Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Göktürk Fetret Devri

Ansiklo sitesinden

Göktürk Kağanlığı'nın Yıkılışı ve Çin Hâkimiyetinin Başlaması

Doğu Göktürk Devleti, İl Kağan döneminde iç karışıklıklar, boy isyanları ve 627 yılında yaşanan kıtlık nedeniyle hızla zayıfladı. T'u-li Kağan'ın uyguladığı ağır vergiler, Töles ve Moğol kökenli boyların ayaklanmasına yol açarken, Sir Tarduşların güçlenmesi ve bazı boyların Tang Hanedanı ile ilişki kurması devletin siyasî bütünlüğünü sarstı. Bu durumdan yararlanan Tang İmparatoru T'ai-tsung, Li Ching ve Li Chi kumandasındaki orduları kuzeye gönderdi. 630 yılında yenilgiye uğrayan İl Kağan önce Demir Dağı'na çekilip Tang'a bağlılığını bildirdiyse de Çin kuvvetlerinin saldırısıyla ordusu dağıldı; oğlu esir düştü ve çok sayıda boy beyi teslim oldu. Kaçmayı başaran İl Kağan kısa süre sonra yakalanarak Ch'ang-an'a götürüldü, idam edilmeyip Çin'de yaşamaya devam etti ve 634 yılında öldü. Onun esir düşmesiyle Doğu Göktürk Devleti yıkıldı.

T'u-li Kağan, Shih-pi Kağan'ın oğlu ve İl Kağan'ın yeğeniydi. Devletin doğu kanadını yönetmesine rağmen ağır vergi politikası nedeniyle boyların desteğini kaybetti. İsyanları bastırmakta başarısız olunca cezalandırıldı ve bir süre hapsedildi. Serbest bırakıldıktan sonra amcasıyla ilişkileri tamamen bozulunca 629 yılında Tang İmparatoru T'ai-tsung'a sığınarak Çin hizmetine girdi. Tang sarayında kendisine askerî ve idarî unvanlar verildi, beraberindeki Göktürk toplulukları Çin'in kuzeyindeki çeşitli bölgelere iskân edildi. Ancak Tang yönetimi, onu yeniden kağan ilan etmeyerek Göktürklerin eski siyasî gücünü canlandırabilecek bir merkezî otoritenin oluşmasını engelledi. T'u-li Kağan 631 yılında Çin'de öldü ve yerine oğlu Ho-lo-hu getirildi.

Devletin yıkılmasının ardından Göktürkler ortak bir siyasî otoriteden mahrum kaldı. Bir kısmı Ötüken'de güç kazanan Sir Tarduşların hâkimiyetini kabul ederken, bir kısmı Hami, Kuça, Aksu, Karaşar ve Kaşgar gibi Türkistan şehirlerine yerleşti. En büyük topluluk ise Tang İmparatorluğu'na sığındı. Çin kaynaklarına göre yaklaşık yüz bin kişiden oluşan bu kitlenin sınır bölgelerine yerleştirilmesi, Tang yönetiminde önemli bir güvenlik ve idare meselesi hâline geldi. Bu nedenle boylar farklı bölgelere dağıtılarak sıkı denetim altında tutuldu.

Çin’e Sığınan Göktürklerin Yerleştirilmesi

Doğu Göktürk Devleti'nin yıkılmasının ardından yüz bini aşkın Göktürk Çin'in kuzey sınırlarına geldi. Bu büyük göçebe nüfusun nasıl iskân edileceği ve yönetileceği, Tang sarayında kapsamlı tartışmalara yol açtı. Temel kaygı, Göktürklerin yeniden birleşerek siyasî ve askerî bir güç hâline gelmelerini önlemekti.

Sarayda öne sürülen görüşlerden biri, Göktürklerin Sarı Irmak'ın güneyindeki Çin şehir ve kasabalarına dağıtılarak yerleşik hayata geçirilmesi ve zamanla Çin toplumuna kaynaştırılmasıydı. Buna karşılık Yen Shih-ku, Göktürk ve Töles boylarının Sarı Irmak'ın kuzeyine yerleştirilmesini ve her boyun ayrı bir yönetici tarafından idare edilmesini önerdi. Li Pai-yao da benzer şekilde boyların kendi reisleri tarafından yönetilmesini, ancak doğrudan Tang imparatoruna bağlı kalmasını savundu. Ayrıca A-shih-na hanedanının yalnızca kendi boyu üzerinde yetki sahibi olması ve Ting-hsiang'da bir askerî valilik kurulması teklif edildi.

Tou Ching ise Göktürklerin Çin topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkarak, ileride yeniden tehdit oluşturabileceklerini ileri sürdü. Bunun yerine Göktürk kağanlarına Çin prenslik unvanları verilmesini, Çinli prenseslerle evlendirilmelerini ve eski yurtlarının çeşitli boylar arasında paylaştırılmasını önerdi. Wen Yen-po ise Göktürklerin gelenekleri ve boy teşkilatı korunarak kuzey sınırlarına yerleştirilmelerini, böylece Tang sınırlarını koruyan askerî bir unsur olarak kullanılmalarını savundu. Wei Cheng ise onların güç kazandıklarında yeniden isyan edeceklerini belirterek Çin içlerine yerleştirilmelerine karşı çıktı ve mümkünse eski yurtlarına gönderilmelerini istedi.

İmparator T'ai-tsung, sonunda Wen Yen-po'nun görüşünü benimsedi. Bunun üzerine sayıları yüz bini aşan Göktürkler Sarı Irmak'ın kuzeyindeki sınır bölgelerine yerleştirildi; boy teşkilatları korunarak Tang yönetimine bağlı askerî-idarî birlikler hâlinde örgütlendirildi. Eski Göktürk toprakları askerî valiliklere ayrılırken, boy beyleri ve ileri gelenleri Tang hizmetine alınarak çeşitli idarî ve askerî görevlere getirildi. Bir kısmı aileleriyle birlikte Ch'ang-an'a yerleşerek Tang yönetiminde görev yapmaya başladı.

Chie-shih-shuai İsyanı ve Göktürklerin Sınır Dışına Çıkarılması

639 yılında, Çin'e sığınan Göktürk ileri gelenlerinden Chie-shih-shuai, Tang yönetimine karşı bir ayaklanma teşebbüsünde bulundu. T'u-li Kağan'ın kardeşi olan Chie-shih-shuai, 629 yılında Çin'e gelmiş ve diğer Göktürk beyleri gibi Tang sarayında askerî unvanlarla görevlendirilmişti. Ancak zamanla Tang yönetiminden hoşnutsuzluk duyarak Çin'de yaşayan bazı Göktürk beyleriyle gizlice iş birliği yaptı.

Hazırlanan plana göre İmparator T'ai-tsung'un ele geçirilmesi ve yerine T'u-li Kağan'ın oğlu Ho-lo-hu'nun Göktürklerin başına geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak girişim başarısız oldu. Saray muhafızları tarafından bastırılan ayaklanmada Chie-shih-shuai ve beraberindeki birçok kişi öldürüldü. Ho-lo-hu ise idam edilmeyerek Çin'in iç bölgelerine sürgün edildi.

