Menüyü aç / kapat
Tercihler menüsünü aç / kapat
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Herhangi bir düzenleme yaparsanız IP adresiniz herkese açık olarak görünecektir.

Yarkend Hanlığı

Ansiklo sitesinden

Yarkend Hanlığı veya Saidiye Hanlığı, XVI. yüzyılın başlarında Doğu Türkistan’da kurulan bir Çağatay hanlığıdır. Hanlığın kurucusu Sultan Said Han (1514-1533) olduğundan bazı kaynaklarda Saidiye Hanlığı adıyla da geçmektedir. Bunun yanında Yarkend Hanlığı, Kaşgarya Hanlığı, Kaşgar Hanlığı ve Moğul Devleti gibi farklı isimlerle de anılmıştır. Ancak en yaygın kullanılan ad Yarkend Hanlığı’dır.

Hanlığın kurulduğu Doğu Türkistan bölgesi tarih boyunca farklı isimlerle anılmıştır. Bölge için Manglay Sube, Uyguristan, Altışehir, Çıta, Küçük Buhara, Kaşgarya, Tarım Havzası, Memleket-i Moğuliye, Sinkiang (Xinjiang), Çin Türkistanı ve Çin Tataryası gibi adlar kullanılmıştır. Tarihî süreçte yaklaşık 1.828.000 km²’lik bir alanı kapsayan bu bölge, günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’nin batısında yer almaktadır.

Doğu Türkistan, ortasından geçen Tanrı Dağları tarafından iki ana bölgeye ayrılmaktadır. Kuzey kesim XV. ve XVI. yüzyıllarda Moğulistan adıyla anılırken, XVII. yüzyıldan itibaren Cungar Hanlığı’nın hâkimiyeti sebebiyle Cungarya olarak isimlendirilmiştir. Güney kesim ise Tarım Nehri’nin oluşturduğu Tarım Havzası olarak bilinmektedir. Bu bölgenin önemli bir parçası olan Altışehir; Kaşgar, Yarkend, Hoten, Aksu, Üçturfan ve Kuça şehirlerinden oluşmaktadır.

Tarım Havzası’nda yer alan Taklamakan Çölü’nün kuzeyinden ve güneyinden tarihî İpek Yolu geçmekteydi. Bu yollar üzerinde zamanla önemli Türk şehirleri ortaya çıktı. Çölün güney hattında Kaşgar’dan başlayarak Yengi-Hisar, Yarkend, Hoten, Keriya, Niya ve Çerçen şehirleri; kuzey hattında ise Üçturfan, Aksu, Bay, Kuça, Çalış, Turfan, Bars-Köl ve Kumul gibi şehirler bulunmaktaydı.

Kuruluş Öncesi Siyasi Durum

1218 yılında Cengiz Han’ın istilasına uğrayan Doğu Türkistan, ilerleyen dönemde Batı Türkistan ile birlikte Çağatay Hanlığı’nın hâkimiyetine girdi. XIV. yüzyılın başlarından itibaren Çağatay Hanlığı’nda merkezî otoritenin zayıflaması ve kabile beylerinin güç kazanması sonucunda hanlık içindeki dengeler değişti.

1345 yılında Çağatay hükümdarı Kazan Han’ın kabile beyleri tarafından öldürülmesinden sonra Batı ve Doğu Türkistan birbirinden ayrıldı. Batı Türkistan’da Karaunas ve Barlas kabileleri etkili olurken Doğu Türkistan’da Duğlat kabilesi önemli bir siyasi güç hâline geldi.

Duğlat kabilesinin reisi Emir Bulacı, Batı Türkistan’ın hâkimiyetinden kurtulmak amacıyla Çağatay hanedanından geldiği kabul edilen Tuğluk Timur’u 1347 yılında Aksu’da han ilan etti. Böylece Doğu Türkistan’da Doğu Çağatay Hanlığı ortaya çıktı.

Doğu Çağatay Hanlığı hükümdarları bir taraftan devletin sınırlarını genişletmeye çalışırken diğer taraftan 1370 yılında Semerkant merkezli kurulan Timurlu Devleti’nin baskısına karşı koymaya çalıştılar. Ancak zamanla merkezî otoritenin zayıflaması ve kabilelerin güçlenmesi sonucunda XVI. yüzyılın başlarında Doğu Çağatay Hanlığı Turfan ve çevresiyle sınırlı küçük bir devlet hâline geldi.

