Göktürk Kağanlığı: Revizyonlar arasındaki fark
Daha fazla eylem
Değişiklik özeti yok |
|||
| 43. satır: | 43. satır: | ||
546 yılında Bumin, Batı Wei'ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen '''şad''' ve '''yabgu''' gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir. | 546 yılında Bumin, Batı Wei'ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen '''şad''' ve '''yabgu''' gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir. | ||
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri Töles boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin'in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya'nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur. | Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri [[Tölesler|Töles]] boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin'in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya'nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur. | ||
== DEVLETİN KURULUŞU == | == DEVLETİN KURULUŞU == | ||
19.57, 28 Temmuz 2026 tarihindeki hâli
Göktürk Kağanlığı, Türk adını devlet adı olarak resmî biçimde kullanan ilk siyasî teşkilat olması nedeniyle Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu devlet, Orta Asya'da geniş bir hâkimiyet kurarak Türk adını siyasî bir kimlik olarak tarih sahnesine taşımıştır. Göktürkler, devletlerini Türk veya Türük adıyla anmıştır. Çin kaynaklarında bu ad T'u-chüe şeklinde kaydedilmiş, Orhun Yazıtları'nda ise bir yerde Kök Türk ifadesi kullanılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında yaygınlaşan Kök Türk adlandırması, Türkiye'de zamanla Göktürk biçiminde yerleşmiştir.
552 yılında kurulan Göktürk Kağanlığı, Cücen hâkimiyetine son vererek Orta Asya'nın siyasî dengesini değiştirmiştir. Kuzey Çin devletleri üzerinde üstünlük kurmuş, Akhun Devleti'nin ortadan kaldırılmasının ardından İpek Yolu'nun önemli kesimlerini denetimi altına almıştır. Sasani Devleti ve Bizans ile kurduğu siyasî ve diplomatik ilişkiler, Kırım, Kafkasya ve Azerbaycan'a kadar uzanan askerî faaliyetleriyle birlikte devletin Avrasya siyasetindeki etkisini göstermektedir.
582 yılında Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıkları olarak ikiye ayrılan devletin doğu kanadı 630 yılında, batı kanadı ise hanedan mensuplarının idaresindeki siyasî oluşumlarla 658 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.
682 yılında kurulan II. Göktürk Kağanlığı, bozkırdaki Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmiş ve bu dönemde Orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en önemli yazılı belgeleri arasında yer alan bu yazıtlar, II. Göktürk Kağanlığı'nın en kalıcı mirası olmuş; devlet ise VIII. yüzyılın ortalarında tarih sahnesinden çekilmiştir.
Kökeni
Göktürklerin kökeni, Çin kaynaklarında tarihî bilgiler ile efsanevî anlatıların birlikte yer aldığı rivayetlere dayanmaktadır. Bu durum kökenlerinin aydınlatılmasını güçleştirse de kaynaklar, Göktürklerin Hun kökenli olduğu ve Hun siyasî geleneğini devam ettirdiği konusunda büyük ölçüde ortak görüş sergilemektedir.
Göktürklerin ilk yurdu olarak Altay Dağları'nın güney etekleri kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen Batı Denizi'nin kuzeyi veya batısı ile Altay Dağları'nın güneyi ifadeleri aynı coğrafî sahayı işaret etmektedir. Arkeolojik buluntular da V. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgenin Göktürklerin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Kaynaklarda adı geçen Suo Ülkesi de Göktürklerin ilk dönemleriyle ilişkilendirilmektedir. Hunların kuzeyinde bulunduğu belirtilen bu bölgenin kesin yeri bilinmemekle birlikte, Altaylar'ın kuzeyi ile Yenisey kaynakları arasındaki geniş sahada aranması gerektiği düşünülmektedir.
Göktürklerin kökenine dair anlatılar iki temel efsane etrafında şekillenmiştir. Bunlardan ilki, hanedanın kurttan türeyişini konu edinir. Rivayete göre büyük bir felaketten yalnızca küçük bir erkek çocuk kurtulur; bir dişi kurt tarafından büyütülen bu çocuğun soyundan gelen A-shih-na kolu zamanla Göktürk hanedanını oluşturur. Aynı rivayette topluluğun daha sonra Altay Dağları'nın güneyine yerleşerek Juan-juanlara bağlı biçimde demircilikle uğraştığı, ayrıca Altay'ın miğfere benzetilmesi nedeniyle miğfer anlamındaki T'u-chüe adının topluluğun adı hâline geldiği anlatılmaktadır.
İkinci efsane ise Göktürklerin Hunların kuzeyindeki Suo Ülkesi'nden çıktığını bildirir. On yedi kardeşten oluşan topluluğun zamanla dağıldığı, İ-chih-ni-shih-tou soyundan gelenlerin çeşitli bölgelere yayıldığı ve bunlar arasından yükselen A-shih-na kolunun liderliği ele geçirdiği anlatılır. Böylece her iki rivayet de Göktürk hanedanının kökenini A-shih-na ailesine dayandırmaktadır.
Çin kaynaklarında yer alan bir başka rivayet ise Göktürkleri Kansu'daki P'ing-liang Hunlarıyla ilişkilendirir. Buna göre Tabgaç hükümdarı Tai-wu'nun 439 yılında Chü-ch'ü ailesini yenmesinden sonra A-shih-na önderliğindeki beş yüz aile Juan-juanlara sığınarak Altay Dağları'na yerleşmiştir. Ancak Chü-ch'ü ailesine ait biyografiler Altay'a ulaştıklarını doğrulamadığından, bu anlatı kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda yer alan rivayetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık Göktürklerin Hunlarla bağlantısı kaynaklarda ortak biçimde vurgulanmaktadır.
Mevcut rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, Göktürklerin Hun kökenli bir topluluk olarak Altay Dağları çevresinde tarih sahnesine çıktıkları anlaşılmaktadır. Köken anlatılarındaki kurt motifi ise hanedanın meşruiyetini açıklayan temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.
Kaynaklarda hanedanın ilk dönemine ilişkin Na-tou-liu, A-hsien Şad ve Tu-wu Yabgu gibi isimler zikredilmekle birlikte, tarihî varlığı kesin olarak takip edilebilen ilk hükümdarlar Bumin Kağan ile kardeşi İstemi Yabgu'dur. Çin kaynakları A-hsien Şad'ın kimliği konusunda farklı bilgiler verirken, bazı kayıtlar Büyük Yabgu ile Tu-wu Yabgu'nun aynı kişi olduğunu ve Göktürklerin nüfus ile siyasî gücünün onun döneminde önemli ölçüde arttığını belirtmektedir.
Devletin Kuruluşundan Önce Orta Asya'nın Siyasî Durumu
Göktürk Kağanlığı'nın kuruluşundan önce Orta Asya'nın siyasî dengeleri birkaç büyük devlet ve güç odağı tarafından belirlenmekteydi. Bu dönemde bozkırın en etkili siyasî teşkilatı Juan-juanlar olup, IV. yüzyılın sonlarından itibaren Moğolistan'ın doğusunda güç kazanarak Hun bakiyesi bazı toplulukları ve Hsien-pi kabilelerini hâkimiyetleri altına aldılar. Aynı zamanda kuzey Çin'de hüküm süren Tabgaç Devleti'nin en önemli rakibi konumundaydılar. 551 yılına kadar Orta Asya'nın en güçlü siyasî teşkilatı olmayı sürdüren Juan-juanlar, Göktürklerin yükselişiyle birlikte ortadan kaldırılmış ve böylece bozkırda yeni bir dönem başlamıştır.
Kuzey Çin'de hüküm süren Tabgaç Devleti ise Türk kökenli boylar tarafından kurulmuştu. Ancak V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Budizm'in etkisinin artmasıyla birlikte bozkır kültürünün birçok özelliğini kaybetmiş ve giderek Çinleşmiştir. Bu süreç sonunda devlet Wei adıyla anılmaya başlamış, daha sonra Doğu ve Batı Wei olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Wei'nin yerini 550 yılında Kuzey Ch'i Devleti alırken, Batı Wei ise 557 yılında Chou Hanedanı'na dönüşmüştür.
Orta Asya'nın batısında ise Akhunlar önemli bir siyasî güç durumundaydı. IV. yüzyılın ortalarında Juan-juanlardan ayrılarak Mâverâünnehir ve Semerkant çevresinde devlet kuran Akhunlar, zamanla İran, Afganistan ve daha batıdaki bölgelere kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturmuşlardı. Göktürk Devleti kurulduğunda güneybatı komşuları olan Akhunlar, batıya doğru genişleyen Göktürklerin ilk büyük rakiplerinden biri olmuş ve Göktürk-Sasani iş birliği sonucunda 557 yılında siyasî varlıklarını kaybetmişlerdir.
Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı
Göktürklerin bağımsız bir devlet kurmalarından önceki faaliyetleri hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunmakla birlikte, tarih sahnesine kesin olarak çıkışları 542 yılına tarihlenmektedir. Çin kaynaklarında Göktürk adına ilk defa bu tarihe ait bir olay vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Göktürkler, kış aylarında nehirlerin donmasını fırsat bilerek Çin'in kuzey sınırlarına akınlar düzenliyor ve yağma faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Bölge halkı bu saldırılardan korunabilmek için kalelere sığınmak zorunda kalırken, Çin yönetimi uzun süre bu akınları durduracak etkili bir çözüm geliştirememiştir.
Sui eyaletine tayin edilen Yü Wen-tse, askerî güç kullanmak yerine farklı bir yöntem uygulamıştır. Muhtemel geçiş yollarına odun yığınları hazırlatmış, gözcüler vasıtasıyla Göktürklerin hareketlerini takip ettirmiştir. Göktürklerin Lien Vadisi üzerinden ilerlediği sırada bu odunlar ateşe verilince büyük bir ordunun yaklaştığını düşünen akıncılar paniğe kapılarak geri çekilmiş, geride bıraktıkları hayvanlar ve eşyalar Çin kuvvetlerinin eline geçmiştir. Kaynaklara göre bu olaydan sonra aynı bölgeye yeniden saldırmaya cesaret edememişlerdir.
Bu kayıt, Göktürklerin henüz bağımsızlıklarını ilan etmeden önce bile askerî bakımdan dikkate alınan bir güç hâline geldiklerini göstermektedir. Akınların daha önce de devam ettiği anlaşılmakla birlikte, kaynaklarda bu dönemde topluluğun başındaki kişinin adı belirtilmemektedir. Ancak sonraki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sırada Göktürklerin liderinin Bumin olduğu anlaşılmaktadır.
542 yılından sonra kaynaklarda kısa bir sessizlik görülse de, 545 yılıyla birlikte Göktürklerin siyasî yükselişi açık biçimde izlenebilmektedir. Bu dönemde Bumin'in idaresindeki topluluk hem nüfus hem de askerî güç bakımından büyümüş, Çin sınırındaki pazarlarda ipek ticaretine katılmaya başlamıştır. Kaynaklarda ipek alışverişi, Göktürklerin güçlenmesi ve nüfuzlarının artmasıyla birlikte anılmaktadır.
Aynı dönemde Bumin, Çin'deki Batı Wei Devleti ile doğrudan siyasî ilişki kurma girişiminde bulunmuştur. Bu amaçla Batı Wei tarafından Soğd asıllı bir elçi Göktürk ülkesine gönderilmiş, böylece iki taraf arasında ilk resmî temas sağlanmıştır. Batı Wei yönetiminin bu girişimi, rakibi Doğu Wei'nin Juan-juanlarla yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde yeni bir müttefik kazanma isteğiyle de bağlantılıdır. Göktürkler ise bu elçiliği memnuniyetle karşılamış, ilk defa başka bir devlet tarafından siyasî bir güç olarak tanınmış olmanın önemini kavramışlardır.
546 yılında Bumin, Batı Wei'ye karşılık olarak kendi elçisini göndermiş ve ülkesinin ürünlerinden oluşan hediyeler sunmuştur. Bu gelişme, Göktürklerin uluslararası ilişkilerde aktif rol almaya başladığını göstermektedir. Buna rağmen bu sırada Juan-juan hâkimiyetine bağlı durumdaydılar. Kaynaklarda geçen şad ve yabgu gibi unvanlar da bağımsızlık öncesindeki siyasî teşkilatlanmanın niteliğine işaret etmektedir.
Göktürklerin devletleşme sürecindeki en önemli gelişmelerden biri Töles boylarının kendilerine bağlanması olmuştur. Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Tölesler, Bumin'in düzenlediği saldırı sonucunda yenilgiye uğramış ve elli bin aile hâlinde Göktürklere katılmıştır. Bu gelişme, hem insan gücünü hem de askerî kapasiteyi büyük ölçüde artırmış, Göktürklerin kısa süre içinde Orta Asya'nın başlıca siyasî güçlerinden biri hâline gelmesinin temelini oluşturmuştur.
DEVLETİN KURULUŞU
Bumin Kağan Dönemi (542-552)
Göktürk Devleti'nin kuruluş süreci, Bumin'in liderliğinde askerî ve siyasî bakımdan giderek güçlenen bir topluluğun bağımsız bir devlet hâline dönüşmesiyle başlamıştır. 542 yılından itibaren Göktürklerin Çin sınırlarına düzenledikleri akınlar ve kısa süre sonra Batı Wei Devleti ile kurdukları resmî ilişkiler, bu yükselişin ilk işaretlerini oluşturmuştur. 545 yılında Batı Wei tarafından Göktürk ülkesine elçi gönderilmesi, Bumin'in siyasî varlığının resmen tanınması anlamına gelmekteydi. Ertesi yıl Bumin'in karşılık olarak elçi göndermesiyle iki devlet arasındaki diplomatik temas karşılıklı bir nitelik kazanmıştır.
Bu gelişmelere rağmen Göktürkler henüz Juan-juan hâkimiyetinden tamamen kurtulmuş değildi. Bumin, bağımsızlığını sağlamlaştırmadan önce askerî gücünü artırmaya yöneldi. Bu doğrultuda Juan-juanlara karşı harekete hazırlanan Töles topluluklarına ani bir saldırı düzenleyerek onları hâkimiyeti altına aldı. Kaynaklar, bu zaferin ardından Göktürklerin askerî gücünün belirgin biçimde arttığı ve Bumin'in artık kendisini bozkırın büyük siyasî güçlerinden biri olarak görmeye başladığı konusunda birleşmektedir. Töleslerden Göktürklere katılan nüfusun miktarı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu gelişmenin devletin insan gücünü önemli ölçüde artırdığı açıkça belirtilmektedir.
Askerî bakımdan güç kazanan Bumin, artık Juan-juan hükümdarıyla eşit konumda olduğunu göstermek amacıyla onun kızını eş olarak istemiştir. Ancak Juan-juan hükümdarı A-na-kui bu teklifi ağır hakaretlerle reddetmiş, Bumin'i demir işlerinde çalışan bir bağlı olarak nitelendirerek siyasî bakımdan kendisine denk görmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu tavır üzerine Bumin, Juan-juan elçisini öldürmüş ve iki taraf arasındaki ilişkileri tamamen sona erdirmiştir.
Juan-juanlarla kaçınılmaz hâle gelen mücadele öncesinde Bumin, Batı Wei ile ittifakını daha da güçlendirmek istemiştir. Bu amaçla Batı Wei hanedanından bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuş, Batı Wei yönetimi de Juan-juanlar ve Doğu Wei ittifakına karşı yeni bir müttefik kazanmak için bu teklifi kabul etmiştir. 551 yılında Ch'ang-lo Prensesi Göktürk ülkesine gönderilmiş ve böylece iki devlet arasındaki siyasî yakınlık evlilik yoluyla da pekiştirilmiştir. Aynı yıl Batı Wei hükümdarının ölümü üzerine Bumin taziye elçisi göndermiş ve beraberinde iki yüz at hediye ederek dostane ilişkilerini sürdürmüştür.
552 yılının baharında Bumin, Juan-juanlara karşı kesin saldırısını başlatmıştır. Huai-huang'ın kuzeyinde yapılan savaşta Juan-juan ordusu ağır bir yenilgiye uğramış, hükümdar A-na-kui savaş meydanında intihar etmiştir. Sağ kalan Juan-juan topluluklarının önemli bir bölümü Kuzey Ch'i Devleti'ne sığınırken, diğerleri kendi içlerinden yeni bir lider seçerek varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır.
Bu zafer, Göktürk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Juan-juan hâkimiyetine son veren Bumin, İl Kağanunvanını alarak Göktürk Devleti'nin bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece 552 yılında devlet resmen kurulmuştur. Kaynaklarda bu unvanın, daha önce Juan-juan hükümdarlarının kullandığı kağan unvanıyla birlikte eski Hun hükümdarlık geleneğini de devam ettirdiği belirtilmektedir. Böylece Bumin yalnızca yeni bir devlet kurmakla kalmamış, bozkırdaki siyasî üstünlüğün de yeni temsilcisi hâline gelmiştir. Devlet teşkilatında hükümdarın eşi ise Hatun unvanını taşımıştır.
Kaynaklar, devletin kuruluşundan hemen sonraki gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermez. Bumin'in Juan-juanlar üzerindeki zaferi ve İl Kağan unvanını alışının ardından kısa süre içinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle Göktürk Devleti'nin ilk büyük askerî ve siyasî başarısını gerçekleştiren hükümdarın sonraki faaliyetleri kaynaklarda yer almamaktadır.
Kara Kağan Dönemi (552-553)
Bumin Kağan'ın ölümünün ardından Göktürk tahtına oğlu Kara Kağan geçmiştir. Bazı Çin kaynaklarında hükümdarın Bumin'in kardeşi olduğu yönünde kayıtlar bulunsa da, kaynaklarda yer alan diğer bilgiler Kara Kağan'ın Bumin'in oğlu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı adlandırmaların veya soy bilgilerinin kaynaklar arasındaki bir karışıklıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Tahta çıktıktan sonra İlci Kağan unvanını kullanan Kara Kağan, ilk olarak Juan-juanların yeniden toparlanma girişimlerini engellemeye yönelmiştir. Daha önceki yenilgiden sonra direnişi sürdürmeye çalışan Juan-juan liderlerinden Teng-shu-tse'yi Wo-ye'nin kuzeyindeki Mu-lai Dağı civarında ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu bozgunun ardından Juan-juanların sağ kalanları Batı Wei Devleti'ne sığınmak zorunda kalmıştır.
Kara Kağan, askerî başarısının ardından Batı Wei ile sürdürülen dostane ilişkileri de devam ettirmiştir. 553 yılının mayıs ayında Batı Wei sarayına bir elçi göndererek imparatora elli bin baş at hediye etmiş, böylece iki devlet arasındaki diplomatik bağların korunmasına önem verdiğini göstermiştir.
Ancak Kara Kağan'ın hükümdarlığı uzun sürmemiştir. Aynı yıl içerisinde hayatını kaybetmiş ve Göktürk Devleti'nin idaresi kısa süre sonra yeni hükümdara geçmiştir. Bu sebeple onun dönemi, devletin kuruluşundan hemen sonra Juan-juan direnişinin bastırılması ve Batı Wei ile kurulan ilişkilerin sürdürülmesiyle sınırlı kalmıştır.
Göktürk Devleti’nin Yükseliş Dönemi
Mukan Kağan Dönemi (553-572)
Kara Kağan’ın hastalık sonucu ölmesinin ardından Göktürk tahtına kardeşi Mukan Kağan geçti. Kara Kağan, kendi oğlu She-t’u yerine kardeşinin hükümdar olmasını vasiyet etmişti. 553 yılında gerçekleşen bu değişiklik, henüz kuruluş aşamasını tamamlayan Göktürk Devleti’nde herhangi bir sarsıntıya yol açmadı. Aksine Mukan’ın askerî yeteneği, siyasî kavrayışı ve yönetim gücü, devletin kısa sürede Orta Asya’nın en büyük siyasî teşkilatı hâline gelmesini sağladı.
Juan-juanların Kesin Olarak Ortadan Kaldırılması
Mukan Kağan’ın ilk hedefi, babası Bumin ve ağabeyi Kara Kağan zamanında başlayan Juan-juanlara karşı mücadeleyi sonuçlandırmaktı. Tahta çıktığı yıl Juan-juanların kalan kuvvetleri üzerine yürüdü ve onları yeniden ağır bir yenilgiye uğrattı. Sağ kalan topluluklar Kuzey Ch’i Devleti’ne sığındı.
