşah idaresine karşı harekete geçti.

Tekiş isyanın büyümesini önlemek amacıyla derhâl asker gönderdi. Yapılan mücadele sonunda Nûreddin Gökçe'nin kuvvetleri dağıtıldı ve isyan bastırıldı. Böylece Horasan'da merkezî otorite yeniden sağlandı.

Ebü'l-Heycâ Olayı

Horasan'daki gelişmeler sırasında Ebü'l-Heycâ da siyasî faaliyetlerde bulundu. Bölgedeki bazı emirlerle ilişki kurarak nüfuzunu artırmaya çalıştı.

Ancak Harezmşah yönetiminin aldığı tedbirler sonucunda bu girişim başarıya ulaşmadı. Bölgedeki idare yeniden merkezî otoritenin kontrolüne girdi.

Halife Elçileriyle Görüşme

Hemedan'ın yeniden Harezmşah hâkimiyetine girmesinden sonra Halife Nâsır-Lidînillâh, Bağdat Nizamiye Medresesi müderrislerinden Mucîrüddin Ebü'l-Kāsım'ın başkanlığında bir elçilik heyetini Hemedan'a gönderdi.

Tekiş elçileri büyük saygıyla karşıladı. Ancak Halife'nin gönderdiği mesaj önceki taleplerinden vazgeçmediğini gösteriyordu. Halife, Tekiş'in babası ve dedesine hilafet tarafından verilen topraklarla yetinmesini, Irak'ı geri vermesini istiyor; aksi hâlde Harezm topraklarına sefer düzenlemek zorunda kalacağını bildiriyordu.

Tekiş buna karşılık, hilafetin üstünlüğünü tanıdığını ifade etmekle birlikte, çok sayıda düşmanla mücadele ettiği için geniş bir ordu beslemek zorunda olduğunu belirtti. Arz divanındaki kayıtlara göre ordusunun mevcudunun yaklaşık 170.000 kişiye ulaştığını, mevcut gelirlerin bu kuvveti beslemeye yetmediğini söyledi. Bu sebeple Huzistan'ın kendisine bırakılmasının daha uygun olacağını bildirdi.

Görüşmelerin ardından Mucîrüddin Ebü'l-Kāsım, Harezmşah'ın elçisi Büyük Hâcib Şihâbüddin Mesud el-Hârezmî ile birlikte Bağdat'a döndü.

Irak'ta Yeni Düzenlemeler

Tekiş, Hemedan'da oğlu Yunus Han'ı bıraktıktan sonra İsfahan'a geçti ve bir süre burada kaldı.

Torunu Erboz b. Togan Togdı'yı İsfahan valiliğine, Emir Yabgu Sipehsalar Sâmânî'yi ise onun atabeyliğine tayin etti.

Bu sırada Yunus Han gözlerinden rahatsızlandığı için devlet işlerini yürütmekte güçlük çekmeye başladı. Bunun üzerine Tekiş, Azerbaycan Atabegi Ebû Bekir b. Pehlevan'a mektup göndererek Hemedan'ın idaresini üstlenmesini istedi. Ancak Ebû Bekir'in Abhazlarla savaş hâlinde bulunması sebebiyle bu görev kardeşi Özbek'e verildi.

Melikşah'ın Ölümü ve Horasan'ın Yeniden Düzenlenmesi

Tekiş, Sirderya'daki gelişmeler sebebiyle 1196 yılı sonlarında Harezm'e dönmek zorunda kaldı.

2 Mart 1197 tarihinde Horasan valisi ve veliaht Nâsırüddin Melikşah, Merv yakınlarında av sırasında hastalanarak öldü. Bu haber Tekiş'i derinden etkiledi.

Melikşah'ın oğlu Hindu Han çevresinde bir grubun oluşması üzerine Tekiş, veziri Nizâmülmülk Sadrüddin Mesud el-Herevî'yi Nişabur'a gönderdi. Vezir, Horasan'da bozulan düzeni yeniden kurdu ve gerekli idarî tedbirleri aldı. Hindu Han merkeze gönderildi.

Vezirin dönüşünün ardından Horasan'ın idaresi yeni veliaht Kutbüddin Muhammed'e bırakıldı. Kutbüddin Muhammed, eyalet işlerini düzenlemeye başladı.

Nûreddin Gökçe'nin Ayaklanması

Kutbüddin Muhammed'in Alp Direk meselesini çözmek üzere Harezm'e çağrılmasının ardından Tekiş, 1198 sonbaharında Irak'ta yeniden ortaya çıkan karışıklıkları bastırmak amacıyla bölgeye hareket etti.

Özbek henüz Hemedan'a ulaşmadan önce şehirde Emir İzzüddin Satmaz nâib olarak görev yapıyordu. Atabeg Pehlevan'ın eski adamları büyük emirlerden Nûreddin Gökçe'nin etrafında toplanarak yağma ve baskınlara başladılar. İlk hedefleri Hemedan oldu.

İzzüddin Satmaz, Özbek'in de onayıyla kuvvetlerini harekete geçirerek onları eyaletten çıkardı. Bunun üzerine Nûreddin Gökçe Rey tarafına çekildi, bölgeyi hâkimiyeti altına aldı ve ardından İsfahan üzerine yürüdü.

Gökçe, amacının Harezmlileri bölgeden çıkarmak olduğunu ilan etti. Ancak İsfahan'da Halife'nin kumandanı Seyfüddin Tuğrul'un bulunduğunu öğrenince Bağdat yönetimine bağlılığını bildirdi.

Daha sonra Tabes'e kadar çekilen Harezm kuvvetlerini takip ettikten sonra yeniden İsfahan'a döndü ve Halife'ye bir teklif gönderdi. Buna göre İsfahan, Hemedan, Zencan ve Kazvin Halife'ye bırakılacak; Rey, Save, Kum, Kaşan ve Mezdegan ise kendisine verilecekti.

Halife bu teklifi kabul ederek söz konusu bölgeleri Nûreddin Gökçe'ye verdiğini bildiren bir menşur ve hilatlar gönderdi.

Mayacık'ın Irak'taki Faaliyetleri

Halife Nâsır-Lidînillâh, Nûreddin Gökçe'nin güç kazanması üzerine Harezmşahların Irak'taki temsilcisi Mayacık'ın durumunu dikkatle takip etti. Mayacık, Hemedan ve çevresinde hâkimiyetini güçlendirmeye çalıştı. Başlangıçta Harezmşah adına hareket eden Mayacık, zamanla bağımsız davranmaya başladı ve kendisine gönderilen vergileri kendi hazinesi için toplamaya yöneldi.

Mayacık, Irak'ın çeşitli bölgelerinde dolaşarak hâkimiyetini genişletmeye çalıştı. Isfahan'da Tekiş'in torunu Erboz Han'ı bölgeden çıkardı ve Harezm askerlerini kendi emrine aldı. Ancak uyguladığı sert yöntemler halk arasında büyük hoşnutsuzluk meydana getirdi. Ravendî'nin aktardığına göre Mayacık ve çevresindeki kuvvetler ağır baskılar uyguluyor, gizli hazineleri bulmak amacıyla evleri ve yapıları tahrip ediyordu.

Irak ileri gelenleri ve Atabeg Ebû Bekir'in desteğini alan Cemâlüddin Ay-Aba, Mayacık'a karşı harekete geçti. Ancak kış şartları sebebiyle kesin bir sonuç alınamadı. Bu sırada Tekiş'in Irak'a gelmekte olduğu haberi yayıldı. Atabeg Ebû Bekir Azerbaycan'a döndü ve Irak yeniden Mayacık'ın kontrolüne geçti.

Tekiş'in Mayacık'ı Ortadan Kaldırması

Tekiş, Mayacık'ın kendisine itaatten çıktığını öğrenince onu desteklemek yerine cezalandırmaya karar verdi. 1198 yılı sonlarında Horasan'a gelen Tekiş hazırlıklarını tamamladıktan sonra Irak üzerine yürüdü.

Önce Taberistan bölgesindeki gelişmelerle ilgilendi. Husâmüddevle'nin hareketlerini kontrol altına almak amacıyla kuvvetlerini gönderdi; Cevare ve Cündek kalelerini ele geçiren Harezm kuvvetleri, İsfehbed'in merkezi Sâriye çevresindeki kasırları tahrip etti.

Kışın sona ermesinden sonra Tekiş Irak'a yöneldi. Mayacık, Sultan'ın gelişini öğrenince durumunun sürdürülemeyeceğini anlayarak kaçtı. Onunla birlikte bulunan kuvvetlerin bir kısmı Tekiş'in ordusuna katıldı.

Mayacık, Erdebil kalesine sığındı. Tekiş kaleyi kuşatarak onu teslim olmaya zorladı. Bağlı şekilde Sultan'ın huzuruna getirilen Mayacık, devlet için tehlikeli görülmesine rağmen öldürülmedi. Kardeşi Akça'nın hizmetleri ve Nizâmülmülk Mesud'un aracılığı sebebiyle yalnızca bir yıl hapsedilmesine, daha sonra Cend sınırında savaş bölgesinde yaşamasına karar verildi.

Hilafet Tarafından Harezmşahların Tanınması

1199 yılı sonlarına doğru Tekiş, hem Sirderya bölgesindeki mücadelelerde üstünlük sağlamış hem de Irak'taki hâkimiyetini güçlendirmişti.

Halife Nâsır-Lidînillâh, sonunda Harezmşah'ın siyasi gücünü kabul etmek zorunda kaldı. Bağdat'tan gönderilen elçiler Tekiş'e hediyeler ve hilatlar getirdiler. Ayrıca Horasan, Türkistan ve Irak bölgelerindeki hâkimiyetini tanıyan bir saltanat menşuru sundular.

Böylece Tekiş'in uzun süredir devam eden hilafetle mücadelesi hukuki ve siyasi açıdan yeni bir aşamaya ulaştı. Ancak Irak'taki durum tamamen istikrara kavuşmamış, bölgedeki sorunlar ilerleyen dönemlerde Harezmşahlar için önemli meseleler olmaya devam etmiştir.

Kirman Meselesi

Tekiş döneminde Harezmşahların karşılaştığı önemli bölgelerden biri de Kirman idi.

Kirman'da hâkimiyet kurmuş olan Oğuz reislerinden Melik Dinar'ın 1195 yılında ölümünden sonra yerine oğulları Ferruhşah ve Acemşah geçti. Ferruhşah döneminde bölgede huzursuzluklar arttı. Burdisîr halkı, Oğuzların uzaklaştırılması için Sultan Tekiş'e başvurdu.

Bunun üzerine Kirman'da Tekiş adına hutbe okutuldu ve para basılmaya başlandı. Kubinât bölgesinden de benzer şekilde Harezmşah'a bağlılık bildirildi.

Tekiş, Harezm'den Nusretüddin Atabeg b. Muhammed Üner'i gönderdi. Onun yanında bulunan Rüknüddin Ebû Bekir-i Nişâbûrî'nin de yardımıyla Kirman'da yeni bir düzen kurulmaya çalışıldı. Nusretüddin Burdisîr'e yerleşti ve Kirman ileri gelenlerinin katılımıyla düzenli bir yönetim oluşturuldu.

Ancak daha sonra Harezm'den gönderilen Hâcib Hüsamüddin Ömer'in halka kötü davranması üzerine bölgede yeniden karışıklıklar başladı.

Tekiş Döneminde Kıpçak ve Bozkır Unsurları

Sultan Tekiş döneminde Harezmşahlar Devleti'nin kuzey sınırlarında yaşayan bozkır topluluklarıyla ilişkiler önem kazandı. Sirderya boylarındaki Kıpçak, Uran ve Kanglı unsurları zamanla Harezm ülkesine yönelerek devletin askerî ve siyasî yapısı içinde etkili bir konuma geldiler.

Bu toplulukların Harezm'e gelişleri özellikle 1181 yılından itibaren hızlandı. Sultan Tekiş'in Kanglı-Kıpçak çevresinden Terken Hatun ile evlenmesi, bu ilişkilerin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Terken Hatun, beraberinde getirdiği ve zamanla kendisine bağlanan Türk boyları sayesinde Harezmşahlar ülkesinde güçlü bir askerî çevrenin oluşmasına katkıda bulundu.

Başlangıçta Harezmşahlar için önemli bir askerî destek sağlayan bu bozkır unsurları, daha sonraki dönemde devlet içinde ayrı bir güç odağı hâline gelerek özellikle Sultan Muhammed Harezmşah zamanında önemli bir siyasî mesele oluşturacaktır.

Sirderya Bölgesindeki Mücadeleler

Tekiş'in Irak meseleleriyle meşgul olduğu dönemde Sirderya boylarında yeni gelişmeler meydana geldi. Cüveynî'nin aktardığına göre Sultan Tekiş, 1195 yılında Signak'ta bulunan Katır Buku Han üzerine sefere çıkmaya karar verdi.

Harezm ordusu Cend yakınlarına ulaştığında Katır Buku geri çekildi. Ancak Harezm ordusunda bulunan Uran topluluklarının bir kısmı akrabalarıyla savaşmak istemedi ve Katır Buku ile anlaşarak Tekiş'e karşı harekete geçti.

18 Mayıs 1195 tarihinde iki taraf karşılaştığında Uranlar savaş sırasında Harezm ordusundan ayrıldılar ve ordunun ağırlıklarını yağmaladılar. Bunun sonucunda Harezm kuvvetleri bozguna uğradı. Çok sayıda asker savaş alanında öldü; bir kısmı ise çölde susuzluk sebebiyle hayatını kaybetti. Tekiş ancak on sekiz gün sonra Harezm'e dönebildi.

Katır Buku ve Alp Direk Mücadelesi

Sirderya bölgesindeki mücadeleler 1197 yılına kadar devam etti. Alp Direk, Katır Buku ile yaşadığı anlaşmazlık sebebiyle Harezmşah'a başvurarak yardım istedi. Yardım karşılığında Katır Buku'nun ortadan kaldırılacağını ve topraklarının Sultan'a teslim edileceğini bildirdi.

Tekiş, Horasan valisi olan oğlu Kutbüddin Muhammed'i yanına alarak Sirderya bölgesine hareket etti. Cend civarında Alp Direk'in arkasından gelen Katır Buku ile karşılaşıldı. Kıpçaklar ağır bir yenilgiye uğradı.

Katır Buku ve ileri gelen kumandanları esir edilerek Harezm'e gönderildi. Böylece bozkır unsurlarının bir kısmı Alp Direk aracılığıyla Harezm hâkimiyetine girmiş oldu.

Ancak Alp Direk de kısa süre sonra sorun çıkarmaya başladı. Bunun üzerine Tekiş, daha önce esir aldığı Katır Buku'yu serbest bırakarak onu Alp Direk'e karşı kullandı. Yapılan mücadele sonunda Katır Buku 1199 yılı sonlarında zafer kazandı.

Harezmşah Ordusunda Türk Boylarının Rolü

Kıpçak, Uran ve Kanglı boylarının Harezmşahlar tarihindeki önemi bu dönemde daha belirgin hâle geldi. Bu topluluklar yalnızca sınır bölgelerinde yaşayan gruplar olarak kalmayıp Harezm ordusunun önemli unsurlarından biri hâline geldiler.

Özellikle Terken Hatun'un etkisiyle bu Türk boyları devlet içinde yüksek askerî görevlere getirildi. Böylece başlangıçta Harezmşahlar için askerî güç sağlayan bu gruplar, ilerleyen dönemde devlet yapısı içinde güçlü bir askerî sınıf oluşturdu.

Sultan Tekiş'in saltanatının belirgin özelliklerinden biri, bozkır kökenli Türk unsurların devlet bünyesine dâhil edilmesi ve bunların askerî-siyasî ağırlığının artması oldu.

Tekiş Döneminin Son Yılları ve Devletin Güçlenmesi

Sultan Alâeddin Tekiş'in hâkimiyeti döneminde Harezmşahlar Devleti, Horasan, Türkistan ve Irak bölgelerinde etkili bir siyasi güç hâline geldi. Irak Selçuklu Devleti'nin ortadan kaldırılmasıyla başlayan süreçte Tekiş, hem bölgesel rakiplerini etkisiz hâle getirmiş hem de halifenin başlangıçtaki karşı koymasına rağmen hâkimiyetini kabul ettirmişti.

1199 yılı sonunda Halife Nâsır-Lidînillâh tarafından gönderilen saltanat menşuru, Tekiş'in genişleyen hâkimiyet alanının resmî olarak tanındığını gösteriyordu. Böylece Harezmşahlar, yalnızca Harezm ve Horasan çevresinde etkili olan bir devlet olmaktan çıkarak daha geniş bir siyasi yapıya kavuştu.

Ancak bu genişleme beraberinde yeni sorunları da getirdi. Irak'ta eski düzen tamamen sağlanamamış, yerel emirler ve askerî gruplar zaman zaman merkezi otoriteye karşı hareket etmişti. Ayrıca Kıpçak, Kanglı ve diğer bozkır unsurlarının devlet içindeki ağırlığının artması, ilerleyen dönemde Harezmşahlar yönetiminin temel meselelerinden biri hâline gelecekti.

Tekiş'in Devlet Yapısındaki Etkisi

Tekiş devrinde Harezmşahlar Devleti'nin askerî gücü büyük ölçüde arttı. Sultan, farklı bölgelerdeki mücadelelerde hem kendi askerî teşkilatını güçlendirdi hem de bozkır kökenli savaşçı unsurlardan yararlandı.

Kıpçak ve Kanglı topluluklarının devlet ordusunda önemli görevler üstlenmesi, Harezmşahlar ordusunun niteliğini değiştirdi. Terken Hatun'un etkisiyle bu toplulukların devlet içindeki nüfuzu daha da arttı.

Bu gelişme kısa vadede Harezmşahlar için önemli bir askerî avantaj sağladı. Ancak aynı zamanda devlet içinde farklı güç merkezlerinin oluşmasına yol açtı. Bu durum özellikle Tekiş'in ölümünden sonra oğlu Muhammed Harezmşah döneminde belirginleşecek ve devlet yönetiminde önemli sonuçlar doğuracaktır.

Tekiş'in Ölümü

Sultan Alâeddin Tekiş, yaklaşık yirmi dört yıl süren hükümdarlığının ardından 1200 yılında öldü. Onun ölümü sırasında Harezmşahlar Devleti, Orta Asya ve İran coğrafyasının en güçlü siyasi yapılarından biri hâline gelmişti.

Tekiş'in ardından yerine oğlu Alâeddin Muhammed Harezmşah geçti. Yeni hükümdar, babasından geniş topraklara ve güçlü bir orduya sahip bir devlet devraldı. Ancak aynı zamanda halife ile ilişkiler, bozkır aristokrasisinin etkisi ve genişleyen imparatorluğun yönetimi gibi önemli sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Tekiş dönemi, Harezmşahlar tarihindeki yükseliş sürecinin en önemli aşamalarından biri olarak kabul edilir. Bu dönemde devlet, bölgesel bir güç olmaktan çıkarak İran ve Orta Asya siyasetinde belirleyici bir konuma ulaştı.

Sultan Tekiş'in Ölümü ve Sultan Muhammed Harezmşah'ın Tahta Çıkışı

Sultan Tekiş'in son yılları Bâtınîler (Melâhide) ile mücadele içinde geçti. Halife elçilerinin dönüşünden sonra Tekiş, toplumdaki huzursuz unsurları bünyesinde toplayan bu gruba karşı harekete geçti.

İlk olarak Arslan-Gûşâ adı verilen meşhur Kal'a-i Kahire üzerine sefer düzenledi. Dört ay süren kuşatmanın ardından içeridekilere dokunulmaması şartıyla kale ele geçirildi. Tekiş daha sonra Âlâmût çevresinde de faaliyet göstererek birçok Bâtınîyi öldürttü.