Sultan Said Han ve Hanlığın Kuruluşu

XV. yüzyılın sonunda Timurlu Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte bölgede yeni siyasi güçler ortaya çıktı. Doğu Deşt-i Kıpçak’ta Kazaklar, Mâverâünnehir’de Muhammed Şibanî Han önderliğindeki Özbekler, Timur soyundan gelen Babür ve Çağatay hanedanına mensup Sultan Said bu dönemin önemli aktörleri oldu.

Özbeklerin Timurlu mirasına sahip olması üzerine Kazaklar Deşt-i Kıpçak’a çekilirken Babür önce Kabil’e, ardından Kuzey Hindistan’a yöneldi. Sultan Said ise Doğu Türkistan’a hareket ederek Yarkend ve çevresinde yaklaşık elli yıldır hâkimiyet süren Duğlat beyi Mirza Ebubekir’i mağlup etti.

Sultan Said Han, 3 Eylül 1514 tarihinde Yarkend’i ele geçirerek burayı başkent yaptı ve Yarkend Hanlığı’nı kurdu.

Sultan Said Han Dönemi (1514-1533)

Sultan Said Han, Yarkend Hanlığı’nı kurduktan sonra ilk olarak Doğu Çağatay Hanlığı ile ilişkilerini düzenlemeye yöneldi. Bu sırada Doğu Çağatay Hanlığı’nın hükümdarı, Sultan Said Han’ın ağabeyi Sultan Mansur Han idi. Sultan Said, kardeşleri ve bazı kabile beylerinin savaş tekliflerine rağmen ağabeyiyle çatışmaya girmek istemedi.

Sultan Said Han, 1516 ve 1520 yıllarında Sultan Mansur Han ile görüşerek onun hâkimiyetini tanıyan bir uzlaşı yoluna gitti. Bu görüşmelerle hem hanedan içindeki çatışmaları önlemeyi hem de Yarkend’den Turfan’a kadar uzanan Tarım Havzası’nda siyasi istikrarı sağlamayı amaçladı. Sultan Mansur Han’a Kuça, Kumul, Beşbalık ve Gulca’dan oluşan eski yönetim bölgesi üzerinde geniş yetkiler verildi. Bu bölgede idarî, askerî ve malî işlerde özerk hareket etmesi kabul edildi.

Ağabeyiyle yaptığı anlaşmadan sonra Sultan Said Han fetih hareketlerine başladı. XVI. yüzyılın başlarında kurulan bozkır devletlerinde hükümdarın askerî başarıları, hem siyasi otoritesini güçlendirmesi hem de kendisine bağlı kabilelere ganimet ve yeni otlak alanları sağlaması açısından önemliydi.

Sultan Said Han’ın seferleri sonucunda Yarkend Hanlığı’nın sınırları genişledi. 1519 ve 1529 yıllarında Bedehşan üzerine, 1522 yılında Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Moğulistan bölgesine, 1524 yılında Kalmuklara, 1527 yılında Balur’a ve 1532 yılında Tibet’e seferler düzenledi. Bu seferlerle hanlığın hâkimiyet alanı genişletildiği gibi kabilelere yeni ganimet ve mera imkânları sağlandı.

Sultan Said Han, son seferi olan Tibet seferini tamamlayamadan 9 Temmuz 1533 tarihinde hayatını kaybetti. Yerine en büyük oğlu Sultan Abdurreşid Han geçti.

Sultan Abdurreşid Han Dönemi (1533-1560)

Sultan Abdurreşid Han, yaklaşık XXIII yaşında hanlık tahtına çıktı. Saltanatının ilk döneminde hanlık içindeki güçlü kabileler ve kabile beyleriyle mücadele etti. Ayrıca amcası Sultan Mansur Han’ın başkente yönelik iki saldırısını da başarıyla engelledi.

Abdurreşid Han, iç düzeni sağladıktan sonra hanlığın dış politikasında önemli bir değişikliğe gitti. Sultan Said Han döneminde Özbeklere karşı Kazaklarla ittifak kurulmuşken, Abdurreşid Han döneminde bu siyaset değiştirilerek Kazaklar ve Kırgızlara karşı Özbeklerle ittifak yapıldı. Bu ittifakı güçlendirmek amacıyla kız kardeşlerinden birini Özbek hanedanına mensup biriyle evlendirdi.

