Altay Dağları
Daha fazla eylem
Altay Dağları, Orta Asya'da Rusya, Çin, Moğolistan ve Kazakistan sınırlarının kesiştiği bölgede uzanan büyük bir dağ sistemidir. İrtiş ve Ob nehirlerinin kaynak sahasını oluşturan bu dağlar, Avrasya'nın önemli su toplama havzalarından biridir. Sıradağın en yüksek noktası deniz seviyesinden 4.506 metre yükselen Beluha Dağı'dır.
Altay Dağları kuzeydoğuda Sayan Dağları ile birleşirken, güneydoğuya doğru alçalarak Gobi Çölü'nün yüksek platolarına ulaşır. Güneybatıda ise Cungarya Havzası tarafından Tanrı Dağları'ndan ayrılır. Yaklaşık 45°-52° kuzey enlemleri ile 84°-99° doğu boylamları arasında uzanan dağ sistemi, Orta Asya'nın başlıca doğal sınırlarından birini meydana getirir.
Bölgenin nüfusu seyrektir ve başta Türk toplulukları ile Moğollar olmak üzere çeşitli etnik gruplardan oluşur. Ayrıca Volga Almanları da bölgede yaşamaktadır. Yerli nüfusun önemli bir bölümü yarı konargöçer hayat tarzını sürdürmektedir. Ekonomik faaliyetler büyük ölçüde sığır, koyun ve at yetiştiriciliği, avcılık, tarım, ormancılık ve madenciliğe dayanır.
Dil biliminde bir dönem kullanılan ve günümüzde geçerliliğini yitirmiş kabul edilen Altay dil ailesi görüşü de adını bu dağlardan almıştır.
Adı
Altay adı, Eski Türkçedeki altun ve Eski Moğolcadaki altan (altın, altın renkli) kelimeleriyle aynı kökten türemiştir. Bu ad, dağların zengin maden kaynakları ve görkemli görünümüyle ilişkilendirilmektedir. Dil biliminde Türk dilleri ile Moğolca arasında görülen ses değişimleri nedeniyle kelimenin farklı biçimleri ortaya çıkmıştır.
Altay Dağları, bölgede konuşulan çeşitli dillerde farklı adlarla anılmaktadır. Moğolcada Altain Nuruu, Altay Türkçesinde Altay Tuular, Kazakçada Altay Tauları, Rusçada Altayskiye Gory, Uygurcada Altay Tağliri, Çince A'ertai Şanmai(阿尔泰山脉) ve Dungancada Arte Şanme adları kullanılmaktadır. Bu adların tamamı "Altay Dağları" anlamını taşımaktadır.
Coğrafya
Altay Dağları, yaklaşık 845.000 km²'lik bir alanı kaplayan ve kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 2.525 km boyunca uzanan geniş bir dağ sistemidir. Dağ silsilesi, Orta Asya'nın iç kesimlerinde farklı yükselti kuşakları, platolar, vadiler ve göllerden oluşan karmaşık bir topoğrafya meydana getirir.
Sıradağın kuzey kesimini, Saylugem (Kolyvan Altayı) adı verilen dağ kuşağı oluşturur. Ortalama yüksekliği 1.500-1.750 metre arasında değişen bu kesimde kar örtüsü kuzey yamaçlarda yaklaşık 2.000, güney yamaçlarda ise 2.400 metrelerden itibaren başlar. Saylugem Dağları'nın doğu ve güneydoğusu, Ukok, Çuya ve Kendikti gibi yüksek platolar aracılığıyla Moğolistan platosuna bağlanır.
Altaylar, Uvs, Hırgas, Dorgon ve Har gibi büyük göllerin yer aldığı geniş bir havzayı çevreler. Bölgeyi Tannu-Ola ve Han Höhii gibi dağ sıraları kuşatır. Dağ sisteminin kuzeybatı yamaçları oldukça dik olup ulaşımı güçleştirir. Bu kesimde yer alan Beluha Dağı (4.506 m), Altayların en yüksek zirvesidir. Zirvenin çevresinde çok sayıda buzul ve buzul kökenli yer şekli bulunur. Moğolistan sınırındaki Hüiten Zirvesi (4.374 m) ise dağ sisteminin ikinci yüksek noktasıdır.