İsyan kısa sürede bastırılmış olsa da Tang sarayında büyük endişe yarattı. Dokuz yıldır Çin'in kuzeyinde ve başkent Ch'ang-an çevresinde yaşayan Göktürklerin gelecekte yeniden ayaklanabilecekleri kanaati güçlendi. Bunun üzerine Tang yönetimi, Göktürkleri Çin içlerinden çıkararak kuzey sınır bölgelerine ve eski yurtlarına geri göndermeye yönelik yeni bir politika benimsedi. Bu karar, Fetret Devri boyunca Tang-Göktürk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Ssu-mo'nun Kağan İlan Edilmesi

639 yılında Chie-shih-shuai'ın ayaklanma girişiminin ardından Tang yönetimi, Çin'de yaşayan Göktürkleri yeniden kuzeye yerleştirmeye karar verdi ve bu topluluğun başına A-shih-na hanedanından Ssu-mo'yu getirdi.

Ch'i-min Kağan'ın torunu olan Ssu-mo, genç yaşta zekâsı ve ileri görüşlülüğüyle tanınmış, bir süre Göktürk boyları tarafından kağan seçilmiş; ancak Ch'i-min Kağan'ın dönüşü üzerine makamını ona bırakmıştı. Daha sonra tegin unvanını taşıyan Ssu-mo, Shih-pi ve Ch'u-lo kağanlar döneminde hanedan mensubiyeti konusundaki kuşkular nedeniyle şadlığa yükseltilmedi. Bu süreçte Tang sarayıyla yakın ilişkiler kurarak Çin'e birçok kez elçi gönderdi. Göktürk Kağanlığı'nın 630 yılında yıkılmasının ardından Çin hizmetine giren Ssu-mo'ya askerî ve idarî görevler verildi.

Tang yönetimi, 639 yılında Ssu-mo'yu İ-mi-ni-shu-sse-li-pi Kağan unvanıyla Çin'deki Göktürklerin hükümdarı ilan etti ve kendisine Li soyadını verdi. Ssu-mo, Ötüken'e hâkim olan Sir Tarduşlardan çekindiği için başlangıçta kuzeye gitmek istemedi. Bunun üzerine İmparator T'ai-tsung, Gobi Çölü'nün kuzeyinin Sir Tarduşlara, güneyinin ise Ssu-mo idaresindeki Göktürklere bırakıldığını bildirerek iki taraf arasındaki dengenin Tang tarafından korunacağını açıkladı.

Ssu-mo'nun yönetimini güçlendirmek amacıyla A-shih-na Chung sol bilge prens, A-shih-na Ni-shu ise sağ bilge prens tayin edildi. Göktürkler ve onlarla birlikte yaşayan Soğdlar eski yurtlarına gönderildi. 641 yılında yüz binden fazla kişi, kırk bini aşkın asker ve büyük hayvan sürüleriyle birlikte Sarı Irmak'ı geçerek kuzeye yerleşti; yönetim merkezi Ting-hsiang Kalesi oldu. Ssu-mo da Tang sarayına bağlılığını bildirerek kuzey sınırlarını koruyacağını ifade etti.

Ancak bu teşkilat kısa sürede çöktü. Ssu-mo, bağlı boylar üzerinde otoritesini kuramadı ve aynı yıl Sir Tarduşlar karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak önce Shuo-chou'ya, ardından 643 yılında yeniden Çin'e sığındı. Daha sonra Tang ordusunda görev yaptı; Liao-tung seferinde yaralandı ve kısa süre sonra öldü. Böylece Tang Hanedanı'nın Göktürkleri Ssu-mo idaresinde kuzeyde kendisine bağlı bir siyasî yapı olarak yaşatma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

Sir Tarduşların Yükselişi ve Siyasi Gücü

Sir Tarduşlar, Töles boyları arasında VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyılın ortalarına kadar bozkırın en güçlü topluluklarından biri hâline geldi. Çin kaynaklarına göre Sir ve Tarduş boylarının birleşmesiyle oluşan bu topluluk, Sirlerin Tarduşları hâkimiyetleri altına almasından sonra iki boyun ortak adıyla anılmaya başladı. Gelenek ve yaşayış bakımından Göktürklerle aynı siyasî ve kültürel çevreye mensuptular.

552 yılından önce Bumin Kağan'ın hâkimiyet altına aldığı Töles boyları arasında Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmektedir. 603 yılında Batı Göktürk Kağanlığı'nda meydana gelen karışıklıklar sırasında Ch'u-lo Kağan'ın ağır vergiler koyması ve çok sayıda boy beyini idam ettirmesi üzerine Töles boyları ayaklandı. Bu süreçte Ch'i-pi ve Sir Tarduşlar öne çıktı. Sir Tarduşlar, reisleri İ-shih-po'ya Ye-shih Kağan unvanını vererek siyasî teşkilatlanmalarını güçlendirdiler. Daha sonra Batı Göktürk Kağanlığı'nın yeniden toparlanmasıyla She-kui ve ardından T'ung Yabgu Kağan'a bağlandılar.

628 yılında Batı Göktürk Kağanlığı'nda başlayan iç mücadeleler sırasında İ-shih-po'nun torunu İ-nan, yetmiş bin çadırlık topluluğuyla doğuya giderek İl Kağan'ın hâkimiyetini kabul etti. Ancak Doğu Göktürk Devleti'nin zayıflamasını fırsat bilerek ayaklandı ve üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup etti. Bu zaferden sonra çok sayıda boy Sir Tarduşlara katıldı; Ötüken bölgesi de İ-nan'ın denetimine geçti. Tang İmparatoru T'ai-tsung, Doğu Göktürk Devleti'ni zayıflatmak amacıyla İ-nan'ı Chen-chu Bilge Kağan unvanıyla tanıdı ve iki taraf arasında diplomatik ilişkiler kuruldu.

630 yılında Doğu Göktürk Devleti'nin yıkılmasıyla Sir Tarduşlar bozkırın en güçlü siyasî teşekkülü hâline geldi. Merkezlerini Tola Irmağı'nın güneyine taşıyan İ-nan, hâkimiyetini Baykal Gölü'nden Tanrı Dağları'nın kuzeyine kadar genişletti. Gobi Çölü'nün güneyi dışında eski Doğu Göktürk ülkesinin büyük bölümü Sir Tarduşların kontrolüne girdi. Kaynaklar bu dönemde ordularının yaklaşık iki yüz bin askere ulaştığını bildirir. Devlet, kuzey ve güney olmak üzere iki idarî kanada ayrılmış; İ-nan merkezde kalırken oğulları Tardu ile T'u-li-shih bu kanatların idaresini üstlenmiştir.

Sir Tarduşların güçlenmesi Tang Hanedanı'nı tedirgin etti. İmparator T'ai-tsung bir taraftan İ-nan'ın iki oğlunu ayrı hükümdarlar gibi tanıyarak Sir Tarduş birliğini zayıflatmaya çalışırken, diğer taraftan Çin'de bulunan Göktürkleri yeniden bozkıra yerleştirme siyaseti izledi. Bunun üzerine Sir Tarduşlar, Ssu-mo idaresindeki Göktürklerin yeniden güç kazanmasını engellemek amacıyla 641 yılında Tardu Şad komutasında büyük bir sefer düzenlediler. İlk başarılarına rağmen Tang ordusunun müdahalesi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar ve ağır kayıplar verdiler.