Kuzey Ch’i yönetimi yalnızca bu sığınmacıları kabul etmekle kalmadı; onları yeniden teşkilatlandırarak A-na-kui’nin oğlu An-lo-ch’en’i başlarına geçirdi ve Ma-i Ch’uan bölgesine yerleştirdi. Bununla birlikte Göktürklerle Kuzey Ch’i arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca taraflar kendi ülkelerinde üretilen mallardan karşılıklı hediyeler gönderecekti. Böylece Göktürkler, düşmanlarının Çin topraklarında barınmasına razı olurken ekonomik bakımdan yararlı bir ilişki kurmuş oldular.
Bu yakınlaşma Batı Wei yönetiminde endişeye yol açtı. Batı Wei tarafından gönderilen K’u Ti-ch’i adlı elçi, Mukan Kağan’ı yeniden kendi taraflarına çekmeyi başardı. Mukan, Kuzey Ch’i elçisini tutuklatmasına rağmen bu devletle ilişkilerini bütünüyle kesmedi ve aynı yıl karşılıklı hediyeleşme devam etti. Bu durum, onun iki Çin devleti arasındaki rekabetten yararlanarak dengeli bir siyaset izlediğini göstermektedir.
Mukan Kağan, 555 yılında Juan-juanlara son darbeyi indirdi. Yenilgiye uğrayan son Juan-juan hükümdarı Teng-shu-tse ve beraberindeki topluluklar Batı Wei’ye sığındı. Mukan’ın talebi üzerine Teng-shu-tse ile üç bin kadar Juan-juan Göktürk elçisine teslim edildi ve öldürüldü. Diğer Juan-juan topluluklarının da Kıtanlar ve Kuzey Ch’i tarafından dağıtılmasıyla bu siyasî güç tamamen ortadan kaldırıldı.
Orta Asya’daki Fetihler
Juan-juan tehlikesinin bertaraf edilmesinden sonra Mukan Kağan, Göktürk hâkimiyetini farklı yönlerde genişletti. 555 yılı, devletin yayılması bakımından belirleyici oldu. Doğuda Kıtanlar yenilerek Göktürk hâkimiyetine alındı; Baykal Gölü’nün kuzeyindeki Kırgızlar itaat altına girdi. K’u-mo-hsi ve Shih-wei toplulukları da Göktürklere bağlandı.
Batıda Akhunlara karşı girişilen mücadele de bu dönemde başladı. Bu harekâtın İstemi Yabgu ile birlikte yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece Göktürklerin siyasî nüfuzu yalnızca Moğolistan çevresiyle sınırlı kalmadı; doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldı.
Mukan döneminde Töles boylarının tamamı Göktürk idaresi altına girdi. Kerulen Irmağı’ndan Ural Dağları’na kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan bu toplulukların hâkimiyet altına alınması, devletin insan gücünü ve askerî kapasitesini büyük ölçüde artırdı.
Çin Devletleriyle İlişkiler
Mukan Kağan’ın siyaseti, kuzey Çin’deki Batı Wei, ardından Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya dayanıyordu. Her iki devlet de Göktürk desteğini kazanabilmek için elçiler, hediyeler ve evlilik teklifleri yoluyla Mukan’a yaklaşmaya çalıştı.
Göktürklerin yükselişi karşısında Kuzey Ch’i yönetimi Çin Seddi üzerinde geniş çaplı savunma tedbirleri aldı. Seddin yüzlerce kilometrelik bölümü onarıldı, yeni garnizonlar kuruldu ve büyük iş gücü seferber edildi. Batı Wei ise Göktürk akınlarını durdurmak amacıyla yüz bin top ipek vermeyi kabul ederek barış sağladı.
557 yılında Batı Wei’nin yerini Chou Hanedanı aldı. Mukan Kağan, yeni devlete elçi göndererek ilişkileri sürdürdü. Göktürk elçileri Chou sarayındaki resmî törenlerde Çinli devlet adamları ve generallerle birlikte yer aldı. Sonraki yıllarda elçilik heyetleri aracılığıyla karşılıklı mal ve hediyeler gönderildi. Çin kaynakları bunları vergi olarak kaydetse de, gönderilen malların ticaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.
T’u-yü-hun Seferi
Mukan Kağan’ın önemli askerî faaliyetlerinden biri de Tibet’in kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan T’u-yü-hunlara karşı düzenlenen seferdir. Göktürk ordusunun hedef bölgeye sürpriz biçimde ulaşabilmesi için Batı Wei topraklarından geçmesi gerekiyordu. Batı Wei yönetimi yalnızca geçiş izni vermekle kalmadı, kendi askerî birliklerinden bir bölümünü de Göktürk ordusuna kattı.
Göktürk ve Batı Wei kuvvetlerinin yaklaşması üzerine T’u-yü-hunlar Nan-shan’a çekildi. Mukan ordusunu farklı kollara ayırarak takip harekâtı başlattı. Çinli kumandan Shih Ning’in önerisiyle Shu-tun ve Ho-chen adlı merkezlere saldırıldı. Shih Ning, Shu-tun’u ele geçirirken Mukan Kağan Ho-chen üzerine yürüdü ve T’u-yü-hun hükümdarının ailesiyle değerli hazinelerini ele geçirdi.
Seferin sonunda Mukan, başarısından dolayı Shih Ning’e koyun, at ve hizmetçiler verdi. Çinli kumandanın cesaretini ve tavsiyelerini öven kağan, seferin kazanılmasında onun katkısını açık biçimde takdir etti.
Chou ve Kuzey Ch’i Arasındaki Rekabet
563 yılına gelindiğinde Chou ve Kuzey Ch’i devletleri arasındaki mücadele şiddetlenmişti. Her iki taraf da Göktürklerle evlilik yoluyla ittifak kurmak istiyordu. Kuzey Ch’i yönetiminin zengin hediyelerle yaptığı teklif karşısında Mukan Kağan, Chou’dan daha fazla hediye talep ederek rekabeti ekonomik kazanca dönüştürdü.
Chou tarafından gönderilen heyet, Göktürk ülkesinin doğu kesimini yöneten Mukan’ın kardeşi Kutlug Ti-t’ou Kağan’ın soğuk tavrıyla karşılaştı. Ti-t’ou, Kuzey Ch’i ile yakın ilişkiler içindeydi. Buna rağmen heyet Mukan’ın huzuruna ulaşarak Chou ile yapılmış eski anlaşmaları hatırlattı. Görüşmeler sonucunda Mukan, Kuzey Ch’i elçisini reddetti, kızını Chou hükümdarına vermeyi kabul etti ve Chou ile birlikte Kuzey Ch’i’ye karşı sefere çıkmayı benimsedi.
Kuzey Ch’i Seferleri
Mukan Kağan, kardeşleri Börü ve Ti-t’ou ile birlikte yüz bin kişilik bir orduyla Kuzey Ch’i üzerine yürüdü. Göktürk ordusu Çin topraklarına girdikten sonra üç kola ayrıldı ve Chin-yang’a kadar ilerledi. Kuşatma sırasında yoğun kar yağışı harekâtı güçleştirdi. Chou ordusu yenilgiye uğrarken Göktürk kuvvetleri doğrudan savaşa girmedi ve geri çekildi.
Bunun ardından Mukan, ordusuna geniş çaplı yağma yaptırdı. Dönüş sırasında yedi yüz li genişliğindeki bir bölgede insan ve hayvan bırakılmadığı kaydedilmektedir. Ağır kış şartları Göktürk ordusunu da zorladı; atlar zayıfladı ve bazı birlikler yaya ilerlemek zorunda kaldı. Buna rağmen ordu büyük miktarda ganimetle ülkesine döndü.
Ertesi harekâtta Chou yönetiminin Kuzey Ch’i ile anlaşarak Göktürkleri dışarıda bırakması Mukan’ın tepkisine yol açtı. Kağan ordusunu geri çektiği gibi kızını Chou hükümdarına verme kararından da vazgeçti. Daha sonra Chou tarafından gönderilen açıklama heyetinin girişimleri sonucunda anlaşma yeniden yürürlüğe konuldu.
A-shih-na Prenses’in Chou Sarayına Gönderilmesi
Mukan Kağan, kızını Chou sarayına göndermeyi uzun süre erteledi. Chou elçileri birkaç yıl Göktürk ülkesinde tutuldu. 568 yılında görüşmeler devam ederken çıkan şiddetli fırtına ve kar yağışı, Mukan tarafından ilahî bir uyarı olarak değerlendirildi. Bunun üzerine evlilik ittifakını tamamlamaya karar verdi.
Hazırlıkların ardından A-shih-na Prenses Çin’e gönderildi ve başkent Ch’ang-an’da İmparator Wu tarafından karşılandı. Çin sarayında yüksek bir mevkiye ulaşan prenses, 582 yılında hastalık sonucu öldü. Bu evlilik, Göktürklerle Chou Hanedanı arasındaki siyasî bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.
Prensesin gönderilmesinden sonra Çin başkentinde binden fazla Göktürk yaşamaya başladı. Bunların iyi şartlarda barındırıldığı ve beslendiği belirtilmektedir. Chou Hanedanı da Göktürklere yıllık yüz bin top ipek göndermeye başladı.
Mukan Kağan’ın Şahsiyeti ve Dönemin Genel Özellikleri
Çin kaynakları Mukan Kağan’ı zeki, bilgili, sert mizaçlı, cesur ve askerî taktiklere hâkim bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Ordusunu başarıyla sevk ve idare etmesi, komşu devletler üzerinde büyük bir korku ve saygı uyandırmıştı. Onun döneminde Çin sınırları dışında Göktürklere karşı koyabilecek önemli bir güç kalmadığı ifade edilmektedir.
Mukan Kağan, iki Çin devletini Göktürk desteğini kazanmak için rekabete sürüklemiş ve bu mücadeleden siyasî ve ekonomik fayda sağlamıştır. Chou Hanedanı, Göktürk ittifakı sayesinde Kuzey Ch’i karşısında üstünlük elde ederken, Mukan’ın takip ettiği siyaset kuzey Çin’deki güç dengelerini de etkilemiştir.
553-572 yılları arasındaki fetihler sonucunda Göktürk Devleti, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e, güneyde Çin Seddi’nden kuzeyin uzak bölgelerine kadar uzanan geniş bir hâkimiyet sahasına ulaştı. İpek Yolu’nun önemli bir bölümü Göktürklerin denetimine girdi. Soğdların korunması ve ticaret faaliyetlerinin desteklenmesi, ülke genelinde ekonomik canlılığın artmasına katkıda bulundu.
Mukan Kağan 572 yılında öldü. Ölümünün ardından düzenlenen cenaze töreninde Göktürk gelenekleri gereğince katılanlardan yüzlerini kesmeleri istendi. Chou elçisi Wang Ch’ing, iki devlet arasında evlilik bağı bulunduğu hatırlatılmasına rağmen bu uygulamayı kabul etmedi. Mukan’ın ölümüyle Göktürk Devleti’nin kuruluşunu izleyen en hızlı genişleme dönemi sona erdi.
Taspar Kağan Dönemi (572-581)
Mukan Kağan, ölümünden önce kendi oğlu Ta-lo-pien yerine kardeşi Taspar’ın hükümdar olmasını vasiyet etmişti. Bu nedenle 572 yılında Göktürk tahtına Çin kaynaklarında T’a-po, Bugut Yazıtı’nda ise Taspar adıyla anılan hükümdar geçti. Onun tahta çıktığı sırada Göktürk Devleti, Mukan döneminde ulaştığı askerî ve siyasî güç sayesinde kuzey Çin’deki Chou ve Ch’i devletleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyordu.
Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması
Taspar Kağan, geniş bir coğrafyaya yayılan Göktürk Devleti’nin yönetimini kolaylaştırmak amacıyla idarî teşkilatta yeni düzenlemeler yaptı. Kara Kağan’ın oğlu She-t’u’yu Er-fu Kağan unvanıyla doğu bölgesine, kardeşi Ju-tan’ın oğlu Börü’yü ise batı bölgesine kağan tayin etti. Kaynaklarda bu yöneticiler “küçük kağan” olarak gösterilmekte ve doğrudan Taspar Kağan’a bağlı bulundukları belirtilmektedir.
Bu düzenleme sonucunda Taspar, bağlı kağanların üzerinde bulunan baş hükümdar durumuna yükseldi. Onun idaresindeki Göktürk ordusunun birkaç yüz bin atlı savaşçıdan meydana geldiği bildirilmektedir. Devletin asıl batı kesimi ise 552 yılından beri Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Akdağ bölgesinde bulunan İstemi Yabgu tarafından yönetiliyordu.
Chou ve Ch’i Devletleriyle İlişkiler
Taspar’ın tahta çıkmasının ardından kuzey Çin’de birbirleriyle mücadele eden Chou ve Ch’i devletleri, yeni hükümdarla dostluk kurmak için harekete geçti. Chou yönetimi yüz bin top ham ve işlenmiş ipek gönderirken, Ch’i Devleti de Göktürk saldırılarından çekindiği için çok sayıda hediyeyi bir elçilik heyeti aracılığıyla kağana ulaştırdı.
Her iki Çin devletinin Göktürk desteğini kazanmak için yürüttüğü rekabet, Taspar’a önemli bir siyasî ve ekonomik üstünlük sağladı. Chou başkenti Ch’ang-an’da yaşayan binden fazla Göktürk, iyi şartlarda barındırılıyor, güzel elbiseler giyiyor ve kendi beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorlardı. Çin devletlerinin Göktürklerle dostluk kurabilmek için yaptıkları büyük harcamaların hazinelerini zorladığı kaynaklarda ifade edilmektedir.
Taspar Kağan, iki Çin devletini kendisine bağlı güçler gibi gördüğünü çevresine söylediği sözlerle de göstermekteydi. Bununla birlikte zamanla Ch’i Devleti’ne daha fazla yaklaştı. 572 yılının sonunda Ch’i sarayına elçi göndererek at sundu; ertesi yıl ise bir Ch’i prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Bununla beraber Chou ile olan bağlarını da bütünüyle koparmadı ve 574 yılında bu devlete de elçi ve at gönderdi.
Budizm’in Göktürk Sarayına Girişi
Taspar Kağan’ın Ch’i Devleti’ne yakınlaşmasında, bir akın sırasında ele geçirilerek Ötüken’e götürülen Budist rahip Hui Lin etkili oldu. Hui Lin, Ch’i ülkesinin zenginliğini Budizm’in ülkede benimsenmesine bağlayarak kağanı bu inanca yönlendirdi.
Taspar, bunun ardından Budistlere ait bazı kutsal metinleri istedi ve bir Budist mabedi yaptırdı. Mabedin çevresinde dolaşırken Ch’i ülkesinde doğmamış olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdiği kaydedilmektedir. Ch’i hükümdarı ayrıca yabancı dilleri bilen Liu Shih-ch’ing’e Nirvana metnini Türkçe olarak hazırlattı. Türkçe metin, 575 yılı sonunda Lo Te-lin adlı elçi tarafından Taspar Kağan’a tanıtıldı. Aynı dönemde Hintli bir Budist rahip de yaklaşık on yıl boyunca Göktürkler arasında kalarak başka bir Budist metnini öğretmeye çalıştı.
Ch’i Devleti’nin Yıkılması ve Kao Chao-i’nin Desteklenmesi
Göktürklerle kurduğu ilişkilere rağmen Ch’i Devleti, Chou saldırıları karşısında direnemedi ve toprakları Chou hâkimiyetine geçti. Ch’i hanedanına mensup Fang-yang Prensi Kao Chao-i, Chou kuvvetlerine karşı giriştiği mücadelelerde yenilgiye uğrayınca yaklaşık üç bin kişiyle birlikte Göktürklere sığındı.
Taspar Kağan, Kao Chao-i’nin babası olan eski Ch’i hükümdarını övmüş ve Ch’i hanedanının kuzeydeki koruyuculuğunu üstlendiğini açıklayarak prensi desteklemiştir. Ch’i Devleti yıkılmadan önce yardım istemek amacıyla gönderilen bir elçi de Göktürk ülkesine ulaşmış, ancak devletinin ortadan kalkması sebebiyle diplomatik konumunu kaybetmişti. Elçinin Chou’ya karşı savaşma isteğini dile getirmesi üzerine Taspar ona yetmiş at verdi ve yeniden Çin’e gönderdi.
Kao Chao-i, Göktürk desteğiyle kendisini Ch’i hükümdarı ilan etti. Kao Pao-ning ise onun başbakanı oldu. Taspar Kağan, prense bir Göktürk yardım ordusu vererek Çin’e dönmesini sağladı ve böylece Ch’i hanedanını yeniden kurma girişimini destekledi.
Chou Topraklarına Yönelik Seferler
578 yılının yazında Göktürk ordusu Chou Devleti’nin You eyaletine saldırdı. Bölgedeki halk ve görevliler zarar gördü; Göktürklere karşı gönderilen Liu Hsiung’un ordusu mağlup edildi ve Çinli kumandan savaş meydanında öldü. Chou yönetimi Çin Seddi’nde yeni savunma tedbirleri almasına rağmen Göktürk akınlarını durduramadı.
Chou İmparatoru Wu, Göktürklere karşı büyük bir ordu hazırlayarak kuvvetlerin başına geçmek istedi. Bu sırada Göktürk kökenli A-shih-na Prenses’in saraydaki konumu yeniden güçlendirildi. Chou yönetiminin, prensesin Türk kökeninden yararlanarak Göktürk baskısını hafifletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.
İmparator Wu’nun ölümü, Ch’i hanedanını yeniden kurmaya çalışan Kao Chao-i ve taraftarlarını cesaretlendirdi. Göktürk birlikleriyle desteklenen Ch’i kuvvetleri, Chou ordusuna önemli kayıplar verdirdi. Buna rağmen Chou kumandanı Shen Chü, Fang-yang’ı yeniden ele geçirdi ve Ch’i kumandanlarından Lu Ch’ang-ch’i’yi öldürdü. Bunun üzerine Kao Chao-i yas elbisesi giyerek Göktürk ülkesine döndü. Ch’i hanedanını yeniden kurma teşebbüsü böylece başarısızlığa uğradı.
Taspar Kağan’ın Chou topraklarına yönelik akınları bununla sona ermedi. 578 yılının sonlarında Chiu-ch’üan kuşatıldı ve çevresi yağmalandı. İstenen sonuçların elde edilmesinin ardından Göktürk ordusu geri çekildi.
Chou ile Evlilik İttifakı
579 yılında Taspar Kağan, Chou sarayına elçi göndererek evlilik yoluyla barış yapılmasını teklif etti. Chou yönetimi bu öneriyi kabul etmekle birlikte Kao Chao-i’nin teslim edilmesini şart koştu. Taspar başlangıçta bu şartı kabul etmedi ve birkaç ay sonra Göktürk orduları yeniden Chou topraklarına yöneldi. Bunun üzerine Chou imparatoru geniş bir halk kitlesini Çin Seddi’nin onarılması için görevlendirdi.
580 yılında Göktürkler Chou sarayına elçi ve hediyeler göndererek Ch’ien-chin Prenses’i gelin olarak kabul ettiklerini bildirdiler. Prenses aynı yıl Göktürk ülkesine götürüldü. Chou yönetimi ayrıca Kao Chao-i’nin teslim edilmesini sağlamak amacıyla Ho Jo-i adlı elçiyi özel olarak Taspar’ın yanına gönderdi.
Taspar, Çin sınırlarına yakın bir bölgede düzenlediği ava Kao Chao-i’yi de götürdü. Ma-i civarında Kao Chao-i, Chou elçisi tarafından yakalanarak başkent Ch’ang-an’a götürüldü. Böylece Taspar, uzun süre desteklediği Ch’i prensinin mücadelesinin sonuç vermeyeceğini gördükten sonra siyasetini değiştirmiş ve Chou ile evlilik ittifakını tercih etmiştir.
Bu gelişme her iki tarafın da çıkarına hizmet etti. Taspar Kağan, Chou ile kurulan ilişkiden Göktürk Devleti adına siyasî ve ekonomik faydalar sağlarken, Chou yönetimi de kendisi için tehdit oluşturan Kao Chao-i’yi etkisiz hâle getirdi.
Taspar Kağan’ın Ölümü
Taspar Kağan, saltanatı boyunca Chou ve Ch’i devletleri arasındaki rekabetten yararlanmaya çalıştı; kuzey Çin’deki siyasî mücadelelere elçilikler, evlilik ittifakları ve askerî müdahaleler yoluyla dâhil oldu. Onun döneminde Göktürk Devleti, Mukan Kağan zamanında kazandığı üstünlüğü büyük ölçüde korudu.