Ana sıradağdan ayrılan çok sayıda yan kol, Altayların geniş bir alana yayılmasını sağlamıştır. Çuya, Katun, Kholzun, Korgon ve Tigirek sıraları bunların başlıcalarıdır. Bu dağların önemli bölümü yılın büyük kısmında karla kaplıdır ve kuzey yamaçlarında çok sayıda buzul yer alır.
Altay Dağları, derin vadileriyle de dikkat çeker. Katun Nehri, Beluha Dağı'nın güneybatı yamaçlarından doğarak dar bir boğazdan geçer ve daha geniş bir vadiye ulaşır. Yaklaşık 600 kilometre boyunca ilerledikten sonra Biya Nehri ile birleşerek Ob Nehrini meydana getirir. Çarış, Uba, Ulba ve Buhtarma vadileri de dağ sisteminin başlıca akarsu koridorlarıdır. Buhtarma Vadisi'nin yukarı kesimlerinde Berel ve Katun buzulları gibi önemli buzullar bulunur.
Doğu Altay'da yer alan Teletskoye Gölü, yaklaşık 80 kilometre uzunluğu ve 310 metreyi bulan derinliğiyle bölgenin en büyük tektonik göllerinden biridir. Gölün çevresi dik yamaçlarla çevrilidir ve buradan doğan Biya Nehri kuzeye doğru akarak Katun ile birleşir.
Altay Dağları'nın kuzeyinde Kuznetsk Ala-Too sırası ve çevresindeki dağlık alanlar bu sistemin devamını oluşturur. Güneyde uzanan Moğol Altayı ise Hovd Havzası ile İrtiş Havzası arasında doğal bir sınır meydana getirir. Bu kesimde dağlar Cungarya Çöküntüsü'nden dik yamaçlarla yükselirken, kuzeye doğru Moğolistan platosuna daha yumuşak eğimlerle bağlanır.
Altay Dağları'nın başlıca zirveleri Beluha (4.506 m), Hüiten (4.374 m), Sutay (4.220 m), Mönhhayrhan (4.204 m) ve Tsambagarav'dır (4.195 m). Batı Moğolistan'daki Har Us Nuur Millî Parkı, Altay sisteminin güney kesiminde yer alan önemli koruma alanlarından biridir. Har Us, Har ve Dörgön göllerini kapsayan park, iki yüzden fazla kuş türüne ev sahipliği yapan sulak alanlarıyla öne çıkar.
Flora ve Fauna
Altay Dağları, Orta Asya ile Sibirya faunistik bölgelerinin kesişme alanında yer aldığından zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Bozkır, tayga, dağ ormanları ve alpin çayırlar gibi farklı yaşam ortamları, çok sayıda bitki ve hayvan türünün yaşamasına elverişli koşullar oluşturur.
Dağların sarp yamaçlarında Sibirya dağ keçisi, daha yumuşak eğimli kesimlerde ise argali yaban koyunu görülür. Geyikgiller arasında Altay kızıl geyiği, sığın, orman ren geyiği, Sibirya misk geyiği ve Sibirya karacası bulunur. Sığın ile ren geyiği daha çok dağ sisteminin kuzey kesimlerinde yaşarken, yaban domuzu eteklerde ve çevredeki alçak sahalarda yayılış gösterir. Geçmişte Moğol ceylanı da Rusya Altayları'nın Moğolistan sınırına yakın bozkırlarında görülmekteydi.
Bölgenin başlıca yırtıcıları arasında kar leoparı, boz kurt, Avrasya vaşağı ve boz ayı yer alır. Kuzey kesimlerde sansargil (wolverine) de yaşamaktadır. Tarihî kayıtlarda Asya yaban köpeğinin (dhole) Tanrı Dağları alt türünün Altaylarda yaşadığı belirtilmektedir. Kuş türleri bakımından da zengin olan bölgede, Batı Sibirya kartal baykuşu da yayılış gösterir.
Günümüzde soyu tükenmiş olan Hazar kaplanı, XX. yüzyılın başlarına kadar Altay Dağları'nın güney kesimlerinde, Zaysan Gölü ve Kara İrtiş çevresine kadar uzanan sahada yaşamıştır. Orta Çağ'da bölgede bulunan Avrupa bizonu ise zamanla ortadan kalkmış, günümüzde Altay Cumhuriyeti'ndeki bir yetiştirme merkezinde küçük bir sürü hâlinde korunmaktadır.