Bu yenilginin ardından Sir Tarduşlar Tang ile yeniden uzlaşma arayışına girdi. İ-nan, hanedanlar arasında evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Tang sarayına çok sayıda at ve hayvan sürüsü göndererek Çinli bir prensesle evlenmek istedi. Ancak vaat edilen vergilerin gönderilememesi ve Sir Tarduşların giderek güçlenmesinden duyulan endişe nedeniyle İmparator T'ai-tsung bu evlilikten vazgeçti. Bunun üzerine iki devlet arasındaki ilişkiler yeniden bozuldu. Sir Tarduşlar zaman zaman Çin sınırlarına akınlar düzenleseler de İ-nan, Tang'ın Kore seferine askerî destek teklif ederek ilişkileri tamamen koparmamaya çalıştı. Kore'nin ittifak teklifini reddeden İ-nan, 645 yılında hastalanarak öldü.

İ-nan'ın ölümünden sonra Sir Tarduş Kağanlığı hızla iç mücadelelere sürüklendi. Ülke önce doğu ve batı olmak üzere iki idarî bölgeye ayrıldı; ardından Po-chuo (Lü Yabgu Kağan) bütün ülkenin hâkimi oldu. Ancak sert yönetimi ve ileri gelen devlet adamlarını tasfiye etmesi boylar arasında büyük huzursuzluk doğurdu. Çin'in muhalif grupları desteklemesiyle iç karışıklıklar daha da arttı. Yanındaki kuvvetleri giderek azalan Po-chuo, kaçmaya çalışırken Uygurlar tarafından öldürüldü; ailesi de ortadan kaldırıldı. Sir Tarduşlara bağlı elli ila altmış bin kişilik topluluk Doğu Türkistan'daki şehir devletlerine sığındı.

Po-chuo'nun ölümünden sonra Tuo-mo-chih hükümdar seçilerek Sir Tarduşları yeniden toparlamaya çalıştı. Başlangıçta Tang yönetimi buna izin verdiyse de, Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boylarının yeniden Sir Tarduş hâkimiyeti altında birleşmeye başlaması Çin'i harekete geçirdi. Düzenlenen sefer sonucunda Sir Tarduş kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı; binlerce kişi öldürüldü, on binlercesi esir alındı. Tuo-mo-chih teslim olarak Tang hizmetine girdi. Ardından Çi-pi, Uygur ve diğer Töles boyları Tang hâkimiyetini kabul ederken, Sir Tarduşlardan geriye kalan topluluklar Çin'in çeşitli bölgelerine iskân edildi. Böylece 647 yılında Sir Tarduşların Ötüken merkezli siyasî hâkimiyeti sona erdi.

Ch’e-pi Kağan’ın Bağımsızlık Girişimi

Göktürklerin A-shih-na hanedanına mensup olan Ch’e-pi, 638 yılından itibaren Altay Dağları çevresinde hâkimiyet kurmaya başladı. Asıl adı Hu-po olan Ch’e-pi’nin ataları, Göktürk Kağanlığı döneminde küçük kağan unvanıyla görev yapmıştı. Yönetim merkezi Altay Dağları’nın kuzeyinde bulunuyordu.

İl Kağan’ın 630 yılında Çinlilere esir düşmesinin ardından başsız kalan Göktürklerin bir bölümü Ch’e-pi’yi hükümdar seçmek istedi. Ancak bu sırada Sir Tarduşların hızla güçlenmesi nedeniyle Ch’e-pi büyük kağan unvanını almaya cesaret edemedi ve halkıyla birlikte onların hâkimiyetini kabul etti.

Zekâsı ve yönetim kabiliyeti sayesinde birçok kişinin Ch’e-pi’nin çevresinde toplanması Sir Tarduşları endişelendirdi. Onu ortadan kaldırmaya karar vermeleri üzerine Ch’e-pi, kendisine bağlı topluluklarla birlikte kaçarak Altay Dağları’nın kuzeyindeki eski yurduna sığındı. Üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili olan bu bölge savunmaya elverişliydi. Sir Tarduş süvarileri onu takip etseler de yakalayamadılar.

Ch’e-pi burada gücünü artırarak otuz bin kişilik bir ordu meydana getirdi ve kendisini İ-chu Ch’e-pi Kağan ilan etti. Batıdaki Karluklar ile kuzeyde Yenisey çevresinde yaşayan Kırgızlar ona bağlandı. Ch’e-pi, zaman zaman Sir Tarduş topraklarına akınlar düzenleyerek onların hayvan sürülerini ele geçirdi. Sir Tarduşların Çin’le mücadele hâlinde bulunması, onun bağımsız hareket etmesini kolaylaştırdı.

Sir Tarduşların zayıflamasının ardından Ch’e-pi, Doğu Göktürk ülkesinde kendisine karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığını düşünerek Tang Hanedanı ile ilişki kurmaya çalıştı. Oğlu Işbara Tegin’i Çin başkentine göndererek hediyeler sundu ve İmparator T’ai-tsung’un huzuruna çıkmak istediğini bildirdi.

Tang sarayı, Ch’e-pi’yi Çin’e getirmek üzere iki general gönderdi. Ancak Ch’e-pi daha sonra bu kararından vazgeçti. Çinli görevlilerden Han Hua’nın Karlukları kendisine karşı kışkırtmaya çalıştığını öğrenince oğlunu onun üzerine göndererek Han Hua’yı öldürttü. Diğer Çinli general de ortadan kaldırıldı.

Bu gelişme üzerine İmparator T’ai-tsung, General Kao K’an’ı Ch’e-pi’ye karşı sefere gönderdi. Uygur ve P’u-ku kuvvetlerinin de katıldığı Tang ordusuna bazı Karluk ve diğer Türk boylarının reisleri destek verdi. Böylece Ch’e-pi, bağlı toplulukların büyük bölümünü kaybederek yalnız kaldı.

650 yılında Tang kuvvetleri A-hsi Dağı’na ulaştı. Ch’e-pi halkını savaşa çağırdıysa da ona destek veren olmadı. Bunun üzerine karısı ve birkaç yüz süvariyle Altay Dağları’na kaçtı. Takip edilerek yakalandı ve Çin başkenti Ch’ang-an’a götürüldü. Halkının geri kalan kısmı da teslim oldu.

Tahta yeni çıkan İmparator Kao-tsung, Ch’e-pi’yi öldürmedi. Kendisine sol muhafızlar generalliği unvanı verilerek Ch’ang-an’da yaşamaya mecbur edildi. Ona bağlı Göktürkler ise Ötüken çevresine yerleştirildi ve idareleri için Lang-shan askerî valiliği kuruldu. Böylece Ch’e-pi’nin Altay merkezli bağımsız Göktürk yönetimi kurma girişimi sona erdi.

Diğer Türk Boylarının Tang Hanedanı ile İlişkileri

Sir Tarduşların 647 yılında siyasi hâkimiyetini kaybetmesiyle birlikte Ötüken ve çevresindeki Türk boyları yeniden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu dönemde Bugut, Tongra, Bayırku, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız ve diğer Töles boylarının büyük bölümü Tang Hanedanı ile siyasi ilişki kurarak elçiler gönderdi ve bağlılıklarını bildirdi. Tang yönetimi de boy reislerine çeşitli Çin unvanları vererek yaşadıkları bölgelerde askerî valilikler oluşturdu.