581 yılının yazında hastalanan Taspar Kağan, bir süre sonra hayatını kaybetti. Onun ölümü, Göktürk tahtında yeni bir veraset mücadelesinin başlamasına zemin hazırladı.
I. Göktürk Devleti Döneminde Batı Kanadı ve İstemi Yabgu (552-576)
Bumin Kağan, 552 yılında Juan-juan hâkimiyetine son vererek Göktürk Devleti’ni kurduktan sonra ülkenin batı bölgelerinin yönetimini kardeşi İstemi’ye bıraktı. İstemi, yabgu unvanıyla 576 yılındaki ölümüne kadar devletin batı kanadını, doğudaki büyük kağana bağlı olarak idare etti. Bu nedenle onun ve daha sonra yerine geçen oğlu Tardu’nun, devletin resmen ikiye ayrıldığı 582 yılına kadarki faaliyetleri I. Göktürk Devleti’nin siyasî tarihi içerisinde değerlendirilmelidir.
Kaynaklara göre İstemi Yabgu’nun yönetim alanı, Doğu Türkistan’ın doğusundaki Hami’den Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki yönetim merkezine sahipti. Güneydeki merkezinin Karaşar’ın kuzeyinde, yaklaşık yedi günlük mesafede bulunduğu belirtilmektedir. Doğuda Bumin ve onun ardından gelen kağanlar devletin hâkimiyetini genişletirken İstemi de batı yönünde büyük bir yayılma siyaseti yürüttü.
Batıdaki Türk Boylarının Hâkimiyet Altına Alınması
İstemi Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri, Altay Dağları’nın batısından Hazar Denizi’ne kadar uzanan sahada dağınık biçimde yaşayan Töles ve On Ogur topluluklarını Göktürk hâkimiyeti altına almak oldu. Ardından Soğd nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Batı Türkistan şehirlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi.
Bu ilerleyiş sonucunda Çin’den Akdeniz’e uzanan İpek Yolu’nun geniş bir kesimi Göktürklerin denetimine girdi. Ticaret yollarının kontrol altına alınması, bölgede etkin olan Soğd tüccarlarını da İstemi Yabgu’nun idaresine bağladı. Böylece batı yönündeki askerî genişleme, Göktürk Devleti’ne önemli bir ekonomik üstünlük de kazandırdı.
Akhunlarla Mücadele
Göktürklerin batıya ilerlemesi, onları Kuzey Afganistan ve Mâverâünnehir çevresinde hüküm süren Akhunlarla komşu hâle getirdi. Çin kaynaklarında Ye-ta, başka kaynaklarda Akhun veya Eftalit adıyla anılan bu devlet, IV. yüzyılın ortalarından beri bölgede önemli bir siyasî güç durumundaydı.
İpek Yolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, iki devlet arasında çatışmaya yol açtı. 556 yılında İstemi’nin idaresindeki Göktürk kuvvetleri Akhunlar üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu sırada Akhunların Çin’deki Batı Wei Devleti’ne elçilik heyetleri göndermesi, karşılaştıkları Göktürk tehdidine karşı müttefik arayışında oldukları biçiminde değerlendirilmektedir.
İstemi Yabgu, Akhunlara karşı mücadele öncesinde Sasani hükümdarı Anuşirvan ile anlaşarak bir evlilik ittifakı kurdu. İslam kaynaklarında Fâkim adıyla anılan kızını Sasani hükümdarıyla evlendirdi. Böylece kuzeydoğudan Göktürklerin, batıdan ise Sasani kuvvetlerinin saldırdığı Akhun Devleti iki cepheli bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı.
Akhun Devleti 557 yılında mağlup edilerek ortadan kaldırıldı. Çin kaynaklarında Göktürk kuvvetlerinin başında Mukan Kağan gösterilmekle birlikte İstemi Yabgu’nun da bu harekâta katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Akhun toprakları, Ceyhun Nehri sınır kabul edilerek Göktürklerle Sasaniler arasında paylaşıldı. Mâverâünnehir, Fergana’nın bir bölümü, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürk hâkimiyetine girdi.
Sasanilerle İlişkilerin Bozulması
Akhunların ortadan kaldırılmasından sonra Göktürkler batıda doğrudan Sasani İmparatorluğu ile komşu oldu. Böylece Göktürk Devleti, dönemin iki büyük gücü olan Sasani ve Bizans imparatorluklarıyla doğrudan siyasî ilişki kurabilecek bir konuma ulaştı. Kaynaklarda Sasani hükümdarı Anuşirvan’ın bir süre Batı Göktürklerine ödeme yaptığı da belirtilmektedir.
Bununla birlikte iki devlet arasındaki iş birliği uzun sürmedi. Sasani yönetimi, Mâverâünnehir üzerinden geçen ticaret yollarını bütünüyle denetlemek ve ipek ticaretini kendi kontrolüne almak istiyordu. Bu amaçla ülkesinden Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ipek sevkiyatını engellemeye başladı. Bu siyaset, hem Göktürk hâkimiyetindeki Soğd tüccarlarını ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor hem de Göktürklerin transit ticaretten elde ettiği geliri azaltıyordu.
İstemi Yabgu’nun Sasani sarayına gönderdiği elçilik heyetleri de olumsuz muameleyle karşılaştı. İlk heyetin getirdiği ipekler satın alındıktan sonra elçilerin gözü önünde yakıldı. Daha sonra gönderilen ikinci heyetin üyeleri ise gizlice zehirlenerek öldürüldü ve ölümlerinin İran iklimine dayanamadıkları için gerçekleştiği ileri sürüldü.
İstemi, bu açıklamaya inanmamasına rağmen Sasanilerle ilişkilerini hemen kesmedi. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Soğdlu tüccar Maniakh’ın önerisini kabul ederek yeni bir müttefik arayışına yöneldi.
Bizans ile İlk Diplomatik İlişkiler
İstemi Yabgu, 567 yılında Maniakh başkanlığındaki bir heyeti Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Kafkasya üzerinden Bizans’ın başkenti İstanbul’a gönderdi. Soğdlar, Bizans ile Sasaniler arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Göktürk-Bizans ittifakının kurulması hâlinde Sasani İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik bakımdan zor durumda kalacağı düşünülüyordu.
Göktürk elçileri, yanlarında Türkçe olarak yazılmış bir mektup ve değerli hediyelerle Bizans sarayına ulaştı. İmparator II. Justinos tarafından kabul edilen heyet, Orta Asya’dan Bizans’a gönderilen ilk Göktürk elçiliği niteliğindeydi. Görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Bizans yönetimi karşılık vermekte gecikmedi.
569 yılının Ağustos ayında Zemerkos başkanlığındaki Bizans heyeti Göktürk ülkesine doğru yola çıktı. Göktürk elçileriyle birlikte hareket eden heyet, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Hazar Denizi ve Aral Gölü çevresinden geçerek Talas Irmağı havzasına ulaştı. Bizans elçileri, Tanrı Dağları çevresindeki Akdağ’da bulunan İstemi Yabgu tarafından kabul edildi.
Görüşmeler sonucunda Göktürklerle Bizans arasında Sasanilere karşı bir ittifak oluşturuldu. Aynı sırada İstemi’nin huzuruna gelen Sasani elçisine karşı mesafeli davranılması, Göktürk siyasetinin yönünü açık biçimde göstermekteydi. Zemerkos’un dönüşünde aktardığı bilgiler, Göktürklerin siyasî teşkilatı ve gündelik hayatı hakkında önemli kayıtlar içermektedir.
Batıdaki İlerleyiş ve Bizans ile Anlaşmazlık
Göktürk-Bizans yakınlaşmasının ardından Bizans ile Sasaniler arasında 571 yılında savaş başladı. Bu sırada İstemi Yabgu’nun batı yönündeki askerî faaliyetleri de devam etti. Göktürk hâkimiyeti önce Kuban Irmağı çevresine, ardından Azerbaycan yönüne kadar genişledi.
Ancak Bizans’ın yapılan ittifaka uygun davranmaması, iki taraf arasındaki ilişkileri bozdu. Bizans yönetiminin Göktürklerden kaçan Avarları kabul ederek Pannonia’ya yerleştirmesi, Göktürkler tarafından açık bir düşmanlık olarak değerlendirildi. Ayrıca Bizans’ın Azerbaycan yönündeki Göktürk ilerleyişini durdurmak amacıyla Sabar topluluklarını etkisiz hâle getirmesi de ilişkilerdeki gerilimi artırdı.
576 yılında Bizans İmparatoru II. Tiberius tarafından gönderilen Valentino başkanlığındaki elçilik heyeti, Göktürk yöneticilerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Türk Şad, Bizanslıları verilen sözlere bağlı kalmamakla suçladı. Bizans’ın Avarları korumasını eleştirerek onların sonunda Göktürk atları altında ezileceğini söyledi. Göktürklerin Dinyeper, Tuna ve Meriç nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tanıdıklarını, Alanlar ile Utigurların itaat altına alındığını ve doğudan batıya uzanan topluluklar üzerinde Göktürk üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.
İstemi Yabgu’nun Ölümü
Bizans elçileri Göktürk ülkesine ulaştığında İstemi Yabgu hayatını kaybetmiş ve yas törenleri başlamıştı. Göktürk geleneğine göre törene katılanların yüzlerini keserek yaslarını göstermeleri gerekiyordu. Bizans elçilerinin bu uygulamaya katılmaması, Göktürk yöneticilerinin tepkisini daha da artırdı.
Yas töreninin ardından Türk Şad’ın tehditleri devam etti. Bizans’a ait Kırım’daki Kerç Kalesi’nin ele geçirileceğini bildirdi. Bizans heyeti daha sonra Akdağ’da bulunan Tardu’nun yanına geçti. Elçilerin dönüşü sırasında Türk Şad’ın kumandanlarından Bukan, Kerç Kalesi’ni zapt etti. Bu fetih, Göktürklerin batıda ulaştıkları en ileri nokta olarak kaydedilmektedir.
İstemi Yabgu’nun 576 yılında ölümünün ardından batı kanadının yönetimini oğlu Tardu devraldı. Bununla birlikte Tardu’nun faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı bilgiler, özellikle 581 yılından sonraki gelişmelerle birlikte belirginleşmektedir.
Taspar Kağan’ın Ölümü ve Taht Mücadelesi (581-582)
Mukan ve Taspar dönemlerinde büyük bir siyasî güce ulaşan Göktürk Devleti’nin başında yaklaşık on yıl boyunca bulunan Taspar Kağan, 581 yılının sonunda hastalandı. Hastalığı uzun süre devam eden Taspar, ölümünden önce oğlu An-lo’ya bir vasiyette bulundu. Buna göre Mukan Kağan’ın, kendi oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini istemesi gibi, Taspar da ağabeyine duyduğu bağlılık sebebiyle Mukan’ın oğlu Ta-lo-pien’in kağan olmasını arzuluyordu.
Ancak Taspar’ın bu tercihi, Göktürk devlet geleneği açısından önemli bir sorun ortaya çıkardı. Ta-lo-pien’in annesi Türk soyundan değildi. Bu durum, onun kağanlık makamına uygun görülmemesine sebep oldu. Buna karşılık An-lo, Göktürk hanedan soyundan geliyordu ve devlet ileri gelenleri tarafından daha uygun bir aday olarak değerlendiriliyordu.
Taspar’ın ölümünden sonra devlet adamları önce onun vasiyetine uyarak Ta-lo-pien’i tahta geçirmek istediler. Fakat halk ve devlet meclisi, annesinin Türk olmaması sebebiyle bu karara karşı çıktı. Tartışmalar sonuçsuz kalınca Kara Kağan’ın oğlu She-t’u, devlet meclisine gelerek kendi görüşünü ortaya koydu. Onun etkisiyle An-lo’nun kağan seçilmesine karar verildi.
Böylece Taspar’ın oğlu An-lo Kağan tahta çıktı. Ancak Ta-lo-pien bu durumu kabul etmedi. Sürekli olarak elçiler göndererek An-lo’yu rahatsız etti ve kendi hakkının gasp edildiğini ileri sürdü. An-lo, devlet üzerindeki hâkimiyetini tam olarak sağlayamayınca yeniden bir devlet meclisi toplandı.
Yapılan görüşmeler sonucunda, kağan ailesinden gelen dört aday arasında en güçlü ve yetenekli kişinin She-t’u olduğu kabul edildi. Devlet ileri gelenleri birlikte hareket ederek She-t’u’yu tahta davet ettiler. She-t’u kağanlığı kabul etti ve Göktürk tahtına çıktı. An-lo ise bu karara karşı çıkmayarak yeni kağana bağlılığını bildirdi.
An-lo daha sonra Tola Irmağı çevresine çekildi ve burada yaşamaya başladı. Bir süre sonra kendisini She-t’u’ya bağlı ikinci kağan olarak kabul ettirdi.
She-t’u, kağan olduktan sonra İl Küllüg Şad Baga Işbara Kağan unvanını aldı. Çin kaynaklarında ise daha çok Sha-po-lio (Işbara) adıyla anıldı.
Ta-lo-pien’in A-po Kağan İlanı
Kağan olamadığı için büyük bir öfkeye kapılan Ta-lo-pien, kuzey bölgelere çekildi ve burada kendisini A-po Kağanilan etti. Işbara Kağan’ı zor durumda bırakmak amacıyla ona elçiler göndererek, kendisinin de kağan oğlu olduğunu, ancak tahtsız kaldığını; buna karşılık Işbara’nın yüksek bir makama sahip olduğunu belirterek üstünlüğünü sorguladı.
Ta-lo-pien’in kendisine bağlı boylarla birlikte kuzeye çekilmesi, Işbara Kağan’ı endişelendirdi. Bundan sonra kaynaklarda artık A-po Kağan adıyla geçen Ta-lo-pien, kendi konumunu güçlendirmek için dış destek arayışına yöneldi ve 582 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu.
Batı Kanadının Ayrılması ve Çin’deki Değişim
Bu sırada Göktürk Devleti’nin batı kanadında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca doğudaki büyük kağana bağlı kalan Batı Göktürkleri, Tardu’nun liderliğinde daha bağımsız bir siyaset izlemeye başlamıştı. Bu durum, ilerleyen dönemde doğu ve batı kanatları arasındaki ayrılığın başlangıcı oldu.
Göktürk Devleti iç mücadelelerle karşı karşıya kalırken Çin’de önemli bir siyasî değişim yaşandı. 581 yılında Chou Hanedanı sona ererek yerine Sui Hanedanı kuruldu. Hanedanın kurucusu Yang Chien, kısa sürede Çin’de üstünlük sağladı ve ülkeyi yeniden birleştirme yolunda ilerledi. 589 yılında Sui yönetimi Çin’in tamamına hâkim oldu.
Böylece aynı dönemde iki farklı gelişme ortaya çıktı: Göktürk Devleti taht mücadeleleri ve iç ayrılıklarla zayıflama sürecine girerken, Çin’de Sui Hanedanı güçlü ve merkezi bir yönetim kurmaya başladı. Sui hükümdarı tahta çıktığında Göktürklerden bir kutlama elçiliği beklemiş, ancak Göktürklerin önceki Chou ittifakından dolayı yeni Çin yönetimine karşı mesafeli davranması sebebiyle böyle bir heyet gönderilmemiştir.
Işbara Kağan Dönemi (582-587)
Taspar Kağan’ın 581 yılında ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri sonucunda Göktürk tahtına Işbara Kağançıktı. Kaynaklarda cesur ve yetenekli bir hükümdar olarak tanıtılan Işbara, devlet içerisindeki boyların büyük bölümünün bağlılığını sağlamıştı. Onun hâkimiyeti doğu ve kuzeydoğudaki bazı Moğol toplulukları tarafından da kabul edildi. Shih-wei toplulukları ise üç tudun tarafından yönetiliyordu.
Işbara Kağan tahta geçtikten sonra Çin’de yeni kurulan Sui Hanedanı ile ilişkiler kurmaya başladı. 581 yılında Çin’e elçi göndererek hediyeler sundu. Bu dönemde eski Chou Hanedanı ile akrabalık bağı bulunan Ch’ien-chin prensesi, kendi hanedanının yıkılmasından dolayı Sui yönetimine karşı büyük bir tepki içindeydi. Prenses, Işbara Kağan’ı eski Chou Hanedanı’nın intikamını almaya teşvik ediyor ve onu Sui Devleti’ne karşı harekete geçmeye yönlendiriyordu. Ayrıca Mukan Kağan döneminde Çin’de bulunan Göktürklerin geri gönderilmesi de Işbara’nın Sui yönetimine karşı tavır almasında etkili oldu.
Işbara Kağan, bu gelişmeler üzerine eski Ch’i devletinin askerî valilerinden Kao Pao-ning ile iş birliği yaptı. Birlikte Lin-yü garnizonuna saldırarak burayı ele geçirdiler. Göktürk saldırılarından endişelenen Sui yönetimi, Çin Seddi’nin özellikle kuzey kesimlerindeki savunma tedbirlerini artırdı ve sınır bölgelerinde askerî hazırlıklara başladı.
Sui Hanedanı’nın Göktürkleri Bölme Siyaseti
Işbara Kağan döneminde Göktürk Devleti’nin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, Sui Hanedanı’nın devlet içindeki ayrılıkları kullanmaya yönelik siyaseti oldu. Bu siyasetin hazırlanmasında Çinli elçi Ch’ang Sun-sheng önemli bir rol oynadı.
Ch’ang Sun-sheng, ilk defa 580 yılında Ch’ien-chin prensesin Göktürk ülkesine gönderilmesi sırasında Çin elçilik heyetinde görev aldı. Göktürk ülkesinde bulunduğu sırada özellikle okçuluktaki başarısıyla Işbara Kağan’ın dikkatini çekti ve onun yakın çevresine girmeyi başardı. Işbara, onun yeteneğinden etkilenerek oğulları ve devlet ileri gelenlerinin kendisiyle dostluk kurmasını istedi.
Ancak bu yakınlık Çinli elçiye Göktürk Devleti’nin iç yapısını gözlemleme fırsatı verdi. Ch’ang Sun-sheng, Göktürk hanedanı mensupları arasındaki anlaşmazlıkları, boyların durumunu ve devletin askerî gücünü ayrıntılı şekilde öğrendi. 581 yılında Çin’e döndüğünde Sui imparatoruna sunduğu raporda, Göktürklerin doğrudan askerî güçle yenilmesinin zor olduğunu, bunun yerine devlet içindeki ayrılıkların kullanılması gerektiğini belirtti.
Ch’ang Sun-sheng özellikle batı kanadını yöneten Tardu, Işbara’nın kardeşi Ch’u-lo-hou ve rakibi A-po Kağan ile ilişkiler kurulmasını önerdi. Ona göre Göktürk Devleti’nin gücü, hükümdar ile rakipleri arasındaki anlaşmazlıkların artırılması yoluyla zayıflatılabilirdi.
Sui yönetimi bu önerileri kabul ederek harekete geçti. Öncelikle Tardu’ya elçi gönderildi ve ona kurt başlı sancak verildi. Bu sancak, Tardu’nun bağımsız bir hükümdar olarak tanındığını gösteriyordu. Bunun sonucunda Tardu, Işbara Kağan’dan ayrılarak kendi siyasî yolunu izlemeye başladı.
Tardu’nun bağımsız hareket etmesiyle birlikte 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kanatları arasındaki birlik büyük ölçüde sona erdi. Bundan sonra batı bölgesinin tarihi ayrı bir gelişim göstermeye başladı.
Işbara Kağan’ın Çin Seferleri
Çin’in bölme faaliyetlerine rağmen Işbara Kağan döneminin ilk yıllarında Göktürk askerî gücü hâlâ etkisini koruyordu. Işbara, Tardu, A-po, Ch’u-lo-hou ve diğer yöneticilerin kuvvetleriyle birlikte büyük bir ordu oluşturdu.
582 yılında Göktürk orduları Sui topraklarına karşı geniş çaplı bir sefer düzenledi. Çin kaynaklarında bu ordunun Işbara Kağan başta olmak üzere beş kağanın yönetimindeki yaklaşık dört yüz bin süvariden meydana geldiği belirtilmektedir.
Göktürk kuvvetleri Çin Seddi’ni aşarak Ma-i, Lan ve Liang bölgelerine kadar ilerledi. Sui kuvvetleri çeşitli bölgelerde Göktürk akınlarını durdurmakta başarısız oldu. Çin yönetimi sınır savunmasını güçlendirmek zorunda kaldı.