Bu politika değişikliğinin temel sebepleri arasında Kazak ve Kırgızların hanlık üzerindeki baskısı ile Moğulistan bölgesinin kaybedilmesindeki rolleri bulunmaktaydı. Özbek Ubeydullah Han ile Sultan Abdurreşid Han’ın kuvvetleri birleşerek 27 Temmuz 1537 tarihinde Santaş mevkiinde Kazak ve Kırgız kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı.

Bu zaferin ardından Yarkend Hanlığı’nın Moğulistan üzerindeki etkisi yeniden arttı. Abdurreşid Han, büyük oğlu Abdullatif Sultan’ı Aksu ve Üçturfan bölgelerine vali olarak tayin etti. Ancak Abdullatif Sultan’ın Kazaklar tarafından öldürülmesi üzerine han, Kazak ve Kırgızlara karşı yeni mücadele hazırlıklarına girişti.

Abdurreşid Han, dönemin sûfilerinden Hoca Muhammed Şerif’ten gaza için fetva aldı ve Buhara Hanlığı hükümdarı Nevruz Ahmed Han ile ittifak kurdu. Buhara ve Yarkend kuvvetleriyle Kazak ve Kırgız kuvvetleri arasında gerçekleşen savaşta Kazaklar ve Kırgızlar ağır yenilgiye uğratıldı.

Sultan Abdurreşid Han Sonrası Dönem ve Sultan Abdulkerim Han (1560-1591)

Sultan Abdurreşid Han’ın ölümünden sonra yerine oğlu Sultan Abdulkerim Han geçti. Abdulkerim Han, babasının oluşturduğu dış politika çizgisini devam ettirerek Özbeklerle ittifakı sürdürdü ve Kazaklar ile Kırgızlara karşı mücadele etti.

Bu dönemde Kırgızların Yarkend Hanlığı üzerindeki baskısı devam etti. Kalmukların (Cungarların) baskısı sebebiyle yeni yerleşim alanları arayan Kırgızlar, kendilerine en yakın bölgelerden biri olarak Yarkend Hanlığı topraklarına yöneldiler. Bu nedenle Kırgız akınları yalnızca yağma hareketleri şeklinde değil, aynı zamanda göç ve yeni yurt edinme hareketleri olarak da gerçekleşti.

Abdulkerim Han döneminin en önemli gelişmelerinden biri, Nakşibendiyye tarikatının önemli temsilcilerinden Hoca Muhammed İshak Veli’nin Doğu Türkistan’a gelmesidir. Nakşibendiyye şeyhlerinden Mahdum-ı Azam Hoca Ahmed Kâsânî’nin 1542 yılında ölümünden sonra oğulları Muhammed Emin ile Muhammed İshak Veli arasında haleflik mücadelesi başladı. Bu anlaşmazlık sonucunda tarikat Akdağlılar (Aktağlık, İşkiye) ve Karadağlılar (Karatağlık, İshakiye) olmak üzere iki kola ayrıldı.

Karadağlı Hocalar Cemaati’nin lideri olan Muhammed İshak Veli (ö. 1599), Doğu Türkistan’a gelerek burada faaliyet göstermeye başladı. Kısa sürede çok sayıda mürit kazandı. Bu müritler arasında Abdulkerim Han’ın kardeşi ve halefi Muhammed Sultan ile hanlık ileri gelenleri de bulunuyordu.

Ancak zaman içerisinde Hoca Muhammed İshak Veli’nin hanlıkta büyük bir nüfuz elde edebileceği endişesi ortaya çıktı. Bunun üzerine Abdulkerim Han onu önce Hoten’e, ardından hanlık dışına gönderdi. Muhammed İshak Veli, Yarkend’den ayrılmadan önce 64 halifesini hanlığın çeşitli şehirlerine yerleştirdi ve Kaşgar’daki teşkilatın başına Şutur (Uştur) Halife’yi getirdi.

Muhammed Han Dönemi (1591-1609)

Abdulkerim Han’ın 1591 yılında ölümünden sonra kardeşi Muhammed Han tahta çıktı. Saltanatının üçüncü yılında Buhara Hanlığı hükümdarı II. Abdullah Han (1583-1598), Yarkend Hanlığı üzerine sefer düzenledi.

Kaynaklarda sayısı 50.000 ile 100.000 arasında gösterilen Özbek ordusunun saldırısı Muhammed Han tarafından başarıyla engellendi. Bu başarının önemli sebeplerinden biri, daha önce hanlıktan uzaklaştırılmış olan Karadağlı Hocalar Cemaati’nin yeniden güç kazanması ve Muhammed Han’a destek vermesiydi.