Bu gelişmelerin ardından oğlu Tâceddin Ali Şah'ı Irak'a göndererek İsfahan'ı merkez yaptı. Kendisi ise Harezm'e döndü ve 29 Mart 1200 tarihinde Gürgenç'e ulaştı.

Ancak Bâtınîler kısa süre sonra intikam aldı. Sultanı bu mücadeleye yönlendirdiğini düşündükleri vezir Nizâmülmülk Mesud'u fedaileri aracılığıyla öldürdüler. Bunun üzerine Tekiş, Bâtınîlere karşı daha sert tedbirler almaya karar verdi.

Veliahdı ve Horasan valisi Kutbüddin Muhammed'i seçkin bir orduyla görevlendirdi. Kutbüddin Muhammed önce Torşîz Kalesi'ni kuşattı. Kuşatma dört ay sürdü. Ancak Tekiş'in sefere katılmak üzere hazırlık yaptığı sırada hastalığı ağırlaştı.

Tekiş, sağlık durumuna rağmen sefere çıkmak istedi. Yolda hastalığı şiddetlendi ve 4 Temmuz 1200 tarihinde Şehristan yakınlarındaki Çah-ı Arab menzilinde öldü.

Sultan Tekiş'in ölüm haberi Kutbüddin Muhammed'e ulaştığında Torşîz'deki kuşatma devam ediyordu. Kale halkı, Tekiş'in öldüğünü ve Kutbüddin'in geri döneceğini bilmediği için anlaşmaya yanaştı ve 100 bin dinar karşılığında barış yaptı.

Kutbüddin Muhammed daha sonra Harezm'e döndü. Sultan Tekiş'in naaşı Gürgenç'e götürülerek kendi yaptırdığı büyük medresedeki türbeye defnedildi.

Sultan Muhammed Harezmşah'ın Tahta Çıkışı

Sultan Tekiş'in ölümünden sonra Kutbüddin Muhammed devlet merkezine geldi. Devlet ileri gelenleri ve kumandanlar toplanarak onu 3 Ağustos 1200 tarihinde Harezm tahtına çıkardılar.

Yeni hükümdar, Alâeddin Muhammed unvanını aldı ve bütün bölgelere yeni saltanat mektupları gönderilerek tahta çıkışı bildirildi.

Sultan Tekiş'in Mirası

Sultan Alâeddin Tekiş, Harezmşahlar hanedanının en önemli hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Uzun süren mücadelelere rağmen devletin sınırlarını genişletmiş ve Bağdat çevresinden Talas bölgesine kadar uzanan büyük bir siyasi yapı oluşturmuştur.

Tekiş'in yönetimi sırasında devlet teşkilatı güçlenmiş, düzenli bir idarî yapı kurulmuş ve çoğunluğu Kanglı, Kıpçak, Uran ve diğer Türk unsurlarından oluşan güçlü bir ordu meydana getirilmiştir.

Güçlü kişiliği sayesinde devlet içindeki farklı unsurlar arasında denge sağlamış, ölümünde oğlu Muhammed Harezmşah'a teşkilatlanmış bir devlet ve güçlü bir ordu bırakmıştır.

Gurlularla Mücadele ve Horasan Savaşları

Sultan Alâeddin Muhammed'in saltanatının ilk yılları, hanedan içi mücadeleler ve Gurluların Horasan'a yönelik seferleriyle geçti. Sultan Tekiş'in ölümünden sonra Irak'taki Harezm kuvvetleri zayıfladı; Ozbek ve Nureddin Gökçe'nin faaliyetleri sonucunda bölge büyük ölçüde elden çıktı.

Sultan Muhammed, Horasan yönetimini düzenlemek amacıyla amcası Taceddin Ali Şah'ı Nişabur'a gönderdi. Bu sırada Tekiş'in diğer oğlu Hindu Han, Horasan üzerindeki hak iddiasıyla harekete geçti ancak Sultan Muhammed'in gönderdiği kuvvetler karşısında geri çekildi. Hindu Han daha sonra Gurlulara sığındı.

Gurlu hükümdarı Gıyaseddin Muhammed, Harezm'deki taht değişikliğini fırsat bilerek Horasan'a yöneldi. Merv ele geçirildi ve Hindu Han burada hâkimiyet kurdu. Ardından Serahs, Nesa ve diğer bazı şehirler Gurluların kontrolüne geçti.

1201 yılında Sultan Muhammed Horasan'a sefer düzenledi ve Nişabur'u kuşattı. Uzun süren kuşatmanın ardından şehir teslim oldu. Harezmşah, Gurlu kumandanlara karşı verdiği sözleri yerine getirerek onların hayatlarını bağışladı ve serbest bıraktı.

Sultan Muhammed daha sonra Merv ve çevresini yeniden ele geçirdi. Ancak Serahs kuşatması sırasında Gurlu kumandan Taceddin Zengi'nin direnişiyle karşılaştı. Kaleyi ele geçirmek uzun sürdü ve sonunda Harezm ordusu geri çekilmek zorunda kaldı.

1202 yılında Sultan Muhammed büyük bir orduyla Herat üzerine yürüdü. Şehir kuşatıldı ancak Gurluların güçlü savunması ve çevredeki hareketlilik nedeniyle kuşatma sonuçsuz kaldı. Harezmşah daha sonra geri çekildi.

Bu sırada Gurlu hükümdarı Gıyaseddin Muhammed 1203 yılında öldü. Yerine kardeşi Şihabeddin Muhammed geçti. Şihabeddin, Harezmşahlarla mücadeleyi sürdürerek Horasan'daki Gurlu etkisini korumaya çalıştı.

Horasan üzerindeki mücadele, Harezmşahlar ile Gurlular arasındaki rekabetin temelini oluşturdu. Sultan Muhammed, babası Tekiş'ten devraldığı devleti korumak ve doğu sınırlarını güvence altına almak için uzun süre Gurlularla mücadele etmek zorunda kaldı.

Gürgenç Muharebesi ve Horasan’ın İstirdadı

Sultan Muhammed Harezmşah, Gıyaseddin Muhammed’in ölümünden sonra başlayan Gurlu taht mücadelelerinden yararlanarak Horasan seferine çıktı. Önce Merv üzerine gönderdiği Harezm kuvvetleri, Muhammed b. Çurbek kumandasındaki Gurlu birliklerini yenerek şehri kuşattı. Kısa süren kuşatma sonunda Merv ele geçirildi ve Gurlu kumandanı öldürüldü.

Bu başarının ardından Sultan Muhammed büyük bir orduyla Herat üzerine yürüdü (1204). Uzun süren kuşatma sonunda şehir teslim oldu. Herat’ın ele geçirilmesiyle Harezmşahlar ilk defa bu önemli merkezi hâkimiyetleri altına aldılar.

Şihabeddin Guri bunun üzerine Harezm üzerine yürüdü. Sultan Muhammed ana yurdunu savunmak için harekete geçti. İki ordu Amuderya çevresindeki Karasu bölgesinde karşılaştı. Şiddetli savaşın ardından Sultan Muhammed, su kanallarını açtırarak bölgeyi savunmaya çalıştı. Ancak Gurlular ilerleyerek başkent Gürgenç’i kuşattılar.

Gürgenç halkı ve Terken Hatun’un öncülüğündeki savunma hazırlıkları sayesinde şehir güçlü bir direniş gösterdi. Halkın tamamı savunmaya katıldı; şehirdeki din adamları ve ileri gelenler halkı mücadeleye teşvik etti. Sultan Muhammed de kısa süre içinde şehre ulaşarak savunmayı güçlendirdi.

Harezmşah, Karahitaylardan yardım istedi. Talas merkezli Karahitay kuvvetleri, Semerkand hükümdarı Sultan Osman’ın birlikleriyle birlikte zamanında yetişti. Bu gelişme üzerine Şihabeddin Guri kuşatmayı kaldırarak geri çekildi.

Gurlu ordusu geri çekilirken Harezm kuvvetleri tarafından takip edildi ve ağır kayıplara uğradı. Endhud yakınlarında Karahitaylar tarafından sıkıştırılan Gurlu kuvvetleri büyük ölçüde yok edildi. Şihabeddin Guri ise güçlükle kurtuldu.

Savaş sonrasında Gurlular ile Harezmşahlar arasında barış yapıldı. Şihabeddin Guri, Harezmşahların Horasan üzerindeki hâkimiyetini kabul etti. Böylece Horasan yeniden Harezmşahlar Devleti'ne bağlandı.

Ancak barış uzun sürmedi. 1205 yılında Belh valisi Taceddin Zengi'nin Merv-i Rûd bölgesine saldırması üzerine yeniden çatışmalar başladı. Harezm kumandanı Bedreddin Çakır ve Taceddin Ali'nin müdahalesiyle Gurlu kuvvetleri yenildi ve kumandanları esir edilerek Harezm'e gönderildi.

Bu gelişmeler sırasında Gurlu Devleti'nin güçlü hükümdarı Şihabeddin Guri'nin Hindistan'da öldürülmesi, Harezmşahların Horasan'daki üstünlüğünü daha da güçlendirdi.

Mazenderan’ın İlhakı

Irak’ta Atabeg Gökçe’nin Rey ve Hemedan çevresinde hâkimiyet kurduğu dönemde, onun eski müttefiklerinden Şemseddin Aydoğmuş 1204 yılında isyan etti. Meydana gelen savaşta Gökçe öldürüldü ve hâkim olduğu bölgeler Aydoğmuş’un eline geçti.

Aydoğmuş, 1206 yılında Zencan’a ulaşan Harezm kuvvetlerini mağlup etti. Bu kuvvetlerin, Sultan Muhammed’in Gur meseleleriyle uğraştığı sırada Irak taraflarına inen veya Gökçe’nin faaliyetleri sırasında bölgede kalan Harezmli askerler olduğu tahmin edilmektedir. Bu başarıdan sonra Aydoğmuş, İsfahan dâhil Irak-ı Acem’de hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Halife en-Nâsır ve Atabeg Özbek ile iyi ilişkiler kurmasına rağmen sert yönetimi zamanla kendisine karşı bir muhalefetin oluşmasına yol açtı.

Daha sonra Pehlevan’ın eski memlüklerinden Nâsırüddin Mengli ortaya çıkarak Aydoğmuş’u bölgeden uzaklaştırdı ve hâkimiyet alanını genişletti. Bağdat’a sığınan Aydoğmuş, halifenin himayesinden yararlandıysa da daha sonra yakalanarak öldürüldü.

Bu gelişmelerden sonra Mengli, Mazenderan bölgesine yöneldi. Mazenderan hükümdarı Şemsülmülûk Rüstem b. Hüsamü’d-devle’nin ölümü üzerine ülkede karışıklık çıkmıştı. Hükümdarın çocuğu olmadığı için güvendiği adamlarından Ebû Rızâ Hüseyin-i Alevî’yi kumandan tayin etmişti. Ancak Ebû Rızâ’nın sert yönetimi tepki çekti ve 1210 yılında öldürüldü.

Ortaya çıkan karışıklıktan yararlanmak isteyen Mengli Mazenderan’a yürüdü. Hazineleri ele geçirdi ve İsfahbed’in kız kardeşiyle evlenmek istedi. Ancak Mazenderan ileri gelenleri Harezmşah hâkimiyetini tercih ediyordu. Bunun üzerine hükümdar ailesinden kadın, elçiler göndererek kendisini ve ülkeyi Sultan Muhammed Harezmşah’ın himayesine sundu.

Sultan Muhammed’in gönderdiği bir naib aracılığıyla Mazenderan savaş yapılmadan Harezmşahlar Devleti’ne bağlandı. Mazenderan prensesi ise Sultan Muhammed ile evlenme ümidiyle Gürgenç’e gitmiş, ancak Sultan tarafından emirlerinden biriyle evlendirilmiştir. Bölgenin idaresi Dihistan emiri Eminüddin’e bırakıldı.

Maveraünnehir’in İlhakı ve Karahitayların Yenilgisi

Sultan Muhammed Harezmşah’ın Karahitaylara karşı uğradığı yenilgi, bu devletin Harezm üzerindeki baskısını artırmıştı. Horasan ve Mazenderan meseleleriyle uğraştığı sırada Maveraünnehir’in durumuyla ilgilenmesi mümkün değildi. Bu dönemde Buhara ve Semerkand’ın yeniden Karahitay hâkimiyetini kabul ettiği görülmektedir.

Ancak Sultan Muhammed, Sırderya bölgesindeki gelişmeler sebebiyle yeniden harekete geçti. Karahitaylardan gelen vergi talepleri, Harezmşahlar ile Karahitaylar arasındaki ilişkileri daha da bozdu. Sultan, vergiyi istemeyerek kabul etmek zorunda kaldıysa da bu durum iki taraf arasındaki çatışmanın yeniden başlamasına zemin hazırladı.

Sultan Muhammed Maveraünnehir’i kesin olarak ele geçirmek amacıyla bölgedeki şehir ve kalelere gizli elçiler gönderdi. Başta Semerkand hükümdarı Sultan Osman olmak üzere birçok yerel yönetici Harezmşah’ın tekliflerini kabul etti. Karahitayların bölgedeki baskısının artması ve Müslüman halk arasında oluşan tepki, Sultan Muhammed’in lehine bir ortam meydana getirdi.

Karahitay elçilerinin Gürgenç’te sergiledikleri aşağılayıcı tavır üzerine Sultan Muhammed elçileri öldürttü ve savaşa karar verdi. Sultan Osman ile iş birliği yapan Harezmşah, Seyhun’u geçti ve Endican civarındaki İlamış sahrasında Karahitay ordusuyla karşılaştı.

1210 yılında gerçekleşen savaşta Sultan Muhammed, ordusunu dikkatli bir şekilde sevk etti ve Karahitay kuvvetlerine ağır bir yenilgi verdi. Karahitay başkumandanı Tayangu esir edildi ve daha sonra öldürüldü. Bu zafer, Sultan Muhammed’in hayatındaki en önemli askerî başarılarından biri oldu.

Zaferin ardından Buhara ve Semerkand başta olmak üzere Maveraünnehir bölgeleri Harezmşah hâkimiyetine girdi. Şehir ve kalelere Harezmli valiler tayin edildi. Otrar da ele geçirilerek önemli ticaret yollarından biri Harezmşahların kontrolüne geçti.

Karahitayların uğradığı yenilgi İslâm dünyasında büyük yankı uyandırdı. Sultan Muhammed’in itibarı yükseldi ve kendisine “İkinci İskender” unvanı verilmeye başlandı. Daha sonra “Sultan Sencer” unvanını kullanmaya başlayan Muhammed Harezmşah’ın tuğrasında “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ifadesi yer aldı.

Karahanlıların ve Karahitayların Sonu

Maveraünnehir’in ele geçirilmesinden sonra Semerkand hükümdarı Sultan Osman, Harezmşahların damadı oldu. Ancak daha sonra yeniden Karahitaylara yaklaşarak Sultan Muhammed’e karşı tavır aldı.

Sultan Osman’ın Semerkand’deki Harezmli askerleri öldürtmesi ve Harezmşah yönetimine karşı çıkması üzerine Sultan Muhammed harekete geçti. Semerkand kuşatıldı ve Sultan Osman teslim olmak zorunda kaldı. Şehre giren Harezm ordusu sert bir cezalandırma uyguladı; birçok kişi öldürüldü. Daha sonra Sultan Osman öldürüldü.

Bu olayla Karahanlı hanedanının Semerkand kolu sona erdi. Sultan Muhammed daha sonra Türkistan ve Fergana yöneticilerine elçiler göndererek bağlılıklarını bildirmelerini istedi.

Bu sırada Karahitay Devleti içinde de önemli değişiklikler yaşanıyordu. Nayman hükümdarı Tayang Han’ın oğlu Güçlük, Cengiz Han’ın Naymanları yenilgiye uğratmasından sonra batıya çekilmiş ve Karahitaylara sığınmıştı. Karahitay hükümdarı Gürhan tarafından iyi karşılanan Güçlük, zamanla devlet içinde etkisini artırdı.

Güçlük, Nayman ve Merkitlerden topladığı kuvvetlerle Karahitaylara karşı harekete geçti. Önce bazı bölgelerde güç kazandı, ardından Gürhan’ı yenerek Karahitay Devleti’nin yönetimini ele geçirdi (1211).

Böylece Karahitay Devleti, hem Sultan Muhammed Harezmşah’ın darbeleri hem de Güçlük’ün hareketleri sonucunda eski gücünü kaybetti.

Gur Devleti’nin Sonu

Bu dönemde Harezmşahların güney sınırlarında Gur Devleti de çözülme sürecine girmişti. Sultan Muhammed, kardeşi Ali Şah’ın Gur hükümdarı Gıyaseddin Mahmud’un yanına sığınması üzerine onun teslim edilmesini istedi. Gıyaseddin Mahmud bu talebi kabul ederek Ali Şah’ı Firuzkuh’ta hapsettirdi.

Ancak Ali Şah’ın yanında bulunan Harezmli ve Horasanlı askerler durumdan rahatsız oldular ve 1210 yılında Gıyaseddin Mahmud’u öldürdüler. Yerine küçük yaştaki oğlu Bahâeddin Sam tahta çıkarıldı.

Gur ülkesindeki karışıklıklardan yararlanan Sultan Muhammed, bölgeye müdahale etti. Firuzkuh ele geçirildi ve Bahâeddin Sam ile ailesi Gürgenç’e gönderildi. Böylece Gur Devleti Harezmşahların hâkimiyet alanına girdi.

Daha sonra Gazne hâkimi Taceddin Yıldız’ın Harezm nüfuzundaki bölgelere müdahale etmesi üzerine Sultan Muhammed harekete geçti. Gazne üzerine yürüyen Harezmşah, Yıldız’ı mağlup ederek Hindistan’a çekilmeye zorladı ve Gazne’yi ele geçirdi (1215).

Sultan Muhammed’in emriyle yeni fethedilen bölgeler oğlu Gıyaseddin Pir Şah’a verildi. Böylece Harezmşahlar, doğuda Maveraünnehir’den güneyde Afganistan ve çevresine kadar genişleyen büyük bir hâkimiyet alanına ulaştılar.

Mazenderan’ın İlhakı

Irak’ta Rey ve Hemedan çevresinde hâkimiyet kuran Şemseddin Aydoğmuş’un güç kazanmasından sonra dikkatini Mazenderan’a çevirdiği görülmektedir. Aydoğmuş’un hâkimiyet sahası genişlerken, Mazenderan’da hüküm süren İsfahbed Şemsü’l-Mülûk Rükneddin Rüstem b. Hüsamüddevle’nin ölümü bölgede yeni bir siyasî durum ortaya çıkardı. Şemsü’l-Mülûk’ün çocuğu bulunmadığından, yetiştirmelerinden Rıza Hüseyinî-Alevî’yi kendisine halef olarak seçti ve askerî kuvvetleri onun emrine verdi. Ancak Rıza Hüseyinî-Alevî, Ebu Rıza’nın ihanetine uğrayarak 1210 yılı Nisan ayında öldürüldü.

Bu olaydan sonra Mazenderan’da karışıklık başladı. İsfahbed’in kız kardeşinin Ebu Rıza’yı yakalatıp öldürtmesi üzerine durum daha da karmaşık bir hâl aldı. Bu gelişmelerden faydalanmak isteyen Mengli, Mazenderan’a yürüdü; hazineleri ele geçirdi ve İsfahbed’in kız kardeşiyle evlenmek istedi. Ancak Mazenderan ileri gelenleri Harezmşah hâkimiyetini tercih ediyorlardı. Mengli’nin tekliflerini kabul etmeyen kadın, elçileri aracılığıyla kendisini ve ülkesini Sultan Muhammed Harezmşah’a sundu.