Altay Dağları'nın yüksek kesimlerindeki göl ve akarsu çevrelerinde, yaklaşık 2.000 metre yükseltiye kadar bataklık kurbağası da yaşamını sürdürmektedir.
Tarih
Altay Dağları, son buzul çağından bu yana ikliminde büyük değişiklikler yaşamayan bölgelerden biridir. Bu istikrarlı doğal çevre, tarih öncesi dönemlere ait birçok canlı türünün ve arkeolojik kalıntının korunmasını sağlamıştır.
Bölge, insanlık tarihinin en eski yerleşim alanlarından biri olarak kabul edilir. Güney Sibirya'daki Denisova Mağarasında bulunan yaklaşık 40.000 yıllık kalıntılar, modern insan (Homo sapiens), Neandertal ve Denisova insanının aynı bölgede yaşadığını göstermektedir. Mağarada ele geçirilen fosiller ile taş aletler, insan evriminin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Düşük sıcaklıklar sayesinde korunan DNA örnekleri, Denisova insanının genetik yapısının ayrıntılı biçimde incelenmesine imkân vermiştir. Bölgede ayrıca yaklaşık 33.000 yıl öncesine tarihlenen ve modern köpeklerle yakın akrabalık gösteren bir köpekgile ait kalıntılar da ortaya çıkarılmıştır.
Tunç Çağı'nda Altaylar, Avrasya bozkırlarının önemli kültür merkezlerinden biri hâline geldi. Bölgenin en eski hayvancı toplulukları arasında yer alan Afanasevo Kültürü, MÖ IV. binyılın sonlarında Altaylara ulaşarak göçebe hayvancılık geleneğinin gelişmesinde etkili olmuştur. Daha sonra Çemurçek ve Andronovo kültürleri bölgede hâkimiyet kurmuştur. Altaylar, yumuşak dokuların dahi korunduğu çok sayıdaki İskit (Saka) kurganıyla da tanınır. Pazırık Kurganları'nda bulunan mumyalar, dokumalar, ahşap eserler ve at koşum takımları, bozkır kültürünün en iyi korunmuş örnekleri arasında yer alır.
Araştırmacılar, MÖ II. binyılın başlarında ortaya çıkan Seima-Turbino Fenomeninin de Altaylar çevresinde şekillendiğini kabul etmektedir. Bu kültürel hareket, metal işleme teknikleri ile bazı toplulukların Avrasya'nın geniş kesimlerine yayılmasında etkili olmuştur.
Tarihî çağlarda Altay Dağları, birçok bozkır devletinin hâkimiyet sahasında kaldı. Bölge sırasıyla Asya Hun İmparatorluğu, I. Türk Kağanlığı, Uygur Kağanlığı ve Kırgız Kağanlığı sınırları içinde yer aldı. Bu dönemlerde yerli topluluklar dil ve kültür bakımından büyük ölçüde Türkleşti. Arkeolojik ve tarihî veriler, Doğu İskit toplulukları ile Altay'daki erken Türk toplulukları arasında belirli bir kültürel sürekliliğe işaret etmektedir.
I. yüzyıldan itibaren Altaylar, Sienpi Konfederasyonu ve ardından Juan-juan Kağanlığının egemenliğine girdi. Daha sonra Kitanların kurduğu Liao Hanedanı, Moğol İmparatorluğu, Çağatay Hanlığı, Kuzey Yuan ve Cungar Hanlığı bölgeyi kontrol etti. Bu uzun süreç boyunca Altaylar, Orta Asya ile Sibirya arasında siyasî ve kültürel geçiş alanı olma özelliğini korudu.
Altay Dağları, kayak tarihine ilişkin tartışmalarda da önemli bir yere sahiptir. Çin sınırları içindeki kaya resimlerinde kayak kullanan avcı tasvirleri bulunmuştur. Yaklaşık 4.000-5.250 yıl öncesine tarihlenen bu petroglifler, kayakçılığın ilk ortaya çıktığı bölgelerden birinin Altaylar olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca Batı Han Hanedanı dönemine ait Çin kaynaklarında Altay Dağları'nda kayak kullanan topluluklardan söz edilmektedir. Bununla birlikte, kayak sporunun kesin olarak bu bölgede ortaya çıktığı görüşü bilim dünyasında henüz ortak kabul görmemektedir.