Muhammed Han, bu desteğin ardından Muhammed İshak Veli’yi yeniden hanlığa davet etti. Ancak Muhammed İshak Veli kendisi yerine yedi yaşındaki oğlu Muhammed Yahya Hoca’yı (Şadi Hoca) 1595 veya 1596 yılında Yarkend’e gönderdi.

Muhammed Han döneminde Turfan bölgesine vali olarak atanan kardeşi Abdurrahim Sultan merkezî yönetime karşı sorun oluşturmaya başladı. Özellikle Özbek saldırısı sırasında fırsattan yararlanarak isyan etti. İsyan bastırılsa da Abdurrahim Sultan’ın görevde bırakılması ilerleyen yıllarda hanlık içindeki merkezî otorite sorunlarının büyümesine yol açtı.

Muhammed Han dönemi, Yarkend Hanlığı’nın en güçlü dönemlerinden biri kabul edilir. Bu dönemde hanlık Yarkend, Kaşgar, Aksu, Üçturfan, Kuça, Çalış, Turfan ve Kumul’dan Hoten, Sarıköl ve Bedehşan’a kadar geniş bir sahaya yayıldı. Bu bölgelerde hutbe Muhammed Han adına okunmuş ve sikke onun adına bastırılmıştır.

XVII. Yüzyıl Başlarında İç Mücadeleler

Muhammed Han’ın ölümünden sonra yaklaşık otuz yıl boyunca hanlıkta siyasi istikrarsızlık yaşandı. Güçlü kabileler, hanedan üyeleri ve dinî gruplar arasındaki mücadeleler nedeniyle sık sık taht değişiklikleri meydana geldi.

Muhammed Han’ın oğlu Şah Şucauddin Ahmed Han (1609-1619) öldürüldü. Ardından Şerefüddin Han yalnızca dokuz gün boyunca tahtta kalabildi. Bu dönemde hanlık yönetimindeki zayıflık, Karadağlı Hocalar Cemaati’nin siyasi etkisini artırmasına neden oldu.

XVII. yüzyılın başlarından itibaren diğer büyük sûfî grubu olan Akdağlı Hocalar da Yarkend Hanlığı’nda etkili olmaya başladı. Mahdum-ı Azam Hoca Ahmed Kâsânî’nin büyük oğlu Hoca Muhammed Emin’in oğullarından Muhammed Yusuf Hoca (ö. 1653), Kumul’a yerleşti. Burada yaptığı evlilikten daha sonra Hoca Afak (Apak) adıyla tanınacak Hidayetullah dünyaya geldi.

Abdullah Han Dönemi (1636-1667)

XVII. yüzyılın ilk yarısındaki siyasi karışıklıklar sırasında hanlıkta merkezî otorite zayıflamış, kabile beyleri ve dinî gruplar arasındaki rekabet artmıştı. Bu dönemde Turfan bölgesinin yöneticisi olan Abdurrahim Sultan da sık sık merkezî yönetime karşı hareket ederek hanlık şehirlerinin yağmalanmasına ve devlet gücünün zayıflamasına sebep oldu. Abdurrahim Sultan’ın 1634-1635 yılında ölümü üzerine yerine oğlu Abdullah Sultan geçti.

Abdullah Sultan kısa sürede güçlü bir yönetici olarak öne çıktı. Birçok kabile beyi onun çevresinde toplandı. Karadağlı Hocalar Cemaati’nin şeyhi Muhammed Yahya Hoca (Şadi Hoca) da Abdullah Sultan’ı destekledi. Bu desteği arkasına alan Abdullah Sultan, 1636 yılında Yarkend Hanlığı tahtını ele geçirerek han oldu.

Abdullah Han döneminde hanlık yeniden güç kazandı. Uzun süredir fiilî olarak hanlıktan ayrı hareket eden Turfan bölgesi tekrar hanlık hâkimiyetine girdi. Abdullah Han, Balur, Bedehşan, Oş ve Andican gibi bölgelere seferler düzenledi. Ancak bu seferler daha çok fetih yoluyla toprak genişletme amacından ziyade hanlığın gücünü göstermek ve ganimet elde etmek amacı taşıyordu.

Abdullah Han döneminde Kırgızlarla mücadele de önemli bir yer tuttu. Kırgızların hanlık topraklarına yönelik saldırılarına karşı kapsamlı seferler düzenleyen Abdullah Han, ağır kayıplar verdirdi. Ancak ilerleyen süreçte Kırgızların askerî gücünden yararlanmak amacıyla onları hanlık bünyesine katmaya çalıştı.