Sultan Muhammed’in gönderdiği bir nâib aracılığıyla Mazenderan doğrudan Harezmşahlar İmparatorluğu’na bağlandı. Böylece askerî bir sefer yapılmadan bölge ele geçirilmiş oldu. Mazenderan prensesi daha sonra Gürgân’a gönderildi; ancak Sultan Muhammed onunla evlenmek yerine kumandanlarından biriyle evlendirdi. Mazenderan’ın idaresi ise Dihistan emiri Eminüddin’e verildi.

Maveraünnehir’in İlhakı

Harezmşah Muhammed’in Karahitaylar karşısında aldığı yenilgi, Karahitayların onun üzerindeki baskısını artırmıştı. Horasan ve Mazenderan’daki gelişmeler sırasında Sultan Muhammed’in Maveraünnehir meseleleriyle ilgilenmesi mümkün değildi. Bu dönemde Buhara ve Semerkant yeniden Gurhan’ın hâkimiyetini kabul etmiş, Maveraünnehir’de Karahitay etkisi güçlenmişti.

Sultan Muhammed, Siriderya bölgesindeki faaliyetleri sırasında Karahitayların yeniden saldırıya geçmesinden çekiniyordu. Bu sırada Gurhan’ın elçileri Harezm’e gelerek, Şihabeddin Guri’ye karşı verilen destek sebebiyle daha önce alınmakta olan verginin geciken kısmının ödenmesini istediler. Sultan Muhammed vergiyi onur kırıcı bulmasına rağmen Karahitay tehdidi sebebiyle doğrudan reddedemedi. Konunun görüşülmesini Terken Hatun’a bıraktı ve Cend’e hareket etti.

Terken Hatun elçilere saygı göstererek istenen parayı verdi, ayrıca Mahmud Bay’ın yanına bazı ileri gelenleri göndererek gecikmeden dolayı özür diledi. Ancak Cüveynî’nin aktardığına göre Mahmud Bay, Sultan Muhammed’in tavrını Gurhan’a bildirmiş ve bu durum Harezm elçilerinin Karahitay sarayında iyi karşılanmamasına yol açmıştı.

Bu gelişmeler Harezmşahlar ile Karahitaylar arasındaki yeni çatışmanın başlangıcı oldu. Sultan Muhammed, Siriderya seferinden sonra Maveraünnehir’i kesin olarak ele geçirmek için harekete geçti. Başta Semerkant hükümdarı Sultan Osman olmak üzere bölgedeki şehir ve kale yöneticilerine elçiler göndererek onları kendi tarafına çekmeye çalıştı.

Karahitayların baskısının artması bölgede onlara karşı duyulan tepkiyi de güçlendirmişti. Yeni Karahitay elçilerinin Gürgânc’a gelişindeki sert tutum, iki devlet arasındaki gerilimi savaşa dönüştürdü. Vergi tahsili için gelen elçi heyetinin başkanı, geleneklere aykırı biçimde Sultan’ın huzurunda tahtına oturdu. Sultan Muhammed bunu hâkimiyet hakkına yapılmış bir saldırı kabul ederek elçilerin öldürülmesini emretti.

Bunun üzerine Gurhan büyük bir orduyu tecrübeli kumandan Tayangu’nun idaresinde Harezmşah üzerine gönderdi. Sultan Muhammed de ordusuyla Seyhun’u geçti ve Maveraünnehir’e ilerledi. İki ordu Endican yakınlarındaki İlamış sahrasında karşılaştı. 1210 yılında gerçekleşen savaşta Karahitay ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Başkumandan Tayangu yaralı olarak ele geçirildi ve Sultan Muhammed’in huzuruna getirildi.

Bu zaferden sonra Sultan Muhammed Semerkant ve Buhara’yı yeniden Harezmşahlar hâkimiyetine bağladı. Karahitay kuvvetlerini Özkend’e kadar takip etti ve şehirlerle kalelere Harezmli valiler tayin etti. Ugnak (veya Tugnak) şehri de Sultan’a bağlılığı reddeden yöneticisinin görevden alınmasıyla ele geçirildi.

Otrar meliki Taceddin Bilge Han da Sultan Muhammed’in huzuruna çıkarak bağlılığını bildirdi. Böylece önemli bir ticaret merkezi olan Otrar da Harezmşah hâkimiyetine girdi.

Sultan Muhammed’in zaferi geniş yankı uyandırdı. Karahitayların başkenti Balasagun halkı bile Sultan’ın kendilerini kurtaracağı beklentisine girdi. Ancak Karahitay ordusunun geri dönerek şehri kuşatması üzerine Balasagun halkı ağır bir yenilgiye uğradı ve şehirde büyük bir katliam meydana geldi.

İlamış zaferi Sultan Muhammed’in siyasî konumunu büyük ölçüde güçlendirdi. Karahitayların İslâm dünyası üzerindeki uzun süreli hâkimiyetine ağır bir darbe vurulmuş oldu. Zafer sonrasında Sultan’a “İkinci İskender” unvanı verilmeye başlandı; ancak Sultan Muhammed bu unvan yerine Selçuklu Sultanı Sencer’i hatırlatan “Sultan Sencer” lakabını tercih etti. Tuğrasında ise “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ifadesi kullanılmaya başlandı.

Karahanlılar ve Karahitayların Sonu

Harezm’e gelen Semerkant hükümdarı Sultan Osman, Gürgânc’te büyük bir hükümdar gibi karşılandı ve Sultan Muhammed’in kızı Han Sultan ile evlendi. Ancak Karahitayların yeni kuvvetlerle Maveraünnehir’e gelerek Semerkant’ı kuşatması üzerine Sultan Osman’ın durumu değişti.

Kuşatmanın ardından Sultan Osman, Harezmşah hâkimiyetinden uzaklaşarak yeniden Karahitaylarla ilişki kurmaya başladı. İbnü’l-Esîr bu durumun sebebini Semerkant’taki Harezmli askerlerin halka kötü davranmaları ve zulmetmeleri olarak açıklar.

Sultan Osman’ın Karahitaylarla birleşmesi üzerine Sultan Muhammed Semerkant üzerine yürüdü. Şehir ele geçirildikten sonra büyük bir katliam yaşandı. Kaynaklarda yaklaşık on bin kişinin öldürüldüğü belirtilir. Sultan Osman da 1212 yılında öldürüldü.

Semerkant’ın ele geçirilmesiyle Karahanlı hanedanının Maveraünnehir’deki varlığı sona erdi. Sultan Muhammed daha sonra Türkistan ve Fergana ileri gelenlerine elçiler göndererek bağlılıklarını istedi ve Karahitayları kontrol altında tutmak amacıyla İsfîcâb’a asker gönderdi.

Bu sırada Karahitay devletinde gerçek iktidar Nayman hükümdarı Güçlük’ün eline geçmişti.

Güçlük ve Karahitay Devleti’nin Sonu

Güçlük, Cengiz Han’ın önemli rakiplerinden Nayman hükümdarı Tayang Han’ın oğluydu. 1204 yılında Cengiz Han’ın Naymanları yenmesi üzerine Güçlük küçük bir kuvvetle batıya çekildi. Merkitlerle birlikte hareket ettikten sonra Uygur ve Karluk bölgelerinden geçerek Karahitay topraklarına ulaştı.

1207–1208 yıllarında Karahitay hükümdarı Gurhan’ın yanına sığınan Güçlük, iyi karşılandı ve Gurhan’ın kızıyla evlendirildi. Ancak görünüşte bağlılığını sürdürmesine rağmen hükümdarlık arzularından vazgeçmedi.

Karahitayların Harezmşah karşısında aldığı yenilgiler, Güçlük’ün yükselişi için uygun ortam oluşturdu. Güçlük, Karahitay ülkesinin doğusunda yaşayan Naymanları kendi çevresinde topladı ve güç kazandı. Daha sonra isyan ederek baskın ve yağma hareketlerine başladı.

Güçlük önce Özkend’i ve Gurhan’ın hazinelerini ele geçirmeye çalıştı; ancak Karahitay kuvvetleri tarafından geri püskürtüldü. Bu dönemde Güçlük ile Sultan Muhammed arasında Karahitaylara karşı ortak hareket etme ihtimali ortaya çıktı. Rivayetlere göre taraflar Karahitay topraklarının paylaşılması konusunda görüşmeler yaptılar.

Sonunda Güçlük, Karahitay hâkimiyetine karşı harekete geçti. Almalık hükümdarının desteğini alarak Kaşgar bölgesinde ani bir saldırı düzenledi, Karahitay kuvvetlerini yendi ve Gurhan’ı esir aldı. 1211 yılında Karahitay devletinin fiilî hâkimi oldu.

Güçlük, kayınpederi Gurhan’ı hemen öldürmedi; 1214 yılına kadar onu tahtta göstermeye devam etti. Sultan Muhammed ise Karahitayların yenilgisinden faydalanarak kaçan kuvvetleri takip etti ve bazı Karahitay birliklerini kendi ordusuna kattı.

Böylece Karahitay Devleti, Sultan Muhammed’in darbeleri ve Güçlük’ün hareketleri sonucunda ortadan kalktı.

Irak-ı Acem’in Fethi, Fars ve Azerbaycan’ın Tabiiyete Alınması

Sultan Muhammed Harezmşah, Irak-ı Acem’in Harezmşahlar Devleti’ne bağlanmasıyla hâkimiyet alanını daha da genişletti. Bu gelişmeyle devlet, Sultan Sencer dönemindeki Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun sınırlarına yaklaşan büyük bir siyasî yapıya ulaştı.

1211 yılında Aydoğmuş’un yerine Irak’ta hâkimiyet kuran Nâsırüddin Mengli, Rey, İsfahan ve Hemedan çevresinde bağımsız hareket etmeye başlamıştı. Mengli, Atabeg Özbek’e karşı olduğu gibi, Halife en-Nâsır li-Dînillâh ile de düşman durumundaydı. Ayrıca Bâtınîlerin yaşadığı kalelere yaptığı akınlar sebebiyle Alamut İsmailîlerinin hükümdarı Celâleddin Hasan’ı da karşısına almıştı.

Celâleddin Hasan, İsmailîler arasında farklı bir siyasî çizgi izleyen bir hükümdardı. Veliahtlığı döneminde Bâtınî inançlarındaki bazı uygulamalara karşı çıkmış, babası Muhammed ile bu konuda anlaşmazlık yaşamıştı. Çevredeki hükümdarlara ve Abbâsî halifesine, iktidara geldiği takdirde İslâmî uygulamaları yeniden güçlendireceğini bildirmişti.

1210 yılında babasının ölümü üzerine hükümdar olan Celâleddin Hasan, Bâtınîler arasında uygulanan bazı yasakları kaldırdı; İslâmî ibadetleri destekledi, topraklarında mescitler yaptırdı ve Horasan ile Irak’tan fakihler davet etti. Abbâsî halifesi, Sultan Muhammed Harezmşah ve diğer İslâm hükümdarlarıyla diplomatik ilişkiler kurdu. Bu tutumu sebebiyle “Nev Müslüman” lakabıyla anıldı ve özellikle Halife en-Nâsır’ın siyasetinde önemli bir unsur hâline geldi.

Halife en-Nâsır, Mengli’ye karşı Atabeg Özbek ve Celâleddin Hasan ile ittifak kurdu. Yapılan anlaşmaya göre Mengli ortadan kaldırılacak ve Irak-ı Acem toprakları müttefikler arasında paylaşılacaktı. Celâleddin Hasan, Özbek’in yanında yer almak üzere Azerbaycan’a gitti ve bir süre Baylakan’da kaldı.

Bu sırada Bağdat’tan gönderilen halife ordusu da Hemedan üzerine hareket etti. Mengli, Kirac yakınlarında müttefik kuvvetlerle karşılaştı. İlk saldırıda Özbek’in bulunduğu birlikleri dağıtmayı başardıysa da ertesi gün yapılan mücadelede yenildi ve kaçtı. Mengli’nin başı Özbek’e, ardından Halife’ye gönderildi.

Mengli’nin ortadan kaldırılmasından sonra Irak-ı Acem’in önemli bir kısmı Atabeg Özbek’in kardeşi Ebû Bekir’in adamlarından Seyfüddin Oğmış’ın yönetimine bırakıldı. Ancak Oğmış gerçekte Sultan Muhammed Harezmşah’ın adamıydı ve hutbeyi Sultan adına okutmaya devam etti.

Halife en-Nâsır, Harezmşah nüfuzunun Bağdat’a kadar yaklaşmasını tehlikeli gördü ve Celâleddin Hasan aracılığıyla Oğmış’ın öldürülmesini sağladı. Oğmış, hacdan dönenleri karşılamak üzere bulunduğu sırada Bâtınî fedailer tarafından öldürüldü.

Sultan Muhammed, Irak’taki temsilcisinin öldürülmesi üzerine bölgeye yürümeye karar verdi. Nesevî’ye göre büyük bir orduyla harekete geçti. Oğmış’ın ölümünden faydalanmak isteyen Atabeg Özbek Irak-ı Acem’e girdi ve İsfahan’ı ele geçirdi. Fars Atabegi Sa’d da Rey, Hâr-ı Rey, Kazvin ve Simnân bölgelerine hâkim oldu.

Sultan Muhammed, Kûmis’e ulaştığında Irak’taki gelişmeleri öğrenerek ordusundan seçtiği hafif süvari birlikleriyle hızla ilerledi. Rey civarında Fars Atabegi Sa’d ile karşılaştı. Harezmşah ordusunun ani gelişi karşısında hazırlıksız yakalanan Sa’d yenildi, esir edilerek Sultan’ın huzuruna gönderildi.

Özbek ise Sa’d’ın yenilgisini haber alınca büyük korkuya kapıldı ve Hemedan yönüne çekildi. Daha sonra Azerbaycan’a kaçmaya karar verdi. Ağır birliklerini Melik Nusretüddin Muhammed kumandasında Tebriz’e gönderirken kendisi az sayıdaki sadık süvarisiyle dağ yollarından kaçtı.

Melik Nusretüddin’in kuvvetleri Kebudkeme yakınlarında Harezm kuvvetleri tarafından pusuya düşürüldü. Ordunun büyük kısmı öldürüldü, ağırlıkları ve hazinesi ele geçirildi. Nusretüddin ve diğer kumandanlar Sultan Muhammed’e gönderildi.

Özbek, ordusunu ve kumandanlarını kaybettikten sonra Sultan Muhammed’in üstünlüğünü kabul etti. Azerbaycan, Erran ve Şirvan sınırlarına kadar olan bölgelerde hutbe ve sikkenin Sultan Muhammed adına olacağını kabul etti. Ayrıca Kazvin kalesini Harezmşahlara bıraktı.

Özbek, mali sıkıntılar ve Gürcü saldırıları sebebiyle belirlenen vergiyi ödeyemeyeceğini bildirerek af istedi. Sultan Muhammed bu gerekçeleri kabul etti ve vergiyi bağışladı. Bununla birlikte Özbek’in topraklarının artık Harezmşah İmparatorluğu’nun parçası olduğunu Gürcü kralına bildirdi.

Fars Atabegi Sa’d da Sultan’ın hâkimiyetini kabul etti. Kendisine Fars bölgesinin yönetimi bırakıldı; ancak Rey ve bazı kaleler Harezmşahlara verildi ve bölge gelirlerinin bir kısmının Sultan’ın hazinesine gönderilmesi şart koşuldu.

Sultan Muhammed, Irak-ı Acem’in tamamını oğlu Rükneddin Gursançi’ye verdi. Ona İmadü’l-Mülk Muhammed b. İs-Sâvî’yi vezir, Terken Hatun’un akrabası Yigan Taysi’yi atabeg olarak tayin etti. Ayrıca Şerefeddin Emir-i Meclis’i askerî destek amacıyla yanına gönderdi.

Bu fetihlerle birlikte Harezmşahlar İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştı. Çin sınırlarından Hindistan sahillerine, Kafkaslardan Bağdat çevresine kadar uzanan geniş bir bölgede Sultan Muhammed’in hâkimiyeti tanındı. Harezm, Maveraünnehir, Horasan, Toharistan, Afganistan, Sind çevresi, Kirman, Belucistan, Sicistan, Fars, Irak-ı Acem, Azerbaycan, Erran ve Taberistan gibi bölgeler onun yönetimi altına girdi.

Sultan Muhammed, hâkimiyetini daha da genişleterek “En Büyük Sultan” unvanına ulaşmayı hedefliyordu. Dönemin bazı kaynaklarında onun Ermenistan, Anadolu, Suriye ve Mısır üzerine sefer planları yaptığı aktarılır.

Bununla birlikte İslâm dünyasında Sultan Muhammed’in hâkimiyetini kabul etmeyen en önemli merkez Bağdat’tı. Abbâsî halifesi en-Nâsır li-Dînillâh, sahip olduğu siyasî ve dinî nüfuz sayesinde Harezmşahlarla rekabet edebilecek güçteydi. Bu durum, Harezmşahlar ile Abbâsî hilafeti arasındaki mücadelenin yeni bir aşamaya girmesine yol açtı.Devamını aldım.

İç Durum ve Devlet Yapısı

Sultan Muhammed Harezmşah döneminde imparatorluk askerî başarılar sonucunda büyük bir genişliğe ulaşmıştı. Ancak bu genişleme, devletin iç yapısında aynı ölçüde sağlam bir düzen kurulmasını sağlayamadı. Sultan Muhammed’in kazandığı zaferler, onun kendisini olağanüstü bir hükümdar olarak görmesine ve giderek artan bir gurura kapılmasına yol açtı.

Sultan, Irak fetihlerinden sonra Hemedan’da bulunduğu sırada, savaşlarda esir aldığı hükümdarları ve ileri gelen emirleri eğlencelerde ayakta bekletiyor, bu davranışı sürekli tekrarlatıyordu. Ayrıca hâkimiyetine son verdiği hanedan mensuplarının bir kısmını öldürmüş, hayatta kalanları ise muhalefet ihtimaline karşı Harezm’e sürmüştü.

Sultan Muhammed, hâkimiyetinin genişlemesiyle birlikte saray teşkilatını da daha gösterişli hâle getirdi. Geleneksel olarak hükümdarların namaz vakitlerinde çaldırdığı nöbet yerine kendisi için “Zülkarneyn nöbeti” adı verilen yeni bir tören düzeni oluşturdu. Bu nöbette kullanılan davullar altınla kaplanmış, süslemelerde değerli taşlar kullanılmıştı. İlk törenin, Sultan’ın sarayında bulunan esir hükümdarlar ve hükümdar oğulları tarafından icra edilmesini emretmişti.

Bununla birlikte Sultan Muhammed aşırı şüpheci bir yönetim anlayışına sahipti. Ülkenin herhangi bir bölgesinde nüfuz sahibi kişilerin bulunmasını istemiyor, kendisine karşı tehdit oluşturabileceklerini düşündüğü kimseleri ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bu amaçla Ayaz Cihan Pehlevan’ın kumandasında yaklaşık on bin kişilik özel bir birlik oluşturmuştu. Bu birlik, Sultan’ın şüphelendiği devlet adamlarını takip etmek ve gerektiğinde etkisiz hâle getirmekle görevliydi.