Bununla birlikte, Tang Hanedanı'nın bozkırdaki hâkimiyeti doğrudan bir idare niteliği taşımıyordu. Boylar kendi reisleri tarafından yönetilmeye devam ediyor, Çin ise onları unvanlar ve idarî düzenlemeler yoluyla denetim altında tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle birçok topluluk zaman zaman Tang yönetimine karşı ayaklandı veya yeniden bağımsız hareket etmeye başladı.

Bu süreçte özellikle Uygurlar ve Karluklar bozkır siyasetinde giderek daha etkili hâle geldiler. Uygurlar, Sir Tarduşların dağılmasının ardından Ötüken çevresinde güç kazanırken, Karluklar Altaylar ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede nüfuzlarını artırdılar. Kırgızlar da Tang Hanedanı ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgesel güçlerden biri olmayı sürdürdü.

VII. yüzyılın ikinci yarısında Türk boylarının önemli bir kısmı görünüşte Tang Hanedanı'na bağlı olmakla birlikte, Çin'in bozkır üzerindeki hâkimiyeti kalıcı bir siyasi birlik oluşturamadı. Boylar arasındaki rekabet ve bağımsızlık eğilimleri devam etti. Bu siyasi ortam, 682 yılında İlteriş Kutlug Kağan'ın önderliğinde II. Göktürk Kağanlığı'nın yeniden kurulmasına zemin hazırladı.

Doğu Göktürk Ülkesinde Çin Denetimi

Ch’e-pi Kağan’ın 650 yılında yenilgiye uğratılmasıyla Doğu Göktürk ülkesinde Çin hâkimiyetine karşı koyabilecek büyük bir siyasi güç kalmadı. Doğu Göktürk Kağanlığı 630’da yıkılmış olmakla birlikte, Çin’in denetimi başlangıçta daha çok Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerle sınırlıydı. Ötüken ve çevresinde Sir Tarduşlar, 647 yılına kadar kendi siyasi güçlerini korumuş ve Çin’in kuzeye doğru ilerlemesini engellemişti.

Sir Tarduşların ortadan kalkmasının ardından Ch’e-pi Kağan bir süre Altaylar çevresinde güç kazandı. Ancak Tang yönetimi Uygur, Karluk ve diğer Türk boylarıyla iş birliği yaparak onu etkisiz hâle getirdi. Çin ordularının Altay Dağları’na kadar ulaşması, bölgenin siyasi ve coğrafi yapısının Tang yönetimi tarafından daha yakından tanınmasını sağladı. Bunun ardından Doğu Göktürk ülkesinin idaresi için yeni bir düzen kuruldu.

Çin İdari Teşkilatının Kurulması

Çin sınırları içine daha önce yerleştirilmiş olan Göktürk toplulukları toprağa bağlanmış ve tarımla uğraşmaya başlamıştı. Bunların kuzeyindeki geniş bölge ise iki büyük askerî valiliğe ayrıldı. Güneyde Yün-chung, kuzeyde Yen-jan adlı genel askerî valilikler kuruldu. Bu teşkilatların altında çeşitli askerî valilikler, garnizonlar ve eyaletler bulunuyordu.

Tang yönetimi, bu bölgelerin başına çoğunlukla Türk boy reislerini getirdi. Reisler Çin unvanları taşıyor ve kendi topluluklarını Tang adına yönetiyordu. Böylece Çin, bozkırı doğrudan Çinli yöneticilerle idare etmek yerine yerel beyleri kendi idarî sistemi içine almaya çalıştı.

664 yılında teşkilat yeniden düzenlendi. Yen-jan genel askerî valiliğinin adı Han-hai, Yün-chung’un adı ise Ch’an-yü olarak değiştirildi. Gobi Çölü iki idarî bölge arasında sınır kabul edildi. Çölün güneyi Ch’an-yü, kuzeyi Han-hai yönetimine bağlandı.

Bu idarî düzenin kurulmasından sonra kuzeyden Çin topraklarına yapılan akınlar uzun bir süre kesildi. Doğu Göktürk ülkesindeki Çin denetimi, II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar bu askerî valilikler ve Tang hizmetine giren Türk beyleri aracılığıyla sürdürüldü.

Tang Hizmetine Giren Türk Beyleri

Doğu Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra çok sayıda Göktürk hanedan mensubu ve boy reisi Tang Hanedanı’nın hizmetine girdi. Bunlara Çin ordusunda görevler, soyluluk unvanları ve askerî valilikler verildi. Bazıları Çin prensesleriyle evlendirildi ve Tang ordularının Orta Asya, Kore ve çevre bölgelere düzenlediği seferlerde görev aldı.

A-shih-na She-er, A-shih-na Su-ni-shih, A-shih-na Chung, Chih-shih-ssu-li ve Ch’i-pi Ho-li bu dönemde Tang hizmetinde öne çıkan Türk beyleri arasındaydı. Bu kişilerden bazıları Göktürk ve Töles kuvvetlerini yönetmiş, bazıları ise Batı Göktürkleri, Sir Tarduşlar, Koreliler ve diğer topluluklara karşı yürütülen seferlere katılmıştı.

Tang yönetiminin Türk beylerini kendi askerî ve idarî teşkilatına dâhil etmesi, Göktürk hanedanı ile boy ileri gelenlerinin bir bölümünü Çin’e bağladı. Bununla birlikte Göktürk topluluklarının tamamı bu düzeni benimsemedi ve bağımsızlık eğilimleri ortadan kalkmadı.

Çin Hâkimiyetine Karşı Bağımsızlık Hareketleri

Ch’e-pi Kağan’ın bağımsızlık girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Doğu Göktürk ülkesindeki Türk boyları, Tang yönetiminin kurduğu askerî valilikler aracılığıyla denetim altına alındı. Yaklaşık yirmi dokuz yıl boyunca küçük çaplı hareketler dışında büyük bir ayaklanma meydana gelmedi. Bununla birlikte Türk boyları arasındaki bağımsızlık düşüncesi ortadan kalkmamıştı.

Bağımsızlık hareketlerinin merkezi, Göktürk hanedanına mensup kişilerin yaşadığı Gobi Çölü’nün güneyindeki Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği oldu. Buradaki Türk boylarının reisleri Çin idaresinden hoşnut değildi ve kendi aralarından bir hükümdar çıkarmak istiyordu.

Ni-shu-fu’nun Kağan İlan Edilmesi

İlk büyük ayaklanma 679 yılının kışında başladı. Ch’an-yü Genel Askerî Valiliği içinde görev yapan A-shih-te Wen-fu ile A-shih-te Feng-chih, kendilerine bağlı boylarla birlikte harekete geçti. İsyancılar, Göktürk hanedanından A-shih-na Ni-shu-fu’yu kağan ilan etti.

Ayaklanma kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Genel askerî valiliğe bağlı yirmi dört bölgenin reisleri harekete katıldı ve isyancıların sayısı yüz bine ulaştı. Türk boyları, bulundukları bölgelerde Çin yönetimine karşı mücadeleye başladı.