Bu dönemde Yarkend Hanlığı için yeni bir tehdit ortaya çıktı. Cungar Hanlığı hükümdarı Sengge (1653-1671), hanlık topraklarına yönelik seferler düzenleyerek bölgedeki dengeleri değiştirmeye başladı. Abdullah Han’ın oğlu Yolbars Sultan ile yaşadığı anlaşmazlıklar da yönetimini zorlaştırdı. Sonuçta Abdullah Han ülkeyi terk ederek Hindistan’a gitti.

Hocalar Mücadelesi ve Cungar Hâkimiyeti

Abdullah Han’ın ülkeden ayrılmasından sonra oğullarından İsmail Sultan, Karadağlı Hocalar Cemaati ve Yarkend emirleri tarafından han ilan edilmek istendi. Ancak Akdağlı Hocalar Cemaati ile Kaşgar emirleri, Yolbars’ı hanlık tahtına çıkarmayı başardı.

Yolbars Han (1667-1670), ülkede etkili bir yönetim kuramadı ve kısa süre içinde Cungar hükümdarı Sengge’nin nüfuzu altına girdi. Yönetimi halk ve ileri gelenler arasında tepkiye yol açınca 1670 yılında öldürüldü. Bunun ardından İsmail Han tahta çıktı.

İsmail Han’ın iktidarıyla birlikte Karadağlı Hocalar Cemaati güç kazanırken Akdağlı Hocalar baskı altına alındı. Akdağlıların lideri Hoca Afak, ülkeyi terk ederek Tibet’e gitti. Burada V. Dalay Lama Ngawang Lozang Gyatso ile görüşerek Yarkend Hanlığı’nda hâkimiyet kurabilmek için destek istedi.

Dalay Lama doğrudan yardım etmeyi kabul etmese de, o dönemde öğrencisi olan Cungar hükümdarı Galdan Boşogtu’nun yardım edebileceğini belirtti. Bunun üzerine Hoca Afak, Galdan Boşogtu ile görüştü.

Yarkend Hanlığı’nı ele geçirmeyi zaten planlayan Galdan Boşogtu, Hoca Afak’ın teklifinden sonra harekete geçti. 1679 yılında Kumul ve Turfan’ı, 1680 yılında ise Kaşgar ve Yarkend’i ele geçirerek hanlığı kendisine bağladı. İsmail Han ve ailesi İli bölgesine sürüldü.

Hanlığın Sonu (1680-1696)

Cungar işgalinden sonra Hoca Afak, yönetimin kendisine bırakılacağını düşünmüş ancak bu gerçekleşmemiştir. Yarkend Hanlığı sonraki on altı yıl boyunca Cungar Hanlığı’nın hâkimiyeti altında yaşamaya devam etti.

Bu dönemde hanlık tahtına sırasıyla II. Abdurreşid Han (1680-1682), Muhammed Emin Han (1682-1694) ve Muhammed Mümin Han (Akbaş Han, 1696) çıktı. Bu hükümdarlar hanlığı Cungar hâkimiyetinden kurtarmaya çalıştılar.

Ancak hanlık içindeki kabile rekabetleri, Kırgız saldırıları ve Akdağlılar ile Karadağlılar arasındaki mücadeleler bu çabaları zayıflattı. Son olarak Galdan Boşogtu, 1696 yılında başkent Yarkend’i ele geçirerek hanedan yönetimine son verdi. Böylece Yarkend Hanlığı tarih sahnesinden çekildi.

Devlet Yapısı ve Yönetim

Yarkend Hanlığı hükümdarları Cengiz Han soyundan geldikleri için devlet yönetiminde Cengiz Yasası önemli bir yere sahipti. Hükümdarlık makamı yalnızca Cengiz Han neslinden gelenlere aitti. Sultan Said Han da bu hanedana mensup olarak tahta çıkmış, kendisinden sonraki hükümdarlar da onun soyundan gelmiştir.