Ancak sefer sırasında Tardu’nun savaş alanından ayrılması ve Çin’in yürüttüğü siyasî faaliyetler Göktürk ordusunun bütünlüğünü zayıflattı. Işbara Kağan, Çin içlerine ilerleme imkânını kaybederek geri dönmek zorunda kaldı.
İç Mücadeleler ve A-po Kağan Meselesi
Göktürk Devleti içerisinde en önemli sorunlardan biri A-po Kağan’ın bağımsız hareket etmeye başlaması oldu. Çin’in teşviklerinden de yararlanan A-po, zamanla önemli bir güç hâline geldi.
Işbara Kağan, A-po üzerine sefer düzenleyerek onu mağlup etti. Ancak A-po, Tardu’nun yanına kaçmayı başardı. Tardu’nun desteğiyle yeniden güçlenen A-po, büyük bir kuvvetle Işbara’ya karşı mücadele etti.
Bu dönemde T’an-han ve Ti-chin-ch’a gibi bazı Göktürk ileri gelenleri de Işbara’ya karşı hareket etti. Böylece devlet içinde uzun süren bir mücadele başladı. İç savaşların yanı sıra ortaya çıkan kıtlık ve salgın hastalıklar da Göktürk askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.
Sui Hanedanı ile Yeni İlişkiler
Göktürk Devleti’nin iç karışıklıklarla karşı karşıya kalması üzerine Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkileri yeniden düzenleme yoluna gitti. Bu süreçte Ch’ien-chin prensesi önemli bir rol oynadı.
Prenses, Sui imparatorluk ailesiyle yeniden yakınlaşmak amacıyla Çin’e elçi göndererek Sui ailesinin soyadını almak istedi. Sui imparatoru bu isteği kabul ederek ona Ta-i (Büyük Gönüllü) unvanını verdi.
Bunun ardından Işbara Kağan ile Sui imparatoru arasında mektuplaşmalar başladı. Işbara, iki devlet arasında eski akrabalık ilişkilerinin yeniden kurulmasını istedi. Ancak yapılan görüşmeler sırasında Çin elçileri Göktürk hükümdarından Sui üstünlüğünü kabul etmesini talep etti.
Işbara Kağan, içinde bulunduğu siyasî ve askerî şartlar nedeniyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Böylece daha önce Çin karşısında üstün konumda bulunan Göktürk Devleti, Sui Hanedanı ile ilişkilerinde daha zayıf bir siyasî konuma düşmüş oldu.
Işbara Kağan’ın Son Yılları ve Ölümü
Işbara Kağan, 585 yılında yeniden zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Tardu’nun saldırıları ve doğudaki bazı boyların itaatsizliği sebebiyle Sui Hanedanı’ndan yardım istedi.
Sui yönetimi onun talebini kabul ederek askerî destek sağladı. Bu destek sayesinde Işbara, A-po’yu yenerek kaybettiği bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ancak bu süreçte Göktürk Devleti üzerindeki Çin etkisi daha da arttı.
Işbara Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini sürdürdü ve oğlunu Çin başkenti Ch’ang-an’a gönderdi. 586 yılında iki devlet arasındaki ilişkiler devam etti.
587 yılında çıktığı av sırasında hastalanan Işbara Kağan, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Çin sarayında üç günlük yas ilan edildi ve cenaze töreni için Çin’den görevliler gönderildi. Işbara Kağan’ın ölümüyle Doğu Göktürk Devleti yeni bir siyasî döneme girdi.
Baga Kağan Dönemi (587-588)
Işbara Kağan ölümünden önce, daha önceki Göktürk veraset geleneğine uygun olarak oğlu yerine kardeşi Ch’u-lo-hou’yu tahta geçmesi için vasiyet etti. Bu kararında oğlu Yung-yü-lü’nün zayıf ve çekingen bir karaktere sahip olmasını gerekçe gösterdi. Kağanlık makamına geçemeyen Yung-yü-lü ise bu duruma karşı çıkmadı ve amcasını destekledi.
Ancak Ch’u-lo-hou, yeğeninin kendisini tahta davet etmesinden başlangıçta şüphe duydu. Bunun üzerine amca ile yeğen arasında karşılıklı mektuplaşmalar gerçekleşti. Bu yazışmalar, Göktürklerdeki veraset anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Ch’u-lo-hou, Mukan Kağan döneminden beri hükümdarlığın esas hatundan doğan erkek çocuklar arasında kardeşler yoluyla geçtiğini, tahtın zorla ele geçirilmesinin ve ataların uygulamalarının terk edilmesinin doğru olmadığını belirtti.
Buna karşılık Yung-yü-lü, amcası ile babasının birbirine bağlı olduğunu, kendisinin onların soyundan geldiğini ve amcasına karşı herhangi bir isyan düşüncesinin bulunmadığını ifade etti. Ayrıca babasının vasiyetine uyulması gerektiğini ve Ch’u-lo-hou’nun kendisinden şüphe etmemesini istedi.
Bu gelişmelerin ardından Ch’u-lo-hou kağanlık makamına geçti. Yabgu unvanını bırakarak Baga (Mo-ho) Kağanunvanını aldı. Yeğeni Yung-yü-lü ise yabgu olarak görevlendirildi.
A-po Kağan Meselesi ve Sui İlişkileri
Baga Kağan döneminin ilk gelişmelerinden biri, uzun süredir devam eden A-po Kağan sorununu çözme girişimi oldu. Yeni kağan, siyasî açıdan Sui Hanedanı’nın üstünlüğünü kabul eden bir politika izledi ve tahta çıkışını bildirmek üzere Çin’e elçi gönderdi. Sui imparatoru da buna karşılık Ch’ang Sun-sheng’i özel elçi olarak göndererek Baga Kağan’ı kutladı; ayrıca davul ve sancak hediye etti.
Çin elçisi Göktürk merkezine ulaştığında Baga Kağan, devletin uzun süredir devam eden iç mücadeleler nedeniyle zayıflamasına yol açan A-po Kağan’ın ortadan kaldırılması için yardım istedi. A-po’nun artık eski gücünü kaybettiğini, yalnızca birkaç bin süvariyle dağlık bölgelerde bulunduğunu ve yakalanarak Çin’e gönderilmek istendiğini bildirdi.
Sui imparatorunun onayının ardından Baga Kağan batıya hareket ederek A-po üzerine sefer düzenledi. A-po’nun kuvvetlerinin önemli bir kısmı Baga Kağan’a katıldı ve A-po canlı olarak ele geçirildi.
A-po’nun akıbeti konusunda Çin sarayında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bazı Çinli devlet adamları onun Çin başkentine götürülerek halka gösterilmesini isterken, bazıları öldürülmesini önerdi. Ancak Sui imparatoru karar vermeden önce Göktürkleri yakından tanıyan Ch’ang Sun-sheng’in görüşünü aldı.
Ch’ang Sun-sheng, A-po’nun ortadan kaldırılmasının Çin açısından faydalı olmayacağını belirtti. Ona göre Göktürklerin yeniden Çin’e karşı birleşme ihtimali bulunuyordu ve A-po’nun hayatta tutulması, böyle bir durumda Göktürklerin tekrar bütünleşmesini zorlaştıracaktı. Çinli devlet adamı Kao Kung da benzer şekilde A-po’nun yaşatılmasının Çin menfaatlerine daha uygun olduğunu savundu.
Sui imparatoru, bu görüşleri kabul ederek A-po’nun öldürülmemesine karar verdi.
Baga Kağan’ın Ölümü
Baga Kağan, A-po sorununu çözdükten sonra 589 yılında batı yönünde bir sefere çıktı. Kaynaklarda adı belirtilmeyen bir ülke üzerine yapılan bu sefer sırasında gerçekleşen savaşta alnından okla vurularak hayatını kaybetti.
Kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, A-po tehlikesinin ortadan kaldırılmasının ardından Baga Kağan’ın Tardu üzerine hareket ederek Göktürk birliğini yeniden sağlamaya çalışmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Çin kaynakları Baga Kağan’ı diğer Göktürk hükümdarlarından farklı bir görünüme sahip biri olarak tasvir eder. Uzun yanaklı, kambur sırtlı ve açık renk yüzlü olduğu belirtilen Baga Kağan’ın aynı zamanda cesur ve akıllı bir hükümdar olduğu vurgulanmaktadır.
Tou-lan Kağan Dönemi (588-600)
Baga Kağan’ın beklenmedik ölümünün ardından Göktürk devlet adamları, daha önce yabguluk görevini yürüten Işbara Kağan’ın oğlu Yung-yü-lü’yü tahta çıkardılar. Yeni hükümdar, Çin kaynaklarında Hsie-chia-ch’i-to-na Tou-lan Kağan adıyla geçmektedir.
Tou-lan Kağan, tahta geçtikten sonra Çin ile ilişkileri sürdürmeye önem verdi. Bu amaçla Çin sarayına elçiler gönderdi ve kendisine çeşitli hediyeler verildi. Yaz mevsiminin sonunda düzenli olarak Çin’e elçi göndererek vergi sunmaya başladı. Bu durum, Göktürk tarihinde önemli bir değişimi göstermektedir. 552 yılında kuruluşundan itibaren Çin’i baskı altında tutan Göktürkler, Işbara Kağan dönemindeki gelişmeler sonucunda Çin siyasî üstünlüğünü kabul etmiş, Baga Kağan zamanında bu durum devam etmiş ve nihayet Doğu Göktürk Devleti Sui Hanedanı’na yıllık vergi gönderen bir konuma gelmiştir.
Çin’in Birliği Sağlaması ve Göktürkler
589 yılında Çin tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Han Hanedanlığı’nın sona ermesinden yaklaşık üç buçuk asır sonra Çin siyasî birliğini yeniden sağladı. Sui Hanedanı, güneydeki Ch’en Devleti’ni ortadan kaldırarak bütün Çin toprakları üzerinde hâkimiyet kurdu.
Bu mücadeleler sırasında bazı Çinli devlet adamları Göktürk askerlerinden yararlanmayı teklif etmişlerdi. Ancak Sui İmparatoru Wen, Göktürklerin Çin’in güney bölgelerini yeterince tanımadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmedi. Böylece Sui Hanedanı, Çin’in birliğini kendi kuvvetleriyle sağlamayı tercih etti.
Tou-lan Kağan’ın ilk dönemleri hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmaz. Bu durum, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan daha pasif bir döneme girdiğini göstermektedir. Tou-lan Kağan, 591 yılında Çin’e elçi göndererek değerli kaplar sundu; ardından çeşitli elçilik heyetleriyle ilişkileri devam ettirdi.
Ta-i Prenses ve Sui Karşıtı Faaliyetler
Sui Hanedanı’nın Çin’de hâkimiyet kurmasından sonra bazı muhalif Çinli devlet adamları Göktürk ülkesine sığındılar. Bunların başında, eski Chou Hanedanı mensubu olan Ta-i Prenses bulunuyordu. Daha önce Ch’ien-chin adıyla bilinen bu prenses, Tou-lan Kağan’ın eşi olmuştu.
Ta-i Prenses, mensup olduğu Chou hanedanının yeniden güç kazanması amacıyla Sui Hanedanı’na karşı gizli faaliyetlerde bulunmaya başladı. Çin’den kaçan bazı muhaliflerle de bağlantı kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Doğu Göktürk ülkesinde Sui karşıtı bir çevre oluştu.
Başlangıçta Çin’e bağlı bir siyaset izleyen Tou-lan Kağan da zamanla bu grubun etkisi altında kaldı. Çin kaynaklarına göre Tou-lan, sonunda Çin’e gönderdiği yıllık vergiyi keserek Sui sınırlarına saldırılar düzenlemeye başladı.
Ch’ang Sun-sheng’in Faaliyetleri
Sui İmparatoru Wen, Göktürkler arasındaki gelişmeleri öğrenmek amacıyla daha önce casusluk faaliyetleriyle tanınan Ch’ang Sun-sheng’i yeniden Göktürk ülkesine gönderdi. Ancak bu defa Ch’ang Sun-sheng eski etkisini göremedi. Ta-i Prenses ona kötü davranırken, Tou-lan Kağan da kendisiyle ilgilenmedi.
Bunun üzerine Ch’ang Sun-sheng, Göktürk devlet meclisi üyelerinden birini para karşılığında kendi tarafına çekti. Bu kişinin yardımıyla Ta-i Prenses ve çevresinin gizli faaliyetleri ortaya çıkarıldı. Durumu öğrenen Tou-lan Kağan, An-sui-chia ve taraftarlarını tutuklattı. Yang Ch’in de gözaltına alındı.
Bu gelişmelerden sonra Tou-lan Kağan, Çin’e hediyeler göndererek ilişkileri yeniden düzeltmeye çalıştı. Ch’ang Sun-sheng ise başarısından dolayı Sui imparatoru tarafından ödüllendirildi ve tekrar Göktürk ülkesine gönderilerek Ta-i Prenses’in etkisiz hâle getirilmesi istendi.
İç Mücadeleler ve T’u-li’nin Ortaya Çıkışı
Doğu Göktürk Devleti içinde bu gelişmeler yaşanırken Tou-lan Kağan, kendi kardeşi Ch’in-yü Şad ile de mücadele etmek zorunda kaldı. Gücünün artmasından endişe ettiği kardeşini yapılan savaşta öldürdü.
Aynı dönemde Göktürk boylarından bazıları Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladı. Bazı boy ileri gelenleri Çin’e elçi göndererek at, koyun ve diğer hayvanlardan oluşan hediyeler sundular. Ayrıca Çin sınırında ticaret yapma isteklerini bildirdiler. Sui imparatorunun bu talebi kabul etmesi, A-shih-na hanedanı dışındaki bazı Göktürk topluluklarının ilk defa Çin ile doğrudan siyasî temas kurması bakımından önemlidir.
Ancak 593 yılında yeni bir gelişme ortaya çıktı. Baga Kağan’ın oğlu Jan-kan, yani daha sonra Ch’i-min Kağan olarak tanınacak kişi, kuzey bölgelerinde bağımsız bir güç hâline gelmeye başladı. Çin’e elçi göndererek siyasî ilişkiler kurmak istedi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti.
Sui yöneticileri bu durumdan yararlanarak Jan-kan’ı Tou-lan Kağan’a karşı kullanmaya çalıştılar. Ona, Ta-i Prenses’in ortadan kaldırılması hâlinde evlilik teklifinin kabul edileceğini bildirdiler. Bunun üzerine Jan-kan, Tou-lan Kağan aleyhinde faaliyet yürüttü. Sonuçta Tou-lan Kağan, Ta-i Prenses’i öldürttü ve Çin ile yeni bir evlilik ittifakı kurmak istedi.
Ancak Ch’ang Sun-sheng, Tou-lan Kağan’ın güçlenmesinin Çin açısından tehlikeli olacağını ileri sürerek bu evliliğe karşı çıktı. Bunun yerine Çin’in Jan-kan’ı desteklemesini tavsiye etti. Böylece Sui Hanedanı, Göktürk devletini bölmeye yönelik politikasını sürdürdü.
Tou-lan Kağan ve Tardu Mücadelesi
Tou-lan Kağan’ın temel amacı eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaktı. Ancak bunun önündeki en büyük engel, 582 yılından itibaren bağımsız hareket eden Batı Göktürk Kağanı Tardu idi.
Tou-lan ve Tardu arasında birçok savaş meydana geldi. Mücadelelerin sona ermemesi üzerine Sui imparatorunun araya girmesiyle iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı ve her iki kağan kendi bölgelerine çekildi.
Ch’i-min Kağan’ın Güç Kazanması
597 yılında Jan-kan, Çin’e yeniden elçi göndererek bir Sui prensesiyle evlenmek istedi. Çin imparatoru bu teklifi kabul etti. Ancak asıl amacı Jan-kan’ı destekleyerek Tou-lan Kağan’ın gücünü azaltmaktı.
Jan-kan’a büyük değer gösterildi ve kendisine Çin tarafından An-i Prenses gönderildi. Ch’ang Sun-sheng de onun yanında bulunarak Çin desteğiyle güneye ilerlemesi ve Ötüken’i ele geçirerek Doğu Göktürk tahtına geçmesi yönünde teşviklerde bulundu.
Bu gelişmelerden haberdar olan Tou-lan Kağan, Çin’e karşı büyük bir saldırı hazırlığına başladı. 598 yılında Çin sınırlarına yapılan akınlar sırasında Sui kuvvetleri hazırlıklı olduğu için Göktürkler büyük başarı elde edemediler.
Tou-lan Kağan 599 yılında yeniden harekete geçti ve Tatung bölgesine saldırı düzenledi. Ancak Jan-kan, Çin adına istihbarat sağlayarak saldırının zamanını ve yönünü bildirdi. Çin orduları savunmaya geçti.
Daha sonra Tou-lan Kağan, Tardu ile ittifak kurarak Jan-kan üzerine yürüdü. Birleşen Göktürk kuvvetleri, Çin desteğindeki Jan-kan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Jan-kan’ın yakınları öldürüldü, kendisi ise Ch’ang Sun-sheng ile birlikte güneye kaçmak zorunda kaldı.
Çin’e sığınan Jan-kan, imparator tarafından koruma altına alındı. Ch’ang Sun-sheng ise bu hizmetlerinden dolayı yüksek bir unvanla ödüllendirildi.
Tou-lan Kağan’ın Son Mücadeleleri
Tou-lan Kağan ve Tardu’nun güçlenmesi Çin için yeni bir tehdit oluşturdu. Bunun üzerine Sui Hanedanı hem diplomasi hem de askerî tedbirlerle Göktürkleri dengelemeye çalıştı.
Çin orduları çeşitli seferler düzenledi. Bu mücadelelerde zaman zaman Göktürk kuvvetleri başarı kazansa da Çin’in sürekli müdahalesi ve iç siyasetteki bölünmeler Doğu Göktürk Devleti’nin durumunu zorlaştırdı.
Tou-lan Kağan dönemi, bir taraftan Göktürklerin yeniden güç kazanma girişimlerine, diğer taraftan Sui Hanedanı’nın bölme politikalarına sahne olmuştur. Bu dönemde Jan-kan’ın Çin desteğiyle yükselmesi, ilerleyen yıllarda Doğu Göktürk siyasetinde belirleyici olacak gelişmelerin temelini oluşturmuştur.
Çin’de Ch’i-min Kağan’ın Ortaya Çıkışı ve Doğu Göktürklerde Yeni Dönem
Tardu’nun Çin kumandanı Yang Su, Tou-lan Kağan’ın ise Kao Kung tarafından mağlup edilmesinden sonra Çin’e sığınmış olan T’u-li, siyasî bakımdan önem kazandı. Doğu Göktürk Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanmak isteyen Çin, onu destekleyerek kağan ilan etti.
Kağan olduktan sonra T’u-li, Çin kaynaklarında I-li-tou Ch’i-min Kağan adıyla geçmektedir. Buradaki Ch’i-minunvanı, sağlam ve güvenilir anlamındaki Türkçe bir ifadeyi karşılamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu isim, Tang Hanedanı kurucularından Li Shih-min adlı hükümdarın adıyla benzerliği sebebiyle kaynaklarda farklı şekilde yazılmıştır. Bundan sonra T’u-li, ölümüne kadar Ch’i-min Kağan adıyla anılmıştır.
Ch’i-min Kağan’ın Çin Himayesinde Güçlenmesi
Doğu Göktürk Devleti’nde devam eden mücadeleler sırasında bazı Türk boyları Çin’de bulunan Ch’i-min Kağan’a bağlandı. Bu katılımlarla birlikte onun emrindeki toplulukların sayısı on bine ulaştı. Çin yönetimi, bu yeni gelen Göktürkleri düzenli şekilde yerleştirmek ve kontrol altında tutmak amacıyla tedbirler aldı.
Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunan Çinli elçi Ch’ang Sun-sheng, bu toplulukların güvenli şekilde yerleştirilmesiyle görevlendirildi. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Çin’e sığınmaktan memnun durumdaydılar.
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng’in teşvikleriyle Tou-lan Kağan’a bağlı bazı boylar isyan etti. Tou-lan Kağan zor durumda kalmasına rağmen Çin’in teslim olma teklifini kabul etmedi.
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile Yakınlaşması
Ch’i-min Kağan, kendisine sağladığı desteklerden dolayı Çin imparatoruna bağlılığını göstermek için çeşitli vesilelerle sarayda bulundu. Çin sarayında düzenlenen bir okçuluk yarışmasına katıldı ve özellikle Ch’ang Sun-sheng ile aynı grupta yer almak istediğini belirterek ona duyduğu yakınlığı gösterdi.