Sultan’ın şüphe duyduğu kişiler arasında Otrar meliki Taceddin Bilge Han da bulunuyordu. Sultan onu doğrudan öldürmek yerine sıcak ve nemli iklimiyle bilinen Nesa’ya göndermiş, ancak burada halkın sevgisini kazanması üzerine daha sonra öldürtmüştü. Aynı şekilde Buhara’nın ileri gelenlerinden Burhaneddin Muhammed el-Buhârî de görevinden uzaklaştırılarak Harezm’e gönderilmişti. Bu uygulamalar, devlet içinde korkuya dayalı bir yönetim anlayışının oluşmasına neden oldu.

Terken Hatun’un Etkisi

Harezmşahlar Devleti’nde Sultan Muhammed’in yanında en güçlü siyasi şahsiyetlerden biri annesi Terken Hatun idi. Terken Hatun, imparatorluğun yönetiminde hükümdarla birlikte etkili bir konuma sahipti. Kendisine ait sarayı, iktaları ve ayrı bir divanı bulunuyor; devlet işlerinde doğrudan karar alabiliyordu.

Terken Hatun’un yedi kişiden oluşan özel bir inşa divanı vardı ve kendi adına fermanlar çıkarabiliyordu. Sultan’ın emirleri zaman zaman onun müdahalesiyle değiştiriliyor, özellikle atamalar ve eyalet yönetimleri üzerinde büyük etkisi bulunuyordu. Cüveynî’ye göre Terken Hatun’un devlet içinde ayrı bir yönetim merkezi bulunmaktaydı.

Terken Hatun’un gücü büyük ölçüde ordu üzerindeki etkisine dayanıyordu. Harezmşah ordusunun önemli kısmını oluşturan bozkır kökenli Türk toplulukları onun desteğiyle devlete bağlanmıştı. Sultan Muhammed’in büyük askerî başarılarında bu ordunun önemli rolü bulunuyordu.

Veliaht tayini meselesi de Terken Hatun’un nüfuzunu göstermektedir. Sultan Muhammed’in büyük oğlu Celâleddin ve diğer oğlu Rükneddin Gursancî yerine, Terken Hatun’un isteğiyle daha küçük yaştaki Kutbüddin Uzlagşah veliaht ilan edildi. Bunun temelinde Terken Hatun’un kendi mensup olduğu kabileden gelen Uzlagşah’ın annesine yakınlık duyması bulunuyordu.

Yönetim Sorunları ve Vezirlik

Devlet yönetimindeki sorunlar vezirlik makamında da kendisini gösteriyordu. Nizamülmülk Nâsırüddin Muhammed, idarî yetersizliği ve görevi kötüye kullanmasıyla eleştirilmesine rağmen Terken Hatun’un desteği sayesinde görevini korudu. Sultan Muhammed’in hoşnut olmadığı bu veziri görevden alabilmesi ancak uzun süre mümkün olmadı.

Sonunda Sultan, veziri görevden uzaklaştırdı ve devlet işlerini altı yüksek memur arasında paylaştırdı. Ancak bu düzenleme beklenen sonucu vermedi. Kararların ortak alınması şartı, yönetimde yavaşlamaya ve halkın eski vezirin dönemini aramasına yol açtı.

Halife ile Çatışma

Harezmşahlar Devleti’nin iç sorunlarını artıran önemli meselelerden biri Abbâsî Halifesi En-Nâsır Lidînillâh ile yaşanan mücadeleydi. Sultan Muhammed ile Halife arasındaki anlaşmazlık, her iki tarafın da siyasi hâkimiyet iddialarından kaynaklanıyordu.

Halife, daha önce Harezmşahlar aleyhine Gür hükümdarlarını desteklemişti. Sultan Muhammed ise Irak hâkimiyetini ele geçirdikten sonra Bağdat’ta kendi adına hutbe okutmak istedi. Bu talep halife tarafından reddedildi. Bunun üzerine Sultan, Abbâsî hilafetinin meşruiyetini sorgulayan bir propaganda başlattı ve yeni bir halife seçme düşüncesine yöneldi.

Sultan Muhammed, Bağdat üzerine yürümeye karar verdi. Ancak 1217 yılında gönderdiği ordu Esedâbâd geçidinde şiddetli kış şartlarına yakalandı. Yoğun kar yağışı ve soğuk nedeniyle askerlerin büyük bölümü öldü, ordunun harekâtı başarısızlıkla sonuçlandı. Bu olay Sultan’ın siyasi itibarını zayıflattı.

İmparatorluğun Zayıf Temelleri

Sultan Muhammed döneminde Harezmşahlar İmparatorluğu dış görünüş bakımından büyük bir güç hâline gelmişti. Ancak devletin iç yapısında ciddi sorunlar bulunuyordu. Sultan, Terken Hatun, vezirler ve askerî çevreler kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor; devlet yönetiminde ortak bir siyasal amaç ortaya çıkmıyordu.

Ordunun büyük bölümü bozkırlardan gelen Türk topluluklarından oluşuyor, yerli halkla ordu arasında güçlü bir bağ bulunmuyordu. İranlı yerleşik halk ile Kıpçak, Kanglı, Karluk ve diğer Türk unsurlarından oluşan askerî sınıf arasında sosyal ayrılıklar vardı.

Bu nedenle Harezmşahlar Devleti, geniş topraklara ve güçlü bir orduya sahip olmasına rağmen iç bütünlüğü zayıf bir yapı hâline geldi. Önce Güçlük’ün baskıları, ardından Moğol istilası bu zayıflıkları ortaya çıkardı ve imparatorluğun kısa sürede yıkılmasına zemin hazırladı.

Harezmşah-Güçlük Mücadelesi

Sultan Muhammed Harezmşah, Güçlük'ün Karahitay hükümdarı Gürhan'ı esir ederek Karahitay topraklarına hâkim olmasından sonra, 1212 yılı civarında Nayman hükümdarına karşı siyasî girişimlerde bulundu. Sultan, elçileri aracılığıyla Güçlük'ten geçmiş anlaşmalara dayanarak çeşitli taleplerde bulundu. Bu taleplerin bir kısmı Gürhan ile ilgiliydi; diğer kısmı ise Güçlük'ün ele geçirdiği Karahitay topraklarının paylaşımıyla bağlantılıydı.

Karahitay hükümdarı Gürhan'ın Güçlük'e karşı Harezmşah ile dostluk ilişkileri kurmaya çalıştığı ve bu amaçla kızı Tavgac Hatun'u Sultan Muhammed ile evlendirmeyi teklif ettiği aktarılır. Buna rağmen Harezmşah, Güçlük'ün Karahitay hâkimiyetini ele geçirmesine engel olmadı ve sonuçta Gürhan, zayıf düşmüş bir durumda Güçlük tarafından kolayca yakalandı.

Sultan Muhammed'in Güçlük'ten talep ettiği konuların başında, Karahitay topraklarının paylaşımı ve daha önce verilen evlilik sözünün yerine getirilmesi bulunuyordu. Sultan, Nayman hükümdarına gönderdiği elçiler aracılığıyla sert ifadeler kullanarak Gürhan'ın teslim edilmesini, Tavgac Hatun ile birlikte Karahitay hazinelerinin kendisine verilmesini istedi. Aksi takdirde büyük bir orduyla harekete geçeceğini bildirdi.

Güçlük başlangıçta Sultan'ın taleplerine karşı uzlaşmacı davrandı ve çeşitli hediyeler gönderdi. Ancak yaşlı Gürhan'ı teslim etmeyi reddetti. Gürhan da bunun devletin devamını sağlamak amacıyla yapılmış bir anlaşmadan kaynaklandığını, Sultan Muhammed'in ise korku ve baskı yoluyla toprak elde etmeye çalıştığını ileri sürerek teslim edilmeye karşı çıktı.

Böylece Harezmşah'ın Gürhan ve Karahitay toprakları üzerindeki talepleri sonuçsuz kaldı. Sultan'ın elçileri bir sonuç elde edemedi ve mesele birkaç yıl boyunca çözümsüz kaldı.

Gürhan'ın ölümünden sonra durum değişti. Sultan Muhammed'in Irak seferiyle meşgul olduğu dönemde Güçlük daha güçlü bir konuma geldi. Karahitay topraklarının paylaşımını kesin olarak reddetti ve Sultan'a gönderdiği haberlerde, mevcut gücüyle yetinmesini, aksi hâlde savaşın başlayacağını bildirdi. Ayrıca Sultan'ın elçisi Emir Muhammed b. Kara Kasım en-Nesevî'yi tutuklatarak zincire vurdurdu.

Sultan Muhammed ise Güçlük karşısında kesin bir harekete geçemedi. Yalnızca küçük akın birlikleri göndererek rakibini rahatsız etmeye çalıştı. Bu birliklerin başarısız olması üzerine Güçlük, Harezmşah'ı gerçek bir hükümdar gibi karşılaşmaktan kaçınmakla suçladı.

Nesevî, Sultan Muhammed'in Güçlük üzerine 60 bin kişilik bir ordu göndermeyi düşündüğünü aktarır. Ancak bu plan gerçekleşmedi. Sultan, Nayman hükümdarının güçlenmesinden endişe ederek Şaş, Fergana, İsficab ve Mâverâünnehir'in bazı bölgelerini koruyamadı; halkın başka bölgelere göç etmesini emretti ve bazı yerleri tahrip ettirdi.

Bu sırada Güçlük, Karahitay topraklarında hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Rakiplerini ortadan kaldırdı, Kulca bölgesinde bağımsız bir yönetim kuran Almalığ hükümdarı Özar'ı öldürdü ve Doğu Türkistan üzerindeki hâkimiyetini genişletti.

Kaşgar bölgesinde ise Güçlük'ün yönetimi sert bir tepkiyle karşılandı. Bölgede bulunan halk, serbest bıraktığı Karahitay hanedan mensubunu öldürerek kendisini savunmaya çalıştı. Güçlük doğrudan büyük bir askerî harekât yerine bölgeyi ekonomik baskı altında tuttu; yiyecek sevkiyatını engelledi ve akınlarla halkı zor durumda bıraktı.

Birkaç yıl süren bu baskı sonucunda kıtlık ve açlık ortaya çıktı ve halk Güçlük'ün yönetimine boyun eğmek zorunda kaldı. Ardından Kaşgar ve Hoten bölgelerinde askerî baskıyı artıran Güçlük, özellikle Müslüman halka yönelik dinî baskılarıyla tanındı.

Hristiyan kökenli olan Güçlük, Budizmi benimsemiş ve ülkesinde din değiştirmeye zorlayıcı uygulamalara girişmiştir. Kaşgar ve çevresinde ezan ve namaz yasaklanmış, medrese ve camiler kapatılmış, İslâmî kıyafetlerin terk edilmesi istenmiştir.

Güçlük, İslâm dininin esaslarını tartışmak amacıyla büyük bir toplantı düzenletti. Cüveynî'nin aktardığına göre yaklaşık üç bin İslâm âlimi, zahidi ve fakihi halkın önünde Müslümanlığın hak din olduğunu savunmaya çağrıldı. Ancak dönemin şartları nedeniyle kimse Güçlük'e karşı çıkmaya cesaret edemedi.

Buna rağmen Hoten imamı Alâeddin Muhammed el-Hotenî, Güçlük'ün huzuruna çıkarak inancını savundu. Güçlük bu karşılık üzerine öfkelendi ve imamı uzun süre aç ve susuz bıraktıktan sonra Hoten medreselerinden birinin kapısına çivileterek öldürttü.

Bu dönemde Sultan Muhammed Harezmşah, Halife ile mücadele hâlinde bulunuyor ve kendi topraklarındaki Müslümanların yaşadığı sorunlara karşı etkili bir politika izlemiyordu. Buna karşılık doğudan gelen Moğollar, Güçlük'ün hâkimiyetindeki bölgelere girerek Müslüman halkın kurtarıcısı gibi karşılandı.

Cengiz Han'ın Güçlük Seferi ve Karahitayların Ortadan Kaldırılması

Cengiz Han, Moğolistan ve çevresindeki dağınık kabileleri hâkimiyeti altına aldıktan sonra Merkitleri ve Naymanları yenerek batıya doğru ilerlemeye zorladı. Ardından 1211 yılında Çin üzerine yöneldi. Uzun süren savaşların sonunda Çin kuvvetlerini mağlup etti, Altın Han'ı kendisine tâbi olmaya zorladı ve Tangut hükümdarını da hâkimiyeti altına aldı.

Çin seferinin ardından Cengiz Han'ın dikkatini yeniden batıya, özellikle kaçan Merkitler ve Nayman hükümdarı Güçlük üzerine çevirdi. Daha önce Uygur hükümdarı Bögüçuk'un ve Karluk hükümdarı Arslan Han'ın kendi istekleriyle Moğol hâkimiyetini kabul etmeleri sonucunda Karluk ve Uygur bölgeleriyle birlikte Batı Türkistan çevresi Moğol nüfuzuna girmişti.

Cengiz Han, Güçlük üzerine sefer düzenlemek üzere ünlü komutanı Cebe Noyan'ı görevlendirdi. Cebe Noyan, Güçlük'ün Müslüman halka karşı uyguladığı baskıları siyasî açıdan değerlendirdi. Nayman hükümdarının hâkimiyetindeki bölgelere girdiğinde herkesin kendi din ve mezhebinde serbest olacağını, halkın zarar görmeyeceğini ilan etti.

Moğol ordusunun disiplinli davranışı ve Güçlük'ün baskıcı yönetimine karşı duyulan tepki sebebiyle bölgedeki halk Moğolları destekledi. Kaşgar'a çekilen Güçlük, Cebe Noyan'a karşı direnmeye çalıştıysa da yenildi ve kaçmak zorunda kaldı.

Güçlük, kendisini takip eden Moğol kuvvetleri tarafından Sang Gölü (Sang Dere) civarında yakalanarak öldürüldü. Böylece Cebe Noyan, yalnızca iki tümenlik yani yaklaşık 20 bin kişilik bir kuvvetle Karahitay hâkimiyetine son verdi ve Cengiz Han'a geniş bir bölge kazandırdı.

Güçlük'ün ortadan kaldırılmasıyla eski Karahitay toprakları Moğol hâkimiyetine girdi ve Moğol sınırları Sir Derya kıyılarına kadar genişledi. Bu gelişme, Cengiz Han İmparatorluğu ile Harezmşahlar Devleti'nin doğrudan komşu hâline gelmesine yol açtı.

Cebe Noyan'ın bu seferi, Moğol ordusunun askerî düzenini ve disiplinini gösteren önemli örneklerden biri oldu. Aynı zamanda Harezmşahlar ile Moğollar arasındaki güç farkını ortaya koydu. Harezmşahlar geniş topraklara ve büyük bir orduya sahip olmakla birlikte, devlet yapısı ve yönetim anlayışı bakımından Moğol teşkilâtının karşısında daha zayıf bir konumdaydı.

Harezmşah-Moğol İlişkilerinin Başlangıcı

Harezmşahlar ile Moğollar arasındaki ilişkilerin başlangıcında Çin meselesi önemli bir rol oynadı. Sultan Muhammed Harezmşah, İran ve Mâverâünnehir'deki fetihlerini tamamladıktan sonra çevresinde kendisine denk bir güç kalmadığını düşünerek Çin ile ilgilenmeye başladı.

Harezm ile Uzak Doğu arasında gidip gelen tüccarlardan Çin hakkında bilgi alan Sultan Muhammed, bu ülkenin zenginliği ve ticaret imkânlarıyla ilgilendi. Devlet adamlarından Taceddin Debîr-i Câmî'nin aktardığına göre Sultan, Çin'i fethetme düşüncesine sahipti ve uzaklık ile askerî zorluk gibi gerekçeler ileri sürülmesine rağmen bu fikrinden vazgeçmiyordu.

Bu sırada Cengiz Han da Çin seferini tamamlamak üzereydi. Sultan Muhammed, Moğolların Çin üzerindeki başarılarını öğrenince buna inanmak istemedi ve durumun doğruluğunu araştırmak için Seyyid Bahâeddin-i Râzî başkanlığında bir elçilik heyeti gönderdi.

Bahâeddin-i Râzî'nin Çin'e yaptığı yolculuk sırasında gördüğü manzaralar ve Moğol istilasının izleri, Cengiz Han'ın Çin'deki başarılarının gerçek olduğunu ortaya koydu. Elçiler Pekin çevresine ulaştıklarında savaşın yol açtığı büyük yıkımın izleriyle karşılaştılar.

Kaynaklarda bu anlatımların abartılı unsurlar taşıdığı belirtilmekle birlikte, Bahâeddin-i Râzî'nin Çin'e kadar gitmiş olması ve Moğol hâkimiyetinin gerçekliğini Sultan'a bildirmiş olması mümkün görülmektedir.

Sultan Muhammed, Cengiz Han'ın Çin'i ele geçirdiğini öğrendikten sonra onunla ilişkiler kurmaya yöneldi. Cengiz Han da Harezm ile Çin arasındaki ticaret yollarının önemini dikkate alarak elçileri olumlu karşıladı.

Moğol hükümdarı, Müslüman ve Uygur tüccarlar aracılığıyla Harezmşahlar ülkesi hakkında bilgi sahibiydi. Çin ve İran gibi gelişmiş bölgelerde üretilen mallara ihtiyaç duyan Moğollar için Harezm ile kurulacak ticari ilişkiler önemliydi.

Bu amaçla iki devlet arasında ticaretin geliştirilmesine karar verildi. Cengiz Han'ın elçilerinin ardından Harezmşahlar tarafından bir ticaret kervanı hazırlandı ve 1218 yılında batıdan doğuya doğru hareket etti.

Kervanın başında Ahmed-i Hocendî, Emir Hüseyin oğlu ve Ahmed Balcı bulunuyordu. Kervanda çoğunlukla elbise, kumaş ve Zendepîç adı verilen dayanıklı dokumalar yer alıyordu.

Moğol topraklarına ulaşan Harezm tüccarları, sınır görevlileri tarafından kontrol edildi ve malları beğenildiği için Cengiz Han'ın huzuruna gönderildi. Cengiz Han, ticaret ilişkilerinin başlamasından memnun oldu ve tüccarlara iyi davranılmasını sağladı.

Bunun ardından Cengiz Han, Harezm ülkesine gönderilmek üzere büyük bir ticaret ve elçilik kafilesi hazırlattı. Yaklaşık 450 kişiden oluşan bu kafilenin başında Otrar'dan Ömer Hoca, Meraga'dan el-Hammâl, Buhara'dan Fahreddin Denzekî ve Heratlı Emînüddin bulunuyordu. Kafilede az sayıda Moğol görevli de elçilik amacıyla yer alıyordu.

Harezmşah'ın Cengiz Han ile Bozuşması ve Otrar Olayı

Harezmşahlar ile Moğollar arasındaki ilişkiler başlangıçta ticaret temeline dayanıyordu. Ancak kısa süre sonra meydana gelen iki olay bu ilişkilerin bozulmasına ve büyük bir savaşın başlamasına yol açtı. Bunlardan ilki Harezmşah Sultanı Muhammed'in Moğol kuvvetleriyle doğrudan karşılaşması, ikincisi ise Otrar hadisesiydi.

Moğol-Harezmşah ilişkilerinin başlangıcındaki gelişmelerin kesin tarihleri konusunda kaynaklar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bazı kaynaklar Sultan Muhammed ile Moğollar arasındaki ilk askerî karşılaşmayı daha erken tarihlere yerleştirirken, diğer kaynaklar bu olayları Otrar hadisesiyle bağlantılı olarak değerlendirmektedir.

Kaynakların karşılaştırılmasına göre Sultan Muhammed ile Moğol kuvvetleri arasındaki ilk çatışma, Güçlük meselesinin ardından gerçekleşmiştir. Cengiz Han, batıya kaçan Merkitleri ortadan kaldırmak amacıyla Subetay Bahadır ve Tohçar Noyan'ı görevlendirmişti. Moğol kuvvetleri Merkit kalıntılarını takip ederken Harezmşah ordusuyla karşılaştı.