Bununla birlikte Yarkend Hanlığı aynı zamanda bir İslam devleti niteliğindeydi. Halkın büyük çoğunluğu ve hanedan mensupları Müslüman olduğundan hanlar İslam hukukuna yani şeriata da bağlı kaldılar. Böylece devlet yönetiminde Cengiz Yasası ile İslam hukukunun birlikte uygulandığı bir yönetim anlayışı ortaya çıktı. Bu yapı bazı araştırmacılar tarafından “Yeni Cengizli” olarak adlandırılmıştır. Ancak bazı araştırmacılar, Türkistan’ın İslamiyet ile daha önceki dönemlerden itibaren tanışmış olması sebebiyle bu tanımlamaya itiraz etmektedir.

Hanlıkta hükümdarlar, hanedan üyeleri, nüfuzlu kabile beyleri ve din adamlarının katıldığı toplantılarda belirlenirdi. Han olacak kişi genellikle önceki hükümdarın oğlu veya kardeşi olurdu. Her ne kadar hanların mutlak yetkiye sahip olduğu kabul edilse de uygulamada birçok hükümdar kabile beylerinin ve dinî grupların etkisi altında kalmıştır.

Bazı hükümdarlar merkezî otoriteyi güçlendirmek ve kabile beylerinin nüfuzunu azaltmak için mücadele etmişlerdir. Sultan Abdurreşid Han bu yönde çaba gösteren hükümdarlardan biri olmuştur. Ancak kabilelerin ve dinî çevrelerin siyasi ağırlığı hanlığın sonuna kadar devam etmiştir.

Kurultay ve Merkezî Yönetim

Yarkend Hanlığı’nda kurultay, devlet yönetiminde önemli bir kurumdu. Han, hanedan üyeleri, kabile reisleri, merkezî bürokrasi mensupları ve ulemanın katıldığı bu toplantılarda devlet yönetimiyle ilgili temel meseleler görüşülürdü.

Kurultaylarda sefer düzenlenmesi, hanlık yöneticilerinin belirlenmesi, devlet görevlilerine ve kabilelere toprak ile mera tahsis edilmesi gibi önemli kararlar alınırdı.

Hanlığın kuruluş döneminde en yüksek idarî makam ulusbeylikti. Ancak merkezî yönetimi güçlendirmek isteyen Sultan Abdurreşid Han, babası döneminden beri bu görevi yürüten Seyyid Muhammed Mirza’yı ortadan kaldırarak makamı kaldırdı. Bu görevin yetkilerini daha sonra vezirler üstlendi.

Hanlık yönetiminde vezirin yanında birçok önemli görevli bulunmaktaydı. Atalık hanların ve şehzadelerin danışmanlığını yaparken, mirab su ve kanal işlerinden sorumluydu. Şigavul yabancı elçileri karşılar ve hana takdim ederdi. İşikağa saray muhafızlarının, yatış beyi gece muhafızlarının komutanıydı. Bahşı hanın kâtibi, bakavul sarayın yiyecek işlerinden sorumlu görevliydi. Mirahur saray ahırlarını yönetirken, tamga-beyi yazışmaları, paşşab-beyi ise hapishaneleri denetlerdi.

Taşra Yönetimi

Yarkend Hanlığı’nda şehirler, hâkim unvanını taşıyan ve merkez tarafından atanan valiler tarafından yönetilirdi. Büyük şehirlere genellikle hanedan üyeleri gönderilirken diğer şehirlerde hanın güvendiği yöneticiler görev yapardı.

Şehir yöneticileri geniş yetkilere sahip olmakla birlikte han tarafından atanan atalık ve kadılar tarafından denetlenirdi. Halktan gelen şikâyetler sonucunda görevlerinden alınabilir veya çeşitli cezalara çarptırılabilirlerdi.

Şehirlere bağlı ilçelerde yönetimin başında hâkim bey bulunurdu. Bunun yanında farklı alanlardan sorumlu görevliler vardı. İşik-aka bey ekonomik işlerle, hazineci bey gelir-gider ve yiyecek işleriyle, bacgir bey vergilerle, bazar bey pazar düzeniyle, mirab bey sulama işleriyle, kadı bey şeriat meseleleriyle, mirşeb bey ise güvenlik ve asayiş işleriyle ilgilenirdi.

Ordu Teşkilatı

Yarkend Hanlığı’nda ordunun en üst düzey komutanı handan sonra koşbegi idi. Savaş zamanlarında bu görevliye daha çok uçbeyi adı verilirdi. Zamanla koşbegi unvanı kullanılmaz hâle gelmiş ve ordunun sağ ile sol kanadını yöneten iki ayrı uçbeyi ortaya çıkmıştır.

Hanlığın askerî teşkilatında tuğbeyi de önemli bir görevdi. Tuğbeyi, hanın tuğunun korunmasından sorumluydu.