Tang İmparatoru Kao-tsung, ayaklanmayı bastırmak üzere Hsiao Ssu-ye’yi başkumandan tayin etti. Hua Ta-chih ve Li Ching-chia kumandasındaki birlikler de ona destek vermekle görevlendirildi. Ancak Çin ordusu yeterli hazırlık yapmadan kuzeye ilerledi. Şiddetli soğuğa alışık olmayan askerler zor durumda kaldı. Türk kuvvetleri bu durumdan yararlanarak ani bir saldırı düzenledi ve Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.

Çarpışmada on binden fazla Çin askeri öldürüldü. Başkumandan Hsiao Ssu-ye savaş alanından kaçarken diğer iki general güçlükle Çin denetimindeki bölgelere ulaşabildi. Yenilginin ardından Hsiao Ssu-ye sürgüne gönderildi; Hua Ta-chih ile Li Ching-chia ise görevlerinden alındı.

Ayaklanmanın Genişlemesi

Göktürk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Ting-chou’ya kadar ilerledi. Şehrin valisi Li Yüan-kui, savunma gücünün yetersiz olduğunu anlayınca şehir kapılarını açtırdı ve bayrakları gizletti. Şehirde bir tuzak bulunduğundan kuşkulanan Göktürkler içeri girmeden geri çekildi.

Ayaklanmanın doğuya doğru yayılması üzerine Çin yönetimi yeni askerî önlemler aldı. Göktürkler, daha önce kendilerine bağlı olan Kıtan ve Hsi topluluklarını da mücadeleye katılmaya ikna etti. Ancak bu toplulukların hareketleri Çinli kumandanlar tarafından bastırıldı.

Tang yönetimi daha sonra P’ei Hsing-chien’i büyük bir ordunun başına getirdi. Toplam mevcudu üç yüz bine ulaşan Çin ordusu, Göktürk kuvvetlerine karşı ilerledi. P’ei Hsing-chien, Hei-shan çevresinde Göktürkleri yenilgiye uğrattı ve A-shih-te Feng-chih’yı esir aldı.

Bu yenilgiden sonra isyancılar arasında karışıklık çıktı. A-shih-na Ni-shu-fu kendi adamları tarafından öldürüldü ve başı Çin’e gönderildi. İsyancıların bir kısmı Altay Dağları’nın doğusundaki bölgelere çekilirken Yün-chou’yu kuşatan başka bir Göktürk birliği de Çin kuvvetleri tarafından yenildi.

Fu-nien Önderliğindeki İkinci Hareket

681 yılında A-shih-te Wen-fu ve ona bağlı topluluklar yeniden bir kağan arayışına girdi. Bu kez Göktürk hanedanından A-shih-na Fu-nien kağan ilan edildi. Göktürk kuvvetleri Yüan ve Ch’ing bölgelerine saldırarak Çin hâkimiyetine karşı mücadeleyi yeniden başlattı.

Tang yönetimi P’ei Hsing-chien’i tekrar başkumandanlığa getirdi. Ts’ao Huai-sun ile Li Wen-chien de ona yardımcı olarak görevlendirildi. Çin casusları Fu-nien ile Wen-fu’nun Karakum’un kuzeyinde kıtlık içinde bulunduğunu ve yanlarında az sayıda asker olduğunu bildirdi.

Bu haber üzerine Ts’ao Huai-sun, hafif süvarilerle harekete geçti. Ancak Fu-nien’in kuvvetlerine ulaşamadı ve Göktürklere katılmak üzere ilerleyen Sir Tarduş kalıntılarını teslim aldı. Çin Seddi’ne doğru geri çekilirken A-shih-te Wen-fu ile karşılaştıysa da yapılan savaş sonuçsuz kaldı.

Ts’ao Huai-sun daha sonra Heng-shui Nehri çevresinde Fu-nien’in ordusuyla karşılaştı. Fu-nien, ertesi gün düzenlediği saldırıda dört Çin birliğini birden bozguna uğrattı. Çok sayıda Çin askeri öldürüldü ve kumandanlar savaş alanından kaçtı. Ts’ao Huai-sun, kalan askerlerini topladıktan sonra Fu-nien’e altın ve ipekli kumaşlar göndererek onunla geçici bir anlaşma yaptı.

Fu-nien ile Wen-fu’nun Ayrılması

P’ei Hsing-chien, Yen-men Geçidi’ni tutarak Fu-nien ile Wen-fu arasındaki bağlantıyı kesti. Ardından iki Göktürk liderinin arasını açmaya çalıştı. Wen-fu’nun ani saldırısı sonucunda yenilen Fu-nien, ordusunu bırakarak Yün-chung’a çekildi.

Fu-nien daha sonra hafif süvarilerden oluşan bir kuvvetle Çin ordusuna ani bir saldırı düzenlemeyi planladı. Ancak bu sırada Çin birlikleri onun karargâhını ele geçirerek ailesini ve erzaklarını aldı. Geri döndüğünde karargâhını kaybettiğini gören Fu-nien’in askerlerinin büyük kısmı da hastalanmıştı.

Kuzeye çekilerek Hsi-sha’ya yerleşen Fu-nien, burada da Çin kuvvetlerinin baskısıyla karşılaştı. Durumunun ağırlaşması üzerine P’ei Hsing-chien’e teslim olmak istediğini bildirdi. Daha sonra A-shih-te Wen-fu’yu da yanına alarak Çin kumandanına teslim oldu.

P’ei Hsing-chien, teslim olması hâlinde Fu-nien’in öldürülmeyeceğine söz vermişti. Buna rağmen Fu-nien, Wen-fu ve önde gelen elli dört Göktürk beyi Ch’ang-an’a götürüldükten sonra şehrin doğu pazarında idam edildi. Böylece 679’da başlayan ve 681 yılına kadar süren bağımsızlık hareketleri bastırıldı.

Batı Göktürk Ülkesinin Parçalanması ve Çin Nüfuzunun Artması

T’ung Yabgu Kağan’ın amcası Bagatur tarafından öldürülmesinden sonra Batı Göktürk Kağanlığı büyük bir siyasi karışıklığa sürüklendi. Bagatur, Ch’u-li-sse-pi Kağan unvanını alarak kendisini büyük kağan ilan etti ve ülkeyi küçük kağanlıklar aracılığıyla yönetmeye çalıştı. Ancak boylar ve devlet ileri gelenleri onun hâkimiyetini kabul etmedi.

Nu-shih-pi boyu Ni-shu Baga Şad’ı kağan seçmek istediyse de Ni-shu bu unvanı kabul etmedi. Bu sırada T’ung Yabgu’nun oğlu Hsi-li Tegin, Maveraünnehir’de Bagatur’a karşı ayaklandı ve onu mağlup etti. Ni-shu’nun daveti üzerine Batı Göktürk tahtına geçen Hsi-li Tegin, İ-p’i-po-lo-lü Yabgu Kağan unvanını aldı.