Ancak Ch’i-min Kağan’a bağlanan Göktürklerin sayısının artması Çin yönetiminde yeni bir endişe oluşturdu. Sui İmparatoru Wen, Ch’ang Sun-sheng’in emrine asker vererek Göktürklerin yerleştirilmesi için Ta-li Kalesi’ninyapılmasını sağladı. Shou eyaletinde inşa edilen bu kaleye Ch’i-min Kağan ve ona bağlı topluluklar yerleştirildi.
Ch’i-min Kağan’a daha önce gönderilen An-i Prenses’in ölümü üzerine Çin, onunla kurulan akrabalık bağını devam ettirmek amacıyla I-ch’eng Prensesi’ni yeni eş olarak gönderdi. Bu görevi yine Ch’ang Sun-sheng yerine getirdi.
Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın yanında bulunmaya devam ederek Çin sarayına düzenli raporlar gönderdi. Hazırladığı raporlarda Ch’i-min’e bağlı Göktürklerin sayısının arttığını, mevcut yerleşim alanlarında tutulmalarının zor olduğunu ve daha güvenli bir bölgeye nakledilmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ch’i-min Kağan ve bağlıları Wu-yüan bölgesine yerleştirildi.
Tou-lan Kağan’a Karşı Çin Seferleri
Bu gelişmeler yaşanırken Sui Hanedanı, Tou-lan Kağan ve Tardu’ya karşı askerî hazırlıklarını sürdürdü. Çin orduları kuzey sınırlarında konuşlandırıldı.
Tou-lan Kağan, yüz bin süvariden oluşan kuvvetiyle Çin ordularına saldırdı. Yapılan mücadelelerde bazı başarılar elde edilse de Çin kuvvetleri karşılık verdi. Çin kumandanlarından Chao Chung-ch’ing, Göktürk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Diğer Çin kumandanı Han Hung ise kuşatıldı ve ordusunun büyük bölümünü kaybetmesine rağmen kurtulmayı başardı.
Bu savaşların ardından Çin, kuzey sınırlarında daha güçlü savunma tedbirleri aldı. Daha sonraki yıllarda bölgeyi ziyaret eden Sui İmparatoru Yang, savaş alanında kalan kemikleri görerek burada bir Budist tapınağı yapılmasını emretti.
Çin’in Tou-lan Kağan’a karşı hazırladığı büyük harekât başlamadan önce Tou-lan, kendi adamları tarafından öldürüldü (599 yılı sonu - 600 yılı başları).
Tardu’nun Büyük Kağanlık Girişimi
Tou-lan Kağan’ın ölümünden sonra Batı Göktürk hükümdarı Tardu, bütün Göktürk ülkesinin hâkimi olduğunu ilan etti ve P’u-chia (Bilge?) Kağan unvanını aldı.
Ancak Tardu’nun bu girişimi ülkedeki karışıklıkları sona erdirmedi. Aksine doğu ve batıdaki siyasî ayrılıkların devam etmesine sebep oldu.
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna yeni bir rapor sundu. Ona göre Göktürk boyları dağınık durumdaydı ve Ch’i-min Kağan kendi ülkesine gönderilirse birçok boy onun etrafında birleşebilirdi.
Sui İmparatoru bu öneriyi kabul etti ve Ch’i-min Kağan’ın kuzeye dönmesine izin verdi. Ch’i-min Kağan’ın Göktürk topraklarına geçmesiyle birlikte çok sayıda Türk boyu onun hâkimiyetini kabul etti. Böylece Doğu Göktürk Devleti’nde Çin destekli yeni bir siyasî dönem başlamış oldu.
Tardu’nun Gücünün Zayıflatılması ve Ch’i-min Kağan’ın Desteklenmesi
600 yılında Tardu’nun yeniden Çin sınırlarına akın yaptığı görülmektedir. Bunun üzerine Çin, kuzey sınırındaki önemli merkezlere askerî birlikler yerleştirdi. Ling-wu bölgesinde Chin prensi Kuang ve Yang Su, Ma-i bölgesinde ise Han prensi Liang ile Shih Wan-sui görev aldı. Bu sırada Çin’e bağlı yabancı toplulukların kumandanı olan Ch’ang Sun-sheng, Çin ordularının başına getirildi.
Göktürklerin askerî yapısını ve savaş usullerini yakından bilen Ch’ang Sun-sheng, doğrudan savaşmak yerine farklı bir yöntem uyguladı. Çin kuvvetleri, Göktürk ordusunun ve hayvanlarının kullandığı su kaynaklarına gizlice zehir bıraktı. Bu sulardan içen Göktürk askerlerinin önemli bir kısmı hayatını kaybederken, çok sayıda hayvan da telef oldu.
Göktürkler bu olayın gerçek sebebini anlayamadılar ve yaşanan felaketi göksel bir işaret olarak yorumlayarak bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Geri çekilen Göktürk kuvvetlerini takip eden Ch’ang Sun-sheng, önemli kayıplar verdirdi. Çin ordularının devam eden takibi sonucunda Göktürklerin askerî gücü büyük ölçüde zayıfladı ve Tardu daha geri bölgelere çekilmek zorunda kaldı.
Bununla birlikte Tardu, hâkimiyetini tamamen kaybetmedi. 601 yılında yeniden Çin sınırlarına saldırdı ve Heng-an bölgesinde Çin kuvvetlerini mağlup etti. Bu savaşta ölen Çin askerlerinin kemiklerinin toplandığı yere daha sonra bir Budist tapınağı yapılmıştır.
Tardu’nun Ch’i-min Kağan’a Karşı Mücadelesi
Tardu’nun karşısındaki en önemli rakiplerden biri, Çin desteğiyle güçlenen Ch’i-min Kağan idi. Çok sayıda Göktürk boyunun Ch’i-min Kağan’a bağlanması, Tardu tarafından kendi hâkimiyeti için bir tehdit olarak görüldü.
Bu nedenle Tardu, kardeşinin oğlu İlteber unvanlı bir beyi Ch’i-min Kağan üzerine gönderdi. Ancak Çin kuvvetleri harekete geçerek onun geçeceği yolları kapattı. Yanındaki kuvvetlerin azlığı sebebiyle İlteber geri dönmek zorunda kaldı.
Bu tehlikeyi atlatan Ch’i-min Kağan, Sui İmparatoru’na gönderdiği mektupta Çin desteğine duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çin imparatorunun kendisini ve halkını koruduğunu, diğer boyların da zamanla kendisine katılacağını ifade etti. Bunun üzerine Sui yönetimi, Ch’i-min Kağan’ın güçlenmesi için yeni tedbirler aldı ve onun adına Ting-hsiang bölgesinde bir kale yapılmasını emretti.
Tardu’ya Karşı Çin Seferleri ve Töles Boylarının Hareketleri
Sui Hanedanı’nın temel amacı, bütün Göktürk ülkesinde hâkimiyet kuran Tardu’yu etkisiz hâle getirmek ve Çin’in desteğiyle yükselen Ch’i-min Kağan’ı yeniden Göktürk topraklarına yerleştirmekti.
Bu amaçla Çin iki yönlü bir askerî plan hazırladı. Bir taraftan daha önce Göktürklere karşı başarı kazanmış olan Yang Su, diğer taraftan ise Ch’ang Sun-sheng, Ch’i-min Kağan’ın kuvvetleriyle birlikte Tardu’ya karşı harekete geçti.
602 yılında Göktürk ileri gelenlerinden A-wu-ssu-li Erkin, beraberindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek Ch’i-min Kağan’a saldırdı. Daha önce bazı Töles boyları Ch’i-min Kağan’a bağlanmış olsa da daha sonra bu bağlılıktan ayrılmışlardı.
Erkin’in saldırısı sonucunda Ch’i-min Kağan ağır bir yenilgi aldı. Yaklaşık beş-altı bin kişi ve çok sayıda hayvan kaybedildi. Ancak Çin kumandanı Yang Su hızla harekete geçti. Yapılan mücadelelerde Çin kuvvetleri Göktürkleri geri çekilmeye zorladı.
Yang Su, geri çekilen Erkin ve kuvvetlerini takip ederek onları hazırlıksız yakaladı. Çin saldırısı sonucunda Göktürkler büyük bir yenilgiye uğradı ve daha önce Ch’i-min Kağan’dan aldıkları insanları ve hayvanları geri bırakmak zorunda kaldılar.
Yang Su’nun emrindeki kumandanlar da farklı yönlerden harekete geçerek Göktürk kuvvetlerine karşı başarılı seferler düzenlediler. Çin ordusunun geri çekilmesinden sonra Tardu’ya bağlı kuvvetler Ch’i-min Kağan’a yeniden saldırdıysa da Yang Su’nun kumandanlarından Fan Kui, K’u-chie-ku bölgesinde onları tekrar mağlup etti.
Bu gelişmeler, Tardu’nun askerî gücünün giderek zayıflamasına ve Çin destekli Ch’i-min Kağan’ın Doğu Göktürk sahasında güç kazanmasına zemin hazırladı.
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile İlişkileri
Ch’i-min Kağan’ın Çin ile yakın ilişkileri bazı Çinli devlet adamlarında endişe meydana getirmişti. Ho Ch’ou, Gök-Türklerin Çin topraklarında uzun süre bulunmaları sayesinde ülkenin coğrafî özelliklerini, dağlarını ve yollarını öğrendiklerini, bunun ileride Çin için bir tehlike oluşturabileceğini belirtmişti.
Sui İmparatoru Yang’ın Gök-Türk topraklarına yaptığı ziyaret sırasında Ch’i-min Kağan, imparatoru karşılamak için bir otağ hazırlattı. İmparator onun çadırına geldiğinde Ch’i-min, büyük bir saygı göstererek kendisine içki sundu; Gök-Türk ileri gelenleri de bağlılıklarını göstermek amacıyla törene katıldılar. Bu karşılamadan memnun kalan Sui imparatoru, Hun hükümdarı Ho-han-ye dönemini hatırlatan bir şiir söyledi. Ardından Ch’i-min Kağan ve hatununa altın hediyeler verdi. Ayrıca teginler ve diğer ileri gelenlere makamlarına göre çeşitli elbiseler, örtüler ve değerli eşyalar dağıtıldı. Ziyaretin sonunda Ch’i-min Kağan, imparatora Çin sınırlarına kadar eşlik etti.
Ch’i-min Kağan’ın Çin hayat tarzına duyduğu ilgi sonraki yıllarda da devam etti. 608 yılında Çin sarayına yaptığı ziyaret sırasında Sui İmparatoru Yang, onun için Wan-shou-shu bölgesinde bir kale yaptırdı. Kale içerisinde Çin tarzında odalar hazırlanmış, yataklar, perdeler ve çeşitli eşyalar yerleştirilmişti.
Aynı yıl Sui ordularının Hami Kalesi’ne yönelik harekâtında Ch’i-min Kağan’dan askerî destek istendi. Ancak Ch’i-min bu desteği sağlamadı. Bunun sebebi, Hami bölgesini elinde bulunduran T’u-yü-hunların, daha sonra İl Kağan olacak oğlu Baga Şad’ın annesinin mensup olduğu topluluk olmasıydı. Ch’i-min’in harekâta katılmaması üzerine Hami halkı da savunma hazırlıklarından vazgeçti. Buna rağmen Çinli kumandan Hsie Shih-hsiung bölgeyi ele geçirdi, eski kaleyi onardı ve burada askerî birlik bırakarak geri döndü.
609 yılında Ch’i-min Kağan yeniden Çin sarayını ziyaret etti. Sui yönetimi tarafından büyük bir törenle karşılanan Ch’i-min’e çok sayıda hediye verildi.
Bu dönemde Kore’deki Kao-li devleti de Doğu Gök-Türk Devleti ile yakınlaşmak amacıyla Ch’i-min Kağan’a elçi gönderdi. Ancak Ch’i-min, Çin ile olan ilişkilerini bozacak herhangi bir ittifaka girmeyi kabul etmedi. Kore elçisi daha sonra Sui İmparatoru Yang’ın huzuruna çıktığında, imparator Kore hükümdarının gelip bağlılığını bildirmesini istedi; aksi takdirde Ch’i-min Kağan’ı Kore üzerine göndereceğini açıkladı.
VI - Doğu Gök-Türk Devleti’nin Yeniden Güçlenmesi
Shih-pi Kağan Dönemi (609-619)
Ch’i-min Kağan 609 yılında hastalanarak hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sui İmparatoru Yang tarafından üç günlük yas ilan edildi. Ch’i-min’in yerine oğlu Tou-chi geçti ve Shih-pi Kağan unvanıyla Doğu Gök-Türk tahtına oturdu. Gök-Türk töresine uygun olarak babasının ölümünden sonra dul kalan üvey annesi I-ch’eng prenses ile evlendi ve bu durumu Çin sarayına bildirdi.
Ch’i-min Kağan döneminde Çin’in siyasî etkisi altına giren Doğu Gök-Türk Devleti, Shih-pi Kağan zamanında yeniden bağımsız ve güçlü bir siyasî konuma yükselmeye başladı. Sui İmparatoru Yang, Gök-Türklerin kendisine bağlı olduğunu düşünerek dikkatini batı bölgelerine yöneltmişti. Bu sebeple Shih-pi Kağan’ın tahta geçmesinden sonra kaynaklarda bir süre fazla bilgi bulunmamaktadır.
Ancak 613 yılından itibaren Çin’de başlayan karışıklıklar Gök-Türklerin yeniden etkili bir güç hâline gelmesini sağladı. Ling-wu bölgesinde Sui yönetimine karşı isyan eden Pai Yü-suo, Gök-Türklerle temas kurdu. 615 yılında ise Wei Tao-er ve Wang Hsü-pa adlı isyancılar da Shih-pi Kağan ile ilişki kurarak Çin yönetimine karşı harekete geçtiler.
Yen-men Kuşatması ve Sui Hanedanının Zayıflaması
615 yılında Sui İmparatoru Yang kuzey sınırlarını denetlemek amacıyla bölgeye geldiğinde, devlet adamı P’ei Chü, Shih-pi Kağan’ın giderek güçlendiğini belirterek Çin hükümdarına bir plan sundu. Bu plana göre Shih-pi’nin kardeşi Ch’i-chi Şad, Çin prensesiyle evlendirilecek ve güney taraflarının kağanı ilan edilerek Gök-Türk ülkesinde bölünme oluşturulacaktı. Ancak Ch’i-chi Şad bu teklifi kabul etmedi.
Bu sırada Shih-pi Kağan’ın Soğd kökenli vezirlerinden Shih-shu-hu-hsi, devlet yönetiminde önemli bir konuma sahipti. Çinli devlet adamı P’ei Chü, onunla ticaret yapmak bahanesiyle temas kurdu ve Ma-i yakınlarında öldürülmesini sağladı. Çin tarafından yapılan bu hareketin gerçek sebebini öğrenen Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı ile ilişkilerini tamamen kesti ve Çin’e karşı büyük bir askerî harekât hazırladı.
Shih-pi Kağan, kuzey bölgelerinde bulunan Sui İmparatoru Yang üzerine yürüdü. Ancak I-ch’eng prensesinin Çin’e haber vermesi sayesinde imparator zamanında geri çekilerek Yen-men Kalesi’ne sığındı.
Gök-Türk ordusu Yen-men Kalesi’ni kuşattı. Kale içerisinde imparator dışında çok sayıda asker ve sivil bulunuyordu. Kuşatma sırasında Gök-Türkler kalenin önemli bir bölümünü ele geçirdi ve ok atışları imparatorun bulunduğu bölgeye kadar ulaştı. Büyük korkuya kapılan Sui İmparatoru, devlet adamlarından yardım istedi.
Çinliler, Gök-Türklerin geri çekilmesini sağlamak amacıyla I-ch’eng prenses aracılığıyla bir haber gönderilmesini kararlaştırdılar. Çin asıllı olan ve Shih-pi Kağan’ın hatunu bulunan I-ch’eng, Gök-Türk hükümdarına kuzey bölgelerinde karışıklık çıktığını bildirerek onu geri dönmeye ikna etti. Bunun üzerine Shih-pi Kağan kuşatmayı kaldırarak ülkesine döndü. Böylece Sui İmparatoru büyük bir tehlikeden kurtuldu.
Shih-pi Kağan’ın Çin Üzerindeki Baskısı
Yen-men kuşatmasından sonra Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede eski gücüne kavuştu. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı üzerindeki baskısını artırarak Çin topraklarına sık sık akınlar düzenledi.
616 yılında gerçekleştirilen Gök-Türk akınları sırasında T’ang Hanedanı’nın kurucusu olacak Li Yüan da savunma hazırlıkları yaptı. Gök-Türk savaş yöntemlerini inceleyen Li Yüan, kendi askerlerini Gök-Türkler gibi eğitti; onları bozkır hayatına, ata binmeye ve savaş tekniklerine alıştırdı. Bu birlikler daha sonra Li Yüan’ın siyasî yükselişinde önemli rol oynadı.
Shih-pi Kağan’ın Çin sınırlarına yönelik akınları Sui Hanedanı’nın merkezî otoritesini daha da zayıflattı. Çin’de birçok vali ve devlet adamı isyan ederek Shih-pi Kağan ile ilişki kurmaya başladı.
Bu isyancıların en önemlilerinden biri Liang Shih-tou idi. Küçük bir kuvvetle harekete geçen Liang Shih-tou, kendisini vali ilan ederek Gök-Türklerle bağlantı kurdu. Shih-pi Kağan ona kurt başlı sancak verdi ve Tardu Bilge Kağanunvanını bahşetti. Liang Shih-tou daha sonra Gök-Türk desteğiyle Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyet gösterdi.
Bir diğer Çinli isyancı Liu Wu-chou da Shih-pi Kağan’a bağlandı. Gök-Türk desteğiyle rakiplerini mağlup eden Liu Wu-chou’ya Ting-yang Kağan unvanı verildi. Böylece Shih-pi Kağan, Çin’deki siyasî mücadelelerde etkili bir güç hâline geldi.
Gök-Türklerin T’ang Hanedanı’nın Kuruluşundaki Rolü
Sui Hanedanı’nın yıkılmaya başladığı dönemde Li Yüan, rakiplerine karşı yeterli askerî güce sahip değildi. Yardımcısı Liu Wen-ching’in tavsiyesi üzerine Shih-pi Kağan’dan destek istemeye karar verdi.
Li Yüan, Gök-Türk hükümdarına elçiler ve hediyeler göndererek ittifak teklif etti. Shih-pi Kağan, Sui Hanedanı’nın artık eski gücünü kaybettiğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Li Yüan’a destek vermeyi uygun gördü.
Gök-Türkler tarafından gönderilen ilk yardım kuvveti K’ang-ch’iao-li Tegin kumandasında geldi. Yanında beş yüz asker ve iki bin at bulunuyordu. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda Shih-pi Kağan, T’ang ordusuna destek olmak üzere yeni kuvvetler göndermeyi kabul etti.
T’ang Hanedanı kurulduktan sonra da Doğu Gök-Türk Devleti üstün konumunu korudu. Çin sarayına gönderilen Gök-Türk elçileri büyük törenlerle karşılanıyor, Çin imparatoru Shih-pi Kağan ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. 618 yılında Shih-pi Kağan’ın oğlu Kutlug Tegin Çin başkentine gönderildiğinde onun için büyük törenler düzenlendi.
Bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti sadece Çin üzerinde askerî baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda kuzey bozkırındaki birçok topluluğu da yeniden hâkimiyeti altına almıştı. Ch’i-tan, Shih-wei, Kao-ch’ang ve T’u-yü-hun gibi toplulukların tekrar Gök-Türk hâkimiyetine girmesiyle Shih-pi Kağan’ın askerî gücünün çok büyük seviyeye ulaştığı belirtilmektedir.
Shih-pi Kağan, 619 yılında Çin üzerine yeni bir sefer hazırlığına girişti. Sarı Irmak’ı geçerek Çin topraklarına giren Gök-Türk ordusuna Liang Shih-tou ve Liu Wu-chou gibi Çinli isyancılar da katıldı. Ancak büyük harekâtın başlangıcında Shih-pi Kağan hayatını kaybetti.
Shih-pi Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin Çin etkisinden çıkarak yeniden güçlü bir siyasî ve askerî güç hâline geldiği dönemdir. Onun yönetimi sırasında Gök-Türkler yalnızca Sui Hanedanı’nın yıkılmasında değil, aynı zamanda T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.