Sultan Muhammed, Moğolların bölgedeki hareketini fırsat bilerek onların üzerine yürüdü. Ancak Moğol komutanları Cengiz Han'dan izin almadan büyük bir savaşa girişmek istemediler. Buna rağmen iki taraf arasındaki gerilim çatışmaya dönüştü.

Harezmşah ordusu sayıca üstün olmasına rağmen Moğol kuvvetlerini kesin bir yenilgiye uğratamadı. Çarpışma sırasında Moğollar Harezm ordusunun sol kanadını geri çekilmeye zorladı. Sultan Muhammed, oğlu Celâleddin'in müdahalesi sayesinde zor durumdan kurtuldu.

Gece olduğunda savaş sona erdi. Moğollar, karargâhlarında çok sayıda ateş yakarak daha büyük bir kuvvet izlenimi verdiler ve ardından geri çekildiler. Ertesi sabah Sultan Muhammed, Moğol kuvvetlerinin çekildiğini gördü ve kesin bir zafer kazanamadan Semerkant'a döndü.

Bu karşılaşma Sultan Muhammed üzerinde önemli bir etki bıraktı. Büyük bir orduya sahip olmasına rağmen Moğollar karşısında kesin sonuç alamaması, onun askerî ve siyasî bakımdan güvensizliğe düşmesine yol açtı.

Bundan kısa süre sonra Otrar hadisesi meydana geldi. Cengiz Han'ın gönderdiği elçilik ve ticaret kafilesi, Harezmşahlar Devleti'nin sınır şehri Otrar'a ulaştığında şehrin valisi tarafından durduruldu.

Otrar valisi, kaynaklarda İnalcık veya Gayır Han adıyla geçen kişiydi. Harezmşah ailesiyle akrabalık ilişkisi bulunan vali, yaklaşık 20 bin kişilik bir kuvvete sahipti. Gelen kafileyi casuslukla suçladı ve mallarına el koyarak tüccarların tamamını öldürttü.

İslâm kaynaklarının tamamı bu olayı büyük bir suç olarak değerlendirir. Kaynaklarda, öldürülen kişilerin tamamının Müslüman tüccarlar olduğu ve olayın temelinde servet hırsının bulunduğu belirtilir.

Otrar olayında Sultan Muhammed'in sorumluluğu konusunda kaynaklar arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Cüveynî ve İbnü'l-Esîr, Sultan'ın olaydan haberdar olduğunu ve tüccarların öldürülmesi emrini verdiğini aktarırlar. Nesevî ise farklı bir anlatım sunarak, İnalcık'ın tüccarları casus olarak göstererek Sultan'ı yanılttığını ve katliamı kendi çıkarı için gerçekleştirdiğini belirtir.

Ancak her iki durumda da Sultan Muhammed'in sorumluluğu tamamen ortadan kalkmamaktadır. Çünkü devlet başkanı olarak yabancı bir devletin elçileri ve tüccarları hakkında gerekli tedbirleri almak ve sınır valilerinin davranışlarını denetlemek onun görevi idi.

Otrar faciası, yalnızca birkaç yüz tüccarın öldürülmesiyle sınırlı bir olay değildi. Bu olay, Harezmşahlar ile Moğollar arasındaki ilişkileri geri dönülmez biçimde bozdu. Aynı dönemde Cengiz Han, Güçlük'ü ortadan kaldırarak Müslüman halkın desteğini kazanmış ve ticaret yollarının güvenliğini sağlamıştı. Buna karşılık Sultan Muhammed, kendi hâkimiyetindeki Müslüman tüccarların öldürülmesine engel olamamıştı.

Cengiz Han, Otrar olayını öğrendiğinde önce diplomatik yolları denedi. İbn Kefrec Boğra ve iki Moğoldan oluşan elçilik heyetini Harezmşah'a göndererek Otrar valisinin teslim edilmesini istedi.

Moğol elçileri, anlaşmaların bozulmasının büyük bir suç olduğunu belirterek, sorumlunun cezalandırılması hâlinde daha büyük bir savaşın önlenebileceğini bildirdiler. Ancak Sultan Muhammed, Otrar valisini teslim etmeyi reddetti.

Nesevî'ye göre Sultan'ın bunu yapmasının sebeplerinden biri, ordudaki bazı önemli kumandanların İnalcık'ın mensup olduğu çevreden gelmesi ve devlet üzerindeki etkileriydi. Sultan, hem zayıflığını göstermek istemedi hem de Moğol tehdidini gerektiği şekilde değerlendiremedi.

Bununla birlikte Sultan Muhammed, elçileri de öldürterek durumu daha da ağırlaştırdı. Böylece diplomatik çözüm yolları tamamen ortadan kalktı ve Harezmşahlar ile Moğollar arasında büyük savaşın başlamasının önü açıldı.

Otrar hadisesi, 1218 yılı sonlarında gerçekleşti. 1219 yılına gelindiğinde Moğolların Harezmşah topraklarına yönelik büyük seferi başlamış ve İslâm dünyasının doğusundaki en büyük devletlerden biri yıkılış sürecine girmişti.

Harezmşahlar İmparatorluğu'nun İç Durumu ve Sultan Muhammed'in Tutumu

Harezmşahlar Devleti'nin Moğol istilası karşısındaki başarısızlığında yalnızca dış gelişmeler değil, devletin iç yapısındaki sorunlar ve Sultan Muhammed'in siyasî tutumu da etkili olmuştur. Sultan, geniş topraklara sahip güçlü bir imparatorluğun hükümdarı olmasına rağmen, yaklaşan Moğol tehlikesi karşısında gerekli askerî ve siyasî tedbirleri almakta başarısız olmuştur.

Sultan Muhammed Harezmşah, iktidarının son dönemlerinde büyük bir özgüvene sahipti. İran, Horasan ve Mâverâünnehir'deki fetihlerle devletin sınırlarını genişletmiş, çevresinde kendisine rakip olabilecek büyük bir siyasî güç kalmadığını düşünmeye başlamıştı. Ancak bu genişleme, devletin iç yapısında sağlam bir birlik oluşturulmadan gerçekleşmişti.

Harezmşahlar Devleti'nin en önemli sorunlarından biri, merkezî otoritenin zayıflığıydı. Devletin geniş coğrafyasında farklı askerî ve siyasî güç odakları bulunuyor, özellikle hanedan mensupları ve büyük emirler yönetimde önemli bir ağırlık taşıyordu. Sultan Muhammed, bu güç dengelerini kontrol etmekte zorlanıyor ve kararlarında zaman zaman çevresindeki etkili kişilerin baskısı altında kalıyordu.

Sultan'ın annesi Terken Hatun da devlet yönetiminde büyük nüfuza sahipti. Harezmşahlar sarayındaki farklı gruplar arasındaki rekabet, merkezi karar alma mekanizmasını zayıflatıyordu. Bu durum özellikle Moğol istilası sırasında açık biçimde ortaya çıktı.

Moğolların yaklaşması üzerine Sultan Muhammed'in izlediği savunma politikası da eleştirilmiştir. Büyük bir orduya sahip olmasına rağmen düşmanla açık alanda kesin bir savaşa girmekten kaçındı. Bunun yerine şehirleri ayrı ayrı savunmaya karar verdi. Ancak bu tercih, Moğolların güçlü kuşatma teknikleri ve hızlı hareket kabiliyeti karşısında etkili olmadı.

Harezmşah ordusu sayıca büyük olmakla birlikte, merkezî bir komuta altında bütün gücünü kullanabilecek bir yapıya sahip değildi. Sultan, Moğolların saldırısı sırasında ordusunu büyük merkezlerde dağıtarak savunma hattı oluşturmaya çalıştı. Bu durum Moğollara şehirleri tek tek ele geçirme fırsatı verdi.

Cengiz Han ise Harezmşah ülkesine karşı yürüttüğü seferde farklı bir strateji izledi. Moğol orduları hızlı hareket ediyor, kuşatma ve istihbarat konusunda etkili yöntemler kullanıyor ve ele geçirilen bölgelerde yerel halkın desteğini kazanmaya çalışıyordu. Özellikle Güçlük yönetiminden memnun olmayan halkların Moğolları daha olumlu karşılaması, Cengiz Han'ın ilerleyişini kolaylaştırdı.

Sultan Muhammed'in siyasî hatalarından biri de Moğolların gerçek gücünü doğru değerlendirememesiydi. Daha önce yapılan ilk karşılaşmada Moğol ordularının etkisini görmesine rağmen, Cengiz Han'ın askerî kapasitesini küçümsemeye devam etti. Aynı zamanda Çin seferleriyle güçlenen Moğol İmparatorluğu'nun ulaştığı seviyeyi tam olarak kavrayamadı.

Harezmşah'ın Moğollarla savaş öncesinde Çin'i fethetme düşüncesi taşıdığı da kaynaklarda aktarılır. Ancak Cengiz Han'ın Çin'deki başarılarını öğrenmesi ve Moğolların doğuda büyük bir güç hâline geldiğini görmesi, bu düşüncelerini değiştirmek zorunda bıraktı.

Bununla birlikte Sultan Muhammed'in en büyük problemi askerî güç eksikliği değil, siyasî karar alma yeteneğindeki zayıflıktı. Büyük bir orduya sahip olmasına rağmen devlet içindeki çekişmeler, emirlerin bağımsız hareket etmesi ve hükümdarın kararsızlığı Harezmşahların savunma gücünü etkiledi.

Moğol istilası başladığında Sultan Muhammed'in halktan ve yöneticilerden beklediği desteği görememesi de bu durumun sonucuydu. Devletin geniş sınırlarına rağmen merkezî bağlılık zayıftı ve birçok bölge kendi çıkarlarını koruma yoluna gitti.

Bu nedenle Harezmşahlar Devleti'nin yıkılışı yalnızca Moğol askerî üstünlüğünün sonucu değildi. Devletin iç yapısındaki sorunlar, Sultan Muhammed'in yanlış stratejik tercihleri ve siyasî dengeleri yönetememesi, Moğolların hızlı zafer kazanmasına zemin hazırladı.

Cengiz Han'ın Harezmşah Seferi ve İmparatorluğun Yıkılışı (1219-1221)

Otrar hadisesinden sonra Cengiz Han ile Harezmşahlar arasındaki ilişkiler tamamen bozuldu. Cengiz Han, başlangıçta ticari ilişkilerin devam ettirilmesini istemiş, ancak Otrar valisi İnalcık'ın Moğol elçileri ve tüccarlarından oluşan kafileyi öldürmesi üzerine bu tutum değişmiştir. Cengiz Han, Sultan Muhammed'den olayın sorumlusu olan valinin teslim edilmesini istemiş, fakat Sultan bu talebi reddetmiştir.

Sultan Muhammed, yalnızca İnalcık'ı teslim etmeyi reddetmekle kalmamış, Moğol elçilik heyetini de öldürtmüştür. Bu olay, iki devlet arasındaki çatışmayı kaçınılmaz hâle getirmiştir. Cengiz Han açısından bu durum, hükümdarlar arasındaki anlaşmaların ve elçilerin dokunulmazlığının ihlali anlamına geliyordu.

1219 yılında Cengiz Han büyük bir orduyla Harezmşah topraklarına yöneldi. Moğol ordusu, daha önce Çin seferlerinde kazandığı tecrübeler sayesinde güçlü bir askerî teşkilata ve etkili kuşatma yöntemlerine sahipti. Harezmşah ordusu ise geniş bir coğrafyaya yayılmış durumdaydı ve merkezi bir savunma düzeni oluşturamadı.

Moğolların ilk hedeflerinden biri Otrar şehri oldu. Şehir, İnalcık'ın yönetiminde uzun süre direndi. Ancak kuşatmanın sonunda Moğollar şehre girmeyi başardılar. İnalcık yakalanarak Cengiz Han'ın huzuruna getirildi ve öldürüldü.

Otrar'ın düşmesinden sonra Moğol orduları Mâverâünnehir'in önemli merkezlerine yöneldi. Cengiz Han, ordusunu farklı kollara ayırarak Buhara, Semerkant ve diğer büyük şehirler üzerine gönderdi. Bu yöntem, Harezmşahların savunma kuvvetlerini birbirinden ayırarak etkisiz hâle getirdi.

Buhara, 1220 yılında Moğolların eline geçti. Şehrin ileri gelenleri teslim olmayı tercih etti. Cengiz Han burada halka yaptığı konuşmada, kendisini Tanrı'nın gazabını temsil eden bir güç olarak göstermiş ve Harezmşahların işlediği hataların sonucunda Moğolların gönderildiğini ifade etmiştir.

Buhara'nın ardından sıra Semerkant'a geldi. Harezmşahların en önemli merkezlerinden biri olan şehir, güçlü surlara ve kalabalık bir savunma gücüne sahipti. Sultan Muhammed burada büyük bir direniş beklemişti. Ancak şehirdeki askerî birlikler arasında birlik sağlanamadı ve Moğollar kısa sürede üstünlük sağladı.

Semerkant'ın düşmesi Harezmşah İmparatorluğu'nun merkezî gücünü büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Sultan Muhammed, Moğol ilerleyişi karşısında doğuya ve ardından batıya çekilmek zorunda kaldı. Moğollar ise Harezm, Horasan ve İran şehirlerini ele geçirmek için ilerlemeye devam etti.

Sultan Muhammed'in yerine mücadeleyi sürdüren oğlu Celâleddîn Harezmşah, Moğollara karşı en önemli direnişi gösteren kişi oldu. Celâleddîn, kısa sürede çevresinde asker toplamayı başardı ve özellikle 1221 yılındaki Pervan Savaşı'nda Moğollara karşı önemli bir zafer kazandı.

Ancak bu başarı, Harezmşah Devleti'nin yeniden kurulmasını sağlayamadı. Moğolların büyük askerî gücü karşısında Celâleddîn'in mücadelesi sınırlı kaldı. Harezmşahların eski topraklarının büyük bölümü Moğol hâkimiyetine girdi.

1221 yılında Cengiz Han'ın orduları Afganistan ve Horasan bölgelerinde ilerlerken Celâleddîn, İndus Nehri kıyısında Moğollarla karşılaştı. Yapılan savaşta yenilgiye uğrayan Celâleddîn Hindistan'a geçti. Böylece Harezmşahlar İmparatorluğu fiilen sona erdi.

Harezmşahlar Devleti'nin yıkılışı, Orta Asya ve İran tarihindeki büyük değişimlerden biri oldu. Moğol istilası sonucunda Mâverâünnehir, Horasan ve İran'daki siyasî dengeler tamamen değişti. Bölge, uzun süre Moğol devletlerinin hâkimiyet alanı içerisinde kaldı.

Harezmşahlar Devleti'nin Sonu ve Celâleddîn Harezmşah'ın Mücadelesi

Sultan Muhammed Harezmşah'ın Moğol saldırıları karşısındaki başarısızlığı, devletin kısa sürede çözülmesine yol açtı. Harezmşah ordularının dağınık şekilde kullanılması ve şehirlerin birbirinden bağımsız savunulmaya çalışılması, Moğolların ilerleyişini kolaylaştırdı. Büyük bir askerî güce sahip olan Harezmşahlar, merkezî bir savunma düzeni kuramadıkları için Moğol ordularına karşı etkili bir karşılık veremediler.

Sultan Muhammed, Moğolların Mâverâünnehir'e girmesinden sonra önce doğuya, ardından batıya doğru çekildi. Devlet merkezinin kaybedilmesi ve şehirlerin birer birer düşmesi üzerine hükümdarın otoritesi büyük ölçüde sarsıldı. Sultan, yanında kalan sınırlı kuvvetlerle mücadele etmeye çalıştıysa da eski gücünü yeniden kazanamadı.

Moğolların ilerleyişi sırasında Harezmşah ülkesindeki birçok şehir ağır yıkıma uğradı. Buhara, Semerkant, Merv, Nişabur ve diğer önemli merkezler Moğol ordularının saldırılarına maruz kaldı. Bölgenin ekonomik ve kültürel hayatı büyük zarar gördü.

Sultan Muhammed'in ölümünden sonra mücadele oğlu Celâleddîn Harezmşah tarafından sürdürüldü. Celâleddîn, babasının aksine Moğollara karşı aktif bir direniş politikası izledi. Kısa sürede çevresinde toplanan kuvvetlerle Harezmşah hanedanının devamını sağlamaya çalıştı.

Celâleddîn'in en önemli başarısı 1221 yılında gerçekleşen Pervan Savaşı oldu. Moğol kuvvetleri karşısında elde ettiği bu zafer, Moğolların batı seferleri sırasında karşılaştıkları ilk büyük yenilgilerden biri olarak kabul edildi. Ancak bu başarı uzun vadeli bir sonuç doğurmadı.

Cengiz Han, Pervan yenilgisinden sonra bizzat Celâleddîn üzerine yürüdü. Celâleddîn, Moğol ordusuyla İndus Nehri kıyısında karşılaştı. Şiddetli geçen savaş sonucunda yenilgiye uğrayan Celâleddîn, ordusunun bir kısmıyla birlikte nehri geçerek Hindistan'a çekildi.

Celâleddîn Harezmşah daha sonra İran, Irak ve Anadolu çevresinde yeniden hâkimiyet kurmaya çalıştı. Ancak Moğol baskısı, bölgedeki siyasî parçalanma ve yerel güçlerle yaşadığı çatışmalar nedeniyle eski Harezmşah İmparatorluğu'nu yeniden kuramadı.

Harezmşah hanedanının son temsilcisi olan Celâleddîn'in ölümüyle birlikte Harezmşahların siyasî varlığı sona erdi. Bununla birlikte Celâleddîn, Moğol istilasına karşı gösterdiği mücadele nedeniyle İslâm dünyasında önemli bir askerî lider olarak hatırlandı.

Harezmşahlar Devleti'nin yıkılışı, yalnızca bir hanedanın sonu değil, aynı zamanda Orta Asya'daki eski siyasî düzenin de değişimi anlamına geliyordu. Moğol istilasıyla birlikte Mâverâünnehir ve İran sahası yeni bir döneme girmiş, bölge İlhanlılar ve diğer Moğol uluslarının hâkimiyet alanına dönüşmüştür.

Halife en-Nâsır ve Moğol İstilası Meselesi

Harezmşahlar Devleti'nin Moğollar tarafından yıkılışında Abbâsî halifesi en-Nâsır li-Dînillâh'ın rolü olup olmadığı konusu, tarihçiler arasında tartışılmıştır. Bazı kaynaklarda Halife'nin Sultan Muhammed Harezmşah'a karşı Cengiz Han ile ilişki kurduğu ve Moğol hükümdarını Harezmşahlar üzerine yönlendirdiği ileri sürülürken, bazı araştırmacılar bu rivayetlerin daha sonraki dönemlerde ortaya çıktığını savunmuştur.

Sultan Muhammed Harezmşah ile Abbâsî halifesi en-Nâsır arasındaki ilişkiler zaten uzun süredir gergindi. Harezmşah hükümdarı, Irak ve çevresindeki siyasî hâkimiyetini genişletmek istemiş, halifenin siyasî yetkilerini sınırlandırmaya çalışmıştı. Bu durum iki hükümdar arasında ciddi bir rekabete yol açmıştı.

Dönemin bazı tarihçileri, en-Nâsır'ın Sultan Muhammed'e karşı farklı güçlerden destek aradığını belirtir. Bu çerçevede Halife'nin önce Gurlularla, ardından Nayman hükümdarı Güçlük ile ilişki kurduğu yönünde bilgiler bulunmaktadır. Bu durum, en-Nâsır'ın Harezmşahlar karşısında dengeleyici bir siyaset izlemeye çalıştığını göstermektedir.