Bagatur ile yeni kağan arasındaki mücadele bir süre devam etti. Her iki taraf da Tang Hanedanı’ndan destek sağlamak amacıyla Çin’e elçiler gönderdi ve bir Çin prensesiyle evlenme talebinde bulundu. Tang İmparatoru T’ai-tsung, Batı Göktürk ülkesindeki karışıklığın henüz sona ermediğini belirterek bu teklifleri kabul etmedi.

Bagatur’un idaresinden hoşnut olmayan Töles boyları, T’ung Yabgu’nun oğlu olması nedeniyle Hsi-li Tegin’in tarafına geçti. Askerleri dağılan Bagatur, uğradığı yenilginin ardından Altay Dağları’na çekildi ve burada Ni-shu tarafından öldürüldü. Böylece Hsi-li Tegin, Batı Göktürk ülkesinin tek hâkimi oldu.

Ancak Lü Yabgu Kağan adıyla da anılan Hsi-li Tegin’in yönetimi uzun süreli olmadı. Sir Tarduşlara karşı düzenlediği seferde yenildi. Devlet ileri gelenlerine karşı kuşkucu davranması ve bazı kişileri suçsuz yere öldürtmesi ülkedeki huzursuzluğu artırdı. Ni-shu da kendisine karşı hazırlanan planları fark ederek Karaşar’a sığındı.

Nu-shih-piler ve bazı devlet adamları Lü Yabgu Kağan’a karşı birleşti. Zor durumda kalan kağan, hafif süvarileriyle Maveraünnehir’e kaçtı. Boşalan tahta Karaşar’dan çağrılan Ni-shu geçti ve Tuo-lu ile Tardu unvanlarını aldı. Tang sarayıyla yakın ilişkiler kuran Ni-shu, 634 yılında öldü.

On Ok Teşkilatının Kurulması

Ni-shu’nun ardından kardeşi T’ung-e Şad, Işbara Hsi-li-shih Kağan unvanıyla tahta çıktı. Çin’le ilişkilerini geliştirmeye çalışan yeni kağan, 635 yılında Tang sarayına elçi ve atlar göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Elçileri iyi karşılanmakla birlikte evlilik talebi kabul edilmedi.

Işbara Hsi-li-shih Kağan, ülkesini on boya ayırdı ve her boyun reisine bir ok verdi. Bu düzenlemeden sonra boylar On Ok adıyla anılmaya başladı. On Ok topluluğu, beşer boydan oluşan iki kanada ayrıldı.

Doğu kanadını Sui-ye’nin doğusunda yaşayan beş Tuo-lu boyu oluşturuyordu. Bu boyların her biri bir çor tarafından yönetiliyordu. Batı kanadında ise Sui-ye’nin batısında yaşayan beş Nu-shih-pi boyu bulunuyordu ve her boyun başında bir erkin vardı.

Bu düzenlemeye rağmen kağanın otoritesi sağlamlaşmadı. T’ung Tudun’un saldırısına uğrayan Işbara Hsi-li-shih, kardeşi Börü Şad ile Karaşar’a sığındı. Yapılan toplantıda Yü-ku Şad kağan, Işbara Hsi-li-shih ise küçük kağan seçildi. Ancak alınan kararlar uygulanamadı; T’ung Tudun öldürüldü ve Yü-ku Şad mağlup edildi. Işbara Hsi-li-shih eski topraklarını geri aldıysa da önceki gücüne ulaşamadı.

Batı Göktürk Ülkesinin İkiye Ayrılması

Nu-shih-piler, Yü-ku Şad’ı Tuo-lu Kağan unvanıyla hükümdar tanıdı. Tuo-lu Kağan ile Işbara Hsi-li-shih arasında yapılan savaşlarda taraflardan hiçbiri üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine boylar İli Irmağı kıyısında toplanarak ülkeyi iki idari bölgeye ayırdı.

638 yılında yapılan bu düzenlemeye göre İli Irmağı’nın batısı Tuo-lu Kağan’ın, doğusu ise Işbara Hsi-li-shih’in hâkimiyetine bırakıldı. Tuo-lu Kağan merkezini Tsu-ho Dağı’nın batısında kurdu ve burası Kuzey Sarayı adıyla anılmaya başladı. Poma, Kırgız, Basmıl ve başka bazı boylar da ona bağlandı.

Tuo-lu Kağan, doğu kanadını ele geçirmek için Işbara Hsi-li-shih’e saldırdı. Yenilen Işbara, Fergana’ya kaçtı ve burada öldü. Devlet adamları önce onun oğlunu, ardından İ-p’i Işbara Kağan’ı tahta çıkardı. Tang İmparatoru T’ai-tsung, yeni kağana davul ve sancak göndererek hükümdarlığını tanıdı.

İ-p’i Işbara Kağan, merkezini Sui-ye Irmağı’nın kuzeyinde kurdu. İli Irmağı çevresinden Kuca, Karaşar, Toharistan, Taşkent ve Semerkant’a kadar uzanan bazı bölgeler onun hâkimiyetini tanıdı.

Tuo-lu Kağan’ın Üstünlük Mücadelesi

Tuo-lu Kağan, gücünü artırdıktan sonra İ-p’i Işbara Kağan’a karşı harekete geçti. İki taraf arasında yapılan savaşlarda kesin sonuç alınamadı. Her iki kağan da Tang Hanedanı’ndan destek istedi. Çin imparatoru taraflara savaşmamalarını bildirmesine rağmen mücadele devam etti.

Tuo-lu Kağan, Taşkent Tudunu aracılığıyla İ-p’i Işbara Kağan’ı öldürttü ve onun topraklarını ele geçirdi. Ancak Nu-shih-piler bu hâkimiyeti kabul etmedi. Tuo-lu daha sonra Toharistan’a ilerledi ve Hami çevresine akınlarda bulundu.

Tang yönetimi buna karşı Kuo Hsiao-k’o kumandasındaki birlikleri bölgeye gönderdi. Çin ordusu önce Wu-ku boyunu, ardından Ch’u-yüe ve Ch’u-mi topluluklarını mağlup etti. Tuo-lu Kağan, çevresindeki boylarla Tanrı Dağları’na çekilmek zorunda kaldı.

Tuo-lu Kağan, Çin elçilerini alıkoyduktan sonra Maveraünnehir’e sefer düzenledi. Maimargh bölgesine saldırarak halkı esir aldı ve mallarına el koydu. Bu hareketleri kendi kumandanları arasında da tepkiye yol açtı. Ni-shu Çor’un oğlu Hu-i-h-wu’nun saldırısı üzerine ülkesi yeniden karışıklığa sürüklendi.

Tuo-lu, önce Taşkent çevresine, ardından çeşitli kalelere sığındı. Dağılan kuvvetlerini yeniden toplamaya çalıştıysa da A-hsi-chi Kül Erkin’in baskını sonucunda tekrar yenildi.

Tang Hanedanının Müdahalesi

Tuo-lu’nun hâkimiyetinden hoşnut olmayan Nu-shih-piler, Tang sarayına elçi göndererek Göktürk hanedanından başka bir hükümdarın tahta çıkarılmasını istedi. Tang imparatorunun gönderdiği elçinin ardından devlet adamları, eski kağanlardan birinin oğlunu İ-p’i She-kui Kağan unvanıyla tahta çıkardı.