Ch'u-lo Kağan Dönemi (619-621)
Shih-pi Kağan’ın 619 yılında ani ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti tahtında değişiklik yaşandı. Shih-pi’nin oğlu Shih-po-pi henüz küçük yaşta olduğu için kağanlık makamına geçemedi. Bunun üzerine devlet ileri gelenleri tarafından Shih-pi’nin kardeşi İlteber Şad tahta çıkarıldı ve Ch'u-lo Kağan unvanını aldı. Shih-po-pi ise amcası tarafından Ni-pu Şad unvanıyla görevlendirilerek devletin doğu bölgelerinin yönetimine getirildi.
Shih-pi Kağan’ın ölümünden hemen önce T’ang Hanedanı’na karşı büyük bir sefer hazırlığı yaptığı bilinmektedir. Bu sırada zor durumda kalan T’ang hükümdarı, Kao Ching adlı elçiyi büyük miktarda para ile Gök-Türk kağanına göndermiş, ancak elçi ulaşamadan Shih-pi Kağan hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine elçi parayı götürmeyerek Feng eyaleti hazinesine bırakmıştı. Olayı öğrenen Gök-Türkler buna tepki göstermiş ve Çin üzerine yeni bir harekât hazırlığına başlamışlardı. Daha sonra paranın Gök-Türklere ulaştırılmasıyla sorun çözüldü.
Ch'u-lo Kağan, ağabeyi Shih-pi Kağan’ın siyasetini devam ettirerek Çin’deki T’ang karşıtı güçleri desteklemeye çalıştı. Bu dönemde Sui Hanedanı mensuplarından Yang Cheng-tao’yu yeniden hükümdar ilan etti ve kuzey Çin’deki müttefiklerinin ona bağlanmasını istedi. Yang Cheng-tao, Ting-hsiang bölgesini merkez yaparak eski Sui yönetimine benzer bir teşkilatlanma kurdu ve kısa sürede kendisine bağlı önemli bir topluluk oluşturdu.
Ancak Gök-Türk desteğine rağmen Çin’deki Sui yanlısı hareketler uzun süre yaşayamadı. Daha önce Gök-Türklere katılmış olan bazı Çinli muhalifler tekrar Çin tarafına geçmeye çalıştı. Bu gelişmeler üzerine Ch'u-lo Kağan, kendisine bağlı güçler üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı.
620 yılında Ch'u-lo Kağan, T’ang Hanedanı karşıtı Çinli güçlerle ilişkilerini geliştirdi. Wang Shih-ch’ung ile temas kurarak onu kendi tarafına çekti. Gök-Türk hükümdarı ona at gönderdi ve siyasi ittifak kurdu. Bunun yanında Çin’deki diğer rakip güçler arasında denge politikası izlemeye devam etti.
Ch'u-lo Kağan döneminde Gök-Türk kuvvetleri Çin sınırlarında askerî faaliyetlerini sürdürdü. Bagatur Şad tarafından Liang eyaletine düzenlenen seferde Çin kuvvetleri yenilgiye uğratıldı ve bölgeden çok sayıda insan ile hayvan ele geçirildi. Ancak T’ang kuvvetleri de zaman zaman Gök-Türklere karşı başarılar elde ediyordu.
Bu sırada Çin’de T’ang Hanedanı’na karşı direnen bazı güçler zamanla imparator Kao-tsu’ya teslim olmaya başladı. Buna rağmen Liang Shih-tou gibi bazı liderler Gök-Türklerle ittifaklarını devam ettirdi ve Ch'u-lo Kağan’ı T’ang yönetimine karşı büyük bir saldırı düzenlemeye teşvik etti.
Hazırlanan plana göre Gök-Türk orduları ve Çinli müttefikleri geniş kapsamlı bir harekât gerçekleştirecekti. Ch'u-lo Kağan Ping eyaleti üzerinden ilerleyecek, Bagatur Şad başka bir koldan hareket edecek, Ni-pu Şad ve Liang Shih-tou da kendi kuvvetleriyle sefere katılacaktı. Amaç, T’ang Hanedanı’nı büyük bir baskı altına almak ve kuzey Çin’de yeniden Sui hanedanına bağlı bir yönetim kurmaktı.
Ancak bu plan gerçekleşmeden önce T’ang yönetimi harekete geçti. İmparator Kao-tsu, Ch'u-lo Kağan’ı saldırıdan vazgeçirmek amacıyla Cheng Yüan-shou’yu elçi olarak gönderdi. Elçinin girişimleri sonuç vermeyince, Çin tarafı kağanı ortadan kaldırmaya yönelik bir plan hazırladı. Cheng Yüan-shou’nun adamları tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda Ch'u-lo Kağan zehirlenerek öldürüldü.
Ch'u-lo Kağan’ın ölümüyle Doğu Gök-Türk Devleti, Çin’deki siyasî mücadelelerde önemli bir destekçisini kaybetti. Onun kısa süren hükümdarlığı sırasında devlet, Shih-pi Kağan dönemindeki güçlü konumunu korumaya çalışmış; özellikle T’ang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Çin iç siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.
İl (İlig) Kağan Dönemi (621-630)
Ch'u-lo Kağan’ın 621 yılında ölümü üzerine Doğu Gök-Türk Devleti’nde yeni bir taht değişikliği yaşandı. Ch'u-lo’nun oğlu Wo-she Şad’ın yaş ve nitelik bakımından uygun görülmemesi üzerine, Ch'i-min Kağan’ın en küçük oğlu ve Shih-pi Kağan’ın kardeşi olan Bagatur Şad desteklendi. Doğu bölgesini yöneten bu şad, tahta çıktıktan sonra İl (İlig) Kağanunvanını aldı. İl Kağan, Gök-Türk geleneklerine uygun olarak Çin prensesi I-ch'eng Hatun ile evlendi ve hükümdarlığını Çin’e bildirdi.
İl Kağan, kendisinden önceki güçlü hükümdarlar döneminden kalan askerî gücü devam ettirerek Çin üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Gök-Türk ülkesinde bulunan T’ang Hanedanı karşıtı Çinli gruplar, onu Sui Hanedanı’nın mirasını yeniden canlandırmaya ve T’ang yönetimini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı. Ancak İl Kağan, bu kişilere karşı mesafeli davranıyor, kendi siyasî hedefleri doğrultusunda hareket ediyordu.
İl Kağan döneminde Doğu Gök-Türk akınları kısa süre içinde yeniden başladı. 621 yılında Gök-Türk kuvvetleri Çin’in Fen-yin ve Shih bölgelerine seferler düzenledi. Daha sonra Çin Seddi’ni aşan Gök-Türk birlikleri Yen-men bölgesine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri bazı yerlerde karşı koymayı başarsa da Gök-Türk akınlarının önüne geçilemedi.
Bu dönemde iki devlet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Ch'u-lo Kağan’ın ölümünde rol oynadığı düşünülen Çinli elçi Cheng Yüan-shou’yu kurtarmak için gönderilen Çin elçileri İl Kağan tarafından tutuklandı. Buna karşılık Çin sarayındaki Gök-Türk elçileri de hapsedildi. Aynı yıl içinde Gök-Türk kuvvetleri Çin topraklarına yönelik geniş çaplı seferler düzenledi ve birçok bölgede üstünlük sağladı.
622 yılında Çin imparatoru Kao-tsu, İl Kağan ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla hediyeler gönderdi ve evlilik yoluyla ittifak teklif etti. İl Kağan bu teklifi kabul ederek bazı Çinli esirleri serbest bıraktı. Ancak bu diplomatik yakınlaşma, Gök-Türk akınlarının sona ermesini sağlamadı. İl Kağan, Çin’in kuzey bölgelerinde askerî faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
İl Kağan’ın orduları özellikle 622 yılı boyunca Çin sınırlarında etkili oldu. Yüz elli bin kişilik büyük bir kuvvetle Yen-men bölgesine giren Gök-Türk orduları, Çin içlerine kadar ilerledi. Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenlese de Gök-Türkler geniş bir sahada hareket ederek üstünlüklerini korudular.
Bu sırada İl Kağan ile Çin arasında barış görüşmeleri de başladı. Gök-Türk ordularının Çin topraklarının içlerine kadar ilerlemesi üzerine T’ang yönetimi anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Çin elçisi Cheng Yüan-shou, İl Kağan’ı savaşın uzun vadede her iki taraf için de zarar doğuracağı konusunda ikna etmeye çalıştı. Kağan, yapılan görüşmeler sonucunda ordusunu geri çekti.
Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre iki devlet arasında dostluk kurulması, esirlerin karşılıklı iadesi ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gök-Türkler askerî bakımdan güçlü durumda olmalarına rağmen bu anlaşmayla T’ang Hanedanı ile eşit siyasî ilişki kurmuş oldular.
Ancak anlaşma uzun süre devam etmedi. Çinli kumandanların bazı bölgelerde Gök-Türk kuvvetlerine saldırması üzerine ilişkiler yeniden bozuldu. 623 yılından itibaren İl Kağan’ın akınları tekrar başladı. Gök-Türk kuvvetleri Lin, You, Shuo, Yüan ve Ping gibi birçok Çin bölgesine seferler düzenledi. Bu saldırılarda T’ang karşıtı Çinli gruplar da Gök-Türklere destek verdi.
Ma-i şehri bu mücadelede önemli bir merkez haline geldi. Stratejik konumu nedeniyle Gök-Türkler burayı askerî üs olarak kullandılar. Ancak Çin kuvvetleri zaman zaman karşı saldırılar düzenleyerek bölgedeki hâkimiyeti sınırlandırmaya çalıştı.
624 yılında Gök-Türk akınları devam etti. Kuzey Çin’de birçok bölge saldırıya uğradı ve T’ang yönetimi başkentini güneye taşımayı dahi düşündü. Ancak daha sonra T’ang imparatoru olacak Li Shih-min bu öneriye karşı çıktı. Ona göre savunma güçlendirilerek Gök-Türk tehdidine karşı koyulabilirdi.
İl Kağan’ın son güçlü saldırılarından biri 625 yılında gerçekleşti. Gök-Türk orduları birçok Çin bölgesine girerek önemli başarılar kazandı. Ancak bu dönemde T’ang Hanedanı askerî ve siyasî açıdan giderek güçlenmeye başlamıştı. Çinli kumandanlar yeni savunma yöntemleri geliştirdi ve Gök-Türk akınlarına karşı daha etkili mücadele etmeye başladılar.
627 yılında Gök-Türkler Çin sınırlarına yönelik yeni seferler düzenledi. Ancak bu dönemde Doğu Gök-Türk Devleti içinde bazı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle uzun süren savaşlar, boylar arasındaki ilişkiler ve Çin’in uyguladığı diplomatik politikalar devletin gücünü zayıflatmaya başladı.
İl Kağan’ın T’ang imparatoru T’ai-tsung ile Wei Irmağı yakınlarında yaptığı görüşme, iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Çin imparatoru Gök-Türk ordusunun Çin topraklarına fazla ilerlediğini ve anlaşmaların bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmeler sonucunda iki taraf arasında yeni bir barış anlaşması yapıldı.
Bu anlaşmaya göre Gök-Türkler ve T’ang Hanedanı arasında dostane ilişkiler kurulacak, esirler geri verilecek, ticaret devam edecek ve taraflar birbirlerine saldırmayacaktı. İl Kağan daha sonra anlaşmaya bağlılığını göstermek amacıyla Çin’e at ve koyun gönderdi.
İl Kağan dönemi, Doğu Gök-Türk Devleti’nin askerî bakımdan en güçlü olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda devletin gelecekteki zayıflamasının da başlangıcını oluşturdu. Çin’e karşı düzenlenen başarılı seferler kısa vadede büyük kazanımlar sağlamış, ancak uzun süren savaşlar ve iç siyasette ortaya çıkan sorunlar devletin gücünü zamanla azaltmıştır.
VII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASI
Wei Irmağı Antlaşması’ndan sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin T’ang Hanedanı üzerindeki siyasî ve askerî üstünlüğü sona erdi. Buna karşılık T’ang Devleti güçlenmeye devam ederken, Doğu Gök-Türk Devleti kısa sürede zayıflama sürecine girdi.
T’ang imparatoru T’ai-tsung’un nüfuzu arttıkça, daha önce Gök-Türklere bağlı olan Çinli yöneticiler birer birer onun tarafına geçmeye başladılar. Bunlardan Yüan Chün-chang, 627 yılında T’ang Hanedanı’na katıldı. Bu kararının sebebi olarak İl Kağan’ın kötü yönetimini gösterdi. İl Kağan onu takip ederek yakalamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.
İl Kağan, dış politikada önemli başarılar elde etmişti. 621 yılından itibaren Çin’e karşı birçok başarılı sefer düzenlemiş, önceki Gök-Türk kağanlarının ulaşamadığı kadar Çin içlerine kadar ilerlemişti. Ancak ülke yönetiminde aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle Çinli danışmanı Chao Te-yen’in etkisi altında kaldı. Gök-Türklerin geleneksel hukuk anlayışından farklı yeni düzenlemeler getiren bu kişi, eski törelerin değiştirilmesine sebep oldu. Bunun sonucunda halk arasında memnuniyetsizlik arttı.
İl Kağan’ın diğer önemli hatalarından biri de Soğd asıllı kişilere fazla güvenmesi oldu. Soğd kökenli danışmanlar onu gereksiz seferlere teşvik ediyor ve kendi halkından uzaklaşmasına yol açıyordu.
Bunların yanında 627 yılında Doğu Gök-Türk ülkesinde büyük bir doğal felaket yaşandı. Sert geçen kışlar sebebiyle hayvanların büyük bölümü telef oldu ve uzun süren kıtlık başladı. Ekonomik sıkıntıları gidermek isteyen İl Kağan’ın ağır vergiler koyması, boyların kendisinden uzaklaşmasına neden oldu.
Doğu Gök-Türk ülkesindeki bu karışıklıktan yararlanmak isteyen T’ang yönetimi saldırı düşüncesine sahip olsa da, bazı devlet adamları bunun için uygun zaman olmadığını belirterek imparatoru vazgeçirdiler.
Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti’nin zayıflaması üzerine Sir Tarduşlar, I-nan liderliğinde İl Kağan’a bağlandılar. Yetmiş binden fazla aileden oluşan bu topluluğun katılması başlangıçta Gök-Türk gücünü artırmış görünse de, İl Kağan’ın kötü yönetimi devam edince Uygur, Bayırku ve Sir Tarduşlar başta olmak üzere birçok boy isyan etti.
İl Kağan isyanları bastırmak için yeğeni Yü-ku Şad’ı yüz bin süvariyle görevlendirdi. Ancak Yü-ku Şad, Ma-lie Dağı civarında Uygurların kurduğu pusuda yenildi. Daha sonra Tanrı Dağları yönüne kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin büyük bölümü Uygurların eline geçti ve bu durum onların güçlenmesini sağladı. İl Kağan’ın diğer şadları da Sir Tarduşlar karşısında yenilgiye uğradı. Böylece kısa süre önce Çin’e karşı büyük seferler düzenleyen Doğu Gök-Türk Devleti’nde otorite büyük ölçüde sarsıldı.
627 yılının sonunda yaşanan ağır kış şartları durumu daha da kötüleştirdi. Yoğun kar yağışı sebebiyle hayvanların büyük bölümü öldü ve açlık başladı. Çin elçisi, dönüşünde imparator T’ai-tsung’a verdiği raporda Gök-Türklerin hayvanlarının zayıfladığını, halkın açlık içinde bulunduğunu ve devletin birkaç yıl içinde yıkılabileceğini bildirdi.
628 yılında İl Kağan’a karşı çıkan isyanlara Moğol kökenli K’u-mo-hsi ve Hsi boyları da katıldı. Bu isyanları bastırmakla görevlendirilen T’u-li Kağan da başarısız oldu. Bunun üzerine İl Kağan onu cezalandırdı ve aralarındaki ilişki bozuldu. T’u-li, Çin ile yakınlaşmaya başladı. T’ai-tsung da bu fırsatı değerlendirerek ona yardım etmeyi kabul etti.
Aynı dönemde Ch’i-tanlar da Gök-Türklere karşı ayaklandı ve Çin ile ittifak kurmaya çalıştı. İl Kağan, Ch’i-tanların kendisine teslim edilmesi karşılığında Çinli muhalif Liang Shih-tou’yu geri vermeyi teklif etti. Ancak T’ai-tsung bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra Liang Shih-tou’nun merkezi kuşatıldı. Yardıma gelen Gök-Türk kuvvetleri yoğun kar sebebiyle hayvanlarının zarar görmesi nedeniyle yenildi. Uzun süre Gök-Türk desteğiyle ayakta duran Liang Shih-tou’nun devleti de bu desteğin kesilmesiyle çöktü.
Devlet içindeki bütün bu sorunlara rağmen İl Kağan 628 yılında Çin sınırlarına yeni bir akın düzenledi. Ancak T’ai-tsung, Doğu Gök-Türk Devleti’nin artık uzun süre ayakta kalamayacağını düşündüğü için büyük savunma hazırlıkları yapmaya gerek görmedi.
Bu sırada Sir Tarduşlar giderek güçlenmiş ve birçok Türk boyu onların çevresinde toplanmaya başlamıştı. I-nan, boylar tarafından kağan seçildi. Çin imparatoru T’ai-tsung, Ch’iao Shih-wang adlı elçisini göndererek ona Chen-chu Bilge Kağan unvanını verdi. I-nan’ın yönetimindeki Sir Tarduş Devleti, Ötüken merkezli yeni bir siyasî güç olarak ortaya çıktı. Uygur, Bayırku, Bugu, Hsi, Tonra ve Ediz gibi boylar da ona bağlandı.
Sir Tarduşların bağımsızlığını ilan etmesiyle zor durumda kalan İl Kağan, Çin ile yeniden dostluk kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istedi. Ancak T’ai-tsung bu isteği kabul etmek yerine Doğu Gök-Türk Devleti üzerine askerî harekât hazırlamaya karar verdi.
T’ang kumandanlarından Chang Kung-chin, Doğu Gök-Türk Devleti’nin zayıflama sebeplerini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporda devletin çöküşüne yol açan başlıca unsurlar şöyle sıralanıyordu:
- İl Kağan’ın sert yönetimi: Kağan, kendisine bağlı ve dürüst kişileri cezalandırırken, güvenilmez kişilere yakınlık göstermişti.
- Türk boylarının isyanları: Başta Sir Tarduşlar olmak üzere hanedan dışındaki birçok Türk boyu yönetime karşı ayaklanmıştı.
- Önemli yöneticilerle ilişkilerin bozulması: T’u-li Kağan, T’o Şad ve Yü-ku Şad gibi önemli şahısların devletten uzaklaşması siyasî birliği zayıflatmıştı.
- Doğal felaketler ve ekonomik sıkıntılar: Uzun süren ağır kışlar tarımı ve hayvancılığı olumsuz etkilemiş, kıtlığa yol açmıştı.
- Soğd unsurlarına aşırı güvenilmesi: İl Kağan’ın önemli görevlere Soğd kökenli kişileri getirmesi, kendi halkıyla arasındaki bağı zayıflatmıştı.
- Çinlilerin desteğinin kaybedilmesi: Daha önce Gök-Türk ülkesine yerleşmiş Çinlilerin artık T’ang Hanedanı lehine hareket etmeye başlaması, Çin ordularının işini kolaylaştırmıştı.
Bu gelişmeler sonucunda Doğu Gök-Türk Devleti hem iç karışıklıklarla hem de dış baskılarla karşı karşıya kaldı. İl Kağan döneminde ulaşılan büyük askerî güç, siyasî ve ekonomik sorunlar nedeniyle kısa sürede zayıflamaya başladı.
VIII - DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILMASI
İl Kağan yönetimindeki Doğu Gök-Türk Devleti’nde çözülme hareketleri 629 yılında da hızla devam etti. Gök-Türk beyleri ve boyları birer birer Çin’e bağlanmaya başladı. Dokuz Gök-Türk erkinin üçer bin süvariyle birlikte T’ang imparatoruna teslim olmasının ardından Bayırku, Bugu (P’u-ku), Tonra ve K’u-mo-hsi boylarının liderleri de Çin hâkimiyetini kabul ettiler.
Bu gelişmelerden sonra Gök-Türklerin Çin’e yönelik küçük çaplı akınları Çinli kumandanlar tarafından engellendi. Ling ve Kansu bölgelerinde Gök-Türk kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Aralık ayında ise daha önce T’ang yönetimiyle iyi ilişkiler kurmuş olan T’u-li Kağan ve Yü-ku Şad Çin’e giderek imparatora bağlandılar.