Halife'nin Cengiz Han ile doğrudan temas kurup kurmadığı ise kesin olarak kanıtlanmış değildir. Bazı İslâm tarihçileri, en-Nâsır'ın Moğol hükümdarına elçi veya mektup gönderdiğini aktarırken, bazı tarihçiler bu rivayetleri güvenilir bulmamıştır.

Bu tartışmanın temel kaynaklarından biri İbnü'l-Esîr'dir. İbnü'l-Esîr, en-Nâsır'ın siyasî faaliyetlerini eleştirerek onun Müslüman hükümdarlar arasındaki anlaşmazlıklarda rol oynadığını belirtmiştir. Daha sonraki tarihçiler Cemâleddîn İbn Vâsıl, Mirhând ve Ebü'l-Gazi Bahadır Han da Halife ile Cengiz Han arasındaki ilişkiye dair benzer rivayetleri aktarmışlardır.

Buna karşılık bazı araştırmacılar, Halife aleyhindeki bu anlatımların Sultan Muhammed ile en-Nâsır arasındaki düşmanlık sebebiyle ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Bu görüşe göre, Moğol istilasının asıl sebepleri Harezmşah-Moğol ilişkilerindeki bozulma, Otrar hadisesi ve iki devlet arasındaki siyasî rekabetti.

Kaynaklarda yer alan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, en-Nâsır'ın Harezmşahlara karşı düşmanca bir tutum içinde olduğu anlaşılmakla birlikte, Moğol istilasını doğrudan onun başlattığını kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Cengiz Han'ın batıya yönelmesindeki temel nedenler arasında Moğol İmparatorluğu'nun genişleme siyaseti, ticaret yollarının kontrolü ve Otrar hadisesi belirleyici olmuştur.

Böylece Harezmşahlar Devleti'nin yıkılışı, yalnızca iki hükümdar arasındaki düşmanlığın sonucu değil; devlet yapısındaki zayıflıklar, Sultan Muhammed'in siyasî tercihleri ve Moğol İmparatorluğu'nun yükselen askerî gücünün birleşmesiyle ortaya çıkan tarihî bir süreç olmuştur.

Moğol İstilası Karşısında Harezmşahlar Devleti'nin Durumu

Harezmşahlar ile Moğollar arasındaki ilişkilerin bozulmasında belirleyici olay Otrar hadisesi olmuştur. Daha önce iki devlet arasında ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla yapılan anlaşmalar sonucunda Harezm topraklarına gelen Moğol kervanı, Otrar valisi İnalcık tarafından durdurulmuş ve mensupları öldürülmüştür. Bu olay, Cengiz Han'ın büyük önem verdiği elçi ve tüccar güvenliğinin ihlali olarak görülmüştür.

Cengiz Han, başlangıçta meselenin savaş yoluyla çözülmesini istememiş, Sultan Muhammed'e elçiler göndererek Otrar valisinin teslim edilmesini talep etmiştir. Ancak Sultan Muhammed bu isteği kabul etmemiş, aksine gönderilen Moğol elçilerini de öldürtmüştür. Böylece iki devlet arasındaki anlaşmazlığın savaşla sonuçlanması kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Sultan Muhammed'in bu tutumu, Harezmşahlar Devleti'nin geleceği açısından büyük bir dönüm noktası olmuştur. Kaynaklarda belirtildiği üzere Sultan, Moğolların gücünü yeterince değerlendirememiş ve kendisine güven veren büyük ordusuna rağmen yaklaşan tehlikeyi doğru okuyamamıştır.

Cengiz Han ise Otrar olayından sonra batı seferi için hazırlıklara başlamıştır. Moğol ordusunun düzeni, disiplinli yapısı ve farklı bölgelerde kazandığı savaş tecrübeleri, Harezmşahlar karşısındaki üstünlüğünün temel unsurlarından biri olmuştur.

Harezmşah ordusu sayıca güçlü olmasına rağmen devletin geniş coğrafyaya yayılmış yapısı ve merkezî karar mekanizmasının zayıflığı sebebiyle etkili bir savunma gerçekleştirememiştir. Sultan Muhammed'in şehirleri ayrı ayrı savunma yoluna gitmesi, Moğolların kuvvetlerini bölerek ilerlemesine imkân sağlamıştır.

Moğolların ilerleyişi sırasında Otrar, Buhara, Semerkant ve diğer önemli merkezler birer birer ele geçirilmiştir. Bu gelişmeler, Harezmşahlar İmparatorluğu'nun siyasî varlığının kısa sürede sona ermesine yol açmıştır.

Sultan Muhammed'in çekilmesiyle birlikte mücadele oğlu Celâleddîn Harezmşah tarafından sürdürülmüştür. Celâleddîn, Moğollara karşı direniş gösteren en önemli Harezmşah hükümdarı olmuş, ancak devletin eski gücünü yeniden kurmayı başaramamıştır.

Harezmşahlar İmparatorluğu'nun yıkılışı, Orta Asya ve İran tarihinde büyük bir değişim meydana getirmiştir. Moğolların bölgeye hâkim olmasıyla birlikte daha önce Harezmşahların kontrolünde bulunan geniş sahalar yeni bir siyasî düzen içine girmiştir.

Not: Buradan sonra kaynakta artık daha çok Moğol istilasının sonuçları, Harezmşahların mirası ve bölgedeki yeni siyasî durum anlatımına geçiliyor. Gönderdiğin metnin devamını paylaşırsan aynı yöntemle sürdüreceğim.

Moğollara Karşı Alınan Tedbirler

Cengiz Han, Otrar’da Moğol elçilerinin öldürülmesinden sonra Harezmşahlar üzerine büyük bir sefer hazırlığına girişti. Sultan Muhammed’in Moğol elçilerine karşı gerçekleştirdiği muameleyi devletine yönelik ağır bir hakaret olarak değerlendiren Cengiz Han, intikam seferine karar verdi. Hazırlık sürecinde büyük önem verdiği bu harekât için geleneksel olarak kritik zamanlarda başvurduğu dinî uygulamalardan birini yerine getirdi. Bir tepeye çıkarak başı açık şekilde yere kapanıp Tanrı’ya dua ettiği ve üç gün üç gece süren bu inziva sonunda sefer kararının ilahî onay aldığına inandığı aktarılır.

Cengiz Han, sefer hazırlıkları sırasında ordusunu yeniden düzenledi. Çin’de Mukali kumandasında bıraktığı kuvvetlerin ardından merkez ordusunu tümen, binlik, yüzlük ve onluk birliklere ayırarak oğulları ve noyanları arasında görev dağılımı yaptı. Batı seferinin uzun ve tehlikeli olacağını dikkate alarak yerine geçecek hükümdarın belirlenmesi meselesini de gündeme aldı.

Gizli Tarih’e göre, eşi Yesui Hatun’un tavsiyesi üzerine veliahtlık meselesi görüşülmek üzere bir meclis toplandı. Cengiz Han’ın oğulları Cuci, Çağatay, Ögedey ve Tuluy’un görüşleri alındıktan sonra ittifakla Ögedey veliaht olarak belirlendi.

Cengiz Han ayrıca tabi hükümdarlardan askerî destek istedi. Tangut hükümdarı yardım göndermeyi reddederken, Kayalık hükümdarı Arslan Han, Uygur İdikut’u ve Almalk hükümdarı Suğnak Tigin desteğe hazır olduklarını bildirdiler.

Hazırlıkların tamamlanmasının ardından Cengiz Han, kardeşi Temüge’yi merkez ordugâhta bırakarak Cebe, Subutay, Boorçu ve Tokuçar gibi önemli kumandanları öncü birliklerin başında gönderdi. Ardından oğulları Cuci, Çağatay ve Ögedey’i ayrı tümenlerle sefere çıkardı. Daha sonra eşi Kulan Hatun ve oğlu Tuluy ile birlikte ordunun başında harekete geçti. Bütün kuvvetlerin toplanacağı ilk merkez Otrar olarak belirlendi.

Cengiz Han’ın bu sefer için hazırladığı ordu, daha önceki seferleriyle kıyaslandığında olağanüstü büyüklükteydi. Çin’den hareket eden Moğol kuvvetlerinin sayısının yaklaşık 130 bin olduğu, tabi hükümdarların askerleriyle birlikte Otrar’da toplanacak ordunun 150 bini aştığı tahmin edilmektedir. Fethedilen bölgelerden zorla alınan askerlerin de katılmasıyla Moğolların Yakın Doğu seferlerinde kullandıkları kuvvetlerin daha da arttığı belirtilmektedir.

Harezmşahların Savunma Planı

Sultan Muhammed, Cengiz Han ordularının batıya doğru ilerlediğini haber alınca alınacak tedbirler konusunda danışmalar yaptı. Devlet adamları arasında farklı görüşler ortaya çıktı.

Sultan’ın danışmanlarından Şihabeddin-i Hayvaki, mevcut kuvvetlere yeni askerler eklenmesini, bütün Müslümanların Sultan’a yardım etmesini ve büyük bir ordunun Seyhun ötesinde Moğollarla karşılaşarak onları kesin bir meydan savaşında yenmesini savundu. Ancak bu görüş, Sultan Muhammed’in Moğollara karşı duyduğu korku ve onların yenilmez olduğu düşüncesi sebebiyle kabul edilmedi.

Celâleddin’in de desteklediği diğer görüş ise Mâverâünnehir’de güçlü bir savunma yapılması ve Moğolların bölgenin zorlu coğrafyasında yıpratılması yönündeydi. Buna karşılık Sultan’ın kumandanları, Moğolların açık arazide karşılanmaması, şehirlerin ve geçitlerin ayrı ayrı savunulması gerektiğini düşünüyorlardı.

Sonunda Sultan Muhammed, Mâverâünnehir’in savunulmasına karar verdi; ancak bunu büyük bir meydan savaşıyla değil, şehir garnizonları ve yerel savunmalar yoluyla gerçekleştirmeyi planladı. Askerlerin tek bir noktada toplanması yerine farklı şehirlere dağıtılması ve her bir garnizonun kendi imkânlarıyla direnmesi kararlaştırıldı.

Bu karar, Moğol ordularının parçalanmış savunma noktalarını ayrı ayrı ele geçirmesine imkân sağladı.

Harezmşahların Askerî Hazırlıkları

Sultan Muhammed savunma planı doğrultusunda şehir ve kalelere büyük kuvvetler yerleştirdi. Otrar’da Vali Gayır Han’ın emrine 20 bin asker verildi, ardından 50 bin asker daha gönderildi. Hacib Karaca da 10 bin askerle Otrar’a destek için görevlendirildi.

Buhara’da bulunan 20 bin kişilik kuvvete 30 bin asker daha eklenerek garnizon güçlendirildi. Mâverâünnehir’in en önemli merkezi olan Semerkand’da ise büyük bir ordu toplandı. Şehirdeki kuvvetlerin 110 bine kadar çıkarıldığı belirtilmektedir.

Bunun yanında Cend, Sığnak, Barçınlıgkent, Fendket, Hucend, Merv, Nişabur ve Belh gibi merkezlere de askerî birlikler yerleştirildi. Ancak ordunun farklı bölgelere dağıtılması, Cengiz Han’ın merkezi ve koordineli saldırıları karşısında büyük bir zafiyet oluşturdu.

Sultan Muhammed ayrıca olağanüstü vergiler koyarak hazırlıkları hızlandırmaya çalıştı. Semerkand’ın surlarının güçlendirilmesi ve yeni birlikler oluşturulması amacıyla halktan ağır vergiler alındı. Ancak kısa süre içinde Moğol saldırısının başlaması sebebiyle bu hazırlıklar tamamlanamadı.

Sultan Muhammed’in Moğollara karşı duyduğu korku, savunma hazırlıklarını da olumsuz etkiledi. Gittiği şehirlerde halkı ve askerleri cesaretlendirmek yerine Moğolların yenilmez olduğunu ifade eden sözler söylemesi, savunma azmini zayıflattı.

Sonuç olarak Harezmşahlar Devleti, maddî kaynaklara ve geniş askerî imkânlara sahip olmasına rağmen birlik ve koordinasyondan yoksun bir savunma düzeniyle Moğol istilası karşısında kaldı.

Moğol İstilası: Mâverâünnehir’in Zaptı

Cengiz Han, 1220 yılı başlarında Otrar’a ulaştı. Şehrin valisi İnalcık Gayır Han, emrindeki piyade ve süvari birlikleriyle savunma hazırlıklarını tamamlamıştı. Kendisine verilen büyük kuvvete güvenen Gayır Han, sonuna kadar direnmeye karar verdi.

Moğol ordusu şehrin önüne geldikten sonra surları kuşattı ve saldırıya geçti. Otrar halkı ve askerleri uzun süre şiddetli bir direniş gösterdi. Kuşatmanın uzayacağını gören Cengiz Han, sefer planını değiştirdi. Çağatay ve Ögedey’i Otrar kuşatmasını sürdürmekle görevlendirirken, Cuci kumandasındaki birlikleri Seyhun’un aşağı kesimindeki şehirler üzerine gönderdi. Kendisi ise Tuluy ile birlikte Mâverâünnehir’in iç bölgelerine yöneldi.

Bu harekât sırasında Moğol orduları farklı yönlerden ilerleyerek bölgeyi kuşatma altına aldı. Cengiz Han’ın bu stratejisi, Harezmşah şehirlerinin birbirine yardım etmesini engelledi ve savunma kuvvetlerinin ayrı ayrı yenilgiye uğratılmasına yol açtı.

Otrar’ın Düşüşü

Otrar kuşatması yaklaşık beş ay sürdü. Şehrin savunucuları büyük kayıplar vermelerine rağmen direnişi devam ettirdi. Ancak dışarıdan yardım alamamaları ve askerler arasında ümitsizliğin artması savunmayı zayıflattı.

Hacib Karaca, Moğollarla anlaşarak şehri teslim etme düşüncesindeydi. Fakat Gayır Han bunu reddetti; çünkü düşmanın eline düşmesi hâlinde kendisinin bağışlanmayacağını biliyordu. Bir süre sonra Karaca, yanındaki askerlerle birlikte şehri terk ederek Moğollara teslim oldu.

Moğollar şehre girdikten sonra Otrar yağmalandı. Halkın büyük bölümü şehir dışına çıkarıldı, değerli eşyalar toplandı. Zanaatkârlar yerlerinde bırakılırken, diğer insanlar Moğol ordusuna yardımcı kuvvet olarak alındı. Gayır Han ise son askerine kadar mücadele etmeye devam etti. Nihayet yakalanarak Cengiz Han’ın emriyle öldürüldü.

Seyhun Boyundaki Şehirlerin Ele Geçirilmesi

Cuci kumandasındaki Moğol kuvvetleri Seyhun boyunca ilerleyerek Sığnak üzerine yürüdü. Cengiz Han’ın tanıdığı Müslüman tüccarlardan Hasan Hacı elçi olarak gönderildi ve şehir halkından teslim olmaları istendi. Ancak Sığnak halkı elçiyi öldürdü.

Bunun üzerine Moğollar şehre saldırdı. Yedi gün süren mücadeleden sonra Sığnak ele geçirildi ve halk büyük ölçüde öldürüldü. Böylece şehir, Moğolların Mâverâünnehir’deki ilk büyük imha hareketlerinden birine sahne oldu.

Cuci kuvvetleri daha sonra Urkent ve Barçınlıgkent’i ele geçirdi. Bu şehirlerde büyük bir direniş görülmedi. Ancak Efnas halkının direnişi sebebiyle ağır kayıplar verildi.

Cend şehri de Moğol ilerleyişi karşısında teslim oldu. Şehir halkı başlangıçta Moğol elçisine karşı sert davranmış olsa da daha sonra teslimiyet kabul edildi. Moğollar şehre girdikten sonra halkın bir kısmını dışarı çıkardı, şehri yağmaladı ve bölgeyi kendi yönetimleri altına aldı.

Seyhun hattındaki şehirlerin ele geçirilmesiyle Cuci kuvvetlerinin ilk görevi tamamlandı ve birlikler Karakum bölgesine çekildi.

Hucend Savunması ve Timur Melik

Moğolların hedeflerinden biri de Hucend şehriydi. Şehrin valisi Timur Melik, büyük bir kuvvet karşısında savunmanın zor olduğunu görerek seçkin askerleriyle Seyhun üzerindeki bir adaya çekildi ve burada güçlü bir savunma hazırladı.

Moğollar nehri geçebilmek için büyük hazırlıklara girişti. Çok sayıda esir kullanılarak nehrin dar bir bölgesine taşlardan set yapılmaya çalışıldı. Timur Melik ise özel olarak hazırlattığı kayıklarla Moğollara karşı koydu. Kayıklarını keçelerle kaplayarak ok ve ateş saldırılarından korudu, sık sık baskınlarla Moğol kuvvetlerine zarar verdi.

Ancak uzun süre direnmesi mümkün olmadı. Timur Melik, askerlerini ve ağırlıklarını kayıklara bindirerek gece vakti kuzeye doğru hareket etti. Moğol süvarileri onu takip ettiyse de Timur Melik büyük bir cesaretle savaşarak takipçilerini atlattı ve sonunda Harezm’e ulaşarak Sultan Muhammed’e katıldı.

Buhara’nın Zaptı

Cengiz Han, merkez ordusuyla Buhara üzerine yürüdü. Şehir yakınlarında bulunan Çernuk kasabasına gelen Moğollar, halkı teslim olmaya çağırdı. Halkın teslim olması üzerine şehir yağmalanmadan ele geçirildi.

Cengiz Han daha sonra Buhara önüne geldi. Şehirde yaklaşık 50 bin kişilik bir garnizon bulunuyordu. Kuşatmanın üçüncü günü bazı kumandanlar şehri terk ederek kaçmaya çalıştı ancak Moğol süvarileri tarafından yakalanarak yok edildiler.

Savunmanın kırılması üzerine Buhara halkı teslim oldu. Moğollar şehre girdikten sonra şehir yağmalandı. Halkın bir kısmı orduya katıldı, zanaatkârlar dışında birçok kişi yerlerinden edildi.

Buhara’daki büyük camiye giren Cengiz Han’ın burada yaptığı hareketler kaynaklarda farklı şekillerde aktarılmıştır. Ancak şehir, istilanın ardından büyük bir yıkıma uğradı. Kaleleri ve surları zarar gördü, halk dağıldı ve önemli bir kültür merkezi ağır kayıplar yaşadı.

Buhara’nın ardından Cengiz Han’ın hedefi Harezmşahlar Devleti’nin ikinci büyük merkezi olan Semerkand oldu.

Semerkand’ın Düşüşü

Cengiz Han, Buhara’nın ele geçirilmesinden sonra Harezmşahlar Devleti’nin ikinci başkenti olan Semerkand üzerine yürüdü. Şehir, Sultan Muhammed’in en fazla önem verdiği merkezlerden biriydi. Burada yaklaşık 110 bin kişilik büyük bir savunma kuvveti bulunuyordu. Bunun önemli bir kısmını Kanklı askerleri, diğer kısmını ise yerli unsurlar oluşturuyordu. Ayrıca şehirde savaş filleri de vardı.

Cengiz Han, ordularını Zerefşan Nehri’nin iki yakasından ilerleterek Semerkand çevresinde topladı. Otrar kuşatmasını tamamlayan Çağatay ve Ögedey de birlikleriyle babalarına katıldı. Böylece Moğol ordusunun büyük bölümü yeniden Cengiz Han’ın emrine girdi.