Yeni kağan, Tuo-lu’nun yanında bulunan Çinli görevlileri serbest bırakarak ülkelerine gönderdi. Ardından Nu-shih-pi kuvvetlerini Tuo-lu’nun bulunduğu kaleye sevk etti. Tuo-lu saldırıyı püskürtmeyi başardıysa da eski boyları onun hükümdarlığını yeniden kabul etmedi. Bunun üzerine Toharistan’a çekildi.

İ-p’i She-kui Kağan, Tang sarayına elçiler ve hediyeler göndererek bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Tang İmparatoru T’ai-tsung bu talebi kabul etmedi. Bunun yerine Kuca, Hoten, Kaşgar ve çevredeki bazı ülkelerin Batı Göktürk hâkimiyetinden ayrılarak Çin’e bağlanmasını istedi.

İ-p’i She-kui Kağan’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. 649 yılının sonlarında Talas Irmağı çevresindeki boyları yöneten A-shih-na Ho-lu ayaklanarak Batı Göktürk ülkesindeki siyasi ve askerî gücü ele geçirdi.

Çin Hâkimiyetini Tanımayan Batı Göktürk Beylerinin Mücadeleleri

Batı Göktürk hanedanı, İstemi Yabgu’nun soyundan gelmekteydi. İstemi Yabgu, I. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra ülkenin batı kesimlerini yönetmiş; oğlu Tardu ise 582 yılında doğudaki merkezden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmişti.

Bu hanedanın mensuplarından A-shih-na Ho-lu, İstemi Yabgu’nun beşinci kuşaktan torunuydu. Babasının adı Ch’ie-yüe idi. Kağan olmadan önce Ye-pu-li Şad unvanını taşıyan Ho-lu, A-shih-na Pu-chen’ın Çin’e bağlanmasının ardından Tuo-lu Kağan tarafından yabguluğa getirildi. Talas Irmağı çevresinde bulunan Ho-lu; Ch’u-yüe, Ch’u-mi, Ku-su, Karluk ve Nu-shih-pi boylarını yönetiyordu.

Tuo-lu Kağan’ın Toharistan’a çekilmesinden sonra tahta çıkan İ-p’i She-kui Kağan, Ho-lu üzerinde baskı kurdu. Bu sırada Ho-lu’ya bağlı boyların büyük kısmı dağıldı; yanında yalnızca Chih-she-ti, Ch’u-mi-k’un ve Po-pi boyları kaldı. Bu topluluklar Ho-lu’ya kağanlık teklif etti. Durumu öğrenen İ-p’i She-kui Kağan ona karşı harekete geçince Ho-lu, Tang Hanedanı’nın desteğine yöneldi.

Ho-lu, 648 yılında kendisine bağlı topluluklarla Ting-chou’ya geldi ve Çin imparatorunun izniyle buraya yerleşti. Kendisine Sol Cesur Muhafızlar Generalliği ile Yao-ch’ih askerî valiliği unvanları verildi. Mo-ho Kalesi’nde ikamet ederken ona bağlı boylar da çevreye yerleşti.

Buna rağmen Ho-lu’nun Tang yönetimine bağlı kalmak istemediği kısa sürede ortaya çıktı. Hsi ve T’ing eyaletlerini ele geçirmeyi planladığının öğrenilmesi üzerine Çin yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsung, Ch’iao Pao-ming’i Ho-lu’nun isyanını önlemekle görevlendirdi ve oğlu Hsi-lien’in rehine olarak başkente gönderilmesini istedi. Ancak Hsi-lien Çin’e gitmediği gibi babasına batıya çekilmesini tavsiye etti.

Ho-lu’nun Kağanlığını İlan Etmesi

Ho-lu, 651 yılında batıya yöneldi ve Tuo-lu Kağan’ın eski topraklarını ele geçirdi. Merkezini Ming-bulak’ta kurarak Işbara Kağan unvanını aldı. Böylece Tuo-lu ve Nu-shih-pi kanatlarını meydana getiren On Ok boylarının yönetimini eline geçirdi.

Bu dönemde Tuo-lu kanadı beş çor, Nu-shih-pi kanadı ise beş erkin tarafından yönetiliyordu. Nu-shih-pilerin en güçlü beylerinden A-hsi-chi Kül Erkin’in birkaç on bin askeri bulunuyordu. Ho-lu’nun oğlu Hsi-lien de Bagatur Yabgu unvanını alarak askerî faaliyetlerin başına geçti.

Hsi-lien, T’ing-chou’ya saldırarak bazı yerleşimleri ele geçirdi, çok sayıda insanı öldürdü ve yağma yaptı. Onun kumandasındaki kuvvetler Tibet yönüne kadar akınlarda bulundu. Çin yönetimi bu saldırıları durdurmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı. Liang Chien-fang’ın kumandasındaki bu orduya Ch’i-pi Ho-li yardımcı kumandan olarak katıldı ve elli bin Uygur askeri de kuvvetlere dâhil edildi.

Çin yönetimi, Ho-lu’ya bağlı boyları ondan ayırmayı ve Uygur kuvvetlerini ön safta kullanmayı planladı. Ch’u-yüe boyu üzerine yürüyen Liang Chien-fang, Lao Dağı çevresinde onları yenilgiye uğrattı. Boy reisleri öldürüldü, çok sayıda Ch’u-yüe savaşçısı hayatını kaybetti ve birçok kabile reisi esir alındı.

653 yılında Yao-ch’ih askerî valiliği kaldırıldı ve Ch’u-yüe boyu Chin-man bölgesine yerleştirildi. Aynı yıl Toharistan’da bulunan eski Tuo-lu Kağan öldü. Onun oğlu Chen-chu Yabgu, Ho-lu’yu yakalayarak Çin’e teslim etmeyi teklif ettiyse de düzenlediği seferde başarısız oldu.

654 yılında Ho-lu’ya bağlı Karluk, Ch’u-mi, Chih-chie ve Ch’u-yüe boyları Çin kuvvetleri tarafından mağlup edildi. Ch’u-mu-k’unların kalesi ele geçirildi. Su Ting-fang da Ho-lu’ya bağlı Su-ni-shih boyunu Yung-suo Irmağı çevresinde yenilgiye uğrattı.

Ho-lu’ya Karşı Büyük Çin Seferi

656 yılında Batı Göktürk ülkesine karşı daha geniş kapsamlı bir Çin seferi başlatıldı. Su Ting-fang, İli bölgesi harekât ordusunun başkumandanlığına getirildi. Doğu Göktürk ülkesindeki askerî valiliklere bağlı birlikler de sefere katıldı. Uygurlar, bu ordunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve reisleri P’o-jun Çin ordusunda kumandan olarak görev yapıyordu.

Tang hizmetindeki A-shih-na Pu-chen, Altaylar çevresinde ilerledi ve Erkin Nen-tu-lu ile ona bağlı toplulukların teslim olmasını sağladı. Su Ting-fang ise Ye-hsi Irmağı’na ulaştıktan sonra hafif süvarileriyle Ch’u-mu-k’unlara saldırarak onları mağlup etti.