T’ai-tsung, T’u-li Kağan’ın gelişinden büyük memnuniyet duydu. Çin imparatoru, geçmişte Kao-tsu döneminde Çin’in Gök-Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmasının kendisi için bir utanç olduğunu, şimdi ise Gök-Türklerin Çin’e bağlı hâle gelmesinden gurur duyduğunu ifade etti.
İl Kağan, ülkesindeki karışıklıkların artması üzerine Çin sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaya başlamıştı. Bu sırada Çinli kumandanlar Li Ching ve Li Shih-chi, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı harekât hazırlıkları yapıyorlardı. Li Ching ani bir gece yürüyüşüyle hâlen Gök-Türklerin elinde bulunan Ting-hsiang şehrini ele geçirdi.
Çin ordularının kendi bulunduğu bölgeye kadar yaklaşması üzerine İl Kağan karargâhını Gobi Çölü’nün girişine taşıdı. Bu sırada İl Kağan’ın en yakın adamlarından K’ang-su, eski Sui imparatorunun eşi Hsiao imparatoriçe ve veliaht Yang Cheng-tao, Çinli casusların faaliyetleri sonucunda gizlice T’ang sarayına kaçtılar.
630 yılının başlarında İl Kağan ağır bir yenilgi daha aldı ve Kansu’nun kuzeyindeki T’ie Shan (Demir Dağı) bölgesine çekildi. Buradan Chih-shih-ssu-li adlı elçisini Çin imparatoruna göndererek T’ang hâkimiyetini kabul edeceğini bildirdi.
Bunun üzerine T’ai-tsung, dış işlerinden sorumlu vezir T’ang Chien başkanlığında bir heyeti İl Kağan’ın yanına gönderdi. Ancak Çinli kumandan Li Ching, İl Kağan’ın gerçekten teslim olmak istemediğini, bahar geldiğinde atları güçlenince kuzeye kaçabileceğini düşünüyordu. Eğer Dokuz Oğuzların bulunduğu bölgelere sığınırsa onu yakalamanın zorlaşacağını ileri sürerek hemen harekete geçilmesini istedi.
Li Ching’in ordusu önden, Li Shih-chi’nin ordusu arkadan ilerledi. Yin Dağları yakınlarında bin çadırdan fazla Gök-Türk topluluğu ele geçirildi. Bu sırada Çin elçisi T’ang Chien İl Kağan’ın yanına ulaşmış ve onu güven duygusuna sevk etmişti.
Sisli bir havadan yararlanan Çin öncü kuvvetleri, Su Ting-fang kumandasında İl Kağan’ın bulunduğu bölgeye kadar yaklaştı. Çin ordusunun ani hareketini fark eden İl Kağan, hızla kaçmaya çalıştı. Ancak Gök-Türk karargâhı tamamen dağıldı. Hazırlıksız yakalanan Gök-Türk askerlerinden on binden fazlası öldürüldü.
603 yılından beri Gök-Türk ülkesinde bulunan I-ch’eng Hatun da bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Oğlu T’ie-lo-shih esir edildi. Boy liderlerinin tamamı teslim oldu. Li Shih-chi, elli binden fazla Gök-Türk esiriyle geri döndü. Böylece Yin Dağları’ndan Gobi Çölü’ne kadar uzanan Doğu Gök-Türk toprakları T’ang hâkimiyetine geçti.
Doğu Gök-Türk beylerinin önemli bir kısmının Çin’e bağlanması üzerine T’ai-tsung, onları çeşitli görev ve unvanlarla Çin yönetimine dâhil etti. Daha önce Çin’e yerleşmiş olan A-shih-na Ssu-mo’ya askerî valilik ve general rütbesi verildi. T’u-li Kağan ise Pei-p’ing prensi unvanını aldı ve kendisine bin ailelik bir gelir tahsis edildi.
Çin’e bağlanan Gök-Türk beyleri, T’ai-tsung’a Tanrı Kağan unvanını vermeyi teklif ettiler. Çin imparatoru bu unvanı kabul etti ve bundan sonra kuzey halklarıyla ilgili fermanlarında bu unvanı kullanmaya başladı.
Bu dönemde Ssu-chie (İzgil) boyları da kırk bin kişilik nüfuslarıyla Çin’e bağlandı. Daha önce Shih-pi Kağan tarafından Işbara unvanı verilen Su-ni-shih, İl Kağan tarafından da kağan ilan edilmişti. İl Kağan yenilince onun yanına sığındı. İl Kağan aslında T’u-yü-hunlara kaçmak istiyordu; ancak Işbara onu Çin’e teslim etmeyi tercih etti.
İl Kağan bir süre sonra Işbara’nın yanından kaçmaya çalıştıysa da yakalandı. Çinli kumandan Chang Pao-hsiang’ın gerçekleştirdiği baskın sonucunda ele geçirildi ve T’ang başkenti Ch’ang-an’a gönderildi.
Mart ayında İl Kağan Ch’ang-an’a ulaştı. Aynı dönemde Işbara da kendi boyuyla birlikte Çin’e teslim oldu. Böylece Gobi Çölü’nün güneyindeki bütün bölgeler Çin hâkimiyetine girmiş oldu.
T’ai-tsung, İl Kağan’ı geçmişte T’ang Hanedanı’na karşı gerçekleştirdiği saldırılar sebebiyle azarladı. Ancak Wei Irmağı Antlaşması’na uyması ve daha sonra Çin’e saldırmaması sebebiyle onu ölüm cezasından affetti.
İl Kağan önce T’ai-p’u binasında ikamet ettirildi. Ancak büyük bir üzüntü içindeydi. Ailesi ve beraberindekiler yas tutuyor, eski devletlerinin yıkılışına ağlıyorlardı. Çin imparatoru daha sonra onu Kuo eyaletine vali tayin etmek istedi; fakat İl Kağan bu görevi kabul etmedi. Sonunda Sol Muhafızları Generali unvanı verilerek kendisine avlanabileceği bir arazi tahsis edildi.
İl Kağan, yaşadığı büyük üzüntü sonucunda 634 yılında öldü. Kendi adamları tarafından defnedildi. Eski veziri Ulu Toygun (Hu-lu Ta-kuan), onun ölümünden duyduğu acıyla intihar ederek İl Kağan ile birlikte gömüldü.
Doğu Gök-Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra boşta kalan boyların önemli bir kısmı Ötüken’de hâkimiyet kuran Sir Tarduşların yanına sığındı. Bazı gruplar ise Batı Gök-Türk bölgelerine yöneldi. Bunun yanında yüz binden fazla Gök-Türk Çin’e sığındı.
Bu kadar büyük bir topluluğun nasıl yönetileceği T’ang sarayında tartışma konusu oldu. Sonunda T’ai-tsung, Gök-Türkleri doğuda You eyaletinden batıda Ling eyaletine kadar uzanan geniş bölgelere yerleştirmeye karar verdi.
T’u-li Kağan’ın eski hâkimiyet sahası Shun, You, Chang ve Hua olmak üzere dört bölgeye ayrıldı ve her biri için askerî garnizonlar kuruldu. İl Kağan’ın eski toprakları ise altı garnizon bölgesine ayrıldı. Bunların doğudaki üçü Ting-hsiang, batıdaki üçü ise Yün-chung adıyla yönetildi.
Böylece yaklaşık bir asır boyunca Orta Asya’nın en güçlü siyasî teşkilatlarından biri olan Doğu Gök-Türk Devleti, 630 yılında T’ang Hanedanı karşısında yıkılmış oldu. Ancak Gök-Türk siyasi geleneği tamamen sona ermedi; ilerleyen dönemde Türk boyları yeniden birleşerek II. Gök-Türk Devleti’ni kuracaklardı.
IX - BATI GÖK-TÜRK DEVLETİ
Gök-Türk Devleti’nin 552 yılında kurulmasından sonra Bumın Kağan, devletin batı kanadının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi. İstemi, Yabgu unvanıyla 576 yılına kadar Ötüken merkezine bağlı olarak Batı bölgelerini yönetti. Bu dönemde Batı kanadı bağımsız bir devlet olmayıp, merkezî Gök-Türk Devleti’nin batıdaki teşkilatı durumundaydı.
İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Tardu geçti. Tardu da başlangıçta doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sürdürdü. Ancak 581 yılında Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri, Gök-Türk Devleti’nin merkezî otoritesini zayıflattı.
Bu dönemde Çinli casus-elçi Ch’ang Sun-sheng’in faaliyetleri de Gök-Türk Devleti’nin iç yapısının bozulmasında etkili oldu. Ch’ang Sun-sheng, özellikle Işbara Kağan döneminde onun güvenini kazanarak Gök-Türk ülkesini yakından tanıma fırsatı buldu. Kağanla birlikte avlara katılarak ülkenin coğrafyası, boyların durumu ve askerî gücü hakkında bilgi topladı. Ayrıca hanedan üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları öğrenerek bunları Çin imparatoruna aktardı ve Gök-Türk Devleti’ne karşı izlenecek siyasetin belirlenmesinde etkili oldu.
Taspar Kağan’ın ölümüyle başlayan taht mücadeleleri sonucunda Işbara Kağan’ın iktidara gelişi ve devlet içindeki çekişmeler daha önce ele alınmıştır. Ancak bu iç karışıklıklara rağmen Gök-Türklerin Çin üzerindeki baskısı devam etti.
582 yılında Işbara Kağan, kendisini eski Chou Hanedanı ile akraba kabul ettiğini ve bu hanedanın Sui tarafından ortadan kaldırılmasını kabul etmediğini belirterek harekete geçti. Kendisine bağlı boyları Çin üzerine sefere çağırdı. Yeni kurulan Sui Hanedanı’nın imparatoru Wen, bu gelişme karşısında endişeye kapılarak Çin Seddi’nin onarımına başladı ve kuzey sınırlarına askerî birlikler gönderdi.
Bu sırada Ch’ang Sun-sheng, Çin imparatoruna Gök-Türklerle doğrudan savaşmak yerine siyasî bölme yöntemlerinin uygulanmasını tavsiye etti. Ona göre Gök-Türk Devleti içinde Işbara, Tardu, A-po ve Ch’u-lo-hou liderliğinde dört ayrı güç bulunuyordu. Bu gruplar kendi aralarında mücadele etmelerine rağmen Çin’e karşı ortak hareket etmekteydi.
Ch’ang Sun-sheng, Çin için en uygun kişinin Tardu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Tardu doğuda bulunan diğer liderlere göre daha uzak bir bölgede bulunuyor ve güçlü askerî imkânlara sahipti. Öncelikle Tardu ile ilişki kurulmalı, ardından A-po, Ch’u-lo-hou ve Moğol boylarıyla temas sağlanmalıydı.
Sui imparatoru Wen, bu planı kabul ederek Tardu’nun yanına gizlice bir elçi gönderdi. Elçi Yüan Hui, hükümdarlık sembollerinden biri olan kurt başlı sancak ile Tardu’nun yanına ulaştı. Gök-Türk geleneğinde kurt başlı sancak, kağanlık hâkimiyetinin işaretlerinden biriydi. Bu hediyeyi alan Tardu, doğudaki kağanlık merkezine bağlılığını sona erdirerek bağımsız hareket etmeye başladı.
Böylece Batı Gök-Türk Devleti siyasî olarak bağımsız bir yapı hâline geldi. Tardu’nun Çin tarafından tanınmasının ardından Çin sarayında onun elçisine büyük saygı gösterildi. Hatta Işbara Kağan’ın elçisinden daha üstün bir yere oturtularak Batı Gök-Türk Devleti’ne verilen önem vurgulandı.
Tardu’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sonra 582 yılında Işbara Kağan’ın Çin üzerine düzenlediği büyük sefere Batı Gök-Türk kuvvetleri tam anlamıyla katılmadı. Tardu, askerlerini geri çekti. Bu sefer, Doğu ve Batı Gök-Türk kanatlarının tamamen ayrılmasından önceki son ortak askerî faaliyetlerden biri oldu.
A-po olayları ve doğu kanadındaki iç mücadeleler nedeniyle Tardu ile Işbara arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Bundan sonra Tardu, Sui Hanedanı ile daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.
1 - Tardu’nun Batı Dünyasıyla Münasebetleri
Batı Gök-Türk Devleti bağımsızlığını kazandıktan sonra yalnızca doğu yönünde değil, batısındaki büyük devletlerle de mücadele etti ve genişleme siyaseti izledi.
Daha önce 576 yılında Gök-Türk kuvvetleri Kerç (Bosporos) Kalesi’ni ele geçirmişti. Bunun ardından yaklaşık beş yıl sonra Bizans hâkimiyetindeki Hersonesos önlerine kadar ulaştılar. Aynı dönemde başka bir Gök-Türk ordusu Derbend’i kuşattı.
Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin büyük bölümü Tardu’nun hâkimiyetini kabul etti. Kao-ch’ang bölgesinde yaşanan gelişmeler sonucunda bölge üzerindeki Gök-Türk etkisi arttı. Kao-ch’ang kralı Po-ya döneminde Gök-Türk geleneklerine uygun olarak hanedan içi evlilik uygulamalarından biri olan levirat geleneği uygulanmış ve kral, Türk asıllı üvey annesiyle evlenmiştir.
Kao-ch’ang daha sonra Töles boylarının etkisi altında kaldı. Bölgedeki Soğd tüccarları, ticaret yollarını kullanırken Töleslere vergi ödemek zorunda kalıyorlardı. Kao-ch’ang kralı bir dönem Çin kültürünü benimsemek istemiş ancak Töleslerin tepkisinden çekindiği için bunu gerçekleştirememiştir.
Semerkand (K’ang-kuo) kralı da Tardu’nun kızıyla evlenerek onun hâkimiyetini kabul etti. Kaşgar (Su-lê) bölgesi ise her yıl tarım ürünleri ve değerli madenlerden oluşan vergiler gönderiyordu. I-ta bölgesine ise Gök-Türkler tarafından yönetici tayin edilmişti.
Batı Gök-Türk hâkimiyeti Soğd bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Sasanî Devleti üzerine de askerî seferler düzenlendi. 588-589 yıllarında Gök-Türk orduları Baktriya ve Toharistan bölgelerine girdiler ve Herat çevresine kadar ulaştılar.
Bu dönemde İran’da Sasanî tahtında bulunan Hürmüz, İstemi Yabgu’nun kızı Fâkım’dan doğduğu için Türk kökeniyle anılıyordu. Oğlu Hüsrev Perviz döneminde de Batı Gök-Türk askerleri İran’daki taht mücadelelerine müdahil oldular. Özellikle Hüsrev Perviz ile Behram Çupin arasındaki mücadelelerde Türk askerleri önemli rol oynadı.
Behram Çupin daha sonra yenilerek Tardu Kağan’a sığındı. Aynı dönemde Toharistan, Kunduz ve Belh gibi bölgeler de Batı Gök-Türk hâkimiyetine girdi. Tardu, bu bölgelere oğlu olan bir teginini yönetici olarak gönderdi.
Tardu’nun etkisi batıda Bizans’a kadar ulaştı. 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektupta kendisini “yedi kavmin hâkimi ve yedi iklimin efendisi” olarak tanımladı. Bu ifade, Batı Gök-Türk Devleti’nin VI. yüzyıl sonundaki geniş siyasî etkisini göstermektedir.
Ancak Tardu’nun gücü yalnızca batı bölgelerinde değil, Gök-Türk dünyasının tamamında hâkimiyet kurma arzusuna da yöneldi. 599 yılından sonra Doğu Gök-Türk Devleti’nin iç meselelerine müdahale etti. Tou-lan Kağan ile iş birliği yaptı ve onun ölümünden sonra kendisini bütün Gök-Türklerin kağanı ilan etti.
Fakat Tardu da Çin’in uyguladığı siyasî mücadelelerden kurtulamadı. Töles boylarının isyanları sonucunda ordusu dağıldı. Bunun üzerine T’u-yü-hunlara sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Tardu’nun siyasî sonu yaklaşık olarak 603 yılı kabul edilmektedir.
Tardu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti varlığını sürdürmeye devam etmiş, ancak zamanla yeni hanedan mücadeleleri ve iç bölünmeler yaşamıştır. Daha sonraki dönemde Batı Gök-Türk tarihinin gelişimi, özellikle Şe-kui ve Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güçlenme sürecine girecektir.
2 - Ch'u-lo Kağan Dönemi (Kül Tardu Şad ve Ta-nai Tegin)
Tardu Kağan’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde ortaya çıkan iktidar boşluğunu, onun soyundan gelen Ch'u-lo Kağan doldurmaya çalıştı. Kaynaklarda Ch'u-lo’nun, Tardu’nun oğlu Tu-lu’nun oğlu olduğu belirtilmektedir.
Batı Gök-Türk hanedanındaki gelişmelerin geçmişi Ni-li Kağan dönemine kadar uzanmaktadır. 587 yılında A-po’nun Baga Kağan tarafından ele geçirilmesinden sonra Altayların güneybatısındaki ona bağlı boyların ileri gelenleri, Ying-su Tegin’in oğlunu desteklediler. Bu kişi Ni-li Kağan unvanıyla hükümdar oldu ve Çinli bir prensesle evlendi. Bu evlilikten Ta-man Tegin dünyaya geldi. Ancak Ta-man’ın doğumundan sonra Ni-li Kağan öldü. Bunun üzerine Çinli prenses Hsiang-shih, Ni-li’nin kardeşi P'o-shih Tegin ile evlendi.
600 yılında P'o-shih Tegin ve Çinli eşi Sui başkenti Ch'ang-an’a giderek Hung-lu-ssu Tapınağı’nda yaşamaya başladılar. Bu sırada Tardu’nun Sui Hanedanı’na karşı tavır alması sebebiyle ülkelerine dönemediler.
A-po, Işbara Kağan tarafından yenilgiye uğratıldığında Tardu’ya sığınmış ve onun desteğini kazanmıştı. A-po’nun ortadan kaldırılmasından sonra ona bağlı beyler de Tardu’ya bağlılıklarını sürdürdüler. Bu dönemde Ni-li Kağan’ın da Çin karşıtı faaliyetlerde bulunan Tou-lan Kağan’ın eşi Çinli prenses Ch’ien-chin ile iş birliği yaptığı görülmektedir. Ancak Ni-li Kağan’ın faaliyetleri hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.
603 yılında Tardu’nun T'u-yü-hunlara sığınmasıyla oluşan siyasî boşluk sırasında Ni-li Kağan’ın oğlu Ta-man Tegin ortaya çıktı ve Ch'u-lo Kağan unvanıyla Batı Gök-Türk tahtına geçti.
Ch'u-lo Kağan belirli bir merkezde sürekli oturmak yerine geniş ülkesini hareket hâlindeki bir yönetim anlayışıyla idare etti. Hâkimiyet alanını daha etkin kontrol etmek amacıyla iki küçük kağanlık oluşturdu. Bunlardan biri Taşkent’in kuzeyinde bulunuyor ve Soğd şehirlerinin yönetimini üstleniyordu. Diğeri ise Kuça’nın kuzeyinde kurulmuş olup Ying-p’o adıyla anılıyordu.
Ancak geniş bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen Ch'u-lo Kağan başarılı bir yönetim sergileyemedi. Boyların önemli bir bölümü onun idaresinden memnun değildi ve zamanla isyan hareketleri başladı. Önceleri Töles boylarını mağlup eden Ch'u-lo Kağan, daha sonra onların üzerine ağır vergiler koydu. Ayrıca Sir Tarduş boyunun kendisine karşı hareket edeceğinden şüphelenerek bazı kabile reislerini toplantıya çağırıp öldürttü. Bu olay üzerine Sir Tarduşlar isyan etti.
Sir Tarduş lideri Ye-shih, Ch'u-lo Kağan’ı yenerek kendisini Küçük Kağan ilan etti. Bunun yanında Ch'i-pi boyunun lideri Baga (Mo-ho) Kağan da güç kazandı. Cesaretiyle tanınan Baga Kağan halkın desteğini kazandı ve kısa sürede Hami, Kao-ch'ang (Koço) ve Karaşar gibi şehir devletleri onun hâkimiyetini kabul etti.
Ch'u-lo Kağan’ın güç kaybettiği sırada Sui Hanedanı’nın batı siyasetiyle ilgilenen önemli devlet adamı P'ei Chü Tun-huang’da bulunuyordu. Ch'u-lo’nun ülkesinde karışıklık çıktığını ve annesinin Çin kökenli olduğunu öğrenen P'ei Chü, Çin imparatoruna onu yeniden kendi tarafına çekme teklifinde bulundu.