Semerkand önlerinde Cengiz Han, doğrudan saldırmak yerine savaş hilesine başvurdu. Az sayıdaki birliklerini ileri sürerek şehir savunucularının dışarı çıkmasını sağladı. Moğolları kolayca yenebileceklerini düşünen bazı askerler saldırıya geçti ancak geri çekilen Moğollar tarafından pusuya düşürüldüler ve büyük kayıplar verdiler.

Bu başarısız çıkışın ardından şehir savunması zayıfladı. Moğollar şehri tamamen kuşattı. Esirlerden oluşturulan birlikler, Moğol ordusu gibi düzenlenerek surların çevresinde gösterildi ve savunucular üzerinde büyük bir korku meydana getirildi.

Semerkand halkı uzun süre direnmeye çalıştı. Ancak sürekli saldırılar, surların tahrip edilmesi ve askerler arasındaki kararsızlık sonucunda teslimiyet fikri güç kazandı. Şehir ileri gelenlerinden oluşan bir heyet Cengiz Han’ın huzuruna gönderildi.

Moğollar şehre girdikten sonra askerî direniş gösteren unsurlar hedef alındı. Özellikle Kanklı askerleri büyük kayıplar verdi. Ulu Cami’ye sığınarak direnen yaklaşık 800–1000 kadar asker, camiyle birlikte yakıldı. Sultan Muhammed’in bazı kumandanları öldürüldü, halkın önemli bir bölümü ise esir edilerek Moğol ordusunda kullanılmak üzere dağıtıldı.

Semerkand’ın ele geçirilmesiyle Mâverâünnehir’in en önemli merkezleri Moğolların hâkimiyetine girmiş oldu. Cengiz Han, şehirde büyük miktarda vergi topladı ve buraya bir miktar asker bıraktı.

Sultan Muhammed’in Takibi

Semerkand’ın düşmesinden sonra Cengiz Han’ın öncelikli hedefi Sultan Muhammed’i ele geçirmekti. Bu amaçla en başarılı kumandanlarından Cebe ve Sübedei’yi seçme süvari birlikleriyle Sultan’ın peşinden gönderdi.

Sultan Muhammed, Moğol ilerleyişi karşısında sürekli geri çekilmek zorunda kaldı. Daha önce ordusunun başında Moğollara karşı mücadele etmeye cesaret edememiş, devlet kuvvetlerini şehir garnizonlarına dağıtarak savunma yapmayı tercih etmişti. Bu durum Harezmşah ordularının birleşik bir güç olarak kullanılmasını engelledi.

Cengiz Han ise Mâverâünnehir’i ele geçirdikten sonra Harezm üzerine yürümek için hazırlıklara başladı.

Harezm’in Ele Geçirilmesi

Mâverâünnehir’in zaptından sonra sıra Harezm bölgesine gelmişti. Harezm, devletin siyasî merkezi ve Sultan Muhammed’in ailesinin bulunduğu bölgeydi. Cengiz Han buranın ele geçirilmesini imparatorluğun tamamen çökertilmesi için gerekli görüyordu.

Moğol orduları Harezm’e yönelirken bölgedeki şehirler arasında birlik bulunmuyordu. Daha önce Mâverâünnehir’de görülen savunma sorunları burada da devam etti. Şehirler kendi imkânlarıyla direnmeye çalışıyor, merkezî bir kumanda altında birleşemiyordu.

Cengiz Han, Harezm seferinde de ordularını farklı kollara ayırarak ilerledi. Şehirleri tek tek kuşatıp teslim olmaya zorladı. Direnen merkezlerde ise sert bir imha politikası uygulandı.

Bu süreçte özellikle başkent Gürgenç (Ürgenç), Harezmşahlar Devleti’nin son büyük direniş noktası hâline geldi. Şehir, zenginliği ve stratejik konumu sebebiyle büyük önem taşıyordu.

Gürgenç Kuşatması ve Harezmşahlar Devleti’nin Sonu

Cengiz Han, Mâverâünnehir’in ele geçirilmesinden sonra Harezm üzerine yürüdü. Ancak bölgenin en önemli şehri olan Gürgenç (Ürgenç), diğer merkezlerden farklı olarak güçlü bir direniş gösterdi. Şehir, Harezmşahlar Devleti’nin eski başkenti olması, zenginliği ve kalabalık nüfusu sebebiyle Moğollar için büyük önem taşıyordu.

Gürgenç’in savunmasında şehir halkı ve ileri gelenler etkili oldu. Sultan Muhammed’in annesi Terken Hatun’un da şehirde bulunması siyasî durumu daha karmaşık hâle getirdi. Harezmşah yönetimindeki iç çekişmeler ve kumandanlar arasındaki anlaşmazlıklar savunmayı güçleştiriyordu.

Cengiz Han, şehrin alınması için oğulları Çağatay ve Ögedey’i görevlendirdi. Daha sonra Cuci de bölgeye gönderildi. Ancak kardeşler arasında şehrin yönetimi ve kuşatma yöntemi konusunda anlaşmazlıklar çıktı. Özellikle Cuci’nin şehirle daha uzlaşmacı bir politika izlemek istemesi, diğer kardeşlerle arasında görüş ayrılığına yol açtı.

Moğollar Gürgenç önlerine geldiklerinde şehir halkı uzun süre direndi. Sulama kanalları ve nehirlerle çevrili olan şehir, doğal konumu sayesinde savunmaya elverişliydi. Kuşatma sırasında Moğollar büyük zorluklarla karşılaştılar. Şehrin dar sokakları ve yoğun yerleşimi, açık alandaki Moğol savaş yöntemlerinin uygulanmasını zorlaştırdı.

Bunun üzerine Moğollar şehri aşamalı olarak ele geçirmeye başladılar. Nehir yataklarının ve savunma hatlarının kontrol altına alınmasıyla şehir giderek kuşatıldı. Sonunda Moğollar şehre girmeyi başardı.

Gürgenç’in ele geçirilmesi sırasında büyük bir yıkım yaşandı. Şehir yağmalandı, halkın önemli bir bölümü öldürüldü veya esir edildi. Zanaatkârlar ve meslek sahipleri Moğol topraklarına gönderilmek üzere seçildi. Geri kalan nüfus ise farklı gruplara ayrılarak Moğol ordusunun hizmetine verildi.

Gürgenç’in düşmesiyle Harezmşahlar Devleti’nin siyasî merkezi ortadan kalkmış oldu. Böylece Cengiz Han’ın Batı seferinin en önemli aşamalarından biri tamamlandı.

Sultan Muhammed’in Son Günleri

Sultan Muhammed, Moğolların ilerleyişi karşısında sürekli geri çekilmiş ve yeni bir ordu toplamaya çalışmıştı. Ancak devlet teşkilatının çözülmesi, kumandanların bağımsız hareket etmesi ve halk desteğinin zayıflaması sebebiyle güçlü bir karşı koyuş gerçekleştiremedi.

Cengiz Han, Sultan’ın kaçmasını engellemek amacıyla en başarılı kumandanları Cebe ve Sübedei’yi görevlendirdi. Bu takip, Moğol tarihindeki en dikkat çekici askerî harekâtlardan biri oldu. Cebe ve Sübedei, İran ve Kafkasya yönünde ilerleyerek Sultan Muhammed’in izini sürdüler.

Sultan Muhammed, Hazar Denizi kıyısındaki Abiskun adalarından birine sığındı. Burada eski gücünü yeniden kazanma ümidi kalmamıştı. Hastalanan Sultan Muhammed, 1220 yılında hayatını kaybetti.

Onun ölümüyle Harezmşahlar Devleti’nin merkezi otoritesi tamamen ortadan kalktı. Ancak hanedanın mücadelesi sona ermedi. Sultan Muhammed’in oğlu Celâleddin Mengüberti, Moğollara karşı direnişi sürdürerek devletin devamını sağlamaya çalıştı.

Harezmşahlar Devleti’nin Yıkılışı

Cengiz Han’ın seferleri sonucunda Harezmşahlar Devleti birkaç yıl içinde çöktü. Mâverâünnehir, Harezm, Horasan ve İran’ın büyük bölümü Moğol hâkimiyetine girdi.

Devletin yenilgisinde yalnızca Moğolların askerî üstünlüğü değil, Harezmşah yönetimindeki siyasî ve askerî sorunlar da etkili oldu. Sultan Muhammed’in birleşik bir savunma yerine şehir merkezlerine dayalı bir savunma planı uygulaması, Moğolların kuvvetleri tek tek yok etmesine imkân verdi.

Bununla birlikte Harezmşah şehirleri birçok yerde şiddetli direniş gösterdi. Otrar, Buhara, Semerkand, Hocend ve Gürgenç gibi merkezlerdeki mücadeleler, Moğol istilasının uzun ve kanlı çatışmalar sonucunda gerçekleştiğini göstermektedir.

Harezmşahlar Devleti’nin yıkılmasıyla Orta Asya ve İran tarihinde yeni bir dönem başladı. Bölge, daha sonra Cengiz Han’ın kurduğu Moğol siyasî düzeninin bir parçası hâline geldi. Celâleddin Mengüberti’nin direnişi ise Moğol istilasına karşı son büyük Harezmşah mücadelesi olarak devam etti.

Celâleddin Mengüberti’nin Direnişi

Sultan Muhammed’in ölümünden sonra Harezmşah hanedanının liderliği oğlu Celâleddin Mengüberti’ye geçti. Moğol istilası sırasında devlet teşkilatı büyük ölçüde dağılmış olmasına rağmen Celâleddin, mücadeleyi sürdürmeye karar verdi.

Celâleddin’in ilk amacı dağılmış kuvvetleri yeniden bir araya getirmek ve Moğollara karşı yeni bir direniş merkezi oluşturmaktı. Ancak Harezmşah topraklarının büyük kısmı Moğolların eline geçmiş, eski yönetici sınıfın önemli bir bölümü ortadan kaldırılmıştı. Bu nedenle Celâleddin sınırlı imkânlarla hareket etmek zorunda kaldı.

Celâleddin, önce Horasan ve Afganistan bölgelerinde güç toplamaya çalıştı. Etrafında toplanan askerlerle birlikte Moğollara karşı mücadeleye başladı. Onun hareketi, Harezmşah Devleti’nin tamamen ortadan kalkmasından sonra bile hanedanın siyasî varlığını sürdürmesini sağladı.

Pervan Savaşı

Celâleddin Mengüberti’nin Moğollara karşı en önemli başarısı Pervan Savaşı oldu. 1221 yılında gerçekleşen bu savaşta Celâleddin, Moğol kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

Moğol komutanı Şigi Kutuku’nun kumandasındaki birlikler Celâleddin üzerine gönderildi. Celâleddin, ordusunu uygun bir yerde konuşlandırarak Moğolları karşılamaya karar verdi. Yapılan savaşta Harezmşah kuvvetleri üstün geldi ve Moğollar ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.

Pervan zaferi, Moğolların yenilmez olmadığını gösteren önemli bir gelişmeydi. Ancak zafer sonrasında Celâleddin’in ordusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve ganimet paylaşımı konusundaki sorunlar, bu başarının kalıcı bir siyasî sonuca dönüşmesini engelledi.

İndus Savaşı ve Son Mücadeleler

Pervan yenilgisinden sonra Cengiz Han bizzat harekete geçti ve Celâleddin’i takip etmeye başladı. Celâleddin Afganistan üzerinden Hindistan yönüne çekildi.

1221 yılında İndus Nehri kıyısında Cengiz Han ile Celâleddin arasında büyük bir savaş gerçekleşti. Harezmşah ordusu üstün Moğol kuvvetleri karşısında zor durumda kaldı. Celâleddin, savaşın sonunda geri çekilerek İndus Nehri’ni geçti ve Hindistan’a sığındı.

Cengiz Han, Celâleddin’in cesaretinden etkilenmiş ve onun savaşçı kişiliğine dikkat çekmiştir. Ancak Moğollar Celâleddin’i takip ederek ortadan kaldırmak istemişlerdir. Buna rağmen Celâleddin Hindistan’da bir süre daha varlığını korudu.

Daha sonra yeniden batıya dönen Celâleddin, İran, Irak ve Anadolu çevresinde hâkimiyet kurmaya çalıştı. Ancak bölgede güçlü devletlerin bulunması ve sürekli Moğol baskısı sebebiyle kalıcı bir devlet kuramadı.

1231 yılında Celâleddin Mengüberti’nin ölümüyle Harezmşah hanedanının siyasî mücadelesi sona erdi.

Moğol İstilası Sonrası Bölge

Harezmşahlar Devleti’nin yıkılması, Orta Asya ve İran tarihinde büyük bir değişime yol açtı. Mâverâünnehir, Harezm ve Horasan gibi eski siyasî merkezler Moğol hâkimiyetine girdi.

Moğol istilası sırasında birçok şehir ağır tahribata uğradı. Nüfus kayıpları yaşandı, ekonomik hayat kesintiye uğradı ve bölgedeki eski siyasî düzen ortadan kalktı. Bununla birlikte Moğollar zamanla bu bölgelerde yeni idarî yapılar kurarak hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar.

Harezmşahlar Devleti’nin yıkılışı, İslâm dünyasının doğu kesiminde Moğol ilerleyişinin başlangıç aşamasını oluşturdu. Bu süreç daha sonra İran’da İlhanlı Devleti’nin kuruluşuna ve Orta Asya’daki siyasî dengelerin yeniden şekillenmesine zemin hazırladı.

Gürgenç’in Kuşatılması ve Düşüşü

Harezm’in en önemli şehirlerinden biri olan Gürgenç, yalnızca devlet merkezi olması sebebiyle değil, sahip olduğu doğal savunma imkânları ve askerî gücüyle de büyük önem taşıyordu. Şehirde Sultan Muhammed Harezmşah’ın annesi Terken Hatun bulunuyor, emrinde kendisine bağlı çok sayıda kuvvet yer alıyordu. Gürgenç halkı da daha önceki askerî faaliyetlerde görüldüğü üzere savaşçı bir topluluk olarak tanınıyordu.

Bu sebeple Cengiz Han, Çağatay ve Ögeday kumandasındaki kuvvetleri yeterli görmeyerek kendi özel tümeniyle birlikte Bo’orçu kumandasındaki birlikleri, Cuci’nin emrindeki kuvvetleri ve Semerkant kuşatmasından sonra serbest kalan birlikleri Gürgenç üzerine gönderdi. Ayrıca Cengiz Han, Terken Hatun ile Sultan Muhammed arasındaki anlaşmazlıktan yararlanarak Harezm’in direncini siyasî yönden de zayıflatmaya çalıştı.

Cengiz Han’ın elçisi Danişmend, Terken Hatun’a gönderilerek kendisinin Sultan Muhammed’e karşı sefer hâlinde olduğu, ancak onun hâkimiyetindeki Harezm, Horasan ve Ceyhun ötesi bölgelere karşı bir niyet taşımadığı bildirildi. Bu teklif, Moğol ordularına karşı direnilmemesi şartıyla bölgenin korunacağı anlamına geliyordu.

Ancak elçinin Gürgenç’e gelişi sırasında Sultan Muhammed Harezm’den ayrılmıştı. Sultan’ın kaçışı ve Moğol ordusunun yaklaşması, Terken Hatun’un siyasî gücünü büyük ölçüde sarstı. Terken Hatun, başkenti terk ederek kadınları, çocukları ve hazineyi yanına aldı ve Harezm’den ayrıldı. Ayrılırken, daha önce sarayda tutulan bazı hükümdar ve şehzade mensuplarının öldürülmesini emretti. Öldürülenler arasında Sadr-ı Cihan Burhaneddin Muhammed, kardeşi İftihar-ı Cihan ve onun oğulları da bulunuyordu.

Terken Hatun’un amacı, tekrar iktidara dönebileceği düşüncesiyle taht üzerinde hak iddia edebilecek kişileri ortadan kaldırmaktı. Ancak Harezm’e bir daha dönmesi mümkün olmadı. Yolculuk sırasında kendisine bağlı birçok kişi onu terk etti. Yanında yalnızca birkaç ileri gelen ve Nizamü’l-mülk Nasırüddin gibi bazı kimseler kaldı.

Terken Hatun, Mazenderan’daki Hal kalasına ulaştığında Cebe ve Subutay kuvvetlerinden bir Moğol birliği tarafından kuşatıldı. Yağmurun kesilmesi sebebiyle su sıkıntısı yaşayan kale halkı sonunda teslim olmak zorunda kaldı. Sultan Muhammed’in küçük çocukları öldürüldü; hazine, Sultan’ın kızları, eski vezirler ve Terken Hatun esir alınarak Cengiz Han’a gönderildi. Terken Hatun daha sonra Karakurum’daki Moğol sarayında yaşadı ve 1232-1233 yılında öldü.

Gürgenç’te Son Direniş

Terken Hatun’un ayrılmasından sonra Gürgenç yönetimsiz kaldı ve şehirde karışıklık başladı. Ali Kuh-i Drugan adlı bir kişi yönetimi ele geçirdi. Ancak onun yetersizliği çevresindeki bazı kişilerin halk üzerinde baskı kurmasına ve devlet gelirlerini kendi aralarında paylaşmasına yol açtı.

Daha sonra bazı eski divan görevlileri sahte fermanlarla Gürgenç’e gelerek yönetimi yeniden düzenlemeye çalıştılar. Bu sırada Sultan Muhammed’in ölümünden sonra oğlu Celâleddin Harezm’e geldiyse de, Terken Hatun’un seçtiği eski veliaht taraftarlarının muhalefeti ve suikast girişimleri nedeniyle bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Moğol ordularının yaklaşması üzerine Gürgenç halkı ve ileri gelenleri Terken Hatun’un akrabalarından Hûmar Tigin’i hükümdar ilan etti. Şehrin savunmasına karar verildi. Devlet merkezinde bulunan önemli kumandanlar arasında Nuh Pehlevan, Oğul Hacib, Kinay Tigin, Feridun-i Guri, Erbuka Pehlevan ve Timur Melik gibi isimler bulunuyordu. Şehirde yaklaşık doksan bin Kanklı asker vardı.

Bo’orçu, Çağatay ve Ögeday kumandasındaki Moğol kuvvetleri Gürgenç üzerine yürüdü. Cuci’nin kuvvetleri de daha sonra bu orduya katıldı. Moğol ordusunun toplam gücü yüz binin üzerindeydi. Ancak şehrin düşmesindeki temel etken yalnızca askerî üstünlük değil, Moğolların uyguladığı savaş taktikleri oldu.

Moğollar, Semerkant’ta kullandıkları sahte geri çekilme ve pusu yöntemini burada da uyguladılar. Şehirden çıkan Harezm kuvvetleri geri çekilen Moğol birliklerini takip ederek Bağ-ı Hurrem bölgesine kadar ilerledi. Burada pusuya düşürülen Harezm ordusunun büyük bir kısmı imha edildi.

Bundan sonra Moğollar şehre girmeyi başarsalar da şehir içindeki mücadele devam etti. Kadın ve erkekler birlikte savunmaya katıldı. Sokaklarda barikatlar kuruldu, binalar savunma noktalarına dönüştürüldü. Moğollar evleri ateşe vererek ilerlemeye çalıştı. Şehrin doğu kısmı ele geçirildikten sonra batı tarafına geçmeye çalışan Moğol birliklerinden bir bölümü ani bir saldırıyla yok edildi.

Gürgenç halkının direnişi uzun süre devam etti. Ancak zamanla savunma imkânları tükendi. Moğollar şehri ele geçirdiğinde Gürgenç büyük ölçüde yıkılmıştı. Ceyhun suyunun yön değiştirilmesiyle şehir sular altında kaldı; saraylar, medreseler, kütüphaneler ve zengin yapılar yok oldu. Cüveynî’nin ifadesiyle Harezm, daha önce hükümdarların ve ileri gelenlerin merkezi iken harabelere dönüştü.