Hanlık ordusu merkez ordusu ve eyalet askerleri olmak üzere iki ana bölümden oluşuyordu. Merkez ordusu, saray muhafız birlikleri ile vezire bağlı yaklaşık 12.000 kişilik merkez kuvvetlerinden meydana gelmekteydi. Eyalet askerleri ise hanlığa bağlı şehirlerin sağlamakla yükümlü olduğu askerî birliklerden oluşuyordu.

Sefer düzenine göre ordunun hareketinde sağ ve sol kol sistemi uygulanıyordu. Doğuya ve güneye yapılan seferlerde sol kol (Cavangar) önde bulunur, bu kola Barlas, Duğlat ve Arlat kabileleri bağlı olurdu. Kuzey ve batı yönündeki seferlerde ise sağ kol (Barangar) öne geçer, bu kola Çuras, Duhtuy ve Kerait kabileleri mensup bulunurdu.

Toprak Düzeni ve Ekonomi

Yarkend Hanlığı’nda topraklar devlet arazisi, özel mülk ve vakıf arazisi olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktaydı.

Devlet arazileri hanlığın mülkiyetinde bulunuyor, bu araziler halka ortakçı usulüyle kiralanıyordu. Üretimden elde edilen ürünün tohumluk kısmı ayrıldıktan sonra kalan bölümünün yarısı devlet tarafından alınmaktaydı. Devlete ait madenler de kişilere kiraya verilerek işletiliyordu. Madenleri kiralayan kişiler yalnızca kendilerine verilen alanlarda üretim yapabiliyordu.

Özel mülk arazileri hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Vakıf arazileri ise vergiden muaf tutulmuştu. Bu araziler yalnızca tarım alanlarından değil; değirmen, atölye, dükkân ve maden gibi gelir sağlayan çeşitli mülklerden de oluşuyordu. Hanlık yönetimi, vakıf mallarının düzenli kullanılmasını sağlamak amacıyla mütevelliler görevlendirmiştir.

Tarım Havzası’ndaki şehirler tarihî İpek Yolu üzerinde bulunmaları ve verimli topraklara sahip olmaları sebebiyle ekonomik açıdan önemli merkezlerdi. Ancak kullanılan tarım yöntemleri oldukça gelenekseldi. Başlıca tarım ürünleri arasında buğday, yonca, yulaf, arpa, mısır, baklagiller, pirinç, kenevir, pamuk, sebzeler ve çeşitli meyveler bulunmaktaydı.

Özellikle Yarkend çevresinde bağcılık gelişmişti. Bu durum Şemalbağ, Gülbağ, Çinebağ, Terekbağ, Ilıkbağ ve Haydarbağ gibi yerleşim adlarına da yansımıştır.

Hayvancılık ve El Sanatları

Yarkend Hanlığı’nın kuruluş döneminde göçebe yaşam yaygın olduğundan hayvancılık önemli bir ekonomik faaliyet durumundaydı. Hayvan sayısının fazla olması sebebiyle zaman zaman kabileler arasında mera anlaşmazlıkları yaşanmaktaydı.

Bu sorunları azaltmak amacıyla kabilelerin yaz ve kış dönemlerinde kullanacakları otlaklar belirlenmişti. Ayrıca Moğulistan bölgesinin kontrol altında tutulmasına önem verilmiş, ancak bu bölge uzun süre hanlık hâkimiyetinde tutulamamıştır.

Hanlıkta el sanatları da gelişmişti. Pamuk ve yün dokumacılığı, ipekçilik, dericilik, demircilik, marangozluk, silah yapımı, aynacılık ve çömlekçilik başlıca zanaat alanları arasında yer almaktaydı.

Madencilik ve Ticaret

Yarkend Hanlığı’nda madencilik önemli gelir kaynaklarından biriydi. Altın, gümüş, elmas, cıva, kükürt, kömür, bakır, tuz ve kurşun gibi madenler çıkarılıp işlenmekteydi.

Madencilik faaliyetleri hanlık görevlilerinin denetiminde yürütülüyor, çıkarılan madenlerin bir kısmı ticaret yoluyla dışarıya gönderiliyordu.

Hanlık içinde yerel ticaret şehir pazarlarında yapılmaktaydı. Yerleşik halk ve göçebeler mevsimlere göre çeşitli ürünleri pazarlara getirerek alışveriş yapardı. Hoten şehrindeki pazar özellikle önemliydi. Burada çok sayıda insan toplanarak ipek, pamuk ve buğday gibi ürünlerin değişimini gerçekleştirirdi.