Bunun üzerine Çin elçisi Ts'ui Chün-su, Ch'u-lo Kağan’a gönderildi. Elçi, Gök-Türklerin eskiden tek bir devlet olduğunu ancak iç mücadeleler sonucunda ikiye ayrıldığını, Doğu Gök-Türk hükümdarı Ch'i-min Kağan’ın Çin desteği sayesinde güç kazandığını ve Ch'u-lo’nun annesinin de Çin’de bulunduğunu söyledi. Ayrıca Çin’e karşı direnmeye devam ettiği takdirde öldürülebileceğini belirtti.
Bu sözlerden etkilenen Ch'u-lo Kağan, Çin imparatorunun mektubunu kabul etti. Elçi ayrıca Ch'u-lo’nun T'u-yü-hunlara karşı harekete geçmesi hâlinde Çin ile dostluk kurulacağını bildirdi. Ancak Ch'u-lo, Bagatur Şad’ın annesinin T'u-yü-hun kökenli olması sebebiyle bu sefere katılmak istemiyordu. Buna rağmen Çin ile ilişkilerini düzeltmek amacıyla elçiye hediyeler gönderdi.
611 yılında Sui İmparatoru Yang, T'u-yü-hunlara karşı düzenlenecek sefere Ch'u-lo Kağan’ın katılmasını istedi. Wei Chieh adlı elçi aracılığıyla ona haber gönderildi. Ch'u-lo sefere katılmak istese de devlet adamlarının karşı çıkması üzerine bu isteğini gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Çin, yeni bir müttefik aramaya başladı.
Bu sırada Tardu’nun torunu ve Tu-lu’nun oğlu olan Şe-kui (She-kui), batı bölgelerinde şad olarak görev yapıyordu. Ch'u-lo’nun zayıflamasından yararlanarak kendi kağanlığını ilan etti ve geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. Çin ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi.
Başlangıçta Şe-kui’nin teklifine sıcak bakmayan Sui yönetimi, Ch'u-lo’nun Çin politikasını bozması üzerine P'ei Chü’nün tavsiyesiyle onunla ilişki kurdu. P'ei Chü’nün planına göre Batı Gök-Türk Devleti iki ayrı kağanlık hâlinde tutulacak, böylece güçleri bölünecek ve Çin’in etkisi artacaktı.
Çin imparatoru Şe-kui’ye destek vererek Ch'u-lo’ya karşı harekete geçmesini istedi. Şe-kui ani bir saldırıyla Ch'u-lo Kağan’ı ağır yenilgiye uğrattı. Ch'u-lo, ailesini geride bırakarak birkaç bin süvariyle kaçtı ve Kao-ch'ang bölgesindeki Shih-lo-man Dağı’na sığındı.
Kao-ch'ang hükümdarı Ch'ü Po-ya bu durumu Çin imparatoruna bildirdi. Çin yönetimi Ch'u-lo’yu öldürmek yerine kendi hizmetine almak istedi. Bu amaçla annesi Hsiang-shih ve P'ei Chü onun yanına gönderildi. Annesinin ikna etmesi üzerine Ch'u-lo Kağan Çin’e gitmeyi kabul etti.
612 yılının başında Çin sarayına gelen Ch'u-lo Kağan’a büyük tören düzenlendi. İmparator Yang ona büyük ilgi gösterdi; ziyafetler verildi ve çeşitli değerli hediyeler sunuldu. Ch'u-lo da Çin imparatoruna bağlılığını göstermek amacıyla geleneksel şekilde saygı gösterisinde bulundu.
Bundan kısa süre sonra Ch'u-lo ile birlikte Çin’e gelen topluluklar üç gruba ayrıldı. Savaşamayacak durumdaki on binden fazla kişi Hui-ning’de Ch'u-lo’nun kardeşi Kül Tardu Şad yönetiminde yerleştirildi. Diğer bir grup Ta-nai Tegin idaresine verilerek Lu-p'ing bölgesine yerleştirildi. Ch'u-lo Kağan ise beş yüz süvariyle Çin imparatorunun askerî faaliyetlerine katılmakla görevlendirildi.
613 yılında Kore seferlerindeki başarıları sebebiyle Ch'u-lo’ya Ho-sa-na Kağan unvanı verildi. Çin’deki isyanların bastırılmasında görev aldı. Aynı dönemde kardeşi Kül Tardu Şad da T'u-yü-hunlar üzerine sefer düzenleyerek elde ettiği ganimetleri Çin imparatoruna sundu.
Ancak kısa süre sonra Sui Hanedanı ülke çapındaki isyanlarla zayıfladı ve yıkıldı. Çin’de ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanan birçok yerel lider bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu ortamda Kül Tardu Şad, Hui-ning bölgesinde Kül Kağan unvanıyla bağımsızlığını ilan etti.
Kül Kağan daha sonra Çin’de iktidara gelen Tang Hanedanı ile ilişki kurdu ve imparatora bağlandı. Kendisine Kui-i Wang (Sadık Prens) unvanı verildi. Ancak bağımsızlığını uzun süre sürdüremedi ve Çinli isyancı güçler tarafından ortadan kaldırıldı.
Ch'u-lo ile birlikte Çin’e gelen diğer önemli Batı Gök-Türk ileri gelenlerinden biri de Ta-nai Tegin idi. Ta-nai Tegin, Sui Hanedanı dönemindeki Kore savaşlarında gösterdiği başarılarla tanınmıştı. Çin’de kendisine bağlı boylarla birlikte Lu-kung bölgesine yerleştirildi.
Tang Hanedanı’nın kuruluş sürecinde Ta-nai Tegin önemli bir rol oynadı. Sui generali Sang Ming-ho’nun Tang kuvvetlerine saldırdığı sırada ordunun büyük bölümü dağıldı. Ancak Ta-nai Tegin birkaç yüz süvariyle direnerek Sui ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Bu başarı, Tang isyan kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını sağladı.
Tang Hanedanı kurulduktan sonra Ta-nai Tegin’e büyük ödüller verildi. Kendisine ipek kumaşlar, yeni bir soyadı ve çeşitli unvanlar sunuldu. Daha sonraki yıllarda askerî görevlerde bulunan Ta-nai Tegin, 629 yılında sağ muhafızlar generalliğine, ardından Feng eyaleti askerî valiliğine getirildi. Kendisine ayrıca üç bin ailelik bir timar verildi. 638 yılında ölümünden sonra da devlet hizmetleri sebebiyle yeni unvanlarla onurlandırıldı.
Batı Gök-Türk Devletinin Yeniden Güçlenmesi ve Yıkılışı (Şe-kui ve Tong Yabgu Dönemleri)
Ch'u-lo Kağan’ın 611 yılında Çin’e giderek Sui İmparatoru Yang’ın hâkimiyetini kabul etmesinden sonra Batı Gök-Türk Devleti’nde yeniden iktidar değişikliği yaşandı. Bu dönemde yönetim Tardu’nun soyundan gelen Şe-kui (She-kui) Kağan’a geçti.
Tardu’nun torunu Na-tou-lu’nun oğlu olan Şe-kui, siyasi otoritenin zayıfladığı bir dönemde dağılmış olan Batı Gök-Türk boylarını yeniden bir araya getirdi. Kaynaklara göre başsız kalan topluluklar onu kağan olarak seçti. Şe-kui, merkezini Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan bölgesine taşıdı.
Şe-kui döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyet sahası yeniden genişledi. Doğuda Altay Dağları Doğu Gök-Türkleriyle sınır oluştururken, Tun-huang’ın batısındaki Yeşim Kapısı Geçidi’nin dışında kalan Doğu Türkistan bölgesi onun yönetimine girdi. Batıda ise hâkimiyet alanı Hazar Denizi’ne kadar ulaştı.
Şe-kui, Doğu Gök-Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset izledi. Ancak dönemi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ölümünden sonra yerine küçük kardeşi Tong Yabgu Kağan geçti.
Tong Yabgu Kağan, Batı Gök-Türk Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Cesareti, zekâsı ve özellikle askerî yetenekleriyle öne çıkan Tong Yabgu’nun ilk faaliyetlerinden biri kuzey bölgelerinde yaşayan Töles boylarını kendisine bağlamak oldu.
Onun döneminde Batı Gök-Türk Devleti batıda önemli bir siyasi güç hâline geldi. İran (Po-ssu) bölgesindeki devletlerle rekabet edecek seviyeye ulaştı. Güneyde hâkimiyet alanını Kaşmir’e kadar genişletti. Başkenti Kuça’nın kuzeyindeki San-mi-shan’dan Taşkent’in kuzeyindeki Bin-pınar (Ch'ien-ch'üan) bölgesine taşıdı.
Tong Yabgu, Batı Türkistan’daki Soğd şehir devletlerinin tamamına yakınını hâkimiyeti altına aldı. Bu şehirler birer ilteber tarafından yönetilirken, vergiler tudunlar aracılığıyla toplanıyordu. Böylece bölgedeki ekonomik kaynaklar doğrudan Batı Gök-Türk yönetiminin kontrolüne girdi.
620 yılında Çin’e elçi gönderen Tong Yabgu, hediyeler arasında balık yumurtası da sundu. Bu dönemde Batı Gök-Türk Devleti ile Çin arasındaki ilişkiler geliştirilmek isteniyordu.
622 yılında Doğu Gök-Türk Kağanı İl Kağan’ın Tang Hanedanı üzerinde büyük baskı kurduğu sırada Tong Yabgu, kış mevsiminde güçlü bir orduyla ona karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bundan endişelenen İl Kağan elçi göndererek barış yaptı. Daha sonra Tong Yabgu, Tang İmparatorluğu ile evlilik yoluyla ittifak kurmak amacıyla Çin’e elçi gönderdi.
Tang İmparatoru Kao-tsu başlangıçta Batı Gök-Türklerinin uzak olması sebebiyle böyle bir ittifakın kendilerine büyük fayda sağlamayacağını düşündü. Ancak devlet adamlarından Feng Te-i, İl Kağan’a karşı mücadelede uzak bir güçle iş birliği yapmanın gerekli olduğunu, Çin güçlendikten sonra Batı Gök-Türkleri üzerinde etkili olabileceklerini belirterek imparatoru ikna etti.
Bunun üzerine Tao Li adlı elçi Tong Yabgu’nun yanına gönderildi. Ancak İl Kağan’ın Çin’e yönelik saldırıları sebebiyle yollar güvenli değildi ve evlilik ittifakı gerçekleşemedi. 627 yılında Tong Yabgu’nun elçisi olarak Chen-shu-t’ung, Çin sarayına geldi. Elçi beraberinde on bin altın kemer, altın eşyalar ve binlerce at getirdi.
Tong Yabgu’nun gücü artmasına rağmen ülkesinde bazı karışıklıklar da ortaya çıktı. Karluk boylarının önemli bir kısmı isyan etti. Bunun yanında İl Kağan, Batı Gök-Türk Kağanı’nın Çin ile yakınlaşmasını engellemek amacıyla onu tehdit etti. İl Kağan, Çin prensesiyle evlenmesi hâlinde gelinin kendi topraklarından geçeceğini ve onu ele geçireceğini bildirdi. Bu tehdit üzerine Tong Yabgu’nun Çin ile evlilik ittifakı kurma girişimi sonuçsuz kaldı.
Ülkesindeki iç sorunların büyümesi üzerine Tong Yabgu 630 yılında amcası Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur, Houch'u-li-pi Kağan unvanıyla tahta çıktı. Tong Yabgu’nun ölümünden büyük üzüntü duyan Çin İmparatoru T’ai-tsung, onun cenaze töreninde yakılmak üzere değerli ipekli elbiseler ve mücevherler gönderdi.
Tong Yabgu’nun ölümünden sonra Batı Gök-Türk Devleti yeniden siyasi karışıklık içine girdi ve eski gücünü tekrar kazanamadı. Hanedan mensubu beyler kendi bölgelerinde Tang Hanedanı’na bağlı şekilde varlıklarını sürdürdüler.
Tong Yabgu döneminde Batı dünyasıyla ilişkiler de önemli bir seviyeye ulaşmıştı. 619 yılında Batı Gök-Türk kuvvetleri onun yönetiminde Sasanîlere karşı harekâtta bulunarak Rey ve Isfahan şehirlerini ele geçirdi. Bu sırada oğlu olan bir şad, Bâdgis bölgesine gönderildi.
623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile Hazarlar ve Batı Gök-Türkleri, Sasanîlere karşı ortak hareket ederek ağır bir yenilgi verdiler. Gök-Türklerin Sasanî hükümdarı Hüsrev Perviz’e karşı kazandığı başarılar, bölgedeki güç dengelerini etkiledi ve daha sonra Sasanî Devleti’nin zayıflamasında rol oynadı.
Ünlü Budist rahip Hsüan-tsang, 629 yılının sonu veya 630 yılının başında Tong Yabgu Kağan’ı ziyaret etti. Tokmak’taki kağan otağında kabul edilen Hsüan-tsang, bu ziyaret sayesinde Gök-Türklerin yaşayışı ve devlet teşkilatı hakkında önemli bilgiler aktardı. Tong Yabgu daha önce 626 yılında Hintli Budist rahip Prebhakaramitra’yı da kabul etmişti.
Tong Yabgu döneminde Batı Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’nın geniş bölgelerine yayılmış, devlet siyasî ve askerî bakımdan zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak onun ölümünden sonra başlayan taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar, Batı Gök-Türk Devleti’nin giderek zayıflamasına yol açtı.
I. GÖKTÜRK DEVLETİ'NİN SONA ERMESİ
630 yılında İl Kağan'ın Çin kuvvetlerine esir düşmesiyle Doğu Gök-Türk Devleti fiilen ortadan kalktı. Böylece 552 yılında Bumın Kağan tarafından kurulan Gök-Türk Kağanlığı'nın doğu kanadındaki siyasî hâkimiyet sona ermiş oldu. İl Kağan'ın yakalanmasının ardından Gök-Türk boylarının önemli bir kısmı Çin hâkimiyetini kabul ederken, bazı topluluklar Sir Tarduşların idaresine sığındı, bazıları ise Batı Gök-Türk ülkesine yöneldi. Yüz bini aşkın Gök-Türk nüfusu da Çin topraklarına yerleştirildi.
Çin yönetimi, ele geçirdiği Gök-Türk topraklarını askerî idare bölgelerine ayırarak doğrudan T'ang hâkimiyetine bağladı. Gök-Türk ileri gelenlerinin bir kısmına Çin unvanları verilerek imparatorluk hizmetine alındı. Çin İmparatoru T'ai-tsung ise kuzey bozkırlarının hâkimi olduğunu göstermek amacıyla Tanrı Kağan unvanını kullanmaya başladı.
İl Kağan, Ch'ang-an'da gözetim altında yaşamaya devam etti. Kendisine çeşitli idarî görevler ve unvanlar verilmesine rağmen eski devletinin yıkılışını kabullenemedi. Büyük bir üzüntü içinde geçirdiği son yılların ardından 634 yılında hayatını kaybetti ve Türk geleneklerine uygun şekilde defnedildi. Onun ölümü, Doğu Gök-Türk hanedanının siyasî bakımdan tamamen sona erişinin sembolü kabul edilmektedir.
Batı Gök-Türk Devleti ise bu tarihten sonra da varlığını bir süre daha sürdürdü. Şe-kui ve özellikle Tong Yabgu Kağan dönemlerinde yeniden güç kazansa da iç mücadeleler ve hanedan çekişmeleri nedeniyle eski birliğini koruyamadı. VII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı Gök-Türk Devleti de Çin müdahaleleri ve iç karışıklıkların etkisiyle siyasî bütünlüğünü kaybetti.
Bu gelişmelerin ardından Türk tarihinin yaklaşık yarım asırlık dönemi, Göktürk Fetret Devri (630–681) olarak adlandırılır. Bu süreçte Göktürk hanedanı tamamen ortadan kalkmamış, çeşitli hanedan mensupları ve Türk boyları Çin hâkimiyeti altında veya bozkırın farklı bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. Nihayet 682 yılında Kutluk Kağan'ın önderliğinde başlayan bağımsızlık hareketi başarıya ulaşmış ve II. Gök-Türk Kağanlığı kurulmuştur. Bu devlet, Göktürk siyasî geleneğini yeniden canlandırarak bozkırdaki Türk hâkimiyetini ikinci kez tesis etmiştir.
Kaynaklar
Göktürk Kağanlığı'nın siyasî tarihi büyük ölçüde Çin tarih yazıcılığına ait resmî yıllıklar ve tarihî ansiklopediler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu eserler yalnızca devletin siyasî gelişmelerini değil, hükümdarların faaliyetlerini, Çin ile kurulan ilişkileri ve bozkırdaki güç mücadelelerini de ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Kaynakların kapsamı ve içerdiği bilgi yoğunluğu birbirinden farklı olduğundan, Göktürk tarihinin sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi için bu eserlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Göktürklerle ilgili ilk kapsamlı kayıtlar Chou Shu'da yer alır. Eserde Göktürklerin menşeine dair rivayetlerin yanı sıra Bumin Kağan'ın iktidara yükselişi ve Çin ile kurulan ilk siyasî ilişkiler anlatılmaktadır. Bunun yanında imparator yıllıkları ve devlet adamlarının biyografileri, Göktürk tarihini aydınlatan çok sayıda ek bilgi ihtiva etmektedir.
Pei Ch'i Shu, müstakil bir Göktürk bölümüne sahip olmamakla birlikte, imparator yıllıkları ve biyografiler içerisinde Göktürklerle ilgili çeşitli kayıtlar barındırır. Aynı dönemi kapsayan diğer kaynakların tamamlayıcısı niteliğindedir.
Göktürk tarihi bakımından en önemli eserlerden biri Sui Shu'dur. Hem Doğu hem de Batı Göktürklerine ayrılmış özel bölümleri bulunan bu yıllık, önceki kaynaklara göre daha fazla belge içerir. İmparator yıllıkları ve biyografiler de Göktürklerle ilgili zengin bilgiler sunmaktadır.
Pei Shih, Kuzey hanedanlarının tarihini ele almakla birlikte Göktürklere ayrılmış özel bir bölüm de içerir. Bu bölümün içeriği büyük ölçüde Chou Shu ve Sui Shu ile benzerlik gösterse de, bazı farklı kayıtlar ve biyografiler sayesinde araştırmalar açısından ayrı bir değer taşımaktadır.
Göktürk kültür tarihi bakımından en kapsamlı eserlerden biri T'ung Tien'dir. Göktürkler ve Batı Göktürkleri için müstakil bölümler ayıran bu tarihî ansiklopedi, özellikle unvanlar ve idarî yapı konusunda diğer kaynaklarda bulunmayan ayrıntılar ihtiva eder. Ayrıca Tang dönemi kaynaklarından daha önce kaleme alınmış olması sebebiyle, sonraki birçok Çin ansiklopedisine temel teşkil etmiştir.
Tang Hanedanlığı dönemine ait başlıca kaynaklar olan Chiu T'ang Shu ile Hsin T'ang Shu, özellikle Doğu ve Batı Göktürklerinin sonraki dönemleri hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bu eserler bazı ortak kayıtlar taşımakla birlikte, her biri diğerinde bulunmayan farklı bilgiler de içerdiğinden birlikte değerlendirilmeleri önem taşır.
Belge bakımından en hacimli eserlerden biri Ts'e-fu Yüan-kui'dir. Çeşitli hanedanlara ait belgeleri konu başlıklarına göre bir araya getiren bu ansiklopedi, Göktürklerle ilgili çok sayıda resmî vesikayı muhafaza etmiştir.
Çin tarihçiliğinin en önemli kronolojik eserlerinden biri kabul edilen Tsu-chih T'ung-chien, çok sayıda eski kaynağı bir araya getirerek olayları kronolojik sırayla aktarmaktadır. Diğer yıllıklarda yer almayan birçok belgeyi koruması bakımından Göktürk tarihinin araştırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Bunların yanında T'ung Chih ve Wen-hsien T'ung-k'ao gibi daha geç dönem eserleri de Göktürklerle ilgili kayıtlar ihtiva etmektedir. Özellikle önceki tarihî ansiklopedilerden yararlanılarak hazırlanan bu eserler, mevcut bilgilerin karşılaştırılması ve doğrulanması açısından yardımcı kaynak niteliğindedir.