Ho-lu, buna karşılık On Ok boylarından yüz bin kişilik bir kuvvet topladı. Su Ting-fang, piyadelerini önde bırakarak süvarilerini gizledi. Çin ordusunun az olduğunu düşünen Ho-lu saldırıya geçti. Çarpışma sırasında gizlenen süvariler Göktürk ordusunu arkadan kuşattı. Savaşta çok sayıda Göktürk askeri öldürüldü veya esir alındı; Ho-lu’nun önde gelen kumandanlarından Tou-ta Tarkan ile birçok boy reisi de hayatını kaybetti.

Bu yenilginin ardından Tuo-lu ve Nu-shih-pi boyları Çin ordusuna teslim oldu. Su Ting-fang, Hsiao Ssu-ye ile Uygur reisi P’o-jun’u Talas Irmağı yönüne çekilen kuvvetleri takip etmekle görevlendirdi.

Ağır kış şartlarına rağmen Çin ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Yol üzerindeki hayvanlara el konularak ordunun yiyecek ihtiyacı karşılandı. Shuang Irmağı civarında Çin tarafındaki A-shih-na Mi-she ve A-shih-na Pu-chen’ın kuvvetleriyle birleşildi.

Ho-lu’nun Yenilgisi ve Yakalanması

Çin ordusu Ho-lu’nun merkezine yaklaştığında halkın ava çıktığını öğrendi. Su Ting-fang, savunmasız durumdaki karargâha saldırarak çok sayıda kişiyi esir aldı. Ho-lu’nun hükümdarlık alametleri olan davul, sancak ve diğer eşyalar da ele geçirildi.

Ho-lu, Kül Çor ile birlikte İli Irmağı’nı aşarak kaçtı. Ancak yanındaki askerlerin atlarının büyük kısmı öldü. A-shih-na Mi-she, Ho-lu’yu takip ederek İli Irmağı çevresine ulaştı ve Ch’u-yüe ile Ch’u-mi boylarını kendi tarafına çekti.

Ho-lu’nun kumandanlarından Pu-shih Tarkan dağılan kuvvetleri yeniden toplamaya çalıştıysa da Mi-she’nin baskınına uğradı. Ho-lu tekrar kaçtı ve Su Ting-fang tarafından Sui-ye’ye kadar takip edildi. Ona bağlı boyların büyük bölümü teslim oldu.

Ho-lu, oğlu Hsi-lien ile birlikte Taşkent yönüne çekildi. Su-tuo Kalesi’ne ulaştıklarında yanlarında kalan topluluklar açlık içindeydi. Kale yöneticisi İ-nie Tarkan onları yiyecek ve içecekle karşıladı. Ho-lu kaleye girdikten sonra yakalanarak hapsedildi. Ardından Taşkent hâkimi Shuo Şad tarafından Çinli kumandan Hsiao Ssu-ye’ye teslim edildi.

Ch’ang-an’a götürülen Ho-lu, yolculuk sırasında kendisini öldürmek istediyse de buna izin verilmedi. Tang hanedanına ait mezarların bulunduğu Chao-ling’e getirildikten sonra hayatı bağışlandı. Ho-lu, 659 yılında öldü ve Doğu Göktürk Kağanlığı’nın son hükümdarı İl Kağan’ın mezarının yanına defnedildi. Mezarı için hayatını anlatan bir yazıt dikildi.

Batı Göktürk Ülkesinde Çin İdarî Düzeninin Kurulması

Ho-lu’nun yakalanmasından sonra Batı Göktürk ülkesinde hanedana mensup ve bağımsız siyasi otorite kurabilecek güçlü bir yönetici kalmadı. Hayatta kalan hanedan mensuplarının önemli bir bölümü de Tang hizmetine girmişti.

Çin yönetimi Batı Göktürk ülkesini üç büyük genel askerî valiliğe ayırdı. K’un-ling Genel Askerî Valiliği Doğu Türkistan çevresini, Meng-ch’ih Genel Askerî Valiliği Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki bölgeleri, An-hsi Genel Askerî Valiliği ise Tanrı Dağları’nın batısından Maveraünnehir ve İran yönüne uzanan sahaları kapsıyordu.

Bu büyük idarî merkezlere bağlı daha küçük askerî valilikler de kuruldu. Ch’u-mu-k’un, T’u-ch’i-shih, A-li-shih, Hu-lu-wu, She-she-t’i ve Su-ni-shih-ch’u-pan gibi boylar ayrı askerî valiliklere bağlandı.

Çin yönetimi, bu valiliklerin başına Batı Göktürk hanedanına mensup beyleri getirdi. A-shih-na Mi-she’ye Hsing-hsi-mang Kağan ve büyük generallik unvanları verilerek K’un-ling askerî valisi tayin edildi. A-shih-na Pu-chen ise Chi-wang-chüe Kağan unvanıyla Meng-ch’ih askerî valiliğine getirildi ve beş Nu-shih-pi boyunun yönetimi ona bırakıldı.

Mi-she ile Pu-chen daha önce de Batı Göktürk ülkesinde hâkimiyet mücadelesine girişmişti. Mi-she, Pu-chen’ın baskısı nedeniyle Ch’u-yüe ve Ch’u-mi boylarıyla Çin’e sığınmış; Pu-chen da halkın kendisine bağlanmaması üzerine Tang hizmetine girmişti. Ho-lu’ya karşı düzenlenen seferde her ikisi de Çin ordusunda görev aldı.

Tang yönetiminin bu iki beye kağanlık unvanı vermesindeki amaç, Türk boylarının onların çevresinde toplanmasını sağlamaktı. Ancak Çin’in oluşturduğu yeni düzene bağlı olmayan bazı topluluklar kısa süre içinde ayaklandı.

Ssu-chie Tou-man, Kaşgar ve çevresindeki bazı şehirleri yanına alarak isyan etti ve Hoten’i ele geçirdi. Çin yönetimi Su Ting-fang’ı onun üzerine gönderdi. Tou-man, 660 yılında Ma-t’ou-ch’uan’da yakalanarak teslim alındı.

662 yılında Kuca üzerine düzenlenen seferde Mi-she ile Pu-chen de Çin ordusunda yer aldı. Pu-chen, uzun süredir rakibi olan Mi-she’yi Çin yönetimine karşı isyan hazırlığında bulunmakla suçladı. Çinli kumandan Su Hai-cheng bu suçlamaya inanarak Mi-she’nin cezalandırılmasını görüştü. Çin tarafından desteklenen boy reislerinin de aleyhinde konuşması üzerine Mi-she idam edildi. Ona bağlı Su-ni-shih ve Pai-sai-kan toplulukları ayaklanarak bölgeden ayrıldıysa da daha sonra yeniden denetim altına alındı. Pu-chen ise 666 veya 667 yılında öldü.

671 yılında Fu-yen askerî valisi olan A-shih-na Tou-chih, çevresindeki toplulukları toplamaya başladı. 677 yılında kendisini On Ok Kağanı ilan ederek Tibet’le ilişki kurdu. Çin yönetimi başlangıçta üzerine ordu göndermeyi düşündüyse de daha sonra başka bir yöntem benimsedi. Tou-chih, düzenlenen bir toplantı sırasında baskına uğrayarak yakalandı ve yanındaki boy reisleriyle birlikte tutuklandı. Onun kumandanlarından Li-che-fu da 679 yılında teslim alındı.

İçindekiler