Hanlıkta para kullanımı da yaygındı. Ticaret yolları üzerinde bulunan şehirler, hem bölgesel hem de uzak mesafeli ticaret açısından önemli merkezler hâline gelmişti.

Nüfus ve Toplumsal Yapı

Yarkend Hanlığı’nın kurulmasıyla birlikte Doğu Türkistan’da siyasi ve ekonomik canlanma yaşandı. Cengiz Han istilasından sonra gerileyen ve nüfusu azalan bölge, özellikle Yarkend Hanlığı döneminde yeniden gelişmeye başladı.

Sultan Said Han Doğu Türkistan’a girdiğinde beraberindeki topluluk sayıldığında, geride kalan kadın ve çocukları koruyanlar ile yolların güvenliğini sağlayan askerler dışında 4.700 kişi bulunmaktaydı. 1544 yılında hanlığın nüfusu 30.000 iken XVII. yüzyılın başlarında bu sayı 500.000’e ulaştı. Bu nüfusun yaklaşık 400.000’i yerleşik halktan oluşmaktaydı.

Hanlık bünyesinde çok sayıda kabile yaşamaktaydı. Bunlar arasında Arlat, Barlas, Baarın, Balıkçı, Bulgaç, Dolan, Duğlat, Duhtuy, Karluk, Katagan, Kavçin, Kereyit, Kuşçu, Kazak, Mekrit, Noygut, Sulduz, Tatar, Türkmen, Uygur, Çuras ve Kırgız kabileleri bulunmaktaydı.

Toplum genel olarak dört ana gruba ayrılmaktaydı:

Birinci grup vergi ödeyen yerleşik halktı. Tümen adı verilen bu kesim tarım ve zanaatla uğraşmaktaydı.

İkinci grup askerî sınıftı ve kuçin adıyla anılırdı. Bu kesim esas olarak askerlik yapar, barış dönemlerinde hanın, sarayın veya emirlerin muhafızlığını üstlenirdi.

Üçüncü grup aymak adı verilen göçebelerden oluşuyordu. Bunlar han tarafından tahsis edilen yaylak ve kışlaklarda hayvancılıkla uğraşır, savaş zamanlarında hana asker sağlardı. Göçebe grupların merkezî yönetime zaman zaman sorun çıkarması sebebiyle hanların önemli meselelerinden biri onları yerleşik hayata geçirmekti.

Dördüncü grup ise ameldarlar ve dinî zümrelerden oluşan, hanlık bürokrasisini meydana getiren kesimdi.

Kültür ve Kaynaklar

Yarkend Hanlığı döneminde tarih, edebiyat ve din alanlarında önemli eserler kaleme alınmıştır. Hanlık hakkında hem Farsça hem de Uygurca çok sayıda vakayiname meydana getirilmiştir. Bu eserlerin bir kısmı hanlığın hâkimiyet döneminde, bir kısmı ise hanlığın yıkılışından sonra yazılmıştır.

Hanlık döneminde yazılan en önemli eserlerden biri, Mirza Haydar Duğlat tarafından 1541-1546 yılları arasında Farsça kaleme alınan Tarih-i Reşidî adlı eserdir. Eser, Yarkend Hanlığı’nın kuruluş tarihini anlatmasının yanında müellifinin mensup olduğu Duğlat kabilesinin tarihine de yer vermektedir. Bunun yanında Mâverâünnehir ve Deşt-i Kıpçak bölgelerindeki gelişmeleri ele alması bakımından da önemli bir kaynaktır.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında yazılan anonim Tezkire-i Hoca Muhammed Şerif, Yarkend Hanlığı dönemine ait diğer önemli eserlerden biridir. XVII. yüzyılda ise Şah Mahmud b. Mirza Fazıl Çuras tarafından kaleme alınan ve sonradan Tarih adıyla bilinen eser ile aynı müellifin 1696 yılında tamamladığı ve V. V. Barthold tarafından Tarih-i Kaşgar adı verilen eseri hanlık tarihine ışık tutmaktadır.

Bunların yanında aynı müellif tarafından tamamlanan Enîsü’t-Tâlîbîn adlı eser de Yarkend Hanlığı’nın siyasi ve sosyal tarihini anlamada önemli kaynaklardan biri kabul edilmektedir.