Kuşatma yaklaşık dört ay sürdü ve 1221 yılında sona erdi. Şehrin erkekleri Moğollar arasında paylaştırıldı, kadınlar ve çocuklar esir alındı. Zanaatkârlar ve sanat erbabı ise doğuya gönderildi.

Sultan Muhammed Harezmşah’ın Kaçışı ve Ölümü

Sultan Muhammed Harezmşah, Moğolların Mâverâünnehir’deki şehirleri ele geçirmesi üzerine bölgeden ayrıldı. Önce silahlı grupları toplamayı düşünse de daha sonra Hindistan taraflarına gitme fikrine yöneldi. Horasan’a geçilmesini önerenler olduğu gibi, oğlu Celâleddin karşı çıkarak mevcut kuvvetlerin toplanmasını ve Moğollara karşı saldırıya geçilmesini savundu.

Ancak Sultan Muhammed, yaşadığı korku ve endişe sebebiyle bu önerileri kabul etmedi. Mâverâünnehir’i terk ederek Horasan’a yöneldi. Bu sırada Cengiz Han’ın gönderdiği birlikler onun peşine düşüyor, aynı zamanda Harezm ordusu içindeki bazı kişiler ve eski düşmanları Moğollarla iş birliği yapıyordu.

Sultan, birçok yerde tutunmaya çalıştı ancak karşı koymaya yanaşmadı. Rey ve Taberistan üzerinden Mazenderan’a geçti. Cebe ve Subutay kuvvetleri de onu takip ederek bölgedeki şehir ve kaleleri denetim altına aldı.

Sultan Muhammed sonunda Hazar Denizi’nin güneydoğusundaki Abeskun adalarından birine sığındı. Burada hastalandı ve eski ihtişamından geriye yalnızca küçük bir sığınak kaldığını düşünerek büyük bir üzüntüye kapıldı. Ailesinin, hazinesinin ve ülkesinin Moğolların eline geçtiğini öğrenmesi de onu derinden etkiledi.

Yaklaşık dört ay adada kaldıktan sonra Aralık 1220’de hayatını kaybetti. Ölümünden önce oğlu Celâleddin’i veliaht ilan etti ve kendi kılıcını ona teslim ederek herkesin onun etrafında birleşmesini istedi.

Sultan Muhammed’in ölümü, Terken Hatun’un esareti ve Mâverâünnehir ile Harezm’in Moğollar tarafından ele geçirilmesiyle Harezmşahlar Devleti sona erdi. Celâleddin Mengüberti’nin sonraki yıllarda sürdürdüğü mücadele ise ayrı bir dönem olarak değerlendirilir.

Kaynaklar

Harezmşahlar tarihine ilişkin kaynaklar; münşeat mecmuaları, vakayinameler, edebî eserler, seyahatnameler ve hatıralar ile sikkeler ve kitabelerden oluşur. Bu kaynaklar devletin siyasi tarihi, dış ilişkileri, askerî faaliyetleri ve idarî yapısı hakkında geniş bilgi verir. Daha sonraki dönemlerde kaleme alınan genel tarih eserleri ise ana kaynaklardaki bilgilerin karşılaştırılmasında ve farklı rivayetlerin değerlendirilmesinde kullanılır.

Harezmşahlar hakkında doğrudan veya dolaylı bilgi içerdiği bilinen bazı eserler günümüze ulaşmamıştır. Muhammed-i Pâyizî’nin Şehinşahnâme’si, Seyyid Sadrüddin-i Nişaburî’nin Tarih-i Harezmşahî’si, Ebü’l-Hasan Beyhakî’nin Meşâribü’t-Tecârib’i, Muhammed b. Muhammed b. Arslan el-Harezmî’nin Harezm tarihi ve Şehâbeddin Sühreverdî’nin Risâletü’l-Asımiyye’si bunlar arasındadır. Ermeni tarihçisi Vanagan Hovhannes’in kayıp eseri de Harezmşahlar ve Moğol istilası hakkında bilgi veren kaynaklardan biri olarak bilinmektedir.

Münşeat mecmuaları

Harezmşahlar dönemindeki resmî ve özel yazışmaların toplandığı münşeat mecmuaları, devletin siyasi ve diplomatik tarihinin başlıca kaynaklarıdır. Bu mecmualarda hükümdarlar arasında gönderilen mektuplar, cevapnameler, fermanlar, menşurlar, ahitnameler ve fetihnameler yer alır.

Harezmşah Atsız döneminden Alâeddin Tekiş’in hükümdarlığının ilk yıllarına kadar İnşa Divanı’nın başında bulunan Reşîdüddin Vatvat’ın eserleri bu grubun önemli örneklerindendir. Ebkârü’l-Efkâr fi’r-Resâil ve’l-Eş‘âr, Arapça ve Farsça mektupların yanı sıra kasideler, özel yazışmalar ve Cend Fetihnâmesi gibi siyasi belgeler içerir.

Vatvat’ın en geniş yazışma koleksiyonlarından biri olan Arâisü’l-Havâtır ve Nefâisü’n-Nevâdir’de komşu hükümdarlara gönderilen mektuplar ve bunlara verilen cevaplar toplanmıştır. Vakayinamelerde ayrıntılı biçimde yer almayan bazı dönemler bu belgeler yardımıyla aydınlatılabilmektedir. Umdetü’l-Bülegā ve Uddetü’l-Fusahâ ile Münşeat-ı Reşîdüddin Vatvat da diğer mecmualarda bulunmayan bazı siyasi yazıları ve özellikle Atsız dönemine ait belgeleri ihtiva eder.

Sultan Alâeddin Tekiş’in İnşa Divanı başkanı Bahâeddin Muhammed b. Müeyyed el-Bağdadî’nin hazırladığı et-Tevessül ile’t-Teressül, dönemin en önemli münşeat mecmualarındandır. Eserde fermanlar, menşurlar, ahitnameler, fetihnameler, çevredeki hükümdarlara gönderilen mektuplar ve müellifin devlet adamlarıyla yaptığı yazışmalar bulunur. Belgeler, Tekiş döneminin siyasi gelişmeleri ile Harezmşahların Kanglı ve Kıpçak topluluklarıyla ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgi verir.

Leningrad Münşeat Mecmuası, Harezmşahlar döneminden kalan en geniş belge koleksiyonlarından biridir. Mecmuada Reşîdüddin Vatvat, Müntecebüddin Bedî ve farklı müelliflere ait toplam 149 belge yer alır. Bunların yetmiş sekizi Harezmşahlar Devleti’ne, otuz beşi Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na aittir. Koleksiyonda Kirman Selçukluları, Gazneliler ve Saffârîlere ilişkin yazışmalar da bulunmaktadır. Belgelerin önemli bir bölümünün başka nüshası bilinmemektedir.

Sultan Sencer’in İnşa Divanı başkanı Müntecebüddin Bedî’nin yazılarından oluşan Atebetü’l-Ketebe, Büyük Selçuklu idarî teşkilatı hakkında önemli bilgiler verir. Eser, iç idareye ait menşurlar ve özel mektuplar içermekle birlikte devletler arası siyasi yazışmalara yer vermediği için Harezmşahlar tarihi bakımından daha sınırlı bir kaynaktır.

Vakayinameler

Harezm’in Selçuklu hâkimiyetine geçiş dönemi için Ebü’l-Fazl Beyhakî’nin Tarih-i Beyhakî adlı eseri temel kaynaklardan biridir. Şerefüzzaman el-Mervezî’nin Tabâyiü’l-Hayevân’ı da Anuş Tegin ve oğullarının ilk dönemleriyle ilgili bazı olayları aydınlatır.

Harezmşahların Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Irak Selçukluları ile ilişkileri hakkında İmâdeddin el-İsfahanî’nin, Bündârî tarafından Zübdetü’n-Nusra ve Nuhbetü’l-Usra adıyla kısaltılan eseri önemli bilgiler içerir. Özellikle 1194’te Alâeddin Tekiş tarafından ortadan kaldırılan Irak Selçuklu Devleti’nin iç yapısını ve son dönemini anlamaya yardımcı olur.

Râvendî’nin 1202’de kaleme aldığı Râhatü’s-Sudûr ve Âyetü’s-Sürûr, Irak Selçuklularının son yılları ile Harezmşahların Irak-ı Acem’deki faaliyetlerinin başlıca kaynaklarındandır. Eserde Azerbaycan atabegleriyle Selçuklu hanedanı arasındaki ilişkiler, Harezm ordularının bölgedeki ilerleyişi, meydana gelen mücadeleler, emirlerin ve halkın durumu şahsi gözlemlere dayanılarak anlatılır. Alâeddin Tekiş’in siyaseti ve kişiliği hakkında da ayrıntılı kayıtlar bulunur.

Irak Selçuklu hükümdarı Sultan Tuğrul ile Alâeddin Tekiş arasındaki mücadele, Ebû Hâmid Muhammed b. İbrahim’in Zahîrüddin-i Nişaburî’nin Selçuknâme’sine devam olarak yazdığı risalede günü gününe aktarılır. Bu metin Reşîdüddin’in Câmiü’t-Tevârîh’inde korunmuştur. Nâsıh-ı Cürbâzekânî’nin Tarih-i Yemînî tercümesine eklediği bölüm de Irak-ı Acem’in iç durumu ve Harezmşahların faaliyetleri hakkında tamamlayıcı bilgiler verir.

Ahbârü’d-Devleti’s-Selçukıyye, Büyük Selçuklu tarihine ilişkin genel bilgilerin yanı sıra Harezmşahlarla ilgili özgün kayıtlar içerir. Cemâleddin İbn Vâsıl’ın Müferricü’l-Kürûb adlı Eyyûbî tarihinde de Harezmşahlara ilişkin bazı bilgiler bulunmaktadır. Bağdat’taki gelişmeler İbnü’l-Cevzî’nin el-Muntazam’ında ve Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin Mir’âtü’z-Zamân’ında ele alınır. Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh ile Harezmşahlar arasındaki mücadeleler hakkında İbnü’t-Tiktakā’nın el-Fahrî’si ve Hindûşah-ı Nahcivânî’nin Tecâribü’s-Selef’i tamamlayıcı bilgi verir.

İbn Funduk’un Tarih-i Beyhak’ı ile Tarih-i Sistan, Beyhak ve Sicistan bölgelerinde meydana gelen olayların takip edilmesine imkân verir. Taberistan’daki Harezmşah faaliyetleri için İbn İsfendiyâr’ın 1216’da kaleme aldığı Tarih-i Taberistan başlıca kaynaklardan biridir. Eserin özellikle son bölümleri, Harezmşahların Horasan ve Irak’taki faaliyetleriyle Taberistan seferleri hakkında ayrıntılı bilgi içerir. Zâhirüddin-i Mar‘aşî’nin daha geç bir tarihte yazdığı Tarih-i Taberistan ve Rûyân ve Mâzenderan büyük ölçüde İbn İsfendiyâr’a dayanır.

Kirman’daki gelişmeler için Efdalüddin-i Kirmânî’nin 1209’da kaleme aldığı Bedâyiü’l-Ezmân ile bunun devamı niteliğindeki el-Muzâf önem taşır. Nasîrüddin-i Kirmânî’nin Sımtü’l-Ulâ adlı eserinin ilk bölümleri de Harezmşahlarla bağlantılı Kirman olayları hakkında bilgi verir.

Harezmşahların Mâverâünnehir’le ilişkileri ve Buhara ile Semerkant’taki gelişmelere müdahaleleri, Narşahî’nin Tarih-i Buhara’sı ve Muhammed es-Semerkandî’nin Sindbâdnâme’si yardımıyla takip edilebilir.

Harezmşahlar tarihinin en önemli kaynaklarından biri, Şehâbeddin Muhammed en-Nesevî’nin Sîretü’s-Sultân Celâleddîn Mengübertî adlı eseridir. Celâleddîn Harezmşah’ın İnşa Divanı başkanlığını yapan Nesevî, Sultan Muhammed döneminin birçok gelişmesine tanık olmuş, devlet adamları ve kumandanlarla yakın ilişkiler kurmuştur. Eserin giriş bölümleri Harezmşahların idarî ve askerî yapısı, Sultan Muhammed, Terken Hatun ve devletin iç durumu hakkında ayrıntılı bilgiler verir. Nesevî, devletin kuvvetli ve zayıf yönlerini eleştirel bir yaklaşımla aktararak imparatorluğun kısa sürede çökmesinin sebeplerini ortaya koyar.

Alâeddin Atâ Melik Cüveynî’nin 1260’ta tamamladığı Tarih-i Cihangüşâ da Harezmşahlar tarihinin temel kaynaklarındandır. Cüveynî, Harezmşahlar hizmetinde bulunmuş itibarlı bir aileye mensuptu. Dedesi, Sultan Muhammed ve Celâleddîn dönemlerinde İstifa Divanı başkanlığı yapmıştı. Eserin ikinci cildi doğrudan Harezmşahlar tarihine ayrılmış, diğer ciltlerde de devletin İsmâilîler ve Moğollarla ilişkileri hakkında geniş bilgi verilmiştir.

1240’ta kaleme alınan Moğolların Gizli Tarihi, Harezmşahlar hakkında sınırlı bilgi içerse de Arapça ve Farsça kaynaklarla karşılaştırıldığında bazı meselelerin açıklanmasına yardımcı olur. Reşîdüddin Fazlullah başkanlığındaki bir heyet tarafından hazırlanan Câmiü’t-Tevârîh de kısmen Tarih-i Cihangüşâ’ya dayanmakla birlikte Harezmşahlar ve Moğol istilası hakkında önemli bir kaynaktır. Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk adlı eseri ise bu kaynaklardan aktarılan bilgilerle bazı sözlü rivayetleri bir araya getirir.

Dönemin genel tarihleri arasında İbnü’l-Esîr’in 1230’da tamamladığı el-Kâmil fi’t-Târîh ilk sırada yer alır. Müellif, olayların önemli bir bölümünü görgü tanıklarından aktarmış, farklı rivayetleri karşılaştırmış ve çözemediği uyuşmazlıkları belirtmiştir. Bu yönüyle eser, Harezmşahların siyasi tarihi ve Moğol istilası için en güvenilir kaynaklardan biridir.

Minhâc-ı Sirâc el-Cûzcânî’nin 1260’ta Hindistan’da kaleme aldığı Tabakāt-ı Nâsırî de başlıca kaynaklardandır. Cûzcânî, Harezmşahlar Devleti’nin yıkılışından ve Moğol istilasının başlangıcından hemen önce Horasan’da bulunmuştur. Eserde bazı sayısal abartılar görülmekle birlikte dönemin olayları hakkında değerli bilgiler yer alır.

Kādî Beyzâvî’nin Nizâmü’t-Tevârîh adlı eseri kısa ve sınırlı bilgi içerir. Bar Hebraeus’un Süryanice kroniği ise kısmen el-Kâmil’e dayanmakla birlikte Moğol istilası hakkında daha ayrıntılı kayıtlar verir. Câmiü’t-Tevârîh’in dünya tarihine ayrılan ikinci cildinde de Harezmşahlar için geniş bir bölüm bulunmaktadır.

Daha sonraki genel tarihlerin çoğu, önceki kaynaklardan yapılan nakillere dayanır. Bu eserler arasında İbnü’l-Amîd’in el-Mecmûu’l-Mübârek’i, Şebânkâreî’nin Mecma‘u’l-Ensâb’ı, Hamdullah Müstevfî’nin Tarih-i Güzîde’si ve Zafernâme’si, anonim Tarih-i Âl-i Selçuk, Makrîzî’nin es-Sülûk’u, İbn Arabşah’ın Fâkihetü’l-Hulefâ’sı, Bedreddin Aynî’nin İkdü’l-Cümân’ı, Mirhând’ın Ravzatü’s-Safâ’sı, Hândmîr’in Habîbü’s-Siyer’i ve Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin Câmiü’d-Düvel adıyla da bilinen tarih eseri yer alır. Bu kaynakların verdiği bilgiler, ana eserlerle karşılaştırılarak kullanılmalıdır.

Edebî kaynaklar

Harezmşahlar dönemine ait edebî eserler, hükümdarların faaliyetleri ve dönemin siyasi atmosferi hakkında tamamlayıcı bilgiler sunar. Reşîdüddin Vatvat’ın münşeat mecmualarında Harezmşah hükümdarları için yazılmış kasideler ve methiyeler bulunur. Râhatü’s-Sudûr ve Tarih-i Cihangüşâ gibi tarih eserlerinde de çağdaş şairlerden alınmış tarihî değere sahip kıta ve rubailer yer alır.

Şirvanlı şair Hâkānî’nin Harezmşahlar için yazdığı kasideler bu grubun dikkat çekici örneklerindendir. Muhammed Avfî’nin 1221’de kaleme aldığı Lübâbü’l-Elbâb, dönemin edebî hareketlerini, şairlerini ve ediplerini tanıtan başlıca eserdir. Horasan, Harezm, Mâverâünnehir, Taberistan ve İran’ı dolaşan Avfî’nin Cevâmiü’l-Hikâyât adlı eserinde de Harezmşahlar dönemine ilişkin bazı kayıtlar bulunmaktadır.

Seyahatnameler ve hatıralar

Yâkūt el-Hamevî’nin Mu‘cemü’l-Büldân adlı coğrafya eseri, Harezmşah ülkesinin şehirleri ve coğrafi özellikleri için başlıca kaynaklardan biridir. Moğol istilasından hemen önce Harezm ve Mâverâünnehir’i gezen müellif, kişisel gözlemlerini eserine aktarmıştır.

Zekeriyyâ el-Kazvînî’nin Âsârü’l-Bilâd adlı eserinde de Harezm ve çevresiyle ilgili bazı önemli bilgiler yer alır. Cengiz Han’ın batı seferi sırasında onunla birlikte Mâverâünnehir’e gelen Çinli seyyah Yelü Çutsay’ın Semerkant ve Harezm hakkındaki kısa kayıtları da dönemin şartlarını yansıtır.

Sultan Muhammed Harezmşah’ın maiyetinde bulunan ve Moğollar önünde onunla birlikte geri çekilen Şems-i Kays er-Râzî, el-Mu‘cem fî Me‘âyîri Eş‘âri’l-Acem adlı eserinin girişinde yaşadığı olaylara ilişkin bazı hatıralarını aktarmıştır.

Bağdatlı hekim Abdüllatif el-Bağdâdî ise Sultan Muhammed’in Mısır ve Suriye üzerindeki hedefleri, Moğollar hakkındaki gözlemleri ve Moğol ordusuyla Harezmşah ordusu arasındaki stratejik farklılıklar hakkında bilgiler vermiştir.

Sikkeler ve kitabeler

Harezmşahlar döneminden günümüze ulaşan kitabeler oldukça azdır. Bu durum Moğol istilası sırasında meydana gelen büyük tahribatla açıklanabilir. Buna karşılık özellikle Alâeddin Tekiş döneminden itibaren Harezmşahlara ait sikkelerin sayısı artmıştır. Bu sikkeler hükümdar unvanları, hâkimiyet alanları ve siyasi gelişmeler hakkında tamamlayıcı bilgiler sağlar.

Türkçe kelimelerin ve kişi adlarının tespitinde Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugāti’t-Türk adlı eserinden; bazı şahısların biyografileri için İbn Ebû Usaybia’nın Uyûnü’l-Enbâ’sı ile İbn Hallikân’ın Vefeyâtü’l-A‘yân’ından yararlanılmaktadır.

İçindekiler