UNESCO Dünya Mirası
Altay Dağları'nın çeşitli kesimleri, sahip oldukları doğal ve kültürel değerler nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.
Moğolistan'daki Altay Tavan Bogd Millî Parkı içinde yer alan Moğol Altayları Petroglif Kompleksleri, binlerce kaya resmi ve taş anıttan oluşur. Dünya Mirası alanı kapsamındaki Tsagaan Salaa Vadisi'nde yaklaşık 15 kilometrelik bir hat boyunca 10.000'i aşkın kaya resmi tespit edilmiştir. Bu petroglifler, tarih öncesi dönemlerden Orta Çağ'a kadar uzanan kültürel gelişimi belgeleyen önemli arkeolojik eserlerdir.
Altayların güneydoğusundaki İh Bogd Uul Millî Parkı, Gobi Altayı'nın en yüksek zirvesi olan İh Bogd Dağı'nı çevrelemektedir. Alpin çayırlar, dağ bozkırları ve yarı kurak çöl ekosistemlerini bir arada barındıran park, argali yaban koyunu ile Pallas kedisi gibi nadir türlerin yaşam alanları arasında yer alır.
Rusya sınırları içindeki Altay'ın Altın Dağları ise 1998 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dâhil edilmiştir. Yaklaşık 16.178 km² büyüklüğündeki bu koruma alanı; Altay ve Katun Tabiatı Koruma Alanları, Teletskoye Gölü, Beluha Dağı ve Ukok Platosunu kapsamaktadır. Alan, Orta Sibirya'da bozkırdan alpin kuşağa kadar uzanan bitki örtüsü zonlarının eksiksiz biçimde görülebildiği ender bölgelerden biridir. Ayrıca kar leoparı, Altay argalisi ve Sibirya dağ keçisi gibi küresel ölçekte tehdit altındaki türlerin korunması bakımından da uluslararası önem taşımaktadır.
Altaylar çevresindeki Uvs Nuur Havzası da UNESCO tarafından koruma altına alınan doğal alanlar arasında yer almaktadır.
Jeoloji
Altay Dağları, Hindistan levhasının Avrasya levhasıyla çarpışması sonucunda şekillenen geniş tektonik kuşağın kuzey ucunda yer alır. Bölge, başta Kuray Fay Zonu ve Taşanta Fay Zonu olmak üzere çok sayıda fay sistemi tarafından kesilmektedir. Bu fayların büyük bölümü bindirme ve sağ yanal doğrultu atımlı fay karakteri taşır; bazıları günümüzde de tektonik bakımdan aktiftir.
Dağ sisteminin jeolojik yapısı ağırlıklı olarak granitler ile metamorfik şistlerden oluşur. Fay zonlarının çevresindeki kayaçlar ise tektonik hareketlerin etkisiyle yoğun biçimde deformasyona uğramıştır.
Jeolojik araştırmalar, Altaylar'da buzul çağlarında büyük buzul göllerinin oluştuğunu göstermektedir. Bu göllerin setlerinin yıkılmasıyla meydana gelen taşkınlar, bölgenin vadileri ve akarsu sistemlerinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bazı araştırmalar, bu taşkınların Kuzey Amerika'daki Missoula Buzul Gölü taşkınlarından bile daha büyük ölçekli olduğunu ileri sürmektedir.
Depremsellik
Altay Dağları genel olarak düşük ve orta düzeyde sismik etkinliğe sahip olmakla birlikte, zaman zaman yıkıcı depremler meydana gelmektedir. Bunların en önemlilerinden biri, 27 Eylül 2003 tarihinde Çuya Havzası'nın güneyinde meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremdir. Deprem ve ardından yaşanan artçı sarsıntılar geniş bir alanda hasara yol açmış, Beltir köyü büyük ölçüde yıkılmış ve milyonlarca ABD doları tutarında ekonomik kayıp meydana gelmiştir.